Ana Sayfa Blog Sayfa 3212

21 gazeteci yeniden gözaltında

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nca, “FETÖ’nün medya yapılanmasına” yönelik soruşturma kapsamında dün akşam saatlerinde tahliye kararı verilen 21 gazeteci hakkında yeni kararlar çıktı.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca, FETÖ’ye yönelik soruşturma kapsamında, örgütün medya yapılanması davasında tahliyelerine karar verilen, aralarında Atilla Taş’ın da bulunduğu 7 şüpheli hakkında da gözaltı kararı çıkarıldı. Böylece, yeni soruşturma ve dava kapsamında yapılan itiraz sonucunda tahliyelerine karar verilen 21 gazeteci, bu aşamada serbest bırakılmamış oldu.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, ”silahlı terör örgütüne üye olma” iddiasıyla tutuklu yargılanan ve dün tahliyesine karar verilen gazeteciler Gökçe Fırat Çulhaoğlu, Yakup Çetin, Bünyamin Köseli, Cihan Acar, Abdullah Kılıç ve Oğuz Usluer hakkında ”darbe” soruşturması başlattı. Başsavcılıkça, cezaevi çıkışında gözaltına alınan 6 gazeteci hakkında ”Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etmek”, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüs etmek” suçlarından işlem yapılacağı öğrenildi. Şüphelilerin gözaltına alınma gerekçesi olarak, şüpheliler aleyhindeki deliller, atılı suçun özelliği, kaçma şüphesi gösterildi.

8 sanığın tahliye kararına itiraz

“FETÖ’nün medya yapılanmasına” yönelik dava kapsamında, duruşma savcısı, aralarında Hanım Büşra Erdal’ın da bulunduğu 8 sanığın tahliye edilmesi kararına itiraz etti.

İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi, “FETÖ’nün medya yapılanmasına” yönelik dava kapsamında, duruşma savcısının, 8 sanığın tahliye edilmesi kararına itirazını kabul etti.

Atilla Taş’a da gözaltı kararı

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca, ayrıca ‘FETÖ’ye yönelik soruşturma kapsamında, tahliyelerine karar verilen, aralarında Atilla Taş’ın da bulunduğu 7 şüpheli hakkında da gözaltı kararı çıkarıldı.

Tahliyesine karar verilen 21 isim şöyleydi:

Abdullah Kılıç, Ahmet Memiş, Ali Akkuş,  Atilla Taş, Bayram Kaya, Bünyamin Köseli, Cemal Azmi Kalyoncu,  Cihan Acar,  Cuma Ulus, Gökçe Fırat Çulhaoğlu, Habip Güler, Halil ibrahim Balta, Hanım Büşra Erdal, Hüseyin Aydın, Muhammet Sait Kuloğlu, Murat Aksoy,  Mustafa Erkan Acar, Oğuz Usluer, Seyid Kılıç,  Yakup Çetin, Yetkin Yıldız.

 

(Cumhuriyet)

 

Son dönemin Yeşil Kitapları

Doğadabuan

 

Dilimizde zaman sözcüğüne denk gelen söz “an” olmalıdır. Güney Sibirya’da doğanın özgür halkı Dukhalar’la yaşadığım sırada, zaman sözcüğünün “an” olarak karşılandığını fark etmiştim. Dünyanın en özgür Türkleri, Sayan Dağları’nda her an özgürce ve doğanın içinde yaşıyor. Anadolu’da ise giderek doğadan uzaklaşan, çoğu yerde kopan bir halk var. Hüseyin Çağlar İnce, hiç beklemediğimiz bir anda, “doğadabuan” diyerek, ya bir çiçek ya da bir kelebek göstererek bizi kendimize getiriyordu. Çağlar, Magma dergisi okurlarına birdenbire sunduğu “doğadabuan” armağanlarını kitaplaştırdı. Herkes, “doğadabuan” desin ama bunun için Çağlar’ın sürpriz yapacağı anı beklemesin.

Özcan YüksekMagma Dergisi Genel Yayın Yönetmeni

 

Doğadabuan
Hüseyin Çağlar İnce
A7 Kitap
2017

 

Küresel Bakışla Kutup Çağı

Farklı Disiplinler Çok Yönlü Perspektifler

Arktika Bölgesi giderek daha ulasılabilir hale gelmektedir. Soğuk Savaş yıllarında Bölge’ye atfedilen’öğrenilmiş değersizlik’ zaman içinde değişmis, askerileşmenin yerini kaynakların ekonomik potansiyeli almıştır. Yaşanan bu değişim, ‘Kutup Çağı’ kavramı ile vücut bulmuştur.

Uluslararası politikada iki kutupluluğun ortadan kalkmasından sonra geçen çeyrek yüzyıl içinde “Yeni Alanlar” ortaya çıkmış “Yeni Bakış” açıları dillendirilmeye başlanmıştır. Buradaki itici güç çevresel değişiklik, küresel ısınma ve buz kitlelerinin ayrışma sonucu doğal zenginliklere kolayca ve daha ucuz bir şekilde ulaşmaya dayanmaktadır. Bu arada iklim değişikliğine bağlı olarak buzul dağlarının artan bir hızla erimeleri sonucu alışılagelen  buzlarla kaplı Arktika manzaralarını ortadan kaldırmakta, yerli halkların geleneksel yaşam koşullarını kökünden değiştirmektedir. Küreselleşmenin  de Bölge’ye girmesiyle devasa ölçekli trans holdinglerin kaynaklara ulaşım mücadelesi ve bu kaynakları sömürme rekabeti artarak sürmektedir. Ekosistemin bozulması ve orman arazilerinin küresel düzeyde  azalmasından sonra  Arktika’da uzun yıllardır gözlemlenen iklimsel kriz, günümüzde uluslararası toplumun mevcut krizleri arasında en etkili boyuta ulaşmıştır.

