Ana Sayfa Blog Sayfa 3518

Dostum Tahsin Yücel – Cevat Çapan

Bu yazı bbc.com/turkce/ den alınmıştır

Çok sevdiğiniz bir dostu yitirmeniz bir an için size hayatı anlamsızmış gibi gösterebilir.

Ancak onunla birlikte geçirdiğiniz yıllar, paylaştığınız değerler, katıldığınız olaylar ve ortak dostlarınızı düşündüğünüzde, onun varlığının ve çalışmalarının hayatı sizin için ne kadar zenginleştirdiğini ve anlamlı kıldığını anlarsınız.

Ben Tahsin’i ilk öykülerini yazdığı ellili yılların ortasından beri tanıyordum.

Ama asıl dostluğumuz 1960 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nin İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü’ne asistan olarak girdiğim yıl başladı.

O da aynı yıl o fakültenin Fransız Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü bitirmiş, o bölüme asistan olarak girmişti.

Çalıştığımız bölümler ve o bölümlerdeki öğretim üyeleri fakültenin birbirine en yakın kardeş bölümleriydi.

Tahsin Yücel
Tahsin Yücel, Cuma günü hayatını kaybetti.

Tahsin, Berke Vardar, Akşit Göktürk bu büyük ve mutlu ailenin en genç çocuklarıydık biz.

Yalnız çalışma saatlerinde değil, boş zamanlarımızda da sık sık bir araya gelip o yılların güzel İstanbulunun ve Anadolu’nun görülmesi gereken cennet köşelerinin tadını çıkarmaya bakardık.

Tahsin daha o yıllarda Haney Yaşamalı, Uçan Daireler ve Mutfak Çıkmazı gibi öykü ve romanlarıyla tanınmış, ödüller almış genç bir yazardı.

Öğrencilik yıllarında çalıştığı Varlık Yayınevi için de Fransız yazarlarından çeviriler yapmaya başlamıştı. Öykü, roman ve denemelerini art arda yazdığı Bernanos, Balzac gibi yazarlarla ve eleştiri kuramlarıyla ilgili çoğu Fransızca yazılmış, Fransa’da da yayımlanan saygın bilimsel yapıtlar izledi.

Tahsin aynı zamanda Türk Dil Kurumu’nun da ödün vermez bir üyesiydi ve bu kurumun dildeki devrimci tutumunu kitapları ve denemeleriyle hiç yılmadan savundu.

Elliye yakın özgün öykü, roman, deneme, eleştiri kitabı, yüze yakın önemli çeviri ve Sait Faik, Sedat Simavi, Yunus Nadi. Orhan Kemal ve bunlar gibi birçok yerli ve yabancı edebiyat ödülü, en saygın ödül jürilerindeki üyelikleri ve yetiştirdiği yüzlerce öğrenci.

Bütün bunlar Tahsin Yücel’in her zaman hayranlık ve saygıyla anacağımız başarıları.

Ama onu biz dostları için asıl unutulmaz kılan onun o insan sıcaklığı, sevecenliği, ince mizah duygusu, türkü tutkusu, cömertliği ve hoşgörüsüyle örnek bir aile babası olmasıydı.

Onun bizimle paylaştığı bu değerleriyle bizimle birlikte yaşayacağına yürekten inanıyorum.

Bu yazı bbc.com/turkce/ den alınmıştır

7-Cevat-Çapan

 

Cevat Çapan

Suriye Ordusu Rabia kasabasını geri aldı

0

E13F4F8C-11DA-4770-B3EB-5FFBBF991810_w640_r1_sRabia kasabasını geri alan Suriye Ordusu, ülkenin kuzeybatısındaki Lazkiye vilayetinde elde ettiği başarıları sürdürdü.

Türkiye sınırına sadece 10 kilometre uzaklıkta olan Rabia kasabası, Suriye Hükümeti’nin son günlerde militanlardan geri aldıklarını açıkladıkları ondan fazla yerleşim biriminden biri.

