Ana Sayfa Blog Sayfa 3392

Kampların yogacısı geldi haaanım!

Bu ara yoga pratiğimi ve tazecik eğitmenliğimi bolca pekiştirme fırsatı bulduğum günler geçiriyorum. Temmuz sonunda 3 günlük bir mini yoga kampı yaptık Ayvacık’taki Ninna Beach Kamping’de.

23
Ninna bangır bangır müziğiyle kafanızı şişirmeyen, yalnız kalmak istediğinizde çekilebileceğiniz, zeytin ağaçları arasındaki geniş sahile kurulu bir kamping alanı.

Kamp boyunca güneşin doğuşuyla beraber uyanıp günün ilk yarım saatini birbirimizle konuşmadan, çevremizin farkında olarak ama kendi içimize dönerek geçirdik. İnsan kendiyle kaldığında, kumsaldan taş toplaması bile değişiyor. Dışarıdan fiziksel olarak soyutlanmaya gerek yok, etraftaki ses ve hareketleri algılayarak yine de kendine dönük kalmak mümkün.

Küçük ve sinerjisi yüksek bir gruptuk. Yoganın yanı sıra Çağdaş (Gültekin)’le dört elementin baz alındığı, zıtlıklar üzerine meditasyonlar ve Güneşin (Aydemir)’le ateş başında masal çemberi yaptık.

24

Dersler kendime dışarıdan bakmak için iyi bir araçtı. Yogayla ilgili en hoşuma giden şey, öğrencinin pozla ilgili önyargısını kırmaya yardımcı olmak ve kelimelerle ilham vermek. İnsan zihni, kalbi ve vücudu sandığımızdan, bildiğimizden daha fazlasına muktedir. Daha on fırın ekmek yemem gerekse de, bu farkındalığı yoga aracılığıyla biraz olsun aktarmak hoşuma gidiyor.

25
Banu’nun bu poza girmekle ilgili endişeleri vardı. İçinden de söylendi durdu, biliyorum! Sadece deneme cesaretini göstermesi gerekiyordu, denedi ve yaptı. Çok da iyi hissettiğini söyledi. Tek engelimiz zihnimiz bazen. Bedenimiz değil.

Hocalık eğitimi sınıfımda pratiğinde benden ileri seviyede olanlar vardı, onlar kobra pozuna karınlarını taş gibi sıkarak yavaşcacık inerken, ben hem koordinasyon, hem sabır, hem karın ve kol kası yokluğundan çat diye yere yapışıyordum. Tekerlek duruşuna kalkamıyordum, ayaklarım hemen iki yana açılıyordu düz duracağı yerde. Hatta dersi asiste eden bir hoca kendi ayak bileklerini tutturmuştu güç almam için, ellerimle yerden kendi imkanlarımla yükselemiyorum diye. Dizlerimin biri menisküsünden ameliyatlı, diğeri de ona özeniyor ve feci yanıyorlardı, Chris bana özel taktikler gösteriyordu. Çalışarak çoğu pozu yapabilirdim ama bu sakatlıklarla yogada ancak belli bir seviyeye gelebilirdim bana sorulursa. Bu inancımı sonra sonra çeşitli fiziksel ve zihinsel pratiklerle geride bıraktım. Katılımcılarda da bu dönüşümü gözlemlemek çok keyifli.

26

‘Matın üzerinde nasıl davranıyorsak hayatta da öyle davranıyoruz’ ya… (Eğitimler sırasında çok kez tekrarlanan bir cümledir). Eşli yapılan pozlar da bunu gözlemlemek için iyi bir fırsat. Sırtını mat üzerindeki partnerine ne kadar yaslıyorsun? Çok yaslanıp onun devrilmesine neden oluyor musun yoksa bütün yükü taşıyan sen misin? Ağırlık dengede mi ya da kendini bırakamıyor musun? Bu hayatında da böyle mi?

27

Yoga sırasında da pozları nasıl yaptığına takılmadan kendini akışa bırakmak gibisi yok. ‘Yapabiliyor muyum, yapamıyor muyum?’ derdini bir kenara bırakınca ruhsal, fiziksel ve zihinsel bütünlük ve zenginlik kendiliğinden geliyor. Akışta her ne oluyorsa onu kabul etmek, insanı asıl geliştiren süreç.

İnsan en ufak fikri olmayan bir poza girerken, kafasında bin türlü düşünce oluyor. Genelde de ‘Nasıl yapacağım bunu?’ sorusu. Hala bu hisse kapılıyorum bazen. Ama sonra korka korka denediğim bir pozdan bedenimin ve zihnimin var olduğunu tahmin etmediğim potansiyelini ortaya koymuş, sonuna kadar denemiş, ter dökmüş biçimde çıkınca, dünyalar benim oluyor. Elbette ki, asana (poz) işin sadece bir kısmı, hatta çok az bir kısmı, esas geri kalanı derya deniz.

Bu yoga kampları bana yoga yolunun çok uzun bir yol olduğunu tekrar hatırlattı. Bugünlerde çok tartışılan bir konu var, ‘herkes yoga hocası oluyor’. Doğru valla. Ben eğitimime kendi pratiğimi derinleştirmek için başlasam da, hoca olmaya başta niyetim olmasa da ben de oldum (oldum derken ‘oldum’ değil tabi, on fırın ekmek bekliyor dediğim gibi). Derslerime gelip olgunlaşmamda katkısı olan/olacak herkese teşekkür etmem lazım.

Analı Kuzulu oyun kampı

28

Geçen hafta boyunca da Analı Kuzulu ekibiyle beraber Hızır Kamp’taydık. Meşhur Hızır Kamp’ı görmek bu seneye kısmetmiş. Muazzam bir yer. Hele o deresi! Şimdiye kadar yüzdüğüm en güzel dere.

