Ana Sayfa Blog Sayfa 3390

Özgürlüğe bir darbe daha: Özgür Gündem kapatıldı! – Hasan Cemal

Bu yazı t24.com.tr/ den alınmıştır

Çok hazin, hiç değişmiyor!
1990’ların başında da böyleydi.
Özgür Gündem’de çalışan meslektaşlarım sürekli hapsi boyluyor, baskıdan, işkenceden geçiyor, daha kötüsü faili meçhulcinayetlere kurban gidiyordu.
Demirel Cumhurbaşkanı’ydı.
Sabah’ta yazıyordum.
Çankaya Köşkü’ndeki bir sohbetimizde, bazı meslektaşlarım ve danışmanlarının önünde kendisiyle fena hâlde tartışmıştım.
Çünkü demişti ki:

Onlar gazeteci değil!
Onlar militan!

Onlar terörist!
Onlar birbirlerini öldürüyorlar!

Birkaç saat önce Özgür Gündem’in kapatıldığını, polis tarafından basıldığını, gazetecilerin ite kaka gözaltına alındığını öğrenince, 1990’lar bir film şeridi gibi bir anda gözümün önünden geçip gitti.
Gerçekten çok hazin.
Yıllar geçiyor hep aynı film… Cumhuriyet’teki başyazarım Nadir Bey’in12 Eylül darbe dönemindeki o sözünü hatırlıyorum.
Gazetesi, 1960’ta 27 Mayıs darbesinde bir başyazısından dolayı kapatılmıştı.
Aynı başyazıyı yirmi yıl sonra 12 Eylül’de basınca Cumhuriyet’i yine kapatmıştı darbeciler…
Tekrar çıkarken Nadir Bey şu notu düşmüştü köşesine:
“Bu yazımı okuyanlar, bu adam dünyaya boşuna gelmiş diyecekler!”
İçim acımıştı.

41

Aradan onca yıl geçti, bu duyguyu ben de sık sık hissetmeye başladım.
Basılan, yasaklanan gazeteler, televizyon kanalları…
Mahkeme koridorlarından, hapishanelerden bir türlü kurtulamayan gazeteci milleti…
Demek ki, demokrasi aşısı tutmadı.
Başaramadık.
Arada bir umutlandık, sonra yeniden umutsuzluğun çukuruna bugünlerdeki gibi yuvarlanıp gittik.
Kaç dostum hapis yatıyor:
Şahin, Nazlı, daha birçokları…
Elimden bir şey gelmiyor ki, ara sıra birkaç satır yazmaktan başka…
Çaresizlik duygusu çok fena.
Özgür Gündem gazetesinin kapatıldığını, basıldığını, gözaltılar olduğunu duyunca yine benzer duygulara kapıldım.
Yüreğim burkuldu.
Hiç olmazsa oturup hemen bir yazı yazayım, protesto edeyim dedim.
Daha geçen haziran ayı ortasında Özgür Gündem’le, Kürt gazetecilerle dayanışma nöbeti tutmuş, günübirlik genel yayın yönetmenliği koltuğuna oturmuştum.
Hoşuma gitmişti.
Çeyrek yüzyıl sonra tekrar o koltuğa oturuyordum.
Yılbaşı sonrası Özgür Gündem’e toplam 203 dava açılmıştı. Dicle Haber Ajansı’ndan 12 muhabir 5 aydır hapisteydi. 15 de hükümlü Kürt gazeteci cezaevinde yatıyordu.
Kısacası:
Kürt gazeteciler, tıpkı 1990’lardaki gibi cehennem koşullarında habercilik yapıyordu.
Bunun için dayanışmaya gitmiştim geçen haziran ayında Özgür Gündem’e.

Kapatılan Özgür Gündem'in Beyoğlu'ndaki binası basıldı, gazeteciler gözaltına alındı
Kapatılan Özgür Gündem’in Beyoğlu’ndaki binası basıldı, gazeteciler gözaltına alındı

Bir de konuşma yapmıştım onlara:

Kürt gazeteciler özgür değilse Türk gazeteciler de özgür değildir.
Ateş altında çalışan Kürt meslektaşlarımın ifade özgürlüğü için ne kadar destek verebilirsem, ben de o kadar özgürleşirim.
Kürt coğrafyasında yaşanan acılara, dökülen kan ve gözyaşına kayıtsız kalamam, bu gerçeklere sırtımı dönemem.
Acılara dokunmalıyım, acıları yüreğimde hissedebilmeliyim.
Böyle yapmazsam, hem mesleğime hem demokrasiye ihanet etmiş olurum.
Medyanın bağımsızlık ve özgürlüğü için, gazeteciliğin temel ilkeleri için dayanışma içinde olmalıyız.
Ben de bunun için buradayım.
İki ayrı dünya oluşuyor bu memlekette.
Özgür Gündem’in gündemi bambaşka.
Bu masadaki haberler bambaşka.
Burada hapisler var.
Cezaevlerindeki açlık grevleri var.
Bazı ölümlerin gerçek boyutları var.
Savaş var.
Çatışma var.
Gözyaşı var.
Gözaltında, cezaevinde işkence var.
Yarın yine bu haberlerle çıkacak Özgür Gündem.
Ama bu haberlerin çok azı büyük medyada yer alacak.
Kürt coğrafyasında bütün bu olan bitenden Türk kamuoyunun haberi olmayacak.
Hazin olan bu, acı olan bu…
İki ayrı dünya oluşuyor, iki dünya arasında duvar yükseliyor derken bunu kastediyorum.
Türklerle Kürtler kopuş içinde derken bunu kastediyorum.
Gazeteci milleti olarak bu duruma izin vermeyelim.
Barış köprüleri kuralım!
Şu noktayı birkez daha vurgulamakta yarar var.
Haberlere ‘devlet gözü’yle bakmak yoktur demokrasilerde.
Bu ancak diktalara, otoriter rejimlere mahsustur.
Demokrasilerde gazeteci haber yaptığı için yargılanmaz.
Hapse atılmaz.
Baskı görmez.
Bu sadece diktalarda vardır, despotluklarda vardır.
Demokrasilerde gazetecilere terörist gözüyle bakılmaz.
Bu sadece diktalara özgüdür.
Uzun lafın kısası:
Cehennem ateşi altında çalışan Kürt meslektaşlarımla dayanışma, demokrasi ve özgürlüğün vazgeçilmez gereğidir.

Son söz:
Özgür Gündem’in yanındayım;
Gazeteci milleti özgürlük bayrağını dik tutmaya devam edecek!

Bu yazı t24.com.tr/ den alınmıştır

43-hasan-cemal

 

 

Hasan Cemal

Özgür Gündem’e kapatma

Sene başından bu yana hakkında 100’den fazla soruşturma başlatılan ve dava açılan Özgür Gündem gazetesi, İstanbul 8’inci Sulh Ceza Hakimliği’nin kararıyla ‘PKK terör örgütü propagandası yaptığı’ gerekçesiyle geçici olarak kapatıldı.

ozgur-gundem-baskinGazete binasına öğleden sonra yapılan baskında çok sayıda gazeteci de gözaltına alındı.

Özgür Gündem gazetesi, uygulanan baskılardan ötürü, geçen 3 Mayıs Dünya Basın Günü’nde ‘Nöbetçi Genel Yayın Yönetmenliği’ kampanyası başlatmıştı. Kampanya kapsamında aralarında gazeteci, yazar ve sanatçıların da olduğu 56 kişi gazetede genel yayın yönetmeni olarak görev yapmış, bunlardan 50’si hakkında soruşturma başlatılmış, soruşturmaların 16’sıysa davaya dönüşmüştü.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, yürüttüğü soruşturma kapsamında bugün gazetenin, ‘TCK’nın 302/1, 314/2, 220/1,2,8 ve 4713 Sayılı yasanın 7/2 maddeleri’ uyarınca geçici olarak kapatılmasını talep etti.

ozgur gundemİstanbul 8’inci Sulh Ceza Hakimliği de Özgür Gündem’in kapatılması yönünde karar verdi: “Özgür Gündem isimli gazetenin sürekli PKK terör örgütü propagandası yaptığı ve silahlı terör örgütünün yayın organı gibi hareket ettiği iddiasıyla yetkilileri hakkında soruşturmaya başlanıldığı anlaşılmış olmakla, anılan gazetenin T.C. Anayasası’nın 28’inci maddesinin son fıkrası uyarınca geçici olarak kapatılmasına karar verilmiştir.”

Gazete binasına baskın

Gazetenin kapatılmasının ardından polis Özgür Gündem’in binasına baskın yaptı. İMC TV’ye baskın esnasında bilgi veren Avukat Sinan Zincir, “Gazete binası tamamen boşaltılarak Özgür Gündem’in yarınki baskısı engellenmek isteniyor. Şu anda toplu gözaltı yapılıyor, gazetedekiler zorla gözaltına alınıyor” dedi.

Gazete çalışanlarının kimliklerini toplayan polis, bina içinde arama yapmaya başladı. Orada haber takibi yapan İMC TV çalışanlarının da kimlikleri alınarak, kameralara el konuldu.

 

kaynak : Diken.com.tr

#Lüferkorumatimi ‘trol’lere karşı

DEM-BİR (Deniz Ürünleri Avcıları Üreticileri Merkez Birliği) Yönetim Kurulu Başkanı Ali Güney, sosyal medya hesabı üzerinden gerçekleştirdiği bir paylaşım ile kamuoyunun lüfer kampanyası sebebiyle yakından tanıdığı Slow Food Uluslararası Konsey üyesi ve Slow Food Fikir Sahibi Damaklar lideri Defne Koryürek‘i hedef gösterdi.

