Ana Sayfa Blog Sayfa 3393

İstanbul’da arazi mülkiyetinin yüzde 10’u askeri alanlar

askeri alanlarAskeri alanların şehir dışına taşınması tartışması üzerine konuşan TMMOB Şehir Plancıları Odası İstanbul Şube Sekreteri Akif Burak Atlar, “İstanbul’un arazi mülkiyetinin yüzde 10’u askeri alanlara ait, dolayısıyla Milli Savunma Bakanlığı’nın kullanım hakkının olduğu ortaya çıkıyor. Bu alanlardan önemli bir kısmı, orman niteliğini koruyan, yapılaşmamış alanlar. Hektarlarca büyüklükte askeri alanlar olduğu gibi kent merkezinde bina ölçeğinde ya da daha küçük büyüklükte araziler de mevcut. Bu alanlar, yapılaşmamış olmaları ve bitki örtüsünü korumaları itibariyle İstanbul için ciddi önem arz eden araziler” diye konuştu.

Milliyet gazetesinin haberine göre Arif Burak Atlar 540 bin hektar alana sahip olan İstanbul’un, 56 bin hektarlık kısmının askeri alan ve askeri güvenlik bölgesi kapsamında kaldığını belirtiyor.

İstanbul’un son 10-15 yılına bakıldığına sadece askeri alanların değil, özellikle kent merkezinde kalan kamu mülkiyetindeki tüm alanların spekülasyonlara maruz kaldığını söyleyen Atlar, “Kamu mülkiyetindeki alanların yavaş yavaş dönüştüğüne, plan değişikliği yolu ile alışveriş merkezi, residans gibi yapılara terk edildiğine, bir anlamda kamu elinden çıkartılarak özelleştiğine tanık oluyoruz” dedi.

RESİDANS, AVM DEĞİL, KAMUSAL FONKSİYONLAR OLMALI

Aynı tartışmanın askeri alanlar üzerinde de devam edeceğini savunan Atlar, “Milli Savunma Bakanlığı’nın bu alanlar üzerinde herhangi bir tasarrufu kalmadıysa ve dönüştürülecekse öncelikli ve acil olarak İstanbul’un ihtiyaç duyduğu sosyal donatılara yer verilmesi ve kamusal kullanıma açılması gerekiyor. Açık alanlar, eğitim ve sağlık alanları gibi İstanbul’da kentsel yaşam standardını doğrudan etkileyen fonksiyonların eksiklerin tespit edilip bu alanlara yönlendirilmesi gerekiyor” diye konuştu.

Zekeriyaköy Füze Üssü, Bakırköy Tank Fabrikası arazilerini örnek gösteren Atlar, “Ne yazık ki kamusal fonksiyonlar değil, residanslar, yüksek gelir grubuna hizmet eden konut projelerinin yer aldığını görüyoruz. Eğer bu nitelikli alanlar askeriye tarafından kullanılmayacaksa kamusal kullanıma açılmalı, İstanbulluya kentsel yaşam standardına hizmet etmelidir” dedi.

1/100 BİNLİK PLAN: BU ALANLAR EKSİK SOSYAL VE TEKNİK ALTYAPI İÇİN KULLANILACAKTIR

Başbakan Binali Yıldırım’ın askeri kışlaların şehir dışına çıkarılacağını, özellikle tankların yürüdüğü kent içindeki askeri tesislerin kapatılacağını açıklamasının ardından İstanbul’daki askeri alanlar yeniden gündeme geldi. 2009 yılında hazırlanan ve İstanbul’un anayasası olarak tanımlanan 1/100 bin ölçekli planlarda askeri alanlar işaretlenerek şu tanımlama yapılıyor: “Askeri alanda süre gelen işlevlerin Milli Savunma Bakanlığı’nın programı dahilinde askeri alan dışarısına çıkarılması halinde bu alanlar öncelikle eksik olan sosyal ve teknik altyapı(eğitim, sağlık, kültürel tesis, hal, mezarlık, yeşil alan vb.) alanları olarak kullanılacaktır.”

İstanbul’da artık askeri alan niteliği kalmamış arazi de var, halen doğal dokusunu koruyan da.  İstanbul’un genelinde eskiden askeri arazi olan ve halen askeri alan niteliğini sürdüren bazı alanlar şöyle:

SARIYER ZEKERİYAKÖY 15. FÜZE ÜS KOMUTANLIĞI – KÖY KONUT PROJESİ

Zekeriyaköy’de köylülerin arsalarının kamulaştırılmasıyla 600 dönümlük araziye 15. Hava Füze Üssü 2010’da boşaltıldı. Milli Savunma Bakanlığı araziyi Başbakanlık Toplu Konut İdaresi Başkanlığı (TOKİ)’ye devretti, TOKİ’nin ise Emlak Konut şirketine sattı. Emlak Konut ve Siyahkalem Mimarlık şirketi ortaklığında lüks konut ve AVM içeren “Zekeriyaköy Konut Projesi”nin 3 etabından 2’ncisinin yapımına başlandı.

AYAZAĞA JANDARMA GENEL KOMUTANLIĞI – MASLAK 1453 PROJESİ

İstanbul Ayazağa’daki alan için Jandarma Genel Komutanlığı,  Maliye Bakanlığı ve Başbakanlık Toplu Konut İdaresi Başkanlığı (TOKİ) arasında 2008’de protokol düzenlendi. Bu protokol uyarınca askeri alan olan bölge, askeri tesis yapımı karşılığında TOKİ’ye devredildi. 2 yıl sonra 11 Ağustos 2010’da TOKİ alanı ‘Gecekondu Önleme Bölgesi’ ilan etti. Aynı yıl içinde Emlak GYO araziyi ihaleye çıkardı. İmar planları 3 kez yargı engeline takılsa da 4’üncü kez Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından onaylandı. Ali Ağaoğlu’nun Fatih Ormanlarına komşu olan Maslak 1453 projesi tamamlanmak üzere.

SARIYER’DEKİ ASKERİ ALANLARIN BAZILARI

15 Temmuz’un ardından şehir içindeki askeri alanların boşaltılacağının duyurulmasının ardından işadamı Ali Ağaoğlu, Levent’te bulunan askeri alana talip olduğunu açıkladı. Ağaoğlu’nun açıklaması şu şekildeydi: “Mesela Levent’te eskiden golf kulübü olarak kullanılan askeri alan var. Alan boş ve müsait. Bana 250 ev yapacak kadar alan versinler ve bu projeyi hayata geçirelim. Benim vaadim her şehit ailesine bir ev verme”.

Sarıyer’de Atatürk Oto sanayi yanında İl Jandarma Komutanlığı ve Maslak’ta 3. Kolordu Komutanlığı da yer alıyor.

BEYOĞLU, KUZEY DENİZ SAHA KOMUTANLIĞI

Kuzey Deniz Saha komutanlığı karargahı olarak kullanılan Cezayirli Gazi Hasan Paşa Kışlası diğer adıyla Kasımpaşa Kalyoncular Kışlası 23 Mayıs 2016’da yıkıldı. Aynı bölgede Kuzey Deniz Saha komutanlığı’na ait mahkeme, deniz hastanesi, dikimevi gibi Haliç manzaralı yapılar da bulunuyor. Komutanlığın doğusunda yer alan Taşkızak Tersanesi de Haliç Tersanesi’nin askeri kısımlarından birini oluşturuyor.