29

Analı Kuzulu iki senedir, anneler ve çocukları için doğada oyun kampları düzenleyen bir ekipten oluşuyor. Analara ve kuzulara hem beraber hem ayrı etkinliklerin düzenlendiği, ailelerin doğanın göbeğinde vakit geçirme fırsatı buldukları kamplar düşünün. Bu sene daha önceden Çamtepe Ekolojik Yaşam Merkezi’nde düzenlenen Yaşam Okulu’nun Doğa Gözlem haftası Analı Kuzulu ile birleşti ve Burcu (Meltem Arık Akyüz) bizleri doğanın kucağına bıraktı. Burcu, yıllarca doğa koruma alanında çalışmış bir kuş gözlemcisi. Mesleğine olan aşkını gözlerindeki parıltıdan anlayabilirsiniz.

Çocuklar yürüyüş sırasında buldukları böcekleri, böcek inceleme kaplarında bir süre inceledikten sonra doğaya geri salıyorlar.

30

Sonra onları, akıllarında kaldığı biçimde kağıda çiziyorlar. Gözlem sırasında böceklere dair edindikleri bilgileri, bir bakıyorsunuz akşam kulaktan kulağa oynarken kulağınıza fısıldıyorlar.

31

Çocuklar büyük bir heyecanla yengeç, balık, deniz minaresi inceliyor derede. Bu gözlemler hep oyunlarla yapılıyor. Bir dakika içinde en çok deniz minaresini kim toplayacak? Hemen gruplara ayrılıyorlar, minareler toplandıktan sonra onlara doğadan buldukları malzemelerle gemiler yapıyorlar ve suya geri bırakıyorlar minareleri.

32

Kampın en eğlenceli etkinliklerinden biri de böcek oteli inşası oldu! Doğal malzemelerden, bulunduğumuz bölgede gözlemledikleri böceklerin ebatlarına, türlerine göre hepsini barındırabilecek bir otelcik yaptılar.

33

Etkinlikleri hem açık alanda hem de, aynı zamanda yoga mekanı olarak kullanılan dom’da yaptık. Muti (Muteber Yüğnük) çocuklarla çocuk olmayı iyi beceriyor. Çocuklar kocaman kraft kağıtlarına istedikleri şekillerde sığışıp silüetlerini çizip, boyadılar. Kendilerini görme biçimleri kağıtlara olduğu gibi yansıdı.

34

Akşamları oyunlar oynadık, doğaçlama masallar anlattık, yıldızları seyrettik. Çocuklar ilk gün iğrendikleri böcekleri, ilerleyen günlerde ellerine almaya başladılar, her gördüklerini Burcu’ya götürüp sordular.

Sol alt: Sarı Efe (elimize almıyoruz, ısırdığında hoş olmuyor) / Sağdaki foto: Kız böceği
Sol alt: Sarı Efe (elimize almıyoruz, ısırdığında hoş olmuyor) / Sağdaki foto: Kız böceği

Ben kampların yogacısı olarak, annelerle yoga yaptım. Ninna’daki kampın hemen sonrasına denk gelmiş olması benim için bir şans oldu. Yukarıda bahsettiğim yoga yolunun uzunluğunu daha da iyi anlamış olmam açısından. Minnet minnet minnet.

36

Son gün, çocuklarla beraber dom’da parti yaptık. Kraft kağıttan yaptıkları heykelleri ve resimlerini sergilediler. Dans edip çilek yedik!

37

38

Bir Analı Kuzulu kampı daha olacak; 21 Ağustos’ta, Fethiye-Pastoral Vadi’de. 4 yaşındaki Riva’sıyla Burcu (Çelebi Öziş) ve Analı Kuzulu’nun fikir anası Yeşin (Aydemir) şimdi harıl harıl bu kamp için hazırlanıyor.

39-Ceylan-Yurdakuler

 

 

Ceylan Yurdakuler

Doğanın ruhunu yakalamaya çalışan ressam İsmet Değirmenci!

Sınır tanımadan büyüyen kentlerin içinde, toprağın katlinden sonra gökyüzünü işgale kendini adamış plazaların arasında sıkışıp kaldık, gündoğmuş olmasına rağmen hala karanlıktaymış gibi körbakar ilerliyoruz. Temelde doğanın bir parçası olan insan, doğadan bu kadar uzak bir yaşam alanına itildiğinde kendi bütünlüğünde eksilmelere yol açıyor.

Metropol hayatının içinde inşa ettiğimiz aşılmaz duvarların ardında gittikçe yabancılaşıyoruz, şeffaflığımızı yitirip zamanla görünmez oluyoruz. Ulaşılmazlık gittikçe yalnızlaştırıyor bizi. Kanıksadığımız sorgulamadığımız, sorgulasak da artık anlamladıramadığımız, tanımlayamadığımız eksiklik duygusunu gün geliyor karşımıza çıkan bir resim bizim yerimize dile gelip anlatıyor.

13

Marmara Adası’nda doğmuş büyümüş üniversite yıllarına dek doğa ile içiçe yaşamış ressam İsmet Değirmenci’nin ruhu denizle, rüzgarla mayalanmış. “Yapmak istediğim doğanın sessizliğinde boşluğun uyumuna içsel bir yolculuk yapmak“ diyor.

Uzun yıllardır yaşadığı İstanbul’dan, metropol hayatının hızından yorulduğunda adaya koşuyor. Doğa ile başbaşa kalmak, iç dünyasıyla dolaysız ve sezgisel bir iletişim içinde olmasını sağlıyor. Bu onun için kaçış değil, kendine dönüş. Kentin parçalanan insanının doğada tekrar bütünlenmesi.