 

Küresel Bakışla Kutup Çağı
Farklı Disiplinler Çok Yönlü Perspektifler
Editörler: Hakan Gümrükçü, Aybüke İnan Şimşek, Güneş Ersoy
Efil Yayınevi
2017

 

Termik Santrallerin Maliyeti – Alternatif Bir Değerlendirme”

Bu çalışma, yapımı planlanan ve nihai ÇED raporları Bakanlığa sunulan beş termik santralin (CENAL Entegre Enerji Santrali, SOCAR Power Termik Santrali, HEMA Termik Santrali, DOSAB Buhar ve Enerji Üretim Tesisi ve SANKO Gölbaşı Termik Santrali) maliyetlerine dair kapsamlı bir değerlendirme yapmakta ve bu yolla ÇED raporlarında sunulan fayda-maliyet analizlerinde bahsi geçmeyen, ancak esas itibariyle doğaya ve topluma yüklenen ‘gizli’ maliyetlere ışık tutmaktadır. Bu bağlamda bir parasal değerlendirme çalışmasını içermekle beraber bu tür bir değerlendirmenin açmazlarını yok saymayan bir yöntemsellik benimsemiştir. Dolayısıyla çalışmaya konu edilen projelere dair kapsamlı bir maliyet hesaplaması çıkarmak iddiasında olmaktansa, ÇED raporlarında mevcut değerlendirmelerin kısıtları ve eksikliklerini açığa çıkarmayı hedeflemektedir.

Termik Santrallerin Maliyeti – Alternatif Bir Değerlendirme”
Bengi Akbulut
Ekoloji Kolektifi Yayını
2017

 

Derleyen: Barış Gençer Baykan

[Gözetleme Kulesi] Fadime’nin Düğünü! – Cengiz Ünal

Hiç beklemediğim bir anda gerçekleşiyor buluşma. Kadıköy’de yürüyorum, kafamda bin tane tilki, hayaller hayaller. Kadıköy’ün son zamanlardaki hali, kalabalık her çeşit insan yani. Çok uzaktan göz göze geliyoruz, o an anlıyorum bana doğru gelecek ve konuşmaya başlayacağız. Yirmili yaşlar, gözler cin gibi, girişken ve aktif bir tavrının olduğu yürüyüşünden belli. Hemen kafamda konuşma alternatiflerinin nereye gideceğini belirlemeye başlıyorum. Yani ne derse ne derim falan, bir yandan da “belki de bana doğru gelmiyordur” düşüncesi kafada dönüyor. Neyse ben böyle gel-git ler yaşarken kız tahmin ettiğim gibi bana yaklaşıyor ve o güler yüzüyle soruyor soruyu “Merhaba efendim, bir dakikanızı ayırabilir misiniz acaba?”

Yani keşke kafamda sayaç falan olaydı da daha önce kaç kişiyle konuştuğumu bilir ve ona göre yaklaşırdınız belki, hangi sohbet kiminle ne kadar ilerlemiş falan diyesim geliyor ama vazgeçiyorum. Bir de aslında seviyorum bu gönüllü insanları, ayrıca da çok çok acelem yoksa her zaman vakit ayırıyorum. Yine öyle oluyor ben sizleri seviyorum deyiveriyorum ve başlıyoruz muhabbete. Aslında bir yandan bende kendimi test ediyorum, yani bende de gelişmeler var kayda değer. İlk zamanlarda 15 dakika falan sürüyordu. Şimdilerde ise en kısa ne kadar sürede kendimi ifade edebilirim diye bi çabaya girdim benim için de iyi oluyor, can alıcı kelimelerimin ne olduğunu ve onların üstünde nasıl etki ettiğini anlamaya çalışıyorum. Bazen hiç etkili olamıyorum bana “he” deyip geçiyorlar ama genelde bana pek katılmasalar da beni anladıklarını hissediyorum. Olsun benim amacım da bir şeyler ekmek onların kalbine aslında.

Editörün Notu: Cengiz Ünal ve arkadaşları 2004’ te kurdukları Vokaliz ile, 2015’ de Boğaziçi Caz Korosu’ ndan Ruhi Su Dostlar Korosu’ na kadar on grubun yer aldığı İklim İçin Korosu’ na katılmış ve İklim İçin hareketi gönüllülerine bir Karadeniz türküsünün yorumuyla destek olmuşlardı. 

Evet gönüllülerden bahsediyorum ama hangilerinden bahsettiğimin bir önemi yok çünkü burada yazacaklarım onlarla ve onların bağlı olduğu ve gönüllüsü oldukları sivil toplum kuruluşları ile ilgili değil. Onlar işlerini ellerinden gelenin en iyisini yaparak gösteriyorlar. Onlar bizim elektrik sistemindeki sigortamız yani yüksek gerilim olunca ilk reaksiyon veren sigorta kutusu. Olası bir problemi işaret etmek için sistemi kilitlerler. Sen sistemi tekrar aktif duruma getirirken aynı zamanda kurulan sistemin neresinde yüksek bir gerilimin oluştuğunu anlamaya zorlarken bulursun kendini. Tam da bu örneği vermişken aklıma şu soru geliyor. Bir sigorta kutusu sistemi değiştirebilir mi? Biyolojik sigorta kutuları olan STK lar evrenimiz ve bu evrende yaşayan tüm canlılar için zararlı olabilecek davranışları çok sert bir dil ile uyarırlar, bu çoğu zaman bir eylem ile taçlandırılır. Toplumun geneli tarafından “uyumsuz insanlar” gibi bir eleştiriyi almak zorunda kalsalar da bu hassas insanlar kontrollü değişim için olmazsa olmaz birliktelikler. Şimdi şu bizim elektrik panosundaki sigorta kutusu örneğine birazcık geri dönmek istiyorum, orada bazı tespitler bizi bekler.

