Ana Sayfa Blog Sayfa 3151

Tek bir zeytin ağacı sanayiden ve madenden daha değerlidir – Ali Ekber Yıldırım

Bu yazı tarimdunyasi.net/ den alınmıştır

Ülke zeytinciliğinin sonunu getirecek bir yasa tasarısı,Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde görüşülüyor.

Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının, üretim ve yatırımın önündeki engelleri kaldırmayı hedefleyen “Üretim Reform Paketi Yasa Tasarısı” olarak hazırlanan ve “Sanayinin Geliştirilmesi ve Üretimin Desteklenmesi Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı” olarak Başbakan Binali Yıldırım imzası Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne ile sevk edilen tasarı zeytincilik konusunda çok önemli değişiklikler öngörüyor.

Yasa tasarısı 76 maddeden oluşuyor. Tasarının 2,3 ve 4. maddeleri zeytincilikle ilgili düzenlemeler öngörüyor.Daha doğrusu tasarıda yer alan düzenlemeler ile zeytinliklerin talan edilmesinin,ranta açılmasının önü açılıyor.
Zeytinlikleri ranta açan düzenleme ilk kez Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne gelmiyor. Daha önce 6 kez geldi ve her defasında iktidar ve muhalefet partilerinin oyları ile red edildi. Fakat, zeytin sevmezler işin peşini bırakmıyor. Düzenleme 7.kez Meclis’e getirildi.

Yasa tasarısı ile ne yapılmak isteniyor?

1- Yasa tasarısının 2.maddesi ile zeytinlik saha tanımlaması yapılıyor. “Orman sınırları dışında kalan ve her bir dekar alanda en az 15 kültür çeşidi veya yabani zeytin bitkisinin bulunması” şartı getiriliyor. Bir dekarda 15 zeytin ağacı yoksa o alan zeytinlik saha kabul edilmiyor.

2- Yine 2.madde ile Zeytinlik Sahaları Koruma Kurulu kurulması öngörülüyor. Zeytin alanlarının korunması,imara açılması, sanayi tesisi kurulması,ranta açılması il bazında kurulacak ve 9 kişiden oluşacak kurullar tarafından kararlaştırılacak.

3- Tasarının 3.maddesinde, zeytinlik alanlarda hayvan otlatılması yasaklanıyor. Hayvan otlatanlara 5 bin lira para cezası öngörülüyor. Daha önce olan 3 ay hapis cezası ise kaldırılıyor.

4- Tasarının 4.maddesi ile 26/1/1939 tarih ve 3573 sayılı Zeytinciliğin Islahı ve Yabanilerinin Aşılattırılması Hakkında Kanunun 20. Maddesi değiştiriliyor. “Zeytinlik sahaları içinde ve bu sahalara en az 3 kilometre mesafede zeytinliklerin bitkisel gelişmesini,çoğalmalarını engelleyecek kimyasal atık oluşturacak tesis yapılamaz ve işletilemez.Ancak, alternatif alan bulunmaması ve kurulun uygun görmesi şartıyla bakanlıklarca kamu yararı kararı alınmış yatırımlar için zeytinlik sahalarında yatırım yapılmasına Gıda,Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından izin verilebilir” hükmü ile zeytin alanları yatırımlara açılıyor.

5- Tasarıdaki 4. maddede ayrıca zaruri haller dışında zeytin ağacı kesenlere ağaç başına 2 bin lira ceza öngörülüyor. Başka bir deyimle 2 bin lira veren zeytin ağacını kesebilecek.

Zeytin ağaçlarının teminatı Bakan mı olacak?

Bilim,Sanayi ve Teknoloji Bakanı Faruk Özlü’nün tasarıyı tanıtırken zeytincilik konusundaki düzenlemelere ilişkin açıklamaları özetle şöyle:

“Sanayi yatırımlarından, zeytinlik sahalarının korunması ile ilgili kanunda bir boşluk var. Bu zeytinlik ile ilgili ilk yasa 1939 yılında çıkarılmıştı. 1995’te revize edildi, bu hala uygulamada. Bunu aslında güncelliyoruz, bir çerçeve çiziyoruz. Bu yasayı teknolojideki gelişmelere ve günün şartlarına göre güncellemek istiyoruz. ‘Sanayi bölgeleri kurmak için zeytinlik alanlar perişan ediliyor ‘gibi bir suçlamanın altında kalmak istemiyoruz. Kurul karar verecek. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı bu izni verecek veya vermeyecek, nihayette izin verme yetkisi zeytinlik sahaları için bizde değil Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığında olacak. Bu kurul iller bazında valinin başkanlığında kurulacak. Benim şahsi fikrimi söyleyeyim. Birinci sınıf tarım arazilerine zeytinciliğin çok düzenli bir şekilde yapıldığı yerlerde asla sanayi parseli,organize sanayi bölgesi veya endüstri bölgesi kurmaktan yana değilim, öyle bir talep geldiği takdirde benden döner.

Koruma Kurulları oluşturulacak

Zeytinlik Sahaları Koruma Kurulu kurulacak. Bir bölgede sanayi bölgesi oluşturulacaksa bunun kurulup kurulmamasına Zeytinlik Sahaları Koruma Kurulu karar verecek. İller bazında oluşturulacak kurulda Gıda,Tarım ve Hayvancılık; Orman ve Su İşleri; Bilim, Sanayi ve Teknoloji ile Maliye bakanlıkları ile tarım il müdürlüğü, Zeytincilik Araştırma Enstitüsü, çevre ve şehircilik il müdürlüğü, ziraat fakültesi ve ziraat odasından birer olmak üzere toplam dokuz üye bulunacak.

Bakan Faruk Özlü’nün açıklamalarında en dikkat çekici bölümlerden birisi: ” Birinci sınıf tarım arazilerine zeytinciliğin çok düzenli bir şekilde yapıldığı yerlerde asla sanayi parseli,organize sanayi bölgesi veya endüstri bölgesi kurmaktan yana değilim, öyle bir talep geldiği takdirde benden döner.”

Yakında yapılacak hükümet revizyonunda Bakan Özlü bu görevden giderse ne olacak? Gelen bakan, buna izin verirse kim ne diyecek. Kişi teminatı değil, sistemin doğru kurulması gerekiyor.

