Ana Sayfa Blog Sayfa 3517

Bursa’nın sağlık ve çevre karnesi çok kötü – Kayıhan Pala

Bu yazı bursaport.com/ dan alınmıştır

Nüfusa göre Türkiye’nin dördüncü, sosyo-ekonomik gelişmişlikte ise altıncı büyük kenti Bursa, TÜİK verilerine göre çevre, güvenlik ve sivil katılımda kırklı; konut, sağlık ve yaşam memnuniyetinde ise otuz beşinci sırada yer aldı ve ne yazık ki hiçbir boyutta ilk dört il içerisinde yer alamadı.Türkiye İstatistik Kurumu “İllerde Yaşam Endeksi, 2015” i yayınladı(1). Kurum, ilk defa yayımlanan illerde yaşam endeksi ile bireylerin ve hane halklarının yaşamını objektif ve subjektif göstergeler kullanarak yaşam boyutları ayrımında il düzeyinde ölçmeye, karşılaştırmaya ve zaman içinde izlemeye yönelik bir endeks çalışması yaptığını duyurdu.

İllerde yaşam endeksi; konut, çalışma hayatı, gelir ve servet, sağlık, eğitim, çevre, güvenlik, sivil katılım, altyapı hizmetlerine erişim, sosyal yaşam ve yaşam memnuniyeti olmak üzere yaşamın 11 boyutunu kapsamakta ve 41 gösterge ile temsil edilen bu boyutları tek bir bileşik endeks yapısı içinde sunmaktadır. Endeks 0 ile 1 arasında değer almakta ve 1’e yaklaştıkça daha iyi bir yaşam düzeyini ifade etmektedir.

Endekste yer alan çevre boyutu beş gösterge ile temsil edilmektedir:

• PM10 istasyon değerleri ortalaması (hava kirliliği)
• Kilometrekareye düşen orman alanı
• Atık hizmeti verilen nüfusun oranı
• Sokaktan gelen gürültü problemi yaşayanların oranı
• Belediyenin temizlik hizmetlerinden memnuniyet oranı.

Endekste yer alan sağlık boyutu da toplam beş gösterge ile temsil edilmektedir:

• Bebek ölüm hızı
• Doğuşta beklenen yaşam süresi
• Hekim başına düşen müracaat sayısı
• Sağlığından memnuniyet oranı
• Kamunun sağlık hizmetlerinden memnuniyet oranı.

Bursa genel endekste on dokuzuncu sırada yer aldı. Birinci sırada Isparta’nın bulunduğu genel endekste İstanbul beşinci, komşumuz Balıkesir ise yedinci sırada yer alıyor.

Bursa’nın genel endeksteki sıralaması kadar, pek çok endeksteki sıralaması da kötü. Bursa sağlık boyutunda otuz beşinci, çevre boyutunda ise ancak kırk sekizinci sırada kendisine yer bulabildi.

4

Nüfusa göre Türkiye’nin dördüncü, sosyoekonomik gelişmişlikte ise altıncı büyük kenti Bursa, TÜİK verilerine göre çevre, güvenlik ve sivil katılımda kırklı; konut, sağlık ve yaşam memnuniyetinde ise otuz beşinci sırada yer aldı ve ne yazık ki hiçbir boyutta ilk dört il içerisinde yer alamadı.

Kent yöneticilerinin “Avrupa Kenti” olarak tanıtmaya çalıştığı kent, sağlık boyutunda ülkemizin otuz dört kentinin; çevre boyutunda ise kırk yedi kentinin gerisinde…
Bunlar utanç verileridir.

Bursa, illerde yaşam endeksinde değil, ancak “yaşanamaz kentler” sıralamasında ön sıralarda kendisine yer bulabiliyor…

Kenti yönetenlerin, temsil edenlerin ve elbette onlara oy verenlerin, bu verilerden çıkarması gereken çok ders var.

Bursa’nın sağlıktaki sıralamasının ne kadar kötü olduğunu yıllardır hem söylüyor, hem de yazıyoruz. Anlaşılan Sağlık Bakanı’nın Bursa’dan milletvekili yapılması, Bursa’nın sağlık alanındaki kötü durumunu düzeltmek için işe yaramamış.

Bundan sonra sağlığın yanına, ne yazık ki çevre boyutunu da eklemek zorunda kalacağız; gerçi işe yaramıyor ama bakarsınız Çevre ve Şehircilik Bakanı da Bursa’dan çıkıverir!…

Bursa çok daha iyisini hak ediyor.

Ancak, anlaşılan o ki yıllardır Bursa’yı yöneten mevcut yöneticilerle daha iyi bir sıralamaya yükselmek pek olası görünmüyor.

Ana akım muhalefetin de Bursa daha iyi bir kent olsun diye doyurucu bir uğraş verdiğini söylemek zor.

Daha iyi bir Bursa için, iş yurttaşa düşüyor. Yerel yönetimleri daha iyi bir kent için zorlamaktan başka çare yok.

Bunca kirlilik varken, örneğin kentin göbeğine yılda 524 bin ton kömür yakacak termik santrala karşı direnmekten başka çare yok.

Kamu sağlık kuruluşlarına erişimi artırmak ve eşitsizlikleri azaltmak için güçlü bir mücadele vermek, mücadele edenlere katkıda bulunmaya çalışmaktan başka çare yok.

Belediye meclislerini yalnızca imar planlarının görüşüldüğü yerler olmaktan çıkarmaktan ve bir an önce halkın sağlığını olumsuz etkileyen başta sağlık ve çevre olmak üzere kentin gerçek gündemlerini görüşmeye zorlamaktan başka çare yok.

Bu yazı bursaport.com/ dan alınmıştır

3-Kayıhan-Pala

 

 

Kayıhan Pala

Petrol ülkeleri yeşil enerji çalışmalarına hız veriyor

Suzanne Goldenberg tarafından The Guardian‘da yayınlanan haberi Yeşil Gazete gönüllü çevirmeni İrfan Özdabak‘ın çevirisiyle sunuyoruz.

***

Petrolün varil başına 30 ABD dolarının altına düşmesiyle Suudi Arabistan, Rusya, İran ve Kuveyt gibi ülkeler ihraçat kârlarını azamiye çıkarmak için ülke içindeki fosil yakıtları kontrol altına almayı düşünüyorlar.