19

Adada yürüyüş günlükleri tutan İsmet Değirmenci, bu eskizlerin daha sonra bir yapıta dönüştüğünü söylüyor. “Doğa sanatıma direkt olarak yansımıyor, karşısına geçip bakarak yarattığım bir şey değil, düş kurarak soyut bir biçim oluşturarak yaptığım çalışmalar’ diyor.

İsmet Değirmenci
İsmet Değirmenci

Zeytin ağaçlarının gölgesinde büyümüş olan Değirmenci için, kutsal bir ritüel haline gelmiş zeytin toplama zamanı çocukluğunun en vazgeçilmez anılarına dönüşmüş. Hal böyle olunca insanlığın asırlık dostları zeytinler onun sanatını da etkilemez olur mu? Sonsuz şifa kaynağı zeytin, yalnızlığı da iyileştirip şehrin irinli urlarını üzerimizden temizlemez mi? Temizler elbette…

Akademisyen ve sanatçı Ümit İnatçı, İsmet Değirmenci’nin çalışmaları için “ Aslında Değirmenci’nin, sessizlik üzerinden varmaya çalıştığı “uyum” zen sanatının odaklandığı boşluğun ta kendisidir. Boşluk bir yandan devingenliği, diğer yandan da dinginliği düzene sokan kozmik bir derinliktir. Sessizlik ve boşluğun aynı düzlemde bir düzen unsuruna dönüşmesi, tanık olduğumuz bu resimlerde batı ve uzak doğu felsefesi izlerini sürerken, bir kez daha sanat ve felsefe ilişkisinin yadsınamaz bir gerçeklik olduğuna tanık oluyoruz. Değirmenci bir gün zihnin ürününe dönüşen sessizliği söze yaranmadan içe konuşma durumuna aktarıyor; sözün değil sezginin aktör olduğu ordo amoris’e evirmeye çalışıyor.” diyor.

20

Bir ressam üzerine yazaken belli bir güçlük duymuyor değilim. Sözcüklerin dışında bir anlatım biçimini sözcüklere dökmekte zorlandığımı itiraf etmeliyim. İsmet Değirmenci’nin resimlerine uzun uzun, tekrar takrar bakıyorum. Bu doğa yürüyüşleri diye adlandırdığı şeyin aslında kendine doğru bir yürüyüş olduğunu anlıyorum.

15

“Bir yerde “ sergisindeki kent manzaralarında şehrin kaosunu, hırsını, sonu gelmez arzularını, hızla değişmesine rağmen aynılığını, öznelliğini yitirişini, ne kendimizi ne birbirimizi görecek mesafeler bırakmayışını dikey ve yatay çizgilerin arasında anlatıyor. Ütopik bir şehir düşlerken zihninde bütün bu tutsaklıklardan kurtulma çabası görülüyor. Doğa tasvirleri ise tam tersine iki ayrı yolculuğun aynı noktada bitmesi. Hem kendi içine, hem de kendi dışındaki bir dünyaya yapılan yolcuğun aynı noktada kavuşarak bir olması. Keskin değil bu kez çizgiler, yumuşak formlar doğadaki uyumu yansıtıyor. Dünya’ya yufka bir bakış. İnsan ve doğanın bütünlüğünün sezgisel bir anlatımı. İsmet Değirmenci’nin yapıtları sessizliğin çığlık çığlığa insanı ait olduğu yere, doğaya daveti.

22-Şenay-Boynudelik

 

 

Şenay Boynudelik

Malatya Belediyesi’nden güneş enerjisi atağı

Malatya Büyükşehir Belediyesi, Trambüs Bakım İstasyonu’nun çatısında kurduğu Güneş Enerji Santrali’nden 3 ayda 45 bin lira değerinde elektrik üretti.

47

Konu ile ilgili olarak Büyükşehir Belediyesi Basın Yayın ve Halkla İlişkiler Dairesi Başkanlığı tarafından verilen bilgilere göre, Fen İşleri Dairesi Başkanlığı kontrolörlüğünde, Trambüs Bakım İstasyonu çatısına kurulan Güneş Enerji Santrali tamamlanarak 3 ay önce hizmete girdi. 3 bin m2’lik Fotovoltaik panel kapasitesine sahip Güneş Enerji Santrali’nde hizmete girdiği 3 aylık dönem içerisinde 115 bin kw/h dolayında elektrik üretimi gerçekleştirildi. Üretilen elektriğin parasal değeri ise yaklaşık 45 bin lira civarında.

Şebeke bağlantılı 345 kWp gücündeki santral sayesinde Trambüs Bakım İstasyonu’nun tüm elektrik ihtiyacı karşılanırken, artan enerji ise trambüs hattına veriliyor. Güneş Enerji Santrali’nin yıllık üretim miktarı ise ortalama 454 bin kW/h civarında. Daha önce mevcut çöp sahasında Çöpgaz Elektrik Enerji Santrali kurarak elektrik üretimine başlayan, ardından Malatya Çevre Entegre Tesisi çalışmalarını başlatan Malatya Büyükşehir Belediyesi, şimdi de Güneş Enerji Santrali ile güneşten elektrik üretiyor.

 

(Enerji Enstitüsü.com)

Selahattin Demirtaş ve Sırrı Süreyya Önder için 5 yıl hapis istemi

HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ve partinin Ankara milletvekili Sırrı Süreyya Önder hakkında 5 yıla kadar hapis istemiyle iddianame hazırlandı.

