Türkiye’de ilk defa uygulanacak Ilısu Barajı ve HES Projesi Kültürel Varlıkları Koruma ve Kurtarma Çalışmaları kapsamında, 550 yıllık Zeynel Bey Türbesi, Ilısu Baraj Göl alanından çıkarılarak, Hasankeyf Yeni Kültürel Park Alanı’na taşındı. Türbe, yeni yerine yaklaşık 4 saatte taşındı.
Devlet Su İşleri (DSİ) Ilısu Projesi 16. Bölge Müdürü Ali Fuat Eker, yaklaşık iki yıl önce taşıma işinin hem projelendirme hem de kaldırma ve taşıma ihalesinin yapıldığını anımsattı.
Projelendirme çalışmalarının tamamlandığını ve türbenin taşınması için inşaat aşamasının başlatıldığını aktaran Eker, türbenin temelinde iyileştirme yapıldığını söyledi.
Eker projeyle ilgili şunları anlattı:
“Türbenin etrafı 90 santimetre kalınlığında bir betonarme yapı ile birleştirildi. 90 santimetrelik o betonun altından Zeynel Bey Türbesi temelden zemin seviyesinde kesildi. Bugün itibarıyla da yerden 1,5 metre yüksekliğe kadar SPMT dediğimiz araçlarla taşınması için kaldırıldı. SPMT’ler bu 90 santimlik betonarme yapının altına girecekler ve Zeynel Bey Türbesi o SMPT’lerin üzerine oturtulacak.”
Antalya’da doğaya zarar veren taş ocaklarının kapatılması için mücadele veren yaşam savunucusu çift Aysin ve Ali Ulvi Büyüknohutçu’nun ailesinin avukatı, konunun adi bir gasp olarak geçiştirilmemesi görüşünde.
Ali Ulvi Büyüknohutçu ve Aysin Büyüknohutçu
Mermer ocaklarına karşı mücadeleleriyle tanınan Aysin Büyüknohutçu ve Eşi Ali Ulvi Büyüknohutçu’ın katledilmesine ilişkin tepkiler sürüyor. Soruşturma hakkında bilgi veren Aysin ve Ali’nin avukatı İsmail Doğan Tunçbilek, Aysin ve Ali Ulvi’nin ekolojik bir yaşam için vermiş oldukları mücadelenin iyi incelenmesi gerektiğini belirterek cinayetin bu mücadele ile bağlantılı olabileceğini söyledi.
“Cinayet zanlısı bölgede çıkan ufak çaplı yangını Ali Bey’e haber vermiş, 300 lira istemiş. Ali Bey 100 lira verip göndermiş. Cinayet işlenmemiş olsa suç duyurusunda bulunacaktık. Zanlı suçunu itiraf etmiş olabilir ancak buradaki konumu, verdiği mücadele, daha önce yaşadığı olaylar iyi araştırılmalı” diyen Doğan, “Konu adi bir gasp olayı olarak geçiştirilmemeli. Ali Bey yanında yüklü miktarda para da bulundurmazdı” dedi.
Semanur Kurt: Tehditler alıyorlardı
Antalya Kent Konseyi Başkanı Semanur Kurt, Ali Ulvi Büyüknohutçu’nun Kent Konseyi’nin kurucularından olduğunu hatırlattı ve yaşam savunucusu çiftin katledilmesini “vahşet” olarak değerlendirdi. Semanur, “Sosyal medyadan paylaşımlarından tehditler aldığını biliyorduk. Demokrasinin gelişmesine katkı koyan sivil hareketin güvencesi açısından bu cinayetin aydınlatılmasını bekliyoruz” diye konuştu.