ESENLER KIŞLASI

Esenler’de bulunan 8.7 milyon metrekarelik askeri arazinin, kentsel dönüşüm projelerinde ‘reserv konut alanı’ olarak kullanılmasına karar verildi. Milli Savunma Bakanlığı’ndan Esenler Belediyesi’ne 29 Nisan 2015 tarihinde imzalanan protokolle devredilen araziye yaklaşık 50 bin konut inşa edilecek. Alanda konut üretiminin yanı sıra büyük bir şehir parkı da yer alacak. Esenler’de 66. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığı’na bağlı Baştabya ve Topkule Kışlaları ile 47. Motorlu Piyade Alay komutanlığı ile Ulaştırma Oto Tabur Komutanlığı’nın bulunduğu Metris Kışlası yer alıyor.

DAVUTPAŞA KIŞLASI – Yıldız Teknik Üniversitesi kampüsü

15.yy’dan itibaren saray ve askeri törenlere hizmet veren bir alanda kurulan Davutpaşa Kışlası II.Mahmud’un (1808-1839) Yeniçeri Ocağı’nı tamamen ortadan kaldırarak yerine oluşturduğu Asakir-i Mansure-i Muhammediye adlı orduya kışla olarak yapılmıştır. 1999 yılında Yıldız Teknik Üniversitesi mülkiyetine verilen ve bazı bölümlerin yer aldığı kışlaya, YTÜ’nün Yıldız ve Maslak’ta bulunan bölümlerinin de Davutpaşa’ya taşınması ile yeni binalar eklendi.

HABİPLER KIŞLASI

Esenlerin hemen yanında Habipler mevkinde Şehit Piyade Uzman Çavuş Ahmet Öztürk Kışlası bulunuyor.

HASDAL KIŞLASI

Başbakan Binali Yıldırım 15 Temmuz Darbe girişiminin merkez üslerinden biri olan Hasdal kışlası ile Maltepe kışlasının Çorlu ve Trakya’ya taşınacağını duyurmuştu. Hasdal ve Tümgeneral Selahattin Gökkartal Kışlaları için imar değişikliği talebi 2013 ve 2014 yıllarında İBB meclisine gelmiş, toplam 508 hektarlık alanı kapsayan kışlanın 121 hektarlık kısmının konut ve ticaret alanına alınması talebini içeren dosya müdürlüğüne iade edilmişti.

HALKALI ASKERİ ARAZİ

İstanbul-Halkalı’da jandarma birliklerinin bulunduğu 193 bin metrekarelik askerî araziye TOKİ tarafından 2 bin 300 konutluk Avrupa Konutları Atakent 3 projesi inşa edildi.

ZEYTİNBURNU TANK FABRİKASI

TSK’ya ait alan 2006 yılında yapılan bir anlaşmayla TOKİ’ye devredildi. Emlak Konut GYO, Zeytinburnu’nda 111 dönümlük tarihi tank fabrikası arazisini 70 metre (23 kat) yüksekliğinde inşaat izniyle ihaleye çıkarttı. Arazide 1. Ordu Zeytinburnu Ağır Bakım tamir fabrikası, demirhane, dökümhane, marangozhane, er yemekhanesi, bölük karargahı, hamam ve gazino gibi binalar bulunuyordu.

ZEYTİNBURNU BEŞTELSİZ ASKERİ ALAN

Zeytinburnu Olivium AVM’nin batısında yer alan yaklaşık 100 bin metrekarelik askeri alan, Milli Savunma Bakanlığı’ndan TOKİ’ye geçti. Mahallede kat sınırı 5 olarak belirlenirken, TOKİ bina yüksekliğini 11 kat (35.50 metre) olarak belirlendi.

FLORYA ŞENLİKKÖY ASKERİ ARAZİ

Florya Şenlikköy Mahallesi’ndeki 34 bin 353 metrekarelik askeri alanın imar planı 2016 yılında değişti. Çevresinde villa konseptinde az katlı binaların bulunduğu bölgeye bu düzenleme ile 429 yeni konut eklenecek.

ANADOLU YAKASI

KULELİ ASKERİ LİSESİ

Üsküdar’da İstanbul Boğazına neredeyse sıfır konumunda olan Kuleli Askeri Lisesi 1845 yılında kuruldu. Eski genelkurmay başkanları emekli orgeneraller İlker Başbuğ ve Işık Koşaner’in de aralarında bulunduğu komuta kademesinde yer alan çok sayıda asker mezun oldu. Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethettiğinde koruluk, manastır ve kule bulunan şimdiki alanda, Yavuz Sultan Selim devrinde manastır yeniçerilere kışla olarak verildi. 2. Mahmut döneminde, süvari birlikleri için inşa edilen kışla Kuleli Askeri Lisesi’nin ilk yapısı oldu. 1925 yılında okul “Kuleli Askeri Lisesi” olarak bugünkü adını aldı.

SELİMİYE KIŞLASI

1.Ordu Komutanlığı merkez binası olarak kullanılan Selimiye Kışlası,  III. Selim tarafından Nizâm-ı Cedîd askerleri için inşa ettirildi. Yeniçeriler’in ayaklanması ile yıkılan bu kışla II. Mahmut devrinde kâgir olarak yeniden yapılmış, Sultan Abdülmecid döneminde de yenilenmiştir. Ortasında büyük bir avlu olan dikdörtgen biçimindeki yapı, İstanbul’un anıt yapılarından birisidir.

HEYBELİADA DENİZ LİSESİ

Heybeliada sahilinde yer alan ve tarihi 1773 yılına uzanan Heybeliada Deniz Lisesi 1946-1947 yılından bu yana eğitim veriyordu.

MALTEPE BARANSEL KIŞLASI

General Nurettin Baransel Kışlası, Maltepe. Çok sayıda lüks konut projesi ile çevrelenen İstanbul 2. Zırhlı Tugay Komutanlığı’nın yer aldığı kışla, adalar manzaralı yamaçlar üzerine kurulu.

BÜYÜKBAKKALKÖY BÖLGE PARKI’NDA ASKERİ ARAZİLER VAR

İstanbul Maltepe’de bölgenin en büyük yeşil alanlarından biri olan 600 hektarlık Büyükbakkalköy Bölge Parkı, parça parça imara açıldı. Milli Savunma Bakanlığı’nın talebi üzerine 2005 yılında İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) tarafından alınan meclis kararıyla parkta askeriyeye tahsisli alanların imara açılmasının önü açıldı. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın yaptığı düzenleme ile askeriyeye tahsisli 42 bin metrekarelik alana 14 katlı bina yapılabilecek.

MALTEPE KENAN EVREN KIŞLASI – Marmara Üniversitesi kampüsü.

Marmara Üniversitesi’nin İstanbul’un birbirinden farklı ve değerli noktalarında bulunan kampüsleri, Maliye Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı, TOKİ ve Marmara Üniversitesi arasında 11 Nisan 2016 tarihinde imzalanan protokolle Maltepe’de bulunan 2 milyon 455 bin m2 büyüklüğündeki Kenan Evren Kışlası’na taşındı. Bu protokol ile Halkalı, Bahçelievler ve Nişantaşı Yerleşkeleri’nin TOKİ’ye devri karşılığında kışlası arazisi Marmara Üniversitesine devredildi. Nişantaşı, Validebağ, Halkalı, Bahçelievler gibi İstanbul’un emlak değeri en yüksek semtlerindeki araziler ise TOKİ eliyle satılacak.