Doğan Haber Ajansı’nın (DHA) haberine göre, HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ve partinin Ankara milletvekili Sırrı Süreyya Önder hakkında 2013 yılında yaptıkları bir konuşmada terör örgütünü ve Abdullah Öcalan’ı övdükleri gerekçesiyle “Terör örgütü propagandası” suçundan 5 yıla kadar hapis istemiyle iddianame hazırlandı.

46

Hafta başında Cumhuriyet gazetesine açıklamalarda bulunan HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, tüm olumsuz gelişmelere rağmen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “ilkeli ve ahlaklı” bir uzlaşmaya açık olması durumunda HDP’nin de kapısının açık olacağı mesajını verdi. PKK’nın yeniden hızlanan şiddet eylemlerine de karşı çıkan Demirtaş, “PKK’nin savaşı şehirlere yayacağız açıklamasını doğru bulmuyoruz, kabul de etmiyoruz. PKK’nin bu dönemde yapması gereken barış ihtimallerini büyütecek çabadır, çağrılardır. HDP olarak bunu istiyoruz” diye konuşmuştu.

Demirtaş, Abdullah Öcalan hakkında da “İmralı tecridi bitmeli, gerçek bir çözüm sürecine dönülmeli. Öcalan’a yönelik tecrit için yaptığımız çağrılar propaganda değil çözüm çağrısıdır. Rehine sistemi son bulmalı” demişti.

Temmuz ayı sonunda yapılan Diyarbakır Demokratik Toplum Kongre’sinde HDP İmralı heyeti adına konuşan HDP Ankara Milletvekili Sırrı Süreyya Önder ise “Darbeden bir demokrasi çıkarılacaksa, en önemli yolu Sayın Öcalan’ın bu ülkenin demokratikleşmesindeki önemi ve rolünü teslim etmek ve müzakere sürecinin koşullarını hazırlamaktır” demişti.

 

(DHA, CumhuriyetDeutsche Welle Türkçe)

Phelps’den Rio’da ikibini aşkın yıl sonra kırılan rekor: 13. Altın

ABD’li yüzücü Michael Phelps,  M.Ö. 164-160-156 ve 152 yıllarında Antik Yunan’da gerçekleşen Olimpiyat Oyunlarında 12 Altın ile bugüne kadar bireysel olarak en fazla altın madalya kazanan atlet Rodoslu Leonidas‘ı geride bıraktı. Amerika Birleşik Devletleri adına Rio 2016’ya katılan yüzücü bireysel olarak Rio’daki 4., tüm olimpiyat sürecindeki 13. altın madalyasına 200 metre karışıkta uzandı. Phelps’in Olimpiyatlardaki madalya koleksiyonu takım halindeki yarışlar da hesaba katıldığında 22 Altın’a ulaşıyor.

2168 yıl bekleyen rekor

57

Leonidas antik çağdaki peşpeşe 4 Olimpiyatda, Milattan Önce 164, 160, 156 ve 152 yıllarında üç farklı koşu yarışında ‘stadion’ (yaklaşık 200 m), ‘diaulos’ (yaklaşık 400 m) ve ‘hoplitodromos’ (zırhlı araç yarışı) dallarında yarışmış ve 12 kez ipi en önde göğüsleme başarısı göstermişti.

Rodos'ta bulunan bu koşan adam figürünün rekorun 2168 yıllık sahibi Rodoslu Leonidas'a ait olduğu düşünülüyor
Rodos’ta bulunan bu koşan adam figürünün rekorun 2168 yıllık sahibi Rodoslu Leonidas’a ait olduğu düşünülüyor

Michael Phelps ise, 200 metre kelebek ile 4×100 ve 4×200 metre serbest takım yarışların da altın madalya kazanmıştı. Bu altın madalya, Phelps’in olimpiyatlarda bireysel olarak aldığı 13. altın madalya oldu.

Baltimore’da hayat durdu

55

Phelps  2168 yıllık rekoru geliştirirken memleketi Baltimore’da da hayat durdu. Baltimore Ravens ile Carolina Panthers takınları arasındaki Amerikan Futbolu (rugbi) maçının üçüncü çeyreğinde oyuna ara verildi ve ekranlardan canlı olarak Phelps’in yarışı izlendi.

Baltimore Ravens (Baltimore Kuzgunları) takımından Cam Newton, Phelps'in 2168 yıllık rekorunu böyle kutladı
Baltimore Ravens (Baltimore Kuzgunları) takımından Cam Newton, Phelps’in 2168 yıllık rekorunu böyle kutladı

1896’da Atina’da başlayan modern çağ Olimpiyatlarına bakıldığında ise bireysel olarak Phelps’e en çok yaklaşan isimlerin 9’ar altın madalyası bulunuyor ki bunlar Larissa Latynina, Paavo Nurmi, Mark Spitz ve Carl Lewis gibi aktif spor yaşamını noktalamış isimler.

 

(Yeşil Gazete, BBC, Ntvspor, T24)

 

Japonya’da 3. reaktör de devreye alındı

Ehime eyaletinde Shikoku Elektrik tarafından işletilen İkata Nükleer Santrali’nin 3 no’lu reaktörü 12 Ağustos bugün sabah saat 9’da devreye alındı. Böylece Fukuşima Nükleer  felaketinden sonra yeni güvenlik kriterlerine uygun olmadığı için kapatılan çalıştırılabilir durumdaki 43 reaktörden üçüncüsü de standartları artık karşıladığı gerekçesiyle yeniden devreye alındı.

Santralin devreye alınacağı günün erken saatlerinde 100  kadar protestocu santralin önünde toplanarak nükleer santral karşıtı eylem yaptı, nükleer santralin derhal durdurulmasını istedi.