Asırlık zeytin ağaçları kesilecek

Yapılmak istenen yasa değişikliği ile 1 dekarda 15 zeytin ağacı bulunmayan alanlar zeytinlik sahası sayılmayacak. Yasa tasarısını hazırlayanlar bilinçli olarak mı dekar başına 15 zeytin ağacı şartını koydu? Çünkü, herkes çok iyi biliyor ki, dekar başına 10-12 ağaç olur genellikle. Bu değişiklik bile tek başına ülke zeytinciliğinin sonunu getirebilir. Özellikle binlerce yıldır zeytincilik yapılan bölgelerde o zamanki üreticiler, yıllar sonra bir yasal düzenleme yapılacak diye düşünmedikleri için dekara 15 zeytin ağacı dikmeyi akıllarına getirmemişler. Bu nedenle dekara 15 zeytin ağacı şartı aramak, binlerce yıllık zeytin ağaçlarının yok edilmesi anlamına geliyor. Bazen 1 tek ağaç bile bir çok sanayi tesisinden, bir çok maden işletmesinden daha değerlidir.

Hatırlarsanız geçen yıl Antalya’da yapılan Expo’ya İzmir’den bir zeytin ağacı götürüldü. İzmir’in Ödemiş ilçesi Bademli köyünden sökülerek Antalaya’ya götürülen zeytin ağacı 945 yaşındaydı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın katıldığı törenle Expo alanına dikildi. Üretim Reform Paketi Yasası çıksaydı o ağaç olmayacaktı.
Özetle, zeytin ağacı kutsaldır. Dünyada sadece belli ülkelerde,bölgelerde yetişir. Türkiye o şanslı coğrafyalardan biridir. Binlerce yıldır ayakta kalan ve ürün veren zeytin ağaçlarımız var. Bir tek zeytin ağacı sanayiden de,madenden de daha değerlidir.

Bu yazı tarimdunyasi.net/ den alınmıştır

 

Ali Ekber Yıldırım

Bakan Soylu Nuriye Gülmen’i ‘terörist’ ilân etti ama yargı kararı öyle demiyor: Beraat!

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu bugünkü açıklamasında ihraç edilen akademisyen Nuriye Gülmen’in “silahlı terör örgütüne” üye olduğunu ve bu suçtan tutuklandığını söyledi.

Avukat Selçuk Kozağaçlı Twitter hesabından “İşte Bakan’ın iddia ettiği 2012 tarihli suçlamanın akibeti: Beraat, savcılık temyiz dahi etmediği için kesinleşme… Bu mu örgüt üyeliği?” yazarak söz konusu kararı paylaştı.

Öte yandan, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun Nuriye Gülmen’in DHKP-C üyesi olduğuna yönelik açıklamalarının aksine verilen beraat kararında, “Eylemlerinin, terör örgütü üyeliği için gerekli olan süreklilik, yoğunluk ve çeşitlilik arz etmediği, ayrıca sanığın atılı terör örgütü üyeliği suçunu işlediğine dair mahkûmiyete yeter derecede kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı…” ifadeleri yer aldı.

Bakan Soylu, “Bu kişiler daha önce defalarca gözaltına alındılar. 25 kez gözaltına alındılar, defalarca tutuklanmışlar, devlet memuru. Biri öğretmenmiş, biri de akademisyen. Kusura bakmasınlar biz çocuklarımızı terörist olarak eğitsinler diye okula göndermiyoruz. Çocuklarımızı eğitim alsınlar diye teröristlerin eline teslim edemeyiz. Terör örgütü adına basın açıklaması yaparken tutuklanmışlar. Nuriye Gülmen’in bir zamanlar Fehriye Erdal’a yaptıkları gibi şirin fotoğraflarını asıyorlar. Ben size hikayesini anlatayım; DHKP-C’ye yönelik operasyonlar çerçevesinde örgütün dış yapılanmasında olduğu gerekçesiyle hakkında arama kararı çıkıyor. 9 Mayıs 2012 tarihinde yakalanıyor, tutuklanıyor ve sonra 1 Nisan 2015’de salındıktan sonra yeniden gözaltına alınıyor. 10 Nisan 2015’de açığa alınıyor. Arkadaşlarımız uzun bir liste vermişler. DHKP-C mensubu kişilerle örgüt adına çalışma, afiş asma. Bu anlattıklarım OHAL’den önce olan şeyler. Yani bu kişinin DHKP-C ile organik bir bağı söz konusu” demişti.

(Yeşil Gazete)

İngiltere’deki bombalı saldırıda yaralılara yardıma koşan evsiz genç olay anını anlattı

İngiltere’nin Manchester kentinde, 22 kişinin hayatını kaybettiği bombalı saldırıda, konser salonunda bulunanlara yardım eden Stephen Jones adlı evsiz, yaşananları anlattı.

İngiltere’nin Manchester kentinde ABD’li pop şarkıcısı Ariana Grande’nin konser verdiği salona 23 yaşındaki Selman Abedi adlı canlı bombanın düzenlediği saldırıda 22 kişi hayatını kaybetti, 59 kişi yaralandı.

IŞİD’in üstlendiği saldırının ardından, konser salonundakilere yardım eden Stephen Jones adlı evsiz, yaşananları anlattı. Jones, “Neden geri döndünüz? sorusuna şöyle yanıt verdi:

“Ben insanım. Onlar insan. Yapmak zorundaydım, yardım etmek zorundaydım. Öylece uzaklaşıp, çocukları o şekilde bırakıp yardım etmeseydim kendimle yaşayamazdım.”

Jones, olay anını şöyle anlattı:

“Arena’nın yanında, oturduğum yerde rüzgarı hissedebilirdiniz. Çok sert bir rüzgar vurmuş gibiydi. Herkes çığlık atıyordu, sonra herkes koşmaya başladı. Ben ve benim arkadaşım da kalkıp koşmaya başladık. Ne olduğunu anlayınca geri döndük. Tüm kadınlar ve çocuklar kan içinde dışarı çıkıyorlardı. Koşarak üst kata çıktık, içeriye girdik. Sadece yerde yatan insanlar vardı.

-Yani geri döndünüz? Niye döndünüz?

Niye? Sadece içgüdü değil mi? Ben insanım. Onlar insan. Pek çok evsiz insan orada kalıp yardım etti. Yaptığımız buydu. Tabii ki çocukları öyle kan içinde görünce… Kollarına batan çivileri sökmek zorunda kaldık, bir küçük kızın suratında vardı. Onlar çocuklardı, çok fazla çocuk vardı ve üzerlerinde kan vardı, ağlıyorlardı ve çığlık atıyorlardı. Yapmak zorundaydım, yardım etmek zorundaydım. Öylece uzaklaşıp, çocukları o şekilde bırakıp yardım etmeseydim kendimle yaşayamazdım.

