Ana Sayfa Blog Sayfa 3367

Bir “80. Madde“ ile Şiddetsiz Direniş’e doğru yolculuk daveti – Buket Atlı

0

Sizlere belki de şu anda duyduğunuz Madde 80’in ve sizin, benim, bizim yolculuk olasılıklarımızı anlatacağım. Bu heyecanlı yolculuğun nereye varacağını ben de bilmiyorum. Sadece, fark etmesek de rotayı hepimizin birlikte belirleyeceğini biliyorum. Benimle ne alakası var diyorsanız işte onu anlatabilirim…

Geçtiğimiz günlerde Madde 70 adı ile başladığı yolculuğuna 7 Eylül Çarşamba günü 6745 sayılı kanunun Resmi Gazete’de yayınlanması ile Madde 80 olarak devam eden bir kanun girdi hayatımıza.

Nedir bu “Madde 80“ derseniz Önder Algedik güzelce Dünya Gazetesi’nde yayınlanan bu yazısında anlatmış ama kısacası artık Bakanlar Kurulu, hukukun üstünde projeleri destekleme, eksiksiz mali ve idari istisnalar getirebilme yetkisine sahip olacak.

Bu güzide “Madde“miz sayesinde yatırımcı bir sürü vergiden muaf olacak, hazine arazisini 49 sene bedelsiz kiralayabilecek, hatta 10 yıl boyunca %50 indirimle elektrik kullanabilecek (kalan %50’yi biz vergilerle ödeyeceğiz) diye liste uzuyor gidiyor. Ama en korkutucu kısmı şu, her yatırıma kanunlarla getirilen lisans hatta düzgün işletilmese bile ÇED gibi izinler Bakanlar Kurulu kararı ile tamamen ortadan kaldırılabiliyor. Mesela Bakanlar Kurulu isterse hemen yarın bir maden şirketi sizin arka bahçenizde inşaata başlayabiliyor!

Hemen moralimiz bozulmasın, en başta dediğim gibi bu yolculuğun rotası bize bağlı hala. Bakalım yazının sonunda nasıl bir yolculuğa çıkacağız birlikte…

88

Genelde hayatımıza bir sürü değişiklikler getiren bir kanun dahi olsa onaylanmadan önceyi bırak, uygulanmaya başladığında bile haberimiz olmaz. Ama “Madde 80“ ile yolculuğumuz erken başladı, daha Komisyon’da konuşulurken durdurmaya çalıştık onu.

Nasıl mı haberimiz oldu? Meclis’i yakından takip eden ve bilgiyi paylaşan, herşeye rağmen birşeyleri değişirebileceğine inanıp harekete geçen ve etrafındakileri de harekete geçiren birkaç kişi sayesinde. Geçtiğimiz 10 gün içinde kimimiz kanunun ne olduğunu anlamaya çalıştı, kimimiz bir adım daha ileri giderek milletvekillerini arayarak onaylamamalarını istedi ya da twittler attı.Sonucu ne olursa olsun, bir vatandaş olarak, yasama sürecindeki bu dahiliyetimizin ne kadar değerli olduğunu anlamak çok önemli bence. Nasıl olsa birşey değiştiremeyiz diyerek hiçbir şey yapmamak, sadece şikayet etmek yerine; özellikle yönetimsel konularda birşeyleri değiştirmek için sorumluluk alıp, harekete geçmek aslında aktif vatandaşlığın en basit tanımı.

Tabi ki insanların katılım göstermesi için bunu yapabilecekleri kanalların açık olması lazım ama değilse bile hiçbirşey yapmayalım mı yani? İşte burada gördük, bizim unuttuğumuz veya hiç bilmediğimiz, ‘nasılsa yoktur’ diye belki de hiç aramadığımız yollar var. Bir milletvekilini arayıp konuşmak mesela! Ne kadar güzel, ne kadar doğal bir hak aynı zamanda…

Aktif vatandaşlığın bir adım ötesine geçerek doğayla uyum içinde yaşamak, gezegenin ve insanlığın sağlığı için gönüllü çalışmaya hazır olmak da dünya vatandaşı olarak tanımlanıyor. Yakın zamandaki en medyatik örneği olan Leonardo Di Caprio’nun Dakota’da yapılacak olan boru hattına karşı yereldeki halkla birlikte eylem yapması gibi.

89

‘Peki ama bu yeni „Madde“miz sayesinde şimdi biz karar süreçlerine dahil olsak bile ne istediğimize bakılmadan kararlar verilecek, hatta artık izinlerden de haberimiz olmayacak, nasıl olacak bu aktif vatandaşlık’ dediğinizi duyar gibiyim. Ben de aynı soruyu sorduğumda, hatta değişim yaratmaya ve dahil olmaya dair motivasyonumu kaybettiğimde imdadıma başka ülkelerde yaşanan şiddetsiz ve yaratıcı direniş örnekleri yetişti.

