Ana Sayfa Blog Sayfa 3545

GÜNDER, “Ülkemizin geleceği güneşe dönüş seferberliğindedir”

GÜNDER (Uluslararası Güneş Enerjisi Topluluğu Türkiye Bölümü) Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Kemal Gani Bayraktar, Paris’te gerçekleştirilen Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 21. Taraflar Konferansı sonucunu değerlendirerek, Paris Anlaşması’nın fosil yakıt dönemini sona erdirerek temiz enerji teknolojilerine geçişi işaret ettiğini söyledi.

19

İklim değişikliğiyle mücadelede bir milat olarak kabul edilen anlaşmanın 21. yüzyılın ikinci yarısında net salımların sıfırlanması anlamına geldiğini belirten Bayraktar, “Bu duruma göre, fosil yakıtlarda başta kömür olmak üzere son başladı ve enerji yatırımlarında kazananın yenilenebilir enerji kaynakları oldu. Uluslararası süreci takiben Türkiye, güneş enerjisi alanındaki yatırımlarını hızla artırarak “güneşe dönüş” seferberliği ilan etmelidir” dedi.

Bayraktar, Paris Anlaşması’nın fosil yakıt dönemini sona erdirerek temiz enerji teknolojilerine geçişi işaret ettiğine değinerek, 195 ülkenin yer aldığı Paris Anlaşması’nın, iş dünyasına ve yatırımcılara fosil yakıt döneminin sonuna geldiğine dikkat çektiğini söyledi.

Karbon bütçesini 1,5 derece hedefiyle sınırlayan bu anlaşmanın Türkiye’nin enerji dönüşümünde temiz enerji teknolojilerinin önemini de ortaya koyduğunu belirten Bayraktar, “İklim değişikliğiyle mücadelede bir milat olarak kabul edilen anlaşma 21. yüzyılın ikinci yarısında net salımların sıfırlanması anlamına geliyor. Bu durum, fosil yakıtlarda başta kömür olmak üzere sonun başladığına ve enerji yatırımlarında kazananın yenilenebilir enerji kaynakları olduğuna işaret ediyor. Bu süreci takiben Türkiye, güneş enerjisi alanındaki yatırımları hızla artırarak “güneşe dönüş” seferberliği ilan etmelidir” dedi.

Enerji altyapısındaki köklü dönüşüme Paris’de ipuçları verilmeye başlandığını ifade eden GÜNDER Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Kemal Gani Bayraktar, Hindistan’ın ön ayak olduğu “Uluslararası Güneş Enerjisi İttifakı” ile 120 ülkenin, güneş enerjisi teknoloji ve finansman maliyetlerinin düşürülmesi ile 2030 yılına kadar güneş enerjisinin geniş ölçekli kullanımı için gereken 1 trilyon ABD Doları tutarındaki yatırım için uygun mekanizma ve mali araçların oluşturulmasını hedefleyen bir girişim başlattığını hatırlattı. Bayraktar, “Bunu, Afrika kıtasında 2030 yılında 300 GW yenilenebilir enerjiye dayalı elektrik kurulu gücü tesis edilmesini hedefleyen “Afrika Yenilenebilir Enerji Girişimi” izledi. Zirvenin ikinci haftasında, 2020 yılında güneş enerjisine ilişkin uluslararası ticaretteki tüm ticari engellerin kaldırılmasını hedefleyen Küresel Güneş Konseyi’nin (Global Solar Council) kurulduğuna dair açıklama yapıldı. Güneş enerjisi maliyetlerinin 2009’dan bu yana % 80 oranında azaldığına dikkat çeken konseyin kurucuları arasında Türkiye’den de GÜNDER yer alıyor” diye konuştu.

Türkiye’nin enerji geleceğinin güneşte olduğunu vurgulayan Bayraktar sözlerini şöyle sürdürdü: “Türkiye’deki güneş enerjisi sektörü, üzerine düşen görevin bilincindedir. Türkiye karbon salımlarını azaltmak ve düşük karbonlu ekonomiye geçmek için yeterli kaynağa sahiptir. Gerek uluslararası konjüktür, gerekse ülkemizdeki sanayici bu zorunlu dönüşümü gerçekleştirme sorumluluğunu yerine getirmeye hazır. Karar vericilerimizin de bu sorumluluk ve fırsata uygun olarak daha iddialı hedefler belirlemesi, sektörün gelişimini hızlandırıcı tedbirler alması gerekiyor. Ülkemizin geleceği güneştedir.”

 

(Yeşil Gazete)

CHP’li gençler, sokağa çıkma yasaklarına tepki gösterdi

CHP Maltepe Gençlik Kolları üyeleri, AKP’nin Bölge illerinde giriştiği katliam hazırlıklarına ilişkin partinin ilçe binası önünde basın açıklaması yaptı.