SANCAKTEPE KIŞLASI

Sancaktepe’de 23. Motorlu Piyade Alay Komutanlığı İsmail Hakkı Tunaboylu Kışlası’nın yerine İstanbul’un en büyük hastanesinin yapılması planlanıyor. Milli Savunma Bakanlığı ile Sağlık Bakanlığı arasında imzalanan protokol kapsamında yaklaşık 4 milyon metrekarelik arazide yer alan 23. Motorlu Piyade Alay Komutanlığı’nın, 4 bin 100 yatak kapasiteli sağlık kompleksi için Çorlu’ya taşınacağı duyurulmuştu.

ÇEKMEKÖY KIŞLASI

3. Boğaz Köprüsü’nün Çekmeköy çıkışını sağlayacak bağlantı yolu için Çekmeköy Kışlası’nın batı kısmından 200 dönümlük bir alanda yol çalışmaları yapılıyor.

EN BÜYÜK ASKERİ ARAZİ TUZLA’DA

İstanbul Anadolu yakasındaki son ilçesi Tuzla’da, askeri tersanelerin yanı sıra, Tuzla Piyade okulu ve Aydınlı bölgesinde yer alan askeri alanlar bulunuyor. Tuzla’nın toplu konut bölgesi ilan ettiği Aydınlı Mahallesi’nde Milli Savunma Bakanlığı’na tahsis edilen 14 bin 200 metrekarelik askeri alana konut ve ticaret merkezi için imar izni verildi. Tuzla Belediyesi’nin 15 katlı konut ve ticaret merkezi projesi için askeri alanda kalan arsasıyla ilgili imar planı değişikliği Büyükşehir Belediye Meclisi tarafından 2015 yılında kabul edildi.

 

Kaynak:  Milliyet

 

Wall Street Journal: Türkiye artık güvenilir bir müttefik değil

Türkiye-ABDDarbe girişimi sonrasında Türkiye-ABD ilişkilerinde Fethullah Gülen krizi yaşanırken, Wall Street Journal gazetesi son gelişmeleri ele aldı. Dış İlişkiler Konseyi adlı düşünce kuruluşunun kıdemli üyelerinden Steven Cook ile İsrail Politika Forumu’nun direktörü Michael J. Koplow’un imzasını taşıyan makalede, ABD’nin Türkiye’ye artık güvenemeyeceği tezi işlendi.

‘İncirlik’te alternatif aranmalı’

Cook ve Koplow “ABD artık daha güvenilir müttefikler aramalı” diyerek, IŞİD’le savaşta İncirlik yerine Kıbrıs, Ürdün veya Kuzey Irak’ın kullanılabileceğini savundu. Makalenin tam metni şöyle:

“Bu hafta Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin arasında yapılan görüşme ve iki liderin ilişkilerini geliştirme vaadi, geçen ay yaşanan darbe girişimi sonrası ABD-Türkiye ilişkilerinin kötüleştiğinin son göstergesiydi.

ABD’yle Türkiye, 1974’teki Kıbrıs istilası ve 2003’teki Irak işgalinde olduğu gibi geçmişte de zorlu günlerden geçmişti ama Amerikalı ve Türk liderler bir yolunu bulup ilişkileri düzeltmişti. Bu kez durum farklı olacak.

Türkiye’nin NATO’ya katıldığı 1952’den bu yana ABD ve Türkiye’nin birbirlerinin güvenliğine ve çıkarlarına katkıda bulundu; Türkiye demokratikleştikçe, iki ülke arasındaki bağlar ortak değer temeline oturdu. ABD’nin İncirlik Hava Üssü’ndeki askerleri ve taktiksel nükleer silahları, Türkiye’nin güvenliğine yönelik Amerikan bağlılığını ve Ankara’nın Washington liderliğindeki küresel düzene desteğini temsil ediyordu.

‘Suriye konusunda anlaşamıyorlar’

Fakat bugünlerde ABD ve Türkiye pek az konuda aynı fikri paylaşıyor. İki ülke Suriye ve Beşar Esad’ın görevini bırakmasının aciliyeti konusunda anlaşmazlık içinde. Türklerin aksine IŞİD’le savaşta güvenilir bir ortak olduklarını kanıtlayan Suriyeli Kürtlere verilen destek; Irak’ta bölgesel egemenlik ve İran’a yönelik süregelen yaptırımlar da diğer anlaşmazlık konuları.

‘Erdoğan dengesiz bulunuyor’

Amerikalı yetkililer özel görüşmelerde Erdoğan’ın ‘dengesiz’ olduğunu söylese de, Türkiye liderine Amerikan politikası üzerinde sıradışı bir etki gücü vermiş durumdalar. ABD, kamuoyu baskısının Ankara’nın işbirliğini özellikle Suriye konusunda daha da azaltmasından korkuyor.

Görüş ayrılığını en iyi anlatan konu, İncilik konusunda yaşanan drama. Rakka ve Musul’a çok yakın olan bu tesis, IŞİD karşıtı koalisyon için önemli. Fakat Türkiye ABD’yi, IŞİD’i vurmak için bu üssü kullanması için bir yıl süren bir müzakere sürecine mecbur bıraktı.

Ankara nihayetinde koalisyona katıldığında, PKK ve Kürt milliyetçiliğiyle savaşı IŞİD’le savaştan öncelikli gördü. Türkiye IŞİD’le savaşa sadece son altı ayda, ancak Ankara, İstanbul ve diğer kentlerinde meydana gelen ölümcül terör saldırılarının ardından odaklandı.

‘Obama darbeyi yeterince kınadı’

Darbe girişimi, Türkiye’de Washington’a karşı görülmemiş bir öfkeye yol açtı. Girişimin başlatılmasından sadece saatler sonra, Beyaz Saray Başkan Obama’nın ‘demokratik yollardan seçilmiş Türkiye hükümetine’ desteğini ilan eden bir açıklama yayınladı. Obama ertesi gün de, ABD’nin ‘demokratik yollardan seçilmiş sivil Türkiye hükümetine’ desteğini yineledi.

Tüm bunlar, Türkiye liderlerinin, ABD’nin darbeye suç ortaklığı yaptığına dair basın ve sosyal medyada yer alan komplo teorilerini yatıştırması için yeterli olmalıydı. Türklerin rahatsız edici derecede büyük bir kısmı Washington’ın Türkiye’yle iade anlaşmasının gereklerini yerine getirerek Fethullah Gülen’i iade etmediği için suçlu olduğunu düşünüyor.

Erdoğan, Türkiye’nin ABD’yle ilişkilerini savunmak yerine Amerikan Genelkurmay Başkanı Joseph Votel’i darbecileri desteklemekle suçladı. Hükümet yanlısı gazeteler, Amerikalı generalleri darbecileri Türkiye’den kaçırmakla suçladı. Türkiye basını hızını alamadı, eski Dışişleri Bakanlığı yetkilisi Henri Barkey’nin darbenin arkasında olduğunu yazdı.

ABD’nin tüm bunlara tepkisi ürkekçeydi; tek bir protesto cümlesi gelmedi. Eğer Ankara ABD’nin Ortadoğu ve Orta Asya’daki çabaları açısından vazgeçilmez olsaydı, bu davranış gözardı edilebilirdi. Ancak vazgeçilmez değil.