Ikata Nükleer Santrali
Ikata Nükleer Santrali

Operasyon planlandığı gibi sürerse 13 Ağustos günü reaktörün içinde “kritik parçalanma” işlemi yerine getirilecek 3 gün sonra yani 15 Ağustos günü ise güç üretimi ve iletimine başlanacak. Bu şekilde gelecek ayın ortalarında ticari faaliyete de geçilmiş olacak.
Ikata Nükleer santralinin 3 nolu reaktörü Fukuşima felaketinin ardından   1 ay sonra geçici olarak devreden çıkartılmış ve periyodik testlere tabi tutulmaya başlanmıştı. Shikoku Elektrik deneyimsiz çalışanları olduğu için proseslerde ekstra özen gösterildiği açıklandı.

Yeni güvenlik standartları uyarınca Sendai  Nükleer Santrali ile Takahama Nükleer Santrali’nin devreye alınmasıiçin girişimlerden sonra üçüncü bir lokasyon olan Iketa nükleer santralinden de bir reaktör operasyona başlamış olacak. Bununla beraber Takahama nükleer santralinin devreye alındıktan  3 ay sonra halkın itirazları sebebiyle mahkeme kararıyla tekrar devreden çıkarıldığını da ifade edelim.
Nükleer Düzenleme Kurumu “Sıkı denetim teşvik edilecek”

Ehime eyaletindeki Ikata nükleer santralinin 3 no’lu reaktörünün 12 Ağustos günü tekrar devreye alınmasına istinaden Nükleer Düzenleme Kurum’ndan yetkili “ Reaktör devreye alınmadan önce bir dizi güvenlik testinden geçti büyük bir problemle karşılaşılmadı. Bugün ise reaktör devreye alındı, önümüzdeki günlerde ise normal proseste çalışabilirliğine dair testler yapılmasını öneriyoruz”şeklinde konuştu.

Shikoku Elektrikten bir yetkili “Güvenlik için adım adım ilerliyoruz”

Shikoku Elektrik’in Başkanı  Hayato Saeki “Faaliyetlerimizin sğrdürülebilirliği için testleri büyük bir samimiyetle yerine getirmiş olarak, güvenlik şartlarını sağlayarak kritik prosese ve ardından enerjinin normal ticari üretim ve iletim proseslerine geçeceğiz”dedi.

Ekonomi Ticaret ve Sanayi Bakanı “Enerjinin istikrarlı üretimi için önemli bir adım”

Ikata nükleer santralinin 3 no’lu reaktörünün devreye alınması hakkında Ekonomi, Ticaret ve Sanayi Bakanı “Reaktörün  devreye alınması, dengeli enerji üretimi ve tedarikinin yine dengeli bir şekilde karşılanması için önemli bir adım. Ikata Nükler santralinde MOX* yakıtının kullanılıyor olması nükleer yakıt çevrimi (geri dönüşümü) prosesinin de hayata geçirilmiş olamsı açısından çok değerli” diye konuştu.

Çevirmenin Notu: Japonya’da geridönüşüm yoluyla MOX yakıtının üretildiği yegane 2 nükler santral Rokkashomura ve Monju nükleer santralleri olmakla beraber ikisinin de kapalı olduğunu ve devreye alınan 3 reaktörün de uranyum ithal edilerek çalıştırıldığını hatırlatalım. Dolayısıyla Ekonomi,Ticaret ve Sanayi Bakanı’nın MOX yakıtına dair yaptığı açıklamanın mevcut durumla ilgisi olmadığı anlaşılacaktır, bu söylem nükleer santrallerin açılması için bürokratların verdiği çabanın sadece bir örneğidir.Bu şekliyle bir nükleer santralin termk santralin kömür kullanmasından farklı bir fonksiyonu yoktur.

*MOX yakıtı: Plütonyum ve uranyum oksitin karışımından oluşturulan ve Fransa, Belçika, Almanya, İsviçre’deki nükleer reaktörlerde kullanılan bir yakıt. Zenginleştirilmiş uranyum kullanan bu reaktörlerde MOX zenginleştirilmiş uranyumun %30’unun yerine geçiyor. MOX üretimi için kullanılmış yakıt çubuklarından plütonyum  ayrıştırılırken –endüstiri bunu geri dönüştürme olarak adlandırıyor- 180 kat daha fazla atık ortaya çıkıyor. İşlem sırasında büyük miktarda radyoaktif atık denize ve havaya salınarak insan sağlığına ve çevreye yönelik büyük riskler yaratıyor. Kullanılmış MOX yakıtları ise ortalama normal bir kullanılmış yakıta göre beş kat daha fazla plütonyum barındırıyor. Pu-242’nin 380,000 yıllık, ve Neptunium-237’nin 2.14 milyon yıllık yarılanma ömürleriyle MOX atıklarının saklanması gelecek için çok daha ciddi riskler taşıyor(Nükleersiz.org)

Japoncadan çeviren:Pınar Demircan

(NHK Japan, Yeşil Gazete)

 

 

Rusya’yla uçak krizi öncesine dönülemez – Kadri Gürsel

Kadri Gürsel’in yazısı  Cumhuriyet.com.tr sitesinden alındı

Tantanayı, farfarayı bir kenara bırakalım. St. Petersburg’daki ağırbaşlı görüşmeyi, Amerikalı eski sevgiliye nispet gösterisine çevirmeyelim.
Ne de 15 Temmuz’dan sonra yeni bir dünyanın kurulduğunu ve Türkiye’nin orada yerini aldığını sanma gafletine düşelim.