18

“Doğu’da güneş doğmadan Batı’da sabah olmaz” yazılı pankart açan gençler, yaptıkları açıklamada, 2015 yılında Türkiye’nin bir tarafında darbe uygulamalarının sürdüğünü belirterek, “Sokağa çıkma yasağı ilan etmek nedir? Zor şartlarda eğitim gören ülkenin geleceği olan çocukların öğretmenlerini çekmek nedir?” diye sordu.

AKP – IŞİD işbirliğine dikkat çeken gençler, “Son birkaç ayda 550 insan hayatını kaybetti. Bizler Batı’daki bu sessizliği bozmak istiyoruz. Kürt illerinde özel harekat polislerinin karargah olarak kullandığı okulların gerçek sahipleri olan öğrencilere teslim edilmesini istiyoruz” dedi. Açıklama, “Faşizme karşı omuz omuza” ve “Anaların öfkesi katilleri boğacak” sloganlarıyla ona erdi.

 

(DİHA, Evrensel)

YSGP Bursa’dan ‘Yerinden Yönetim: Fatsa’dan Diyarbakır’a’ paneli

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (YSGP)Bursa İl Örgütü, Ördekli Kültür Merkezi’nde ‘Yerinden Yönetim: Fatsa’dan Diyarbakır’a konulu panel düzenledi.

YSGP Bursa Eş Sözcüsü Serdar Esen’in açılış konuşmasını yaptığı panele CHP PM üyesi Sena Kaleli, HDP 24. Dönem Milletvekili Demir Çelik ve Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi Eş Sözcüsü Naci Sönmez konuşmacı olarak katıldı. Panelin kolaylaştırıcılığını ise Mimar F. Özen Çerençe üstlendi.

16

CHP PM Üyesi Sena Kaleli, ‘’Merkeziyetçi yönetim anlayışının yerel yönetimlerin, yerinden ve öz yönetime dönüşmeyişi ve iktidar mücadelesi sonuçlarıyla Türkiye’nin bugün yönetilemez hale gelişidir. Herkesin birbirine yaşam hakkını tanıdığı anlayışın şehirler arasında yerleşiminin sağlanması gerekir. Sadece piyasa güçleriyle, kentsel dönüşümün sosyal, bilimsel yanını hiç dikkate alınmadan yapılması sonucunda maalesef Türkiye standartlaşmış şehirlerden oluşan, kimliğini kaybetmiş şehirler oluşmaya başlamıştır.”’ dedi.

Kaleli’den sonra söz alan ve bu ülke topraklarında 36 yıl önce ciddi bir deney yaratıldığını söyleye Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi Eş Sözcüsü Naci Sönmez, “Adaletsizliğin ve eşitsizliğin hüküm sürdüğü dünyada ve Türkiye’de bir yandan da dünyadaki Sosyalist Blok’un tartışmalı bir duruma düştüğü ve adeta geriye dönüşlerin yaşandığı, kendini geliştiremediği süreçte solun da aklının karıştığı bir dönemde bir deney ortaya çıktı. Fatsa sadece kapitalizme karşı bir eleştiri kurmuyordu, aynı zamanda sosyalizm ve bir sol eleştirisiydi. Egemenleri korkutan en büyük gerçek buydu. Çözüm açıktır, savaşa karşı duran, barışı isteyen aynı zamanda halkın kendini yönetmesini ve özellikle kimlik sorunu yaşayan, yıllarca baskılara maruz kalmış halkların yürüttüğü mücadelenin kazanımlarının hakkının verilmesini savunarak ancak savaş karşıtı bir politika ortaya konulabilir. Bugün Kürt halkının yürüttüğü mücadelenin Türkiye’nin batısında vicdanlarda yer açmasını olanaklı hale getirecek bir yol açmamız gerekiyor” diye konuştu.

17

HDP 24. Dönem Milletvekili Demir Çelik ise yaptığı konuşmada “Öz yönetim özdür, halktır. Devletten de iktidardan da önce vardır. İnsanlık milyonlarca yıl iktidar ve devlet olmadan demokratik, ekolojik ve ekonomik olarak kendini yönetmiştir. Rojova’da Kürtlerin ve diğer halkların kendini yönetiyor olması eşit, adalet ve özgürlük umutlarının yeşerdiği bir bölge olmasından dolayı engellenmek, karalanmak isteniyor. Demokratik özerklik bir parçalama projesi değildir, yeni bir hiyerarşik yapılanmanın bize bir faydası olmayacağını biliyoruz. 36 etnik 3 semavi dinin ve farklı inançların olduğu bu toplumda herkesi Türk ve İslam görme ısrarı yüz yıldır bize katliam ve soykırım getirdi. Devlet bana hizmet için vardır, eğer etmiyor, yok sayıyor inkar ediyorsa mücadelenin direniş araçlarıyla kendimi, kentimi, dilimi, dinimi korumak meşrudur.” şeklinde konuştu.

