Ana Sayfa Blog Sayfa 3389

15 Temmuz bilançosu: En az 40 bin gözaltı

15 Temmuz’daki darbe girişiminin kamudaki bilançosunu TRT’de katıldığı programda açıklayan Başbakan Binali Yıldırım, 40 bin 29 kişinin gözaltına alındığını, 20 bin 355 kişinin de tutuklanarak cezaevine gönderildiğini söyledi.

binali-yildirim-kimdir-nereli-kac-yasinda1Kamuda çalışan 79 bin kişiye de el çektirildiğini belirten Yıldırım, el konulan kurum ve kuruluşlara ilişkin sayıları da açıkladı. Yıldırım, “El konulan özel sağlık hastaneleri 35, öğretim kurulu sayısı 1061, yurt sayısı 800, kurs etüt merkezi 223, vakıf sayısı 129, dernek sayısı bin 125, üniversite 15, sendika 19, basınla ilgili dergi, gazete, haber ajansı, 16, radyo sayısı 23, gazete sayısı 45, yayınevleri 29 ve 4262 kurum ve kuruluşa el kondu” bilgisini verdi.

Yeni bir darbe olmaması için temizlik harekatının devam edeceğini belirten Yıldırım, ancak yarın silahlı bir darbe girişimi olacağı ihtimalinden söz etmediklerini vurguladı. Yıldırım, “Böyle bir öngörümüz yok. Terör örgütünün bağlantıları henüz tamamıyla ortaya çıkmış ve bunlar tehlike olmaktan çıkarılmış değil” şeklinde konuştu.

 

Elazığ Emniyet Müdürlüğü’ne saldırı

Elazığ’da Emniyet Müdürlüğü binası önünde büyük bir patlama meydana geldi. Patlama noktasına ambulanslar sevk edildi.

Çok sayıda yaralı olduğu belirtiliyor. Emniyet binasının yanı sıra çevredeki araçların da büyük hasar gördüğü de ifade ediliyor.

18

Elazığ Belediye Başkan Yardımcısı Mahmut Varol patlamaya bomba yüklü bir aracın yol açtığını söyledi. Varol “Ölü ve yaralı konusunda bir bilgi yok. Bombanın şiddetiyle belediyeye atıldı zannettik, arada 5 kilometre mesafe var. Patlama emniyet müdürlüğünün bahçesinde meydana geldi” dedi.

Doğan Haber Ajansı muhabiri ise CNN Türk televizyon kanalında olayı anlatırken “Patlama sesi şehrin birçok noktasından duyuldu. Siyah dumanların yükseldiğini gördük. Çok sayıda yaralı var. Bina harap olmuş durumda, deprem olmuş gibi. Ortalık savaş alanı gibi” dedi.

 

(BBC Türkçe)

Van’da polis merkezine bombalı saldırı

Van’ın merkez İpekyolu ilçesinde PKK, polisevi ve polis merkezinin bulunduğu binaya dün akşam patlayıcı yüklü araçla saldırı gerçekleştirdi, iki sivil ve bir polis öldürüldü.

17

Van Valisi İbrahim Taşyapan, “Saldırıda iki sivil vatandaşımız hayatını kaybederken, oradan geçmekte olan bir polis memurumuz da şehit oldu. 20’si polis olmak üzere 73 yaralımız var” açıklamasını yaptı.

Saldırının gerçekleştiği İskele Caddesi’ndeki polisevi ve İki Nisan Polis Merkezi’nde incelemelerde bulunan Vali Taşyapan, gazetecilere şu açıklamayı yaptı:

“Saat 23:10 sıralarında patlayıcı yüklü minibüs, polisevi ve aynı zamanda İki Nisan Polis Karakolu olarak hizmet veren binanın yakınında park edilmesinden 9 saniye sonra bir patlama meydana geldi.

“Saldırıda iki sivil vatandaşımız hayatını kaybederken, oradan geçmekte olan bir polis memurumuz da şehit oldu. 20’si polis olmak üzere 73 yaralımız var.”

“Çevrede bulunan çok sayıda binada zarar var. Etrafta aldığımız tedbirler, karakolumuzun bulunduğu sokağın trafiğe kapatılarak tedbir alınması daha büyük bir faciayı önlemiş. Bunun failleri bellidir, bölücü terör örgütü bu kalleşliği yapmaktadır. Polislerimize, polis teşkilatımıza yönelik bir saldırıdır. Saldırıyla ilgili operasyonlarımız devam ediyor.”