KOS: Acımız tarifsiz
Kuzey Ormanları Savunması (KOS) da yaşam savunucusu çiftin katledilmesine ilişkin “yastayız” başlıklı bir açıklama yayınladı. Açıklamada, “Cinayetin sebebi henüz netlik kazanmamakla birlikte geçtiğimiz günlerde evlerinin etrafında çıkan şüpheli yangın, cinayet ile ilgili göz altındaki şahsın basına yansıyan ifadeleri şüphelerimizi arttırmaktadır. Gelişmeleri ülkenin dört bir yanındaki yaşam savunucularıyla takip ediyoruz, bölgedeki dostlarla iletişim halindeyiz. Kaybımız büyük, acımız tarifsiz” denildi.
A Platformu: Çevre mücadelesi vicdandır, susturamazsınız
Büyüknohutçu çiftinin öldürülmesine ilişkin Antalya, Burdur, Isparta, Kaş, Denizli Platformu (A Platformu) da bir basın açıklamasıyla cinayeti lanetledi. “Çevre mücadelesi vicdandır, susturamazsınız” denilen açıklamada, tüm çevre mücadelecilerine, ekolojistlere, doğaseverlere, doğa korumacılara şu çağrı yapıldı:
Bu hunharca işlenen cinayetin hepimize olduğunun bilinciyle; ayağa kalkın! Her bölgede, her şehirde, her çevre sorunu olan bölgede ayağa kalkın ve arkadaşımızın yarım bıraktığı mücadeleyi daha da arttırarak devam ettirelim. Arkadaşımıza sahip çıkalım. Aşağıdaki taleplerimizi hep birlikte en yüksek sesimizle seslendirelim:
-Şu andan itibaren hepimizi hedef durumuna düşüren bu cinayet hemen aydınlatılmalıdır.
-Bundan böyle yetkililer, bizlere karşı üsluplarını ve hitaplarını değiştirmeli ve düzeltmelidir.
-Doğaya karşı yasalarla yapılmasına olanak verilen doğa saldırıları durdurulmalıdır.
-Doğayı koruma yasaları daha da genişletilmelidir.
-Çevre mücadelecisi arkadaşlarımızın mücadele yolu daha da yükseltilmelidir.
-Arkadaşlarımızın canına malolan bölgedeki mermer ocakları derhal kapatılmalıdır.
5-7 Mayıs tarihleri arasında Eskişehirli sinemaseverlerle buluşan Engelsiz Filmler Festivali, 12-14 Mayıs tarihleri arasında perdelerini İstanbullu sinemaseverler için açıyor.
Festival’in İstanbul ayağında 12 film göremeyenler için sesli betimleme, duyamayanlar için işaret dili ve ayrıntılı altyazı eşliğinde Boğaziçi Üniversitesi Sinema Salonu SineBu‘da gösterilecek. Ortopedik engelli seyirciler için erişilebilir olan SineBu’daki gösterimler ücretsiz olarak takip edilebilecek.
Türkiye ve dünya sinemasının güncel ve klasik örneklerinin yer aldığı Festival programının İstanbul takvimine bu linkten ulaşabilirsiniz.
Otizm Dostu Gösterim
Festival’in İstanbul ayağı, otizm spektrum bozukluğu yaşayan çocuk ve gençlere özel bir gösterim ile başlıyor. Otizm Dostu Gösterim kapsamında Denizin Şarkısı Song of the Sea adlı canlandırma film, loş bir salonda, ses seviyesi düşük tutularak gösterilecek. Seans öncesi herhangi bir tanıtım filmi ya da reklam gösterilmeyecek; seyirciler gösterim sırasında salonda yiyecek ve içecek bulundurabilecekler ve salonda diledikleri gibi hareket edebilecekler. Böylece öğrenme güçlüğü ya da duyusal problemler yaşayan çocuklar ve yakınları bu gösterim sırasında birlikte film izleyebilecekler.
Festival 18 Mayıs’ta Ankara’da
İstanbul’dan sonra 18-23 Mayıs tarihleri arasında Ankaralı seyircilerle buluşacak Engelsiz Filmler Festivali, Puruli Kültür Sanat tarafından TC. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın katkılarıyla düzenleniyor. Festival’in ana destekçisi ise Açık Toplum Vakfı.
