Ana Sayfa Blog Sayfa 3149

Sesi duyulmayan toprak

Maria

-Maria , Elizabetta kadına yumurta ısmarlamıştım gidip alalım, evde ricotta* var, yarına cassatella *yaparız.

Cassatella

Cassatella, babamın en sevdiği tatlıydı. Savaş yarası saran tatlı. Kötü düşünceleri hadım eden, aile birliğini sağlayan, suları durultan tatlı. Annemin en güçlü silahı. İkinci dünya savaşı çıktığında annem bana hamileydi, babam Partanna’da*  neredeyse bütün erkekler gibi savaşa gitmek zorunda kalmıştı. İlk başta, ayda yılda bir de olsa  bir mektup geliyordu , bir süre sonra mektuplar kesildi. Kasabadaki diğer ailelere gelen mektuplar arasında babama dair hiç bir haber yoktu. Ondan artık haber alınamadığında annem onun ölümünü nasıl herkesten önce kabullendiyse altı sene sonra dönüşünü de  aynı kolaylıkla kabullenmişti . Bir hayaleti  koynuna almak nasıl bu kadar kolay olmuştu?

Ben büyükannemle zeytinden dönmüştüm. Evin bahçesinde oturmuş kahve içen bir adam bulduk eve dönünce. Bahçe kapısından girdiğimizde uzun bir yol karşılardı bizi. Taş  yolun sonunda iki zeytin ağacı, bir palmiye ve karadutlarla çevrilmiş küçük bir bahçe vardı. Bahçenin tam ortasında büyükbabamın ölmeden önce; kırılmış eski bir yatağın  parçalarından yaptığı bir tahta masa ve etrafında boyaları iyice dökülmüş, ayakları ise yeni doğmuş bir buzağının yürümeye çalışması gibi yanlara doğru açılan ,titrek bacaklı iki sandalye vardı. Yabancı adam masanın başında titrek sandalyelerden birinde oturuyordu.  Esmer, kemikli parmaklarının arasında tuttuğu sigaranın külünü sigarayı külden ayırırken incitmekten korkar gibi bir silkiyor, sonra  başını gökyüzüne kaldırıyor,  gözlerini kısarak sigarasından derin bir nefes çekiyor, tekrar başını yere indirip gözlerini kültablasına dikiyordu. Seyrek siyah saçlarının arasından  başının derisi görünüyordu. Güneşten kızarmıştı deri. Alnından akan terler siyah uzun kirpiklerine düşüyordu. Tuzlu ter gözlerini yakıyor olmalıydı ki habire gözlerini kırpıştırıyor, arada bir koluyla gözlerini siliyordu. Kamburunu çıkarmış, masaya doğru abanmıştı. Bir yere geç kalma endişesindeymiş gibi  kıpırdanıp duruyordu.  Büyükannem gıcırtılı bahçe kapısını açıp da onu görünce gözyaşları içinde ona koştu, sarıldılar. Ben avluda, kapının arkasından gizlice onları izledim.  Annem yanıma geldi, elimi tuttu beni ona, babama  götürdü.

-Bak baban döndü artık, hadi öp onu, dedi.

Babam,  beni öpmek için bana doğru eğildiğinde ben annemin elinden kurtulup kaçtım. Annemin elinden kurtulmuş, deli gibi koşarken bir yandan da beni bulmalarının mümkün olmayacağı , zeytinliğin en gizli köşelerini beynim tarıyordu.  Zeytinliğin en sonunda bahçe duvarının dibindeki erik ağacına çıkıp bekledim. Aradan ne kadar zaman geçti kimbilir, çok çişim geldi, karnım da acıktı ama eve dönmek istemiyordum. En azından o gidene kadar.  Babam olmadan nasıl yaşanır biliyordum ama babamla nasıl yaşayacağım hakkında hiçbir fikrim yoktu, korkmustum. Hep bizimle mi kalacaktı? Keşke yine savaş çıksa da gitse diye düşündüm. Sonra annemin sesini duydum.

-Maria , Maria çabuk buraya gel .

 

salsiccia

Hiç sesimi çıkarmadım. Zeytinlik onlar için bana göründüğünden daha küçüktü. Babam salsiccia’lı (*) bir ekmeği getirip ağacın altına koydu. Onlar uzaklaşınca yemek için hemen ağaçtan indim, çok acıkmıştım. Babam hint incirlerinin arkasından fırlayıp beni zayıf omuzlarımdan yakaladı. Havaya atıp tutuyor, kahkahalar atıyordu. Kahkaları sanki ondan çıkmıyordu, görüntüsüyle hiç bağdaşmayan bir sesi vardı. İncecik nerdeyse bir kadın sesine yakın. Havada uçup yere inmekten midem bulandı, çok kızdım beni kandırdığı için. Onu sevebileceğime dair hiçbir umut kalmadı içimde.

   Anna

Başka türlü devam edecek gücü  bulamamıştım. Bir bilinmezlikle yaşamak öyle dışardan bakıldığında anlaşılacak bir şey değildi.  Neresinden bakarsanız bakın anlaşılacak bir şey değil aslında. Onun yokluğunu kabul etmek, neden gittiğini bilmediği bir savaşta, kimin silahının ucundan çıktığını bilmediği bir kurşunla ölüp gittiğini bilmemenin acısı kurtuluşum olmuştu. Artık yalnızdım, ama dönmeyecek bir adamı beklemekten daha kolay olacaktı yalnızlık. O ölmüştü ama ben, üç cocuğum ve kayınvalidem hala hayattaydık. O önceden gitmişti, biz onu takip edecektik bir gün ama bugün değil.