İncirlik’in pistleri önemli. IŞİD’in bombalanması ve Suriyeli isyancılara silah akışı ABD için bir öncelik. Fakat bu iki misyon da başka bir yerden yürütülebilir. ABD’ye yönelik temelsiz suçlamalar şunu gösteriyor ki, Erdoğan ABD’nin İncirlik’e erişimini sırf bunu yapabildiğini göstermek için feshedebilir. ABD, Kıbrıs, Ürdün ve Irak’taki Kürt bölgesinden hava geçişleri için ayarlamalar yaparak güçlerini Türkiye dışında bir yere yeniden konuşlandırmak için bir plan geliştirerek tedbirli davranmalı.

Tüm bunlar, Amerikan politika yapıcıları açısından Türkiye’yle ABD’nin artık ortak değerlere veya çıkarlara sahip olmadığını gösteren aydınlatıcı bir an olmalı. Erdoğan’ın ABD’nin dediğine geleceğini umarak Türkiye’nin aşırılıklarına göz yummak yerine, daha güvenilir müttefikler aramanın vaktidir.”

 

kaynak : Gazete DUVAR

Günah keçisiyle mutlu olmak – Ömer Faruk Gergerlioğlu

Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun yazısı  t24.com.tr sitesinden alındı

Darbe girişiminin lokomotif gücünün “FETÖ” olduğu anlaşıldı. Ancak darbe girişimi sonrası tüm kötülüklerin faili olarak yine o gösterildi. Soma maden kazasının bile faili o oldu (!) Darbeye karşı çıkanlarda büyük bir mutluluk var, adeta dünya cennetindeler. Zira darbe başarısızlığa uğratıldı, düşmanın beli kırıldı ve lidere kast etmeye çalışan tasfiye edildi. Lidere muhalefet eden herkese ders olması gereken oldu ve en büyük düşman imha edildi. Bundan sonra bizi mutlu edecek olan diğer düşmanların da imha edilmesidir (!)

Darbeciliğe yöneliş tutkulu idealistler için zor değil. Aslında meselenin kutsallaştırılan bir inancın, ideolojinin, idealin zorbalıkla hakimiyeti sorunu olduğu daha uzun zaman anlaşılmayacak. Meselenin kronik bir sorun olarak dini ve olmayan tüm idealist kesimler için önemli bir hastalık olduğunu görmezsek daha uzun süre “melek” gördüklerimizin niye  “şeytanlaştığını” anlayamayacağız.

Mesele içimizdedir, “ben” olanın hükümran olma isteği, bunu da zorbalıkla yapma isteğimizdir. Bu tehlikeli hastalığı hep bir başkasında gördüğümüzde tanıyoruz, kendimizde olunca çoğunlukla normalleştiriyoruz.
Aslında uzun süredir yaşanan iki gücün çatışmasıdır. Sonunda bir güç diğerini darbe yoluyla alaşağı etmeye çalışmıştır ve diğeri dünyanın tüm günahlarını onun üstüne yıkarak rövanşı almaya, kalıcı bir tepeleme sağlamaya çalışmaktadır. Yenenin ve yenilenin taraftarları genellikle pozisyonlarını değiştirmemekte, kendilerine göre gerekçelerle yerlerini sağlamlaştırmakta sabitlemektedirler. Kötülüğün hepsi karşı tarafa aittir (!) Müsait bir zemin, inanmış ve kabullenmiş bir kitle varsa, balık kavağa da tırmandırılacaktır…! Günah keçisiyle mutlu olmanın sonucu günün birinde aynı akıbetin başa gelmesidir. Bunu alışkanlık haline getiren ve sorgulatmayanlar adaletin aynı isimlendirmeyle farklı kişide tecelli ettiğini görürler.

Darbe sonrası insan hakları savunucuları olarak yaptığımız uyarıların ne kadar haklı olduğu ortaya çıkıyor. Gözaltında şüpheli ölümlerde artış var, iftira, gammazlama gırla… İnsan hakları savunucuları darbe başarılı olsa Ak Partililerin uğradığı mağduriyetleri eleştiriyor olacaktı, onlar için değişen bir şey yok ama hak var, hukuk var, suç zannı ayrı, adil yargılanma hakkı ihlali ayrıdır, vebali ağırdır bu işlerin..! Gözaltında ölümü sorguladığınızda darbede ölenler hatırlatılıyor, “bunlar varken lafı mı edilir” deniyor. Bir kişinin haksız yere mağduriyeti bin kişinin mağduriyetinden az olan değildir, hak kriterinde sayı değil keyfiyet önemlidir, yarıştırmayalım, “tüm haksızlıklara karşıyız” diyelim. Gözü kapalı ve eleştiriye kapalı takipçilere de bir hatırlatmamız olsun. Büyük günahın (darbenin) kendisine karşı yapıldığı insan muhataplarını “melek” sanarsanız, ileride insanoğlunun şeytanlaştığını göremezsiniz.

Demokrasi mitingi Türkiye şartlarına göre iddialı adıyla tahlil edilmeden geçilmemesi gereken bir miting olduğu için değerlendirelim. Demokratikleşme adına kaldırılmış idamın geri getirileceğinin müjdesini demokrasi mitinginde vermek, aslında nereye gidileceğine dair bir işarettir..! Mitinge HDP’nin çağrılmaması çok tartışıldı, taraftar olmaya gerek yok, adına miting düzenlenen demokrasinin gereğiydi çağrılması. Milli birlik ve beraberlik sağlandı evet, ama demokrasiye de yeni bir içerik, yeni birlik tanımıyla oluşturuldu, unutulan, sorunların çoğunlukla değil çoğulculukla çözüleceğiydi. İstemediğimiz sesleri duymak istemememiz, analiz yeteneğimizi azaltmaktan başkasına yaramaz, işitelim, kritik edelim, öyle kabul veya red edelim.

Milli birlik ve beraberlikte ne kadar artış olacaksa, demokraside o kadar azalma olacak görüntüsü var, umarım, yanılırım. İdam isteyenlerin orani % 91.5 örneğin. Geriye işletilemeyeceği yasal olarak ortada olan idam konusunun miting sonrası dünya gündemine oturması bir Türkiye garabeti olarak tarihe geçecek. Bu kadar mı kolay insanımızı coşkuya kaptırmak, kandırmak? Bir de devlet aklına seslenmek gerekir. Mitinglerde şiirlerini okuduğunuz Nâzım, Ahmet Arif , Necip Fazıl gibi şairleri zamanında muhalefet ettigi icin inim inim inletmistiniz, simdi muhalefet edenlerin yarın haklı çıkabileceğini de tahmin edersiniz artık..!

Ömer Faruk Gergerlioğlu – t24.com.tromer-faruk-gergerlioglu

Acil Demokrasi – Arif Ali Cangı

15 Temmuz darbe girişiminden sonra yaşananlar darbe girişimi kadar olağanüstü. Yapılan açıklamaları, alınan kararları açıklayacak söz bulmakta zorluk çektiğimiz günler yaşıyoruz. Ama sözün etkisini diri tutmak gerek.
Darbe girişiminden sonra itiraflar dökülmeye başladı, Umut Kitabevi’ne bombalı saldırıya ilişkin iddianameyi hazırlayan savcı Ferhat Sarıkaya’nın itirafları (1), önemli büyük davaların kimlerin ellerine kalmış olduğunu bize gösterdi, yargının ne kadar aşınmış olduğunu da. Savcı, hakim, vali vb kamusal sorumluluk üstlenmiş kişilerin bu şekilde kişiliksiz davranmaları ülkemiz adına çok kaygı verici.

