Ana Sayfa Blog Sayfa 3485

Afrika filleri doğduklarından daha hızlı şekilde öldürülüyorlar

Damian Carrington tarafından The Guardian‘da kaleme alınan yazıyı Yeşil Gazete gönüllü çevirmeni Çağdaş Özhan‘ın çevirisiyle sunuyoruz.

***

BM Dünya Vahşi Yaşam Gününde açıklanan bilgilere göre, fil dişi avcılığında düşüş olmasına rağmen rağmen fil nüfusu hala azalmakta.

Peşpeşe dört yıldır yasa dışı avcılık oranlarında düşüş olmasına rağmen, filler günümüzde dişleri için avlanmakta ve öldürülen fil sayıları doğan fil sayılarından fazla olduğu için genel fil nüfusu azalmakta.

A herd of African elephants drinking at a muddy waterhole, Zimbabwe. Around 60% of elephant deaths are at the hands of poachers, figures show. Photograph: Zdenek Maly / Alamy/Alamy
Bir Afrika filleri sürüsü Zimbabve’deki bir çamurlu su birikintisinde su içerken. Yayımlanan verilere göre fil ölümlerinin yaklaşık %60’ı yasa dışı avcılıktan kaynaklanıyor. Fotoğraf: Zdenek Maly / Alamy/Alamy

Geçtiğimiz Perşembe günü gerçekleşen BM Dünya Vahşi Yaşam Gününde yayınlanan bilgiye göre fil ölümlerinin %60’ına yasa dışı avcılık sebep olmakta. Yani genel fil nüfusu her geçen gün azalmakta.

Nesli Tehlike Altında Olan Yabani Hayvan ve Bitki Türlerinin Uluslararası Ticaretine İlişkin Sözleşme (CITES) genel sekreteri John Scanlon batı ve orta Afrika’da hala devam eden avcılığın fillerin hayatını tehdit ettiğini söyledi. Sadece 2015’de en az 20.000 fil, dişleri için öldürüldü.

Yine de Scanlon’a göre bazı düzelmeler bulunmakta. Örmeğin Kenya’da avcılık gitgide azalmakta.

Scanlon, “Bu durum bizlere düzenli politik destek ile herşeyin düzelebileceğini gösterdi. Bu gibi suçlarla savaşmak için koruculardan, liman ve gümrük polislerine kadar herkesin işbirliği içinde olması gerekmektedir.” dedi.

Yasa dışı fil avcılığı 2011’de en üst seviyeye çıktı ve fil ölümlerinin %75’inin kaynağı oldu. Bu yıldan sonra düşüşe geçti. Ancak hala sürdürülebilir seviyenin oldukça üzerinde. Bu eğilimin ortadan kalkması için daha çok çalışılması gerekmekte.

Bir rapora göre Güney Afrika’da bulunan Kruger Ulusal Parkı’nda 2014 yılında avlanan %17’lik fil oranı 2015 yılında %41’e yükseldi. Bu durumun yankı uyandırmasının en büyük sebebi bu parkın dünya üzerinde filler için en güvenli yer olarak görülmesi.

Ocak ayında Tanzania’da fil avcılarını arayan İngiliz bir pilot helikopteri avcılar tarafından düşürülerek hayatını kaybetmişti. Geçen yıl Ekim ayında ise Zimbabve’de 14 fil siyanür ile zehirlenerek öldürüldü.

Güvenlik örgütlerini geliştirip yasa dışı avcılık cezalarını artırmanın yanı sıra halkın yasa dışı avlanan hayvanların ürünlerini almalarını engellemek için de düzenlemelere gidilmekte. Ekim ayında Çin başbakanı İngiltere’yi ziyaret etmeden hemen önce, Prens William Çin halkına seslenerek yasa dışı avlanan hayvanlardan elde edilen ürünleri almamalarını istedi. Bu konudaki diğer kampanya ve duyurular Andry Murray, Rahul Dravid, Francois Pienaar ve Yao Ming gibi ünlü sporculara yer verdi.

Interpol’e göre yıllık yasadışı satılan vahşi yaşam ürünlerinden elde edilen miktar 10-20 milyar dolar civarında ve uyuşturucu, insan ve silah kaçakcılığından sonra dördüncü sırada yer alarak organize suç grubuna girmekte. BM bu durumun vahşi yaşamı tehdit etmekle birlikte çatışmalara yol açabileceğini, yolsuzluklara sebep olacağını ve yoksulluğu düzenleme çalışmalarını engelleyeceğini belirtti.

Haberin İngilizce Orijinali

Haber: Damian Carrington

Yeşil Gazete için Çeviri: Çağdaş Özhan

Çeviri Editörü: Ayşe Ceren Sarı

(Yeşil Gazete, The Guardian)

“Nükleer Alaturka” geliyor ve desteklerinizi bekliyor !

Çernobil felaketinin 30. yılını, Fukuşima felaketinin ise  5. yılını anacağımız  bu dönemde,  hükümet tarafından “uluslararası anlaşmalar”la oldu bittilere getirilen,  kurulmasına hız kazandırılan nükleer santral projelerinin  ülkemizdeki geçmişine bakmanın tam zamanı. Bunun için muhteşem bir proje yola çıktı bile! Doğrudur,  nükleer santrali olmayan ülkemizde ölümlü nükleer kaza yaşandı; politikacılar gerçekleri örtbas etti,etmeye de devam ediyor; Çernobil faciası karşısında önlem alınmadığı ve  bu bilgi halktan gizlendiği için  kanser oranları arttı, artıyor; açıldıktan sonra terk edilmiş uranyum madenleri bugün hala tehlike saçıyor… Türkiye’nin 60 yıllık nükleer macerası içindeki bu ve bunun gibi geniş arşivi, bol malzemeyi değerlendirecek olan Nükleer Alaturka her şeyden çok sizi nükleer santraller konusunda biraz düşündürmeyi istiyor.