Mesela, insan hakları ihlallerinde en üst sırada olan ve 2015 yılında hâlâ köle ticareti yapan, orduya çocuk asker alan ve askeri güçler tarafından sokaklarda insanların canlı canlı yakıldığı bir ülke olan Burma’da bile budist rahiplerin başlattığı şiddetsiz direnişin graffiti ile fikirlerin ifade edildiği bir sokak sanatı akımına dönüşüp çığ gibi büyümesinin hikayesini siz de mutlaka okumalısınız.

61

Hatta yakalanma pahasına saçını kazıtarak Burmalı bir rahip gibi davranan Amerikalı bir yönetmenin çektiği “Art as a Weapon” belgeselini keşke yaklaşmakta olan Sürdürülebilir Yaşam Film Festivali’nde izleme şansımız olsa (belki yazımı okurlar diye not düşeyim dedim).

Bizde olmaz böyle sanat falan işleri diyenler için geçen seneki festivalde de Türkiye’den çok güzel bir yaratıcı ve şiddetsiz direniş kampanyasının belgeseli olan Göle Yas filmini bizlerle buluşturmuşlardı. Doğup büyüdüğü Burdur Gölü’nün suyunun bölgede yapılan hayvancılık için bilinçsiz kullanılması nedeniyle kuruduğunu öğrenen bir yönetmen olan Şakaf Tükel, tüm sanatçı dostlarını davet edip göle şiirler, şarkılar yazılmasını, danslar edilmesini, 1 milyon kişinin katıldığı bir su orucu organize edilmesini ve hatta Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nı harekete geçirmesi sağlayabilmiş.

GoleYas_Songs for the Lake from Safak Turkel on Vimeo.

Peki neden böyle yaratıcı şeyleri neden bizler de şu anda Çanakkale, Zonguldak, Bartın, Adana, Bursa, Konya, Soma ve daha sayamadığım birçok ilde yapılması planlanan ve artık belki izin bile almadan yapılabilecek 80’e yakın kömürlü termik santral projesi yerine rahatça nefes alabileceğimiz Termiksiz gelecek istiyoruz demek için yapmayalım ki?

Şiddetsiz direniş tanım olarak toplumsal, psikolojik, ekonomik ve politik araçlar kullanılarak sürdürülen, şiddet tehdidi veya kullanımı içermeyen halk temelli bir mücadele yöntemi demek.

“Madde 80“imiz sağ olsun nasılsa birşey yapamayız demek yerine kullandığımız araçları çeşitlendirip hem bizlerin, hem de tüm dünyada pek çok kişinin kullandığı bu yöntemleri şimdi yeniden hem de daha da yaratıcı olarak, belki sanatla harmanlayarak hayatımıza sokmak için güzel bir fırsatımız var. Kaldı ki 350 Ankara ekibinin de dediği gibi aktif bir vatandaş olarak “Madde 80“ ile yolculuğumuz yeni başlıyor aslında!

63

 

Anayasa’nın 56. Maddesi’nde belirtilen ‘Herkes sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir.’ cümlesiyle bile çelişen bizim meşhur “Madde 80“i 60 gün içinde ana muhalefet partisi veya TBMM üyelerinin 1/5’ini ikna ederek Anayasa Mahkemesine götürebiliriz.

Peki biz bu milletvekillerinin ilgisini nasıl çekeceğiz derseniz“, istedikten sonra o zaman o kadar çok seçeneğimiz var ki aslında. İsterseniz milletvekillerine mektup yazın, isterseniz resim yapın, isterseniz mesajınızı elinize yazıp fotoğrafını çekip internette yayın.

91

Tek bildiğim, eğer istersek bir „Madde“ ile yaratıcı bir yolculuğa davetli olduğumuz…

60-buket-atli

 

Buket Atlı

Yuva Derneği Dünya Vatandaşlığı Programı Proje Koordinatörü

Ahmet Altan ve Mehmet Altan gözaltına alındı!

Darbe girişiminin ardından Gülen cemaatine yönelik başlatılan soruşturma kapsamında gazeteci-yazar Ahmet Altan ile kardeşi Prof. Dr. Mehmet Altan bu sabah gözaltına alındı.

86

Altan kardeşlerin avukatı Veysel Ok, 14 Temmuz’da Can Erzincan TV’de katıldıkları bir programda “Cumhurbaşkanı’na yönelik kullandığı ifadeler ve darbe girişimini bir gün önce duyurduğu” iddiasıyla gözaltına alındıklarını söyledi. Soruşturma kapsamında programdaki ifadeler nedeniyle Nazlı Ilıcak’ın da ifadesinin alınacağı öğrenildi.

Nazlı Ilıcak’ın da ifadesi alınacak

87

Soruşturma kapsamında programdaki ifadeler sebebiyle Nazlı Ilıcak’ın da ifadesinin alınacağı öğrenildi. Altan kardeşlerin, İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü’ndeki işlemleri devam ediyor. Can Erzincan TV, 15 Temmuz darbe girişiminin ardından ‘FETÖ’ bağlantısı gerekçesiyle kapatılmıştı.