Olay yeri inceleme ekipleri bölgede inceleme yapıyor, saldırıda kullanılan patlayıcının miktarı tespit edilmeye çalışılıyor.

 

(Bianet)

 

Pembe Sanat: “Hande için Adalet, Herkes için Adalet!”

Pembe Hayat Derneği çevresinde bir araya gelen sanatçıların kurduğu Pembe Sanat Ekibi katledilen Hande Kader için hükümeti ve yetkilileri göreve çağırarak adalet istedi. Pembe Sanat Ekibi yayınladığı açıklamada “Özgecan ve Hande’ler son olsun!” dedi.

16

Pembe Sanat Ekibi, Hande Kader için bir basın açıklaması yayınladı. Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği çevresinde bir araya gelen Pembe Sanat Ekibi “Tarifi mümkün olmayan yaralarımıza bir yenisi daha eklendi; üzgün ve kızgınız” diyerek tepkilerini dile getirdi.

“Daha Özgecan’ın cinayetinin acısı yüreklerimizde kor gibi yanarken Hande’nin aynı nefretle yakılması, eril şiddettin bu derece alenileşmesi, her yerde herkese temas etmesi; durumun vehametini göstermez mi?” diyen Pembe Sanat Ekibi, trans ve natrans kadınlara yönelik zulmün son bulması için hükümeti ve yetkilileri göreve çağırdı.

Sessizlik sürdükçe Özgecan ve Handelerin öldürülmeye devam edeceğini belirten Pembe Sanat Ekibi’nin yayınladığı basın açıklamasının tam metni ise şöyle:

“Özgecan ve Hande’ler son olsun!

15

Hande için adalet, herkes için adalet!

Yaşamın değil de yıkımın, katliamın, acının, gözyaşının örgütlendiği, nefes almakta zorladığımız son dönemde; gün geçmiyor ki bizi acıya boğan bir haber daha okumayalım. Henüz 23 yaşındaki trans kadın Hande Kader’in geçtiğimiz gün yakılmış bedenine ulaştık. Tarifi mümkün olmayan yaralarımıza bir yenisi daha eklendi; üzgün ve kızgınız.

Zaten hemen hemen her gün şiddet mağduru olan transların; uğradıkları fiziksel ve psikolojik şiddet artık yeterli gelmiyor ki gün gün tek tek öldürüldükleri hatta yakıldıklarını yetkililer ne zaman görecek? Bu durumu devlet, sivil toplum ve kolluk kuvvetleri görüyor, biliyor lakin sessiz kalıyor… Siz sessiz kaldıkça trans ve natrans kadınlar öldürülüp yakılmaya devam ediliyor.

Yakarak yok edemeyeceğinizi Sivas’ta görmediniz mi?

Demokrasi nöbetleri tutulan şu günlerde; demokrasinin dili, dini, ırkı, cinsiyet kimliği, cinsel yönelimi, mezhebi ve engelliliği fark gözetmeden eşit şekilde tecelli etmesi gerekmiyor mu? Yoksa demokrasiyi siz mi yanlış anladınız?

Daha Özgecan’ın cinayetinin acısı yüreklerimizde kor gibi yanarken Hande’nin aynı nefretle yakılması, eril şiddettin bu derece alenileşmesi, her yerde herkese temas etmesi; durumun vehametini göstermez mi?

Haykırıyoruz!

Özgecan ve Hande’ler son olsun! Son olsun! Böyle bir zülme artık hiç kimsenin tahammülü kalmadı. Trans vna-trans kadınların toplumda özgürce yaşayabilmeleri için varoluşlarına yönelik nefret suçlarında cezasızlığa son verilmesi, etkin soruşturmaların yürütülmesi ve hukuki güvenliğimizin sağlanmasını istiyoruz!

Biz Pembe Sanat ekibi olarak bu zulme sessiz kalmayıp, başta sanatçı dostlarımız olmak üzere, nefrete karşı bir arada yaşamı savunan vicdanlı tüm kamuoyunu bu vahşet karşısında ses çıkarmaya davet ediyoruz. Çünkü biz avazımız çıktığı kadar bağırıyoruz! Kurtuluş yok tek başına ya hep berber ya hiçbirimiz!

Aynı duyarlılıkla hükümeti ve yetkilileri göreve davet ediyoruz.