Nükleer Alaturka bağımsız bir belgesel. Ismarlayanı yok, sponsoru yok. Böylece söyleyeceği sözü özgürce söyleyebilecek bir yapım. Bağımsızlığı sağlayabilmenin bir yolu da bu filmin gerçekleşmesini isteyenlerin proje destekçisi olmasından geçiyor”.

“Benim Çocuğum” belgeselinin yönetmeni Can Candan’dan yeni film projesi

Benim Çocuğum belgeseliyle geniş bir izleyici kitlesine ulaşan yönetmen Can Candan, Türkiye’nin nükleer hikayelerine odaklanacağı yeni belgesel film projesi Nükleer Alaturka’ya hazırlanıyor. Nükleer Alaturka ile Türkiye’de nükleerin bazen sarsıcı, bazen trajikomik ve çoğu zaman da absürd tarihini anlatacak ilk uzun metraj belgesel filmi olmayı hedefliyor.

NucTR_afis_TR

“Nükleer Alaturka” desteklerinizi bekliyor!

Yönetmen ve yapım ekibinin hazırlık çalışmalarını sürdürdüğü bağımsız filme maddi destek sağlamak için fon toplama sitesi Indiegogo’da bir kampanya başlatıldı. Yönetmen Can Candan, kampanya sayesinde mümkün olduğunca çok insana ulaşmayı ve nükleer ile ilgili farkındalığı arttırmayı hedeflediklerini söylüyor. Ayrıca filmin ekibi herkesi belgesel projesinin yapım sürecine destek olarak bu projeyi sahiplenmeye davet ediyor.

Destek olmak için:
http://igg.me/at/nuclearallaturca

Nükleer Alaturka belgesel projesinin arkasında deneyimli bir ekip yer alıyor. Başta yönetmen Can Candan olmak üzere, 2015’te Berlin nGbK’da yapılan “77□13 – Türkiye’de Direnişin Sanatı” sergisinin küratörü Christian Bergmann ve Surela Film’den Ayşe Çetinbaş’ın yapımcı olarak yer aldıkları projede Beni Akkuyu’larda Merdivensiz Bıraktın: Türkiye’nin Nükleerle İmtihanı kitabının yazarı Filiz Yavuz danışman-araştırmacı ve Boğaziçi Üniversitesi Elektrik ve Elektronik Bölümü öğretim üyesi İlke Ercan da bilimsel danışman olarak yer alıyor. Kısa sürede büyüyen Nükleer Alaturka ekibine, dikkat çekici sergileri ile son dönemde adını çokça duyduğumuz Cem Dinlenmiş de çizer olarak dahil oldu.

Nükleer Alaturka, “nükleer hikâyeleri” gün yüzüne çıkararak farkındalık yaratma
çabalarını güçlendirmek ve insanlara harekete geçme ilhamı vermek için yola çıkıyor. Belgeselin seyirci ile buluşma tarihi olarak ise 2018 yılı planlanıyor.

Nükleer Alaturka Hakkında

Kısa Tanıtım:

Nükleer Alaturka, Türkiye’de nükleerin bazen sarsıcı, bazen trajikomik ve çoğu zaman da absürd tarihini anlatan, geliştirme aşamasındaki bir uzun metraj belgesel
film projesidir.

Yönetmen Görüşü:

Türkiye, 60 küsur yıldır ilk nükleer enerji santralini kurmaya çalışıyor ve ilk kez nükleer enerji üreten bir ülke olmanın eşiğinde. Oysa ki Türkiye topraklarındaki nükleer silahlarla, radyoaktivite ve atıklarla uzun yıllardır nükleer bir ülke. Aynı zamanda ülkede 40 yıllık bir nükleer karşıtı mücadele de devam ediyor.

cahit aral geniş
Cahit Aral kameraların karşısına geçip radyoaktif çayı içerken

1986’da “Çernobil bulutları” tepemizdeyken Türkiye’deki siyasi liderler, radyasyonun sağlığa olumsuz bir etkisi olmadığını iddia ederek halkı radyasyonun tehlikeleri konusunda aldatmaya çalışmışlardı: “Biraz radyasyon iyidir”, “radyoaktif çay daha lezzetlidir”; “radyasyon kemiklere yararlıdır”. Bu aldatma çabası Fukuşima sonrasında da devam etti. Bir çevre aktivisti olarak Nükleer Alaturka’yı yapmaya, Türkiye’ye özgü bu tür absürdlüklerinden ilhamla karar verdim.

 

 

Nükleer Alaturka Film Ekibi:

Yönetmen: Can Candan
Yapımcılar: Can Candan, Christian Bergmann, Ayşe Çetinbaş
Danışman ve Araştırmacı: Filiz Yavuz
Bilimsel Danışman: İlke Ercan
Çizer: Cem Dinlenmiş
Görüntü Yönetmeni: Meryem Yavuz
Ses Yönetmeni: Oğuz Kaynak
Yardımcı Yönetmen: Selen Çatalyürekli
Yardımcı Yapımcı: Arda Çiltepe

 

Hbr: (Yeşil Gazete )

Pınar Demircan

Lambda’dan 8 Mart açıklaması:Lezbiyen, Biseksüel, Trans, İnterseks Kadınlar Vardır!

Lambda öncülüğünde bir araya gelen çok sayıda kuruluş bir açıklama yayınlayarak 8 Mart dolayısıyla bilboardlar yoluyla mesajlarının iletilmesini sağlayan Kadıköy Belediyesi’ne ve tüm destek veren belediyelere teşekkür ettiler.

lambda“8 Mart Dünya Kadınlar Günü heteroseksüel ve natrans kadınların olduğu kadar lezbiyen, biseksüel, trans ve interseks tüm kadınların günüdür.” denilen açıklama şöyle:

 

Basına ve kamuoyuna:

Lezbiyen, Biseksüel, Trans, İnterseks Kadınlar Vardır!