CHP Genel Başkan Yardımcısı ve İzmir Milletvekili Zeynep Altıok, İzmir’in Seferihisar ilçesindeki Orhanlı Vadisi’nde açılması planlanan taş ocağına tepki gösterdi. Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki’nin yanıtlaması istemiyle soru önergesi veren Altıok “Taş ocağının telafisi mümkün olmayacak bir biçimde Erkence zeytinine zarar verecek ve bölge zeytinciliğini yok edecektir” dedi.
Seferihisar Orhanlı Vadisi’nde yer açılması planlanan taş ocağının ÇED olumlu raporunu TBMM gündemine taşıyan Zeynep Altıok, konuyu yazılı olarak Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki’ye sordu.
Zeynep Altıok
Urla, Karaburun ve Çeşme’deki RES’lere de tepki gösteren Altıok, Aliağa’da termik santralin, Bergama’da madenciliğin, Ege Denizi’nde ise balık çiftliklerinin İzmir’in doğasını tehdit ettiğini ifade etti. CHP’li Altıok “Türkiye’nin gözbebeği İzmir bu doğa kıyımını hak etmiyor” dedi.
Taş ocağı ‘Sakin Şehri’ tehdit ediyor
Altıok yazılı soru önergesinde “Bölge, zengin biyoçeşitliliğe sahip, geleneksel zeytinciliğin yapıldığı, üstelik birinci derece arkeolojik sit alanı içerisinde yer alıyor. Seferihisar Türkiye’nin ilk Cittaslow (Sakin Şehir) olma özelliğine sahip, tarihi dokusunu korumaya çalışan, geleneksel üretimi ön plana çıkartan, bu yönde köylüleri ve üreticileri teşvik eden, aynı zamanda da önemli bir turizm merkezi. Taş ocağının planladığı Orhanlı Vadisi’nde karakteristik olarak hiç sulanmayan, sürülmeyen, hiçbir kimyasala maruz kalmayan dünyanın en saf ve sağlıklı zeytinyağını veren Erkence zeytinlikleri yer alıyor. Orhanlı Vadisi bu türün gen havuzlarından biri. Taş ocağı faaliyetleri vadideki tüm biyoçeşitliliği, tarihi dokuyu ve zeytinciliği tehdit ediyor. Taş ocağı tarımı ve hayvancılığı tehdit ediyor. Taş ocağı bölgedeki yerel kalkınma faaliyetini tehdit ediyor. Taş ocağı Sakin Şehri tehdit ediyor” ifadelerini kullandı.
Kanuna aykırı rapor nasıl olur?
3573 Sayılı Zeytincilik Kanunu ve Yönetmeliğine göre zeytinlere 3 km mesafede toz ve duman çıkaran, kimyevi atık bırakan tesislerin yapılması yasaklanmış olmasına rağmen ÇED Olumlu Raporu’nun hangi gerekçe ile verildiğini Bakan Özhaseki’ye soran Altıok, “Kanuna kesin olarak aykırı ÇED Olumlu Raporu nasıl olur? Taş ocağının telafisi mümkün olmayacak bir biçimde Erkence zeytinine zarar verecek ve bölge zeytinciliğini yok edecektir. Bunun bedelini kim ödeyecek?” ifadelerini kullandı.
Taş ocağının yapılacağı alan Fotoğraf: Seferhisar Belediyesi internet sitesi
CHP İzmir Milletvekili Zeynep Altıok’un soru önergesinde yer alan sorular şöyle:
– 3573 Sayılı Zeytincilik Kanunu ve Yönetmeliğine göre zeytinlere 3 km mesafede toz ve duman çıkaran, kimyevi atık bırakan tesislerin yapılması yasaklanmış olmasına rağmen ÇED Olumlu Raporu hangi gerekçe ile verildi? Kanuna kesin olarak aykırı ÇED Olumlu Raporu nasıl olur? İzmir İl Tarım Müdürlüğü’nün ÇED sürecinde zeytincilik faaliyetine dair görüşü ne yöndedir?