Abu Dabi Sürdürülebilirlik Haftası 2016’da politika, teknoloji ve ticari işlerin küresel liderlerinin gelecekteki yenilenebilir enerji ve sürdürülebilir gelişmenin şekillendirilmesini tartıştıkları yerdeki ziyaretçiler. Fotoğraf: Ali Haider/
Abu Dabi Sürdürülebilirlik Haftası 2016’da politika, teknoloji ve ticari işlerin küresel liderlerinin gelecekteki yenilenebilir enerji ve sürdürülebilir gelişmenin şekillendirilmesini tartıştıkları yerdeki ziyaretçiler. Fotoğraf: Ali Haider/

Petrol fiyatının $30’ın altında düşüşü, Abu Dabi’deki hükümet yetkililerinin toplantısına göre, dünyanın en büyük petrol ihracatçılarının bazılarını ülke içindeki fosil yakıt tüketimini kontrol altına almaya ve rüzgar ve güneş enerjisine yatırım yapmaya teşvik etmektedir.

Paris’teki tarihi iklim anlaşmasından bir ay sonra, Suudi Arabistan, Rusya, İran, Kuveyt, Birleşik Arap Emirlikleri ve diğer petrol ihracatçıları ülke içindeki enerji politikalarını tümüyle gözden geçirme ve elektrik için petrol ve doğalgaza alternatif arama uğraşının ortasındadırlar.

Ana motivasyon unsuru sera gazı salımlarının azaltılması değil, daha ziyade üretimin artan oranını oluşturan yerel enerji talebinin azaltılmasıdır. Uluslararası Yenilenebilir Enerji Ajansı (Irena), toplantılarına katılan hükümet yetkilileri petrol ihracatçılarının fosil yakıtları ülke içinde yakıp tüketmekten ziyade satmayı düşüneceklerini söylediler.

Petrol fiyatları hızlıca düşmeye başladığından, Suudi Arabistan, İran, Kuveyt, BAE ve diğer büyük petrol üreticileri elektrik ve su sübvansiyonlarını azalttılar, enerji korunum önlemleri empoze ettiler ve yerel tüketimleri kısma çabası içinde evsahiplerini güneş panelleri kurmaları yönünde cesaretlendirdiler.

Irena’nın yıllık toplantıları esnasında ve Abu Dabi’nin sürdürülebilirlik haftasında konuşan yetkililer fiyatlardaki düşüşlerin petrolden – en azından bir elektrik kaynağı olarak – kurtulmak için bize ayrıca bir teşvik sunduğunu söylediler.

Bilimsel Araştırma için Kuveyt Enstitüsü’nden bir araştırmacı biliminsanı ve Irena toplantısında da bir delege olan Saad Salem Al Jandel, “Benim düşünceme göre bu tamı tamına bir sağ duyudur” dedi.

“Yakıta ve enerji santrallerine o kadar çok harcıyoruz ki – 8 milyar ABD doları gibi bir rakam – bunun bir kısmını yenilenebilir olanlarla değiştirmek istiyoruz. Enerji tasarrufu ve enerji verimliliğiyle daha iyi bir durumda olabiliriz.”

Al Jandel şöyle devam etti: “Enerji üretiminde petrolü kullanmak yerine onu satabilir ve sağlam/konvertibl para elde edebiliriz.”

İran’lı yetkililer de benzer bir sonuca vardılar. İran’ın enerji bakanlığında planlama ve geliştirme yardımcısı Jafar Mohammadnejad Sigaroudi, The Guardian’a yaptırımların kalkmasıyla birlikte, İran’ın yurtiçi talebi azaltarak daha fazla petrolü ve doğalgazı ihracat için serbest bırakmaya önem verdiğini söyledi.

“Doğalgazımızı diğer şeylerde, örneğin ihracatta, kullanmayı ümit ediyoruz” dedi. Önümüzdeki haftalarda İran parlamentosunda kabul edilecek tüzük tasarıları yeni enerji tasarruf hedefi belirledi ve rüzgar ve güneş enerjisi için fiyatları yeniden uyarladı. Aynı zamanda yenilenebilir enerji kaynaklarının maliyetini hemen hemen fosil yakıtlarla – varil başına 30 ABD dolarının altındaki petrolde bile – aynı seviyeye getirmeye yardımcı olacak şekilde karbon için sosyal bir maliyet yükledi.

“Yenilenebilir enerji kaynaklarının maliyeti fosil yakıtlarla aynı olabilir çünkü petrolün fiyatı düşüyor fakat nakliyesi çok pahalı” dedi.

Mecburiyetlerden doğan inisiyatifler düşük petrol fiyatlarının yenilenebilir enerjiye geçişi caydırdığı şeklindeki sağduyulu yaklaşımı bozmaktadır. Çarşamba günü Davos’ta Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu’nun başkanı da bu düşünceyi tekrarlamıştır.

2000’den bu yana, Orta Doğu’lu petrol üreticileri arasındaki enerji talebi yılda %5 arttı ve Çin ve Hindistan’ı geride bıraktı. Çarşamba günü Irena’nın yayınladığı bir rapora göre dünyanın en büyük petrol ihracatçısı olan Suudi Arabistan şimdi fosil yakıtlarının en büyük yedinci tüketicisidir.

Yenilenebilir enerjiyi tutundurmak üzere kurulan ve merkezi Abu Dabi’de olan Birleşmiş Milletler ajansı yurtiçi enerji ihtiyacındaki artışın ihracatı kemirme riski taşıdığı uyarısında bulundu.

Petrol-üreten bölge boyunca, ülkeler yurtiçi talebi kısmak için önlemler alıyor.

98 milyar ABD doları değerinde bütçe açığıyla karşı karşıya olan ve devlet-mülkiyetindeki Aramco petrol şirketini borsaya kaydetmeyi düşünen Suudi Arabistan, önüne elektrik talebini 2021’e kadar %8 oranında azaltma hedefi koydu.

Üretiminin yaklaşık olarak dörtte birini yurtiçi enerji kullanımına kaydıran BAE bu ay hanelerden su ve elektrik için ücret almaya başladı. Enerji ve iklim değişikliği müdürü Thani Ahmed Al Zeyoudi, “Halkımızın bütün mantığının değişmesi gerekecek” dedi. “Zannedersem önümüzdeki 10 yılda bütün bölgede önemli bir kayma göreceğiz.”