Darbe girişiminin ardından Gülen cemaatine yönelik başlatılan ‘FETÖ’ soruşturmaları kapsamında son olarak 35 gazeteci hakkında gözaltı kararı verilmiş, hakkında gözaltı kararı verilen 10 gazeteci tutuklanmıştı.

 

(T24)

[Kuşlar, Orman ve Ben] Burdur Gölü’nde 15bin Dikkuyruk!

Türkiye’de Doğa ve İnsan Konularının Yakın Tarihi’nde Tanıklıklar

Güneşin Aydemir

9

Burdur Gölü’nde 15bin Dikkuyruk!

Ne yapsak da Türkiye Doğası’nın korunmasında kilit taşı rolü olan bu insanlara da değinsek? Bu yazı dizisinin bir yerinde tek tek röportajlar mı yapsam acaba?

Ama bu çok da üzerinde düşünülecek bir şey değil zaten. Olursa olur…

Ankara Kuş Gözlem Topluluğu o yıllarda Ankara’da Çarşamba akşamları Türkiye Tabiatını Koruma Derneği’nin (TTKD) ofisinde bir araya gelir toplantılar yapardı. Bu şekilde bu dernek ile tanışmış oldum. Daha sonra kuşlardan daha çok vaktimi alacak bir uğraşın içine girdiğimden habersiz derneğe gidip gelmeye başladım.

TTKD ofisş: Ankara'daki Türkiye Tabiatını Koruma Derneği'nde gönüllülük. 1992-1993. Ali Turan ve Prof. Dr Sedat Yerli ile birlikte.
TTKD ofis: Ankara’daki Türkiye Tabiatını Koruma Derneği’nde gönüllülük. 1992-1993. Ali Turan ve Prof. Dr Sedat Yerli ile birlikte.

Bu süre içinde bir yandan sivil toplum çalışmalarına giriş şansı elde ettim. Başka kuruluşlarla ve benzer uğraşlar içinde olan başka insanlarla tanıştım. Toplantılara katıldım, radyo programlarına çıktım. Genç bir insan için çok heyecan verici bir süreç başlamıştı. İnsan gününü ilgi duyduğu konularla geçirince her şey çok hafif geliyor doğrusu.

Bir yandan dernekte gönüllü olarak çalışmaya başlamıştım. Bende bir cevher keşfetmiş olacak ki adını hep en derin sevgimle andığım merhum Coşkan Daş beni ufak bir harçlıkla işe aldı bir anda. Bir insanın “zaten” yapıyor olduğu işin bir ödülü gibi gelmişti bu hamle. Öte yandan okulun son senesine gelmiştim, kuşçularla her hafta mutlaka bir yerlere gidiyordum, okulda da bir ornitoloji kulübü kurulmuştu ve Beytepe kampüsünün kuşlarının envanterini çıkarmak için arazi çalışmaları yapıyorduk.

Beytepe Kampüsü'nde kuş gözlem çalışmaları - 1992-1993
Beytepe Kampüsü’nde kuş gözlem çalışmaları – 1992-1993

Okuldan mezun olana kadar hali hazırda çalıştığım malum projenin işlerinin yanına bir de ornitoloji klübü, kuşçularla gittiğim seyahatler ve bir de dernek eklenmişti.

Bir yandan okul bittiğinde bir akademisyen olmayı da planlamıyor değildim. Ne ki, okuldan sonra hevesle başladığım yüksek lisans programını da bırakacaktım zaten bir sonraki aşamada. YÖK’ün yükseklisans bursunu kazanıp ABD’ye gitmeme nedenim de bulunduğum yerde bana çok keyif veren olağanüstü uğraşlar içinde olmamdı büyük oranda.

Tam bu sıralarda Ankara Kuş Gözlem Topluluğu (AKGT) toplantılarından birinde Doğal Hayatı Koruma Derneği (DHKD)’nin Burdur Gölü’nde Dikkuyuruk’lar üzerine yapılacak uluslararası bir araştırmaya katılmak üzere kuş gözlemcileri aradığı konuşuldu. DHKD’den Murat Yarar (Önemli Kuş Alanları Projesinin koordinatörüydü o vakitler), Sühendan (Karauz)’ı aramış ve kuşçuların dönüşümlü olarak bu çalışmaya katılmaları için destek istemişti.

Türkiye Doğasının tarihinin bugün kayıt altında olan kısmını büyük oranda Avrupa’lı doğa bilimciler ve kuş gözlemcilerinin çalışmaları oluşturur. Tarih boyunca gezginler tarafından gelinmiş, kayıtlar tutulmuş. Ecnebilerin kurduğu okullarda (St. Joseph, Robert Kolej gibi) böcek, doldurulmuş hayvan müzeierinin kurulması 18. Yüzyılın başlarına denk geliyor. Haymatlos bilim insanları tarafından kurulan üniversite kürsüleri var örneğin. Hans Kumerloewe, Kurt Kosvig gibi isimler sayesinde Türk biyologları arazilerde, akademik çalışmalarda usta-çırak dönemi geçirmişlerdir. Ders alma şansı bulduğum için gurur duyduğum Prof. Ali Demirsoy ve Prof. Mustafa Kuru gibi değerli bilim insanlarının yetişmelerine katkıları büyüktür. Türkiye’nin bitki örtüsü üzerine yazılmış ve hala geçerliliğini koruyan en kapsamlı kitap da İngiliz P.H. Davis tarafından yapılan çalışmaları içerir. Yakın bir zamana kadar Türkçe’si yoktu bu dev eserin.