Bizim sigorta kutusu planlandığı gibi her yüksek gerilimi görünce sistemi kapatır. Herhangi bir inisiyatifi yoktur, yaptığı aslında sadece limiti aşınca elektriği kesmek. Çocukluğumun geçtiği evde sigorta panosu apartman girişindeydi ve her sigorta attığında babaannem beni aşağıya gönderirdi sigorta telini tekrar sarmaya. Problemi bildiği zamanlar (örneğin fırın ile ütüyü aynı anda kullanınca sigorta atardı) bazen hatayı bilerek yapmak istediğinden, bana “teli çift sar atmasın şu sigorta” derdi. Özetle istediği sonuca ulaşabilmek için sigorta kutusundaki kuralları değiştirirdi. STK ların her zaman için savaşı hukuk alanında olmuştur. Kuralların yasa yapıcılar tarafından değiştirilmesi ve bu yasaların yeterli olup olmadığına toplumsal bir vicdan oluşturarak kanaat getirmek işi monarşinin yıkılmasından sonra modern toplumun vazgeçilmez bir parçası oldu, olmalı da, yoksa ne yapardık, yangın çıkar maazallah.

Sigorta kutularımız ve STK larımız çalışmaya devam etsinler. Varlıkları çok önemli ve büyük. Sistemin nabzını tutuyorlar. Fakat sistemin değişmesinin bu yol ile gerçekleşemeyeceğine olan inancım gün geçtikçe artıyor. Kapitalizm, Marks’ın da dediği gibi “Kendi sonunu getiriyor ve sona doğru ilerliyor” Bundan neredeyse 150 yıl önceye kadar, binlerce yıldır toplumun %95 i neredeyse tükettiği her şeyi üretebiliyordu. Bugün modernleşme adı altında geldiğimiz noktada her 100 insandan sadece 30’ u tükettiklerini üretebiliyor o da artık asla üretemeyeceği başka türden tüketimlere bağımlı. Örneğin elektrik veya internet gibi. Bu fark gerçekten evrenimizin dengesini bozan türden bir değişim ve bu değişim öyle birkaç kanunun değişmesi ile düzelecek gibi değil!

Ben mesela bir anti-kapitalist olarak bu yazıyı bir bilgisayar programında oluşturuyorum elektrik harcıyorum ve artık kanıksadığımız gece yatış saati olan 23.00 civarlarına kadar evimdeki bazı ışıklar bu yazının bir kısmını bitirene kadar açık olacak. Düğmesine sadece basarak çalıştırdığım daireme ait kalorifer kazanıma doğal gaz yine bir kriz olmazsa Rusya’dan geliyor olacak. Temel ihtiyaçlarımıza bağımlı hale getirildik. Ücretsiz sahip olduğumuz suyu daha konforlu diye şebekeden alıyoruz. Karşılığında parasını veriyoruz, mantıklı gibi görünse de zahmetini çekmediğimizden değerini bilmiyoruz. “Amaaan canım parasını vermiyor muyum?” sorusu modern toplumda bir hak olarak duruyor. Doğaya olan bedelleri de hukuki mücadeleye kaldı. Hayvanlar ve bitkiler bizi mahkemeye verene kadar zamanımız var, şu anda sorun yok.

Elektrik, su kadar kimyasal ve biyolojik atıklarımız da bir o kadar önemsemediğimiz en önemli bağımlılıklarımızdan. Kendi pisliğimizi bile temizlemekten aciziz. Sifonu çekince bitiyor bizim için, ha bu arada Kadıköy’ün ortasında yoğurtçu parkı kokuyor bi ilgilenmediler şununla herkesin ağzında. Ne de olsa ben yapmadım ya “biz” yaptık, ben de biz ’in bir parçası olarak o kadar da sorumlu değilim, ayrıca bununla da ben mi ilgileneceğim? Herkes işini düzgün yapsın arkadaş. Di mi? Aslında atıklarımızdan sorumlu olduğumuzu düşünsenize? Kim bahçesini kirletir? Biyolojik atıklar tavuklara, kimyasalları da biriktirip bir yerde toplardık. Cam’ı da geri dönüşüme. Temiz suyumuzun kanalizasyonumuzla kirlenmemesi birden çok önemli oluverirdi. Herkes işini düzgün yapsın dan bu işi ben yapmazsan içme suyum olmayacak’a terfi ederdik.

İronik olan, sisteme karşı çıkan herkesin sistemde bir ağırlık oluşturması. Gündüz sistemi değiştirmek için çalışıp akşam musluğu çevirince sıcak su akmasını beklemek. Suların önünü kesmeyelim diye türküler yakıp bu türküleri binlerce volt akım çeken ışıklı konserlerde icra etmek. Bir de çocuk sahibi olunca esas boyun eğmeye yatkın oluyorsun. Yavrucak nerden bilsin kuyudan su çekmeyi, odun sobasını? Para bulma oyunu için modern köle olmaya iyice giriyorsun sisteme.

Demem o ki söylemek ile yapmak arasında fark var. Bizim sistemin karşısında hayatta kalma becerilerimizi tekrar hatırlayıp gelecek nesillere örnek olacak cesaretli çiftlere ihtiyacımız var. Gideceksin oraya, her neresiyse, kuracaksın güneş panellerini. Kuyunu ellerinle kazacaksın. Tavuklarını seveceksin, gübresini sebze yapacaksın. Kurduğun bu sisteme çocuk yapacaksın, mutlu olacaksın kısacası örnek olacaksın.