Al Jandel, Kuveyt 2030’a kadar elektriğinin %15’ini rüzgar ve güneş enerjisinden elde etmeyi ve binaları enerji bakımından %10 daha verimli hale getirmeyi hedefliyor dedi.

Irena’nın raporuna göre Katar elektriğinin % 20’sini yenilenebilir enerji kaynaklarından elde etmeyi ve su tüketimini %35 azaltmayı planladı.

Mısır’ın elektrik ve yenilenebilir enerji bakanı Mohamed Shaker El-Markabi, Irena toplantısında Mısır’ın 2030’a kadar %30’luk yenilenebilir[enerji kaynakları]hedefi belirlediğini söyledi.

Neredeyse bütün petrol ve doğalgazını ithal eden Ürdün, kraliyet hanesinin üstüne güneş panelleri kurdu ve 2025’e kadar elektriğinin % 20’sini güneş ve rüzgar enerjisinden elde etme hedefi belirledi. Kral, kendisi ve kıdemli bakanları için Tesla elektrik arabaları ithal etti ve yetkililer de hibrid/melez ve fişli arabalar üzerinde ülkenin uyguladığı engelleyici araba ithal vergilerini kaldırdı.

Ülkenin enerji bakanı Ibrahim Saif reformların tam da anlamını bulduğunu söyledi.

Guardian’a “Bizde uluslararası gerçeklikten ayrılmış ya da koparılmış türde bir tüketim tarzı vardı” dedi. “Enerjiyi metalar ya da mallar için kullanmak gibi bir durum yoktu. Onu ulaşım için kullanıyorduk. Soğutma için kullanıyorduk.”

Orta Doğu’nun ötesinde, dünyanın ikinci büyük petrol ihracatçısı Rusya da yenilenebilir[enerji kaynaklarını]artırıyor, uzak doğu ve kuzey bölgeleri gibi uzak bölgeleri hedefliyor.

Enerji bakanı birinci yardımcısı Alexey Teksler, Irena toplantısında Rusya’nın önümüzdeki 20 yılda elektriğinin yaklaşık olarak %10’unu yenilenebilir kaynaklardan elde etmeyi planladığını söyledi.

Kral Abdülaziz, Bilimler ve Teknoloji şehrindeki bir güneş panelleri sahası, Al-Oyeynah Araştırma İstasyonu Suudi Arabistan. Fotoğraf: Fahad Shadeed/Reuters
Kral Abdülaziz, Bilimler ve Teknoloji şehrindeki bir güneş panelleri sahası, Al-Oyeynah Araştırma İstasyonu Suudi Arabistan. Fotoğraf: Fahad Shadeed/Reuters

Al Jandel, bu kaymanın yenilenebilirler enerji kaynakları ile fosil yakıtlar arasındaki rekabet hakkında eski varsayımın artık geçerli olmadığını ima ettiğini söyledi. “Dünya gerçekten yenilenebilirler enerji ile petrol arasında bir ayrım olduğuna şahit oluyor. Yenilenebilir enerji üretim maliyeti düşürken petrol fiyatı da düşüyor,” dedi. “Bu da bunların farklı teknolojiler olması, farklı kavramlar olması ve birbirlerini etkilememeleri demektir.”

Enerjinin genel olarak gözden geçirilmesinin dünyada fert başına sera gazı salımının en yüksek olduğu bir bölgede iklim kirliliği üzerinde nasıl bir etkisinin olacağı açık değildir.

Bölgedeki ülkeler, petrole olan bağımlılıklarını kırarken bu yenilenebilir enerji kaynaklarını kucaklamaları anlamına gelmiyor. Birkaç yıl önce enerji tedariğini çeşitlendirmeyi taahhüt eden BAE 2021’e kadar elektriğinin % 24’ünü fosil-olmayan kaynaklardan elde etmeyi planlıyor – fakat bunun yaklaşık olarak % 20’si nükleer olacak, Suudi sınırı yakınlarında bir yerdeki ilk dört reaktörünün de 2017’nin sonunda ya da 2018’de faaliyete başlayacağı planlanmıştır.

Geçen Ekim’de, BAE kömür yakıtlı $ 1.8 milyarlık yeni bir enerji santralinin imzasını attı.

Yine de, Karbon İzleme İnsiyatifi’nin yürütme sorumlusu Anthony Hobley, yapılan hamlelerin fosil yakıtı hakimiyetinin sonunun başlangıcı olduğunu gösterdiğini söyledi. “Fosil yakıtların sonuna geldiğimize dair yazının duvarda asılı olduğu şüphe götürmez ve eğer ekonominiz ona bağımlıysa, hala saygı duyulacak kadar gelire sahipseniz, bu geçiş süreci için planlama yapmak son derece ihtiyatlı bir durum olacaktır” dedi.

Haberin İngilizce Orijinali

Haber: Suzanne Goldenberg

Yeşil Gazete için Çeviri: İrfan Özdabak

(Yeşil Gazete, The Guardian)

Bir Ankara soygunu: Doğalgaz sayaçları

Ankara’da yaşayanlar bu sabah -17 dereceye uyandılar. Günlerdir kalkmayan bir kar ve buz var yerde ve hava da daha en az dört gün boyunca sıfırın altında olacak. Hava çok soğuk ve Ankara’da kışın ısınma büyük bir gereklilik. Bir o kadar da büyük bir gider kapısı. Isınma büyük oranda doğalgaz ile gerçekleşiyor. Resmi rakamlara göre 2 milyondan fazla doğalgaz abonesi var. Hava kirliliğini önleme amacıyla kömürden, doğalgaza geçilmesi sebebiyle bu sayı bu kadar yüksek. Yani Ankara kentsel olarak doğalgaz dönüşümünü gerçekleştirmiş bir kent.