Burdur Gölü’nde 15bin Dikkuyruk

Burdur Gölü, Türkiye’nin adını uluslararası kuş camiasında duyurmuştu. Sebebi de Dikkuyruk isimli nesli tehlike altındaki ördek türünün kış aylarını bu nadide gölde büyük populasyonlar halinde geçirmesiydi. Bu hayvancağızın yayılım bölgesi İngiltere’den Pakistan’a, Kazakistan’a kadar uzanan Batı Palearktik Bölgesi olarak anılan bölgenin tümüydü. Hayvancık bu bölgelerdeki sazlıklarda ürüyor fakat gel gör ki kış aylarında toplu şekilde “özel” nitelikli göllerde bulunmayı tercih ediyordu. Bu özel niteliğin ne olduğu çok bilinmesede suyu acı olan, sodalı ve derin göller olduğu düşünülüyordu. Avrupalı kuşçular bir kuş sayımı sırasında Burdur’da 15 bin’e yakın Dikkuyruk ördeğini yan yana görünce gözleri dışarıya uğramış, ne yapacaklarını şaşırmışlardı.

Dikkuyruk
Dikkuyruk

Şaka bir yana bu sayının yanlışlıkla mı sayıldığı hiçbir zaman bilinmedi, zira o sayıya bir daha hiç ulaşılamadı ama hala yanlış bilmiyorsam rekor bir sayı olarak durur hala kuş sayımları arasında. Lafı fazla uzatmayayım, böylelikle Avrupa’daki kuş türlerinin korunmasına and içmiş olan kuş lobisi (!) Burdur Gölü’nü mercek altına aldı ve burada uzun süreli bir izleme çalışması yapılmasına karar verdi. Bu çalışmanın o zamanlar uluslararası kuş koruma örgütü olan ve daha sonra BirdLife International olarak adı değişecek olan kurumun Türkiye’deki temsilcisi DHKD (Doğal Hayatı Koruma Derneği) tarafından yürütülmesini istiyorlardı. Öte taraftan Burdur’da gölün çok yakınına kurulacak bir havaalanı projesi, göl suyunun sulamada kullanılması için yapılan projeler de gündemdeydi. Özetle Burdur, DHKD’nin önem verdiği, sürekli gözlediği ve projeler yürüttüğü bir yer oldu. Bu süreçte Burdur’a düzenli olarak gidip gelen, göldeki kuşları sayan bir ekip oluştu. Dönemin Belediye Başkanı merhum Armağan İlci’nin, Belediye çalışanları Gülçin İlci ve Ufuk Gökduman’ın isimlerini burada anmazsam olmaz. Onların konuya ilgisi, doğru yerden bakışları ve desteği olmasa Burdur Gölü diye bir sayfamız asla olmazdı.

Sürecin başında İngiltere’den üç bilim insanı Burdur Gölü’nde su kalitesi ve su mikrobiyolojisi, Dikkuyruk Popülasyonları ve Dikkuyruk kuşunun davranışı üzerine çalışmak üzere uzun süreli olarak Burdur’a geliyordu. DHKD’nin AKGT’den istediği “kurumsal” destek de bu kapsamdaydı. Dönüşümlü olarak Ankaralı kuşçular iki-üç kişilik gruplar halinde 3-5 gün olarak bu çalışmanın bir yerine katılacaklardı. Bu bir yandan araştırmacıların çalışmalarına lojistik destek olacaktı, öte yandan da kuşçuların kapasitesinin artması için önemli bir fırsattı. Elbette kabul ettik.

85

Burdur’a gitmek isteyen kuşçuların DHKD ofisinden Murat Yarar’ı araması ve organizasyonu yapması istendi.

Elimdeki telefonu iki ders arasında Beytepe’nin ankesörlü telefonlarından birinden çevirdim. Kulaklığımı çıkardım, walkmenimde Nirvana- come as you are çalıyordu.

https://youtu.be/hA0cago-VUo

Yıl 1993, Ocak ayı.

Devam edecek…

82-gunesin-aydemir

 

Güneşin Aydemir

İklim Dostu Enerji Politikaları ve Yeşil Ekonomi Çalıştayı

Yeşil Düşünce Derneği, İstanbul Politikalar Merkezi ve Yeşil Avrupa Vakfı’nın yürüttüğü “Yeşil İklim, Yeşil Ekonomi” projesi kapsamında düzenlenen “İklim Dostu Enerji Politikaları ve Yeşil Ekonomi” çalıştayı 8 Eylül Perşembe günü Karaköy Minerva Han’da gerçekleştirildi.