36

Güney, Koryürek’in kendi sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı ve Birgün Gazetesi’nde Behlül Özkan imzası ile Temmuz 2015’de yayınlanan, “Dış politikada ‘entelektüel koza’ya hapsolmak” başlıklı yazı ve yazı üzerinde yer alan yorumlarını alıntıyı, “Bürokratlar görsün diye paylaştım” açıklaması ile paylaşırken Ali Güney’in paylaşımına yorum yazan ve gırgır teknesi reisi olduğunu öğrendiğimiz Yakup Aslan ise Defne Koryürek için “Balıkçının FETÖ İmamı, inşallah bu kadına gereği yapılır” tabirini kullandı. Paylaşıma yorum yapanlar arasında bulunan İBB (İstanbul Büyükşehir Belediyesi) Hal Müdürü Arif Eker ise Koryürek için, “Gezi’de “Baksana Tayyip baksana kaç kişiyiz” diye tweet atan balık uzmanı ve düşkünü değil mi bu?” yorumunda bulundu.

20...21

Konu Defne Koryürek’in kendi sayfasından yaptığı, “Gırgır Reisleri, çok pis oynadığınız bu oyun, çok!”açıklaması ertesinde Magma dergisi genel yayın yönetmeni Özcan Yüksek’in twitter hesabından yaptığı çağrı ile yankı buldu.

3738

Bu yazışmalar akabinde son durumu öğrenmek için #LüferKorumaTimi ekibinden Defne Koryürek ile konuştuk.

Defne Koryürek
Defne Koryürek

Koryürek, 2016-2020 yılları arasında yürürlükte olacak Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın 4/1 numaralı su ürünleri tebliğinde lüfer boyunda geriye dönüş olduğunu; 27 cm olması gereken av boyunun 18 cm’ye çekildiğini ve gırgır reislerinin bu tebliğe Slow Food Fikir Sahibi Damaklar olarak yapacakları itirazdan ötürü böyle bir karalama kampanyası başlatmış olabileceklerini söyledi.

“Hem zaten, balıkçı imamı ne demek, kahkahalarla güler insan” diyen Koryürek her ne kadar sakin anlatıyorsa da olanları, bunun bir darbe kalkışması ertesi zalim bir saldırı olduğu gerçeğinin değişmediğini kabul ediyor. Koryürek kendisini hedef gösteren Ali Güney ile iftira ve hakarette bulunan Yakup Aslan hakkında Slow Food olarak savcılığa suç duyurusunda bulunulacağını söylerken bir yandan da hüzünlü, “ne acıdır ki, 6 yıldır balıklar ve balıkçılar dahil hepimizin geleceğinin iyi, temiz ve adil prensipler üzerine kurulması için çalıştık ve geldiğimiz noktaya bakın, bir stk lideri ile bir balıkçı davalık olacaklar, çok çok üzücü bir durum bu”.

“Hedefleri Asgari Avlanma Derinliğini 10 metreye çekmek”

Koryürek, 2012 yılında Slow Food Fikir Sahibi Damaklar olarak Lüfer’in yokoluşuna dikkat çeken gayreti neticesinde bu balığın avlanma boyunun 14 cm’den 20 cm’e çıktığını, hedeflerinin 27 cm’e çıkartılması olmasına rağmen son tebliğ ile 18 cm’e indirildiğini belirtirek, “Gırgır reislerinin yeni hedeflerinin asgari avlanma derinliğini şu anki 24 metreden 2012 öncesindeki 10 metreye çekmek olduğunu düşünüyorum” şeklinde konuştu.

 

Haber: Alper Tolga Akkuş

(Yeşil Gazete)

Almanya’ya göre Türkiye ‘İslamcıların eylem platformu’

Sığınmacı krizi için bel bağladığı Ankara’yı eleştirmekten kaçınan Alman hükümeti, gizli bir yazışmada Türkiye’yi “İslamcı grupların merkezi eylem platformu” olarak nitelendirdi.

Alman hükümetinin gizli bir yazışmasında Türkiye’yi “İslamcı grupların merkezi eylem platformu” olarak nitelendirdiği öne sürüldü. Alman ARD kanalının sızdırdığı belgede, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın tüm Ortadoğu’da islamcı militan örgütlere destek verdiği yazıyor.

35

Alman ARD kanalının özel haberine göre, federal meclisteki Sol Parti grubunun bir soru önergesini yanıtlayan İçişleri Bakanlığı, Türk hükümetinin yıllardır Ortadoğu’daki İslamcı gruplar ve terör örgütleriyle işbirliği politikası güttüğünü kabul etti.

Mecliste Sol Parti’nin soru önergesine verilen gizli yanıt

Alman hükümetinin görüşüne göre, Türk hükümeti yıllardır bilinçli olarak Yakın ve Ortadoğu’daki İslamcı ve terör örgütleriyle işbirliği politikası güdüyor ve Erdoğan bunu bizzat destekliyor.