1İşte hikâye de burada başlıyor. Yıl 1996. Halen başkan olan Melih Gökçek’in ikinci yılı. Ankara’da doğalgaz sekiz senedir kullanılıyor ama işin biraz daha kontrol altında tutulması gerek. Ankara Büyükşehir Belediyesi Encümeni bir toplantı yapıyor ve bir karar alıyor. Her aboneden 300 Dolar alınacak ve adı da abonelik parası olacak. O günden itibaren abonelerden 300 Dolar abonelik parası alınıyor ve bu uygulama halen rakam değişse de devam ediyor. Bu rakam şu anda 501.50 TL! Fakat burada da şöyle bir fark var. 1988’den 2007 yılına kadar bu hizmet Belediye’ye bağlı olan EGO tarafından yapılıyor, 2007 yılında ise doğalgaz dağıtımı Başkentgaz’a devrediliyor ve bu şirket dağıtımı gerçekleşiyor. Başkentgaz da 2013 yılında %100 oranında özelleştiriliyor. EGO’nun E’si olan elektrik 1982 yılında başka bir kamu şirketine devredildiği için ABB’nin elinde sadece bir O(tobüs) kalıyor.

Tekrar doğalgaza dönerken, bu 2 milyon abonenin 961.000’i kartlı sayaç kullanıyor. Metro istasyonlarında, banka önlerinde kuyruk bekleyerek, ancak belli oranda gaz alarak, önce ödeyerek, sonra kullanarak işleyen bir sistem bu. Kartınıza para yüklüyorsunuz ve sonra gazınızı kullanıyorsunuz. Yüklemek için beklerken de ekmek kuyruğu gibi, tüp kuyruğu gibi bir yerde sıra beklediğiniz için haberlere konu oluyorsunuz.

Şimdi Başkentgaz diyor ki; “Bu kartlı sayaçlar “güzel” değiller. Bozuluyorlar. Hava eksi dereceye düştüğünde (Ankara ve eksi? Peh!) sıklıkla arızalanıyorlar. Hem sıra da beklemezsiniz! İstediğiniz kadar gaz kullanırsınız!” “Fakat” diye ekliyor Başkentgaz. Bunun ufak bir maliyeti var. Abone başına 479TL! Yani neredeyse sıfırdan bir abonelik ücreti. Bir de ufak bir sorun var. İlk sayaçlar için ödenilen 300 Dolar geri verilmeyecek! Tüm abonelerin kartlı sayaçtan mekanik sayaca geçtiğini düşünürsek sadece bu değişimden Başketgaz’ın kasasına girecek para 460.319.000 TL! Bugünün kuruyla 153 Milyon Dolar. Peki, Başkantgaz ne kadara özelleştirilmişti? Yarısı peşin, yarısı iki taksitle 1,162 milyar dolara. Özelleştirme parasının %10’u keyfi bir sayaç değişikliğiyle daha önce 300 Dolar ödeyen aboneden 479 TL olarak tekrar alınıyor. Son bir soru daha. Özelleştirmeyi kazanan firma kim? Torunlar GYO! En son Ali Sami Yen arazisinde 10 işçinin öldüğü bir işçi cinayetiyle gündeme gelen şirket.

Başa dönersek Ankara’da hele de kışın doğalgaz hayati bir öneme sahip. Doğalgazın ne kadar olduğu, ne kadar zamlandığı ya da ne kadar kâr ile satıldığını da bir kenara bırakırsak sadece bedelini ödeyerek doğalgaz kullanmak isteyen insanlardan keyfi olarak alınan ve geri ödenmeyecek olan paralar bunlar. Sayacı taktırdıktan sonra bir de fatura ödeme kısmı var işin. Sonuç olarak bir abonelik başladığında belirli bir para vermek ve bunu abonelik bitirildiğinde almak doğal. Fakat Başkentgaz’ın iddiasına inanırsak çöp ve Dünya’da hiç tercih edilmeyen bir sayacı insanlara 300 Dolara satmak ve daha sonra da bu sayaçtan kurtulmaları için tekrar para talep etmek sadece Türkiye’de olabilecek bir durum. Gerçi Ankara’da yaşayanlar, bu “sadece Türkiye’de ve özellikle Ankara’da olabilecek durumlara” alışıklar.

Yeşil Gazete yazıları ve diğer yazılar için: http://www.urbarli.net

https://twitter.com/Urbarli

İran’ın İsviçre bankalarındaki hesapları serbest bırakıldı

0
139410151046597906851024İsviçre, nihai nükleer anlaşmanın yürürlüğe girmesi ve yaptırımların kaldırılmasının ardından İran’a ait dondurulmuş banka hesaplarını serbest bıraktı.
İran’a ait olan ama yaptırımlar nedeniyle 2007-2012 yılları arasında İsviçre bankalarında dondurulan 11.8 milyon doların bulunduğu hesaplar serbest bırakıldı. İsviçre Ekonomi Bakanlığı da İranlı kişi, şirket ve resmi kurumlara ait dondurulmuş hesapların serbest bırakıldığını doğruladı.

ABD ve AB’nin ardından İsviçre de İran’a yönelik yaptırımların bir kısmını kaldırmış ancak bazı birey ve firmalara yönelik ekonomik ve seyahat ambargolarının devam edeceğini duyurmuştu. (Sputnik Türkiye)

Mit 4 – Ekonomik göçmenler zengin dünya ülkelerinin kaynaklarını tüketiyorlar

Dinyar Godrej tarafından New Internationalist Magazine‘de yayınlanan haberi Yeşil Gazete yazarı Ali Serdar Gültekin‘in çevirisiyle paylaşıyoruz.

***

İş için zengin ülkelere göç edenler ve kaderlerini değiştirmeye çalışanlara tahsis edilmiş özel bir hakaret var. Eğer yeteri kadar mağdurlaştırılırlarsa gönülsüz de olsa bir miktar kabul gören şiddetten kaçan mültecilerin aksine (gerçi genellikle “fakat bizim kendi problemlerimiz var” ve “uyum sağlayamayız” feryatlarının eşliğinde) ekonomik göçmenler “hak etmeyenler”dir. (Undeserving)

Bizler Mülteciyiz
Bizler Mülteciyiz

Benim yaşadığım Hollanda’da ekonomik göçmenler genelde aşağılayıcı bir şekilde “maceraperestler” (gelukszoekers) ya da “şansını deneyenler” (chancers) diye anılıyorlar. Kelimenin doğru çevirisi olan “Mutluluk arayanlar” (happiness seekers) içinde barındırdığı tiksintiden ötürü aşırı derecede ironik kalıyor. Yakın zamanda yapılan bir kamuoyu araştırmasına göre araştırmaya katılan 2.000 kişinin yüzde 75’i bu kategoride daha az göçmen olması gerektiğinde hem fikir. Bunun karşısında yüzde 26 gibi daha küçük bir kesim savaş mültecilerini de istemiyor [1].