70

Çalıştayın ilk konuşmacısı Güneş Gönüllüsü Alper Öktem, Almanya’daki enerji dönüşümünü anlattı. Almanya’da yerel yönetimlerin güneş enerjisine verdiği maddi desteği aktaran Öktem, Almanya’da çatıya kurulan fotovoltaik panel maliyetlerinin %30’unun yerel yönetimler tarafından hibe edildiğini söyledi. Tüketici açısından ise güneş enerjisi üretip satmanın getirisinin, bankaların verdiği birikim getirilerinden çok daha fazla olduğu için güneş enerjisinin bir yatırım aracı olarak görülmesinin yenilenebilir enerji için büyük bir fırsat olduğunu dile getirdi. Almanya’daki 100bin Çatı projesinden yola çıkarak yenilenebilir enerji dönüşümünde başarıya ulaşmak için net bir hedef konulması gerektiğini söyledi.

Alper Öktem
Alper Öktem

İkinci oturumda konuşan Bornova Belediyesi Meclis Üyesi Öget Nevin Cöcen, yerel yönetimlerin enerji dönüşümündeki öneminden bahsederken, yerel aktörlerin güçlendirilmesi, coğrafyadaki kaynakların bilgisine sahip olmayı, finansal çözümleri, yeni yerel yönetim modellerini ve kentsel planlamanın enerji tüketimini azaltmaya hizmet etmesini atılacak stratejik adımlar olarak gösterdi.

Öget Nevin Cöcen,
Öget Nevin Cöcen,

Çalıştayın son konuşmacısı SolarBaba kurucusu Ateş Uğurel ise Türkiye’nin dünyada en çok güneşle su ısıtan ikinci ülke olarak muazzam bir güneş enerjisi kaynağı olmasına rağmen bu fırsatın değerlendirilememesine çetrefilli ve değişken bürokratik süreçlerin engel olduğunu belirtti. Türkiye’de güneş enerjisi talebi 5.5GW iken bürokratik engeller nedeniyle kabul edilen enerji yatırımının 0.6GW’da kaldığını ekledi. Ülkelerin gelişmişlik seviyelerinin yaptıkları yenilenebilir enerji yatırımları ile orantılı olduğunun altını çizen Uğurel, 2026’da güneş enerjisinin en ucuz ve en temiz enerji kaynağı olacağını söyledi.

Ateş Uğurel
Ateş Uğurel

Güneş enerjisi aynı zamanda yarattığı istihdam ile de diğer enerji alternatiflerinin önüne geçiyor. Doğalgazda megavat (MW) başına 5, kömürde 7 kişiye istihdam yaratılırken, güneş enerjili elektrik üretiminde MW başına 20 kişiye istihdam yaratılıyor. Uğurel, bu rakamlara göre Türkiye 2023’te 23GW güneş enerjisi koyarsa 3.5 milyon işsizin olduğu bu ülkede 400bin yeni istihdam yaratılabileceğini belirtti.

72

Çalıştay devamında İklim Dostu Enerji Politikaları atölye çalışması ile devam etti. Katılımcılar Türkiye’de yenilenebilir enerjinin durumu, sektör, politikalar ve mevzuat teşvik sistemi ile Türkiye’de küçük çapta yenilenebilir enerji üretiminde durum, bireysel üretim, enerji kooperatifleri, yerel girişimler, belediyelerin rolü başlıklarını tartıştılar.

Yeşil İklim, Yeşil Ekonomi projesi Türkiye Cumhuriyeti ve Avrupa Birliği tarafından ortak finanse edilen Sivil Toplum Diyaloğu Programı çerçevesinde gerçekleştiriliyor. Program, Türkiye ve Avrupa Birliği üyesi ülkelerden sivil toplum kuruluşlarının, ortak bir konu etrafında bir araya gelerek, toplumların birbirini tanımaları, karşılıklı bilgi alışverişi ve kalıcı diyalog kurmalarını sağlayan bir platform olarak geliştirildi.

65

Programın teknik uygulamasından Avrupa Birliği Bakanlığı sorumlu olup Merkezi Finans ve İhale Birimi ise Programın sözleşme makamıdır.

Bu yazı yesildusunce.org/ dan alınmıştır

64-ozgecan-kara

 

 

Özgecan Kara

Greenpeace gemisi Rainbow Warrior Seferihisar’a geliyor

İZMİR’in Seferihisar İlçesi’nin kurtuluşunun 94’üncü yıldönümü nedeniyle düzenlenen program kapsamında Sığacık Körfezi’ne demirleyecek Greenpeace’in dünyaca ünlü gemisi Rainbow Warrior (Gökkuşağı Savaşçısı) Seferihisarlılar tarafından iki gün boyunca ziyaret edilebilecek.