“Mısır’ın Müslüman Kardeşleri, HAMAS ve Suriye’deki silahlı İslamcı muhalefetle olan sayısız dayanışma ve destek eylemleri, iktidardaki AKP ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Müslüman Kardeşler’le olan ideolojik yakınlığını vurguluyor.”

ARD’ye göre Alman hükümeti ilk kez Türkiye cumhurbaşkanı ve bir terör örgütü arasında doğrudan bağ kurmuş oluyor. Zira Hamas AB’de 2003’ten beri terör örgütü listesinde. Türkiye’nin Hamas ve diğer örgütlerle ilişkilerini özellikle yoğunlaştırdığı belirtiliyor: “Sonuç olarak özellikle 2011 yılından bu yana Ankara’nın adım adım İslamlaştırıldığı iç ve dış politikasıyla Türkiye, Yakın ve Ortadoğu’daki İslamcı grupların merkezi eylem platformu haline geldi.”

Almanya tepkisiz kaldı

Habere göre bu açıklamanın ne kadar ‘patlayıcı’ olduğu, gizli yapılmasından belli. Almanya İçişleri Bakanlığı Müsteşarı Ole Schröder, “milli menfaatler gereğince” açık yanıt verilemediğini yazmış.
Mülteci krizinin başından beri Başbakan Angela Merkel ve Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier kasten Türkiye’yi eleştirmiyor, hatta darbe girişimi sonrası tasfiyeleri anlayışla karşıladılar.

Türkiye siyasetinin militan İslamcılığa olan yakınlığı şimdiye dek yalnızca arka plan tartışmalarında gündeme geldi, ya da uzak ipuçlarında. Burada ise bizzat Erdoğan’dan bahsedilmesi, hatta büyük harflerle vurgulanması dikkat çekiyor.

Dışişlerinden bağımsız

ARD’nin elindeki bilgilere göre, İçişleri Bakanlığı aslında bu soruları yanıtlaması gereken Dışişleri’yle mutabık kalmadı bu yanıtı verirken. Sol Partiye gönderilen metni görmemişlerdi.

Resmi olarak İçişleri Bakanlığı’nın meclise yanıtı, hükümetin resmi pozisyonu. SPD dış politika uzmanı Rolf Mützenich sert eleştiriler yöneltiyor, Ankara’nın tepkisinden korkuyor: “Bu kadar hassas ve geniş bir değerlendirmeye Dışişleri de dahil edilmeliydi. Türkiye NATO müttefiki ve orada Alman askerleri konuşlandırılmış durumda”.

Sol Parti hükümeti aldatmacayla suçluyor

Sol Parti, hükümetin Türkiye politikasına olan tepkilerinin bu yanıtla haklı çıktığını düşünüyor. Partinin dış politika temsilcisi Sevim Dağdelen, Alman hükümetini halkı kandırmakla, Türk hükümetini pozitif yansıtmakla suçluyor.

SPD de Erdoğan yönetiminin bağlarını rahatsız edici buluyor.

 

(Cumhuriyet)

Seferihisar Tohum Takas Şenliği’nden sofralarımıza: Topan Karakılçık Buğdayı Ekmeği

Seferihisar Belediyesi, 2011 yılında yaptığı Tohum Takas Şenliği’nde günümüzde eşine çok az rastlanan Topan Karakılçık Buğdayı’ndan buldu ve çoğalttı. İlk hasadı 2016 Temmuz sonunda yapılan buğdaydan ekmek üretildi ve unutulmaya yüz tutmuş bir lezzet yeniden sofralara taşındı.

32

Seferihisar Belediyesi “Başka Bir Tarım Mümkün” projesi kapsamında hayata geçirdiği Can Yücel Tohum Merkeziyle günümüzde altın değerindeki yerli tohumları keşfetmeye devam ediyor. “Başka Bir Tarım Mümkün” sloganıyla ortaya çıkan tarım politikasının 4 basamağı bulunuyor. – Ekolojik tarımı gerçekleştirmek ve geliştirmek adına üretici pazarları açılıyor. –  Üetici birlikleri, kooperatifler, birlikler kuruluyor. – Tarım ürünü bir sanayi ürünü haline getiriliyor ve yerli tohuma sahip çıkılıyor. * Bu noktada Can Yücel Tohum Merkezinin yaptığı çalışmalarla köylerde, sandıklarda kalmış yerli tohumlar sofralarımıza tekrar kazandırılıyor.

Bu tohumlardan biri de 2011 yılında Seferihisar’ın Gödence Köyünde keşfedilen Topan Karakılçık Buğdayı. Uzun uğraşlar sonucu çoğaltılması sağlanan buğday, köy değirmeninde aynı atalarımızın yaptığı şekilde öğütülerek un haline getirildi. Yüzde yüz doğal olarak elde edilen unla Turgut ve Ulamış köyündeki kadınlar ekmek yapmaya başladı. Ekmekler, Beyler köyündeki taş fırında pişirildi ve Seferihisar merkez ve Sığacık’ta bulunan belediyeye ait Seferihisar Bakkalı’nda satılmaya başlandı.

