Google’da aramaya kalkmayasanız diye peşinen belirtelim. Herhangi uluslararası bir örgütün, birliğin, kuruluşun bu isimde bir gün ilan etmişliği yok. Bu günü, “çocuklarla birlikte tohum topları oluşturalım, müzik olsun, resim, masal, drama, yoga filan da bulunsun” maksadı ile Adana’da bu şenliği organize eden ÇEYİ(Çukurova Ekolojik Yaşam İnisiyatifi), Akustika Çocuk ve Moyo Masal grupları uydurmuş. Şenlik ise bu Cumartesi, yani yarın (29 Nisan) 14:00 ila 17:00 saatleri arasında Atatürk Parkı’nda
Sözü bu noktada onlara bırakıyor ve şenliğin gönlünüzce geçmesini temenni ediyoruz:
“ÇEYİ – Akustika Çocuk – Moyo Masal olarak ortaklaşa bir ÇOCUK etkinliği düzenliyoruz…
29 Nisan’da ben, sen, öbürü, falancanın çocuğu filan derken “Doğayı Sevdiğini Söyleme Günü” diye bir gün uydurduk, maksat buluşalım çocuklarla birlikte tohum topları oluşturalım, müzik olsun, resim, masal, drama, yoga filan derken böyle bir gün de buluşalım dedik.
“Lütfen doğaya fırlatacağınız tohum topunun içerisinde olmasını istediğiniz tohumları yanınızda getirmeyi unutmayın.
Tohumlar kiraz çekirdeğinden iri olmamalıdır.”
Çocukları eğlendirme görevi bize ait, sorumlulukları ebeveynlerine aittir
Etkinlikler ücretsizdir.
Lütfen çevrenizdeki tüm çocuklara duyurunuz ve getiriniz…”
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İzmir Milletvekili Musa Çam, Anayasa değişikliği referandumunun sayımı ve sonucuyla ilgili Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) itiraz başvurusu yaptı.
Başvuruyla ilgili açıklama yapan CHP’li Çam, şunları söyledi:
“Usulsüz ve şaibeli bir referandum yaşadık. Yüzde 49’un insan haklarının ihlal edildiği bir durum söz konusu. Parlamento içinde ve dışında bu gayrimeşru sonucun gerçek halk iradesini yansıtacak şekilde değişmesi yönünde mücadelemizi sürdüreceğiz.”
Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) mühürsüz oy pusulasını kabul eden kararıyla “referandum sonucunun gayrimeşru ve halk iradesini yansıtmayan bir sonuçla sonlandığını” ifade eden CHP’li Çam, AİHM başvurusunda bu sürece yaptığı itiraz ile ilgili belgeleri de ekledi.
Çam, “Adaletin haklının yanında olduğuna olan inancımızla sürecin peşinde olacağız” dedi.
Musa Çam, AİHM başvurusunda,16 Nisan’daki Anayasa değişikliği referandumuna ilişkin süreçte ve sonrasında yaşananları özetledi.
Çam, başvurusunda, “halk oylaması sürecinde tüm kamu kaynaklarının, tarafsızlık yemini eden cumhurbaşkanınca bizzat koordine edilen, kapsamlı bir planla ‘evet’ oyu verilmesi yönünde kullanıldığını” savundu.
Medyada, “Hayır” oyu verecekleri, “terör örgütüne destek vermekle” itham eden yayınlar yapıldığını öne süren Çam, başvurusunda, “halk oylamasının, 15 Temmuz darbe girişiminin ardından ilan edilen OHAL kapsamında çıkarılan çok sayıda KHK ile hak ve özgürlüklerin kısıtlandığı bir ortamda gerçekleştirildiğini” belirtti.
Çam, anayasanın 18 maddesi gibi görülse de aslında 72 maddesinde değişiklik yapılarak, kuvvetler ayrılığı rejiminin fiili ve hukuki olarak sona erdirildiğini ifade etti.
YSK’nın, mühürsüz oy pusulasını kabul eden kararıyla da referandum sonucunun gayrimeşru ve halk iradesini yansıtmayan bir sonuçla sonlandığını savunan Çam, AİHM başvurusuna, bu sürece yaptığı itirazla ilgili belgeleri de ekledi.
Antalya Valiliği’nin kamuya açık alanlarda alkol yasağı getirdiği bildirildi. Karara göre kamuya açık alanlar ve park halindeki araçlarda alkol kullanımı yasaklanıyor.
Antalya Emniyet Müdürlüğü’nden yapılan açıklamada, Antalya Valiliği’nin emriyle kamuya açık alanlarda alkollü içki içilmesinin yasaklandığı bildirildi. Açıklamada, çevreyi rahatsız edecek şekilde ve açıkta alkol alınmasının Valilik kararıyla yasaklandığı duyuruldu.