53

Seferihisar Belediyesi’nin ilçenin kurtuluşunun 94’üncü yılı nedeniyle düzenlediği etkinlikler kapsamında 10 Eylül Cumartesi günü Greenpeace’in dünyaca ünlü gemisi Rainbow Warrior (Gökkuşağı Savaşçısı) Sığacık Körfezi’ne demirleyecek. Seferihisarlılar iki gün boyunca efsane gemiyi yakından görme, inceleme fırsatı yakalayacak. Belediyenin başlattığı enerji devrimine eşlik etmek için 15 kişilik ekibiyle gelecek olan Greenpeace, “Güneşe Yelken Aç” sloganıyla, yenilenebilir enerji kullanımıyla ilgili çalışmalar yapacak ve Seferihisar’da yapılanları yerinde inceleyecek. Aynı gün yaz tatillerini Seferihisar Belediyesi Spor Okulları’nda geçiren öğrencilere düzenlenecek törenle başarı belgeleri verilecek ve Rainbow Warrior Gemisi gezdirilecek.

DEV BALON ABD’DEN SONRA SEFERİHİSAR’DA

54

Gerçekleşecek ikinci etkinlik ise, yıllardır Amerika Birleşik Devletleri’nde yapılan ve ilk kez Türkiye’de gerçekleştirilecek Colors of Sky (Havanın Renkleri) isimli gösteri olacak. 10 Eylül Cumartesi saat 18.30’da Sığacık Girlen Mevkii’nde havalanacak dev balon gökyüzünden Seferihisar’ı selamlayacak ve Haziran 2017’de Seferihisar’da planlanan Balon Festivali’nin ön hazırlığı yapılmış olacak. 11 Eylül günü ise saat 13.00’te Cumhuriyet Meydanı’nda Atatürk Anıtı’na şükran çelengi sunulmasının ardından saat 20.30’da İzzet Gül Stadyumu’nda Türk Pop Müziği’nin usta isimleri Ali Kocatepe ve Aysun Kocatepe ‘Seferberlikten Cumhuriyet’e Şarkılar, Türküler’ programıyla Seferihisarlılarla buluşacak.

CHP’li Seferihisar Belediye Başkanı Tunç Soyer; pazar akşamı İzzet Gül Stadyumu’ndaki kutlama programında, güneş enerjisinden elektrik üretimi ve tüm ilçede uygulanabilmesiyle ilgili uzun zamandır yapılan çalışmaları Seferihisarlılarla paylaşacağını söyledi. Soyer, tüm vatandaşları ellerinde Türk bayraklarıyla programa davet etti.

 

(DHA, Hürriyet, Seferihisar Belediyesi)

UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’ne Türkiye’den 10 yeni alan eklendi

UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’ne Sultan II. Bayezid Külliyesi (Edirne) Bodrum Kalesi (Muğla), Sivrihisar Ulu Camisi (Eskişehir), Hacı Bayram Cami ve çevresindeki tarihi alanlar (Ankara), Nuruosmaniye Külliyesi (İstanbul), Malabadi Köprüsü (Diyarbakır), Van Kalesi (Van), Kibyra Antik Kenti (Burdur), Yivli Minare (Antalya), Kızılırmak Deltası kuş cenneti (Samsun) kayıt edildi.

52

Yeni eklenen alanlarla birlikte Türkiye’den UNESCO’nun Dünya Mirası Geçici Listesi’nde 70 yer bulunuyor.

UNESCO Türkiye Milli Komisyonu Başkanı Prof. Dr. Öcal Oğuz, AA muhabirine yaptığı açıklamada, UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’ne Türkiye’den 10 yeni alanın kayıt edildiğini söyledi.

Nisan ayında alınan kararın UNESCO tarafından yeni açıklandığını ifade eden Oğuz, “Şu anda Türkiye’nin 70 kültürel ve doğal mirası UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’ne yer alıyor, bu rakam dünyada geçici listede en fazla doğal ve kültürel mirası olan ülke konumuna getirdi. Geçici listeye alınmadan, UNESCO listesine önerilmesi mümkün olmuyor. Bu sürecin yaşanması bu sene listeye alınanlar için önemli ve sevindirici.” dedi.

 

(Restorasyon Forum)

Dünyanın en uzun bisiklet yolu Kanada’da inşa ediliyor

Kanada’da inşa edilen, araçların giremeyeceği 24.000 km’lik bisiklet yolunun 2017’ye kadar tamamlanması planlanıyor.

51

Arkitera.com’da Bahar Bayhan’ın haberine göre Kanada’da araçsız otoyolun yapımına başlandı. %87’si tamamlanan yaklaşık 24.000 km uzunluğundaki yol, daha önce Almanya’da inşa edilen araçsız otoyoldan daha uzun olacak. Aynı zamanda dünyanın tek rekreatif ulaşım ağını oluşturacak olan bu yolun Kanada’nın kuruluşunun 150. yılı şerefine 2017’de tamamlanması planlanıyor.