İnsan doğup büyüdüğü yeri sokak sokak bilir değil mi? Gözünüzü bağlasalar bulursunuz yolunuzu. Evlerinin rengini, toprağının kokusunu, akşamının esintisini, kilisesinin çan sesini, zeytininin tadını bilirsiniz. Ben o gidince bu kadar iyi bildiğim bu kasabada kayboldum. Benim evim o olmuştu çünkü, o benim bedenimi de ruhumu da kaplamıştı. Sokakların hepsi çıkmaz sokak olmuştu sanki, gecelerse sonu gelmeyen dipsiz bir karanlığa gömülmüştü. Yanyana uyuduğum beden her gece benden  bir parçayı kendine eklemişti, şimdi yokluğunu bıraktığı yerde her gün bir parçası eksilen ben vardım, yalnız ben. Döneceği günü hayal etmekle başlamıştı ilk günler, sonra umut etmeye döndü, sonrasında yokluğunu kabullenmeye. Korkuyla karışık bir özlem büyüyordu içimde , üstelik içimde büyüyen yalnızca özlem değildi .

Onun hala yaşadığına inandığım zamanlar, eve döndüğünde bana anlatacaklarını ,hayal ederdim. Savaşa kadar yokluğunu hiç yaşamadığı her şeyi bir anda kaybetmiş olmanın ağırlığını anlatacaktı. Bizi nasıl özlediğini söyleyecekti. Bağ bozumunu, üzümleri yükleyip şarapçılara götürüşlerini, zeytin hasadını. Pazar günleri kasabanın meydanındaki kahvede arkadaşlarıyla oturup gülüşmelerini, kahveyi birbirlerine ısmarlatmaya calışmalarını,  Chiesa Madre’deki düğünümüzü, düğün yemeğini, güneşin en sevdiği çocuğu dediği Sicilya’yı, Hint incirlerini, denizin mavisini , rengarenk tekneleri, kılıç balığını, sardalya’yı …

Chiesa Madre

Savaş zamanı hiçbir şey kolay değildir. Ne savaşa giden için , ne geride kalan için. Hele bir de savaş sizin savaşınız değilse. Sanmayın ki savaşta bir kurşunla hayatınız elinizden alınır. Bu en kolay ölümdür. O yüzden kızarsınız da ölüp gidene, kolayı seçmiş gibi gelir. Aslında sahip olduğunuz her şeyi  tek tek kaybetmeye başladığınızda ölmeye başlarsınız. Gün gelir  kendinizi dahi tanıyamazsınız, her sabah aynada size yabancı gözlerle bakan o insandan korkarsınız.

Tuhaf olan kendimize ne kadar yabancılaşıyorsak birbirimize de o kadar benzemeye başlamıştık kasabada. Sokakta birbimizle karşılaştığımızda selam verişimiz, dalgınlığımız,  gülmeyen yüzlerimiz, asabiyetimiz birbirine benzemeye başlamıştı. Bu bizleri birbirimize yaklaştırmamıştı yalnız. Ortak acılarımız, ortak kaderimiz bizi birbirime bağlayıp hiç de sevgi yumağı haline getirmemişti. Kimsenin elindekini bir diğeri ile paylaşmak gibi bir derdi yoktu.

Herkes birbirinden bir şey kaçırma çabasındaydı. Zeytinyağcı zeytinyağının gramından, değirmenci unun kilosundan çalıyordu. Elizabetta kadın bile elinde olsa yumurtanın içinden sarısını çeker yalnız beyazını satardı. Korkuydu bu hep, biliyordum. Kötülükten değildi. Yarına hiçbir şey kalmazsa elimde, ne olurum korkusu. Varolma çabası öyle bir şeydi ki bunun için rahatlıkla başkalarını yokedebilirdiniz, çünkü vicdanınızı körleştirmezseniz yok olup gidersiniz . Sadece siz değil çocuklarınız da. Çocuklarınızın yokluğu ise sizden geleceğe taşınabilecek hiçbir şeyin kalmaması demekti. İşte savaş sadece cephede olmuyordu. Evlerimizin içine dek girmişti. Savaş bulaşıcı bir hastalıktı. Bizse ona karşı gardımız almış, hazır bekliyorduk.

Zaman da svaştan daha az zalim değildi, her şeyi değiştirirdi. Özlemin, acıların açtığı yaralara sürdüğü merhemin altından kapkalın bir deri çıkıyordu. Altından kalkmam gereken o kadar işin arasında daha az düşünmeye, daha az düşündükçe de alışmaya başladım. Bir zamanlar o vardı artık yok, bir zamanlar savaş yoktu şimdi var. Öyleyse yeni koşullarla yaşamayı sızlanmadan öğrenmek gerekti. Öğrenmek şimdi böyle bir çırpıda söylediğim gibi kolay olmadı. Yalnızlıkla hesaplaşmak gerekiyordu önce. Hesaplaşabildiyseniz, geri kalan hiçbir şeyden korkmanıza gerek yoktu. Tek şey dışında; artık kimseye ihtiyacınız yoktu, bu sevdiklerinize acı verecekti.