LGBTİ Dostu Belediye olma sözü veren Kadıköy Belediyesi billboardlarında 8 Mart Dünya Kadınlar Günü nedeniyle Kadın ve LGBTİ örgütlerine yer verdi. Bu vesileyle bizler de, bir kez daha, Kadıköy’ün çeşitli noktalarında LGBTİ’ler, aileleri ve sevdiklerine yalnız ya da yanlış olmadıkları mesajını verme şansı bulduk. Bir kez daha da Kadıköy Belediyesi’ne ve tüm destek veren belediyelere teşekkür etmek istiyoruz.

Lambdaistanbul olarak hazırladığımız lezbiyen, biseksüel, trans ve interseks kadın görünürlüğüne vurgu yapan ve her yerdeyiz mesajı veren afişimize yönelik sosyal medyada kimliklerimize ve belediyeye yönelik nefret söylemi içeren paylaşımlar yapıldığını üzülerek görmekteyiz.

Toplum değerlerine aykırı olduğu, 8 Mart’la ilgisi olmadığı iddia edilerek varoluşumuzun ve kadınlığımızın cinsel yönelimimiz ve cinsiyet kimliğimiz nedeniyle yok sayılmasını kabul etmiyoruz! 8 Mart Dünya Kadınlar Günü heteroseksüel ve natrans kadınların olduğu kadar lezbiyen, biseksüel, trans ve interseks tüm kadınların günüdür.

Lezbiyen, biseksüel, trans ve interseks kadınlar olarak tıpkı afişimizde yazdığı gibi okulda, işte, sokakta, mecliste her yerdeyiz ve her yerde olmaya da devam edeceğiz!

Tüm cinsel kimliklerden kadınların 8 Mart’ı kutlu olsun.

İmzacı Kurumlar:

Lambdaistanbul LGBTİ Dayanışma Derneği
Hebun LGBT Diyarbakır Derneği
Kader Kısmet Atölyesi
Kırmızı Şemsiye Cinsel Sağlık ve İnsan Hakları Derneği
İstanbul LGBTİ Dayanışma Derneği
HDK LGBTİ Meclisi
HDP LGBTİ Koordinasyonu
MSGSÜ Flu Baykuş
MSGSÜ Kadın Araştırmaları Kulübü
Mersin Üniversitesi LGBTİ İnisiyatifi
Mersin 7 Renk LGBT
Kocaeli LGBTİ İnisiyatifi
Çanakkale LGBT İnisiyatifi
İÜ Radar
İnterseksüel Şalala
Dersîm Roştîya Asmê LGBTİ Oluşumu
Trabzon Mor Balık LGBT
İzmir Aile Grubu
Keskesor
Yeryüzünün Lanetlileri
Yeldeğirmeni Dayanışması
Cinsel Şiddetle Mücadele Derneği
Liseli LGBTİ
LGBTİ Barış Girişimi
Ankara Feminist Kolektif
GİLAT (gay ikicinsel lezbiyen ve aileleri topluluğu )
Kadınlarla Dayanışma Vakfı
Boğaziçi Üniversitesi LGBTİ Çalışmaları Kulübü
Yoğurtçu Kadın Forumu
Üvey Evlatlar Platformu-Kayseri
Hêvî LGBTİ Derneği
Kaos GL Derneği
Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği
Malatya Gökkuşağı LGBTİ
Validebağ Savunması
Yeşil Alan Sakinleri
Kadıköy Kent Dayanışması
TODAP
Bilgi Gökkuşağı
Bilgi Kadın
Ahtamara LGBTİ WAN
Lezbiyen Biseksüel Feministler
Küresel Eylem Grubu
Su Hakkı Kampanyası
DSİP
Yeşil Sol Gençler
Derin Ekoloji Derneği
Hayvan Hakları İzleme Komitesi (HAKİM)
Hayvan Hakları ve Etiği Derneği
Hayvan Haklarını Koruma ve Geliştirme Derneği (HAGİD)
Antikapitalistler
Kuzey Ormanları Savunması Kadınları (KOSKA)
BÜKAK
Irkçılığa ve Milliyetçiliğe Dur De Platformu
LeGeBİT
BÜSOS
Youth Agenda
Bursa Özgür Renkler
YTÜ ODA LGBTİ+ Toplulğu
Erktolia
İstanbul Kent Savunması
Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu
Bursa Morsalkım Kadın Dayanışma Derneği
HDP Kadıköy Ilce Örgütü
HDP Kadıköy Kadın Meclisi
LİSTAG Derneği
Kadının İnsan Hakları- Yeni Çözümler Derneği
Barış için Feministler

Yeşil Gazete

Hackerlar bu kez Feminist Gece Yürüyüşünü hedef aldı

İstanbul Feminist Kolektif’in facebook sayfası, Feminist Gece Yürüyüşü’ne iki gün kala hacklendi. Sayfayı hackleyenler, 8 Mart Salı akşamı saat 19.00’da Taksim’de başlayacak olan 14. Feminist Gece Yürüyüşü’nün etkinlik davetini iptal ederek yürüyüşün tarihini ve yerini değiştirdi. Sahte etkinliği şikayet etmek ve 8 Mart akşamı yıllardır olduğu gibi Taksim’de toplanacaklarını duyurmak üzere sosyal medya üzerinde hızla bir araya gelen kadınlar, sayfayı geri aldı.