Ana akım medya ve tasarrufların yıkımı konusunda seçmenlerin dikkatlerini başka yöne çekmeye çalışan politikacıların retoriğinden etkilenen genel kanıya göre ekonomik göçmeler işleri çalmadığı ve ücretleri düşürmediğinde bile kamusal hizmetleri engelliyorlar.

Fakat araştırma sonuçlarına aşırıya kaçmadan bakıldığında bu gerçeküstü iddiaların hatalı oldukları ortaya çıkıyor.

34 OECD ülkesinin ortalamasına göre göçmenler hane başına ekonomiye yıllık net 2.500 € (2.800 $) katkı sağlıyorlar. Bu kamu kaynaklarından aldıkları yardım çıkarılınca vergi olarak yaptıkları katkı [2].

2014’te yapılan bir çalışma kapsamında University College London’daki araştırmacılar Avrupa Birliği dışından Britanya’ya gelen göçmenlerin (en çok çamur atılan grup) devlet yardımlarından yerel halktan daha az yararlandıkları ve 2000 ila 2011 arasında 5 milyar £ vergi ödediklerini ortaya koydular [3]. Bu göçmenler, kamu kaynaklarını tüketmek bir yana nüfusun kalanının yararına ihtiyaç duyulan katkıyı sağlamaktalar. Sosyal konutlarda ise yeni göçmenler toplam kullanıcıların yüzde 2’sini oluşturmakta [4]. Bu savaş yer yerde – konut kıtlığını çözmek için hiçbir şey yapılmazken sosyal konutları sadece hali vakti yerinde olanlara rantı yüksek emlak pazarında satan devlette.

Göçün istihdam ihtiyacı getirdiği aşikar olan bir gerçek. Politikacılar sert konuşmalara devam etseler de göçmen politikası aslında bir şekilde yüksek vasıflı göçmenler ve bazı durumlarda düşük gelirliler için daha az kısıtlayıcı hale geliyor [5]. Bu sırada bir çifte standart oluştu – zengin ülkelerden bireyler geliri daha yüksek işler için yabancı ülkelere gittiğinde bu tamamen normal ve hatta “hayallerinin peşinden gitmek” şeklinde görülüyor.

Ekonomik göçmenler genç olma eğiliminde, girişimci ve genelde göçmen kabûl eden ülkelerde aranan yeteneklerinin gelmesini sağlıyorlar. Yaşlanan iş gücü üzerindeki baskıyı hafifletiyor, emekli ücretlerini ödüyor ve ekonomiye bir dinamizm getiriyorlar. Her şeye rağmen Britanya Bütçe Sorumluluğu Ofisi’nin öngörüsüne göre eğer ülke yüksek net göç eğrisini yakalarsa, kamu borçları 50 yıl sonra göçmelerin katkılarıyla yarılanabilir.

Pazarın gücüne tapan ve tüm ticari bariyerlerin kaldırılmasını talep eden liberteryan ekonomistler kitlesel ekonomik göçün hırslı savunucularıdır. İnançlarına göre iş gücü akımı küresel GSYH’yı patlatacak [6]. Göçmenlik sınırlamalarının dayatılmasını trilyonlarca doları sokağa atmak anlamında kaçırılan bir fırsat olarak görüyorlar. Tabii ki, modellerinde önerdikleri “sonuçlara” ulaşmak için gereken göç ölçeği Küresel Güney’in nüfusunu azaltacaktır ve bu gerçekleşmeyecek gibi görünmüyor.

“Birçok ülkede göçmenler aldıklarından çok daha fazlasını vergiler ve sosyal katkılar olarak ödemekteler ve esasen hedef gittikleri ülkeye katkı sağlıyorlar. Geçen on yılda gelişmiş ülkelerde üretime ve yeniliğe önemli katkıları olan iyi eğitimli göçmenlerin sayısı hızla arttı. Kaynak ülkelere aktarılan para binlerce kişiyi fakirlikten kurtardı, çocuklara okuma fırsatı verdi ve iyi bir gelecek inşa edilmesini sağladı. Geri dönen göçmenler yanlarında insani, sosyal ve finansal birikimi de götürdüler.” Uluslararası Çalışma Örgütü Genel Direktörü Guy Tyder’ın G20 Çalışma ve İstihdam Bakanlarına konuşması, 3 Eylül 2015.

Bu sırada, gerçek dünyada ve eldeki delillere bağlı kalarak daha çok sıkıştıran konular ekonomik göçmenlerin işleri başkalarının ellerinden almaları ve ücretlerin düşmesine sebep olup olmaları. Çalışmaların gösterdiğine göre iş pazarında eğer dışlayan biri varsa onlar da en yeni “eski” göçmenlerdir. Düşük gelir grubunda göçmenlerin ücretleri baskıladığı yerlerde bu çok düşük bir oranda ve genelde geçici. OECD ülkelerinde bir araştırmanın ortaya koyduğuna göre göçmen sayısındaki her yüzde 1’lik bir artışa karşılık bu baskılama yüzde 0,12 seviyesinde [4].

Bunun aksini gösteren araştırmalar da bulunmakta. Ekonomist Mette Foged ve Giovanni Peri’nin Somali ve Afganistan’dan gelen büyük mülteci dalgalarını da içeren bir araştırması 1991’den 2008’e kadar Danimarka’daki her bir çalışanı kapsıyor ve onların göçe nasıl tepki verdiklerinin izini sürüyor. Göçmenlerle yaşayan topluluklardaki bireylerin ücretleri, göçmenlerin olmadığı yerlerdeki bireylerin ücretlerine göre çok hızlı artış görmüş durumda [7].

Düşük ücretlere karşı mücadele de her yerde – zengini kayıran ve iş güvencesizliği yaratan politikalara karşı sürmeli. ILO büyümeyi ve istihdamı arttırmak için eşitsizliğin (çalışan gelirlerindeki oranın azalması), asgari ücretlerin, toplu iş pazarlıklarının ve daha iyi sosyal güvencelerin dikkate alınması gerektiğini öneriyor.