Emniyetin açıklamasında yasağa uymayanlar hakkında Kabahatler Kanununa göre işlem yapılacağı aktarıldı.
Antalya’da Çevreyi Rahatsız Edecek Şekilde ve Açıkta Alkol İçilmesi Valilik Kararı İle Yasaklandı https://t.co/4DuvsQlLpp
— Antalya Emniyet Müd. (@AntalyaEmniyet) 27 April 2017
Açıklamada açık park, bahçe ve üzerinde tesis bulunmayan açık alanlarda, belediye sınırları içerisinde, meskun mahallerde, karayollarında, kamuya açık yerler ile piknik ve ören yerlerinde, gar, otogar, meydan, cadde, sokak, tarihi ve kültürel mekanlarda içki içilmesinin yasaklandığı kaydedildi.
Ayrıca nerede park halinde olduğuna bakılmaksızın araç içinde çevreyi rahatsız edecek şekilde ve açıkta alkol içilmesinin yasaklandığı da belirtildi.
Antalya Valiliği de yeni düzenlemeye dair sosyal medya hesabı üzerinden bir paylaşım yaptı.
— T.C.Antalya Valiliği (@AntalyaValilik) 28 April 2017
Kara uymayanlar hakkında 5326 Sayılı Kabahatler Kanunu’nun 32 Maddesini ihlalden işlem uygulanacağı belirtildi. Kabahatler Kanunu’nun 32’nci maddesine göre yetkili makamlar tarafından adli işlemler nedeniyle ya da kamu güvenliği, kamu düzeni veya genel sağlığın korunması amacıyla, hukuka uygun olarak verilen emre aykırı hareket eden kişiye 100 lira idari para cezası veriliyor.
Referandum sonrası Yaşar Holding Yönetim Kurulu Başkanı Selim Yaşar’ın, yüzde 83 gibi yüksek bir hayır oranına sahip Karşıyaka ilçesinin basketbol takımı olan Pınar Karşıyaka’dan şirketin sponsorluğu çekmekle tehdit etmesinin ardından Yaşar Holding için, taraftarlardan hayır oyu veren vatandaşlara öğrencilerden beyaz yakalılara birçok kesimden boykot çağrısı yapılmıştı.
Yeşil politika yapan Genç Yeşiller grubu ise boykot çağrısının üzerine ‘’Boykot yetmez, tüketimi örgütleyelim!’’ diyerek günlük tüketimi yerel ağlarla ve kooperatiflerle örgütlemeye çağırıyor.
Genç Yeşiller’in çağrı metnini aynen paylaşıyoruz;
Boykot çağrısı gün geçtikçe büyüyor ama biz Genç Yeşiller YETMEZ diyoruz.
Bir sermayeden alıp başka sermayeye kazandırmayalım!
Politik sistemi besleyen sermayeye sürekli para kazandırmaktan bıktınız mı? Öyleyse onların ürünlerini kullanmaktan vazgeçin. Her boykotta bir sermayeden alıp diğer sermayeye kazandırmaktan da vazgeçin!
Genç Yeşiller, boykot etmek isteyen herkesi yerel, doğa dostu, patronsuz ürünleri tercih etmeye ve takasa, onarmaya, geri dönüşüme çağırıyor.
Yaşar Holding gibi, henüz açık vermeyen büyük sermaye temsilcisi birçok şirket, fabrika ve benzeri kuruluşlar, her gün insan haklarını ihlal etmeye, çalışanlarını sömürmeye ve doğaya düşman olmaya devam ediyor, yozlaşmış politik sistemi besliyor. Bu sermayelerin gücünü ancak birleşerek alt edebiliriz.
Tüketimi örgütleyelim!
Doğa dostu tüketim yapmak ve hatta hiç tüketmemek sanıldığı kadar zor değil. Biz denedik, çok güzel oluyor.
Gıda dışı ürünlerde ihtiyaç fazlası almamakta, takas etmekte ve onarmakta ısrarcı olun. Takas etkinliklerini veya ikinci el satışlarını Facebook ya da diğer internet ortamlarından takip etmek çok kolay.
Gıda için yerel pazarları tercih edin, direk üretcilerden alış veriş yapmaya çalışın, az alıp az tüketin ve az çöpe atın. Kooperatiflerin ürettikleri ürünleri tercih edin. Ve en önemlisi – çevrenizdeki bir gıda topluluğuna katılın, yoksa kurun!