En sonunda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da; Fethullah Gülen cemaatiyle ilgili, “…Bizler de bu yapıya tüm siyasiler gibi iyi niyetle destek olduk. Açık konuşuyorum ben de şahsen pek çok görüşüne katılmasam da bunlara yardımcı oldum. Dedik ki bir ortak yanımız var. Uzun süre gerçek yüzlerini göremedik. Her şeye rağmen bu hain örgütün gerçek yüzünü çok daha önceden ortaya koyamamış olmanın üzüntüsü içindeyim. Bunun için hem rabbimize, hem milletimize verecek hesabımız olduğunu biliyorum. Rabbim de, milletim de bizi affetsin…”(2) dedi. Hiç kuşkusuz özeleştiri yapmak, af dilemek saygı duyulacak bir davranıştır. Pekala darbe girişiminin faili olan bir örgüte destek olan siyasilerin sorumlulukları, özeleştiri ve af dilemekle ortadan kalkar mı? Doğru öngörüde bulunamayan, yanılan, yanlış yapan siyasetçinin istifa etmesi gerekmez mi? Şimdi sırası mı diyenleriniz olabilir, siyaset kurumunun daha fazla aşınmaması, düzgün işlemesi için bunların hiç olmazsa tartışılması gerekir.

Meclis etkin hale getirilmeli

Toplumun bütün kesimleri 15 Temmuz darbe girişimine karşı çıktı, şu ana kadar darbe girişimini desteklediğini açıklayan olmadı. Bu son derece önemli ve kıymetli, ancak tek başına darbeye karşı olmakla demokratik toplum yaratılamaz. Gerçekten darbelerden kurtulmak, bir daha yaşamamak için demokrasinin kurum ve kuralları ile işletilmesi gerekir, eksik demokrasi ile olmaz. O yüzden darbeden hesap sorarken dahi hak ve özgürlüklerden, hukuk güvencesinden vazgeçilmemelidir. Darbe karşıtlarını, darbecilerden ayıran en önemli özellikte bu olsa gerek.

Demem o ki; Olağanüstü Hal (OHAL)’de de hukuku aşmamak gerek. Anayasanın 121/3. maddesine göre; “Olağanüstü hal süresince, Cumhurbaşkanının başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu, olağanüstü halin gerekli kıldığı konularda, kanun hükmünde kararnameler çıkarabilir. Bu kararnameler, Resmî Gazetede yayımlanır ve aynı gün Türkiye Büyük Millet Meclisinin onayına sunulur; bunların Meclisce onaylanmasına ilişkin süre ve usul, İçtüzükte belirlenir” Şu ana kadar 667,668 ve 669 sayıları ile üç ayrı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) 23 Temmuz’dan itibaren Resmi Gazete’nin sayılarında yayımlandı.
KHK’lerin ‘olağanüstü halin gerekli kıldığı konuları’ aştığına dair ciddi tartışmalar var. 997 sayılı KHK’ye ilişkin eleştirilerimi iki hafta önce yazmıştım.(3) Diğerlerinin eleştirisini daha sonraki yazılara bırakıyorum.
Darbeciler Meclisi bombaladılar, onlar meclisi sevmiyor, darbeyle mücadele edenlerin darbeciler gibi davranmaya dolayısıyla Meclisi etkisiz hale getirmeye hakları yok.

Yukarıda yer verdiğimiz Anayasa maddesi, KHK’lerin Resmi Gazetede yayımlandığı gün TBMM onayına sunulmasını öngörüyor. TBMM İç Tüzüğü’nün 90.maddesinin de “ivedilikle görüşülür” dediği OHAL KHK’leri hakkında Meclis’te halen görüşme açılmadı. Bu Meclisin etkisiz hale getirilmesi değil midir?
Bir başka sorun, Halkların Demokratik Partisi (HDP)’nin dışlanması. HDP 5-6 milyon seçmenin oyu ile seçilen Meclisin üçüncü büyük partisi. Cumhurbaşkanı, hükümet, iktidar partisi ile muhalefet partileri CHP ve MHP, Mecliste HDP diye bir parti yokmuş gibi davranıyorlar. Daha da vahimi genel olarak basın da HDP’yi yok sayıyor. Meclisteki bir partinin yok sayılması Meclisin etkisini azaltan en önemli etkendir. Her şey bir yana Kürt meselesi gibi devasa bir sorun ortada dururken HDP’siz Meclisin Türkiye’nin sorunlarını çözmesi mümkün değildir. Diğer yandan 15 Temmuz gecesi darbeye karşı muhalefet partilerinden ilk tepkiyi HDP’nin gösterdiğini de unutmamak gerek.

Sözün özü; 15 Temmuz sonrası yeni bir rejim inşa ediliyor, darbeler döneminin kapatılması, yeni rejimin demokratik olabilmesi, ülkede barışın sağlanabilmesi demokratik siyasetin tüm unsurlarının sürece katılması ile mümkün olacak, acil demokrasiye ihtiyacımız var.

Arif Ali Cangı – haberekspres.com.tr

Yeşiller ve Sol Gelecek eş sözcüsü Arif Ali Cangı
Yeşiller ve Sol Gelecek eş sözcüsü Arif Ali Cangı

1 http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/577883/Savcinin_Cemaat_itiraflari.html
2 http://t24.com.tr/haber/erdogan-ben-de-maalesef-bu-orgute-yardimci-oldum,353152?utm_medium=social&utm_content=sharebutton
3 http://www.haberekspres.com.tr/ohalli-gunler-makale,4793.html

Üçüncü nükleer santral için Çin ile işbirliği anlaşması TBMM’de kabul edildi

Yeni Şafak‘ın haberine göre, Nükleer santralde ağı genişletmeyi hedefleyen Türkiye, üçüncü santral için adım adım Çin ile işbirliğine gidiyor. Enerji Bakanı Berat Albayrak’ın haziran sonunda Çin’de imzaladığı işbirliği anlaşması TBMM’de kabul edildi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, tarihi Rusya gezisinde, “Akkuyu Nükleer Santrali konusunda çalışmaların hızlandırılması” yönünde varılan mutabakatın ardından, Çin’le yapılan anlaşma da Meclis’ten geçti. Bu doğrultuda Akkuyu’daki santral için Rusya’yla, Sinop’taki santralde Japonya ile işbirliğinin ardından, üçüncü santralde de adım adım Çin’le ortaklığa gidiliyor.

nükleer santral

İşbirliği kapıları aralanır

Nükleer Enerjinin Barışçıl Amaçlarla Kullanımına Dair Anlaşma” kapsamında şu konularda çalışmalara vize verildi: “Anlaşma, nükleer enerji santralleri ve araştırma reaktörlerinin saha etüt çalışmalarından tasarımına, inşasından işletmeye alınmasına ve işletilmesine kadar süreçleri kapsıyor. Ayrıca, santralin modernizasyonu, test edilmesi, bakımı ve sökümü de işbirliğine dahil.

ARGE çalışmaları son hız

Türkiye ve Çin, nükleer enerjinin barışçıl kullanımlarında temel ve uygulamalı AR-GE yapabilecek. Nükleer minerallerin araştırılması, madenlerden çıkarılması, işlenmesi ve bertarafı konusunda işbirliğine gidilebilecek.Anlaşma, özellikle yenilikçi reaktör ve yakıtla ilgili teknolojilerin ortaklaşa geliştirilmesini de kapsıyor.”