Merkezi İngiltere’de bulunan ve Suriye’deki şiddet eylemlerini izleyen Suriye İnsan Hakları Gözlem Örgütü, hükümete bağlı güçlerin Rus hava operasyonlarıyla desteklendiğini bildirdi. Suriye Ordusu ayrıca Rusya’dan stratejik yardım alıyor.

Örgütün açıklamasına göre Suriye’nin doğusundaki Deyrizor’da son üç günde Rus ve Suriye savaş uçaklarının düzenlediği hava saldırılarında en az 164 kişi öldü. Dört ayrı kasabada en az 43 çocuğun öldüğü bildiriliyor.

Suriye İnsan Hakları Gözlem’e göre IŞİD’in başkenti ilan ettiği Rakka’da da Rus ve Suriye hava operasyonları sonucu 44 kişi öldü.

Son şiddet olayları, Birleşmiş Milletler’in muhalif gruplarla Suriye Hükümeti’ni Cenevre’de barış görüşmeleri için biraraya getirmeye çalıştığı sırada yaşanıyor.

Birleşmiş Milletler Suriye temsilcisi Staffan de Mistura, görüşmelerin yarın başlamasını istiyordu. Ancak görüşmelere kimlerin katılacağı konusunda anlaşmazlıklar yaşanması üzerine toplantıların başlangıç tarihi birkaç gün ertelenecek.

(VOA)

Portekiz’de Sousa cumhurbaşkanı seçildi

0

marceloPortekiz’de Pazar günü yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerini merkez sağ siyasetçi, televizyon yorumcusu Marcelo Rebelo de Sousa kazandı.

67 yaşındaki Marcelo Rebelo de Sousa’nın oyların yaklaşık yüzde 52’sini alarak bu göreve seçildiği belirtildi.

10 adayın katıldığı seçimde Sousa’nın en yakın rakibi, solcu siyaetçi Antonio Sampaio da Novoa’nun oy oranı ise yüzde 22’de kaldı.

Portekiz’de cumhurbaşkanlığı daha çok törensel bir makam. Ancak, devlet başkanının parlamentoyu feshetme yetkisi var.

Ülkede halen hassas dengelere dayalı sol bir koalisyon iktidarda.

Gözlemciler koalisyonun bir yıllık bir süre içinde bozulabileceğini ve cumhurbaşkanının daha aktif bir rol oynamaya başlayabileceğini belirtiyor.

Sousa, görevi Mart’ta muhafazakar Anibal Cavaco Silva’dan devralacak. Silva 10 yıldır bu görevde. Cumhurbaşkanlığı beşer yıllık iki dönemle sınırlı.

(BBC)

HDP’de Eş Başkanlar değişmedi! İşte yeni PM

HDP(2)HDP 2. Olağan Kongresi’nde Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ yeniden eş genel başkanlığa seçildi. Başkanlık seçiminin ardından HDP’nin yeni PM üyeleri de belli oldu.
Ahmet Taner Kışlalı Spor Salonu’ndaki kongrede konuşmaların ardından, yapılan oylamalarla faaliyet ve mali raporlar kabul edildi. Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın dışında eş genel başkan adayının çıkmadığı kongrede seçime geçildi.  Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ yeniden eş genel başkanlığa seçildi.

Başkanlık seçiminin ardından HDP’nin PM üyeleri de belli oldu.

İşte HDP’nin yeni PM üyeleri:

Abdullah Alagöz
Abdurrahman Doğar
Ahmet Kaya
Ali Kenanoğlu
Ali Ürküt
Alp Altınörs
Arife Çınar
Asiye Kolçak
Aycan İrmez
Ayhan Bİlgen
Aysel Çalağan
Aysel Tuğluk
Ayşe Berktay
Ayşe Erdem
Azad Barış
Aziz Tunç
Bedriye Yorgun
Berat Birtek
Berfin Azdal
Berfin Özgü Köse
Berfum Çolak
Besime Konca
Beycan Taşkıran
Can Memiş
Celalettin Can
Cemal Çşgun
Cemil Elden Cihan Erdal
Çoşkun Üsterci
Çilem Küçükkeleş
Dara Demiralp
Dilek Aykan
Doğan Erbaş
Edibe Şahin
Elif Tuğra
Emine Beyza Üstün
Emirali Türkmen
Erkan Cengiz
Erkan Metin
Fatma Gök
Fatma Kurtulan
Feray Mertoğlu
Fırat Epözdemir
Fırat Yaman
Filiz Koçali
Genay Gürsoy
Gülçin İsbert
Gülsen Ülker
Gülsüm Ağaoğlu
Gülşen Uzuner
Günay Kubilay
Hatice Kavran
Hişyar Özsoy
Hüsamettin Özdem
Hüseyin Yılmaz
İbrahim Akın
İlkay Yenigün
Kadir Selamet
Kıvanç Eliaçık
Mahmut Çelik
Mehtap Kıyar
Metin Kılıç
Mizgin Ermiş
Murat Mıhçı
Musa Piroğlu
Murat Avcı
Müge Yamanyılmaz
Mülkiye Birtane
Nadir Yıldırım
Nadiye Gürbüz
Nimet Sezgin
Nimetullah Erdoğmuş
Nuran İmir
Orhan Çelebi
Osman Baydemir
Osman Demirci
Osman Ergin
Ömer Önen
Pınar Akdemir
Pınar Aydınlar
Rana Özpolat
Rıdvan Turan
Sandra Nalbant
Hakkı Saruhan OLUÇ
Seher Akçınar Bayar
Semra Uzunok
Serpil Kemalbay Peközegü
Sevgi Örüç
Sezai Temelli
Sezgin Kartal
Siber Erduman
Songül Erol Abdil
Sultan Özcan
Suzan Karabaş
Şükran Dağ Cabir
Yeliz Yıldırım
Yurdusev Özsökmenler
Yüksel Budak
Zana Döner
Ziya Çalışkan

Beyoğlu Kent Savunması’ndan “Narmanlı Han’a sahip çıkalım” eylemi

Beyoğlu Kent Savunması Narmanlı Han’ın “restorasyon” adı altında, restoran ve mağazaya dönüştürülmesini protesto etti. Han önüne yapılan açıklamanın ardından, mülk sahibi Erkul Kozmetik’e ait Golden Rose firmasının önüne giderek mağazanın ürünlerini boykot etme çağrısı yapıldı.

5

İstanbul Beyoğlu’nda bulunan Narmanlı Han’da 21 Ocak’ta başlayan restorasyon çalışmalarının ardından Beyoğlu Kent Savunması 24 Ocak’ta han önünde buluştu. Hanın restorasyon çalışması adı altında yıkıldığını, çalışmalarda zarar gördüğünü ve inşaat başlar başlamaz avluda bulunan iki ağacın kesildiğini belirten yaşam savunucuları, çalışmaların durdurulmasını istedi.

Eylemde söz alan Eski Koruma Kurulu Başkanı Prof. Dr. Zeynep Ahunbay, Narmanlı Han gibi tarihi bir yapı için yalnızca dış cephesini koruyan bir restorasyon projesinin yanlış olduğunu ifade etti.

Basın açıklamasını Eski Koruma Kurulu Başkanı Prof. Dr. Zeynep Ahunbay okudu
Basın açıklamasını Eski Koruma Kurulu Başkanı Prof. Dr. Zeynep Ahunbay okudu

Han’ın 45 yıllık Bekçisi Miktat Şahin ise “Narmanlı Han’ı ailem gibi sevmiştim. Bedri Rahmi Eyüpoğlu, Ahmet Hamdi Tanpınar ve Aliye Berger geldiğinde hep buradaydım. Narmanlı Han’ın eski halinde kalmasını istiyorum” şeklinde konuştu.