Fatih değil, Taksim

İstanbul Feminist Kolektif’in facebook sayfasını ele geçirenler, bunu belli edecek bir gönderi paylaşmadan, yürüyüşün 10 Mart Perşembe akşamına ertelendiğine, yerinin de katılımın artması ve bazı kadın sanatçıların talebi gerekçesiyle  Fatih Yenikapı olarak değiştiğine dair yeni bir etkinlik açtı. Sayfanın yöneticilerini değiştirdi ve sayfaya dışarıdan gönderi yapılmasına izin vermedi. Feminist Gece Yürüyüşü’ne katılacak olanlara, yürüyüşün ertelendiği ve Fatih’e alındığı bildirimi gitti.  Durumu fark ederek tepki gösteren kadınlar, İstanbul Feminist Kolektif”in facebook grubu ve kişisel hesapları üzerinden yeniden etkinlik oluşturarak, 14. Feminist Gece Yürüyüşü‘nün 8 Mart Salı akşamı saat 19.00′da Taksim‘de Fransız Kültür Merkezi’nin önünden başlayacağını duyurdu. Facebook ve twitter’da sahte etkinliğin şikayet edilmesi ve yürüyüşün Taksim’de olacağının duyurulması için dayanışma çağrısında bulunuldu.

feminist gwcw yürüyüşü

Hacker saldırılarına dikkat

Feminist Gece Yürüyüşü hackerlarının kişisel hesapları ve sahte etkinlik, kadınların yoğun şikayetleri üzerine birkaç saat içinde kapatıldı. İstanbul Feminst Kolektif’in yanı sıra Barış İçin Kadın Girişimi‘nin hacklenen facebook sayfası da geri alındı. Feminist grupların sosyal medya hesaplarına ve mail gruplarına bu tarz  saldırıların yoğun olduğu ve tanınmayan profillerden gelen iletilerin, maillerin açılmaması uyarısı yapıldı.

Yaşasın Kadın Dayanışması!

İstanbul Feminist Kolektif, sayfayı geri aldıklarını “Sayfamızı geri aldık! Bugün birçoğunuzun bildiği gibi sayfamız hacklendi, 8 Mart etkinliğimiz kapatıldı. Sayfayı hackleyenler yanlış yönlendirmek amacıyla tarih ve yer bilgisi değiştirerek etkinlik açtılar. Belli ki 8 Mart Feminist Gece Yürüyüşümüz birilerini çok korkutuyor, kadınları alanlardan, sokaklardan uzak tutmak istiyorlar. Bu vesileyle tekrar tekrar: Yaşasın kadın dayanışması! Yaşasın feminist mücadelemiz!” yazarak duyurdu.

feminist yürüyüş

Hacklenen sayfalarını geri almak ve Feminist Gece Yürüyüşü’nün Taksim’de, gününde ve saatinde yapılacağını duyurmak için hızla organize olan kadınlar, bir yandan da yürüyüşün pankartını elleriyle hazırladı.  İstanbul Feminist Kolektif, her yıl çok sesli, çok renkli geçen geleneksel Feminist Gece Yürüyüşlerinin 14.sü için bütün kadınlara ve trans bireylere şöyle çağrı yaptı:

“14 yıldır her 8 Mart’ta feministler olarak, ‘patriyarkaya’, kapitalizme ve heteroseksizme karşı sesimizi yükseltmek için Taksim’de mor bayraklarımız, feminalarımızla gece yürüyüşü yapıyoruz. Hayatlarımıza yöneltilen saldırıların eksilmediği, hayatlarımızı savunmaya devam ettiğimiz bir yılın ardından bu 8 Mart’ta da erkek egemenliğine isyanımızı ve feminist dayanışmamızı yükselteceğiz.”

14. Feminst Gece Yürüyüşü etkinlik sayfası,

https://www.facebook.com/events/523398197843227/

Haber: Güneş DERMENCİ

(Yeşil Gazete) 

 

Atıklar bir nehri yok ederken – Belma Akçura

Belma Akçura’nın bu yazısı Millliyet’in internet sitesinden alındı

Ergene’de araştırma yapan uzmanlar; nehrin siyah bir çamur deryasına dönüştüğünü, bölgedeki sanayi tesisleri atıklarıyla nehrin bir kanalizasyon haline geldiğini, nehirde tespit edilen siyanür nedeniyle dalgıçların bile suya giremediğini belirtince Milliyet haberi, ‘Dalgıçlar bile suya giremiyor’ başlığıyla verdi.
Haberde ayrıca Çerkezköy’den, Uzunköprü’ye kadar uzanan bölgede deri, kimya, organize sanayi, tekstil ve ilaç olmak üzere 2 bin 100 civarında sanayi tesisinin bulunduğu da belirtilmekte…
* * *
Orman ve Su İşleri Bakanlığı Basın ve Halkla İlişkiler Müşavirliği haberle ilgili gönderdiği açıklamada kısaca şöyle diyor:
“Ergene Havzasında 1990’lı yıllardan itibaren başlayan kontrolsüz sanayileşme neticesinde oluşan kirliliğin giderilmesi ve nehrin su kalitesinin iyileştirilmesi maksadıyla 06.05.2011 tarihinde Ergene Havzası Koruma Eylem Planı uygulanmaya başlanmıştır….