– Kanuna açıkça aykırı bu ÇED Olumlu Raporu iptal edilecek midir?
– Bu ÇED Olumlu Raporunu veren kurul hakkında idari soruşturma başlatılmış mıdır? Başlatılmadıysa neden başlatılmamıştır?
– Yerelde kalkınma, tarımsal üretim, hayvancılık, zeytincilik ve turizmi tehdit eden bu taş ocağı kime aittir? Bu taş ocağı başvuru sahibinin herhangi bir siyasi parti üyeliği var mıdır? Varsa hangi partiye üyedir?
– Taş ocağının telafisi mümkün olmayacak bir biçimde Erkence zeytinine zarar verecek ve bölge zeytinciliğini yok edecektir. Bu maliyetin bedelini kim ödeyecek?
Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) üyesi bir grup avukatın geçen yıl Çağlayan Adliyesi’nde darp edilip, avukatlardan Zeycan Balcı Şimşek’in belinin kırıldığı olayda görevli polisler, “Ellerimiz acıdı” gerekçesiyle dövdükleri avukatlara dava açtı.
Polislerin şikayeti üzerine dayak yiyen avukatlar hakkında bir de “görevi yaptırmamak için direnme” suçlamasıyla 3 yıla kadar hapis istemiyle dava açıldı. Avukatların suç duyurusu ise savcılık tarafından dikkate alınmadı.
Geçen yıl 31 Mart tarihinde, ÇHD üyesi bir grup avukat tutuklu bulunan 22 meslektaşıyla ilgili İstanbul Adliyesi önünde basın açıklaması yapmak istemiş, bir grup polis tarafından darp edilmişti. Avukat Zeycan Balcı Şimşek’in sırtını ve belini tekmeleyen polisler, Şimşek’in belini kırmıştı.
Polislerin şikayeti üzerine 10 avukata, Türk Ceza Kanununun 265/1 maddesi uyarınca “görevi yaptırmamak için direnme” suçlamasıyla üç yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açıldı.
Zeycan Balcı Şimşek’in yanı sıra dava açılan dokuz avukat şöyle: Yağmur Ereren, Güçlü Sevimli, Aycan Çiçek, Diren Yeşil, Gökmen Yeşil, Güray Dağ, Mürsel Ünder, Naciye Demir, Şükriye Erden.
Adli Tıp: Parmaklarında sıyrık var, elleri ağrıyor
Savcı Mehmet Akıllı, iddianamede olayı şöyle anlattı:
“Duruşmadan sonra İstanbul Adliyesi C Kapısı önünde toplanan avukatlar, çevik kuvvet polislerince uyarılmalarına rağmen adliye merdivenlerine oturarak ve slogan atarak eylemlerini devam ettirerek, ardından görevlilerce yapılan müdahaleye direndikleri, bu sebeple bazı polislerin basit tıbbi müdahaleyle giderilebilecek derecede yaralanmalarına sebebiyet verdiği…”
Polislerin Şişli Etfal Hastanesi’nden aldığı ve ardından Adli Tıp Kurumu uzmanınca onaylanan ve dava dosyasında yer alan raporda, polislerin bazılarının parmaklarında “abrazyon” (çizilmeye bağlı sıyrık), bazılarının parmaklarında da “dermabrazyon” (derinin en üstteki tabakasının soyulması) olduğu ifade ediliyor.
Bazı polislerde ise görünür hiçbir yaralanma yokken, “ellerinin ağrıdığı” yönündeki beyanları raporda yer aldı.
Polisler olay sonucunda ikişer günlük de “işgöremezlik raporu” aldı.