Partanna’nın en iyi terzisi bendim dersem övündüğümü sanmayın, Partanna’da kime  “Buranın en iyi terzisi kim?“ diye sorsanız  benim adımı verir hala. Kasabanın neredeyse herkesin kıyafetlerini ben dikerim. Gelinlikten, bebeklerin vaftiz elbiselerine kadar. Savaş zamanında  eskisi kadar çok iş gelmedi ama karnımızı doyurmamıza yetti. Gerçi kimsenin yeni elbise diktirdiği yoktu, daha çok tamir işleri. Tamir de olsa belim elimden çıktı mı yeni gibi olurlardı. O eski püskü kıyafetleri yeni gibi teslim ettiğimde kimbilir en son ne zaman gülmek için açılmış o dudaklar bir çizgi halinde yanaklara doğru çekilir, yüz kasları gerilerek gülümsemeyi hatırlamaya çalışırlardı. Para karşılığı dikiş dikmedim de zaten o dönemde . Paraya ihtiyacımız yoktu, yemeğe ihtiyacımız vardı. Bazen fasulye karşılığı, bazen un, bazen riccotta ya da koyun peyniri, bazen de odun .

Partanna, İtalya

O günlerde kasaba mezarlığı kadar eğlenceli olan Partanna’da güzel günlerimiz de olmuştu. Berberin kızı Giusi ile öğretmen Giuseppe‘nin düğünlerinde o kadar eğlenmiştik ki. Bir yıl bunu konuşmuştuk. Tarantella ile gündoğumuna kadar dansetmiştik. O kadar ki gelinle damadın ne zaman gittiğini farketmemiştik bile.

Öyle güzel bir gündü ki boktan hayatımızın  güzel bir günü mahvetsine izin vermeye hiç niyetimiz yoktu.

Letizia

Maria eve dönüş yolunda sürekli konuşuyordu. Abilerinden şikayet ederken bir an aklına bir gece önce gördüğü düş geliyor onu anlatmaya başlıyordu. Anlattıklarını takip edemez olmuştum, varlığına şükrediyordum yalnız. Eve onunla birlikte giren neşeye şükrediyordum. Bu yaşta hala zeytine gidiyor olmak  beni çok yoruyordu ama yapacak bir şey yoktu. Zeytin toplamak için işçi tutacak gücümüz yoktu artık. Ben de evdekilerin sırtında bir kambur gibi yaşayamazdım.”Letizia” diyordum kendime ,”dayan ellerin ayakların tuttuğu sürece gideceksin zeytine.” Anna’nın üzerinde yeterince yük vardı zaten. Maria’dan bana kadar herkes, ertesi günü de tok karınla geçirebilmek için elinden geleni yapacaktı. Zor zamanlardı. Daha önce de felaketler  gördü bu topraklar  ama yok böylesini hiç yaşamadım ben. Yalnızca insan insana karşı bu kadar zalim olabilirdi.

Maria bahçe kapısının kilidini kaldırıp , bütün gücüyle kapıyı itti. Bahçe kapısı gıcırdayarak açıldı. Gözlerim, ışığını uzun zaman önce yitirmeye başlamış olsa da, masanın başında oturan bir deri bir kemik kalmış oğlumu tanıyabildim. Ona doğru koşarken bahçenin taş yolu hiç bitmeyecek, ben onu tekrar kollarımın arasına alamadan yığılıp kalacağım sandım. Savaş bitmişti, o hiç giymediği kefeninden çıkıp geldi. Sanki kasaba meydanına  gitmiş de dönmüş gibi geldi.

Bir insanı anılardan çıkarıp geri getirmek, bugünün içine koymak kolay mıydı? Değildi elbette. Kalan gönderdiği gibi bulmak istedi, dönen bıraktığı gibi. Hiçbir şey eskisi gibi değildi oysa . Üzerine bastığımız toprak bile. Bunca zamandır  herkes kör sağırdı bize, sesimizi duyan yoktu. Biz de kimseye seslenmez olduk. Çaresizliğimizle koyun koyuna kaldık bunca zaman. Şimdi bize uzanan her el yabancıydı.

Kendi evladımızın kokusunu tanıyamaz olmuştuk. Antonio’yu, benim sahip olmak için kırk yıl beklediğim oğlumu alıp götürmüşler yerine, onun kılığında başka birini geri göndermişlerdi sanki bize. Yalnızca ilk gün görmüştük gülen yüzünü. Döndüğü gün keyifliydi, bana sarıldı durdu. Oğlanlarla şakalaştı, Maria’ı omzuna alıp kasaba meydanındaki villanın bahçesine oynama götürdü. Hepimizin içinde bir sevinç, kabuğumuza sığamadık bütün gün. Eski günlere dönüyoruz sanmıştık ama Antonio günden güne  yabanileşti, yabancılaştı hepimize. Anna da, ben de, oğlanlar da evde yabancı bir adam dolaşıyormuş gibi huzursuzduk. Bir hayalet gibi gece evin içinde, bahçede  gezinip duruyor, sabaha karşı yatağına gidiyordu. Yemek yemiyor, önüne koyulan her şeyi elinin tersiyle tek kelime etmeden itiyor, sabah akşam zeytinyağlı tuzlu ekmek yiyordu.  Maria babasının dönüşüne en az mutlu olandı en başta; ama aslında onu bu haliyle sevmeyi öğrenen ilk o olmuştu. Onun için  hayatına giren babanın bildiği başka bir hali yoktu.  Öncesi boşluktu,  boşluğu doldurmak kolay olmuştu. Onunla konuşmaktan  çekinmeyen bir oydu. Oğlanlar yanında heykel gibi kıpırdayamaz olmuşlardı. Bir gün aralarında şakalaşırken Antonio’nun yüzünün sarıya döndüğünü gördüm.