 

Haber: Serdar Esen

(Yeşil Gazete)

 

Giderek düşmanlaşan bir iklimde çevre gazeteciliği – Pelin Cengiz

sınır tanımayan gazetecilerBu yılın mart ayında İngiliz Guardian gazetesi, şirketlere, kurumlara, vakıflara, üniversitelere, dinî kuruluşlara, yatırım yaptıkları fosil yakıt şirketlerindeki hisselerini geri çekme talebiyle bir kampanya başlattı. Gazetenin, Keep it in the ground (Toprak altında kalsın) sloganıyla başlattığı kampanya, küresel ısınmayla mücadele için fosil yakıt rezervlerinin kullanımının durdurulmasını da içeriyordu.

Konuyla ilgili olarak o tarihlerde Halk Yararına Gazetecilik Budur başlığı ile yine P24 için (http://platform24.org/sehir-cevre/805/halk-yararina-gazetecilik-budur) ayrıntılı bir yazı yazmıştım. Guardian’ın kampanyası süreç içinde çok başarılı oldu, pek çok kuruluş fosil yakıt şirketlerindeki yatırımlarını geri çekti, 43 ülkeden 400’den fazla kuruluş 2,6 trilyon dolar değerindeki yatırımlarını sona erdirdi. Geçtiğimiz aylarda Guardian, kampanyanın ikinci fazını başlatarak, kampanyayı fosil yakıt şirketlerindeki yatırımları geri çekmekten, geri çekilmiş yatırımların özellikle güneş enerjisine yönlendirilmesine dönüştürdü.

Söz konusu kampanya geçtiğimiz günlerde British Journalism Awards’da yılın kampanyası ödülüne layık görüldü. Ödülün, “uluslararası ölçekte zor bir konuda yapılan kampanyanın, dünyada yüksek şekilde yankılandığı ve somut sonuçlara ulaştığı için” verildiği açıklandı.

Çevre gazetecisine nadiren ödül var

Ancak, dünyanın pek çok yerinde çevre gazetecileri, Guardian’ın muazzam başarıya sahip kampanyasını yürüten gazetecileri kadar şanslı değil. Çevre konularında haber yapmak, hiçbir zaman, bugün olduğu kadar zor olmamıştı. Geçen ay Reporters Without Borders (Sınır Tanımayan Gazeteciler) tarafından açıklanan Hostile Climate for Environmental Journalists (Çevre Gazetecileri İçin Düşmanca İklim) başlıklı rapor durumun vahametini ortaya koydu.

Siyasi, ekonomik, kültürel ve hatta organize suç şebekelerinin çıkarlarının kesiştiği noktada, çevre meseleleri son derece hassas bir konu haline geliyor. Gezegendeki bozulmalara dair ışık tutacak olanların da başı genellikle ciddi şekilde belaya giriyor.

İnsanlık için, çevre meseleleri bu yüzyılın en büyük mücadele alanı. Reporters Without Borders, raporda çevreye karşı duyarlılık gösteren, doğaya karşı işlenen suçları araştıran gazetecilerin önemli riskler aldığını söylüyor. Rapor, özellikle
çevre gazetecilerine yönelik baskı, tehdit ve şiddetin her türlüsünün giderek çoğaldığı bir ortamın yükseldiğine işaret ediyor.

Reporters Without Borders, 2009 ve 2010 yıllarında pek çok ülkede çevre gazetecilerinin karşılaştığı ve giderek artan zorlukları anlatan raporlar yayınlamış. Bu son rapor ise, büyük risk alan bu gazetecilerin haklarına daha güçlü şekilde dikkat çekmeyi amaçlıyor.

“Dünyayı tehdit eden tehlikelerin, bu gazetecilerin titizlikle topladığı ve yayınladığı bilgilerle ortaya konmasına ihtiyaç var” diyen Reporters Without Borders Genel Sekreteri Christophe Deloire, sahada tek başına çalışan kadın ve erkek gazeteciler için 2015 yılında şiddetin en tepe noktaya ulaştığını söylüyor.

Beş yılda 10 gazeteci öldürüldü

2010’dan bu yana 10 çevre gazetecisi öldürüldü, son beş yılda bu cinayetlerin yüzde 90’ı Güney ve Güneydoğu Asya’da meydana geldi, Hindistan, Kamboçya, Filipinler ve Endonezya, bu cinayetlerde öne çıkan ülkeler olarak sıralandı. Rusya’da ise, Moskova’nın Khimki bölgesinde yerel bir gazetenin editörü olan Mikhail Beketov, ormanlık alana yapılacak otoban projesine karşı çıktığı için yediği dayak sonrası sakat kaldı, vücudunda oluşan sorunlara ancak beş yıl dayanabildi ve 2013’te öldü.

Yasadışı madencilik konularında araştırma yapan iki Hintli gazeteci, Jagendra Singh ve Sandeep Kothari, bu yılın haziran ayında 12 gün arayla yakılarak öldürüldü. 2012’den 2014’e kadar yasadışı ağaç kesimi ve yasadışı avlanma konularında haber yaptıkları için Kamboçya’da dört çevre gazetecisi katledildi. Vietnam’da ülkedeki yasadışı madencilik faaliyetlerini araştıran Nguyen Ngoc Quang’ın önce evi yakıldı, bir hafta sonra sokak ortasında 44 yerinden bıçaklandı.