Bütün dünyada bir enerji dönüşümü yaşanıyor. Özellikle iklim değişikliğine karşı, ülkeler çözüm için yenilenebilir enerji kaynaklarına geçiş ile önlem almaya çalışıyor. Dünya enerji ihtiyacının neredeyse %15’i yenilenebilir kaynaklardan sağlanıyor. Mesela Danimarka bu alanda zirvede ve şebekeye verilen elektriğin %55’i rüzgar ve güneş ile üretiliyor. Ama bu enerji dönüşümü farklı bir alanda gelişme gösteriyor. Artık daha bağımsız ve küçük enerji üretimleri ön plana çıkıyor. Kooperatif modeli büyük bir hızla gelişiyor ve öyle görünüyor ki çok kısa bir zamanda kooperatifler aracılığı ile üretilen enerjinin neredeyse yarısı kooperatifler aracılığı ile sağlanacak. Uluslararası Enerji Ajansı bile artık raporlarında bu durumu öne çıkarmaya başladı.
Dünyada bu gelişmeler yaşanır iken, ülkemizde de yenilenebilir enerji kooperatifleri ile ilgili mevzuat ve çalışmalar da yavaş da olsa gelişiyor. Şu anda kurulu 17 yenilenebilir enerji kooperatifi var ama bunların hiç biri henüz üretime geçebilmiş değil. Çeşitli sorunları var önlerinde. Bunlar ekonomik, deneyim eksikliği, örnek model olmaması, uzman personel olmaması gibi sıralanabiliyor. Tüm bu sorunlara çözüm üretmek ve ulus ötesi deneyimleri paylaşmak için iki yıldır Çanakkale’de “Yenilenebilir Enerji Kooperatifleri Konferansı” düzenleniyor.
Geçen hafta ikincisi gerçekleşen bu konferansa sadece kurulmuş olan enerji kooperatifleri değil, aynı zamanda yerel ve ulusal kamu otoritesi ile yurt dışından enerji kooperatiflerinin yöneticileri de katıldı. İki gün süren konferansta mevzuattaki eksikliklerin geliştirilmesi, yerellerdeki deneyimler ve dünyadaki gelişme konuşuldu. Yukarıda sözünü ettiğimiz enerji dönüşümü içinde kooperatifler olarak yapılabilecekler tartışmaya açıldı. Fakat temel sorunun kooperatif kavramına ülkemizde olumsuz olarak bakılmasını giderilmesi olduğu üzerinde herkesin hemfikir olması daha da önemli. Bu olumsuzluğun en başında farkında olan kurum ise Kooperatifçilik Genel Müdürlüğü ve gidermek için de çalışmalar yapıyor.
Konferansın belki de en güzel yönü, tüm tarafların bir araya gelmesi ile tüm dertlerini beraberce tartışabilmesi ve bunu konuşabilmesi üzerine idi. Kurulmuş olan yenilenebilir enerji kooperatifleri ve direkt muhatabı olan yerel ve ulusal politika karar vericileri karşılıklı uzun uzun sohbet etme ve sorunlarına çözüm üretebilme imkanı buldular. Yurt dışından gelen enerji kooperatiflerinin temsilcileri ise ülkemizde henüz emekleme aşamasındaki gelişmeleri ilgi ile izlediler. Birçok yerde uyarılarda bulundular. Kendi ülkelerinde benzer sorunlara nasıl çözümler üretebildiklerini örnekleri ile verdiler. Yeni ortaklıklar, yeni fikirler ve yeni gelişmeler ile biten konferans çok hızlı bir kooperatifleşmenin önünü açacağı kesin görünüyor.
İklim değişikliği üzerine yapılan anlaşma ve görüşmelerin çerçevesi olan UNFCCC konferansında günün en çok ilgi çeken konusu Güney Kore’de enerji dönüşümü.
Güney Kore’de solcu aday Moon-Jae’nin devlet başkanı seçilmesinin, Kore’de deniz aşırı kömür piyasalarını küçülteceği öngörülüyor.
Güney Kore, Asya’nın dördüncü büyük ekonomisi ve dünyanın dördüncü büyük kömür ithalatçısı, dünyada toplam kömür ithalatının %10’undan sorumlu.