13

Tekirdağ ilinde inşa edilmekte olan ileri biyolojik atıksu arıtma tesisinde yaklaşık 400.000 m3/gün’lük sanayi atıksuyu arıtılacaktır. Deşarjlarında siyanür ve bileşiklerini ihtiva eden ve potansiyel kirlilik unsurları arasında yer alan kimya, plastik, tekstil, ilaç, metal ve otomotiv sanayii ile madencilik faaliyetleri havzada mevcut olmakla birlikte; siyanürün, insan faaliyetlerinin yanı sıra, çevresel ortamlarda doğal olarak da bulunduğu bilinmektedir. Karbon ve azottan oluşan bir molekül olan siyanür, doğada birçok böcekte ve çeşitli meyve sebzeler ile bitkilerde zararlılara karşı koruma unsuru olarak düşük konsantrasyonlarda bulunmakta ve çeşitli taşınım mekanizmaları ile alıcı ortamlara ulaşabilmektedir.”
Bakanlığın gönderdiği açıklamaya göre; Ergene Havzası Koruma Eylem Planı beş yıldır yürürlükte. Ayrıca su kalitesinin iyileştirilmesi maksadıyla koruma eylem planları hazırlamakta olan bakanlığın, kirliliğin önlenmesine yönelik tedbirlerin uygulanması da gündeminde.
* * *
Bakanlığın açıklaması kirliliğe karşı çok önemli adımların atıldığı yönünde… Ancak bu açıklamalar haberdeki soruna çözüm üretmiyor. Bakanlığın bunca iyileştirici çalışma ve projelerine rağmen ‘O halde nasıl oluyor da bir nehir böylesine çamur haline gelebiliyor?’ sorusuna da yanıt verilememektedir. Dolayısıyla haberimiz çevre kirliliğine ilişkin bir uyarı ve ihbar niteliği taşımaktadır. Ergene havzasında 24 saat boyunca su kalitesi ölçümlerinin yapılması bölgedeki sanayi tesislerinin bir nehri yok etmesine engel olmuyor çünkü…

 

Belma Akçura – Milliyetbelma akçura

Meclis’te nükleer santral karşıtı sesler

CHP Mersin Milletvekili Dr. Hüseyin Çamak, Enerji Bakanı’nın temiz enerji vurgusu yaptıktan sonra nükleer enerjiden söz etmesinin kendisini yıktığını belirterek, “Nükleer santral istemiyoruz. Ne Mersin’de ne başka yerde. Bize güneş, rüzgar, su yeter!” dedi.

 

mecliste nükleer karşıtı ses
CHP Mersin Milletvekili Dr. Hüseyin Çamak, nükleer santrale karşı Meclis’te döviz açtı.

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde 2016 bütçe kanunu tasarısının Türkiye Atom Enerjisi Kurumu bütçesi görüşüldü. Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Mersin Milletvekili Dr. Hüseyin Çamak, CHP Sinop Milletvekili Barış Karadeniz’in konuşması sırasında; nükleer santral karşıtı döviz açarak destek verdi.
“Nükleer santral istemiyoruz. Bize güneş, rüzgar, su yeter!” yazılı dövizde nükleer santralin, tarımı, balıkçılığı, hayvancılığı ve turizmi yok edeceğine, insan sağlığını bozacağına dikkat çekildi.

CHP Mersin Milletvekili Dr. Hüseyin Çamak, bütçe görüşmeleri sırasında Enerji Bakanı’nın temiz enerji vurgusunun ardından nükleer enerjiden bahsetmesinin kendisinde yarattığı hayal kırıklığını dile getirerek; “Enerji Bakanı ‘temiz enerji’ vurgusu yaptı. Arkasından nükleer enerjiden söz edince yıkıldım! Mersin’de ve tüm Türkiye’deki nükleer santrallere hayır! Bize güneş, rüzgar, su yeter!” dedi.

Rusya nükleer enerjide sabıkalı

Çernobil kazasından hemen sonra Karadeniz’de günlerce gökyüzünden çamur gibi radyasyon yağdığını hatırlatan CHP Sinop Milletvekili Barış Karadeniz ise, facianın ardından yıllardır Karadeniz’de her evde en az 2 adet kanser hastası olduğuna vurgu yaparak, şunları söyledi:

“Türkiye, sadece Sinop’ta yapılacak nükleer santrali çalıştıracak yakıt için yaklaşık 3,5 milyar dolar harcayacak. Sinop nükleer enerji santralinin elektrik üretimi açısından dışa bağımlılığını azaltacak söylemi AKP‘nin koskoca bir yalanıdır. Japonya’daki Fukuşima kazası nükleer santrallerin güvenilir olmadığını bir kez daha acı şekilde göstermiştir. Bu kaza nükleer alanda dünyanın en ileri teknolojisinin bile nükleer felaketlerde savunmasızlığını ortaya koymuştur. Bakan, Sinop ve Mersin için ‘En güvenli yer’ diyor. Japonya ve Rusya en büyük nükleer darbeyi yemiş sabıkalı iki ülkedir. Siz kalkıp onlara nükleer santral yaptırarak üstüne bir de güvenlikten söz ediyorsunuz” dedi.

Haber: Gerçek Gündem

Cep telefonsuz iki ay

Zil sesleri hayatımdan çıkalı 2 ay oldu. Bipler, vraklamalar, çınlamalar… Uzay boşluğuna gönderdiğimiz milyonlarca fuzuli ses. Kaybolmadıkları söyleniyor ve de, evrende dolanıp duruyorlar. Nereye gidiyorlar peki? Bence sinsi bir bekleyişteler ve bir gün hepsi aynı anda çıkıp kulağımıza kulağımıza avazları çıktığı kadar bağıracak: “Ne konuşuyorsunuz ulan bu kadar???”

10

 

Sıyırdım sanıyorsunuz ama benim gözümde gerçekten böyle bir sahne canlanıyor. O denli rahatsız oluyorum telefon çınlamalarından. Beynimi delip geçiyorlar. Aslında televizyonda, yüksek kaydedilen reklam aralarından falan da rahatsız oluyorum. Bir frekanstan sonrası beni ben olmaktan çıkarıyor. Sanırım derdim biraz da katlanma eşiğimi aşan seslerle. Hani köpekleri uzaklaştırmak için köpeksavarlar vardır, zar zor duyulan, gıcık tizlikte bir ses çıkarırlar. Hah işte, o aletle beni kaçırabilirsiniz mesela.