(Yeşil Gazete)

‘Doğaya emek ver!’: Kadıköy Çevre Festivali başladı

Kadıköy Belediyesi, Çevre Haftası etkinlikleri kapsamında doğayı odağına alan tüm bileşenleri Kadıköy Çevre Festivali’nde bir araya getiriyor. 26- 28 Mayıs 2017 tarihleri arasında Selamiçeşme Özgürlük Parkı’nda gerçekleşecek olan festivalin teması “Kentte Ekolojik Yaşam”, sloganı ise “Doğaya Emek Ver” olacak.

Katılımcı kurumların stantları ile yer alacağı festivalin programı yine katılımcılarla birlikte oluşturulacak. Sıfır karbon emisyonu hedeflenen festivalde atölye, söyleşi, doğa gözlemi, konser gibi çok sayıda etkinlik yer alacak.

Her yaştan ziyaretçinin ekolojik yaşama dair deneyimlerini geliştireceği festival kapsamında katılımcılar stantlarında ekolojik yaşam deneyimlerini ve çalışmalarını paylaşacak. Küçük çevreciler için gün boyu süren atölyeler, drama eşliğinde kitap okumaları ve oyunlar yer alacak; çevreye duyarlı üretici kurumların geri dönüşüm, enerji ve su tasarrufu konularında hazırlamış oldukları tiyatrolar sergilenecek.

Kentte ekolojik yaşam temasının öne çıkarılacağı stantlar ve etkinlikler tüm İstanbullulara 3 gün boyunca doğaya emek verenlerle buluşma ve ekolojik yaşam için adımlar atma fırsatı sunacak.

Amfi tiyatroda panel

Festivalin açılışı bugün 14.00’te Selamiçeşme Özgürlük Parkı’nda yapıldı. İlk gün Selamiçeşme Özgürlük Parkı’ndaki Amfi Tiyatro’da 14.00’ten 18.00’e kadar söyleşiler olacak. 16.00’da Prof. Dr. Levent Kurnaz “Türkiye İklim Değişikliğinden Ne Kadar Etkileniyor ve Etkilenecek Farkında mı?”, 17.00’de Prof. Dr. E. Beyza Üstün “Suyun Özgürlüğü Politikası” konulu sunum yapacak. Yeni İnsan Yayınevi de “Nasıl Bir Ekoloji Eğitim Paneli” düzenleyecek.

Ediz Hun sahnede

Festivalin ikinci günü olan 27 Mayıs Cumartesi günü festivalin konukları arasında Yeşilçam’ın jönlerinden oyuncu ekolog Ediz Hun, 15.00’te “Sosyoekonomik Kalkınmada Doğa İnsan İlişkileri” konulu sunumuyla sahne alacak. 12.00’de GÜNDER’in “Türkiye’de Güneşin Yeri”, 13.00’te Pınar Öncel’in “İsraf Etme”, 14.00’te Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu’nun “Küresel İklim Değişikliği ve Etkileri”, 16.00’da Dr. Uygar Özesmi’nin “Türetmek ya da Tüketmek-İşte bütün mesele bu!”, Barış Doğru’nun “Sürdürülebilirlik Hayatımızın Neresinde” konulu söyleşilerine katılabilirsiniz.

Söyleşi programları 28 Mayıs Pazar günü de 12.00’den 19.00’a kadar devam edecek. 12.00’de Yeryüzü Derneği’nin “Gıda Toplulukları” söyleşisinin ardından Onkoloji Doktoru Yard. Doç. Dr. Yavuz Dizdar “Beslenme, Sağlık ve Gelecek İlişkisi” konusunda bilgi verecek. Gazeteci Mine G. Kırıkkanat da festival konukları arasında ve “Şehircilikte Çevreciliğin Yeri” konulu sunumuyla 15.00’te dinleyicisiyle buluşacak. Çevre Danışmanı Aynur Acar da “Türkiye’deki Atık Yönetiminin Yurtdışı Örnekleri ile Karşılaştırılması” sunumuyla festivalde yer alacak.

Söyleşilerle geçen pazar gününde dinleyiciler için müzik de unutulmadı. 18.00’de Saade Kahve konseri var.

Tiyatro, konser, sergi

Selamiçeşme Özgürlük Parkı Amfi Tiyatro’da festival kapsamında cuma, cumartesi ve pazar günleri 15.00-21.00 saatleri arasında söyleşi dışında da pek çok etkinlik olacak. Cuma günü 16.00’da VİKO Çocuk Tiyatrosu’nun “Aydınlık Bir Gelecek İçin!” adlı oyunu, 20.00’de Surdurulebiliryasam.tv’nin “Dönüştüren Belgeseller” gösterimi var.

Cumartesi günü 16.00’da ÇEVKO’nun “Çevreci Kedi Çevki” adlı tiyatro oyununun ardından 21.00’de Yeni Türkü konseri kulakların pasını silecek.

Pazar günü 15.00’te Kadıköy Belediyesi personelinin sahne alıp sunacağı “Bir Afet Masalı” tiyatro oyununu izleyebilirsiniz.

Kadıköy Belediyesi EkoKamera Fotoğraf Sergisi, Yeşiladımlar Çevre Derneği Karikatür Sergisi, Tasarım Atölyesi Kadıköy Sürdürülebilir Kent Mobilyaları Sergisi, Okul Öncesi Akademi’nin Tarım Müzesi ve Nukleersiz.org Nükleersiz Yaşam Resim Sergisi, Çevre Festivali’nde yer alacak.

(Gazete Kadıköy)

[Özel Haber] Marmaray için Yenikapı’ya getirilen yüzer termik santrala çevre örgütlerinden tepki: “İstanbul’da hava kirliliği artar.”

Marmaray’a elektrik sağlamak amacıyla geçtiğimiz haftalarda Yenikapı açıklarına demirleyen “yüzer termik santral” Doğan Bey gemisiyle ilgili konuşan çevre örgütlerinin temsilcileri ve uzmanlar, bu gemiyle birlikte İstanbul’da termik santrallerden kaynaklanan hava kirliliğinin artacağına dikkat çekti. Halk sağlığı uzmanı Ahmet Soysal, deprem ve doğal afet durumlarında kullanılan bu gemiye ihtiyaç duyulmasının yanlış enerji politikalarıyla ilgisi olduğunu savundu.

Karadeniz Holding’e ait olan ve powership olarak da bilinen “yüzer termik santral” Doğan Bey gemisi, kısa bir süre önce Marmaray’a elektrik sağlamak için Marmara’ya getirildi. Daha önce Irak gibi savaş bölgelerinde ve enerji altyapısı çöken ülkelere elektrik sağlamak amacıyla gönderilen gemi, edinilen bilgilere göre Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından kiralandı.