-Yeter, koskoca adamlarsınız sıpa gibi tepinip durmayın, dedi.

Çocuk bunlar dinlerler mi? Canları bendenlerine sığmaz ki onların. İki dakika sürdü sessizlikleri, yine başladılar boğuşmaya. Antonio masanın başında oturuyordu. Masanın üzerindeki bıçağı kaptığı gibi büyük oğlanın boynuna dayayıverdi. Oğlan korkudan duvarla aynı renk olmuştu. Sırtımdan aşağı belime doğru akan  ter kızgın demirinin üstüne düşen buz gibiydi.  Oğlum bile olsa, canımın parçası da olsa yetmişti artık. Koşup bileğine sarıldım, bıçağı aldım elinden.

-Bir şey yapacak değildim, dedi.

-Yapacağını yaptın, dedim öfkeyle.

Oğlanın yüzündeki öfkeydi beni en çok korkutan . Silkindi kalktı tay gibi.

-Keşke savaşta ölseydin, dedi.

O günden sonra Anna bu asabi, en küçük şeyde gözü dönen adama sadece vicdanı onu rahat bırakmadığı için kucak açtı; ama gözlerindeki  gün geçtikçe kaybolacağını sandığım kocasına duyduğu özlem hala kaybolmadı. Çocukların büyümesini bahane ederek evi satıp daha büyük bir aldık. Mekan değiştirmekte hayır vardı. Eve taşınır taşınmaz hemen koşup yeni bir tava aldım, uğur getirsin diye yeni tavada ilk balık kızarttım. Ağustos’un bu sıcağında onları taşınmaya zorladığım için kızıyorlardı bana. Napalım? Bu uğursuzlukları kapı dışarı etmek gerekti. Her pazar kilisede ayinden sonra peder Giovanni’yı evi kutsasın diye eve getirdim. Tütsülerle, kutsanmış sularla kutsadı evi. Anna’yla kavga etmek pahasına da olsa örümcek ağlarını temizletmedim. Ağutosta örümcek ağlarını temizlemek hiç iyi gelmezdi o eve. Anneleriydim ben onların . Hepsini birarada tutabilmek için elimden geleni yapıyordum. Atlatacaktık tabii ki hepsini. Kolay mıydı savaş yarası sarmak? Elimize kıymık batsa günler sürüyordu iyileşmesi.

Karabasandan ter içine uyanmıştık ama nerede olduğumuzu idrak ettiğimizde , ayağımızı yere bastığımız anda artık korkulacak bir şey olmadığını anlayacaktık. Gün doğmuştu. Bacaklarımızda biraz güç toplar toplamaz ayağa kalkacaktık. Çocuklar deniz mevsimini bekleyeceklerdi, biz zeytin. Üç mevsim bu topraklardan eksik olmayacaktı . (*)

 *Lor peynirine benzeyen bir peynir türü

*Cassatelle , ricotta peynirini yufka kıvamında açılmış bir hamurun içine koyup kızartılarak ya da fırında yapılan bir tatlı.

*Partanna, Sicilya’nın Trapani şehrine bağlı tepede kurulmuş bir kasaba.

*Salsiccia , Sicilya’lıların yaptığı bir tür domuz sosisi. Başka türlü devam edecek gücü  bulamamıştı. Muhtemelen,bir bilinmezlikle yaşamak öyle dışardan bakıldığında anlaşılacak bir şey değildi.

* Sicilyalılar mevsimlerden bahsederken dört mevsimden sözetmezler. Sicilya’ya üç mevsim vardır,sonbahar yaşanmaz.

 

Şenay Boynudelik

İklim eyleminde kuzuyu kurda emanet ettik

İstanbul’da 18-20 Mayıs tarihlerinde ‘yüzde yüz yenilenebilir enerji’ konulu konferansta, Çanakkale’de iki adet termik santral projesinin sahibi olan Yıldırım Holding’in hem konferans davetlisi hem de sponsorlarından olduğu ortaya çıktı[1].

Yine İstanbul’da 18-19 Mayıs tarihlerinde, KÖMÜRDER tarafından organize edilen “Uluslararası Temiz Kömür Zirvesi” yapıldı. Zirve, Sanayi, Ticaret, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyon Başkanı Ziya Altunyaldız’ın konuşması ile başladı[2].

Hevesle yenilenebilir enerji ve iklim değişikliği ile mücadele konferanslarına katılan şirketlerin bazıları bir yandan kömüre yatırım yapmaya devam ederken bir yandan kısmen yenilenebilir enerjiye geçiyor. Bir kısmı ise “temiz kömür” üretme iddiasında.

Peki Trump’ın “Madencilerimizi tekrar iş başına döndüreceğiz ve gerçekten temiz kömür üreteceğiz”[3] açıklamasında da geçen temiz kömür nasıl bir şey?