Gıda toplulukları hakkında
Son yıllarda, yerel ve doğa dostu gıda ürünlerine aracısız erişmek için bir araya gelmiş kimselerin ile ürününü doğrudan tüketiciye satmak isteyen üreticilerin oluşturduğu bu topluluklar, gıda sistemin ana ayaklarından biri olmaya doğru hızla ilerliyor. Kendilerine özgü ekonomik modellerle işleyen bu topluluklar, genellikle topluluktaki tüketicilerin talebine göre ürünlerin direk üreticilerden alınması esasına dayanıyor. Tüm gıda topluluklarının ortak özelliği topluluk üyeleri arasındaki güven.
Sayısı gittikçe artan gıda topluluklarından bazıları şöyle:
Direk üreticilere veya yerel pazarlara ulaşabileceğiniz bazı internet siteleri:
bio123.net – Bu sitede birçok ekolojik pazar, market, kooperatif, çiftçi, restorant ve online market bölge bölge sıralanmış.
tarimtema.org – Sürdürülebilir tarımın tüm taraflarını biraraya getirmek üzere tasarlanmış internet tabanlı bir iletişim ağı olan TEMA Sürdürülebilir Tarım Ağı’nın (TEMASTA) sitesi. Çiftçi, koopertif ve benzerine doğrudan ulaşma imkanı sağlayan ağı kullanarak hem bilgilenebilir hem de kendi gıda topluluğunuzu oluşturabilirsiniz.
ureticidentuketiciye.com – bu sitede de TEMASTA’ya benzer şekilde çalışıyor ancak yalnızca üreticiler ve ürünleri hakkında bilgiler yer alıyor.
Genç Yeşiller hakkında
Genç Yeşiller, yeşil politikayı geliştirmek ve gençlerin siyasi alanlarda kendilerini güçlendirmeleri için bir alan yaratmak isteyen bir grup gençtir. Gönüllü sadeliği, yerelliği, ekolojiyi, feminizmi ve LGBTQ topluluğunu ve şiddetsizliği savunur. Anti-hiyerarşik, aktivist, demokratik ve şenliklidir. Avrupa’nın birçok bölgesindeki Genç Yeşillerle iş birliği içinde kapasite geliştirici gençlik çalışmalarına katılır ve bu çalışmaları örgütler.
Çernobil felaketinin 31. yılında, Sinop Nükleer Karşıtı Platform, her yıl olduğu gibi, Çernobil’de yaşamını yitirenleri anmak ve “Nükleere Hayır” demek için, bir kez daha miting organize etti.
22 Nisan’da yapılan miting için, 21 Nisan gecesi, İstanbul’dan, Maltepe Belediyesi’nin NKP’ye tahsis ettiği otobüsle yola çıktık.
Otobüs konumuz “Sırası mıydı?” oldu. Referandum sonrası, 1 Mayıs öncesi hepimiz yorgun, çoğumuz keyifsiz, bazılarımız yoğundu. NKP geleneğini bozmayıp, felaketin yıl dönümü olan 26 Nisan’a en yakın tarihi seçmişti ama gerçekten sırası mıydı?
Sabah saat dokuz civarı Sinop’a vardık. Sabahın beşinden beri orada bekleyen ve yine de enerji dolu bir şekilde, elleriyle hazırladıkları harika pankartla uğraşan Greenpeace Ankara Yerel Grubu ile karşılaşınca enerjimiz yükseldi, biraz sırasıydı galiba.
NKP’nin hazırladığı programdaki gibi, saat 11.00’da “Diyojen Heykeli” önünde toplandık. Tarihe rağmen, sayımız hiç de az değildi. Sivil toplum örgütleri, çevre örgütleri, siyasi partiler, sendikalar, meslek örgütleri, Sinoplular, balıkçılar, gençlik örgütlerinin katıldığı bir kortej oluştu.
Tanışmıyorduk ama birbirimizi özlemiştik. Fotoğraf çekmek için çıktığım küçük kayalıktan inerken hissettim bunu en çok, rahatça elimi uzatabileceğim binlerce dostla birlikteydik.
Hoparlörlü miting aracı Moğollar’dan “Bi’şey yapmalı!” çalmaya başlayınca biraz daha anladık, burada olmanın sırasıydı çünkü: “İnsan insanım diyorsa, bi’şey yapmalı.“.
Badem ve yol arkadaşı, Maçka Parkı’nda tanışmışlar. Badem ben de gelmek istiyorum deyince kırmamışlar, Badem’i görünce yol arkadaşının adını sormayı unuttum, özür dilerim kendisinden…
“Nükleere inat yaşasın hayat!“, “Susma haykır nükleere hayır!“, “Sinop Çernobil olmayacak!, “Kadınlar nükleer istemiyor!” sloganları ile yürüyüşe geçtik. Yol boyu korteje katılan gruplarla sayımız daha da arttı, Uğur Mumcu Meydanı‘nı doldurduk.