Bu yılın bahar aylarında en az 10 Perulu gazeteciye ağır şiddet uygulandı, Özbek gazeteci Solidzhon Abdurakhmanov, Aral Gölü’ndeki ekolojik yıkımları ve bunların bölgedeki halk sağlığına etkilerini haber yaptığı için yedi yıldır cezaevinde.

Irak Savaşı’nı, Mısır Devrimi’ni ve Suriye’deki savaşı takip etmiş Mısırlı gazeteci Abeer Saady, kimya şirketlerinin zehirli atıklarını Nil Nehri’ne döktüğünü haber yapınca dövülmüş. Saady, çevre kirliliğiyle ilgili haber yapmanın, savaş muhabirliği yapmaktan kendisini daha çok zorladığını söylüyor ve aradaki farkı şöyle özetliyor: “Çünkü savaş muhabirleri, diğer gazetecilere göre, şiddetin nereden geleceğine karşı önceden çok iyi hazırlanmışlardır.”

Raporda, dünyanın farklı yerlerinden pek çok gazetecinin uğradığı şiddet ve baskılardan, kaçırılma olaylarından, tutuklanmalardan bahsediliyor. Hepsinin ortak yanı, yasadışı ağaç kesimleriyle, madencilik faaliyetleriyle, kirlilikle ilgili yaptıkları haberler.

Sansürün her çeşidi ve rüşvet teklifi

Bazı hükümetler de çevre sorunlarıyla ilgili ne zaman suçlansalar hemen sansüre başvuruyor. Çin, Ekvador, Kanada bunlardan bazıları…

Chai Jing’in, Çin’deki hava kirliliğinin halk sağlığına etkilerini konu alan belgeseli Under The Dome şubat ayında yayına girdiği ilk hafta 155 milyon kez görüntülendi. Filmin gördüğü ilgiyi Çin Hükümeti fark eder etmez, hemen tüm web sitelerinden ve sosyal medyadan kaldırttı. Bu olayın ardından, ağustos ayında Çin’in liman kenti Tianjin’de 100 kişinin ölümüyle sonuçlanan kimyasal patlama sonrası, Çin Komünist Partisi’nin emriyle gazeteler ve web siteleri, olayın kendisine değil de itfaiyecilerin ve kurtarma ekiplerinin kahramanlıklarını konu ediyordu.

Bu sessizlik duvarını Batılı gazeteciler aştı. Mağdurların bulunduğu hastanenin dışında olayı aktarırken CNN muhabiri Will Ripley, bir grup tarafından saldırıya uğradı. Yine CBS grubunun US TV muhabiri Seth Doane, polis zoruyla karşılaştı, kamerasına el konmak istendi.

Ekvator’da çok ağır cezalar öngören yasalar çıkarıldı ve gazetecilerin petrol arama faaliyetlerine ilişkin haber vermeleri engelledi. Özellikle de, dünyanın en fazla biyolojik çeşitliliğe sahip Yasuni National Park’ta yapılacak olan petrol aramalarına yönelik haberleri… Yasaya karşı çıkan gazeteciler, tahmin edeceğiniz üzere anında gözaltına alındı.

Çin ve Ekvator, sansürle ilgili mevzuatları kullanırken, Reporters Without Borders, bilgi edinme özgürlüğünü kısıtlayan diğer bazı yolların da tehlikeli olabileceğini belirtiyor. Örneğin Kanada. Canadian Journalists for Free Expression (Kanadalı Gazeteciler için İfade Özgürlüğü) adlı kuruluşun nisan ayındaki raporu, önemli bir konuya dikkat çekiyordu. O da, Kanada Hükümeti’nin bilim insanlarının, gazetecilere katran kumullarından elde edilen petrolün iklimsel ve çevresel zararlarını anlatmalarını engellemek için her türlü tacizi uyguladığı yönündeydi…

Çevreye en fazla zarar veren kimi şirketler de gazetecilere “yanaşarak” imajlarını düzeltmeye çalışıyor. Örneğin, Kongo Demokratik Cumhuriyeti’ndeki Vrunga National Park’ta petrol arayan İngiliz petrol şirketi Soco International’ın petrol aramayla ilgili çalışmalara sessiz kalmaları için gazetecilere rüşvet önermesi gibi… Ya da Kanadalı gazeteci Stephen Leahy’e Kanadalı maden şirketinin Meksika’daki gümüş madenindeki faaliyetlerinin suyu zehirlemesiyle ilgili inceleme yapmaması için rüşvet teklif etmesi gibi…

Gazeteci örgütlenmeleri artıyor

Bütün bu engellemelere karşın çevre gazetecileri de araziye çıktıklarında hem işbirliği yapmak için hem de kendilerini koruyabilmek için derneklerde bir araya geliyor. Bu tür derneklerin ilki 1990 yılında ABD’de çevre muhabirleri tarafından kuruldu. Society of Environmental Journalists (SEJ) adındaki bu derneğin temel hedefi, karmaşık çevre meseleleri hakkında haber yapan gazetecilere hayati konularda destek vermekti. SEJ, bugün dünyada benzerleri arasında arasında en büyük çevre gazetecileri örgütlenmesi.