Nükleer mutabakat haziran ayının sonunda imzalanmıştı

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak, haziran ayı sonunda Başkent Pekin’deki G20 Enerji Bakanları Toplantısı için Çin’e giderek  toplantının açılış seremonisine katılmıştı. Açılışta gerçekleştirilen aile fotoğrafı ve oturumun ardından Albayrak, bir dizi ikili görüşmeler gerçekleştirmişti. Çin’deki  temasları sırasında Çin Ulusal Enerji İdaresi Direktörü Nur Bekri ile bir araya gelen Albayrak, enerji sektörü için önemli denebilecek iki ülke arasında nükleer teknolojiler ve işbirliğinin karşılıklı geliştirilmesine dair mutabakatı imzalamıştı.

Süreçler hızlandırılacak

Atılan adım, nükleer santrallerle ilgili süreçleri de hızlandıracak. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın önceki gün yaptığı Rusya ziyaretinde, Akkuyu Nükleer Güç Santralinde (NGS) çalışmaların yeniden gündeme geldi. 2010 yılında Rusya ile Türkiye arasında imzalanan anlaşma çerçevesince start alan Akkuyu Nükleer Güç Santrali projesi’nin 22 milyar dolara mal olması bekleniyor. Her biri 1200 megavat gücünde 4 reaktöre ev sahipliği yapacak olan santralin Türkiye’nin enerji ihtiyacının yüzde 10’unu karşılaması hedefleniyor. Üçüncü santralin yeriyle ilgili İğneada üzerinde durulduğu belirtiliyor.

Çin’de eğitim

Yenilikçi çalışmalar doğrultusunda ve nükleer santral çalışmaları kapsamında Türk mühendisler daha önce Rusya ve Japonya’ya gitmişti. Anlaşma kapsamında benzer bir çalışma Çin’le de yapılabilecek. Mühendisler uzakdoğuya giderek eğitim alabilecek. Bu çerçevede, güvenlik, yayılmayı önleme, ekolojik sağlamlık ve ekonomik etkinlik konularında çalışmalar gündemde.

(Yeni Şafak, T24)

Göz alıcı Perseid Meteor Yağmuruna hazır olun

Scott Eric Kaufman tarafından Salon‘da yayımlanan haberi Yeşil Gazete gönüllü çevirmeni Elif Naz Çokal‘ın çevirisiyle paylaşıyoruz.

***

Samanyolu'nun hemen yanında çok renkli bir Perseid meteoru göz alıcı bir şekilde kayıyor
Samanyolu’nun hemen yanında çok renkli bir Perseid meteoru göz alıcı bir şekilde kayıyor

NASA’nın yaptığı açıklamaya göre, her yıl gözlenen Perseid Meteor Yağmuru, Jüpiter’in yer çekimi etkisi sayesinde bu yıl daha da göz alıcı olacak. “Mükemmel şartlar altında, göktaşı sayısı saatte 200’e ulaşabilir.” diyor NASA.

Dünya odaklı düşününce her yıl meteor yağmuru bizi ziyaret ediyor gibi gelse de işin aslı öyle değil. Hareketi sırasında Swift-Tuttle kuyrukluyıldızının kuyruğuna denk gelen aslında Dünya’nın kendisi. Böylece her yaz gördüğümüz meteor yağmuru oluşuyor.

Dünya normalde kuyrukluyıldızın kalıntılarının oluşturduğu kuyruğun en dış kısmından geçiyor. Ancak gökbilimciler, bu yıl Jüpiter’in yer çekiminin kuyruğu bize doğru çektiğini ve bu durumun meteor yağmurunun zirveye ulaştığı tarih olan 11-12 Ağustos’ta görülebilecek olan göktaşı sayısını rahatlıkla iki katına çıkaracağını söylüyor.

NASA meteor uzmanı Bill Cooke space.com’a yaptığı açıklamada şöyle diyor: “Bu Ağustos’ta meydana gelecek Perseid Meteor Yağmuru’ndaki yoğunluğun sebebini, Jüpiter’in yer çekiminin partiküllerini Dünya’nın yörüngesi üzerinde yoğunlaştırması şeklinde basitçe açıklayabiliriz. Bu durum tüm meteor yağmurlarında söz konusu olmuyor ancak Perseidler Jüpiter’e yakın bir takip yörünge takip ettiğinden Jüpiter’in yer çekiminden etkilenmeleri söz konusu olabiliyor.”

Gökbilimciler, normalde görülen 80 meteorun yerine, gece 1’den itibaren saatte 200’ün üzerinde meteor görülebileceğini tahmin ediyor.

Meteor yağmurunu seyretmenin en etkili yolu, ışık kirliliği olan şehirleri terk edip karanlık, tenha bir alanda, araba farlarının ve evlerin aydınlığından uzakta gözlerinize ortama alışması için en az otuz dakika -tercihen daha fazla- zaman vermek.

Haberin İngilizce Orijinali

Haber: Scott Eric Kaufman

Çeviri: Elif Naz Çokal

(Yeşil Gazete, Salon)

Akkuyu NGS’nin “stratejik yatırım” statüsüne alınması

Uçak krizinin ardından St. Petersburg’ta bir araya gelen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, düzenledikleri ortak basın açıklamasında iki ülke arasında ilişkilerin eskiye dönmesi konusunda kararlılık vurgusu yaparken, altı çizilen önemli konulardan birisi Akkuyu Nükleer Güç Santrali(NGS)‘nin “stratejik yatırım” statüsüne çekileceğinin duyurulması oldu. Türkiye, yaklaşık 20 milyar dolarlık hacmiyle Cumhuriyet tarihinin en büyük yatırımlarından birisi olan Akkuyu Nükleer Santrali konusunda, ‘stratejik yatırım’ statüsü ile Rusya’ya KDV ve gümrük vergisi muafiyetlerinden sigorta primlerine uzanan geniş alanda önemli teşvik imkânları tanıdı.

Akkuyu NGS
Akkuyu NGS

Konstantin Sarayı’nda düzenlenen toplantıda, Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Akkuyu NGS projesinin ‘stratejik yatırım’ haline getirilmesi konusu vardı. Bu karar alınacak ve Akkuyu stratejik yatırım konusu içerisinde yerini alacaktır” dedi.
Rus lider Putin de “Akkuyu’ya gelecek olursak, Türkiye’deki üç yasada gerekli değişiklikler getirildi. Santral, stratejik yatırım statüsüne çekilecek. Bütün bunlar bu büyük projelerin, on milyarlarca dolarlık projelerin hayata geçirilebileceğini gösteriyor” diye konuştu.

İki liderin vurguladığı, Akkuyu NGS’ye ‘stratejik yatırım’ statüsü verilmesi ne anlama geliyor, Türkiye bu kararla Rusya’ya jest mi yaptı yoksa ödün mü verdi?