St. Petersburg’daki “tarihi” bir görüşme değildi çünkü. Tarihin akışını değiştirmiyordu. Tam tersine, dış politikayı tavla oynar gibi yönetmeye kalkanların 24 Kasım’daki fütursuz uçak düşürme eylemi sonucunda rayından çıkmış ilişkileri tarihin akışına geri taşımayı amaçlıyordu.

Putin-Erdoğan görüşmesi, 15 Temmuz başarısız darbe girişimi olmasaydı da eninde sonunda yapılacaktı. 15 Temmuz’dan 3 hafta önce, 24 Haziran’da Putin’e ulaştırılan Erdoğan imzalı özür mektubu ile bunun yolu yapılmıştı.

Erdoğan’ın 15 Temmuz’dan birkaç gün sonra darbe girişiminin ardında ABD’yi görmeye başlaması üzerine bu St. Petersburg buluşmasına yeni anlamlar yüklendi. Erdoğan Türkiye’sinin Batı’dan koparak Avrasya’ya yönelme egzersizleri yaptığı ve Rusya ile stratejik ortaklık arayışına girdiği minvalinde abartılı yorumlar yapıldı.

Klişeleşmiş laftır; “Tango iki kişiyle yapılır” derler. Batı tarafından defterden silindiği için fevkalade duygusallaştığı hissedilen bir Erdoğan’ın kendi çıkış yolunu Putin’le “Avrasya tangosu” yapmakta gördüğünü varsaysak bile, tango iki kişiyle yapıldığı için, Putin’in de bu dansa hazır olması gerekirdi.

St. Petersburg’daki Putin ise Erdoğan’la “Avrasya tangosu” yapmaya hevesliymiş gibi görünmüyordu. Putin bu dansa Erdoğan istiyor diye kalkamazdı. Hatta, Putin’in bu dansı istemesi bile tek başına yeterli olmazdı. Çünkü Türk-Rus ilişkileri, aynı zamanda Rus-Amerikan ilişkilerinin konusudur. Soğuk Savaş sonrasının istikrarsız ve öngörülmez ortamında bile varlığını koruyan bu dengeler karşılıklı rıza üretimleri olmadan değiştirilmek istendiğinde, tarafları üzebilecek ciddi sorunlar baş gösterir. Bunu bizim köşe yazarı ve yayın yönetmeni kılıklı İslamcı sergerdeler bilmez belki ama realite böyledir.

Velhasıl, Ankaralı blöfçüler ne derse desin, St. Petersburg’da Türk-Rus ilişkilerini krizden çıkarmak için karşılıklı taahhütlerin neler olabileceği hususunun ötesine geçen, geçerli ve gerçekçi herhangi bir konunun ele alınmış olması mümkün görünmüyor.
İlişkilerdeki krizin çözülmesi ise saldırgan amaçlar içinde olmayan bir Rus uçağının Türkiye tarafından yeniden düşürülmemesi için atılacak siyasi adımlarla ilgilidir. Bunların en başında da Ankara’nın İslamcı ve mezhepçi Suriye politikasının kayıtsız şartsız, acilen tedip edilmesi geliyor. Ankara’nın cihatçılara desteği ve bir siyasi çözümde Esad rejiminin oynayacağı role karşı örtülü direnci sürdükçe bu önşart yerine getirilmiş olmaz.

Şunu unutmayalım: Rusya’nın Suriye’ye askeri müdahalede bulunmasına neden olan birinci faktör, Erdoğan’ın Suriye politikasıdır.
Rus Su24 savaş uçağının Türk hava sahasında 17 saniye uçtu diye vurulmasına yol açan da aynı politikadır.
Türkiye-Rusya ilişkilerini krize sokan ve Türk halkına ağır fatura çıkaran da bu Suriye politikasıdır.
Öyle Ruslara, “Gelin IŞİD’e karşı ortak hareket edelim” diye kur yapmakla değişmiş olmuyor bu politika…
Tam tersine, “Değişti, değişiyor” dedikleri Suriye politikasının sütre gerisinden sürdürüldüğünü gösteren emareler mevcut. Cihatçılara desteğin her türlüsünü içeren bu politika devam etmeseydi, bunların İdlib’den Halep’e yönelik son büyük saldırısı da öyle kolay gerçekleşmezdi.

Bakalım bu yardımseverlik önümüzdeki dönemdeki nasıl bir seyir alacak?
İkili ilişkilerdeki ana kriter Ankara’nın Suriye politikası olacaktır.
Bu bakımdan St. Petersburg’daki görüşmeler, Türkiye-Rusya ilişkilerinde gerçekten de yeni bir dönemin başladığını haber veriyor.
24 Kasım’dan önce Türk-Rus ilişkileri kompartımanlar halindeydi. İki ülke anlaşamadıkları konular olduğu hakkında anlaşırlar ve bu anlaşmazlıkların, ikili ticari münasebetler başta olmak üzere, ilişkilerinin diğer kompartımanlarını zehirlemesine engel olurlardı.
24 Kasım’daki uçak düşürme olayına kadar bu böyle devam etti. Büyük bir problem oluşturmasına rağmen Ankara’nın Suriye politikası bir kompartımanda hapsedilebildi.
Öyle görünüyor ki yeni dönemde “kompartmantalizasyon” söz konusu olmayacak.

Rusya’nın “teröristler” dediği cihatçılara karşı mücadele, Türk-Rus ilişkilerinin kompartımanı değil, lokomotifi olacak.
Moskova’nın başka türlü bir beklentisi olsaydı, Putin St. Petersburg’da “Rusya ve Türkiye, terörle mücadelenin ikili işbirliğinde ana unsur olması hususunda aynı anlayışı paylaşmaktadırlar” demezdi.