33

Seferihisar Belediye Başkanı Tunç Soyer, doğayla uyumlu, küçük üreticiyi ve tüketiciyi hedefleyen bir anlayışla yola çıkarak başka bir tarım mümkün projesini uygulamaya başladıklarını söyledi. Başkan Soyer; “Göreve geldiğimiz ilk yıldan itibaren, köylü ve çiftçilerin üretmesi, kazanması, topraklarından vazgeçmemeleri için projeler üretmeye çalıştık. Mandalinadan zeytine, yerli tohumdan, lavanta üretimine, üretici köylü pazarlarından organik pazarlara kadar birçok uygulamayı hayata geçirdik. Çok önemsediğimiz işlerden bir tanesi de yerel tohumun yok olmasına engel olmak. Bu kapsamda başlattığımız tohum takas şenlikleriyle birlikte Can Yücel Tohum Merkezi’ni kurduk. Burada yerel tohumlarımızı çoğaltarak Türkiye’nin tüm bölgelerine ücretsiz olarak gönderdik.” dedi.

Seferihisar Belediye Başkanı Tunç Soyer
Seferihisar Belediye Başkanı Tunç Soyer

Karakılçık tohumumun günümüzde yok olmaya yüz tuttuğunu ve bu nedenle özel ilgi gösterdiklerinin altını çizen Başkan Soyer; “Gödence Köyümüzde yaşlı bir köylümüzün sakladığı tohumlardan biri olarak karşımıza çıktı. Yaptığımız çalışmalarla günümüze taşımayı başardık. Bu yıl yaklaşık bir ton hasat gerçekleştirdik. Şimdi Taş değirmende öğütüp un yapıyoruz. Ekşi mayayla yoğurup ekmek haline getiriyoruz. Bunu da köyde yaşayan kadınlarımız yapıyor.  Anadolu mirası olan Karakılçık buğdayı, bildik buğdaylardan çok daha  sağlıklı, besleyici ve güvenilir. Böylece tamamen unutulmaya yüz tutmuş ve son derece lezzetli,  yüzlerce yıllık bir geçmişi olan Karakılçık buğdayını tekrar üreticimiz ve tüketicimizle buluşturmuş oluyoruz. Umuyorum köylümüz için yeni bir ekmek kapısı daha açmayı başarmışızdır” dedi.

 

(Seferihisar Belediyesi Web Sitesi)

Bodrum’da yaşam alanlarına saldırılan caretta carettalardan öz savunma

Tekne turlarıyla geldikleri bölgede kalabalık bir şekilde denize girmek isteyen insanlar, Bodrum yakınlarındaki Orak Adası’nda yaşayan caretta carettaları ürküterek kâbusları oldu. Yoğunlaşan tekne turlarının ardından ceratta carettalar, yaşam alanlarına saldıran insanlara karşı kendilerini korumaya alarak öz savunmada bulundu.

31

Sivil Sayfalar’da yer alan habere göre nesli tükenmekte olan ve yılda onlarca defa insanların saldırısına maruz bırakılan caretta carettaların bir bölümü, Muğla’nın Bodrum ilçesindeki Yalı mahallesinin karşısında bulunan Orak Adası’nda yaşıyor. Ancak “Bodrum’un Hawaisi” diye nitelendirilen bu koy, tatile gelen insanların tekne turlarıyla istila ediliyor. Caretta carettalar gibi nesli tükenmekte olan deniz kaplumbağalarının yaşam alanı olan bu koya artan tekne turları ve kalabalık insan grupları, hayvanların da kâbusu oldu.

Caretta carettalardan saldırılara karşı öz savunma

Koya teknelerle gidip yüzen insanlar nedeniyle ürken caretta carettalar, son bir haftadır kendilerini koruma altına alarak öz savunmada bulundu. Son üç günde caretta carettaların 9 ayrı savunmasında, 5 kişi çeşitli yerlerinden yaralanarak hastaneye kaldırıldı.

Kaplumbağaların zarar görmesi konuşulmuyor

Caretta carettaların saldırısına uğrayarak yaralanan bir kişi, sosyal paylaşım sitesindeki paylaşımında, daha hiç böyle bir saldırıyla karşılaşmadığını savunarak, bu kez caretta carettaların insanlara neden saldırmaya başladığını anlayamadığını yazdı.

Deniz kaplumbağaların gördüğü zararı dile getirmeyen bir tekne kaptanı ise, insanların daha büyük zararlar görmeden tedbir alınması gerektiğini söyledi.