Karadeniz Holdinge ait Doğan bey gemisi yüzer santralı

Ne kadar süre kullanılacağı, hangi tür yakıt kullandığı ve çevreye nasıl etkilerinin olacağı gibi soruların yanıtsız bırakıldığı gemiyle ilgili olarak geçtiğimiz günlerde CHP İstanbul Milletvekili Dr. Ali Şeker TBMM’ye bir soru önergesi vermişti.

“Bu gemiyle artık termik santraller İstanbul’un içine taşındı”

Bu  sorular yanıtsız kalırken, çevre örgütleri ve uzmanlar konunun başka bir yönüne dikkat çekiyor.

“Marmara’da artan bir termik santral yığını var. Asıl olarak kırda yoğunlaştırıyorlardı ve şehirden uzak tutuyorlardı ama artık şehrin göbeğine yapıyorlar” diyen Kuzey Ormanları Savunması’ndan Mehmet Baki Deniz,  şu örnekleri veriyor:

“Bunu önce Çatalca’ya yaptılar, sonra Küçükçekmece’de yani İstanbul’u direk etkileyecek bir proje yapacaklar. Tam olarak İstanbul’un dibine koyuyorlar.”

Deniz’e göre bu gemiye ihtiyaç duyulmasının temel sebeplerinden biri de KOS’un uzun süredir dillendirdiği “Marmara’nın çılgınca büyümesinin ve artık İstanbul’un ekolojik olarak yaşanamaz hale gelmesinin birebir örneği.”

“İstanbul’un artan hava kirliliğine ve iklim değişikliğine olumsuz etkileri olacak”

Mega projelerin İstanbul üzerinde büyük bir baskı kurduğuna dikkat çeken Mehmet Baki Deniz, bir ulaşım projesi olan Marmaray’ın bile artık İstanbul’a ekolojik baskı ve problem olarak geri döndüğünü belirtiyor. Deniz’e göre bu gemiyle birlikte artık termik santraller, İstanbul’un içine taşınmış olacak.

Doğan bey gemisi 24 Nisan günü Yenikapı açıklarında görüntülenmişti. Gemi şu anda Marmara’da başka bir limanda bekletiliyor.

Geminin hangi yakıtla çalıştığın ilişkin bir resmi veri olmasa da Deniz, geminin fuel-oille yani petrolle çalıştığını öne sürerek, İstanbul’un var olan hava kirliliğine yeni bir hava kirliliği eklenebileceğini iddia ediyor ve geminin artan hava kirliliğine ve iklim değişikliğine olumsuz etkilerinin olacağını belirtiyor.

Soysal’a göre gemi doğalgaz ile çalışıyor

Halk Sağlığı Uzmanı Dr. Ahmet Soysal ise edindiği bilgilere göre geminin doğalgaz ile çalıştığını belirtiyor: “Doğalgaz çevrim santralinin ne kadar çevresel etkisi varsa bu geminin de o kadar etkisi var” diyen Soysal bu geminin insan sağlığı üzerinde yarattığı maliyete dair bir deneyimin dünyada olmadığını kaydediyor.

Sosyal’a göre “bu tür gemiler daha çok felaket, savaş bölgeleri, enerji sağlanamayan, enerji açığı olan bölgeler için geçici çözüm üretmek amacıyla yapılmış gemiler. Örneğin Irak’ta çalıştılar.”

“Bu gemi deprem savaş gibi durumlarda enerji altyapısı zarar gören bölgelerde kullanılıyor.”

Enerji altyapısının çöktüğü doğal afet veya savaş bölgesi noktalarında bu gemilere ihtiyaç duyulduğunu belirten Soysal, Marmaray için bu geminin kullanılmış olmasının enerji politikalarının yanlışlığıyla açıklanabileceğini söyledi.  Soysal, sözlerini şöyle sürdürdü:

“En büyük kentinizde enerji açığı ortaya çıkıyor ki siz bu gemiyi kullanıyorsunuz. Yenilenebilir enerjiyi kullanırsınız. Bir enerji politikanız, kurulu kapasite ve kurulu gücünüz vardır. Kurulu gücünüz birbirini dengeleyen birincil enerji kaynaklarından oluşur. Birisindeki eksiklik diğeriyle kapatılır. Enerji politikanız ve buna dair bir projeksiyonunuz vardır. Bunları karşılayacak bir plan yapmışsınızdır. Ama en büyük kentinizde enerji açığı ortaya çıkıyorsa bu daha önceden doğru bir planlama yapılmadığını gösterir.”

Temiz Hava Hakkı Platformu: Gemi yeni bir emisyon kaynağı olacak

Konuya ilişkin olark Yeşil Gazete’ye yaptığı açıklamada “İstanbul, aşırı nüfus artışı ve uygulanan kentleşme politikalarının sonucunda daha fazla beton yığınına dönüşen ve ciddi düzeyde hava kirliliği sorunu yaşayan bir kent haline gelmiştir” ifadelerine yer veren Temiz Hava Hakkı Platformu da “kentin içinde ve çevresinde bulunan ve hava kirliliğinin giderilmesinde önemli rolü olan yeşil örtü ve ormanların hızla yok edilişi de işin tuzu biberi olmaktadır” diyor.

Platform, Doğan Bey gemisinin Marmara’ya getirilmesiyle hava kirliliğinde artışın yaşanacağına dikkat çektiği açıklamasında şu sözlere yer verdi:

“Söz konusu jeneratör gemi konusunda, yetkili ağızlardan herhangi bir açıklama olmamakla birlikte gerek fosil yakıt gerekse doğalgaz tüketsin bu geminin kentin orta yerinde yeni bir emisyon kaynağı olduğu açıktır. Böylece var olan hava kirliliğine çok önemli bir kirletici kaynak daha katılarak kirlilik düzeyinin katlanmasına neden olacaktır.”

“Bilindiği gibi hava kirliliği Dünya Sağlık Örgütü tarafından en önemli kanser yapıcı kaynaklar arasında sayılmaktadır. Hava kirliliği kanser dışında başta kalp ve dolaşım sistemi sorunları olmak üzere çok sayıda sağlık sorununun görülmesine de neden olmaktadır. Var olan veriler ise ülkemizde her yıl 32.500 kişinin hava kirliliği nedeniyle öldüğünü göstermektedir.”