Eylemde Beyoğlu Kent Savunması taleplerini şöyle açıkladı:

Narmanlı Han’da başlayan inşaat çalışmaları durdurulsun
Narmanlı Han kamulaştırılsın
Narmanlı Han eskiden olduğu gibi sahaflara ve sanatçılara kiralanarak yeniden kullanıma açılsın.

Basın açıklamasının ardından hanı satın alan Mehmet Erkul’un sahibi olduğu ve İstiklal’de mağazası bulunan Golden Rose kozmetik firmasının önüne giden yaşam savunucuları mağazanın önünden Erkul’a seslendi: “Mehmet Erkul elini Narmanlı’dan çek!

 

(Yeşil Gazete)

 

ABD’nin ilk iklim göçmenleri: Chesapeake Körfezi sakinleri

Stephen Luntz tarafından IFL Science‘ta yayımlanan haberi Yeşil Gazete gönüllü çevirmeni Elif Naz Çokal‘ın çevirisiyle sunuyoruz.

***

cliref
Görsel: Ada halkının hem geçimini sağlayan hem de yükselen sularla geleceğini tehdit eden sularda Tangier Adası. areeya_ann/Shutterstock

Yeni bir rapora göre yükselen denizler, Virginia Chesapeake Körfezi’ndeki Tangier Adası’nı 50 yıl içinde yaşamaya elverişsiz hale getirecek. Bu yüzden ada sakinleri, iklim değişikliği sebebiyle göçmenlik için Amerika başkentinin kapısına dayanabilir. Bununla birlikte adanın dört yüzyıllık kültürel birikimin ürünü olan benzersiz lehçesi de kaybolacak.

Chesapeake Körfezi’nde bulunan deniz seviyesinin altındaki Tangier Adaları, 1686’dan beri sakinlerini ağırlıyor ancak, adaların, artan deniz seviyesinin etkilerine açık oldukları kanıtlanmış durumda. Scientific Reports’taki rapora göre “1850’den beri adaların toprak kütlesi yüzde 66,75 oranında kayboldu.” Karbon salımı kısa zamanda durdurulmazsa şehir 50 yıl, hatta büyük olasılıkla bunun yarısı kadar bir zaman içinde sular altında kalmış olacak.

Denizler dünyanın her yerinde yükseliyor ancak okyanus akıntıları, tektonik değişimler ve yer altı suyu tahliyeleri bu etkinin düzensiz dağılmasına neden oluyor. Amerika’nın Orta Atlantik kıyıları, bağıl deniz seviyesi artışı (relative sea level rise-RSLR) açısından “sıcak nokta” olarak değerlendiriliyor. Tangier Adalarının nehir ağzında bulunan sulak alanları, 1955’ten 2007’ye kadar yıllık 4,4 milimetre civarında yükselme ile yerel deniz seviyesi artışından ciddi şekilde etkilendi.

Rapora göre,  körfezdeki yerleşim olmayan 500’den fazla ada çoktan yok oldu. 20. yüzyılın erken dönemlerindeki  deniz seviyesi artışı da, yavaş bir artış olmasına rağmen, Tangier Adalarının bir parçası olan Uppards Adası’nın terk edilmesine neden oldu.

shutterstock_145761953_0
Düz yeryüzü şekilleri Tangier adasını deniz ürünleri açısından elverişli koşullar yaratırken deniz seviyesi yükselmelerine karşı da adayı savunmasız bırakıyor. Görsel: areeya_ann/Shutterstock

Tangier Adası, kalan nüfusu tek başına barındırıyor. Şehri ve havalimanını korumak için kayalık dalgakıranlar ve taş duvarlar yapılmış ancak Norfolk Bölgesi Mühendisleri Kolordusu’ndan David Schulte’un öncülük ettiği ekip, dünya çapında küresel ısınma karşıtı bir hareket söz konusu olmadıkça bunun yerleşim yerlerini kurtarmak için yeterli olmayacağını söylüyor.  Daha fazla dalgakıran ve doğru yerleştirilmiş kumullar hasarı erteleyebilir ancak rapor şu sonuca varıyor: “Tangier Adası’nın vakti tükeniyor ve harekete geçilmediği takdirde Tangier sakinleri, ABD’nin ilk iklim değişikliği göçmenlerinden olabilir.”