Ayrıca Pembe Sanat Ekibi, Hande Kader için başlatılan imza kampanyası için de çağrı yaptı. İmza kampanyasına katılmak için tıklayınız.

Pembe Sanat”

 

(Pembe Hayat.org)

Kaliforniya’da yangın, 82 bin kişiye tahliye

kaliforniya yangınABD’nin Kaliforniya eyaletinin güneyindeki kırsal alanda çıkan yangın geniş bir alana yayıldı.

Yangının Kaliforniya’nın güneyi, Los Angeles’ın doğusundaki bölgeyi etkisi altına alması üzerine 82 binden fazla kişi bölgeden tahliye edildi.

BBC’ Kaliforniya muhabiri James Cook’un haberine göre , zorunlu tahliye kararı çıksa da bazı sakinlerin bölgeyi terk etmediklerini ve başka yangın ihtimaline karşı evlerine göz kulak olduklarını söylüyor.

Çok sayıda evin alevler içinde kaldığı, Kaliforniya ve Nevada’yı birbirine bağlayan yolun da ulaşıma kapatıldığı bildirildi.

İtfaiye görevlilerinden bazıları, yangının ‘gördükleri en şiddetli yangın’ olduğunu söyledi.

Yangını durdurmak için 1300 itfaiye çalışanı görevlendirildi ancak kontrolden çıkan alevler bölgede ilerlemeye devam etti.

Kaç evin kül olduğu henüz bilinmiyor.

Yangında ölüm ya da yaralanma olmadığı bildirildi ancak kayıplar olacağı ihtimaline karşı kurtarma köpekleri enkazda arama çalışmalarına katıldı.

Yetkililer kaç evin yandığına dair bir açıklama yapmadı ancak yüzlerce evin alevler içinde kaldığı tahmin ediliyor.

 

Kaynak: BBC Türkçe

Bu kafenin enerjisinin Güneş’ten olduğu adından da belli: Güneş Kafe

Çanakkale’de, Greenpeace üyeleri, nükleer ve elektrik santrallerine karşı güneş enerjisinin daha temiz ve ucuz olduğuna dikkat çekmek amacıyla hazırladıkları küçük bir karavandan oluşan ’Güneş Kafe’yle güneş enerjisi ile hazırladıkları meyve suları, kahve ve çayları vatandaşlara dağıttı.

50

Çanakkale’de Cumhuriyet Meydanı’na küçük bir karavan yerleştiren Greenpeace üyeleri, güneş enerjisi ile ürettikleri elektrikle hazırladıkları meyve suları, kahve ve çayları vatandaşlara dağıttı. Güneş Kafe, buzdolabı, meyve sıkacağı, çay ve kahve makinesi, bilgisayar gibi bütün elektrikli aletleri karavanın çatısında bulunan güneş panellerinden sağlıyor. Güneş panelleri, güneş ışığını toplayıp elektriğe dönüştürüyor. Bütün gün elektriği depolayan piller sayesinde Güneş Kafe, güneş battıktan sonra dahi elektrikle çalışmaya devam ediyor.

51

Greenpeace Türkiye’nin İklim ve Enerji Kampanyası Sorumlusu Reşit Elçin, “Güneş Kafe’mizi Çanakkale’de açtık. Burada güneş enerjisinin çeşitli uygulama alanlarını gösteriyoruz. Buraya geliş amacımız, güneş enerjisinin güvenilir bir enerji kaynağı olduğunu göstermek. Türkiye enerji ihtiyacının tamamını güneşten karşılayabilecek bir potansiyele sahip. İspanya’dan sonra Avrupa’da en fazla güneşlenme süresine sahip ikinci ülke Türkiye. Dolayısıyla Türkiye’nin enerji politikasının temiz ve yenilenebilir enerji olan güneş enerjisiyle yenilenmesini istiyoruz. Çanakkale gibi bir şehirde ondan fazla yeni planlanan kömür termik santral projesi var. Halbuki Çanakkale bütün enerjisini güneş ve rüzgar gibi temiz enerjilerden sağlayabilir. Biz Türkiye’nin temiz ve yenilenebilir enerji kaynağı olan güneş enerjisine geçmesi için mücadelemizi sürdürüyoruz” dedi.