Tarih sebebiyle organizasyonun zamanı kısıtlı olanları da gözönünde tutarak katılımın geçen yıllara göre az olacağını tahmin ettiklerini belirten NKP sözcüsü Özgür Özcan, aynı zamanda Twitter’da “#NükleereHayır” etiketi ile organizasyona dahil olunduğunu ve etiketin Türkiye gündeminde üçüncü sırada olduğunu söyledi.
“Nükleersiz Yaşam Şenliği”nde hayatını kaybeden Jeoloji Mühendisliği öğrencisi Soner Balta, kardeşi Öner Balta ve Makina Mühendisliği öğrencisi Güneş Korkmaz için saygı duruşu ile başlayan program, NKP sözcüleri ve katılımcıların konuşmaları ile devam etti.
NKP sözcüsü Murah Şahin, Dönemin Enerji Bakanı Taner Yıldız’ın Fukuşima felaketinden üç ay önce, Japonya’ya gidip nükleer santrali gezdiğini ve Japonya’da bizim gibi deprem bölgesi, nükleer için Japonya’yı örnek alacağız dediğini, ancak kazadan sonra, “Hata yaptık.” veya “Nükleerden vazgeçtik.” demediğini hatırlattı.
Şahin, Çernobil’den sonra “televizyonda çay içen bakan”ın, makam aracı ile evinden ODTÜ’ye analiz için çay gönderdiğini ve gönderilen çayda yüksek oranda radyasyon çıktığını da söyledi.
Kendi geleceği için, kendi direnen dostlar da bizimleydi…
Birbirimiz gibi özlediğimiz Kazım Koyuncu anıldı, Nazım Hikmet’in “Kız Çocuğu” şiiri okundu, tabi ki halaylar çekildi. Yüzümüzü Ankara’ya dönüp “Nükleer İstemiyoruz!” diye seslendikten sonra mitingi bitirdik.
Miting sonunda, Greenpeace Ankara Yerel Grubu’ndan Tuğçe‘nin dediği gibi, enerjimiz arttı, dayanışma bize iyi geldi. Orada olmanın, vazgeçmemenin, hayatı savunmaya devam etmenin tam sırasıymış meğer.
Otobüsümüze döndüğümüzde hepimiz yorgunduk, bütün itirazımıza rağmen yol boyunca bize rehberlik yapmış olan Sinoplu bir eylemci, santrali yapmak istedikleri bölge olan Hamsilos‘u görmeden gidemezsiniz dedi.
Bu hevesi ve ısrarı bizimkinden bambaşka bir direniş haliydi. Hepimiz kızıyorduk, hepimiz üzülüyorduk, hiçbirimiz vazgeçmeyecektik, bu devirde nükleerin saçma olduğunu Rosatom bile biliyordu ama yaşadıkları, bağ kurdukları yer katledilen insanların acısı anlayamayacağımız boyuttaydı.
Hamsilos…
“Ovacık’ta gerilettiler bizi belki ama Çamavlu’da dikildik yine karşılarına. Çünkü karıncanın kardeşi var…” demiş Erol Engel, Özer Akdemir’e verdiği röportajda.
Hortlak Dergisi’nde, Bülent Üstün’ün çizdiği, Kuzey Ormanları talan edilince ailesi öldürülen karga ve kaybolup tek başına kalan yavru domuz geldi aklıma. Karıncanın kardeşi olamamış, toprağa uzak kalmış insanlarız kimimiz ama Şerafettin’in dostlarının hatırı var. Ne için yaşıyorsak, onun için. Şimdi tam sırası.
AB Dışişleri Bakanları, referandum sonuçlarının ışığında Türkiye ile AB arasındaki tam üyelik müzakerelerinin geleceğini ilk kez masaya yatırmak üzere bir araya geliyor.
Avrupa Birliği (AB) Dışişleri Bakanları Cuma günü (Bugün, 28 Nisan) Dönem Başkanı Malta’nın başkenti Valletta’da bir araya gelecek. Bakanların gündeminde, Türkiye ile yürütülen AB üyeliği müzakereleri olacak.
16 Nisan anayasa değişikliği referandumunun sonuçlarının müzakerelere etkisi olup olmayacağının ilk kez görüşüleceği toplantıya Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu da katılacak. AB Gayri Resmi Dışişleri Bakanları Toplantısı’nda karar alınması planlanmıyor.
AB Bakanları’nın öncelikle referandumu ve 15 Temmuz 2016’daki darbe girişimi sonrası Türk hükümetinin OHAL dönemi uygulamalarının değerlendirileceği belirtildi.