Fosil yakıt sektörü “temiz kömür” için karbon yakalama ve depolama sistemine güveniyor. Karbon yakalama ve depolama sistemi(CCS), havadaki karbondioksidi ayırıp güvenli bir yerde depolayan bir sistem. CCS aslında oldukça güzel bir sistem, tek sıkıntısı henüz kullanılabilir şekilde var olmaması.

Sistem tam olarak uygulanabilse bile, bu sistemle kurulacak bir kömürlü termik santralin maliyeti %80 daha fazla artarken, verimliliği ise %20-30 daha düşük olacak. Bu da yenilenebilir enerjiye göre daha yüksek bir maliyet demek[4].

“Temiz kömür” teknolojileri, emisyonları geleneksel kömür kullanımına göre %40’a kadar düşürebilir ama küresel karbon bütçesi bittiğinden küresel karbon emisyonlarının %39’undan sorumlu olan kömürü biraz daha idare edecek vaktimiz yok[5].

Karbon bütçesi, belirtilen ısınma artışına kadar yapabileceğimiz maksimum karbondioksit emisyon miktarı[6].

IPCC(Intergovernmental Panel on Climate Change – İklim Değişikliği için Hükümetler arası Panel), raporuna göre emisyon oranları bu şekilde devam ederse 1.5 derecede kalmak için karbon bütçemizi 2021 yılına kadar tüketeceğiz[7].

Bu hesaplamanın yapıldığı senaryo, 2021 yılında bir anda emisyonları sıfırlasak bile(bu tabi ki mümkün değil) 1.5 dereceyi aşmama şansımızı %66 olarak gösteriyor. Ayrıca şu anda karbon emisyonunu durdursak bile küresel sıcaklık yaklaşık bir on yıl boyunca artmaya devam edecek[7].

Carbon Brief tarafından hazırlanan 1.5 derece ve karbon bütçesi animasyonu.

Türkiye’de “temiz kömür” dayatması için konferanslarda boy gösteren şirketlerin, daha büyük ve tehlikeli versiyonları ise maalesef iklim değişikliği ile uluslararası mücadele alanları olan UNFCCC(Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Üzerine Çerçeve Sözleşmesi) ve COP(Taraflar Konferansı)’da karşımıza çıkıyor.

UNFCCC ve COP’ta bulunan ve fosil yakıt sektörü tarafından desteklenen iş ve endüstri dünyasını temsil eden örgütlenmelerin(BINGO- business and industry non-governmental organizations) sayısı 270’den fazla[8].

Bu temsilciler, diğer bütün sivil toplum kuruluşları ile aynı şartlarda müzakerelere katılıyorlar. İklim felaketinin önlenmesi için yapılan çalışmalarda, kömürü merkeze alan yol haritalarını dayatıyor, görüşmeleri yavaşlatıyorlar[8].

Corporate Accountability International(CAI – Uluslararası Şirket Hesap Verilebilirliği)’dan Jesse Bragg’a göre, burada olarak hem kömür endüstrisinin çıkarlarını koruyor hem de iklim eylemine katkı sağladıklarını iddia ederek imajlarını “yeşile boyuyor”lar(greenwashing). “Çözümün parçasıymış gibi davranıyorlar ve bu adil değil.” diyor Jesse[9].

“İklim değişikliği ile mücadele ve 1.5 derece hedefi için bu şirketlerle birlikte çalışmamız mümkün mü?”, “Gerçekten dönüşmek istiyor olabilirler mi?” soruları ve “Şirketlerin burada olması çok sesliliği sağlar” yaklaşımı ise gerçekçi değil.

3 milyon kadar şirketi UNFCCC’de temsil eden Amerika Ticaret Odası temsilcileri,direk olarak sorulduğunda bile iklim değişikliğinin insan kaynaklı olduğunu kabul etmiyor. Diğer sektör temsilcileri ile birlikte çözümün yenilenebilirde olmadığını savunuyorlar[8].

En büyük kirleticilerden fon alan Amerika Ticaret Odası’na, milyonlar bağışlayan şirketlerden biri de Exxon Mobil. Exxon Mobil, dünyanın en büyük petrol şirketi. Exxon Mobil’de otuz yıl iklim uzmanı olarak çalışmış olan Lenny Bernstein’in yazdığı bir maille, şirketin iklim değişikliğini 1970’lerden beri bildiği ortaya çıktı. İklim değişikliğinin dünya tarafından fark edilmesi ise bundan yıllar sonra başladı. Şirket, 70’lerden beri haberdar olduğu iklim yıkımını hem saklamış hem de inkar edilmesi için milyonlarca dolar harcamış[10,11].

Eğer 1.5 derece sınırını aşmamak istiyorsak, var olanlara ilave hiç bir kömür madeni açılmaması, hiç bir petrol kuyusu kazılmaması gerekiyor[12]. Yine de var olan madenlerin tamamen tükenmeden kapatılması, ve bilinen kömür rezervlerinin %80’inin yer altında kalması gerekiyor[13].

Kar etmekte olduğu kömür yatırımlarını doğası gereği sürdürmek isteyen fosil yakıt sektörü ile, bizim için bir ölüm kalım meselesi olan 1.5 derece hedefi konusunda, ufak bir “çıkar çatışması” yaşadığımız kesin.