‘Saldırıların çoğu insan kaynaklı’

Deniz Kaplumbağaları Araştırma Kurtarma ve Rehabilitasyon Merkezi (DEKAMER) yetkilisi Doğan Sözbilen, bu saldırıların çoğunun sebebinin insan kaynaklı olduğunu belirtti. “Bu saldırılar çoğunlukla insan kaynaklı” diyen Doğan, hayvanların elle beslenmeye çalışılmasının yanlış olduğunu vurguladı. Elle beslemenin ve hayvanlara yakınlaşmanın doğru olmadığını belirten Doğan, insanların onlara yaklaşmasının hayvanların üzerinde stres ve baskı oluşturduğunu kaydetti.

Tekme atıldığı duyumu

Doğan, “Sevmek isteyen bazı insanların çekinip tekme attığını duyduk bu tür müdahaleler karşısında hayvanlar saldırganlaşabilir” derken, yetkililer haberlerin “deniz kaplumbağaları saldırdı” şeklinde verilmesinin yanlış olduğunu, “deniz kaplumbağaları kendilerini korudu” demenin doğru olduğunu belirtti.

 

(Sivil Sayfalar.org)

Kiribatili halterci iklim değişikliğine karşı dansına Rio’da da devam etti

Ülkesi Kiribati’yi Rio 2016 Olimpiyat oyunlarınının halter dalında temsil eden David Katoatau, artık kendine has bir imza haline gelen dansını Brezilya’da da sürdürdü.

28

Katoatau, bu dansı, adalar üzerinde kurulu ülkesi Kiribati, iklim değişikliği nedeniyle yakın bir gelecekte yeryüzünden silinmeden önce dikkatleri bu konuya çekebilmek amacıyla yaptığını söylüyor. Olimpik halterci Kiribati’de kendi yaşadığı evini de aşırı iklim olayları neticesindeki bir tayfun sırasında kaybetmiş.

https://youtu.be/GaUtqekC9LM

Sempatik tavırları ile herkesi kendine hayran bırakan David Katoatau’nun dansı ilk olarak iki sene önce altın madalya ile döndüğü İskoçya’nın Glasgow kentinde gerçekleşen Commonwealth Oyunları’nda dikkatleri çekmişti. Bu madalyanın Kiribati tarihi için de önemi büyük, zira bu başarı Kiribati’nin tüm zamanlardaki spor etkinlikleri içerisinde kazandığı ilk altın madalya olma özelliğini de taşıyor. Katoatau’nun dansının sadece galibiyet ve zafer anlarına dair bir kutlama olmadığını da belirtelim. Rio’da da bunun bir örneği yaşandı. Katoatau halterin altında kalmasına rağmen Rio 2016’ya, rakiplerinin ve salonu dolduran izleyicilerin alkışları ve tezahüratları arasında veda etti.

30

Katoatau, Rio 2016’nın açılış seremonisi sırasında ülkesinin bayrağı ile Olimpiyat Stadyumuna arz-ı endam ederken de dansından bazı figürleri açılışı ekranları başında izleyen milyarlarca insan ile paylaşmıştı.

https://youtu.be/-Cm-tws6ZIo

İklim Değişikliği nedeniyle sulara gömülecek ülke: Kiribati

29

“Tanıştığım çoğu insan Kiribati’nin nerede olduğunu bile bilmiyor” diyor David Katoatau kendisi ile röportaj yapan Reuters muhabirine ve ekliyor, “Yaptığım sporu ve dansımı kullanarak ülkemi tüm dünyaya tanıtmak istiyorum ben de bu nedenle.”

İklim Değişikliğinin yıkıcı sonuçları ile gezegende ilk karşılaşanların yaşadığı ülkesi Kiribati’ye dair geçen sene kaleme aldığı ve dünya halklarına açık olarak paylaştığı mektubundan da söz etmeden geçemiyor, “Geçen sene tüm dünyaya açık bir mektup yazmıştım ülkemdeki duruma ve yükselen deniz seviyesi nedeni ile ben dahil hemen her Kiribatilinin evlerini kaybetmesine dair. Ülkem tamamen sulara gömülmeden önce kaç senemizin kaldığına dair bir öngörüm bile yok maalesef.”

Bazı bilim insanları Kiribati’de içinde insani yerleşim bulunan 21 adanın iklim değişikliği nedeniyle sular altında kalacağını dile getiriyor.

 

(Yeşil Gazete, The Guardian, Reuters)

Turizmde istihdam alarmı

kumsalYaşanan kriz sürecinden turizm sektörü etkilenmeye devam ediyor.  Bir yandan başta İstanbul Sultanahmet ve Atatürk Havalimanı’nda gerçekleşen patlamalar, bir yandan Güneydoğuda süregiden olaylar nedeniyle oluşan iç savaş görüntüsü nedeniyle yurtdışında hassaslaşan  Türkiye algısı, dış politikadaki gelişmelerin de etkisiyle alarm verme noktasına geldi.

Rusya ile yaşanan uçak düşürme krizinin turizmdeki gerilemenin tek nedeni olmadığını belirten turizmciler batıdan kopma tartışmalarının sonuçlarının da özellikle Avrupa piyasasını olumsuz etkilediğini belirtiyorlar. Turizmde yaşanan krizin başta ödemeler dengesi olmak üzere ekonomiyi çok yönlü etkilemesi beklenirken ilk göstergeler istihdam alanında görüldü.