İlişkilerde yeni format arayışı
Johannes Hahn
AB Komisyonu’nun genişlemeden sorumlu üyesi Johannes Hahn, referandum sonrası Türkiye’de siyasi sistemde yapılacak değişiklikler ışığında, Türkiye-AB işbirliğinde yeni bir format üzerinde çalışılması gerektiğini açıklamıştı.
Bazı AB üyesi ülkelerde ise, Türkiye ile AB tam üyelik müzakerelerinin sonlandırılmasını talep ediyor. Ancak çoğunluk, “Ankara’nın hukuk devleti ve insan haklarından daha da uzaklaşacağı” gerekçesiyle müzakerelerin sonlandırılmasına karşı çıkıyor.
AB Bakanları ile Çavuşoğlu görüşmesi merakla bekleniyor
AB Dışişleri Bakanları’nın Türkiye Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu ile görüşmesi merakla bekleniyor. Bakan Çavuşoğlu’nun diğer AB üyesi aday ülkelerin dışişleri bakanlarıyla birlikte davet edildiği bilgisi verildi.
Türkiye Dışişleri Bakanlığı’ndan da Çavuşoğlu’nun, AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Federica Mogherini ve AB Dönem Başkanı Malta’nın Dışişleri Bakanı George Vella’nın davetine icabet ederek AB üyesi ve aday ülkelerin dışişleri bakanlarının katılımıyla düzenlenecek gayri resmi nitelikteki toplantıya katılacağı açıklandı.
Fransız siyasetini liseden beri az çok takip etmeye çalışıyorum. Holland’ın seçildiğin 2012 seçimlerinden beri diyebiliriz. Dolayısıyla bu benim takip ettiğim ikinci seçim. Büyük bir sürpriz olmazsa Macron, başkan olacak gibi gözüküyor. Peki, büyük sürpriz ne olabilir?
En kötü senaryo seçimlere katılımın çok düşük olması, zaten Macron kazanacak diye düşünenlerin oy vermeye gitmeyebileceği. Bir diğer ihtimal ise 3 Mayıs’ta devlet kanallarında gerçekleştirilecek olan tartışmada Macron’un çok kötü gözükmesi. Le Pen’ın karşısında rezil olması, insanların kafasını karıştırabilir. Örneğin daha önce Chirac 2002’de, baba Le Pen ile görüşmeyi göze alamamış ve reddetmişti.
Böyle bir sürpriz çıkmazsa, Macron seçimleri açık ara farkla kazanacak gibi gözüküyor. Hem sağın hem solun desteğini almış durumda. Hatta sağcı parti Les Républicains (Cumhuriyetçiler) üyelerinden biri Le Pen’e destek vereceklerin partiden ihraç edilmesini istedi. Sol adaylar arasında en çok oy alan (%19,58) Mélenchon ise her iki adayın da kendisi için aynı olduğunu, ikisinin de “günümüz kurumlarının savunucuları ve destekleyicileri olduklarını” söylüyor ve seçmenine bir aday göstermiyor. Ama ona oy vermiş insanların Le Pen’e oy vereceklerini hiç sanmıyorum. Oyların %6’sını alarak seçimlerin en büyük mağlubu olan, Sosyalist Parti adayı Hamon ise Macron’a desteğini hemen açıkladı. Fransız Yeşilleri’nin adayı Yannick Jadot ise seçimlerden 2 ay önce çekilerek Hamon’a desteğini açıklamıştı. Yeşiller Parti’si (EELV) de aşırı sağa karşı oy kullanma çağrısında bulundu. Mélenchon’dan farklı olarak, Le Pen’e karşı Macron tercihini belirtti yani faşizm yerine neoliberalizmi tercih ediyoruz gibi bir şey demiş oldu.
Peki, Holland’ın eski ekonomi bakanı olan Macron’un başkanlığı ne demek?
Bu sonuçlar, kimseyi heyecanlandırmayacak, büyük değişiklikler görmeyeceğimiz, Holland’dan arta kalan neoliberal politikaların daha da şiddetle uygulanacağı bir dönemi işaret ediyor. Genç olması bir artı olarak görülebilir, kendisi 39 yaşında. Liberal olması ve seçim boyunca söylemleri bireysel özgürlüklere, haklara saygılı olacağını gösteriyor. Ekolojik dönüşüm için 15 milyar euro ayıracağını söylüyor. Ermeni soykırımının tanınması için mücadele verecekmiş ve Türkiye’nin girdiği yolu kötü buluyormuş. İyi diyebileceğimiz özellik, her ne kadar bulmaya çalıştıysam da başka bulamadım maalesef. Ekonomi politikasına gelecek olursak krizden beri uygulanan politikalardan farklı olmayacaktır, üretim maliyetlerini düşürmeye yönelik politikalar uygulayacağını zaten söylemişti. Önce şirket vergilerini düşürecek ardından güzel adıyla işgücü piyasasını esnekleştirerek, aslında güvencesiz işleri arttırarak işgücü maliyetlerini azaltacak ve bu sayede üretim maliyetlerinin düşmesini sağlayacak politikalar bekleyebiliriz. Holland da bu görüşe uygun yasalar çıkarmıştı ancak Sosyalist Parti bünyesinde olduğu için biraz daha ihtiyatlı olması gerekiyordu. Macron ise bağımsız bir aday dolayısıyla bu politikaları sınırsızca uygulamada özgür olacaktır. Tabi sendikalar devreye girmezse. İş dünyası açısından ise sanırım her şey yolundadır, bayram ediyorlardır diye düşünüyorum. Zaten borsa sonuçları çok iyi karşılamış.