Greenpeace Türkiye’nin İklim ve Enerji Kampanyası Sorumlusu Reşit Elçin
Greenpeace Türkiye’nin İklim ve Enerji Kampanyası Sorumlusu Reşit Elçin

Güneş enerjisinden elektrik üretilemeyeceğine ve güneş enerjisinin çok pahalı olduğuna dair toplumda bir kaç ön yargı olduğunu ifade eden Elçin, “Bir takım çeşitli dolaşan fikirler var. Ama biz burada güneş enerjisinin gayet uygulanabilir olduğunu gösteriyoruz. Karavanımızda bulunan bütün elektrikli aletleri buzdolabını, meyve sıkacağını, çay ve kahve makinesini, bilgisayarımızın ve telefonumuzun şarjını her şeyimizi karavanın çatısında bulunan güneş panellerinden sağlıyoruz. Bunun dışında çok küçük bir su pompasını güneş enerjisiyle çalıştırıyoruz. Dolayısıyla da tarım sektöründe sulamada da kullanılması çok mümkün bir teknoloji ve ham maddesi güneş ve dolayısıyla bedava olan bir enerji kaynağı. Son yıllarda sürekli düşen fiyatlarıyla şu an artık kirli enerji teknolojilerinden daha karlı bir yatırım aracı olarak karşımıza çıkıyor. Güneş enerjisi herkesin kendi enerji ihtiyacını karşılayabileceği bir sistem oluşturarak herkesin kendi çatısında enerjisini kendi üreteceği bir sistem oluşturarak daha demokratik enerjinin daha paylaşılabilir ve daha sürdürülebilir olduğu bir sistemin oluşmasına da ön ayak olabilir” şeklinde konuştu.

 

(Milliyet)

İstanbul balığa hasret kalacak – Ali Ekber Yıldırım

Bu yazı tarimdunyasi.net/ den alınmıştır

Üç tarafı denizlerle çevrili Türkiye için önemli tarımsal faaliyetlerden birisi su ürünleridir. Bir çok alanda ve üründe olduğu gibi, su ürünleri potansiyeli de çok yüksek. Fakat, bu potansiyel planlı ve bilinçli bir biçimde değerlendirilemiyor.

Ülkenin en önemli zenginliği olan ovalar,yaylalar,sulak alanlar,akarsular,dereler ve tarım toprakları hızla tükeniyor. Rant uğruna hoyratça yok ediliyor. Benzer bir yağma denizlerde var. Bilinçsiz avlanma ve hoyratça kullanım nedeniyle balık varlığı,su ürünleri kaynakları da hızla tükeniyor.

48

Bu gerçeği gören Slow Food Türkiye/ Fikir Sahibi Damaklar ekibi tam 6 yıl önce “İstanbul Lüfere hasret kalmasın” kampanyası başlattı. Defne Koryürek liderliğinde “Lüfer Timi” oluşturuldu. Lüfer Timi, tüketicileri,balıkçıları,Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı yetkililerini uyarmak, bilgilendirmek için olağanüstü çaba gösteriyor. Konuyu Slow Food hareketi aracılığıyla uluslararası arenaya taşıdılar.

Sivil toplum örgütü olarak balıkçılık ve özellikle lüfer konusunda çok büyük bir farkındalık yaratıldı. Kaynakların bilinçli kullanımı,balık neslinin tükenmesini önlemek için verilen mücadele ne yazık ki Bakanlık tarafından dikkate alınmadı.

Türkiye’nin ovalarını koruma altına aldıklarını, önlem alınmazsa gelecek neslin toprağı ancak saksıda göreceğini belirterek duyarlılık gösteren Gıda,Tarım ve Hayvancılık Bakanı Faruk Çelik aynı duyarlılığı lüfer için,sürdürülebilir üretim ve balıkların neslinin tükenmesi konusunda gösteremedi.

Resmi Gazete’nin 13 Ağustos 2016 tarihli sayısında yayınlanan “Su Ürünlerinin Avcılığını ve Ticaretini Düzenleyen 1380 Sayılı Kanuna Ek Olarak 2016-2020 Yılları Arasında Yürürlükte Olacak 4/1 Numaralı Tebliğ” ile balıkçılığa büyük bir darbe vuruldu. Yapılan bu düzenlemenin ne anlama geldiğini, nasıl sonuçlar doğuracağını Defne Koryürek’in Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı ve Kamuoyuna yönelik açıklamasından aktaralım.