Raporda “Toprak kaybı ve bağıl deniz seviyesi artışı düzeyleri geçmişteki gibi devam ederse, adalar 2106’ya dek sulara gömülmüş olacak. Bu sonucu 2070 kadar erken bir tarihte görmemiz de olası.” deniliyor. Ancak şehrin fırtınalar sırasındaki sellerin sonucu olarak bundan çok daha önce yaşanamaz hale gelmesi de olası. Son nüfus sayımında şehrin 727 sakini olduğu kaydedildi ama son tahminler bu sayının azaldığı yönünde.

srep17890-f3_0
Gelecekte Tangier Adası’ndan geriye ne kalacağına dair öngörüler. Görsel: Schulte et al./Scientific Reports

Pek çok Pasifik adasının bundan çok daha kısa sürede sular altında kalması bekleniyor ki iklim değişikliği kaynaklı kuraklık milyonlarca insanı evlerinden etti bile. Belki iklim göçmenlerinin Washington’ın 100 mil yakınında olması, meselenin odak noktası haline gelmesini sağlayabilir.

Eğer Tangier şehri kayıplara karışırsa, dikkat çekici tarihini de yanında götürecek. Ada 1812’deki savaşta İngilizlerin elindeyken,  pek çok kölenin sığınarak özgürlüğüne kavuştuğu Pocomoke’nin yerlilerinin adaya yaptıkları ziyaretlerden kalan ok uçları ve mezbeleler adada yaygın olarak bulunuyor. Kuzey Karolina’nın Outer Banks takımadalarında olduğu gibi, Tangier’in izolasyonu da Amerikalılardan çok İngilizlerinkine benzeyen bir aksanı ve dilbilimciler tarafından 17. yüzyıl İngilteresinde konuşulanla benzeştiği düşünülen bir lehçeyi korumalarını sağlamış.

 

Yazının İngilizce Orijinali

Yazı: Stephen Luntz

Yeşil Gazete için çeviri: Elif Naz Çokal

(Yeşil Gazete, IFL Science)

Tohum – Defne Koryürek

Geçen hafta sonu Boğaziçi Üniversitesi’nin davetlisi olarak İstanbul’a gelen ve Hrant Dink anısına bir konuşma yapan eko-feminist, aktivist, bilim insanı ve yazar Dr. Vandana Shiva, konuşmasını bir şiirle kapattı. Filistin’den ve anonim gözüken bu şiiri Dr. Shiva’nın 1999 basımı “Biokorsanlık” başlıklı kitabında okuduğumda bu şehirde, bu turbo-megapolde, binlerce yılın emaneti tarihî surların yanı başında, toprağa, geleneğe, bilgiye, tarıma, kısacası hayata ve hayatta kalma usullerimize dair duruşumuzu anlatmaya kullanacağımı.. hiç öngörmemiştim! Ne tuhaf! Ne kadar naif, hattâ!

 

arazilerimizi yak
rüyalarımızı yak
şarkılarımızın üzerine dök asidi
talaşla kapla
katledilmiş insanlarımızın kanlarını
teknolojinle kıs
özgür olan herşeyin çığlığını,
vahşi ve yerli.
yoket.
yoket.
otumuzu ve toprağımızı
yerle yeksan et
her çiftliği ve her köyü
atalarımızın inşa ettiği
her ağacı, her evi
her kitabı, her yasayı
ve tüm hakkaniyeti ve ahengi.
bombalarınla dümdüz et
her vadiyi; sil iradenle
geçmişimizi
yazınımızı, mecazımızı
çıplak bırak ormanları
ve yeryüzünü
ta ki ne bir böcek
ne bir kuş
ne bir kelime
saklanacak tek köşe bulamasın.
yap ve dahasını da.
zulmünden korkmuyorum.
umutsuzluğa düşmüyorum hiç
zira bir tohum var koruduğum
bir küçük canlı tohum
koruyacak
ve yeniden ekeceğim.