Institute for Energy Economics and Financial Analaysis(Enerji Ekonomileri ve Finansal Analiz Enstitüsü) Enerji ve Finans Çalışmaları Yöneticisi Tim Buckley, “Güney Kore, Avustralya’nın ikinci büyük termal kömür ihraç noktası. Bu çapta bir pazar sağlayarak, uzun zamandır kömür endüstrisinin güvencelerinden biriydi. Bu seçim, kömür endüstrisindeki son büyüme şansını da söndürme potansiyeline sahip.” dedi.
Mon-Jae’nin seçim vaatlerinin bazıları şöyle: Kirliliğin arttığı Nisan ve Mayıs aylarında kömürlü santrallerin çalışmasını askıya almak, on adet eski kömürlü santrali planlanandan önce kapatmak, dokuz adet yeni kömürlü santral inşaası planını yeniden değerlendirmek, elektrikli araç fiyatlarını dizel araç fiyatlarıyla eşitlemek ve kullanımlarını arttırmak, bir adet nükleer santrali hemen kapatmak ve yenilerinin inşaasını iptal etmek, 2030 yılına kadar yenilenebilir enerji kullanımını %30 arttırmak var.
IEEFA, eğer yeni başkan seçim vaatlerini uyuglarsa, Güney Kore’nin kömür ithalatının uzun vadede yarıya düşmesini öngörüyor:
“Termal kömürün borsa değerinin yükselmesine rağmen, Asya’nın kömür talebinin azalmaya devam etmesi ile, Endonezya’nın ana kömür madencileri hala finansal sıkıntı çekiyor.”
“Endonezyanın esas ihracat noktaları Hindistan ve Çin olmasına rağmen, Asya’daki ana pazarların talebinde bir azalma kaçınılmaz olarak bütün kömür piyasasında bir fiyat düşüşüne yol açacak.”
Güney Kore’de şu anda elliden fazla kömürlü termik santral bulunuyor. Ülkenin elekrtik ihtiyacının %40’ı kömür, %30’u nükleer enerji ile temin ediliyor.
Buckley’e göre, Güney Kore’nin enerji politikasındaki bu değişim, termal kömür için yeniden oluşan taleple ilgili ihracatçıların fikrini değiştirecek ve bu durum enerji piyasalarının tüm dünyada, özellikle Asya’da teknolojiye yönelmesi ile oldukça tutarlı.
OHAL KHK’sıyla mesleklerinden ihraç edilen akademisyen Nuriye Gülmen ve öğretmen Semih Özakça’nın açlık grevi yaptıkları alana giderek destek olan yurttaşlar, polis tarafından gözaltına alındı.
Ankara Kızılay’daki Yüksel Caddesi’ndeki İnsan Hakları Heykeli önünde açlık grevi yapan akademisyen Nuriye Gülmen ve öğretmen Semih Özakça’ya destek olmak isteyen yurttaşlar, polis tarafından gözaltına alındı. Gülmen ve Özakça’ya destek olan 4 kişiyi gözaltına alan polisin, İnsan Hakları Heykeli önüne bırakılan çiçekleri de toplaması dikkat çekti.
4 kişiyi gözaltına alan polis, direniş alanına getirilen çiçekleri de topladı
Açlık grevi eylemine katılanların gözaltına alınmasından sonra, Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’dan sosyal medya üzerinden açıklama geldi.
Gülmen Twitter’dan yaptığı açıklamada, “Direniş alanında çevik kuvvet polislerinin olduğu ve alanın boşaltıldığı bilgisi geldi. Alandaki arkadaşlarımızın gözaltında olduğunu düşünüyoruz” derken, Semih-Esra Özakça hesabından ise “Dişimizle tırnağımızla alanımızı kazandık, yine orada olacağız! Biz kazanacağız!” paylaşımında bulunuldu.