“Su ürünlerinin avcılığını ve ticaretini düzenleyen 1380 sayılı kanuna ek olarak, 2016-2020 yılları arasında yürürlükte olacak 4/1 numaralı tebliğ, 13 Ağustos 2016 Cumartesi günü, Resmi Gazete’de yayınlanarak, yürürlüğe girdi.

Bu tebliğ uyarınca, hali hazırda 20 cm olan lüferin avlanma alt boyu 18 cm’e çekilmiş bulunuyor.

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Organizasyonu FAO’nun “sürdürülebilirlik adına, türün en az bir kez üremesine fırsat verilmeli” uyarısını hatırlatmaya, lüferin üreme boyunun 27 cm olduğunu vurgulamaya gerek olmadığını düşünüyoruz. Zira lüferin üreme boyunu belgeleyen bilimsel rapor da, lüferin tükenişe girdiği analizini içeren son dönem çalışmaları da Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nda mevcut.

Slow Food Fikir Sahibi Damaklar hareketi olarak, tarifsiz bir hüzün, ağır bir hayal kırıklığı ve derin bir öfke hissediyoruz! Su ürünlerinin avcılığında daha iyi, daha temiz ve daha adil koşullar oluşturulması adına 6 yıldır yürüttüğümüz kampanyamız, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’na sunduğumuz görüşlerimiz, denetimin adaletle gerçekleşmesi adına attığımız tüm adımlar ve balıkçılarla katmanlı diyaloğumuz neticesinde… Hüzünlüyüz, zira 4/1 numaralı tebliğin bize söylediği en önemli şey, bunun artık bir ihtimal değil bir gerçeklik olduğu.

Orkinosun, uskumrunun ardından lüferin de sularımızı terk etmesi, artık kaçınılmaz. Hayal kırıklığı yaşıyoruz, zira tebliğe katkı için sunduğumuz önerilerin hiç birine itibar edilmemiş. Önerilerimizin hiç birine cevap niteliğinde bir düzenleme sunulmamış. Benzer hayal kırıklığı balıkçı örgütleri ve bilim insanlarınca da yaşanıyor.

Ve öfkeliyiz. Öfkeliyiz, zira denetimin zaten gerçekleşmediği bu alanda, tezgahlarda yavru balıkların satıldığı, yaz vakti toriklerin pazarları süslediği, Adalar bölgesinde trollerin çekildiği ve hal satış listesinde “demet lüfer” tabirinin dahi yer alabildiği bir dönemde… bilime, adalete ve sürdürülebilirliğe yani ekolojiye uygun yasalar ve tebliğler çıkması adına gecemizi, gündüzümüzü harcadık; yıllar boyu süren kampanyalarımız ile kamuoyunda bir uyanışa emek verdik ve tüm arzumuz İstanbul’un, Boğaz’ın ve Marmara’nın gelecek kuşaklara biraz daha az hasarla miras kalması oldu.

Oysa bugün, yok oluşun kıyısında çaresiziz. Bu çaresizlik bizi öfkelendiriyor. Doğa konuşamıyor, makaleler, söylevler kaleme alamıyor. Biz lüfere ses olmaya çalıştık. Lüferin İstanbul coğrafyası ile ilişkisini seslendirmeyi denedik.
Naif bir dil benimsedik, “İstanbul lüfere hasret kalmasın” dedik. Şiddet dolu bir dünyada Trabzon da hamsisine, İzmir çipurasına, Bodrum dil balığına sahip çıksa neler değişir diye hayal ettik. Bu gayretimiz aslen gelecek kuşaklara ve bu gezegene sorumluluklarımızın özetiydi. İyi, temiz ve adil bir yarın için gayretin zarif bir katmanıydı.
4/1 numaralı tebliğ vicdanımızda, ekolojimizde ve geleceğimizde tamiri imkansız bir yara açtı. Bereket onu koruyanın mirasıdır çocuklarına, unutmayalım. Dolayısıyla denizlerimiz, sucul hayat ve bunlara sadece bir sembol olarak lüfer de, aslen bir emanetten ibaret.

Hıyanet edemeyiz. İyi, temiz ve adil bir yönetim, sürdürülebilir uygulamalar ve bereketini kaybetmemiş bir coğrafya adına Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nı 4/1 numaralığı tebliği acilen gözden geçirmeye davet ediyoruz.”
Özetle, lüfer ve palamut balığının nesli tehlikede. Lüfer Timi’nin uyarıları dikkate alınmazsa İstanbul sadece lüfere,palamuta değil balığa hasret kalacak.