yedikule bostanBu hafta sizi bu şiirle bırakmak istiyorum. Yarın hepimizin sığınmacı, yarın hepimizin aç, yarın hepimizin bostancı olacağını unutmayalım diye. Yarınımızı hangi tohumun yeniden başlatmasını istiyoruz, bulup seçelim ve kötü gözlerden, hoyrat bakışlardan, zalim esenlerden sakınalım diye. Bu hafta ben sessiz bırakıyorum köşemi, anonim bir şiir hepimize konuşsun diye. Yarına sakladığımız tohumu bulup, adını koyalım diye.

Defne Koryürek – Taraf

İklim değişikliği haberlerinin güvenirlilik testi aracı: Climate Feedback

Olivia Solon tarafından New Scientist‘de yayımlanan haberi Yeşil Gazete gönüllü çevirmeni Duygu Kutluay‘ın çevirisiyle sunuyoruz.

***

“Küresel ısınma tarihin en büyük aldatmacasıdır.” İklim değişikliği şüphecilerinin bu tarz başlıkları interneti kirletirken, hem halkın kafasını karıştırıyor ve hem de iklim bilimcileri sinirlendiriyor.

Bu sinir, Kaliforniya Üniversitesi, Merced’den Emmanuel Vincent‘in Climate Feedback adlı bir araç geliştirmesine neden oldu. Bu araç, iklim bilimcilerin gazetecilerin haberlerini gözden geçirmesini ve her bir hikayeye güvenirlik puanı vermelerini sağlıyor.

Görsel: Jeffrey Blackler / Alamy
Görsel: Jeffrey Blackler / Alamy

Sistem, Hypothesis adlı bir web tarayıcı uzantısı kullanarak, bir grup iklim bilimcisinin medyada çıkan haberlerdeki kelime, cümle ve veri sağlayıcılarına yorum yapmalarını sağlıyor. Bu uzantıyı yükleyen herkes habere yapılan yorumları ek bir katman olarak görebiliyor.

Örneğin, “Güncellenmiş NASA Verisi: Küresel Isınma Kutup buzullarında herhangi bir gerilemeye neden olmuyor” başlıklı Forbes makalesi dokuz bilim insanından 33 yorum alarak mümkün olan en düşük güvenirlik puanını almış. Hollanda’daki Utrecht Üniversitesinde kutup iklimi ve buzul dokusu çalışan Jan Lenaerts, 2015 yılında sitenin en popüler iklim haberlerinden biri olan bu makalenin birçok geçersiz ve kanıtlanmamış iddia içerdiğini söylüyor. Bu, internetteki haberlerin aslını kontrol etmek üzere ilk girişim değil. LazyTruth gibi e-postaları ve Truth Goggles gibi web sayfalarını kontrol eden araçlar mevcut. Ama bunlar, LazyTruth yaratıcısı Matt Stempeck‘in de dediği gibi sadece bu yolu seçen küçük bir kitleye oluşuyor. Mesela Google gibi arama motorunun arama sonuçlarını listelerken Climate Feedback gibi araçları kullanması, bu girişimlerin etkisini çok daha artıracağını da ekliyor. Google şu sıra web içeriğinin güvenirliğini değerlendiren bir modeli test etmekte.

Avustralya’daki Queensland Üniversitesi Küresel Değişim Enstitüsü’nden John Cook, Climate Feedback’in psikolojik açıdan çok güçlü olabileceğini belirtiyor ve “Yanlış bilginin bu kadar sorunlu olmasının nedenlerinden biri, bir efsane yayılmak üzere kendine alan buldu mu, bundan kurtulmak inanılmaz zor” diyor. “Herhangi bir bilginin yanlışlığını gözler önüne sererek, okuyucalara bilinçli olmaları için görsel bir işaret yollamış oluyorsunuz.”