İstanbul, Malatya, Konya, Niğde, Karaman ve Sivas’ta bulunan bazı taşınmazlar hakkında çeşitli projeler bulunduğu gerekçesiyle acele kamulaştırma kararı verildi.
Resmi Gazete’nin bugünkü sayısında yayımlanan Bakanlar Kurulu kararına göre, İstanbul’un Ümraniye ilçesi Atatürk mahallesi sınırları içinde bulunan bazı taşınmazların ‘Ümraniye Gaffar Efendi Sokak Zemin Altı Otopark Projesi’ kapsamında İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı (İBB) tarafından acele kamulaştırılmasına karar verildi.
Malatya’da tesis edilecek rüzgar enerjisi santralinin yapımı amacıyla Arapgir ilçesi Onar mahallesindeki bazı taşınmazların Hazine adına tescil edilmek üzere Maliye Bakanlığı tarafından acele kamulaştırılması kararlaştırıldı.
Bağlantı anlaşması uyarınca tesis edilecek 154 kV (Karaman TM-Ereğli TM) Brş.N-TCDD Ayrancı TM Enerji İletim Hattı ve 154 kV (Ereğli TM-Ulukışla TCDD TM) Brş.N-TCDD Çakmak TM Enerji İletim Hattı Projeleri kapsamında Karaman ve Konya’nın Ereğli ilçesi ile Niğde’nin Ulukışla ilçelerindeki bazı taşınmazlar Türkiye Elektrik İletim Anonim Şirketi (TEİAŞ) Genel Müdürlüğü tarafından acele kamulaştırılacak.
Karaman’da bağlantı anlaşması uyarınca tesis edilecek 154 kV (Kepezkaya Brş.N.D.-Çumra TM) Brş.N-TCDD Karaman TM Enerji İletim Hattı Projesi çerçevesinde bazı taşınmazlar da TEİAŞ Genel Müdürlüğü tarafından acele kamulaştırılmasına karar verildi.
Demirağ Organize Sanayi Bölgesi sınırları içinde Sivas’ın Doğanca mahallesindeki, bazı taşınmazlar da acele kamulaştırılacak.
Bonn’da bugün (11 Mayıs) konuşulan konuların başında Güney Kore’de solcu lider Moon Jae’nin devlet başkanı seçilmesi vardı.
Moon Jae seçim vaatlerinde iklim değişikliğine oldukça sık vurgu yapmıştı. Moon jae’nin vaatleri arasında, pek çok kömürlü termik santrali planlanandan erken kapatmak, planlanmış olan inşaatları iptal etmek ve elektrikli araç satışını arttırmak gibi dikkat çeken noktalar var.
Moon Jae
Eğer Mooon-Jae vaatlerini yerine getirirse, dördüncü büyük küresel kömür ithalatçısı olan Güney Kore’nin kömür kullanımının uzun vadede yarıya düşmesi bekleniyor.
Bugün ayrıca UNFCCC’nin en ilgi çeken atölyelerinden Kadın ve Cinsiyet atölyesi düzenlendi.
Atölyenin COP23’de yapılacak olan, ülkelerin de dahil olacağı Kadın ve Cinsiyet üzerine müzakereler için yol haritası oluşturması bekleniyor.
UNFCCC binası merdivenlerinde ise bugün iklim adaleti için eylem vardı.
NDC (Ulusal Katkı Beyanı)’leri yükseltin yazısı oluşturan eylemciler, Trump’ın Paris Anlaşmasından çekileceği ve Amerika’nın NDC’sini azaltacağı söylentilerine karşı bunlara izin vermeyeceklerini söylediler.
İklim Adaleti, Hemen Şimdi!, Kömürü Yerde Tutun!, Şimdi Belirleyin, Yüksek Tutun, Azaltmaya İzin Vermeyeceğiz! sloganları attılar.
Amerika’nın zaten verdiği zarara oranla çok az katkı sağladığını ve bunun daha da azalmasına izin vermeyeceklerini söylediler.