Çanakkale/ Kızıltepe Permakültür Kolektifi
Alakır, Çuva

Hukuksal mücadeleyi anlıyorum ve saygı duyuyorum ama onun da ötesinde esas problem herkesin kentli olmaya özendirilmesi ve yeşil bir yaşamın varlığına sadece bir avuç insan kadar gönül vermemiz ve can alıcı olan ise sadece kentlerden konuşmamız. İcraat emekli olunca. Kimsenin hayat tarzı haline getirmeye cesareti yok. Kentlerden ayrılma cesaretimiz olmadan sistemle içeriden mücadele ediyoruz. Tersine göçü başlatmamız lazım. Mücadele ediyor olmamız problemi sadece bir nebze azaltıyor, kentlerde kaldıkça doğaya olan yükümüz katlanarak artacak. Su, elektrik ve milyonlarca insanın yaşamsal ihtiyacını üretmek doğayı kirletecek.

Editörün Notu: Vokaliz doğa için de şarkılar söyledi.

Son olarak söylemek istediğim şey de “Hadi gel köyümüze geri dönelim, Fadime’nin düğününde halay çekelim” olsun.

Sevgiler…

 

Cengiz Ünal

Mart 2017 Heybeliada

50 öğrenciye cinsel istismarda bulunduğu iddia edilen temizlik görevlisi tutuklandı

Mardin’in Derik ilçesine bağlı Göktaş Köyü İlköğretim Okulu’nda çalışan temizlik görevlisi 43 yaşındaki M.Ş.Y., eğitim gören yaşları 8 ile 12 arasında değişen 50 kız öğrenciye cinsel istismarda bulunduğu iddiasıyla tutuklandı.

Bir cinsel istismar vakası daha yaşandı. Mardin’in Derik ilçesine bağlı Göktaş Köyü İlköğretim Okulu’nda çalışan temizlik görevlisi 43 yaşındaki M.Ş.Y., çalıştığı okuldaki çocuklara cinsel istismarda bulunduğu iddiasıyla tutuklandı.

Mardin’in Derik İlçesi’ne bağlı Göktaş Köyü’ndeki ilköğretim okulunda eğitim gören bir kız çocuğu, ailesine, okulda temizlik görevlisi olarak çalışan evli ve 3 çocuk babası M.Ş.Y.’nin kendisine cinsel istismarda bulunduğunu söyledi. Aile de durumu okul yönetimine bildirdi. Rehber öğretmenin diğer öğrencilerle yaptığı görüşmede, M.Ş.Y.’nin çok sayıda çocuğa cinsel istismarda bulunduğu ortaya çıktı.

Olayın Derik Cumhuriyet Başsavcılığı’na bildirilmesi üzerine soruşturma başlatıldı. Pedagog eşliğinde okulda eğitim gören bütün öğrencilerin ifadesi alındı. Öğrencilerden 50’si, değişik zamanlarda M.Ş.Y.’nin cinsel istismarına maruz kaldıklarını söyledi.

Gözaltına alınan M.Ş.Y., 22 Mart günü çıkarıldığı mahkemece tutuklanarak cezaevine kondu.

Olayla ilgili soruşturmanın devam ettiği belirtildi.

Tutuklanan temizlik görevlisi M.Ş.Y.’nin kuzeni olan köy muhtarı Haydar Yaşar, köyde çekememezlik durumlarının olduğunu ve olayın iftiradan kaynaklanmış olabileceğini söyledi.

Yaşanan olaydan büyük üzüntü duyduklarını belirten köylüler ise, “Böyle bir olayın doğruluğunun kanıtlanması halinde yazıklar olsun. Ama iftira ise Allah kurtarsın” dediler.

(Hürriyet)

Yeşil Gazete’deki ‘Baron Sarkis’ yazısı Agos’un Ermenice sayfalarında

Yeşil Gazete Haftasonu ve Kitap eki [ha-ki]nin 25-26 Mart tarihlerinde yayına aldığımız son sayısında yer verdiğimiz ve Ercüment Gürçay tarafından kaleme alınan “Baron Sarkis” yazısı bugün (31 Mart Cuma) yayımlanan Agos Gazetesi’nin Ermenice sayfalarında da yeraldı.

Pakrat Estukyan tarafından Ermenice’ye çevrilen yazı böylelikle Ermenistan’daki ve diasporadaki bütün Agos aboneleri ile de buluşmuş olacak.

Sarkis Seropyan ve Pakrat Estukyan

Yazısının Agos’ta Ermenice olarak yeralmasına dair duygu ve düşüncelerini sorduğumuz Ercüment Gürçay ise şunları aktardı:

Her zaman kardeşliğin ve barışın sesi oldu Sarkis abi. Anadolu’ da yaşanan onca acıya rağmen, milliyetçiliğe savrulmadan her zaman özlemle insanların bir arada kardeşçe yaşadığı günleri anlattı durdu. Televizyonda Nar Taneleri’ nin izini sürdü. Masallar derledi, çocuklara masallar anlattı, masalcımızdı.

Bu yazım bir kardeşinden ona yazılmış bir mektuptu. Eline ulaşmıştır ve yakında yanıtı da gelir.

 

(Yeşil Gazete)

Yaşamı Savunanlar #Hayır demek için pazar günü Karaköy’de buluşuyor

Kuzey Ormanları Savunması’ndan yapılan çağrıya göre, Yaşamı Savunanlar 2 Nisan Pazar günü, saat 14:00’de Haliç Port, Galataport, Kabataş Martı gibi projelerle denizi ve kültürel varlıkları yok eden, Cerattepe, Akkuyu, Hevsel Bahçeleri, Alakır, Kuzey Ormanları gibi doğal ekolojik alanları talan eden projelere #Hayır demek için Karaköy’de bir araya geliyor.