Temiz Hava Hakkı Platformu, açıklamasında “İstanbul dünya metropolleri arasında havası en kirli olanlar arasında yer almaktadır” ifadelerine yer vererek, şu verileri paylaşıyor:

“Daha önce Çevre ve Şehircilik Bakanlığı verileri üzerinden platformumuz (THHP) tarafından yapılan çalışmalarda, İstanbul ili için partikül madde yıllık ortalamaları 2015 yılında 53 mikrogram/m3 iken, 2016 yılında bu ortalamanın 65 mikrogram/m³’e yükseldiği gösterilmiştir. Her iki seviye Dünya Sağlık Örgütü’nün kabul edilebilir limitlerinin (20 mikrogram/m³) çok üzerindedir. İstanbul ilinde kentsel ulaşım, evsel ısınma, sanayi bacalarından kaynaklanan hava kirliliği ve son zamanlarda giderek artan hafriyat, kazı faaliyetleri hava kirliliğinin önemli nedenlerini oluşturmaktadır. Bu sayılan risklerin dışında deniz trafiği kaynaklı kirlilik de İstanbul için önemli bir risk faktördür. Gemi bacalarından çıkan kirlilik araç trafiği ile karşılaştırılamayacak boyutlarda yüksektir.”

Açıklamada santralin hemen kaldırılması talep edilerek “Bütün sayılan gerekçeler nedeniyle hava kirliliğinin bu derecede önemli bir sağlık tehdidi oluşturduğu İstanbul’un ortasında, var olan kirliliğin katlanarak artmasına neden olacak bir termik santralin varlığı kabul edilemez. Santralın acilen kaldırılmasını istiyoruz” dendi.

Samsun halkı mobil termik santrale karşı mücadele etmişti

Benzer bir yüzer termik santralin çalıştırıldığı Samsun’da, halk verdiği mücadele sonucunda 2003 ve 2008 yıllarında başarıya ulaşmış ve mobil santralin kullanımını engellemişti.

2001’de Cengiz Enerji ile Aksa’nın kurmak istediği mobil santral, çevre ve insan sağlığına zarar verdiği için Tekkeköylülerin ve demokratik kitle örgütlerinin yoğun tepkisiyle karşılaşmış, bunun üzerine Samsun Baro Başkanlığı, ilk davayı 11 Mart 2002’de İdare Mahkemesi’ne açmıştı. Samsun İdare Mahkemesi, açılan davada yetkili olmadıklarını belirterek, dosyayı Ankara 10. İdare Mahkemesi’ne göndermiş, Ankara 10. İdare Mahkemesi de 20 Şubat 2003 tarihinde mobil santrallerin çalışmasını durdurmuştu.

Mahkeme tarafından durdurulan mobil santraller, Çevre ve Orman Bakanlığı’nca yapılan yönetmelik değişikliğinin ardından ‘ÇED Olur Raporu’ verilerek 1 Ağustos 2007’de yeniden faaliyete geçirilmişti. Bunun üzerine Samsun Barosu, Rapor’un iptali için aynı ay içerisinde Ankara 10. İdare Mahkemesi‘ne tekrar dava açmış, dava 22 Ocak 2008’de sonuçlanmış, 16 Şubat 2008 tarihinde santraller tekrar şalterlerini indirmişti.

Bu kez de Ankara 10. İdare Mahkemesi’nin “yürütmeyi durdurma” kararına karşı ilgili firmalar ile Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından bir üst mahkemeye yapılan itiraz, Ankara Bölge İdare Mahkemesi‘nce kabul edilmiş ve 10. İdare Mahkemesi’nin “yürütmeyi durdurma” kararı 2008 yılı Mart ayı içerisinde kaldırılmış, mobil santraller tekrar çalışmaya başlamıştı.

Bu süreç devam ederken Baro Başkanlığı’nın Samsun İdare Mahkemesi’ne açtığı “işyeri açma ruhsatının iptali” davası sonucu, İdare Mahkemesi tarafından işyeri açma ruhsatları iptal edilen firmalar, Samsun Büyükşehir Belediyesi’nce mühürlenmişti.

İstanbul halkının, sivil toplum örgütlerinin ve meslek odalarının Samsun’da bundan on yıl önce verilen mücadeleden nasıl örnek alacağı ve yüzer santralin İstanbul’da çalıştırılıp çalıştırılmayacağı merakla bekleniyor.

Haber: Rıfat Doğan (Yeşil Gazete)

Prof. Dr. Levent Kurnaz: “İklim savaşı uzun soluklu bir serüven. Gelecek için gençlere ihtiyacımız var.”

Boğaziçi Üniversitesi Fizik Bölümü Öğretim Üyesi ve İklim Değişikliği Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü Prof. Dr. Levent Kurnaz, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın yürüttüğü “İklim Değişikliği Farkındalık Geliştirme Projesi” kapsamında farklı illerdeki okulları gezerek öğretmen ve öğrencilere iklim değişikliğini anlatıyor.

Bir eğitim-öğretim yılı daha biterken Levent Hoca’nın programdaki son okulları gezdiğini öğrendik ve projeyle ilgili kendi tecrübelerini, projenin kapsamını ve olası sonuçlarını sorduk. Bu tarz projelerin daha sık yapılmasının gerekli olup olmadığını da soruların cevaplarında ayrıca görebilirsiniz.

Yeşil Gazete – Aslında çok da zamanımız yok, hatta acelemiz var iklim değişikliği için, hemen harekete geçmeliyiz derken neden öğrencilere iklim değişikliği seminerleri?

Öncelikle küresel aktivizmle yerel aktivizmi birbirine fazla karıştırmadan bu konuya yaklaşmalıyız. Ülkemizin bir yanda iklim değişikliğine ne derece katkısı olduğuna öte yanda da ne kadar etkileneceğine bakacak olursak etkilenebilirliğimizin etkimize oranla çok daha yüksek olduğunu görürüz. Etkilenecek olanlar da çocuklar olduğundan onlara bu konuda bilgiler vermek çok önemli. Ayrıca iklim savaşı çok uzun soluklu bir serüven. Gelecekte bizimle yürüyecek gençlere her zaman ihtiyaç var.

Biraz projenin kapsamından bahseder misiniz? Geçen hafta Antalya’dan sonra Van’daydınız.

Bu proje kapsamında bu sene on ilde iklim değişikliği farkındalık eğitimi veriyoruz. Geçen haftayı Van’daki eğitimlerle tamamladık. Son olarak Kayseri kaldı. Her ilde öncelikle her seviye ve branştan 100-150 kadar öğretmeni iklim değişikliği, etkileri ve yapılması gerekenler konusunda bilgilendiriyoruz. Sonra dört gruba ayrılıp üçer anaokulu, ilkokul, ortaokul ve liseye giderek onların seviyesine uygun benzer birer eğitim veriyoruz. Sonunda da her ildeki üniversitenin Eğitim Fakültesi’ne giderek öğretmen adaylarına iklim değişikliği ve etkilerini anlatıyoruz.