Göç ekonomisti Michael Clemens’e göre “Düşük vasıflı göçmenler en sonunda işleri başkalarının elinden alma ve iş yaratmayı birlikte gerçekleştiriyorlar. Denge, politikacıların ve aktivistlerin negatif olması gerektiğini söyledikleri yerlerde bile pozitif. Bu olguyu aşmaya çalışmak kalıcı bir mücadele olabilir çünkü göçmenlerin işleri doldurması doğrudan ve görünür, iş yaratmaları ise dolaylı ve gözden uzak.” [8].

Sonunda hakikatlerin yüze çarpması gerekiyor. Göç kısa vadeli olumlu ekonomik sonuçlar getiriyorsa bile uzun vadede göçün mali etkisi zengin OECD ülkeleri için son 50 yılda ortalama olarak sıfıra yakın, nadiren negatif ya da pozitif yönde yüzde 0,5 etki ediyor [2]. Bu denli uzun bir vadede göçmenler diğer yurttaşlardan ayırt edilemez oluyorlar. Peki o zaman bu kadar tantana niye?

[1] I&O Research poll published in De Volkskrant, 15 August 2015

[2] OECD, International Migration Outlook 2013.

[3] As reported in Debora MacKenzie, ‘Refugees welcome: the numbers add up’, New Scientist, 12 September 2015.

[4] nef, Why the cap won’t fit: Global migration realities 2010-2050, 2010.

[5] Hein de Haas, ‘Human migration: Myths, hysteria and facts’, 24 July 2014, nin.tl/migration-myths

[6] The website Open Borders: The Case offers a good collection of the arguments: openborders.info

[7] Immigrants and native workers: New analysis using longitudinal employer-employee data, 27 February 2014, nin.tl/immigrant-native-workers

[8] Interview on vice.com, 29 April 2015.

Haberin İngilizce orjinali

Haber: Dinyar Godrej

Yeşil Gazete için çeviren: Ali Serdar Gültekin

(Yeşil GazeteNew Internationalist blog )

TÜİK’in “İllerde Yaşam Endeksi”ne göre en çevreci il Kastamonu

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) “İllerde Yaşam Endeksi, 2015” i yayınladı.

TUİK, ilk defa yayımlanan illerde yaşam endeksi ile bireylerin ve hane halklarının yaşamını objektif ve subjektif göstergeler kullanarak yaşam boyutları ayrımında il düzeyinde ölçmeye, karşılaştırmaya ve zaman içinde izlemeye yönelik bir endeks çalışması yaptığını duyurdu.

13

Yaşam endeksi içerisinde ye alan parametrelerden birisi de çevre. Kurum çevre endeksini beş gösterge ile belirlemiş:

·         PM10 istasyon değerleri ortalaması (hava kirliliği): Hava kalitesi ölçümünün önemli bir unsuru olan gösterge Hava Kalitesi İzleme İstasyonlarından alınan yıllık Partiküler Madde 10 ortalama (μg/m³) değerleri kullanılarak hesaplanmıştır. Birer istasyon bulunan illerde il değeri olarak tek istasyonun değeri alınırken birden fazla istasyon verisi bulunan illerde hesaplamada istasyon ölçüm sonuçlarının aritmetik ortalaması dikkate alınmıştır. Hava kaynaklı madde parçacıklarının ölçümü olan PM10, insan sağlığına etkisi tartışılmaz öneme sahip olan hava kirliliğini gösteren önemli bir ölçümdür. Göstergenin endekse katkı yönü negatiftir.

·         Km2’ye düşen orman alanı: İldeki orman alanının (km2), il yüzölçümüne bölünmesi ve 100 ile çarpılmasıyla elde edilmektedir. Ormanlar, ağaçlarla birlikte diğer bitkiler, hayvanlar, mikroorganizmalar gibi canlı varlıklarla toprak, hava, su, ışık ve sıcaklık gibi fiziksel çevre faktörlerinin birlikte oluşturdukları karşılıklı ilişkiler dokusunu simgeleyen ekosistemler olup bireylerin beden ve ruh sağlığı üzerinde olumlu rol oynamaktadır.

·         Atık hizmeti verilen nüfusun oranı: Belediyeler tarafından atık hizmeti verilen nüfusun toplam nüfus içindeki oranını ifade etmektedir. Üretim işlemleri, ürünlerin tüketilmesi ve diğer insan aktiviteleri sonucunda oluşan ve artık ihtiyaç duyulmayan ve uzaklaştırılmak istenen her türlü madde atık olarak tanımlanmaktadır. Atıkların toplanması; ev ve işyerlerinin önünde biriktirilen çöplerin, uygun bir sıklıkta çöp toplama aracı tarafından toplanmasıdır.

·         Sokaktan gelen gürültü problemi yaşayanların oranı: Yaşadığı konutta sokaktan gelen gürültü problemi olduğunu beyan edenlerin oranını ifade etmektedir. Gürültü kirliliği rahat edilebilen ses düzeyinin üzerinde ses ortamına maruz kalmak olarak tanımlanmakta olup bireyin yaşam kalitesini hakkında bilgi vermektedir. Göstergenin endekse katkı yönü negatiftir.

·         Belediyenin temizlik hizmetlerinden memnuniyet oranı: Belediye hizmetlerinden memnun olduğunu beyan edenlerin oranını ifade etmektedir. Gösterge ile Belediyelerin temizlik hizmetleri konusunda mevzuatta belirlenmiş görev ve sorumluluklarını yerine getirmeleri durumu o yerleşim yerinde yaşayanların öznel değerlendirmeleri ile ölçülmektedir.

14-Kastamonu

Çevre endeksinde ilk sıra Kastamonu’nun oldu. Bireylerin mevcut ve gelecekteki sağlığına ve sürdürülebilir yaşamına doğrudan etkisi bulunan çevre boyutuna ilişkin endekste ilk sırayı 0,8111 değeri ile Kastamonu aldı. Kastamonu’yu sırasıyla 0,7949 ile Karabük ve 0,7558 ile Bilecik izledi.