Mevcut mevzuattan derlenen  bilgilere göre bir yatırıma ‘stratejik yatırım’ statüsü tanınması, Türkiye’deki teşvik mevzuatındaki en yüksek teşvik kalemlerinden yararlandırılması anlamına geliyor. Türkiye de ‘stratejik yatırım’lara, Akkuyu NGS projesine de uygulanacak şu teşvikler sağlanıyor:

– KDV istisnası,

– Gümrük vergisi muafiyeti,

– 7 yıl süreyle sigorta primi işveren hissesi desteği, 

– Yüzde 50 yatırıma katkı oranı ile yüzde 90 oranında vergi indirimi,

– Yatırım tutarının yüzde 5’ini geçmemek kaydıyla azami 50 milyon liraya kadar kadar faiz desteği (öncelikli yatırımlardan stratejik yatırımlara geçenler 700 bin liraya kadar yararlanabilecek)

– Yatırım yeri tahsisi

 

(T24)

Kazdağlarında şüpheli yangın, söndürmede maden atık suyu kullanıldı iddiası

yangınBalıkesir’in Edremit İlçesi sınırındaki Kazdağları’nda Pazar günü başlayan orman yangını kuvvetli rüzgarın etkisiyle geniş alana yayıldı.  İMC TV’nin haberine göre çevre illerdeki Orman Bölge Müdürlükleri’nin desteğiyle müdahale edilen yangında soğutma çalışmalarının sürdürüldüğü bildirildi.

Dün gece başlayan  ve havadan ve karadan ekiplerin çalışmalarıyla söndürülen yangın nedeniyle, yaklaşık 30 hektarlık alanın zarar gördüğü bildirildi.

Güçlükle kontrol altına alınan yangını söndürmek için geçmiş yıllarda olduğu gibi madenin atık havuzundaki suyun kullanıldığı iddia ediliyor.

TEMA Vakfı Edremit Temsilcisi Zülkif Bozbek “Geçen yıl güney yamaçta çıkan yangın bu yıl kuzey yamaçlarda çıktı. Yangın tek bir yerde değil farklı farklı noktalarda başlamış. Karadan ulaşılması imkansız yerler var” dedi.

Yangında sabotaj ihtimali

Kazdağları Talimalanı Mevkii’nde çıkan orman yangınında fıstık çamı ve kızılçam ağaçlarının bulunduğu 30 hektarlık alanın zarar gördüğünü söyleyen CHP’li Edremit Belediye Başkanı Kamil Saka, Edremit Belediyesi’nin de su tankerleriyle söndürme çalışmalarına katıldığını açıkladı.

Yangının bölgede bakır ve molibden üreten bir maden ocağının çevresinde çıktığına dikkat çeken Saka, hep aynı bölgede ardı ardına orman yangını çıktığını söyleyerek “Kazdağları bir kuru dalı bile heba edilemeyecek kadar değerlidir. Gelecek kuşaklara aktarılması gereken bölgemizin ve ülkemizin doğal güzeliklerindendir. Hanlar-Talimalanı bölgesinde yer alan madenin çevresinde 3 ayrı noktada başlayan yangın, itfaiye ekiplerinin havadan ve karadan yoğun çalışmaları sonucu kontrol altına alındı. Ne tesadüftür ki, bu bölgede yangınlar sürekli olarak madenin çevresinde çıkmaya devam ediyor” dedi.

Saka, bölgedeki yangınların sürekli olarak madenin çevresinde çıktığına dikkat çekerek köylülerin sabotaj ihtimali üzerinde durduğunu öne sürdü.

Yangın söndürme çalışmalarına da destek veren köylülerden Mustafa Çoşkun da, yangının 4 ayrı noktada başladığını belirterek “Birini söndürmek için uğraşırken ardı ardına farklı 3 yerden daha yangın başladı. Bu bölgede çıkan yangınların maden ocağının çevresinde çıkması oldukça düşündürücü. Raslantı olmadığını, sabotaj olduğunu sanıyoruz. Yetkililer, konuyu dikkatle incelemeli” diye konuştu.

“Helikopterler madenin havuzundan su alıp araziye döküyor”

Çamcı Mahallesi Muhtarı Emekli Yarbay İsmail Öztürmen, yangın söndürülmesinde helikopterlerin maden havuzundan su almasına tepki gösterdi.

Kazdağları’nda benzer yangınların her yıl yaşandığını belirten Öztürmen, “Ciğerlerimiz yanıyor. Bu Kazdağları bu şekilde bitecek. Geçen yıllar bu bölgede durmadan yangın çıktı. Bu konu bazı milletvekilleri tarafından meclis gündemine taşınmıştı. Araştırma önergesi de verildi ama gereği yapılmadı. Helikopterler madenin havuzundan su alıp araziye döküyor. Bu zehirin doğaya verilmesi çok yanlış. Önceki yıllarda bu nedenle mantar toplayan veya ot tüketen çok sayıda vatandaş zehirlendi. Şimdi aynı sorunlar yine olacak. Dereli köyümüzün üzerinde su havuzu var. Deniz 2-3 kilometre ileride. Niye deniz ya da diğer havuzlardan su alınıp kullanılmıyor? O sene derelerde bütün balıklar ölmüştü. Her şey para demek değil. Bu dağlarda yapılan tahribat 200-300 yıl geçmez. Biz vatandaşlar nasıl demokrasiye sahip çıkıyorsak bu doğaya da sahip çıkmasını biliriz” dedi.

Kaynak: IMCTV.com.tr

Yusra Mardini: Mülteci botundan Rio’ya

Ege Denizi’nde 3 saat boyunca batmak üzere olan botu iterek 20 kişinin hayatını kurtaran Mülteci atlet Yusra Mardini, Rio Olimpiyotlari’nda 100 metre kelebek yarışına Mülteciler Takımı adına katılarak serisinde birinci oldu.

yusramardini2016 Rio Olimpiyatlarına katılan düzinelerce birbirinden başarılı genç atlet arasında Uluslararası Olimpiyat Komitesi Mülteciler Takımı adı altında katılan yüzücü Yusra Mardini’nin diğer yarışmacılardan farklı bir hikâyesi var.

Ege Denizi’nden Yunanistan’a

Basnews’tan Mustafa Ergün’ün haberine göre birçok insanın hayatı yaklaşık bir yıl önce Mardini ve kız kardeşinin gösterdikleri gayret ve çaba sayesinde kurtuldu.  1998 Suriye’nin başkenti Şam doğumlu Yusra, ailesiyle birlikte ülkesindeki iç savaş nedeniyle kaçmak zorunda kaldı.

Yusra Mardini’yle aynı kaderi paylaşan 18 mültecinin Ege Denizi’nden Yunanistan’a geçmek için bindikleri botun su almaya başlamasıyla farklı bir hikaye çıkmış ortaya.

Batmakta olan botu 3 mil çekti

Motoru bozulan botun içinde, iki kız kardeşten başka kimse yüzme bilmiyordu. Genellikle trajedi ile sonlanan bu tur olaylarda bu kez iki kız kardeş sayesinde bu olay aynı vahşet sonla sonuçlanmadı. İki kız kardeş, Ege Denizi’nin ortasında ailesi ve 18 mültecinin bulunduğu botu, denize atlayıp soğuk suda 3 mil boyunca çekerek Midilli adasına sağ salim varmalarını sağladı.

 “Yüzme bilmiyor olsaydım, yaşamıyor olurdum” 

İki kız kardeş, batmakta olan botun içindeki 18 kişinin hayatını kurtardı. Korku dolu bir hikayeyi Mardini, hayatı için bir motivasyon olarak gördü. Mardini, “O bot olayında yüzme bilmemiş olsaydım, asla yaşıyor olmazdım. Benim için olumlu bir tecrübedir” diyor.

Mülteci botundan Rio’ya

Şimdi Almanya’da görece rahat bir yaşantısı olan Mardini, ilk önce antrenmanlara başlayarak 2020 Tokyo  Olimpiyat Oyunlarına katılmayı düşünüyordu. Ancak Mardini’nin Mülteci Takımı’nda olması, hayalinin daha erken gerçekleşmesini sağladı. O sadece usanmadan yüzme için çalışmıyor, dünyadaki mülteci algısını değiştirmek için de çalışıyor.