Macron’un enerji politikası da Holland’ın ve sağcı adaylarınkinden farklı değil. Nükleer santraller kapatılmıyor, sadece bir iki tane en eski santralı göstermelik kapayacak. Santralleri kapamama gerekçesi ise iklim değişikliği ile mücadele! Nükleerin toplam enerji üretimindeki payını %50’ye düşürmeyi vaat ediyor, Fransa’nın enerjisinin yarısı hala nükleer ile karşılanmaya devam edecek. Ayrıca piyasada devlet destekli nükleer enerji üreticilerinin olması yenilenebilir enerji üretiminin artmasına da engel oluyor. Zaten çok az kullandıkları kömürlü termik santralleri 2022’ye kadar kapatacağını söylemesi de çok bir anlam ifade etmiyor. Güneş ve rüzgar enerjisi üretimini iki katına çıkaracak olması da maalesef yetersiz. Zaten az olan üretim iki katına çıkınca yine az oluyor.
Bireysel hak ve özgürlüklerin genişleyeceği, ayrımcılıkla mücadelenin de artarak devam edeceği ama iş güvencesinin azalacağı, ekonomik eşitsizliğin artacağı bir Fransa’yı işaret ediyor seçim sonuçları. Bu arada, İngiltere’nin tam da AB’den ayrıldığı sırada, AB savunucusu bir başkanın seçiliyor olması iyi çünkü AB’nin bitip bitmemesinden öte sürecin yavaş işlemesi önemli, birlik dağılacaksa da bu bir anda olmamalı.
Bu seçimlerin en kötü yani Sosyalist Parti ve Yeşillerin adayı olan Hamon’un %6 oy alması oldu. Avusturya, Hollanda gibi ülkelerde aşırı sağ yükselirken aşırı sol yerine yeşiller yükseliyordu ama Fransa’da kutuplaşma aşırı sol ile aşırı sağ arasında gerçekleşti. Avusturya ve Hollanda’da Yeşiller, aşırı sağı mağlup etmişti ama Fransa’da aşırı sağın karşısında seçimlere Macron girecek ve solun lideri de Mélenchon oluyor. Maalesef Yeşillerin ve Sosyalistlerinin sesinin pek çıkamadığı bir seçim gerçekleşiyor.
Sonuçta Fransızlar sandığa giderlerse, faşist Le Pen’in iktidara gelme ihtimali yok. Macron başkan olacak. Faşizm ile neoliberalizm arasında tercih yapacak Fransa halkına kolay gelsin. Kötünün iyisinin kazanması dileğiyle.
Türkiye’de görme, işitme ve ortopedik engelli sinemaseverler ile engeli bulunmayan sinemaseverlerin bir arada katılabildiği tek film festivali olan Engelsiz Filmler Festivali‘nde yarışma heyecanı başlıyor.
Filmlerinin tümünü göremeyenler için sesli betimleme, duyamayanlar için işaret dili ve ayrıntılı altyazı ile sunan ve gösterimlerini erişilebilir mekanlarda gerçekleştiren Festival’de, sinemaseverlerin her sene heyecanla takip ettiği Engelsiz Yarışma, bu sene de Türkiye sinemasının güncel filmlerini erişilebilir olarak seyircilerin beğenisine sunacak.
Festival’in, 2016 yılının en çok ses getiren yerli yapımlarından derlediği Engelsiz Yarışma programında bu sene Mehmet Can Mertoğlu’nun Albüm, Kıvanç Sezer’in Babamın Kanatları, Reha Erdem’in Koca Dünya, Rıza Sönmez’in Orhan Pamuk’a Söylemeyin Kars’ta Çektiğim Filmde Kar Romanı da Var ve Seren Yüce’nin Rüzgarda Salınan Nilüfer filmleri yer alıyor.