Seminerlerde size verilen ilginç tepkiler, yöneltilen sorular oldu mu, aklınızda kalan?

İlk birkaç şehir biraz acemiliğimize geldi, duyuru yapmadan konuşmaya başladık. Hocalar konuşmanın ortasında ayaklandılar ve işin politik kısmına girince de işin içinden çıkamaz bir duruma geldik. Sonrasında baştan bir duyuru yaptık: “Burada yapmaya çalıştığımız sizin farkındalığınızı arttırmak vasıtasıyla iklim değişikliği bilgisinin öğrencilere yayılmasını sağlamak. Sizler burada vatandaş olarak değil, bu alanın elçileri olarak bulunuyorsunuz. Bizler de bu konuda ülkelerin geçmiş sorumlulukları olduğunu, ekonomik sistemin çok şeye izin vermediğini, hatta değişik hükümetlerin hâlâ bazı hatalara devam etmekte olduğunu biliyoruz. Ama burada önemli olan çocuklara neler olacağını ve ne yapmaları gerektiğini anlatmamız.”

Urfa’da “kömür kötü, kömür kötü, kömür kötü” dedikçe en öndeki bir dokuzuncu sınıf öğrencisinin gözleri doldu. Dayanamayıp ne olduğunu sordum “ama kömür olmazsa biz nasıl kebap yaparız” dedi. Onun da derdi kebapmış meğer.

Her yerde, gençlerin, onların öğretmenlerinin verdikleri ortak tepkiler var mı?

Dediğim gibi, öğretmenler hemen karşı çıkma moduna giriyorlar, “büyük devletler kirletiyor, önce onları durdurmak gerek” veya “büyük şirketler iklime zarar veren şeyler yapmazlarsa bu sorun çözülür” gibi. Ama bu konunun tabandan tavana yayılması gerektiğine ikna ediyoruz onları. Çocuklar ise daha açık görüşlüler, ancak onların da dikkatini konuya çekebilmek çok zor. Zorla dersten çıkıp gelenlerden gerçek verim almak çok güç olabiliyor.

Bölgeden bölgeye, okullara, belki yaşa göre değişen tekiler gözlemlediniz mi?

Her gittiğimiz şehrin dersini baştan çalışarak o şehirle ilgili örnekler veriyoruz, bu nedenle de tepkilerdeki farklılık etkilenebilirlikle el ele gidiyor. Mesela Mersin’deki eğitimin olduğu gün şehri su bastı. Onları gelecek felaketlere ikna etmek fazla zor olmadı.

Ama öğrenciler açısından konuşacak olursak, sanırım yaş ilerledikçe hassasiyet de azalıyor. Anaokulları ilkokullardan, dokuzuncu sınıflar onbirinci sınıflardan daha hassaslar iklim değişikliği konusunda.

Kısaca, neler anlatıyorsunuz bu seminerlerde?

Önce iklim nedir, hava durumundan neden farklıdır, iklimi belirleyen etkenler nelerdir kısmını anlatıyoruz. Sonra iklim değişikliğinin sebeplerine değiniyoruz ve uluslararası alanda yapılanları açıklıyoruz. Son olarak da kişilerin neler yapabileceklerinden bahsediyoruz.

Sizin için nasıl geçiyor? Bu seminerler önce değişen fikriniz oldu mu, başlamadan evvel böyle düşünmüyordum dediğiniz bir şeyler oldu mu?

Ben yaptığımı bir çeşit misyonerlik olarak görüyorum ve konuyu anlatırken saate bakmak aklımdan geçmiyor. Eğer karşımdakiler de merakla dinliyorlarsa bazen konu çok uzayabiliyor. Bazı günler 6-7 saat anlattığımız olabiliyor. Önemli olan onların bir şeyler öğrenmeleri. Bu konudaki farkındalığı arttırdığımız sürece ben mutluyum.

Farklı ülkelerde de benzer örnekler yapılmış mı? Sonuçları neler olmuş? Sizin beklentileriniz neler?

Diğer ülkelerde de mutlaka benzerleri yapılmıştır ama ben haberdar değilim. Her konuştuğumuz öğretmen bunu 100 çocuğa anlatsa, her konuştuğumuz çocuk bunu ailesine ve birkaç arkadaşına anlatsa projenin bu ayağı sonunda neredeyse bir milyona yakın kişiye ulaşmış olacağız. Bence bu hiç fena bir sayı değil.

Levent Kurnaz’ın çocuklara yönelik hazırladığı iklim değişikliği eğitimi video serisi için TIKLAYINIZ

Röportaj: Bahar Topçu (Yeşil Gazete)

İstanbul’da bir aşçı, Gülmen ve Özakça’nın talepleri karşılanana kadar açlık grevine başladı

İstanbul’da, İsmail Erdoğan adında bir aşçı, KHK ile mesleklerinden ihraç edildikten sonra işe geri dönmek için açlık grevine başlayan ve eylemlerinin 75. gününde tutuklanan akademisyen Nuriye Gülmen ve öğretmen Semih Özakça’ya destek olmak için açlık grevine başladığını duyurdu.

Açlık grevi eyleminin 75. gününde tutuklanarak cezaevine konulan Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın talepleri kabul edilinceye kadar açlık grevi eylemine başladığını duyuran İsmail Erdoğan, “Nuriye ve Semih ölmesin, yahut zorla beslenerek sakat bırakılmasın istiyorum. Mevcut sokak hareketi bunun önüne geçebilecek güce sahip değil, bu yüzden Nuriye ve Semih’in talepleri kabul edilene kadar bende süresiz açlık grevine başlıyorum.” dedi.

Sosyal medya hesabından yaptığı açıklamayla eylemini duyuran İsmail Erdoğan, Yeşil Gazete’ye verdiği bilgide, gündelik hayatına devam ederek eylemini sürdüreceğini söyledi.

“Ölümse ölüm, hapishaneyse hapishane. Ne ölüm ne de kapatılmak korkusu bu zulmü seyretmekten daha ağır olamaz.” diyen Erdoğan, “Günlerdir boğazımdan geçen her lokma bir utanç vesikası.” ifadelerini kullandı.