Bu yazı tarimdunyasi.net/ den alınmıştır

49

 

Ali Ekber Yıldırım

Kadıköy’ün simgelerinden Tombili’nin heykeli için imza kampanyası

Hayatını geçirdiği Kadıköy Ziverbey ile özdeşleşen, mahalle kaldırımına patisini dayadığı pozu ile dünya çapında tanınan sevimli kedi Tombili’nin Kadıköy’de yaşadığı mahalleye heykelinin dikilmesi için bir imza kampanyası başlatıldı.

47

Kadıköy Ziverbey’de yaşayan Tombili, 1 Ağustos 2016’da hayata veda etmişti.

Tombilli için change.org’ta başlatılan imza kampanyasında şunlar ifade ediliyor:

“Kadıköy Ziverbey’de yaşayan ve ünü tüm dünyaya yayılan Tombili, 1 Ağustos 2016’da sevenlerine veda etti.

“Büyük kitlelerin hayran olduğu Tombili’nin ölümü yaşadığı Güleç Çıkmazı’nda “Kalbimizde yaşayacaksın” yazılı fotoğrafıyla ağaca asılarak duyuruldu.

“Anadolu Kedisi Projesi olarak Tombili’nin ölümsüzleştirilmesi ve beraberinde hayvan sevgisinin aşılanması için, Kadıköy Belediyesi’nden ve gönüllü heykeltraşlarımızdan Ziverbey’e Tombili’nin kaldırım taşında oturan bir heykelinin yapılmasını talep ediyoruz.

“Japonya’daki ünlü Hachiko heykeli gibi, 11 senedir mahallenin maskotu olmuş, ünü Kadıköy’ü aşıp tüm dünyaya yayılmış Tombili’nin de benzer bir şekilde hatırlanmasını ve unutulmamasını diliyoruz.”

* İmza kampanyasına buradan katılabilirsiniz.

 

(IMC.tv)

Yazar Aslı Erdoğan gözaltına alındı

Özgür Gündem Gazetesi Yayın Danışma Kurulu üyesi ve yazarlarından, yazar Aslı Erdoğan, evine yapılan baskın sonrası gözaltına alındı.

46

Özgür Gündem gazetesine yapılan polis baskını ardından gazetenin yazarlarının evlerine yönelik polis baskını devam ediyor.

Dün akşam saatlerinde Özgür Gündem Gazetesi Yayın Danışma Kurulu üyesi ve yazarlarından Aslı Erdoğan’ın evi polislerce basıldı. Baskın sonrası gözaltına alınan Erdoğan’ın Vatan Caddesi’ndeki Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü’nde tutuluyor.

Gazetenin yazarlarından Ragıp Zarakolu, Eren Keskin ve Filiz Koçali’nin de dün akşam evlerine baskın düzenlenmişti.

 

(Kültür Servisi)

Temmuz 2016 Dünyanın gelmiş geçmiş en sıcak ayı olarak tescillendi

ABD Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA), geçen temmuz ayının dünya tarihinde ölçülen en sıcak ay olduğunu açıkladı.

44

Dünya genelindeki kayıtları derleyen NASA bilim insanları, 2016’da temmuz ayının daha önce en sıcak aylar olarak ölçülen 2011 temmuzu ve 2015 temmuzundan 0.18 derece daha sıcak geçtiğini tespit etti. Bilim insanları, ayrıca geçen ayın 1950-1980 dönemindeki küresel ortalamadan 0.84 derece daha sıcak ölçüldüğünü açıkladı.

Benzer bir açıklama da ABD Ulusal Okyanus ve Atmosfer Dairesi’nden (NOAA) geldi. Geçen 14 ayın tamamında sıcaklık rekorları kırıldığını belirten NOAA, henüz temmuz ayı ölçümlerinin yayına hazır olmadığını kaydetti.

Hava ölçümleri ve kaydının 1880 yılından bu yana gerçekleştirildiği biliniyor.

NASA’nın baş iklim bilimcisi Gavin Scmidt, son yıllarda arka arkaya sıcaklık rekorları kırıldığını hatırlatarak, “Bu yeni rekor ve diğer tüm rekorlar bize bir tek şey gösteriyor. Gezegenimiz ısınıyor ve bunun gelecekle ilgili bize verdiği mesaj çok önemli” dedi.

 

(Diken)