Yarışmadaki filmlerden Albüm, evlat edindiklerini gizlemeye çalışan bir çiftin hikâyesini mizahi bir dille anlatarak, yalanlar etrafında örülen hayatlara göz atıyor. Yönetmen Kıvanç Sezer’in, inşaatta çalışırken iş cinayeti sonucu ölen bir üniversite öğrencisinin hikayesinden etkilenerek çektiği Babamın Kanatları, seyircisini İstanbul’un yükselen dev konutlarından birinin inşaatında çalışan bir grup işçinin hayatına götürüyor. Medeni dünyadan dışarıya fırlatılıp atılan iki çocuğa odaklanan Koca Dünya, anne babalarının sorumluluğunu üstlenemediği, belki de istemediği iki çocuk nasıl hayatta kalır sorusuna yanıt arıyor. Görme engelli şarkıcı Yüksel, Orhan Pamuk hayranı Berber Kazım ile onlara eşlik eden üç hayali müzisyen, iki çırak ve kaz kovalayan bir çocuk, Orhan Pamuk’a Söylemeyin Kars’ta Çektiğim Filmde Kar Romanı da Var filminde bir araya geliyor. Seçkinin son filmi Rüzgarda Salınan Nilüfer ise, kamerasını hayatındaki boşlukları doldurabilmek için devamlı hevesler üreten Handan ve ailesine çeviriyor.
Ödül töreni 23 Mayıs’ta
Yönetmen ve senarist İlksen Başarır, sinema yazarı Mehmet Açar ve yazar, oyuncu Nazan Kesal’dan oluşan Engelsiz Yarışma jürisi, En İyi Film, En İyi Yönetmen ve En İyi Senaryo ödüllerinin sahiplerini belirleyecek.
Festival seyircileri ise yarışmada yer alan filmleri Braille alfabesi ile de basılacak pusulalar ile oylayarak Seyirci Özel Ödülü‘nü belirleyecekler.
Engelsiz Yarışma ödülleri, 23 Mayıs Salı akşamı Goethe-Institut Ankara’da düzenlenecek Ödül Töreni’nde sahiplerini bulacak.
Bu sene Festival’e Eskişehir’de Taşbaşı Kültür ve Sanat Merkezi Kırmızı Salon, İstanbul’da Boğaziçi Üniversitesi Sinema Salonu SineBu, Ankara’da ise Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezi ve Ulucanlar Cezaevi Sinema Salonu ev sahipliği yapıyor.
Festival’de tüm gösterimler ve yan etkinlikler ücretsiz olarak seyircilerle buluşuyor.
Açık Toplum Vakfı’nın ana destekçisi olduğu Engelsiz Filmler Festivali hakkında ayrıntılı bilgiye Festival’in www.engelsizfestival.com adresinden ulaşabilir, Facebook,ve Twitter hesaplarından duyuruları takip edebilirsiniz.
TEMA Vakfı organik ve iyi tarım uygulamalarının yaygınlaşması için mesafeleri ortadan kaldırarak üreticileri, tüketicileri ve diğer ilgi gruplarını TEMA Sürdürülebilir Tarım Ağı’nda buluşturuyor.
TEMA Vakfı, sürdürülebilir tarım uygulamalarını yaygınlaştırmak ve bu konuda farkındalık sağlamak amacıyla “TEMA Sürdürülebilir Tarım Ağı”nı (TEMASTA) hayata geçirdi.
Bilgi alışverişi yapma olanağı tanıyan internet tabanlı platform ve bilgilendirici web sitesinden oluşan TEMASTA, yayına başladı. Platforma “temasta.tarimtema.org”, web sitesine ise “www.tarimtema.org” adreslerinden erişilebiliyor.
Konuyla ilgili konuşan TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Ataç, “Kimyasal gübre ve pestisit kullanımı gibi yanlış tarım uygulamaları tarım alanlarının ve tüm canlıların zarar görmesine neden oluyor. TEMA Vakfı olarak bu konuya sürdürülebilir tarım uygulamalarıyla çözüm getirilmesini zorunlu görüyoruz. Çünkü bugünün ve gelecek nesillerin gıda ihtiyacının karşılanabilmesi ancak toprak ekosisteminin ve çevrenin korunmasıyla mümkün. Bu kapsamda ortaklarımızla birlikte, Avrupa Birliği (AB) ve Türkiye Cumhuriyeti tarafından Sivil Toplum Diyaloğu Programı altında desteklenen “AB-TR Sürdürülebilir Tarım Ağı Projesi”ni başlattık. Bir yıldan uzun bir süredir yaptığımız çalışmaların sonucunda da TEMASTA’yı kurduk. TEMASTA ile üreticileri, tüketicileri ve tüm ilgi gruplarını bir araya getirmeyi, sürdürülebilir tarım uygulamalarını geniş kitlelere yaymayı hedefliyoruz. Bu sebeple herkesi TEMASTA’ya üye olmaya davet ediyoruz” dedi.