Cep telefonu yokken ne yapıyorduk?
Telefonumu takside düşürdüm. Gidiş o gidiş. Seviyorsam özgür bırakayım dedim ama geri gelmedi. Yani isteyerek bırakmadım aslen ama kullanmıyor olmayı çok istemişim meğer. Cep telefonsuz yaşamı merak ediyordum, al sana fırsat! Sanki cebimizde telefonumuzla doğmuşuz gibi, en hayati uzvumuzmuş gibi…

Telefonda çok fazla konuştuğum yok, o yüzden arkadaşlarımın sesini duyamıyorum derdim de olmadı. Ama bir paniktir aldı arkadaşlarımı.

– Nasıl görüşeceğiz şimdi???
– Sosyal hayattan dışlanacaksın!
– Ne antikasın…
– Her şeyin bi şeyi var (Türkçesi: Sadeleşmeyi de abartmamak lazım)

Ev telefonu kullanıyorum, o sayılmaz mı? Buna da itirazlar geldi.
“Nasıl yani? Orta okul bebeleri gibi teyzecim Ceylan’ı bi verir misin mi diyeceğiz??”
Eskiden böyle yapıyorduk hakikaten de. İletişim kuruyorduk yani.

Cep telefonsuz bu zamanda elim hiç -olmayan- telefonuma gitmedi. Ama kulağıma gaipten çalma sesleri geldi birkaç kez. Eve beklediğim bir siparişle ilgili, bir sefer ufak bir iletişimsizlik oldu, onun dışında dünya dönmeye devam etti. En sevindiğim şeyse reklam mesaj ve aramalarının kesilmiş olması.

– Hemen bilmem ne yazıp yollayın, uygun seçenekli kredi imkanını kaçırmayın!
– Kuru temizlemeniz bizden…
– Penis büyütmek için…
– Güvenmediğiniz kişilere özel bilgilerinizi vermeyin!
– ‘Bilmem nereye bir daha bağış yapar mısınız?’lar…
– ‘Şurada burada indirim’ler…
– ‘İyi günler’le başlayan bilumum aramalar…

İtiraf ediyorum. Ulaşılabilir olmak bazen çok can sıkıcı oluyor. Herkesin her istediğinde elinin altında olmak iyi bir his değil. Bununla beraber, ben de her an her istediğime ulaşamıyorum. Kapıda da kalıyorum. Ama bu iyi geldi bana. Eskisi gibi fihrist taşımaya başladım. Yanımdakinin telefonundan nadiren arama yapıyorum ama evden arayacaksam gerekiyor. Gerektiğinde polise, ambulansa vs ulaşamamak kısmı da var tabii işin. Ama bu konuyu oluruna bırakmayı tercih ediyorum. Cep telefonları yokken de bu ihtimalle yaşamıyor muyduk? “Bize bir şey olsa haberin olmayacak” diye kızıyorlar. “Kötü haber çabuk ulaşır” diyorum, ne diyeyim… Depremde, enkaz altından biri telefonu sayesinde kurtulmuştu sanırım. Ama mutlak sebep o anda kurtarıcının orada bulunması olmayabilir her zaman. Can yeleğin olmasına rağmen teknenin ipi boynuna dolandığı için de ölebilirsin (sonu hariç, yaşanmış bir hikayedir!).

Bir de, şu ilişki ya da iletişim sandığımız sanal gerçeklikler var ya… Uzun uzun yazışmalar, tam kapatacakken biplemeler, geri dönmeler, 2 dakikada söylenecek lafı bir türlü bitirememeler… Onlar sona erdi. Buymuş huzur. Şimdi, her sigarayı bırakıp sigara içenlere söylenen kişi gibi, ben de karşımda biri telefonunu bik bik kurcaladığında sinir oluyorum. Vapurda, otobüste etrafımdaki herkes telefonuyla meşgulsa ben benimkini kaldırıyordum, bir de ben eklenmeyeyim şu şuursuz manzaraya diyerek. O kadar ölü bir enerji yayıyor ki bu görüntü… hiç çerçevenin dışına çıkıp baktınız mı bilmiyorum.

Telefon bulamazlarsa, Ipad kullansınlar!
Ipadimi tamir ettirdikten sonra telefonun muadili olarak hep yanımda taşımaya başladım. İnsanlarla buluşacağım zaman yoğun bir yazışma trafiği oluyor bazen. Telefondan kaçarken ipad’e tutuluyorum. Bağları tam koparamıyorum yani teknolojiden.

Ömür boyu telefonsuz yaşamayı düşünmüyorum, düşünemiyorum. Şu anda yerim yurdum belli olduğu için de o kadar üzerine düşmüyorum ama Mayıs sonunda yollara düşeceğim için edineceğim bir tane. Telefonu telefon özelliğinden ziyade kaydetme işlevi için kullanıyorum. Fotoğraf çekip hikayesini yazmayı sevdiğim için (Instagram’ı biraz günlük tutar gibi kullanıyorum) yollarda lazım olacak.

Asıl derdim şu, biraz daha yüz yüze, daha gerçek, daha samimi ilişkilenmelere, yaptığım işe, dinlediğim kişiye gerçekten odaklanmaya ihtiyaç duyuyorum ve aynısını karşımdakinden de bekliyorum. Çemberin dışına çıkıp içeri bu gözle bakmak yeni duruşlar almamı sağlıyor, iyi hissediyorum.