1.5 derece şansımızın olması için dünya çapında radikal politikaların acil uygulanması gerekiyor. Kişisel ve küçük değişikliklerle 1.5 derece hedefini yakalamamız artık mümkün değil.

Basta! dergisinin, İşte Bu Her Şeyi Değiştirir (This Changes Everything) kitabının yazarı, aktivist Naomi Klein bu şirketlere karşı yapılması gerekeni anlatıyor: “…Bu tip bir atılımın yanı sıra aynı zamanda köklü bir stratejiye de ihtiyacımız var, bu şirketlerin gayrimeşru hareketini gözler önüne seren bir fosil yakıtsızlaştırma hareketi gibi. Bu sadece bir üniversitenin ya da Paris gibi bir şehrin fosil yakıttan vazgeçmesi değil, bu şirketlerin iş modellerinin ahlak dışı olduğu ve bu iş modelinden kazandıkları karların ise iğrenç karlar olduğu tartışılmalı ve hükümetler fosil yakıttan temiz yakıt türlerine geçiş yapma sürecinde kullanabilmek için bu karlarda hak iddia edebilmeli. İşte bu gerçekten yapmamız gereken şey, onları güçsüz bırakmak.” [14]

Bu kadar güçlü şirketlere karşı nasıl savaşacağız?

350.org kurucusu Bill McKibben’a göre örgütlenerek. McKibben: “Hareketler mensuplarını yalnız bırakmaz: Kefaletlerini öder, birbirlerinin fikirlerini internette yaygınlaştırırlar. Farklı konular arasında köprüler kurup güç birliği ederler.”… “Eğer yaşadığınız yerde bir mücadele yoksa, Standing Rock’tan Pasifik adalarına, destekleyecek birilerini bulun. Birinci görevimiz örgütlenmek ve ikincisiyle üçüncüsü de.”

“Bunu yaptıktan sonra geriye vaktiniz kalıyorsa, tabii, lütfen, o zaman tüm ampüllerinizin LED olduğundan ve kara lahananızın yerelde yetiştirilmiş olduğundan emin olun.”[15]

Aliağa, Mayıs 2016’da tüm Türkiye’den çevre ve yaşam savunucularının katılımıyla gerçekleşen Kömürden Kurtul – Break Free etkinliğini takiben, kömürlü termik santral için verilen ÇED olumlu raporu iptal edildi[16].
Örgütlenmenin sonuç verdiğini, biz yakın zamanda Aliağa’da gördük. Şimdi ise var olma mücadelemiz için, biraz daha büyük şirketleri “iklim eyleminden tekmelememiz” gerekiyor.

İklim Yürüyüşü’nde “Büyük Kirleticileri Dışarı Tekmeleyin” kampanyasına destek.

UNFCCC’de ise 60’dan fazla sivil toplum kuruluşu, CAI’nin “Kick the Big Poluters out of Climate Policy”(Büyük Kirleticileri İklim Eyleminden Dışarı Tekmeleyin) kampanyasına destek verdi. İmza kampanyasına yüz binlerce insan katıldı. Climate March(iklim yürüyüşü)’da da kampanya büyük destek gördü. Bütün bu çabalar sonucu, ilk kez Conflict of İnterest(çıkar çatışması) konusu oturumlarda tartışıldı. Kirleticileri henüz dışarı tekmeleyemesek de, iklim eyleminin korunması için ilk adım atıldı.

 

[1] http://www.birgun.net/haber-detay/yenilenebilir-enerji-konferansinin-sponsoru-komurcu-sirket-159906.html

[2] http://petroturk.com/elektrik/temiz-komur-zirvesi-basladi

[3] http://www.amerikaninsesi.com/a/trump-obamanin-cevre-duzenlemelerini-kaldiriyor/3785229.html

[4] https://www.engadget.com/2017/03/30/clean-coal-myth-trump-carbon-capture-energy-no/

[5] https://deylihaber.com/temiz-komur-ccs-ve-csg-fosil-yakitlardan-kurtarmayacaklar-oyun-bitti-ian-dunlop/

[6] http://ngm.nationalgeographic.com/2014/04/coal/nijhuis-text

[7] https://www.carbonbrief.org/analysis-only-five-years-left-before-one-point-five-c-budget-is-blown

[8] https://www.stopcorporateabuse.org/insidejob/Inside Job:big poluters lobbyists on th inside at the UNFCCC

[9] http://climatetracker.org/iklim-degisikligi-konferansinda-cikar-catismasi-gunu/

[10] https://www.theguardian.com/environment/2015/jul/08/exxon-climate-change-1981-climate-denier-funding

[11] https://www.desmog.ca/2015/11/10/fossil-fuel-industry-s-bad-behaviour-spotlight-during-run-paris-climate-negotiations

[12] http://350turkiye.org/iklim-aritmatigini-yeniden-hesaplamak/

[13] https://www.carbonbrief.org/meeting-two-degree-climate-target-means-80-per-cent-of-worlds-coal-is-unburnable-study-says

[14] https://yesilgazete.org/blog/2015/06/03/naomi-klein-iklim-degisikligi-ile-mucadele-icin-kapitalizm-ile-savasmaliyiz/

[15] https://yesilgazete.org/blog/2017/04/12/bana-en-sik-sorulan-sorudur-iklim-degisikligi-icin-ben-ne-yapabilirim-bill-mckibben/

[16] http://350turkiye.org/aliagada-30-yildir-beklenen-zafer-geldi/

 

Elif Cansu İlhan

İHD: Aralarında MİT çalışanı ve polislerin de bulunduğu 11 kişi kaçırıldı, akıbetleri bilinmiyor

Ankara’da aralarında MİT çalışanı ve polislerin de bulunduğu 11 kişinin kaçırıldığı ve akıbetlerinin bilinmediği iddia edildi. İHD, konuyu Birleşmiş Milletler Zorla veya İrade Dışı Kaybetmeler Çalışma Grubu’na bildirdi.