Earth Journalism Network (EJN), 2004 yılında Güneydoğu Asya’da çevre gazetecileri arasında uluslararası bir network oluşturmak için James Fahn tarafından kurulmuş. 10 yılda 8000 üyeye ulaşan EJN, 4300 gazeteciye eğitim vermiş, bu eğitimlerin sonunda Güneydoğu Asya coğrafyasında 5000 civarında çevreyle ilgili haber yazılmış.

“İklimden daha büyük bir hikâye yok”

Çok uzun zaman boyunca çevre haberleri yapan gazetecilere, kimse pek önem vermiyordu, artık bu değişmeye başladı. Çevreyle ilgili haberler yapmak dünya tarihinde hiç bu kadar önemli olmamıştı. Olmamıştı çünkü, dünyadaki karbon emisyonlarının yüzde 80’inden fosil yakıt endüstrisi sorumlu, küresel iklim değişikliği 21. yüzyılın en büyük kamu sağlığı sorunu, iklim değişikliği kaynaklı olarak 20 milyon insan yer değiştirmek zorunda kaldı.

“Şu anda iklimden daha büyük bir hikâye yok” diyor Guardian’ın eski Genel Yayın Yönetmeni Alan Rusbridger… Guardian’ın Keep it in the ground kampanyası başladıktan sonra görevden ayrılan Rusbridger, üniversite, kilise, vakıf ve emeklilik fonlarının, fosil yakıt şirketlerinin hisselerine yaptığı yatırımları geri çekmesi olarak özetlenecek kampanyanın hedefinde 200 halka açık fosil yakıt şirketi olduğunu söylüyor. Kampanyanın, yıl boyunca büyük bir ivme kazandığını da söylemek de fayda var.

Çevre haberleri, yazı işleri toplantılarının hep en sonunda konuşulur, tartışılırdı. Şimdilerde ise gazete ve TV’lerin en öncelikli haberleri arasında geliyor. Dolayısıyla, çevre gazetecilerinin korunması, medya kuruluşları için bir an önce acil konular arasına alınmak zorunda…

Pelin Cengiz – p24.0rg

İşimiz gücümüz yaşamak diyenlerin festivali Çanakkale’de

Bu yıl “İşimiz gücümüz yaşamak” sloganıyla 1Mayıs’ta yola çıkan 10. Uluslararası İşçi Filmleri Festivali18-24 Aralık tarihleri arasında Çanakkale’ye uğruyor. Çanakkale Belediyesi, DİSK GENEL-İŞ, KESK, Çanakkale Tabip Odası, TMMOB IKK, Çanakkale Halkevi ve Pan Görsel Kültür Derneği tarafından düzenlenen festival boyunca, kentin dört bir yanında işçilerin, işsizlerin, kadınların, LGBTİ’lerin, köylülerin, direnenlerin, ezilenlerin, mültecilerin hikayeleri perdeye yansıyacak. Programdaki tüm gösterimler ve etkinlikler, Uluslararası İşçi Filmleri Festivali geleneğine uygun olarak halka açık, biletsiz ve ücretsiz.

Dina Etnik Ensemble’dan barış ezgileri

Çanakkale’de ikinci kez düzenlenen Festival, 18 Aralık Cuma saat 17.00’de, İskele Meydanı’nda, geleneksel festival yürüyüşü ile başlayacak. Yürüyüşün ardından saat 18.00’de festivalin açılış filmi Roya’nın Halk Bahçesi Düğün Salonu’nda gösterimi yapılacak. Farklı kültürleri müzikle yorumlayarak dil, din, ırk, cinsiyet farkı üzerinden ayrıştırılan ve öteki olarak adlandırılanlar arasındaki sınırları kaldırarak “Kadın’la Barış” için yedi kadın müzisyenin Çanakkale’de oluşturduğu Dina Etnik Ensemble müzik grubu, çok sesli barış ezgilerini bu kez işi gücü yaşamak olanların film festivalinde söyleyecek.

Festival boyunca paneller, yönetmenlerle söyleşiler

Festival, 19 Aralık 15.00’te Halk Bahçesi Düğün Salonu’nda ‘Suriye, Ortadoğu ve Mülteciler’ paneli ile devam edecek. Asfur filmi gösterimiyle başlayacak panele, sendika.org editörlerinden gazeteci Ali Ergin Demirhan, Hamiş Suriye Kültür Evi kurucularından antropolog Şenay Özden ve fotoğraf sanatçısı Sabiha Çimen konuşmacı olarak katılacak. Etkinlikte mültecilik meselesi ve dayanışma olanakları da tartışılacak. Program, bir diğer güncel konu olan sansür ile devam edecek. Kamerasını, 1977’de sansüre karşı direnen sinemacıların yürüyüşüne çeviren “Yollara Düştük” adlı belgesel, saat 19.00’da Yalı Hanı’nda gösterilecek. Gösterimin ardından filmin yönetmeni Deniz Yeşil, izleyicilerle sinemacıların sansüre bakışını konuşacak.