50

Sadece bisiklet yolu olarak değil, aynı zamanda rekreatif amaçlarla da kullanılacak yol, yaz aylarında yürüyüşler ve at biniciliği için kışın ise kayak ve motorlu kızak sürüşleri için etkin olacak. Araçsız otoyol ile ülkenin vahşi doğasının, kır ve kentin birbirine bağlanması hedefleniyor. Yolun aynı zamanda ülkenin güzelliklerinin keşfedilmesi için bir turistik rota gibi işlemesi de öngörülüyor.

 

(Arkitera.com)

 

Kızılırmak Deltası, Unesco Dünya Mirası geçici listesinde

Samsun’un OndokuzMayıs, Bafra ve Alaçam İlçeleri sınırlarında bulunan Kızılırmak Deltası, UNESCO Dünya Mirası geçici listesine girdi.

48

Samsun Büyükşehir Belediye Başkanı Yusuf Ziya Yılmaz, Samsun Golf Sahasında yerel gazete, ajans ve Samsun internet medya temsilcileri ile yaptığı toplantıda Kızılırmak Deltası’nın UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesine girdiğini söyleyerek, UNESCO’nun internet sitesinde de yayınlandığını belirtti.

Samsun Kızılırmak Deltası 56 bin hektarlık alana sahip olup, Ondokuz Mayıs, Bafra ve Alaçam İlçeleri sınırlarında bulunuyor. Su kuşlarının, dünya üzerinde var olan üç göç yolundan bir tanesi olan  Kızılırmak Deltası, yaban hayatı ve yaşam alanlarını korumaya yönelik farklı sınır ve ortamları içeren ‘Doğal Sit, Yaban Hayatı Geliştirme Sahası ve Ramsar Alanı ‘koruma statüleri kapsamında bir bölge. 56 bin hektar alanın 21.700 hektarlık kısmı, 15 Nisan 1998 tarihinde ,uluslararası düzeyde ekolojik karakterlerinin aynen korunması için  “Sulak Alanların Korunması (RAMSAR) Sözleşmesi” listesine dahil edilmişti.

Samsun Kızılırmak Deltası, yaklaşık  350 adet kuş türü, manda, yılkı, balık, sürüngen vb. çeşitleri yanında zengin bitki örtüsüyle korunmaya değer bir habitatı içerisinde bulunduruyor.

Deniz, ırmak, göl, sazlık, bataklık, çayır, mera, orman, kumul ve tarım alanları gibi farklı yaşam alanlarını (habitatları) bir arada bulundurması, deltayı eşine az rastlanır derecede önemli kılıyor

 

 

(Samsun Kent Haber)

[Yeşil İşler] Heinrich Böll Stiftung Proje Koordinatörü arıyor

Heinrich Böll Stiftung Derneği Türkiye Temsilciliği, Dış ve Güvenlik Politikası Proje Koordinatörü pozisyonu için 17.10.2016 – 20.03.2017 tarihleri arasında doğum iznine çıkacak çalışanlarının yerine vekalet edecek bir çalışma arkadaşı arıyor.

Druck

Proje Koordinatörü pozisyonu için aranan genel nitelikler ile iş tanımı hakkında detay bilgi almak için Heinrich Böll Stiftung’un web sitesini ziyaret edebilirsiniz.

 

Yeşil iş ilanlarınız artık Yeşil Gazete’de

Yeşil İşler sayfamız için tklyn

(Yeşil Gazete)

Sarah Kane’in unutulmaz eseri “4:48 Psikoz” Entropi Sahne’de!

Entropi sahne bu sene yeni sezon açılışını “yabancı” bir oyun ile yapıyor. Oyun, Sarah Kane’in unutulmaz eseri “4:48 Psikoz”. “4.48 Psikoz”, Yabancı Sahne ve Entropi Sahne’nin ortak çalışması olarak sunuluyor.

44

Oyunu, daha çok, balkan dillerinden Türkçe’ye çevirdiği oyunlarla tanıdığımız ama son zamanlarda, İstanbul Devlet Tiyatrosu için, “Eğer Bu Bir Film Olsaydı”, Trabzon Devlet Tiyatrosu için “Boş Odalar” gibi oyunlara yaptığı rejiler ile de dikkat çeken Bilge Emin yönetiyor.

OYUN HAKKINDA

“HAYAT HASTALIKLI HAYATA KARŞI BİR İSYANDIR”

Bilge Emin
Bilge Emin

Bir iç hesaplaşma sürecine dayanan 4.48 Psikoz oyunu; şiirsel yoğunluk, gerçekçilik, çağrışımsal düşünceler, aşırılık barındıran postdaramatik bir metindir. Bilinç kaybının labirentinde iz sürmek gibi. Bu oyun; bireysel yalnızlık, kişisel hak ve özgürlükler gibi toplumsal sorunları zihinsel yalnızlık, anlaşılmamak gibi kendi iç sorunlarıyla bütünleştirmiş ruhsal bozukluk yaşayan bir bireyin halidir. Konsepti de, sistemin düşünen bir birey için nasıl kaotik bir içsel çatışmaya yol açtığı temasından yola çıkarak oluşturdum. Dünyada yaşanılan savaşlara, ölümlere ve kapitalizmin getirdiği adaletsiz sisteme karşı duyduğu isyanı, Sarah Kane kendi sorunlu, problemli dünyasından bakarak, yaşayarak anlatır.