Turizmdatabank’ın SGK verilerinden derlediği konaklama sektörü sigortalı verilerine göre, 2016 Mayıs ayında otellerde çalışanların sayısı yüzde 22 azalarak, 348 binden 271 bine geriledi ve sadece otellerde sigortalı sayısı 77 bin azaldı. İstihdam azalışının sadece otel çalışanlarıyla sınırlı olmadığını belirten uzmanlar acenta çalışanları, taşımacılık sektörü, yeme içme tesisleri ve geçimini büyük ölçüde turizmden sağlayan esnafın büyük mağduriyet yaşadığını söylüyor. Sezon sonuna doğru resmin daha da net görüleceğini belirten sektör yetkilileri gelecek senenin de kaybedilmesinden endişe ediyorlar.

Otellerde yüksek sezona girilmeden büyük kayıp

SGK tarafından açıklanan ve 3 ay geriden gelen verilere göre, otellerdeki istihdam azalışı, yüksek sezona girilmeden yüzde 22 olurken toplam iş kaybı da 77 bin kişi oldu. 2015 yılının aynı döneminde otellerde çalışan sayısı yüzde 4,1 artış yaşamıştı. 2016 sezonunda ise otellerde istihdam yüzde 22 geriledi.

Otellerde sigortalı olarak çalışan istihdam kaybının yüksek sezonla birlikte 150 bini aştığı biliniyor. İstihdamdaki büyük düşüş özellikle Antalya, Muğla, İzmir ve İstanbul’da yoğunlaştı.

TÜİK’ten yapılan açıklama

“Türkiye genelinde 15 ve daha yukarı yaştakilerde işsiz sayısı 2016 yılı Mayıs döneminde geçen yılın aynı dönemine göre 106 bin kişi artarak 2 milyon 895 bin kişi oldu. İşsizlik oranı ise 0,1 puanlık artış ile  %9,4 seviyesinde gerçekleşti.

Aynı dönemde; tarım dışı işsizlik oranı 0,1 puanlık azalış ile %11,3 olarak tahmin edildi. Genç nüfusta (15-24 yaş) işsizlik oranı 0,4 puanlık artış ile %17,4 olurken,15-64 yaş grubunda bu oran 0,1 puanlık artış ile %9,6 olarak gerçekleşti.

 

(Turizmaktuel – Yeşil Gazete)

Pembe Hayat ve İHD’den ortak açıklama, “Biz de demokrasi istiyoruz!”

Pembe Hayat ve İnsan Hakları Derneği Ankara Şubesi, Figen Kalkan’ın intiharından sorumlu itirafçı savcı Ferhat Sarıkaya ve hukuk alanında LGBTİ’lere yönelik keyfi uygulamalarla ilgili bir basın açıklaması düzenledi. Açıklamada yakılarak katledilen trans kadın Hande Kader’in ölüm sebebinin de hukuk alanındaki cezasızlık uygulamaları olduğuna dikkat çekildi. Basın açıklamasına HDP Milletvekili Filiz Kerestecioğlu da katıldı.

18

Pembe Hayat.org’dan Ozan Uğur’un haberine göre Pembe Hayat ve İnsan Hakları Derneği(İHD) Ankara Şubesi bir basın açıklaması düzenlenerek itirafçı savcı Ferhat Sarıkaya’nın Pembe Hayat eski yönetim kurulu üyesi Figen Kalkan’ın intiharından sorumlu olduğu belirtildi. Aynı açıklamada ayrıca geçtiğimiz hafta Zekeriyaköy’de yanmış cesedi bulunan trans kadın Hande Kader’in ise hukuk alanındaki cezasızlık nedeni ile katledildiği belirtildi.

İHD ve Pembe Hayat adına açıklamayı okuyan Pembe Hayat yönetim kurulu başkanı Buse Kılıçkaya “Gerek yasa koyucuların ve gerekse bu yasaları uygulayanların keyfi ve ideolojik tavrı nedeni ile trans ve kadın cinayetlerinde ciddi bir artış yaşandığı herkes tarafından bilinmektedir. LGBTİ ve kadın intiharlarının ise toplum tarafından işlenmiş cinayetler olduğu bir gerçekliktir” dedi.

Kılıçkaya “Bizler yaşadığımız bu toplumda her gün, her an ayrımcılığa maruz kalmakta, şiddet görmekte, taciz ve tecavüze uğramakta, nefret söylemleri ile öldürülmekte, yok sayılmakta, yok edilmekteyiz. Toplumda var olan bu nefret hali maalesef ki ‘herkesin yargı önünde eşit olduğunu’ belirten Anayasa ve uluslararası sözleşmelere rağmen yargıda da devam etmektedir” diyerek LGBTİ’lere yönelik keyfi uygulamalara son verilmesi gerektiğini söyledi.