“Yaşamı Savunanlar #Hayır için yürüyor” sloganı ile gerçekleştirilecek etkinliğe dair Kuzey Ormanları Savunması’ndan yapılan çağrı şu şekilde:

Yaşamı Savunanlar 2 Nisan Pazar, saat 14:00’de Karaköy’de #Hayır için yürüyor!

Biz yaşamı savunanlar; ortak geleceğimizi, doğayı ve kentleri ölçüsüzce tehdit eden başkanlık rejimine karşı, 26 Şubat’ta Maçka Parkı’nda buluşmuş, “Yaşam İçin Hayır” demiştik.

Şimdi bu sesi yükseltiyor, 2 Nisan Pazar günü, saat 14:00’de Karaköy’de buluşuyoruz. Haliç Port, Galataport, Kabataş Martı gibi projelerle denizi ve kültürel varlıkları yok eden, Cerattepe, Akkuyu, Hevsel Bahçeleri, Alakır, Kuzey Ormanları gibi doğal ekolojik alanları talan eden projelere #Hayır demek için Karaköy’de bir araya geliyoruz.

Tarih nostaljiye dönüşmesin, hafıza katledilmesin, doğa yaşamı üretmeye devam etsin istiyoruz. Başkanlık rejimiyle demokratik hak ve özgürlüklerimizi, hukuk mücadelemizi elimizden alacak bir güce, biz kent ve ekoloji örgütlerinde buluşan yaşam savunucuları #Hayır diyoruz.

Bu sınırsız güç istemine doğa adına, yaşam alanlarımız adına #Hayır demek, referandumda sesimizi büyütmek için 2 Nisan Pazar günü, saat 14:00’de Karaköy’de Kadıköy Vapur İskelesi yanındaki alanda buluşuyor, #Hayır için birlikte yürüyoruz.

Facebook etkinlik sayfasına bu link üzerinden erişim mümkün.

 

(Yeşil Gazete)

Şarkıcı Atilla Taş ve ‘FETÖ medya yapılanması’ndan tutuklu 20 kişi tahliye edildi

‘FETÖ’ medya yapılanmasına ilişkin, 26’sı tutuklu 29 sanığın yargılandığı davada mahkeme gazeteci Murat Aksoy ve şarkıcı Atilla Taş’ın da olduğu tutuklu 21 kişinin tahliyesine karar verdi.

Tahliyesine karar verilen isimler, Abdullah Kılıç, Ahmet Memiş, Ali Akkuş, Atilla Taş, Bayram Kaya, Bünyamin Köseli, Cemal Azmi Kalyoncu, Cihan Acar, Cuma Ulus, Gökçe Fırat Çulhaoğlu, Habip Güler, Halil ibrahim Balta, Hanım Büşra Erdal, Hüseyin Aydın, Muhammet Sait Kuloğlu, Murat Aksoy, Mustafa Erkan Acar, Oğuz Usluer, Seyid Kılıç, Yakup Çetin, Yetkin Yıldız oldu.

Doğan Haber Ajansı’nın (DHA) haberine göre, İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesindeki beşinci duruşmaya, Ünal Tanık, Ufuk Şanlı, Atilla Taş, Gökçe Fırat Çulhaoğlu’nun da aralarında bulunduğu tutuklu 25 sanık, 2 tutuksuz sanık ile avukatları katıldı. Duruşmada sanık ve avukatların talepleri alındı.

Cumhuriyet savcısı, suç vasfının değişme ihtimalinin bulunması, tutukluluğun tedbir mahiyetinde bulunması ve tutuklu kaldıkları süre dikkate alınarak tutuklu sanıklar Atilla Taş, Gökçe Fırat Çulhaoğlu, Yakup Çetin, Yetkin Yıldız, Seyit Kılıç, Mustafa Erkan Acar, Hüseyin Aydın, Abdullah Kılıç, Ali Akkuş, Bünyamin Köseli, Cihan Acar, Oğuz Usluer ve Murat Aksoy’un haklarında yurt dışına çıkış yasağı konularak tahliyelerine, diğer tutuklu 13 sanığın ise mevcut durumlarının devamına karar verilmesini talep etti. Mahkeme aralarında Atilla Taş’ın da olduğu 21 kişinin tahliyesine karar verdi.

Şarkıcı Atilla Taş, ‘FETÖ’nün medya yapılanması soruşturması kapsamında 200 günü aşkın zamandır tutuklu bulunuyor. Taş ilk kez Pazartesi günü mahkemeye çıktı.

Savcının talebini açıklamasının ardından söz alan tutuklu sanık Atilla Taş mahkeme heyetine hitaben “Ne olur bizi yalnız bırakmayın. Sizi seviyoruz” dedi.

Duruşma sanık ve avukatlarının taleplerinin alınmasıyla devam ediyor.

İddianameden

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Bürosu savcılarından Murat Çağlak tarafından hazırlanan iddianamede, örgütün sosyal medyadaki propaganda aracı olan “fuatavni” adlı hesabının kurucusu olduğu tespit edilen ve firari olduğu gerekçesiyle hakkında yakalama kararı çıkarılan sanık Said Sefa hakkında “Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etmek” suçundan ağırlaştırılmış müebbet, “silahlı terör örgütü yönetmek” suçundan da 15 yıldan 22,5 yıla kadar hapis cezası talep ediliyor.