Bu postmodern hayatta, modernleşmenin getirdiği “rekabet”i toplumsal bir sürece dönüştürmüş ve böylelikle birey sosyal yalnızlıktan bireysel yalnızlığa geçiş yapmıştır. Bu yalnızlık, entelektüel bireyin kendini bulabilme çabası içine girmesiyle başlar, bu da zihniyle dünya arasındaki uyumsuzluğu beraberinde getirir.

Şu anda yaşanan toplumsal süreç de öyle. Toplum kendini intihara hazırlamış durumda. Toplumsal bir şizofreni yaşanmaktadır. Bugünün insanı yarın ne olacak kaygısıyla yaşıyor, bu da beraberinde kimlik sorununu getiriyor. Bunu oluşturan da dünyayı elinde tutan büyük küresel güçler, silah savaş lobileri ve emperyalist Avrupa ve ABD’dir.

Yaşanan bu toplumsal süreçte birey kendisi ve gerçeklikle savaşır. Bu savaş cahilliği yenerek kazanılabilir ancak. Yoksa Sarah Kane gibi değerli entelektüeller bu yolda çaresiz kalıp intihar eder. Oyunda karakterin akıl hastanesindeki odasında her tarafa yazı yazması hem beynindekileri, içindekileri yazıya dökme isteğini, bunun da birileri tarafından okunup toplumsal bir fayda sağlamak, hem de toplumdaki cahilliği simgeler. Yazı yazamayacağını anladığı an, intiharı seçer. Bilinçli bir seçimdir. Sartre’ın dediği gibi “İntihar bir varoluş biçimidir”.

PERDELERİ AÇIN

45

-Hayatı görün.
-Kapalı kalmayın.
-Her tarafta perdeler var, her şey gizli saklı, hayat da öyle.
-Perdeleri açın, umudu görün.
-Benim umudum intihar.
-Aslında ben intihar etmiyorum.
-Bu benim hayatla yüzleşmem.
-Siz de hayatla yüzleşin.
-Benim intiharım bu dünyadaki varoluşumdur

Bilge EMİN

Yabancı Sahne ve Entropi Sahne’nin ortak yapımı olan “4.48 Psikoz” sahnelemesi, “4.48 Psikoz”un İstanbul seyircisi ile üçüncü defa buluşması oluyor. Bu buluşmalardan ilki 2004 yılında, tiyatro yönetmeni Emre Koyuncuoğlu’nun İzmit Şehir Tiyatro desteği ile, Esra Bezen Bilgin’in sahne performansı ile gerçekleşmişti. Fakant bu sahneleme İstanbul’da bir ya da iki defe icra edilmiş, Sarah Kane’nin bu çarpıcı oyun metni, kısıtlı bir izleyici kitlesine ulaşmıştı.

43

“4.48 Psikoz”‘un İstanbul’daki ikinci sahnelenmesi, Tiyatro Pot tarafından, 2011 yılında, Maya Cüneyt Türel Sahnesinde, Gizem Darendelioğlu, S.Sezgin Güvenç rejisi ile gerçekleştirilmiş, Gizem Darendelioğlu’nun oyunculuğu ile sunulmuştu.

İkinci sahneleme, İstanbul’daki ilk sahnelemeye nazaran daha çok ilg çekse de Sarah Kane’in metni layık olduğu ilgiyi görememişti.

2016/2017 sezonunda, Kadıköy Entropi Sane’de İstanbul Seyircisi ile buluşacak olan Yabancı Sahne ve Entropi Sahne’nin ortak yapımı olan “4.48 Psikoz” sahnelemsi, ilk iki sahnelemeden farklı olarak, bir erkek oyuncu Deniz Hamzaoğlu’nun performansı ile icra ediliyor.

OYUNUN TAM KADROSU

Sarah Kane
Sarah Kane

 

Yazan: Sarah Kane
Çeviren: Selin Arapkirli
Yönetmen: Bilge Emin
Oyuncu: Deniz Hamzaoğlu
Yönetmen Yardımcısı: Ömer Kaya
Işık Tasarım: Mehmet Tekatlı
Kostüm Tasarım: Gülay Say
Müzik Kumanda: Hasan Pehlivanoğlu
Sahne Amiri: Fatma Yılmaz
Fotoğraf: Osman Moustafa – Aytek Çan
Grafik Tasarım: Hasan Pehlivanoğlu
Asistanlar:Anıl YENİLER-Esma ERTUĞRUL-Fatma YILMAZ

4.48 Psikoz Ekİm ayı itibari ile 2016/2017 sezonu boyunca Kadiköy Entropi Sahnede olacak.

 

Haber: Murat Akdağ

(Yeşil Gazete)