60

 

Ceylan Yurdakuler

Genç çiftçilere 30 bin lira hibe desteğinin koşulları – Ali Ekber Yıldırım

Bu yazı tarimdunyasi.net/ den alınmıştır

Hükümetin vaatleri arasında yer alan genç çiftçilere verilecek 30 bin liralık hibe (karşılıksız) desteğin koşulları belli oldu. Bakanlar Kurulu’nun bugünkü (26 Şubat 2016) Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren “Kırsal Kalkınma Destekleri Kapsamında Genç Çiftçi Projelerinin Desteklenmesine İlişkin Karar”ına göre destekten 18 ile 40 yaş arasındaki çiftçiler yararlanabilecek.

Genç çiftçilerin bu destekten yararlanabilmeleri için nüfusu 20 binden az kırsal yerleşim biriminde yaşamaları ve bitkisel, hayvansal, yöresel tarım ürünleri ve tıbbi aromatik bitkiler konusunda proje ile başvurmaları gerekiyor.

Bakanlar Kurulu Kararı’na göre genç çiftçilerin 30 bin lira destek almaları için gerekli koşullar şöyle:

11

1- Destekten yararlanacak çiftçinin 18 ile 40 yaş arasında olması gerekiyor.

2-Destek ülke genelinde uygulanacak. Ancak destekten yararlanacak çiftçilerin, nüfusu 20 binden az olan yerleşim birimleri ile 12 Kasım 2012’de yürürlüğe giren 6360 sayılı Büyükşehir Belediyeleri Yasası’ndan önce tüzel kişiliğe sahip ve nüfusu 20 binden az olan yerleşim birimlerinde yaşamaları koşulu var.

3- Genç çiftçi hibe desteği 3 yıl süreyle uygulanacak. Bu kapsamda hibe desteğinden yararlanacak çiftçinin 1 Ocak 2016 ile 31 Aralık 2018 tarihleri arasında kırsalda yaşamaları gerekiyor.

4- Desteklenecek proje konuları ise şöyle belirlendi: Bitkisel üretime yönelik projeler. Hayvansal üretime yönelik projeler. Yöresel tarımsal ürünleri, tıbbi ve aromatik bitkilerin üretimi, işlenmesi, depolanması ve paketlenmesine yönelik projeler.

5- Çiftçiler destekten yararlanmak için proje hazırlayarak başvuru yapacaklar. Başvurusu kabul edilen çiftçilerle hibe sözleşmesi imzalanacak.

6- Uygulanacak projelere 30 bin liraya kadar hibe (karşılıksız) destek verilecek. Proje bütçesi katma değer vergisi (KDV) hariç hazırlanacak. Hibe ödemesi yapılabilmesi için hibe sözleşmesi imzalanması ve proje yatırımının tamamlanması şartı var.

7- Proje 3 yıl süresince uygulanacak. Ödemeler ilgili yılın bütçesinden karşılanacak. Dolayısıyla 2016-2017 ve 2018’de proje başvuruları alınacak. Başvuran herkese destek verilmeyecek.Projesi kabul edilen genç çiftçilere destek verilecek.

8- Genç çiftçiler bu program kapsamında verilen hibe desteğinden sadece bir kez yararlanabilecek. Aynı proje konusunda Bakanlığın diğer hibe programından yararlanan çiftçiler bu destekten yararlanamayacak.

Herkese 30 bin lira verilmeyecek

Bakanlar Kurulu Kararı’nda da belirtildiği gibi genç çiftçilere projeleri kabul edilmesi durumunda 30 bin liraya kadar hibe desteği verilecek. Projesi kabul edilen herkese 30 bin lira verilmeyecek. Proje tutarına göre ödeme yapılacak. Hibe desteğinin üst limiti 30 bin lira. Ayrıca, dikkat edilmesi gereken bir başka önemli nokta, sadece projesi kabul edilen çiftçilere destek verilecek. Başvurduğu halde projesi kabul edilmeyenlere destek verilmeyecek.

Bu yazı tarimdunyasi.net/ den alınmıştır

9-Ali-Ekber-Yıldırım

 

 

Ali Ekber Yıldırım

KOS’tan 250 milyon ağaç için yaşamı kutlama daveti

Kuzey Ormanları Savunması (KOS),  6 Mart Pazar günü İstanbul’un Kuzey Ormanları’nda direnen 250 milyon ağaç için yaşamı kutlamaya gitmeye davet ediyor.

51

KOS’un sosyal medya hesabından yapılan çağrı şu şekilde,

50

“Doğayı, işçileri, hayvanları, nefes ve su kaynaklarımızı katlederek süren Kuzey Marmara Otoyolu inşaatında, 3. Köprü’nün iki ucunun birleştirilmesinin yakın olduğuna dair haberler duyuyoruz.

Kuzey Ormanları Savunması olarak tüm yıkıma rağmen ayakta duran Kuzey Ormanları ve katliama direnen 250 milyon ağaç için Uskumruköy’e yaşamı kutlamaya gidiyoruz.

Hala yaşayan, katledilmemiş orman ve direnen ağaçlar için kutlamamıza ve basın açıklamamıza herkesi bekliyoruz.

Kuzey Ormanları’nda direnen 250 milyon ağaç için hikâyeyi değiştirmek bizim elimizde. Ulaşım projesi diye pazarlanmaya çalışılan bu rant projelerinin durdurulmasını, 3. Köprü’nün yarattığı ranttan beslenmeye devam eden orman içindeki yapılaşmaların durdurulmasını talep ediyoruz.

Buluşma yer ve saatlerimiz:
11.30 Hacıosman buluşma.
12.00 Uskumruköy otobüsü kalkışı.
13.00-13.30 arası Uskumruköy’e varış ve basın açıklaması.