Dolayısıyla Rusya’yla 24 Kasım öncesine dönmek imkânsızdır.

Kadri Gürsel – Cumhuriyetkadri gürsel

Cadı avı genişliyor

Darbe girişiminin ardından FETÖ üyelerine yönelik başlayan operasyonlar yıllarca cemaate karşı mücadele etmiş ve cemaatin mağduru olmuş isimlere ve farklı muhalif kesimlere dahi uzandı.

muzaffer şakarHSYK’nin önceki gün açıkladığı 648 hâkim ve savcı listesinde adı yer alan Diyarbakır hâkimi Muzaffer Şakar dün adliyesindeki odası basılarak gözaltına alındı. Şakar’ın kaldığı misafirhanede de arama yapıldı. Şakar ve eşbaşkanlığını yaptığı Demokrat Yargı, 2010 referandumundan sonra yargı içinde cemaatle en büyük kavgayı veren örgütlerden biriydi. Şakar’ın cemaatin yargı içindeki uygulamalarına karşı yazdığı onlarca yazı ve “Yargıda Kumpasın Köşe Taşları AKP ve Cemaat” isimli bir de kitabı bulunuyor. Şakar bir süre önce Diyarbakır’a sürgün edilmişti.

Cumhuriyet’ten Kemal Göktaş’ın haberine göre Demokrat Yargı Eşbaşkanı Orhangazi Ertekin, Şakar’ın gözaltına alınmasına sert tepki göstererek “Bu Türkiye yargı tarihindeki 2. Ahmet Şık-Nedim Şener vakasıdır” dedi. Bu aşamadan sonra cemaatin tasfiyesi sürecinin tüm bir muhalefete yönelik bir tasfiye işlemi haline geleceğini ifade eden Ertekin “Cemaatin iktidar olduğu dönemde mücadele yürüten Türkiye yargısındaki üç beş hâkimden birisidir. Artık bu listeyi hazırlayanlar bizzat kendilerinin cemaatçi olmadıklarını kanıtlamak zorundadırlar” dedi.

İmzacılara baskı

OHAL kapsamında süren cadı avı imzacı akademisyenlere de dokunmaya devam ediyor. Eskişehir Anadolu Üniversitesi’nde açığa alınan 21 imzacı akademisyenin sosyal haklarının devam edeceği belirtilmesine rağmen üniversite alan adı uzantılı e-postaları kapatıldı, kredi kart limitleri düşürüldü, ek hesapları kapatıldı. Bir akademisyenin bankadan parasını çekme talebi ise banka tarafından reddedildi, paraya bloke konulduğu bilgisi verildi.

HDP’li profesöre ‘FETÖ’cü’ işlemi

betül yararYeşiller ve Sol Gelecek partisi üyesi olan ve geçen dönem HDP Parti Meclisi üyeliği yapan, imzacı akademisyenlerden Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Betül Yarar, “FETÖ’cü olduğu iddiasıyla” açığa alındı. Yarar, cemaatçi olduğu gerekçesiyle tutuklanan eski rektör döneminde profesörlüğü engellendiği için dava açarak bu unvanı elde edebilmişti. Eşcinsellik ve toplumsal cinsiyetle ilgili akademik çalışmaları ile bilinen Yarar, akademik çalışma için Fransa’da. Rahatsızlığı nedeniyle dönemediği belirtilen Yarar’ın açığa alınmasında istihbarat örgütlerinden gelen raporların etkili olduğunu iddia edildi. İmzasını çeken Prof. Kemal İnal’ın da açığa alınması “imzacı akademisyenlere yönelik cadı avı” olarak değerlendirildi.

(Cumhuriyet, Yeşil Gazete)

İHD ve TİHV ortak açıklaması: Her türlü savaş ve şiddete karşıyız

diyarbakırDiyarbakır ve Mardin’de meydana gelen patlamalar sonucu çok sayıda insanın ölmesi üzerine tepkiler büyüyor. Patlamaların PKK yöneticilerinden Cemil Bayık’ın savaşı şehirlere taşıma kararlarının ardından gelmesi üzerine ilk tepki HDP eşbaşkanı Selahattin Demirtaş’tan gelmişti.  Demirtaş Cumhuriyet gazetesine verdiği demeçte PKK’ya seslenerek şiddete son vermeleri çağrısında bulunmuştu. Bugün de İnsan Hakları Derneği ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı ortak bir açıklama ile her türlü savaş ve şiddet politikasına karşı çıktılar. Açıklamada “hiç kimse bizden savaşla ve şiddetle yaşamaya alışmamızı beklemesin” deniliyor.

İnsan Hakları Derneği ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nın ortak açıklaması şöyle:

Dün Diyarbakır’ın Merkez Sur İlçesindeki Ongözlü Köprü yakınlarında ve Mardin Kızıltepe’de meydana gelen bombalı saldırılar sonucunda aralarında sivillerinde olduğu çok sayıda yurttaşımız yaşamını yitirirken onlarca yurttaşımız da yaralanmıştır. Yaşamını yitiren yurttaşlarımıza rahmet, yaralılara acil şifalar, ölen ve yaralananların yakınlarına da sabır ve dayanma gücü diliyoruz.

Son bir yıldır yaşanan savaş, bombalı saldırılar, darbe girişimleri vb. yollarla içine girilen şiddet sarmalının günlük yaşantımızın kanıksanan bir parçası haline gelmesi kaygı verici bir durumdur. Öyle ki, bir önceki katliam, saldırı veya şiddet eyleminin yaralarını daha saramadan bir yenisi ile karşı karşıya kalıyoruz. Özellikle de bu süreçte saldırılarda kadın ve çocuklar başta olmak üzere sivillerin zarar görmesi hiçbir şekilde kabul edilemezdir.  Bu nedenlerden dolayı da Diyarbakır ve Mardin’de gerçekleştirilen bombalı saldırıları kınıyoruz.