Vincent önümüzdeki ay bir Kickstarter kampanyası başlatmayı planlıyor. Böylece daha fazla iklim bilimciyi dahil ederek iklim hakkında yayınların genel güvenirliğini puanlayacak bir sistem geliştirmeyi hedeflerken, aynı yaklaşımın GDO gibi alanlara da uygulanabileceğini söylüyor.

 

Yazının İngilizce Orijinali

Yazı: Olivia Solon

Yeşil Gazete için Çeviri: Duygu Kutluay

(Yeşil Gazete, New Scientist)

 

Rüzgar enerjisinde rekor kıran ülke Danimarka

Brian Kahn tarafından Grist‘te yayımlanan haberi Yeşil Gazete gönüllü çevirmeni Binnaz Çiftçi‘nin çevirisiyle sunuyoruz.

***

Fotoğraf: Grist
Fotoğraf: Grist

Danimarka’da rüzgar türbinleri takunyalar, Legolar ya da uzun boylu insanlar kadar yaygın. Fakat diğer üçünden farklı olarak, rüzgar türbinleri 2015’te dünya rekoru kırıyordu.

Danimarka’nın elektrik şirketi Energinet’e göre, ülkenin türbinleri 2015 senesi boyunca üretilen elektriğin %42’sinin kaynağı oldu. Bu, tüm ülkeler arasındaki en yüksek oran, ülkenin geçen seneki rekorunu da kırıyor ve 10 yıl öncesine kıyaslandığında %200’lük bir artış olduğunu gösteriyor.

Yıllık daha fazla rüzgar enerjisi üreten ülkeler mevcut fakat Danimarka şu ana kadar enerjisinin rüzgârdan elde ettiği kısmını zirveye ulaştırdı. Hükümet 2020’de enerjisinin %50’sini ve 2035’te de %84’ünü rüzgardan sağlama amacını taşıyor. Danimarka, geçtiğimiz Paris İklim Görüşmeleri’nde, 2030’a kadar sera gazı salımlarını %40 oranında azaltma sözü vermiş olan Avrupa Birliği’nin de bir üyesi.

Danimarka’nın batısında, ülkenin rüzgar sektörünün kalbinde, türbinler yılda bölgenin kullanabileceğinden %16 fazla enerji üretiyor ve bu da ülkenin enerji fazlasını komşu İskandinav ülkelerine satabilmesine olanak tanıyor (Gerçi, daha az rüzgarlı günlerde , Danimarka da onlardan karşılık olarak nükleer, hidro ve güneş enerjisi satın alıyor.).

Çok sayıda türbin, büyük miktarlarda rüzgar enerjisi üretmede anahtar unsurlardan biri. Diğeri de doğal olarak rüzgar ve şans eseri rüzgarlar geçen sene normalden daha hızlı esti (bunun muhtamelen El Nino sebebiyle olmadığını belirtelim).

Danimarka’da açık denizde üretilen rüzgar miktarı da artıyor. Ülke halihazırda kurulu 1.200 megavatlık üretim kapasitesine sahip. Yapım aşamasında ise tahminen 1.000 megavat enerji üretecek iki de proje bulunuyor.

Haberin İngilizce Orijinali

Haber: Brian Kahn

Yeşil Gazete için Çeviri: Binnaz Çiftçi

(Yeşil Gazete, Grist)

Kulaklarınızın pasını silecek bir deneyim: Elektronik atıklarla müzik

Suzanne Jacobs tarafından Grist‘te yayımlanan haberi Yeşil Gazete gönüllü çevirmeni Elif Naz Çokal‘ın çevirisiyle sunuyoruz.

***

Ne derler bilirsiniz: Hayat size elektronik atık veriyorsa onlarla bir müzik grubu kurun ve kendinizi heyecan verici melodilerin kucağına bırakın.