İddianamede, sanıklar kapatılan Meydan gazetesinin yazarı Atilla Taş, yine kapatılan “Rotahaber” sitesinin sahibi Ünal Tanık ile gazeteciler Abdullah Kılıç, Ahmet Memiş, Ali Akkuş, Bayram Kaya, Bülent Ceyhan, Bünyamin Köseli, Cemal Azmi Kalyoncu, Cihan Acar, Cuma Ulus, Davut Aydın, Emre Soncan, Gökçe Fırat Çulhaoğlu, Habib Güler, Halil İbrahim Balta, Hanım Büşra Erdal, Hüseyin Aydın, Muhammed Sait Kuloğlu, Muhterem Tanık, Murat Aksoy, Mustafa Erkan Acar, Mutlu Çölgeçen, Oğuz Usluer, Seyid Kılıç, Ufuk Şanlı, Yakup Çetin ve Yetkin Yıldız hakkında da “silahlı terör örgütüne üye olmak” suçundan 7,5 yıldan 15’er yıla kadar hapis istemiyle cezalandırılmaları isteniyor.

Cumhuriyet gazetesinden Canan Coşkun’un haberine göre, Tutunaklara yansıyan ifadelerden bazı satır başları ise şöyleydi:

Twitter hesabından Fuat Avni’nin kulis bilgileri ile ilgili 493 tane paylaşım yapmakla suçlanan Muhammet Sait Kuloğlu, “Yeni Şafak ve Yeni Akit gazetelerinde yüzlerce haber yapılmış Fuat Avni ile ilgili. Sabah gazetesinde 91 tane yapılmış. Bu gazetelerin yöneticileri nerede?” diye sordu. Mahkeme Başkanı İbrahim Lorasdağı’nın “Etkin pişmanlıktan yararlanmak istiyor musunuz” sorusu üzerine Kuloğlu, “Türkiye’de gazetecilik yaptığıma pişmanım” diye yanıt verdi.

Kapatılan Zaman gazetesi muhabiri Emre Soncan, “Nezarethanede 3 kişilik hücrelerde 13 kişi kalıp cezaevine getirildiğimde hayattan vazgeçmişlikle ölmek istedim. Bu dünyanın başka bir dünyanın cehennemi olduğunu düşünmeye başlamıştım” dedi. “Cübbeleri iliksiz hakimlerin karşısında aklanmak istiyorum” diyen Soncan, meslek hayatı boyunca hiçbir tarikata, örgüte üye olmadığını, 2012’ye kadar Başbakanlık akreditasyon kartına sahip olduğunu belirtti.

Gazeteci Murat Aksoy, “Kendim için değil, 7.5 aydır göremediğim 2 çocuğum için adalet istiyorum” dedi. Bütün çalışmalarının demokratikleşme üzerine olduğunu belirten Aksoy, “AKP’nin kuruluş zamanlarından pek çok politikasını benimsedim. 2011’deki Arap baharından sonra dış politikada bir savrulma yaşadı. Ben de bu dönemden itibaren de bunu eleştirdim” dedi. Aksoy, Gezi Parkı eylemleri sırasında Yeni Şafak gazetesinde iktidarın yanlış bir politika izlediğine ilişkin yazılar yazdığını anımsatarak, “Gezi Parkı ile ilgili eleştirel yazılarım ve 25 Aralık 2013’te A Haber, TGRT ve CNN Türk’te yaptığım konuşmalar nedeniyle Yeni Şafak’taki işimden çıkarıldım. O dönemde 2. çocuğumun olacağını öğrendim. Bunun yanında eşimin sağ gözünün arkasında bir tümör tespit edildi. O dönemde içinde bulunduğumuz ekonomik durum nedeniyle gelen teklifi kabul ederek Millet gazetesinde işe başladım. Halk TV’de program yaptım. Kapatılmış gazetelerde yazmak suçsa benim dışımda başka gazetecilerin de olması gerek” dedi.

Tutuklu gazeteci Mutlu Çölgeçen ise savunmasında mahkeme başkanı Lorasdağı’na kendisini tutukladığını söyledi. Atilla Taş’ın cezaevinde bir kitap çalışması içinde olduğunu kaydeden Çölgeçen, kitabın adının “Sakıncalı Çökelek” olduğunu belirtti.

Kapatılan Zaman gazetesi yazarı Hanım Büşra Erdal, yazılarının hiçbirinde suç unsuru olmadığını iddia etti. “Ben organik bir gazeteciyim. Herkesle temas kurmuş bir kişiyim” diyen Erdal, “Muhabirlikten gelmeyim. İstanbul Barosu’nu en çok takip eden gazeteciyim. Balyoz davası zamanında barodan kovuldum ama sonra kovan kişi gönlümü aldı. Panel var ben varım, baro var ben varım, duruşmalar var ben varım. Soma’da maden kazası olur, Soma’ya giderim. Aktif, her alanı hukukta severek takip eden bir muhabirdim. Bugüne kadar da utanacak ve art niyetli yaptığım hiçbir şey olmadı” ifadesini kullandı.

Türk Solu dergisinde geçmişte Radikal, Hürriyet ve Taraf gazetesinin Fethullah Gülen cemaatine yakınlaştıkları ile ilgili yaptıkları haberleri sıralayarak başlayan Gökçe Fırat Çulhaoğlu’nun savunması şöyle: “Osman Pamukoğlu mücadele arkadaşımdır. 20 yıldır sadece ve sadece Atatürkçü, solcu ideallere bağlı, ulusal sol ideolojiye sahip bir insanım. 6 okun dışında 20 yıldır bir faaliyetim yoktur. Biz Fethullah Gülen ile bir araya gelme gayreti gösteren aydınlarımıza bile karşı çıktık” dedi. Ergenekon ve Balyoz davalarının kumpas olduğuna ilişkin yazılarını heyete okuyan Çulhaoğlu, “17 Aralık yolsuzluk soruşturmasından sonra da Fethullah Gülen cemaatinin paralel bir yapı olduğunu yazdım. 17 Aralık’tan sonra yolsuzluğa karşı çıktık. 17 Aralık’ı görmeden yola devam edemem. Benim yolsuzluğun peşine düşmem gerek çünkü adalet peşine düşemiyor” dedi. Halen Fethullah Gülen’in hakkında açtığı davada yargılandığını kaydeden Çulhaoğlu, “Fethullah Gülen’in adil, şeffaf mahkemelerde yargılanmasını bekliyorum” dedi. “Biz 3 kuşaktır solcuyuz” diyen Çulhaoğlu, “Ben devrimci adamım. Gökçe Fırat’tan Fettullahçı çıkartamazsınız” ifadelerini kullandı.