Çevre endeksinde en düşük endeks değeri 0,1955 ile son sırada Iğdır yer aldı. Iğdır’ı, 0,2469 ile Muş ve 0,3111 ile Hakkâri takip etti.

 

(Yeşil Gazete)

Bostancıların yapıcı yaklaşımı – Melis Alphan

Bu yazı hurriyet.com.tr/ den alınmıştır

Yedikule Bostanları’ndaki barakalar yıkılırken bostancıların ulaşabildiği en üst merci Avrupa Yakası Zabıta Daire Başkanlığı oldu.

Kendilerine mart itibariyle bostanları tahliye etmeleri gerektiği, bostanlarda artık bostancılık faaliyeti yürütülmeyeceği, buranın Park ve Bahçeler Müdürlüğü’ne devredileceği, çim ve peyzaj alanı yapılacağı söylendi.

Zabıtalardan biri “Çevre kirliliği neden gösterildi” dedi.

12

Mevlanakapı’dan Yedikulekapı’ya surun önündeki açık alanı kapsayan arazide bostancılar yıllardır işgalci statüsünde ve ecrimisil ödüyorlar. Bir tür kullanım bedeli, kira veya vergi diye düşünebiliriz bunu.

*

27 bostancının biri dışında hepsinin tek bildiği iş bu. Bu meslekle büyümüşler, çocukluklarından itibaren bostancılık yapmışlar. Buradan tahliye edildiklerinde hepsi mağdur olacak. İşsiz ordusuna bir tabur asker daha eklenecek.

Sadece iş güç, geçim meselesi de değil, bu insanların sosyal ilişkileri de bostanlarda yürüyor. Hayatları bostanla birleşmiş vaziyette. Bostanları kaybettiklerinde bugüne kadarki hayatlarını da kaybetmiş olacaklar.

*

Tahliye kararının nedenini sorguluyor ama cevap bulamıyorlar.

Çevre kirliliği konusunda “Barakalarla ilgili bu gerekçeyi kabul edebiliriz ama bostanlar için kabul edemeyiz” diyor ve ekliyorlar: “Şu anda yıkılmış vaziyette daha berbat bir görüntü kirliliği oluşturuyoruz. Üstüne, mağduriyet yaşıyoruz kış mevsiminde.”

Suriyeli bir çifte surlarda saldırı ve tecavüz olayının bu kararda etkili olmuş olabileceği rivayeti de dolaşıyor: “Bu olay surların arka bandında, Fatih tarafında oldu ama ‘Sizin olduğunuz bölgede güvenlik zafiyeti var, bu yüzden burayı insandan arındıracağız’ dendi. Oysa insandan arındırırlarsa burası daha da sahipsiz hale gelecek.”

*

Bostancılar “Biz 50 yıldır buradayız, burayı sahiplendik, burası bizim. Biz böyle geldik, böyle gideriz” türünde sert bir çıkış yapmıyorlar. Onlar uzlaşma taraftarı. Sadece yetkililer onların sesini duysun, onları dinlesin, onları muhatap alsın istiyorlar.

Ama yetkili merciye ulaşamıyorlar.

Ben sözcüleri Cihan Kaplan’ın ağzından çözüm önerilerini burada sıralayacağım ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi yetkililerinin bu yazıyı okumasını dileyeceğim.

Bence onlara da makul gelecek.

*

Bostancılar diyor ki…

“Neyse kabahatimiz, düzeltmeye hazırız. Yeter ki bize ‘Şunu yapın, bunu yapın’ densin. Bir şartname sunulsun. Densin ki mesela ‘Barakanız ahşap olsun, konteyner olsun, taş ev olsun, yeşil renkte olsun.’ Mimari tarzda oraya uyan ne ise bizden istesinler, yapım masrafını da biz karşılayalım.”

Bostancılar diyor ki…

“Bizden düzenli numune ürün istesinler, onu sağlayalım. Toprak, su analizi yapsınlar. Her ay fotoğraf çekip yollayalım, belgeleyelim. Belediye kendi içinden bir ekibi bize yönlendirsin; düzenli olarak bizi denetlesin, aykırı bir şey yapıyorsak bizi uyarsın, bize ceza kessin.”

Bostancılar burada tarım faaliyetlerini sürdürebilmek için meseleye çok yapıcı yaklaşıyorlar.

*

Osmanlı zamanında burada yapılan tarımdan elde edilen gelir surlardaki tahribatı önlemek için tadilatlarda kullanılmış. Bu tarlalar uzun yıllar bu surların ayakta kalmasına maddi destek sağlamış.

Neden bu bostancıların ödediği ecrimisil yine bu iş için ek bütçe olarak kullanılmasın? Aynı gelenek niye sürmesin?

Bostanlar korunursa hem burada çalışan insanlar mağdur olmaz hem kentsel tarım sürer hem de geleneksel kültür yaşatılır. Çok mantıklı değil mi?

*

Televizyonlarda dönen kamu spotunda “Tarımsal alanları başka amaçlarla kullanmayalım” diyor. Öte yandan tarımsal bir alanda peyzaj yapılıp orası tarıma kapatılmak isteniyor.

Bu kendi kalemize gol atmak anlamına gelmiyor mu?

Bu yazı hurriyet.com.tr/ den alınmıştır

11-Melis-Alphan

 

 

Melis Alphan

Ergüder Yoldaş hayatını kaybetti

Besteci Ergüder Yoldaş, İzmir’de tedavi gördüğü özel hastanede bu sabah hayatını kaybetti. ’Sultan-ı Yegah’ adlı şarkının bestecisi olarak ünlenen 77 yaşındaki Ergüder Yoldaş uzun süredir sağlık sorunlarıyla boğuşuyordu. 3 çocuk babası Ergüder Yoldaş’ın cenazesi İzmir’de toprağa verilecek. Ergüder Yoldaş’ın ölüm haberini oğlu Tunç Devrim Yoldaş duyurdu.

10-Ergüder Yoldaş

3 çocuk babası Ergüder Yoldaş’ın ölümünü oğlu Tunç Devrim Yoldaş “Babam Ergüder Yoldaş 25 Ocak 2016 saat 03:20’de, tedavi görmekte olduğu İzmir Özel Su hastanesinde aramızdan ayrıldı” ifadeleriyle duyurdu.