Japon programcı ve müzisyen Ei Wada, grubu Open Reel Ensemble ile birlikte eski projektörleri, tüplü televizyonları, kasetçalarları, havalandırma fanlarını, bir kenara atılmış bilgisayarları ve acayip sesler çıkarma potansiyeline sahip her tür vintage teknoloji ürününü siberpunk* hazzı yaşatacak bir tür elektronik müzik yapmak için kullanıyor.

Ei Wada_Braun Tube Jazz Band, Fotoğraf: Tamami Iinuma, 2010
Ei Wada_Braun Tube Jazz Band, Fotoğraf: Tamami Iinuma, 2010

Motherboard’a göre, Wada’nın müziğe olan ilgisi dört yaşında ailesiyle birlikte gittiği bir gamelan konserinde başlamış. (Gamelan Endonezya’ya özgü geleneksel bir müzik türü ve elektronikaya olan etkileriyle ilgili pek çok bilgi mevcut.) Hikâyenin devamını yine Motherboard’dan alıntılıyoruz:

Birkaç yıl sonra Wada eski teyp kasetlerini kurcalarken, kasetlerden çıkan gelişigüzel seslerin Endonezya’da yıllar önce duyduğu ve aklında yer eden o müziği anımsattığını fark etti. “O zamanlar anlamadığım garip uzaylı seslerinin aynısıydı.” diyor Wada.

O andan itibaren, kimsenin istemediği teknolojik aletlerden başka dünyalara aitmiş hissi veren sesler çıkarmakla ilgilenmeye başladı. Örneğin ergenliğinde, 70’li yıllarda yapılmış, banttan banda kayıt yapan bir yığın teyp sistemi babasının radyoda çalışan bir arkadaşı tarafından kendisine verildi.

“Bu aletler oynamakta olduğum kasetlerin büyük akrabaları gibiydi. Teypleri el yordamıyla hareket ettirdiğimde cidden uçuk sesler çıkarıyorlardı. Bu aletin beni, varlığından bihaber olduğum bir dünyaya bağladığını hissetmeye başladım.” diye anlatıyor.

Open Reel Ensemble’ın yalnızca eski ıvır zıvırlarla haşır neşir olduğunu zannetmeyin. Mesela Wada’nın ayaklarına gitar amfileri bağlıyken eski bir televizyon ekranına dokunarak oluşacak o eşsiz titreşimi yakalamak gibi numaraları var. Bu yeterli gelmediyse bir de şöylesi var:

Grup, havalandırma fanlarını tepedeki projektörlerin üstüne yerleştirmiş ve bu ikiliye hoparlörlere bağlı küçük güneş panelleri eklemiş. Devreyi de fanlar açıldığı zaman projektörlere elektrik gidecek ve projektörlerin oluşturduğu ışıkla beslenen güneş panellerinden çıkan sesler hoparlörlere verilecek şekilde ayarlamışlar.

Grubun bu çabası, aşağıdaki TEDxTokyo performansında da görebildiğimiz gibi ortaya müthiş bir müzik çıkartıyor. Ancak Open Reel Ensemble ne kadar havalı olursa olsun, hiçbir zaman yakamızdan düşmeyecek olan elektronik atık problemiyle savaşmak adına pek çoğumuzun yapabileceği en iyi şey geri dönüşüme devam etmek. Daha az yetkin ellerin elektronik atıklarla yapacağı müziğin, ses spektrumunun “güzel müzik” kısmından çok “kulak kanatan sesler” kısmında yer alması kuvvetle muhtemel.

*Siberpunk, “yüksek teknoloji, düşük yaşam” şeklinde özetlenen bir dünya şekli çizen bilim kurgu alt türü. Siberpunk, bilim ve teknolojinin çok ilerlediği ancak insanların büyük kısmının yaşam kalitesinin çok düşük olduğu bir dünya tasavvurudur. Bu tür postmodern edebiyat dahilinde değerlendirilir.

 

Haberin İngilizce Orijinali

Haber: Suzanne Jacobs

Yeşil Gazete için Çeviri: Elif Naz Çokal

(Yeşil Gazete, Grist)