TEMASTA’ya üye olmak çok basit
Öncelikle temasta.tarimtema.org adresine giriliyor. Sonra “kayıt ol” veya “sosyal medya hesabınla bağlan” seçeneğinden hesap ve profil bilgileri dolduruluyor. Son olarak profil fotoğrafı seçiliyor, kolayca ve ücretsiz olarak üye olunuyor.
Çanakkale’de yapılmak istenilen Kirazlıdere Termik Santrali’neşimdilik onay çıkmadı. 26 Nisan 2017 tarihinde gerçekleştirilen toplantıda, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, ÇED raporunu onaylamayarak, özellikle hava kirliliği modellerinin yenilenmesi için şirkete 2 ay süre verdi. Halk takipçisi olmasaydı iklim, hava ve tarıma büyük etkisi olacak olan proje belki de dün onaylanmış olacaktı. Bölgede yapılmak istenen toplam 16 santralden sadece birisi olan projenin hiçbir koşulda yapılmaması için vatandaşlar ve sivil toplum kuruluşları kararlı.
Yılda 3.5 milyon ton ithal kömür yakacak ve 314 bin ton kül yayacağı öngörülen termik santral; bölgede çalışan ve planlanan diğer 15 santralle birleşince neden olacağı çevre ve sağlık etkileri sebebiyle Çanakkalelerin ve ülke çapında çevrecilerin tepkisini çekmişti. Projenin ÇED Raporu’nun onaylanmaması için, Çanakkale, Ankara ve İstanbul’dan pek çok derneğin yanı sıra Amasra, Bursa, Gerze, Aliağa, Foça gibi tüm Türkiye çapında da sivil toplum kuruluşları ve yurttaşlar itiraz dilekçeleri yollamıştı.
Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından yapılan İnceleme Değerlendirme Toplantısına da katılım gösteren sivil toplum temsilcileri, proje için yapılan hava kirliliği modellemesinin eksik ve hatalı olduğu, projenin yayacağı kömürün ekolojik bir yıkım yaratacağı ve bölgenin tarım ve turizm gelirlerini sekteye uğratacağını ifade etmişti.
Yapılan itirazlar sonucunda, projenin ÇED Raporu, İnceleme Denetleme Kurulu tarafından yetersiz bulunarak şirkete iki ay ek süre verildi. Toplantıya katılan Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Süheyla Doğan “Bakanlığın projeye yaptığımız eleştirileri dikkate alarak ÇED raporunu şu anda onaylamamış olması çok önemli” dedi. Doğan “Ancak termik santral projesi maalesef hala rafa kalkmadı. Sadece Kaz Dağları’nda değil, Marmara ve Avşa Adası, İstanbul ve tüm Marmara Bölgesi’nde nefes almaya devam edebilmemiz için şirketin iddia ettiği gibi yeni teknolojiyle bile olsa kömür yakacak olan tek bir santralin daha yapılmaması gerekiyor. Bu nedenle, proje iptal edilene kadar Kazdağları, iklim, hava, su ve sağlığımız için mücadeleye devam edeceğiz.” dedi.
TEMA Vakfı’nın yaptırdığı modelleme çalışması, bölgede planlanan tüm santraller hayata geçerse özellikle Bandırma-Çanakkale arasındaki bölge ve Ezine’de hava kirliliğinin %50-150 arasında artırabileceğini ortaya koydu. Kirazlıdere termik santrali, doğa harikası Kaz dağları bölgesinde olacak olan toplam 16 termik santral ve ayrıca pek çok başka madencilik ve sanayi projeler, duble yol ve köprü gibi projelerden sadece biri. Kolombiya’dan ithal edilecek olan kömürle çalıştırılması planlanan santral yapılırsa; sadece çevresel yıkıma ve hava kirliliği nedeniyle kanser başta olmak üzere pek çok hastalığa sebep olmayacak, aynı zamanda kullanacağı ithal kömür nedeniyle ülkemizin en büyük sorunlarından biri olan enerjide dışa bağımlılığın ve dış ticaret açığınınartmasına da neden olacak. Oysa, yapılan çalışmalar Türkiye’nin 2030 yılına kadar enerji üretimi için iklime, doğaya ve tarıma bu derece zararlı olan kömürlü santraller yerine yenilenebilir enerji kaynakları ve enerji verimliliği ile enerjisinin %50’sini karşılayabileceği gösteriyor. Bu nedenle, sivil toplum kuruluşları iklim değişikliği ve hava kirliliği gibi geri dönülemez etkileri olacak olan proje tamamen iptal olana kadar takibe ve mücadeleye devam edeceklerini açıkladılar.