iff çanakkale

                                                          (İFF Çanakkale Ekibi)

Etkinlikler 20 Aralık Pazar günü saat 15.00’te Kepez Düğün Salonu’ndaki ‘Yönetmen Olmak ve Film Sektörü’ başlıklı panelle devam edecek. Konuya ilgi duyanlar için bir forum niteliği taşıyacak panele yönetmenler Serdar Gözenekli ve Erdem Tepegöz ile yapımcı Direnç Kıymaç katılacak. Kürt mevsimlik işçilerinin gündelik hayatını konu eden He Bu Tune Bu (Bir Varmış Bir Yokmuş) filminin gösterimi aynı gün saat 19.00’da Yalı Hanı’nda olacak. Gösterim sonrasında filmin yönetmen Kazım Öz ile de bir söyleşi yapılacak.

Kentin dört bir yanında 42 film

Ankara İşçi Filmleri Atölyesi tarafından üretilen ve işçilerin kendilerinin çektiği  “Soma:Bir Avuç Kömür İçin Ömür Verenlere”“Kobane’den Sabaha Doğru (Berroj)”, “Motör”, “Lamekan” gibi belgeseller de izleyicisiyle buluşacak. Baskılara karşı dayanışma içerisinde göğüs geren madencilerin ve onlara destek veren bir grup gey ve lezbiyenin hikâyesini anlatan Matthew Warchus’un Pride’ı, Costa Gavras’ın Kapital’i, Ken Loach’un Özgürlük Dansı, Jean-Pierre Dardenne ve Luc Dardenne kardeşlerin İki Gün Bir Gece’si, 1914 yılında ABD’de, Colorado’da, direnen maden işçilerinin katliamını anlatan “Palikari”, Çin’de akıllı telefon fabrikalarındaki işçilerin koşullarını anlatan “Apple’ın Tutulmayan Sözleri”, “Cebimde Kan Var” ve “Utanç İmparatorluğu” isimli işçi belgeselleri de Çanakkale İşçi Filmleri Festivai’nde gösterimi yapılacaklar arasında. Festival sonunda ‘İşimiz gücümüz yaşamak’ diyenlerin hikayelerini anlatan Türkiye’den ve dünyadan 42 adet uzun ve kısa kurmaca ve belgesel film Çanakkale’de seyircisiyle buluşmuş olacak.

Çanakkale Film Gösterim Yerleri:

Pan Görsel Kültür Derneği,
Erkan Yavuz Sahnesi,
Yalı Hanı,
Ece Ayhan Kültür Evi,
Kepez Belediyesi Nikah Salonu,
Kepez Bahem
Esenler Mahalle Meclisi

çanakkale iff

(Yeşil Gazete)

Hindistan- Japonya Nükleer işbirliğinde ilk adım atıldı

Uzun bir zaman dilimini kapsayan müzakerelerden  sonra Hindistan ve Japonya nükleer işbirliği için ilk adımı attı. Nihai anlaşma ise teknik ve yasal konulara ilişkin madde düzenlemelerinden sonra yapılabilecek.

Hindistan Başbakanı Shri Narendra Modi ve Japonya Başbakanı, Shinzo Abe Yeni Delhi'de Nükleer işbirliğini imzalarken,12 Aralık 2015
Hindistan Başbakanı Shri Narendra Modi ve Japonya Başbakanı, Shinzo Abe Yeni Delhi’de Nükleer işbirliğini imzalarken,12 Aralık 2015

Nükleer işbirliğinin ana hatlarını belirleyen işbirliği kararı 12 Aralık günü Yeni Delhi’de Japonya Başbakanı Shinzo Abe ve Hindistan Başbakanı Narendra Mondi tarafından imzalandı .

Sivil amaçlı nükleer işbirliği için müzakerelere 2010’da başlanmış, 11 Mart 2011 Fukuşima nükleer santral kazasından sonra bu müzakereler askıya alınmıştı. 2013 Mayıs ayında Başbakan Abe ve Başbakan Singh görüştüğünde nükleer işbirliği girişimine kalınan yerden devam etme kararı alındı.

Bu anlaşmanın imzalanmasıyla Hindistan Japonya’dan nükleer teknoloji ve hizmetleri de ithal edebilir olacak. Basın mensuplarına açıklama yapan Mondi “Bu anlaşma sivil nükleer enerji işbirliğinden öte temiz enerjinin bir tanıtımıdır , barışçı ve huzurlu  bir dünya için  işbirliğimizin ve güvenin parlak sembolüdür” dedi ve ekledi “Bu kararımızın Japonya için önemini biliyorum. Sizi temin ederim ki Hindistan bu karara saygı duyacak ve karşılıklı taahhütleri onurlandıracaktır

Her iki başbakan da Hindistan’ın Nükleer Tedarikçiler Grubuna (Nuclear Suppliers Group)  tam üyeliği için birlikte çalışmayı taahhüt etti.