(T24)

Çatı aralığında yarasa yaşadığı tespit edilince bina yıkımı ertelendi

İsveç’in Halmstad kenti belediyesinin yıkım kararı aldığı bir binanın çatı katında tek başına yaşayan erkek yarasanın tespit edilmesi üzerine binanın yıkım kararı ertelendi.

Doğa koruma danışmanı Rune Gerell’in yarasanın yaydığı ultrason dalgalarını algılayan özel bir teknikle tespit ettiği erkek yarasının çiftleşme dönemi öncesinde olduğu ve dişi yarasaları çiftleşmeye çekmek için özel ses titreşimleri yaydığı belirtildi.

İsveç Türlerin Korunma Yasası’nın çok sıkı olduğunu belirten Rune Gerell bu durumda Halmstad Belediyesi’nin söz konusu yapıyı yıkabilmesi içim Kent İdare Kurulu’ndan özel muafiyet izni alması gerektiğini söyledi.

İsveç Doğa Koruma Yasaları’na göre şimdiye kadar İsveç’te tespit edilen 19 yarasa türü 1986 yılından bu yana koruma altında bulunuyor.

Bunun yanı sıra sonradan uygulamaya giren AB “Yarasa Sözleşmesi” (EUROBATS) uyarınca da birlik üyesi ülkeler Avrupa’da yaşayan yarasa türlerinin yaşam alanlarını tespit ederek bunları korumakla da yükümlü.

 

(Cumhuriyet)

9 günlük bebek 4 bin liraya satıldı!

Muğla’da, ailesinin henüz 9 günlükken 4 bin lira karşılığı başka bir aileye sattığı ortaya çıkan 1 aylık Fatma Gül bebeğin, solunum yetmezliği nedeniyle Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Yenidoğan Ünitesi’ndeki 9 gün süren tedavisi tamamlandı. Muğla Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürlüğü yetkililerine teslim edilen bebek, devlet korumasına alındı.

Muğla’nın merkez ilçesi Menteşe’de oturan 35 yaşındaki D.K. ve eşi 39 yaşındaki Z.K., 21 Mart’ta akşamı solunum sıkıntısı çektiği gerekçesiyle 25 günlük bebeklerini Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi (MSKÜ) Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne götürdü. Doktorlar bebeğin bacağında morluk tespit edince durumu hastane polisine bildirdi. Muğla Emniyeti Asayiş Şube Müdürlüğü ekipleri, Z.K.’nin “Evde doğum yaptığım için nüfustan geçici kimlik kartı çıkarttım” ifadesi vermesi üzerine soruşturmayı derinleştirdi. Polis ekipleri, çiftin, bebeği 9 günlükken, Dalaman İlçesi’nde tanıdıkları 45 yaşındaki Ü.K. ve 43 yaşıdaki N.Ç. aracılığıyla ev kadını, 45 yaşındaki G.C.’den 4 bin liraya satın aldıkları belirlendi. Polis, D.K. ve eşi Z.K ile Ü.K., N.Ç. ve bebeğini sattığı belirlenen G.C.’yi gözaltına aldı. Bebeğin biyolojik annesi G.C. polisteki ifadesinde, şöyle dedi:

“İmam nikahlı eşim A.K. ile yaşıyorum. Hamile kalınca herkesten sakladım. Çocuğumun doğum zamanı eşimle bakacak durumumuz olmadığı için tartıştım. Doğumu başka bir evde gerçekleştirdim. Maddi imkansızlıklar nedeniyle bebeğimi komşum Ü.K.’nin tanıdığı bir aileye 4 bin liraya sattım. 1000 lirasını Ü.K. aldı.”

D.K. ve eşi Z.K., çocuğunu sattığı öne sürülen anne G.C. ile buna aracılık ettiği belirtilen Ü.K. ve N.Ç., geçen 22 Mart tarihinde sevk edildikleri adliyede tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı. D.K.’nın bebeği dövmedikleri yönündeki iddiası üzerine yeniden sağlık kontrolünden geçinilen bebeğin bacağındaki morluğun doğum lekesi olduğu anlaşıldı. D.K. ve Z.K.’nın evlatlık olarak aldıktan sonra ‘Fatma Gül’ adını verdikleri bebeğin Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Yenidoğan Ünitesi’ndeki 9 gün süren tedavisi tamamlandı. Fatma Gül, bebek dün Muğla Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürlüğü yetkililerine teslim edilerek, koruma altına alındı.

(Vatan)

74 yıldır beyazperdedeydi: Usta oyuncu Halit Akçatepe yaşamını yitirdi

Usta oyuncu Halit Akçatepe hayatını kaybetti.

Türk Sineması’nın en bilinen simalarından olan ve hafızalarımıza kazınan birçok filmde rolü bulunan Halit Akçatepe 1938’de İstanbul doğumluydu.

Halit Akçatepe kimdir?