Mülteci algısını kırmak istiyor

Şöyle diyor Mardini: “Herkese mültecilerin normal insanlar olduğunu,  onların da anayurdunun olduğunu,  oradan isteyerek kaçmadıklarını ve isteyerek mülteci olmadıklarını, mültecilerin de hayatlarında hayallerinin olduğunu ve yerinden, yurdundan gitmek zorunda kaldıklarını düşünmelerini istiyorum.”

Serisinde birinci oldu

Mardini, bugün Rio 2016’da 100 Metre Kelebek Yarışı’na Mülteciler Takımı adına katılan 10 yarışmacıdan b

iri oldu ve serisinde birinci oldu. Yusra Mardini, yarı finale kalamasa da tüm dünyaya önemli bir mesaj verdi.

Yusra Mardini hayatını “Hayat acımasız ve sizi beklemiyor. Eğer durursanız geride kalırsınız” diye özetliyor.

Basnews

15 Temmuz’dan sonra: Pozisyonlar – Mesut Yeğen

Mesut Yeğen’in bu yazısı basnews.com sitesinden alındı

15 Temmuz’un siyaset alanındaki iki temel sonucundan ilkini, aktör düzlemindeki sadeleşmeyi, etkili aktör sayısındaki azalmayı geçen hafta konu ettim. 15 Temmuz’la beraber Cemaatin bittiğini, Akşener alternatifinin silindiğini, MHP yönetiminin Ak Parti’yle bütünleştiğini, TSK’nın kendi derdine düştüğünü, Türkiye siyasetinin de Ak Parti, CHP ve HDP’ye ya da dindarlar, sekülerler ve Kürtlere kaldığını, bu arada bölgesel siyaset arka planının da değişmeye yüz tuttuğunu öne sürdüm. Şimdi sıra ikinci önemli sonucu konuşmakta.

15 Temmuz’un Türkiye siyasetindeki ikinci temel sonucu da şu: Ak Parti ve Erdoğan, darbe girişiminin ardından yeni bir pozisyon aldı; diğer aktörleri de pozisyonlarını yenilemeye sevk edip, Türkiye’nin önüne yeni patikalar açan bir pozisyon.

Erdoğan’ın yeni pozisyonunun esasını 7 Haziran’ın ardından Kürt meselesi etrafında, HDP-PKK (+PYD) hattına karşı kurabilmiş olduğu Ak Parti+TSK+MHP+CHP koalisyonunu darbe girişiminin arkasında olduğuna hükmedilen Batı’ya (ABD+AB) karşı bir koalisyon da kılmak. Darbeyi başarıyla savuşturmuş, üstüne üstlük olağanüstü hal hukuku yoluyla devleti yeniden tanzim etme imkanını elde etmiş olmasına rağmen Erdoğan’ı MHP ve CHP’yle birlikte bir şeyler yapmaya sevk eden iki esaslı sebep var: Başarıyla savuşturulmuş olunmasına rağmen darbe girişiminde bulunabilmiş olması ve darbe girişimine bütün bir Batı’nın göstermiş olduğu inanılması güç “başarılı olsaydı, tınlamazdık” tutumu. Hem Türkiye siyasetini darbe girişiminde bulunulabilir bir yer olmaktan çıkarmak, hem de Batı’ya karşı elini güçlendirmek için Erdoğan’ın MHP ve CHP’ye ihtiyacı var. MHP ve CHP’nin aldığı mukabil pozisyonlar da iyi kötü belli olmuş durumda: MHP Erdoğan’ın yanında, CHP de yamacında duracak.

Bu yeni pozisyonlar Türkiye siyasetinin önüne hızla yeni patikalar döşüyor. Patikaların ilki ve şimdilik takip ediliyor gibi görüneni Türkiye siyasetinin esas gündemini bir süre için Batı’yla ilişkiye ve bunun bir alt başlığı olarak da Kürt meselesine sabitlemek ve bu süreyi Ak Parti, MHP ve CHP fiili koalisyonuyla geçirmek. Batı’yla ilişkiler ve Kürt meselesinde MHP ve CHP’nin Ak Parti’nin yanında durması zor olacağa benzemiyor; yeter ki, Ak Parti ve Erdoğan, içeride CHP’yi, dışarıdaysa hem CHP’yi hem de MHP’yi hoş tutacak kadar ‘Osmanlıcılık-İslamcılık’ yapmasın. Dışarıda, bölgede şimdiye kadarkinden daha az bir Osmanlıcılık-İslamcılık, ya da İran ve Rusya’nın kabul edebileceği kadar bir Osmanlıcılık-İslamcılık Batı’nın yapacağı tazyiki dengelemek için de işe yarayacağından Ak Parti ve Erdoğan bu ‘fedakarlığı’ yapabilecek görünüyor.

İkinci patika, CHP’nin bu koalisyondan çekilmesi durumunda ortaya çıkabilir. Zayıf bir ihtimal gibi görünüyor ama CHP, gerek Batı’yla sahip olduğu daha ‘varoluşsal’ münasebetler, gerekse de tabanından gelebilecek muhtemel reaksiyonlar sebebiyle bu koalisyonu sürdürmekte zorlanabilir; dolayısıyla da Erdoğan ve Ak Parti’nin kaldırabileceğinden daha talepkar olabilir. Bu durumda, Ak Parti ve Erdoğan, içeride ‘daha az Osmanlıcı-İslamcı olma’ sıkıştırmasından özgürleşmiş olarak MHP’yle koalisyonu sürdürmekle, CHP’nin taleplerini karşılamak arasında bir tercih yapmak durumunda kalabilir. Erdoğan ve Ak Parti’yle Batı arasında bir yeni mutabakat oluşmadan CHP’nin bu büyük koalisyondan kopması epey büyük bir risk oluşturacağından, önümüzdeki dönemde CHP’ye hiç olmadığı kadar itinalı bir Erdoğan görmek, dolayısıyla da daha uzun bir süre ilk patikanın içinde kalmak sürpriz olmaz.

Öte yandan hem kuvvetli görünen ilk patikanın hem de bu ilk patikanın alternatifi ikinci patikanın sorunsuz işlemesi için temel bir şeye ihtiyaç var: Kürt meselesinin, Kürtlerin ‘arıza çıkarmaması’ ya da arıza çıkarmaları halinde ‘tepelenebilmeleri’. Batı’ya karşı büyük koalisyonunun anti HDP-PKK (+PYD) koalisyon olma hüviyeti ağır bastığında (ki, bu kaçınılmaz görünüyor) Kürt meselesinin arıza çıkarmama ihtimali yok gibi. Bu durumda bizi bekleyen ya büyük koalisyon eliyle bir büyük tepeleme girişimi olur ya da üçüncü bir patika. Ak Parti, CHP ve HDP, ama daha muhtemelen Ak Parti ve CHP koalisyonu yoluyla hem Kürtlerle hem Batı’yla yeni bir mutabakatın peşine düşmekten oluşan bir patika.

Halen işlemekte olan ilk patikadan ikinci ya da üçüncü patikaya sapılır mı, bilmiyorum; ancak şundan eminim: Türkiye Batı’yla yeni bir mutabakat kurana kadar yüreğimiz ağzımızda yaşamaya devam edeceğiz.

mesut yeğenMesut Yeğen – basnews.com