Hindistan, 30 yıl önce Nükleer Silahsızlanma Anlaşmasını imzalamış bir ülke olarak güvenlik maddeleri gereğince tüm bu süreyi uluslararası nükleer santral ticaretinden uzak geçirdi. 2009′ da ise özel anlaşmalarla bu durumun bağlayıcılığından çıktı ve Hindistan yeniden  işbirliği anlaşması yaptığı  Avustralya, Kanada, Rusya, İngiltere, Fransa, ABD ve Kazakistan ile ticaret yapabilir. Yabancı teknoloji ve yakıtın Hindistan’ın nükleer santral planlarını hızlandıracağı öngörülüyor.

 

Haber :Pınar Demircan

(Yeşil Gazete , Nuclear news)

 

Türkiye’de bir ilk: Hanuka Bayramı, Ortaköy Meydanı’nda kutlandı

Türkiye’de ilk kez kamusal bir alanda İstanbul Ortaköy Meydanı’nda Yahudiler Hanuka Bayramı’nı kutladı. Işık Bayramı olarak bilinen Hanuka Bayramı, dünyanın farklı meydanlarında coşkulu bir kalabalıkla kutlanıyor. Ancak Türkiye’de bugüne kadar Yahudiler bu bayramı sadece evlerde ve sinagoglarda kutluyordu.

Bianet’den Nilay Vardar’ın haberine göre Ortaköy Meydanı’na kurulan sahneye Hanuka Bayramı’nda yakılan mumlar kondu. Ev sahipliğini Beşiktaş Belediyesi yaptı.

27

Bu gecenin organize edilmesine ön ayak olan Şalom gazetesi genel yayın yönetmeni İvo Molinas, süreci şöyle anlattı.

“Tüm dünyada Hanuka meydanlarda kutlanıyor. Geçen hafta bir tweet attım, ‘İstanbul’da da kutlanmasını hayal ediyoruz’ diye. Beşiktaş Belediye Başkanı da buna yanıt verdi. Buna olanak sağlayan devlete de teşekkür ediyoruz. İlk kez müslüman bir ülkede meydanda Hanuka kutlanıyor, o yüzden tarihi bir gün. ilk kez olduğu çin güvenlik problemi vardı, çok fazla duyurusunu yapmadık, sadece cemaate yaydık. İnşallah bundan sonra daha çok duyuracağız.”

Kutlamaya, Yahudi, Hıristiyan, Müslüman çeşitli din insanları, Beşiktaş Belediye Başkanı Murat Haznedar ve Dışişleri Bakanlığı müsteşarı da katıldı.

Hanuka sözcüğü İbranice “adanma, ithaf etmek” anlamlarına geliyor. Ayrıca “Işık Bayramı” ya da “Yeniden Adanma Bayramı” olarak da anılıyor. İbrani takvimine göre Hanuka Bayramı, Kislev ayının 25’inde yakılacak ilk mumla başlayıp sekiz gün ve sekiz gece boyunca devam ediyor. Dün gece Hanuka’nın son gecesiydi. Sahnedeki 9 mumu da sırayla Hıristiyan, Musevi ve Müslüman din insanları ve çeşitli temsilciler yaktı. Son mumu ise geleceğin teminatı adına çocuklar yaktı. Ardından genç yaşlı tüm Yahudiler büyük bir coşkuyla Hanuka şarkısını söyledi.

 

(Bianet)

Fransızlar, “Ulusal Cephe’ye geçit yok!” dedi

Fransa’da bölgesel seçimlerin birinci turundan zaferle çıkan Ulusal Cephe ikinci turdan eli boş döndü.

Fransa’da gerçekleştirilen bölgesel seçimlerin birinci turunda süpriz bir başarıya imza atarak ülke genelinde yüzde 28 oranında oy alan ve bu turdan birinci parti olarak çıkan Ulusal Cephe Partisi seçimlerin ikinci turunda hüsrana uğradı. Parti, sonuçları belirleyen bu turda 13 bölgeden hiçbirini kazanamadı.

26

Fransa eski cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy liderliğindeki merkez sağ ise resmi sonuçlara göre 13 bölgeden 7’sini kazanarak seçimlerin galibi oldu. Sarkozy’nin halefi François Hollande’ın partisi Sosyalist Parti ve bu partiye bağlı diğer sol partiler ise 5 bölgede birinci gelerek seçimlerden beklenenden az yara alarak çıkmayı başardı. Korsika’da ise ada milliyetçileri seçimlerden zaferle çıktı.

Ulusal Cephe’nin oylarında artış

Marine Le Pen liderliğindeki aşırı sağcı Ulusal Cephe Partisi bölgesel seçimlerin ilk turunda tarihinin en büyük başarısına imza atarak 13 bölgeden 7’sinden birinci parti olarak çıkmıştı. Partinin ikinci turda hiçbir bölgede kazanamamasıyla ise parti tarihinde yine bir ilk yaşanmış oldu.