Halit Akçatepe 1 Ocak 1938’de İstanbul’da doğmuştur. Üsküdar’da doğan Halit Akçatepe ilköğretimini Refik Halit Karay Mektebi’nde okumuştur. Babası Sıtkı Akçatepe ve annesi Leman Akçatepe’de Türk Sineması’na emek vermiş usta oyunculardandır. Babası Sıtkı Akçatepe Lale Devri Sadrazamı Nevşehirli Damat İbrahim Paşa’nın torunudur.

Halit Akçatepe’nin hayat hikayesi

Zamanın film yönetmenlerinden birinin, babasına “bize bir çocuk oyuncu lazım” dediği zaman, babası tülüatçı Sıtkı Bey oğlu Halit’i oynatmıştır. İlk filmini 1943’te 5 yaşındayken çekti. Daha sonra ilkokul sıralarında ders görmeye başladı. Saint Benoit Fransız Lisesi’nden mezun oldu. 1959’da Anıtkabir’de 1,5 yıl askerlik görevini yaptı. 1972’te Tatlı Dillim filmiyle şöhreti yakaladı. 1963’te Yasak, Gündoğarken, Semaya Baktım Seni Gördüm filmlerini çekti. 1975’te Hababam Sınıfı adlı filmindeki Güdük Necmi tiplemesiyle Türk sinemasına adını yazdırmıştır.

Halit Akçatepe’nin rol aldığı filmler

Babam Sınıfta Kaldı (2013)
Krem (dizi) (2012)
Kral Çıplak (2012)
Leyla ile Mecnun (dizi) (2011)
Geniş Aile (2009)
Aile Reisi (2009)
7 Kocalı Hürmüz (2009)
Orada Neler Oluyor? (2009)
Vurgun (2008)
Genco (2007)
Yalan Dünya (2007)
Hakkını Helal Et (2007)
Sesler Yüzler Mekanlar (2007)
İki Aile (2006 – 2008)
Sevda Çiçeği (2006)
Hababam Sınıfı Üç Buçuk (2005)
İki Arada Aşk (2005)
Cumbadan Rumpaya (2005)
Beşinci Boyut (2005)
Müyim Olan Aşkımız (2005)
Hababam Sınıfı Askerde (2004)
Büyük Buluşma (2004)
Canım Annem (2004)
Avrupa Yakası (2004)
Yeşilçam Denizi (2003)
Şapkadan Babam Çıktı (2003)
Hababam Sınıfı Merhaba (2003)
Vaka-i Zaptiye (2002)
En Son Babalar Duyar (2002)
Çılgın Bediş (2001)
Siyah Cennet (2000)
Tersine Dünya (2000)
Konu Komşu (1999)
Eltiler (1997)
Hayvanlara Dokunduk (1997)
Hoşçakal İstanbul (1996)
Şaban İle Şirin (1995)
Çatı (1995)
Kaygısızlar (1994)
Hayri Beyin Son Aşkı (1993)
Oyun İçinde Oyun (1993)
Şaban Askerde (1993)
Yazlıkçılar (1993)
Anasının Kızı (1992)
Sürgün (1992)
İnsanlar Yaşadıkça (1989)
Bizimkiler (1989)
Kötü Kader (1987)
Büyük Koşu (1987)
Karımın Gölgesi (1987)
Keko Aptallar Çetesi (1986)
Keriz (1985)
Şaban Papucu Yarım (1985)
Şen Dul Şaban (1985)
Adile Teyze (1982)
Umut Dilencisi (1982)
Buyurun Cümbüşe (1982)
Talih Kuşu (1982)
Dört Geline Dört Damat (1981)
Renkli Dünyalar (1980)
Dokunmayın Şabanıma (1979)
Evlidir Ne Yapsa Yeridir (1978)
Şabanoğlu Şaban (1977)
Gülen Gözler (1977)
Bülbül Ailesi (1976)
Hababam Sınıfı Uyanıyor (1976)
Süt Kardeşler (1976)
Tantana Kardeşler (1976)
Şoför Mehmet (1976)
Lüküs Hayat (1976)
Bizim Aile (1975)
Hababam Sınıfı Sınıfta Kaldı (1975)
Merhaba (1975)
Ah Nerede (1975)
Üç Ahbap Çavuşlar (1975)
Şaşkın (1974)
Hababam Sınıfı (1974)
Köyden İndim Şehire (1974)
Salak Milyoner (1974)
Evet mi Hayır mı? (1974)
Kanlı Deniz (1974)
Mavi Boncuk (1974)
Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz (1974)
Canım Kardeşim (1973)
Tarkan: Güçlü Kahraman (1973)
Yalancı Yarim (1973)
Oh Olsun (1973)
Ömer Hayyam (1973)
Umut Dünyası (1973)
Sevilmek İstiyorum (1973)
İyi Döverim Kötü Severim (1972)
Tarkan: Altın Madalyon (1972)
Üç Sevgili (1972)
Sev Kardeşim (1972)
O Ağacın Altında (1972)
Tatlı Dillim (1972)
Feryat (1972)
Bir Varmış Bir Yokmuş (1971)
Üç Arkadaş (1971)
Beyoğlu Güzeli (1971)
Mahallenin Namusu (1953)
Köprüaltı Çocukları (1953)
Hayat Acıları (1951)
Güldağlı Cemile (1951)
İstiklal Madalyası (1948)
Bir Dağ Masalı (1947)
Karanlık Yollar (1947)
Senede Bir Gün (1946)
Günahsızlar (1944)
Nasreddin Hoca Düğün’de (1943)
Dertli Pınar (1943)

Senarya yazarı olduğu filmler

Şaban Pabucu Yarım – 1985
Gurbetçi Şaban – 1985
Lüküs Hayat – 1976