İsmail Erdoğan

İsmail Erdoğan’ın sosyal medya hesabından yaptığı açıklama şöyle:

“Aşçıyım ben!
“Yemek pişirerek kazanıyorum hayatımı…
“Tanış olanlar bilir çok da seviyorum işimi… Sizin en iyi film, resim, fotoğraf, şarkı hangisi diye düşündüğünüz saatlerde ben hangi malzemeleri yan yana getirip pişirsem en iyi lezzeti yakalarım diye düşünüyorum.
“Yemek pişirmeyi gerçekten çok seviyorum, çünkü benim için pişirdiğinin lezzettini aç karınla masaya oturup tattığı ilk lokmada mutlu olmuş yüzlerde görmenin kıymeti hiç bir şeyle mukayese edilemez!
“Yemek yemeyi, yemek pişirmek kadar seviyorum.
“Günlerdir yediğinden içtiğinden utanan bir insan olarak yazıyorum bu satırları.
“Günlerdir Ankara’nın Yüksel Caddesi bir yumru boğazımda.
“Günlerdir Kemal Amca, Nuriye ve Semih’i anımsamadığım zamanlar sınırlı…
“Günlerdir boğazımdan geçen her lokma bir utanç vesikası.
“Biz bu değiliz, biz bu olmamalıyız diye figan ediyorum kendi kendime.
“Günlerdir, katıldığım en kalabalık gösteri 50 kişiden ibaret. Her gece yatağa girdiğimde bizi bu kadar aciz kılan, bizi bu kadar yalnızlığımıza mahkum eden çaresizlik halini kırmamızı sağlayacak bir sihirli değneğe sahip olmayı diliyorum, lakin nafile…
“Neverland değil bu ülke, yok öyle bir değnek ve ben de sihir yapabilme meziyetinden yoksun bir ölümlüyüm işte herkes gibi .
“Mevcut sokak hareketi bunun önüne geçebilecek güce sahip değil, bu yüzden Nuriye ve Semih’in talepleri kabul edilene kadar bende süresiz açlık grevine başlıyorum.
“Açlık grevine ilkesel olarak karşı olan bir insan olarak yapıyorum bunu.
“Ölümse ölüm, hapishaneyse hapishane.
“Ne ölüm ne de kapatılmak korkusu bu zulmü seyretmekten daha ağır olamaz.”

(Can Bursalı – Yeşil Gazete)

İstanbul’un silüetine yeni hançer: Haydarpaşa Garı ve Selimiye Kışlası’nın arkasına 80 metrelik otel!

Birçok projesi tartışma yaratan Taş Yapı’nın, Darüşşafaka Cemiyeti’nden aldığı Koşuyolu’ndaki 12 bin 257 metrekarelik araziye dikmeye başladığı 20 katlı otel, deniz tarafından bakıldığında Haydarpaşa Garı, Selimiye Kışlası gibi tarihi mekânlara olan yakınlığı sebebiyle şehir silueti için risk oluşturacak.

Yetimleri okutan Darüşşafaka Cemiyeti, bir hayırseverin kendilerine bağışladığı Koşuyolu’ndaki 12 bin 257 metrekare araziye ilk önce hastane yapmak için proje hazırladı. Ancak, tüm girişimlere “hayır” denilerek değişikliğe izin verilmedi. Cemiyet, 2005 yılında çareyi araziyi satmakta buldu.

Taş Yapı ve Selçuk Ecza Deposu ortaklığı araziyi 7 milyon dolara aldı. İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) İmar Müdürlüğü ve Planlama Müdürlüğü’nün olumsuz görüş bildirmesine karşın bu kez imar plan tadilatı yapıldı. “Az yoğun konut alanı, yol, yeşil alan ve dere koruma alanı’nda kalan araziye bodrum hariç 3 emsal inşaat hakkı ile 40 katlı otel ve ticaret izni verildi.

Cumhuriyet’ten Hazal Ocak’ın haberine göre, Taş Yapı Dubai’deki Burj El Arap Oteli’nin benzerini yapmak istiyordu ancak belediye ‘emsal fazla’ gerekçesiyle projeyi reddetti. Bunun üzerine 80 metre yüksekliğinde 20 katlı, 3 bloklu yeni bir proje çizdirildi. 2013 yılında projenin ruhsatı alındı.

İnşaat durduruldu

Çevre sakinlerinin proje planlarının iptali için açtıkları dava sürüyor. Davaya bakan İstanbul 11. İdare Mahkemesi’ne sunulan çevre sakinlerinin lehine ilk bilirkişi raporunun ardından kısmi yürütmeyi durdurma kararı verildi. Çevre sakinleri karara itiraz etti ve ek bir bilirkişi raporu daha istendi. Süren otel inşaatı da ilçe belediyesi tarafından durduruldu. Alan metrelerce kazılmış halde duruyor.

Çevre sakinlerinin proje planlarının iptali için açtıkları dava sürüyor. Davaya bakan İstanbul 11. İdare Mahkemesi’ne sunulan bilirkişi raporu, otelin yaratacağı çevre felaketlerine vurgu yaptı. Raporda, bölgedeki binaların 4-5 katlı kısmen de 12 katlı olduğuna dikkat çekilerek, “İmar planına bir yükseklik sınırlaması getirilmemesi deniz tarafından bakıldığında Haydarpaşa Garı, Selimeyi Kışlası gibi tarihi mekânlara olan yakınlığı sebebiyle şehir silueti ile alakalı soru işareti oluşturmaktadır” denildi. Kadıköy sınırlarında 15 katı geçecek imar uygulamalarına izin verilmediğinin altını çizen bilirkişi, geçen şubat ayında İBB Meclisi’nde alınan Kadıköy’de 15 kat sınırlamasına ilişkin kararı da rapora ekledi.

Doğal sit vurgusu

Arazinin, Doğal Sit Alanı olan Karacaahmet Mezarlığı’nın komşusu olduğunu vurgulayan bilirkişi, projedeki inşaat yoğunluğunun da geleceğe yönelik tehdit olabileceğini belirtti. Raporun sonuç bölümünde ise projenin bölgeye inşaat yoğunluğu getirdiği, SİT alanını göz ardı ettiği ve çevre yapılaşma koşullarıyla uyuşmadığı vurgulandı.

(Cumhuriyet)

Sit alanı imara açıldı, üniversite inşaatı başladı

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, İstanbul’un Beykoz ilçesinde sit alanı olan araziyi imara açtı. İmara açılan alanın büyüklüğü 60 bin metrekare.

İmar değişikliğiyle yeşil alan olan arazi ‘özel eğitim’ alanı oldu. Korunması gereken yeşil alanda Beykoz Üniversitesi kurulacak. Üniversite inşaatının tabelası alanın hemen başında dikildi.