Parti lideri Le Pen, seçim sonuçlarından sonra yaptığı açıklamada ‘mücadeleye devam‘ sözü verirken ”Bizi hiçbir şey durdurumaz” diye konuştu. Le Pen ayrıca Ulusal Cephe’nin bölgesel meclislerdeki temsilci sayısını üç katına çıkarttığının da altını çizerek ‘‘Bu sonuçlarla Ulusal Cephe Fransa’da birçok bölge meclisinde ana muhalefet partisi olacak‘‘ dedi.

Ulusal Cephe seçimlerde yenilgiye uğrasa da oylarını artırmayı başardı. 2012’deki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yaklaşık 6,4 Milyon oy alan partinin, bölgesel seçimlerde yaklaşık 6,6 Milyon oy alarak yenilgiye rağmen oy oranını önemli ölçüde artırdığı görüldü.

Aşırı sağ uyarısı

Fransa’nın Sosyalist Partili Başbakanı Manuel Valls seçim sonuçlarının aşırı sağ tehlikesinin sürdüğüne işaret ettiğini söyledi. Öte yandan Sarkozy de seçimlerin ilk turunda alınan sonuçlardan sorumlu her politikacının seçmenlerin mesajından bir ders çıkarması gerektiğinin altını çizdi.

 

(Deutsche Welle Türkçe)

Bodrumlular yargıdan dönen RES’i davul zurna ile kutladı

Bodrum’un Yalıkavak bölgesinde yapılması planlanan RES Projesine ilişkin açılan davada mahkeme, yürütmeyi durdurma kararı verdi. Bodrum Belediye Meydanında develerle toplanan bir grup, kararı davul zurna eşliğinde kutladı.

25

Bodrum’un Yalıkavak bölgesinde yapılması planlanan ve bir süre önce rüzgar türbinlerinin inşaatına başlanan Rüzgar Enerji Santrali (RES) Projesine ilişkin açılan davada mahkeme yürütmeyi durdurma kararı verdi.

Muğla 2. İdare Mahkemesi, bölgede yaşayan bazı vatandaşların söz konusu projeye ilişkin başlayan inşaatın iptali için açtığı davayla ilgili kararını açıkladı. Mahkeme, söz konusu proje hakkında yürütmeyi durdurma kararı verdi.

Bir grup yurttaş, develerle Bodrum Belediye Meydanına gelerek davul ve zurna eşliğinde kararı kutladı. Bodrum Yarımadası Çevre Koruma Platformu üyesi Mustafa Tanışık, gazetecilere yaptığı açıklamada, bu kararla Bodrum’un kazandığını ifade etti.
Geriş RES Projesi’nin, Bakanlar Kurulunun aldığı kamulaştırma kararının Danıştay 6. Dairesinin üç kere yürütmeyi durdurduğunu belirten Tanışık, bölge halkı tarafından açılan bu davada da mahkemenin bekledikleri kararı verdiğini söyledi.

Gruba destek veren Bodrum Belediye Başkanı Mehmet Kocadon da Bodrum halkının hiçbir zaman medeni çerçevelerin dışına çıkmayacağını anlatarak, “Biz RES’lere değil Bodrum’un kentsel kimliğinin bozulmasına karşıyız” dedi.

 

(Radikal)

Amed Ekoloji Meclisi’nden Sur’daki tahribatlar için oturma eylemi

Amed Ekoloji Meclisi, Şehir Planlamacılar Odası, Mimarlar Odası Diyarbakır’ın Sur ilçesindeki ekolojik ve tarihi tahribatlara  dur demek için Urfa Kapı’da oturma eylemi yaptı.

Foto: İlyas Akengin- AFP
Foto: İlyas Akengin- AFP

Jiyana Ekolojik’ten Ferat Demiroğlu’nun haberine göre Amed Ekoloji Meclisi ve bileşenleri, Şehir Planlamacılar Odası, Mimarlar Odası Diyarbakır’ın Sur ilçesinde 11. gününe giren sokağa çıkma yasağı sonrası kapitalist modernite barbarlarının açık bir şekilde tarihi eserlere de saldırdığı belirtilerek yaşanan durumun kabullenilemeyeceği belirtildi.

Foto: İlyas Akengin- AFP
Foto: İlyas Akengin- AFP

 

4 Temmuz 2015 tarihinde UNESCO genel kurulunda Diyarbakır Surları, Sur ilçesi, içerisindeki tarihi ve kültürel yapılar ile birlikte dünya mirası olarak kabul edilmişti. Şu anda Sur ilçesi sınırları içerisinde günümüz itibari ile 158 hektarlık alana sahip olan tarihi sur içinin tamamı kentsel sit alanıdır. Bu alan içinde 140’ı anıtsal, 470’ i sivil olmak üzere toplam 610 tane tescilli mimari eser bulunmakta.

 

(Jiyana Ekolojik)