Kuzey Ormanları Savunması

 

(Yeşil Gazete)

Dina’dan kadınlara şarkılı çağrı: ” Çık sokaklara”

Kadın cinayetlerine, kadına şiddete, ataerkil zihniyetin biçtiği kadını yok sayan rollere, ayrımcılığa, baskıya, tacize,  tüm bunların artarak devam etmesine karşı derdini müzikle anlatan, müziğin birleştirici ve iyileştirici gücünü kadın dayanışmasına katmak için Çanakkale’de bir araya gelen kadın müzisyenlerden oluşan Dina Etnik Ensemble, 8 Marta özel bir beste yaptı.

İlk kez geçen yılki 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü‘nde enstrümanlarıyla sokağa çıkan ve bir yıldan bu yana seslerini çeşitli dayanışma ve direniş konserlerinde, kadınlarla buluştukları alanlarda yaptıkları müzikle çoğaltan Dina, yeni şarkılarıyla kadınları sokağa çağırdı.
8 Martta Çanakkale‘de verecekleri konserin provalarını yine sokakta alan grup, “Çık Sokaklara” adlı bestelerini sosyal medya hesapları üzerinden paylaştı. 

dina sokak

Çık Sokaklara

“Ne çiçeğim ne de ‘bağyan’, kadınım ben ayan beyan” sözleriyle eğlenceli başlayan şarkı, ataerkil sisteme kafa tutarken gülümsetiyor. Kadınlara  “Al sazı eline, bağıra çağıra çık sokaklara” dedikten sonra,  “Eksik etek demişler bana, akşamın körü ne işim varmış oralarda, kız kısmı içinden gülermiş, bacaklarını örtermiş” diye bu kez uzun havayla devam ediyor.  Dina’nın kadınları bolca kahkaha attıkları yeni şarkılarında toplumsal cinsiyetçi, kalıplaşmış cümlelerle de dalga geçiyor. 

“Taciz tecavüz hakmış bana aman, sebebi de tutkulu aşkmış hey hey” sözleriyle devam eden şarkı, kadınları öldüren, şiddet uygulayan erkeklerin ve sistemin “hafifletici nedenlerini” tanımadıklarını ve susmayacaklarını haykırırken, kadına karışan, hayatına ve kararlarına hoyratça dokunabileceğini sanan bütün ellere, ‘çekil’ diyor.

Dina Etnik Ensemble, soldan sağa Çiğdem Ergun Güvenç, Nazlı Ezgi Canbay, Dilan Özgün, Feryal Günal, Tuğçe Temir, Aslıgül Şahiner ve Bircan Katırcı
Dina Etnik Ensemble, soldan sağa Çiğdem Ergun Güvenç, Nazlı Ezgi Canbay, Dilan Özgün, Feryal Günal, Tuğçe Temir, Aslıgül Şahiner ve Bircan Katırcı

Çok sesli, farklı dilli, benzer hisli…

Farklı kültürleri müzikle yorumlamak, dil, din, ırk, cinsiyet farkı üzerinden ayrıştırılıp öteki olarak adlandırılanlar arasındaki sınırları müzikle kaldırmak, kadına şiddete, kadın cinayetlerine karşı “Kadın’la Barış” mesajıyla çok sesli, çok renkli, farklı dillerden şarkılar söyleyen Dina Etnik Ensemble, adını mitolojide yetmiş dilde konuşmayı öğreten melek olarak geçen Dina‘dan alıyor. Konserlerinde Türkçe, Rumca, Zazaca, Gürcüce, Ladino dilinde şarkılar söyleyen, Kazım Koyuncu’ya selam gönderen, bazen davulu alıp halay çektiren Dina Etnik Ensemble, dünyanın farklı yerlerinde farklı zamanlarda benzer hikayeleri, özlemleri, acıları, aşkları, sevinci, kederi, şiddeti, ayrımcılığı yaşayan kadınların sesini kulaktan kulağa taşıyor. Feministlerin “Kadın kadındır, çiçek babandır” sloganı da her konsere coşku katıyor.

Dina Almanya yolunda

Dina Etnik Ensemble’ın müziği bir yılda Çanakkale sokaklarını, Kaz Dağları’nı, Bozcaada’yı Bursa’yı, İstanbul’u dolaşarak Almanya’ya ulaştı. Grup, Göçmen Kadınlar Birliği‘nin davetlisi olarak 6 Mart Pazar günü Almanya‘da sahneye çıkacak. “Erkekler kadınları öldürmese, taciz, tecavüz etmese, sokakta evde, gece gündüz özgür olsak, erkek kafalarınızı da ellerinizi de hayatımızdan çekseniz, “kadınlar” dünyayı çiçek bahçesine çevirir, işte o zaman hayat güzel olur!” diyen Dina,  8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Gününde yine doğduğu sokaklarda, enstrümanlarıyla,
kadınlarla omuz omuza,  “bağıra çağıra” müzik yapacak, hayatın güzel olması umuduyla…

ÇIK SOKAKLARA
Ne çiçeğim ne de ‘bağyan’
Kadınım ben ayan beyan
Tutkun aşkın sende kalsın
Çek elini hayatımdan

Ne giymişim ne sürmüşüm
Nasıl gülmüşüm karışma sana ne
Gece de benim sokak da benim
Oturmayacağım evde işte

Var mı laf eden bütün bunlara
Bedenim bana namusum bana
Takma kafanı bulaşıklara
Al sazı eline çık sokaklara
Çık sokaklara bağıra çağıra
Bağıra çağıra

Eksik etek demişler bana
Akşamın körü ne işim varmış oralarda
Kız kısmı içinden gülermiş, bacaklarını örtermiş aman,
taciz tecavüz hakmış bana aman
sebebi de tutkulu aşkmış hey hey
al aşkını çal başına
böreğini de pişir erkek başına

Dina Etnik Ensemble

 

Haber: Güneş Dermenci

(Yeşil Gazete)