Ankara’da aralarında polis ve MİT çalışanlarının da olduğu 11 kişinin zorla kaçırılarak kaybedildiği iddiaları İnsan Hakları Derneği’ne (İHD) ulaştı. Kaçırıldığı belirtilen Turgut Çapan ve Fatih Kılıç’ın aileleri İHD’ye yazılı başvuru yaptı. Bunun üzerine İHD, konuya dair girişimlerde bulundu.

Dihaber’de yer alan habere göre, İHD’ye ulaşan bulgu ve iddialar ile kaçırılarak kaybedildiği iddia edilen kişilerin isimleri şöyle:

Sunay Elmas: Ankara’da yaşayan Elmas, 27 Ocak 2016’da çocuklarını Sincan’a bıraktı, dönüşte CEPA Alışveriş Merkezi’nin önünden saat 11.00’de siyah bir Transporter ile kaçırıldığı iddia ediliyor. Ailesi, Sincan’dan döndükten sonra aracının tüm görüntüleri MOBESE kameralarında olduğunu söylüyor. Eşinin Ankara Emniyet Müdürlüğü’ne yaptığı başvurulardan bir sonuç çıkmadı.

Ayhan Oran: Eski MİT çalışanı. Yunanistan’da görev yaptığı sırada Haziran 2016’da Türkiye’ye çağrıldı, 17 Temmuz 2016’da açığa alındığı, 2 Ağustos 2016’da ihraç edildiği ortaya çıktı. Ailesinin verdiği bilgilere göre, 1 Kasım 2016’da saat 12.38’de bulunduğu sitenin kamera kayıtlarından bulunduğu siteden çıkışı görülüyor. Kendisinden bir daha haber alınamadı.

Mustafa Özgür Gültekin: Rekabet Kurumu çalışanıydı. 21 Aralık 2016’da, saat 18.15 sıralarında Ankara Beştepe’de kaçırıldığı iddia edildi. Ailesi çevredeki tüm kamera kayıtlarını topladı. Kayıtlarda Gültekin’in dört araç tarafından takip edildiği görülüyor. Gültekin aracından inip bir markete giriyor, alışveriş yapıp çıktıktan sonra etrafı sarılıyor ve siyah Transporter’a bindirilerek kaçırılıyor.

Hüseyin Kötüce: Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu çalışanıydı. Şubat 2017’de işyerinden çıktıktan sonra aracına binmek üzere gittiği Batıkent Metro İstasyonu otoparkından saat 19.00 civarında kaçırıldığı söylendi. Polise başvuran ailenin ısrarına rağmen araçta parmak izi tespiti yapılmadı, etraftaki kamera görüntüleri toplanmadı.

Turgut Çapan: Kapatılan Turgut Özal Üniversitesi çalışanıydı. 31 Mart 2017’de Yenimahalle’nin Şentepe semtinde kaçırıldığı iddia edildi.

Mesut Geçer: Eski Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) çalışanı. MİT’ten ihraç edildikten sonra 31 Mart 2017’de Yenimahalle ilçesi Çakırlar semtinde arabası durdurularak kaçırıldığı ileri sürüldü.

Önder Asan: FETÖ/PDY soruşturması sebebiyle kapatılan özel bir okulda öğretmendi. Yenimahalle’nin Şentepe semtinde 1 Nisan 2017’de kaçırıldığı iddia edildi. Yakınları kendi imkânlarıyla çevredeki kameraların görüntülerinin bir kısmı topladı. Asan’ın aracı, lastiği kesilmiş halde kaçırıldığı yere yakın bir noktada bulundu.

Cengiz Usta: 4 Nisan 2017 tarihinde öğretmen Cengiz Usta kayboldu. Ailesi Emniyet’ten yardım alamayınca kendi imkânlarıyla bilgi topladı ve Usta’nın benzer yöntemlerle kaçırıldığını belirledi. 

Mustafa Özben: Ankara Barosu eski Avukatlarından Mustafa Özben, 9 Mayıs 2017 günü öğlen saatlerinde kızını okula bırakmak üzere evinden çıktı. Özben, o gün evine geri dönmedi. Özben’in bir müddet KHK ile kapatılan Turgut Özal Üniversitesinde de öğretim görevlisi olarak derslere girdiği öğrenildi.

Fatih Kılıç: KHK ile mesleğinden ihraç edilen öğretmen Fatih Kılıç’tan 14 Mayıs 2017 tarihinden itibaren ailesi haber alamamaktadır. Fatih Kılıç 14 Mayıs 2017 günü saat 23.00 sıralarında Ankara Şehirler Arası Otobüs Terminali’nden (AŞTİ) ailesini yolcu ettikten sonra ortadan kayboldu. Ailenin ısrarlarına rağmen Emniyet, AŞTİ’deki kamera kayıtlarını vermedi. 