19

HDP Milletvekili Filiz Kerestecioğlu ise “LGBTİ’ler uzun yıllardır demokrasi istiyorlar, uzun yıllardır yaşam hakkının güvenceye alınmasını istiyorlar, uzun yıllardır çalışma hayatının güvenceye alınmasını istiyorlar. Ancak maalesef bu talepler birçok kişi tarafından desteklenmiyor. Ben zamanın dayanışma zamanı olduğunu, zamanın yan yana durma zamanı olduğunu ifade etmek isterim. Gerçekten oldukları gibi yaşamak isteyen insanların, huzurlu bir şekilde çalışmak isteyen insanların yakma kültürüyle kötülüğün iktidarıyla giderek daha fazla yüz yüze geldiği bugünlerde kaybettiğimiz bütün arkadaşlarımızı, kaybettiğimiz bütün LGBTİ’leri de saygıyla anmak isterim. Umarım gelecek bizim ellerinde büyüteceğimiz dayanışmayla daha iyi daha güzel olacak” dedi.

Sarıkaya’nın adaletsiz tutumunun sadece Figen’in intiharına sebep olmadığını belirten Kılıçkaya, aynı dönemde Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi rektörü olan Yücel Aşkın’ın ve genel sekreter yardımcısı Enver Arpalı’nın da ölümünden sorumlu olduğunu söyledi.

Kılıçkaya “Bizler de demokrasi istiyoruz! Demokrasi mitingleri ile demokrasiye ve halkın iradesine sahip çıktığını söyleyenler, LGBTİ’lerin ve kadınların demokrasi taleplerini görmezden gelmeyi bırakmalıdır” diyerek ayrımcılığa son verilmesi çağrısı yaptı.

Figen Kalkan’ın davasına bakan Pembe Hayat Derneği’nden Av. Ahmet Toköz ise FETÖ olarak adlandırılan terör örgütünün 2000’li yıllardan itibaren kadrolaştığının iddia edildiğini belirtti. Ancak bu süreçte CMK 231 diye bir madde icat edildiğini ve bu maddenin toplumun bütün dezavantajlı grupları üzerinde keyfi bir şekilde uygulandığını belirtti.

Hande’nin öldürülmesinin ardından gerekli tepkinin verilmediğini belirten Pembe Hayat Derneği Avukatı Rıza Yalçın Koçak ise “LGBTİ’ler Hande’nin katlini toplumsal muhalefetin gündemine sokabilmek için bir çaba sarf etmek zorunda kaldı. Özgecan meselesinde LGBTİ’ler bir LGBTİ katledilmiş gibi öfkelerini sergilediler ve tepkilerini ortaya koydular. Bu acı yarıştırmak değildir. Ancak söz konusu bir trans kadın olunca gerekli toplumsal tepki gelmiyor” dedi.

 

(Pembe Hayat)

Kırklareli’nde mahkemeden “Çed Gerekli Değildir” kararına iptal!

Kırklareli’nde doğayı tahrip eden taşocağı için valiliğin verdiği ‘ÇED gerekli değil’ kararını mahkeme ‘yaşam hakkına aykırı’ diyerek iptal etti.

Cumhuriyet’ten Hazal Ocak’ın haberine göre Kırklareli Koruköy’de süren taşocağı çalışmalarının yarattığı tahribata yargı “dur” dedi. Koruköy yeşil alanda başlayan taşocağı çalışmaları doğaya verdiği zarar gözle görülecek boyutta. Tahribat yetmedi şirket taş ocağı faaliyetlerini daha da genişletmek istedi.

16

Çevre sakinleri projeye Kırklareli Valiliği tarafından verilen “Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) gerekli değildir” kararının iptal edilmesi için mahkemeye başvurdu. Mahkeme tahribatı gördü ve  “Çevresel Etki Değerlendirmesi gerekli değildir” kararını iptal etti.

Çevre sakinleri “Bu ocak insanların, hayvanların, kuşların, bitkilerin, çiçeklerin, böceklerin, balıkların yaşadığı çevrenin bozulmasına, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkının ihlal edilmesine neticede ‘sağlık hakkı’, ‘çevre hakkı’nın özü nedeni ile Anayasa’nın 17. maddesinde düzenlenen ‘yaşam hakkı’na aykırılık oluşturmaktadır” dedi.

Bölgede arıcılığın koruma altında olduğuna dikkat çekilen dilekçede yöredeki köylerin geçimini de tarım, hayvancılık, arıcılık ve ormaniçi mantar toplayıcılığından sağlandığına dikkat çekildi. Dilekçede “Yerel halkın onayını almamış hiçbir ekonomik girişimin ülkeye yarar getirmesi beklenemez” denilerek projenin gerçekleşmesi durumunda yöre halkının varlığını sürdürmesinin imkansız hale geleceği vurgulandı.

 

(Cumhuriyet)