Yasalara aykırı yapılaşma izni

BirGün’den Serbay Mansuroğlu’nun haberine göre, eski İstanbul Büyükşehir Belediye Meclis eski Üyesi İbrahim Doğan yeşil alanın yapılaşmaya açılmasına tepki gösterdi. Bu alanın ve çevresinin ormanlık arazi olduğunu söyleyen Doğan, “İstanbul Çevre Düzeni Planı’nda da bu arazi sit alanı olarak düzenlenmiş ve korunması gereken yerler içine alınmıştır. Esas itibariyle bölge ormanlık alan içerisindedir. Bu sebeple imara açılması yasalara ve imar kanununa aykırıdır” diye konuştu.

Ticari bir düzenleme

Planların tamamen ticari bir mantıkla yapıldığını vurgulayan İbrahim Doğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Netice itibariyle ile Bakanlık tarafından yapılan plan düzenlemesi çevre ve orman yasalarına, imar mevzuatına aykırıdır. Bu aynı zamanda yerel yönetimlerin yetki ve görev alanlarını yok hükmünde saymaktır. Planlar yapılırken plan hiyerarşisi içinde ve bölgenin öznel durumu dikkate alınarak yapılır. Yapılan düzenleme kamu yararı, katılımcılık ilkesi dikkate alınmadan yapılmıştır. Plan otoritelerinin yani meslek odaları ve çevreci kuruluşların görüşleri alınmadan yapılmıştır. Yaşam alanları bu planlarla adete kuşatma altına alınmış ve yok ediliyor. Çevreye ve doğaya zarar veren bu rantiyeci politikaları asla kabul etmiyoruz. Yasal hiçbir dayanağı olmayan bu plana süresi içinde itiraz edeceğiz. Planların yapılmasında kamu yararı esas alınmalı ve siyasi yapıların da bu durumlara el atarak öncülük etmesi gerektiği hususunu savunuyoruz.”

(BirGün)

Yeryüzü Ekoköyü’nden “Ekolojik Yaşam Deneyimi ve Gıda Ormanı Uygulaması” kampı

Yeryüzü Ekoköyü çatısı altında düzenlenecek, “Ekolojik Yaşam Deneyimi, Permakültüre Giriş Kursu ve Gıda Ormanı Uygulaması” kampı 10-18 Haziran tarihlerinde Sakarya Pamukova’da gerçekleştiriliyor.

Kamp kontenjanı 15 kişi olarak belirlendi. Kampa katılım için olabildiğince çok insana burslu/ücretsiz katılım sağlamak amacı ile fongogo üzerinden bir kampanya da başlatıldı. “Doğa yolun olsun. Ekoköyümüze destek olun. Gelin yuvamız yeryüzü olsun” başlıklı destek kampanyasına bu link üzerinden erişim mümkün.

Kampa katılım için başvuru formuna ise buradan ulaşabilirsiniz.

Facebook etkinlik sayfasında da eğitim detayları, eğitmenler, ulaşım, konaklama, ücret gibi tüm bilgiler yer alıyor.

Program

Permakültüre Giriş Kursu ile gıda ormanı, kompost, yükseltilmiş bostan, anahtar deliği bahçesi gibi permakültür uygulamalarını ve topluluk olma deneyimi ile drama temelli etkinlikleri içerecek kampın programı da şu şekilde.

1. Gün (10 Haziran Cumartesi)
∙ 13:00 – 17:00 Tanışma ve Yaratıcı Drama ile Topluluk Oluşturma

∙ 2. Gün
∙ 09:30 – 12:00 Fermantasyon atölyesi
∙ 13:00 – 18:00 Permakültüre Giriş Kursu (*4 Saat)

∙ 3. Gün
∙ 09:30 – 12:00 Kerpiç Atölyesi, Kerpiç Tuğla Yapımı
∙ 13:00 – 18:00 Permakültüre Giriş Kursu (*4 Saat)

∙ 4. Gün
∙ 09:30 – 10:30 Sıcak Kompost Uygulaması
∙ 11:00 – 12:00 Yükseltilmiş Yatak 1 Aşama
∙ 13:00 – 18:00 Permakültüre Giriş Kursu (*4 Saat)

∙ 5.Gün
∙ 09:30 – 11:00 Arazi Keşfi ve Mikroiklim Alanlarının Tespiti
∙ 11:00 – 12:00 Yükseltilmiş Yatak 2 Aşama
∙ 13:00 – 18:00 Gıda Ormanı Uygulamaları (Teorik)

∙ 6.Gün
∙ 09:30 – 18:30 Şiddetsizliğe Giriş ve Şiddetsiz İletişim Atölyesi
Uygulayıcı: Şiddetsizlik Merkezi Şiddetsizlik Antrenörleri

∙ 7.Gün
∙ 09:30 – 12:00 Gıda Ormanı Uygulamaları (Uygulama)
∙ 09:30 – 12:00 Arazi Keşfi, Eş Yükselti Eğrilerini Anlamak
∙ 13:30 – 15:00 Yağmur Suyu Hendeği Uygulaması

∙ 8.Gün
∙ 09:30 – 10:30 Şebekesiz Yaşam
∙ 10:30 – 12:00 Anahtar Deliği Bahçesi Uygulaması
∙ 13:00 – 14:30 Tohum Topu Yapımı ve Gıda Ormanı Tohumlaması
∙ 14:30 – 17:30 Doğa Yürüyüşü, Ağaç ve Şifalı Otlarla Tanışma, Konuşma
∙ 17:30 – 18:00 Program Sonu – Erken Ayrılanlara Veda

∙ 9.Gün (18 Haziran Pazar)
∙ 09:30 – 12:00 Ekoloji Sohbetleri
∙ Kapanış

Permakültür, sürdürülebilir insan yerleşimleri ve ihtiyaçlarını karşılayan, çevresini sömürmeyen, kirletmeyen, dolayısıyla uzun vadede sürdürülebilir, ekolojik olarak sağlıklı, ekonomik, uygulanabilir sistemler yaratmayı amaçlayan bir tasarım bilimidir.

Permakültüre Giriş Dersleri 45 dakikalık bölümler ve 15 dakikalık molalar şeklinde işlenecektir. Kamp sonunda derslere eksiksiz katılım gösterenlere permakültüre giriş sertifikası ve uygulamalara katılanlara topluluk madalyası verilecektir. Uygulamalarda ve teoride program saatleri katılımcı ve aktarımcıların ortak kararıyla esnetilebilir.

Yaratıcı drama ile topluluk oluşturma sabah oturumundan önce, öğlen oturumunun başlangıcında ve sonunda olmak üzere günde 3 öğün yapılacaktır. Yaratıcı drama çalışmaları gönüllü katılımla gerçekleşecekti

Programın ilerleyen günlerde paylaşılan içeriklerle daha da detaylandırılacağı da belirtildi.

 

(Yeşil Gazete, Apelasyon.com)