Eşi Nur Yoldaş ise “Bana eşi ve Öğrencisi olmam onurunu yaşatan, oğlumun babası ve torunum Ergüder’in dedesi… Kompozitör Ergüder Yoldaş’ı kaybettik çok üzgünüz” sözleriyle acı haberi paylaştı.

ERGÜDER YOLDAŞ KİMDİR?

70 ve 80’li yılların çok önemli bestecisi olan Yoldaş, Türk pop müziğine “Sultan-ı Yegah” gibi bir başyapıt armağan etti. 80’lerde, makam müziğiyle popun en iyi, en rafine bileşimini yarattı. Uluslararası yarışmalarda birincilik ödülleri aldı. İstanbulŞehir Tiyatroları ve İstanbul Festivali direktörlüğü yaptı. 1981’de bestelediği, eşi Nur Yoldaş’ın seslendirdiği Attila İlhan’ın şiiri Sultan-ı Yegah 45’liğiyle Türk popunda çığır açtı. 1991 yılından sonra uzun süre İstanbul, Büyükada’da inzivada bir hayat yaşamayı seçti. Son olarak İzmir’de kız kardeşinin yanına yerleşmişti. Yoldaş, 1976’da ses sanatçısı Nur Yoldaş’la evlenmişti.

 

(Milliyet)

Ankara’da IŞİD operasyonu

-da-isid-operasyonu-1812985Ankara’da terör örgütü IŞİD’e yönelik düzenlenen operasyonda, örgüte eleman temin eden ve çatışma bölgeleriyle irtibatlı olduğu değerlendirilen 10 kişi gözaltına alındı.

Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri sabah erken saatlerde uzun süredir teknik ve fiziki takip yaptığı ve örgüt içerisinde “tatlıbal grubu” olarak bilinen kişilere yönelik operasyon düzenledi.

Ulus Uzunyol sokakta özel harekat ekiplerinin de desteğiylegerçekleştirilen operasyonda 10 kişi gözaltına alındı. Örgüte elaman temin edenve çatışma bölgeleri ile irtibatlı olduğu ihtimali üzerinde durulan şüphelilerle birlikte ruhsatsız tüfek, silah ve örgütsel dökümanlar ele geçirildiği belirtildi.

Gözaltına alınan zanlılar sağlık kontrolünün ardından ifadelerialınmak üzere Ankara Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğüne götürüldü.

Michael Bloomberg, ABD Başkanlığı için aday olacak iddiası

4500Michael Bloomberg’in 2016’daki ABD Başkanlık seçimi için adaylığını açıklamaya hazırlandığı iddia edildi.

New York’un milyarder eski belediye başkanı Michael Bloomberg’e yakın ismi açıklanmayan bir kaynağa göre, Bloomberg yardımcılarına ABD Başkanlığı için bağımsız kampanya yürütmek adına planlar hazırlamalarını söyledi.

Bloomberg, Kasım 2016 seçim kampanyası için kendi parasından en az 1 milyar dolar harcamaya istekli olduğunu arkadaşlarına ve ortaklarına bildirdi. Eski belediye başkanının düşüncelerini tartışan kaynağın kimliği bilinmiyor. Bloomberg’in başkanlık yarışına kafa yormasına dair haberler, ilk kez Cumartesi günü New York Times tarafından bildirildi.

Kaynağın bildirmesine göre, 73 yaşındaki Bloomberg, cumhuriyetçi öncü Donald Trump ile demokrat öncü Hillary Clinton karşısında başarılı olmak adına Aralık ayında hizmete alınan bir anket sonrası, yarışa erken dahil olmak için Mart başını son tarih olarak belirledi.

Daha önce hiçbir üçüncü şahıs aday ABD başkanlık seçimini kazanamamıştır. Ancak ilgili kaynak, Wall Street ile yakın bağları ve liberal sosyal görüşleri olan olan Bloomberg’in, eğer cumhuriyetçiler, Trump veya Teksas Senatörü Ted Cruz’u; demokratlar ise Vermont Senatörü Bernie Sanders’ı aday gösterirse adaylığının önünün açılacağını düşündüğünü bildirdi.

Bloomberg, 2002’den 2013’e kadar New York’ta belediye başkanı olarak hizmet vermiştir. 2007’de partisinin ortaklığını, cumhuriyetçi taraftan bağımsıza çevirmiştir. Son yıllarda ulusal kampanyalara milyonlar harcayan Bloomberg, ABD silah yasalarını kısıtlamak ve göçmenlik konusunu yeniden düzenlemek adına çalışmalar yapmıştır.

İsmi bilinmeyen bir danışmanına göre, eski belediye başkanı Bloomberg, seçmenlerin ‘ideolojik olmayan, her iki tarafı da tutan, sonuç odaklı vizyona sahip’ istediğini ancak bunu 2016 seçim döngüsünde hiçbir politik partinin sunmadığını öne sürdü. Bloomberg tarafından iyi finanse edilmiş bir başkanlık yarışının seçimin dinamiklerini değiştireceği düşünülmektedir.

OYLARI BÖLÜYOR

Hiçbir üçüncü parti adayın Beyaz Saray’ı iddia edememesine rağmen önceki birçok aday, yarışın genel yapısını etkilemiştir. 1992’de bağımsız olarak yarışan Teksaslı işadamı Ross Perot’un cumhuriyetçi George H. W. Bush’u mağlup etmek adına demokrat Bill Clinton’a yardım ettiğine inanılmaktadır. 4060 adet kayıtlı adayla yürütülen bir ankete göre, Bloomberg, varsayılan üç yollu bir yarışta, Clinton ve Trump karşısında desteğin %13’ünü kazanmıştır. Anket sonuçlarına göre, Trump ve Clinton sırasıyla %36 ve %37 oranlarında sınırlı kalmışlardır.

Senator Rand Paul’un muhabirlere aktardıklarına bakılırsa, Bloomberg’in, silah kontrolünden ötürü, demokratların oylarını bölüyor oluşunun cumhuriyetçilerin yararına olacağı düşünülüyor. Bloomberg’in temsilcileri ise eski belediye başkanının, başkanlık yarışındaki planları hakkında yorumda bulunmayı reddediyor.

(turkishny.com)