Bizler hak savunucuları olarak defaten attığımız çığlığı bir kez daha yineliyor ve her türlü savaş ve şiddet politikasına  “Artık Yeter!”  diyoruz. Hiç kimse bizden savaşla ve şiddetle yaşamaya alışmamızı beklemesin.

Bu amaçla da savaşı sürdürenlerin saldırılarını durdurması gerektiğini belirtiyor ve bir an önce akan kanın durmasını, şiddetin sona ermesini ve sorunlarımızı konuşarak, müzakere ederek çözme konusunda adımlar atılmasını talep ediyoruz. Bunun için de ivedilikle yapılması gereken şeyin, çatışmacı politikalardan, militarizmi ve şiddeti siyasete egemen kılmaktan, misliyle intikam alma girişimlerinden, OHAL ilan ederek hak ve özgürlükleri kısıtlamaktan vazgeçip yerine barış politikalarını demokrasi ve insan haklarını rehber edinmek olacağına inanıyoruz.

İnsan Hakları Derneği -Türkiye İnsan Hakları Vakfı

Yeşil Gazete

Şarkıcı Sıla şova dahil olmadı, konserleri iptal edildi

Şarkıcı Sıla Gençoğlu demokrasi mitingi eleştirdi ve sözlerinin arkasında durduğunu söyledi. Şarkıcının Ankara, Kayseri, Bursa ve İstanbul konserleri iptal edildi.

Sıla, Demokrasi ve Şehitler Mitingi’ne katılmayacağını açıklarken “Kesinlikle darbe karşıtıyım ama böyle bir şovun içinde bulunmayı tercih etmiyorum” demişti.

“Demokrasi demiyor muyuz?”

Şarkıcı aldığı tepkiler üzerine dün akşam ikinci bir açıklama daha yaptı:

“Bu konuyla ilgili izahat vermek istemiyorum. Yanlış tarafa çekmek isteyen, tabii ki yanlış tarafa çekti. Ama ben sözümün arkasındayım. Demokrasi demiyor muyuz? Ben de fikrimi, düşündüğümü söyledim işte.”

Gençoğlu bu sözlerinin ardından sosyal medya hesaplarından hakarete maruz kaldı.

Bugün de dört kentteki konserinin organizatörleri yaptıkları açıklamalarla konserlerin iptal edildiğini ifade etti.

Ankara’da bugün, 21 ve 22 Eylül’de İstanbul, Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Sahnesinde, 28 Eylül’de Bursa Kültürpark Açıkhava Tiyatrosunda ve 19 Kasım’da Kayseri’de yapılması planlanan konserleri iptal edildi.

sılaİstanbul Büyükşehir Belediyesi konuyla ilgili açıklama yaptı, “Sıla Gençoğlu’nun 21 ve 22 Eylül’de Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Sahnesinde gerçekleşmesi planlanan konserlerinin Fetullahçı Terör Örgütü’nün (FETÖ) darbe girişimine karşı halkın verdiği mücadeleyi ‘şov’ olarak nitelendirmesi nedeniyle iptal edildiğini” duyurdu.

Belediyenin açıklamasında, “halkın ve sanatçıların verdiği demokrasi mücadelesi sırasında bazı sanatçıların üzerine düşen vazifeyi yerine getirmediği” belirtildi.

Bursa Büyükşehir Belediyesine bağlı Bursa Kültür Sanat Turizm Vakfı’ndan yapılan açıklamada da Gençoğlu’nun 28 Eylül’de Bursa Kültürpark Açıkhava Tiyartosunda gerçekleşmesi planlanan konserinin iptal edildiği belirtildi.

Açıklamada, “Halkımızın ülkemize sahip çıkmak için meydanlarda verdiği mücadeleyi şov olarak nitelendiren, bu onurlu duruş ve irade konusunda gerekli duyarlılığı göstermeyen sanatçılardan biri olan Sıla Gençoğlu” ifadesi yer aldı.

Sıla Gençoğlu’nun 19 Kasım’da Kayseri’de ve Ankara’da bugün yapılması planlanan konserleri de iptal edildi.

Bu arada Sıla Gençoğlu Instagram sayfasından konu hakkında açıklama yaptı. Açıklama şöyle:

Demokrasiye sığınarak söylediklerim, demokrasi mitingine katılmama gerekçemin geldiği noktayı şaşkınlık ve biraz da üzüntüyle izlemekteyim.

Gündemi acılarla dolu bir ülkede sizleri bu meseleyle ilgili meşgul ediyor olmaktan da hicap duyuyorum. Demokrasi farklılıklara saygı duymanın, o renkli farklılıklarla omuz omuza yaşamayı becerebilmenin adıdır.

Söz konusu demecimde şehitlerimizi ya da demokrasi nöbeti tutan yurttaşlarımızı kast etmediğimi açıklamak zorunda kalmış olmayı ve kelimelerimin hoyratça çarpıtılmış olmasını hala hazmedebilmiş değilim.

Hakkımdaki tartışmaları bu ruh hali ve yangını ile takip etmekteyim. Demokrasi ve ahlak çerçevesinde yapılan her türlü yorum, eleştiri ve sergilenen tutum kıymetlimdir.

Saygı, sevgi, iyi niyetle…

 

 

BİANET, Hürriyet, Yeşil Gazete