Durmuş Ali Çetin: KHK ile mesleğinden ihraç edilen polis memuru Durmuş Ali Çetin, 17 Mayıs 2017’de kaçırıldı. 7 ay önce açığa alınıp daha sonra da meslekten ihraç edilen 3 çocuk babası Durmuş Ali Çetin, Kahramanmaraş’ın Afşin ilçesine bağlı Arıtaş Mahallesi’nde yaşadığı evden sabah saatlerinde ayrıldı ve bir daha dönmedi. Aile polisten yardım alamamaktan şikâyetçi.

İnsan Hakları Derneği, konuyu Birleşmiş Milletler (BM) Zorla veya İrade Dışı Kaybetmeler Çalışma Grubu’na bildirdi. İHD ayrıca, Turgut Çapan ile ilgili olarak İçişleri Bakanlığı’na başvuru da yaptı.

İHD, ismi geçen kişilerin ailelerinin İHD’ye bizzat başvuru yapmasının önemli olduğunu belirtti.

(Dihaber)

Veteriner kliniğinden iş ilanı: Kedi kucaklayıcısı aranıyor!

İrlanda’nın başkenti Dublin’de bir veteriner kliniği, kedilere bakıp onlara sarılma işini yapacak birini arıyor. Dublin’de bulunan Just Cats isimli veteriner kliniği pek çok insanın hayallerine girebilecek bir iş için çalışan aradığını duyurdu.

Yayınlanan iş ilanına göre, aradıkları ideal adayın, mahallesindeki sokak kedilerini besliyor olması, kedilerin farklı tonlardaki miyavlamalarının ne anlama geldiğini anlayabilmesi, kedilere uzun süre boyunca sarılıp okşayacak nazik ellere sahip olması ve kendisini huzursuz hisseden kedileri sakinleştirebilecek biri olması gerekiyor.

Bunların dışında işe alınacak kişinin, İrlanda Veterinerlik Konseyi tarafından tanınan bir yeterlik belgesine sahip olması gerektiği de belirtiliyor.

Bu işte çalışanlara ne kadar maaş verileceği bilgisiyse iş ilanında yer almıyor.

İşe başvuracak çok sayıda aday olacakmış gibi görünüyor. Zira kliniğin Facebook sayfasında yayınlanan iş ilanının altına yorum yazan pek çok kişi, bu işin, ‘hayalindeki iş’ olduğunu yazdı.

 

(Sputnik News)

AİHM’den Deniz Yücel’in avukatına yanıt: Başvuru en kısa sürede incelenecek

Türkiye’deki gözaltı ve tutukluluk süresi 100 günü aşan Die Welt muhabiri Deniz Yücel için AİHM’e yapılan başvurunun en kısa sürede inceleneceği tebliğ edildi.

Türkiye’de tutuklu Die Welt gazetesi muhabiri Deniz Yücel için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) yapılan başvurunun en kısa sürede değerlendirileceği bildirildi.

Die Welt gazetesinin haberine göre, AİHM’den, gazetecinin avukatı Veysel Ok’a gönderilen belgede, Yücel adına yapılan şikayet başvurusunun, “en kısa sürede inceleneceği” iletildi. Belgede, “Yücel’in şikayetinin esas itibarıyla öncelikli olarak değerlendirilen şikâyetler kapsamında olduğu” belirtildi.

Türkiye’de 14 Şubat’ta kendi isteğiyle ifade vermek üzere gittiği emniyette gözaltına alınan ve 27 Şubat’ta tutuklanarak Silivri Cezaevi’ne gönderilen Yücel’in avukatları tutukluluk haline itiraz etmişti.

Gazeteci Yücel, Enerji Bakanı Berat Albayrak’ın özel e-posta adresinin hacklenmesine dair haberiyle ilgili soruşturma kapsamında gözaltına alındı. Yücel’e; ifadesi alınırken, Güneydoğu’ya yönelik haberleri ve Cemil Bayık ile yaptığı röportaja ilişkin sorular yöneltilmişti. Aynı soruşturma kapsamında gazeteciler Tunca Öğreten, Ömer Çelik ve Mahir Kanaat da tutuklu bulunuyor.

Erdoğan: Deniz Yücel ajan ve terörist

Almanya’da Federal Hükümet, Türk ve Alman vatandaşı olan gazeteci Deniz Yücel’in serbest bırakılması için çaba gösteriyor. Almanya Başbakanı Angela Merkel’in, Perşembe günü Brüksel’deki NATO liderler zirvesinde görüştüğü Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dan, “Türkiye’de tutuklu bulunan Alman vatandaşlarına hukuk devleti ilkelerine uygun muamelede bulunulmasını” ve özellikle de gazeteci Deniz Yücel’in serbest bırakılmasını talep ettiği bildirildi.

Erdoğan, konuya ilişkin son açıklamasında, Yücel’in “ajan ve terörist” olduğunu savunarak, iade edilmeyeceğini belirtmişti.

 

(Deutsche Welle Türkçe)

Musul’da IŞİD’i hedef alan ABD hava saldırısı 105 sivili öldürdü

ABD ordusu Musul’da Mart ayında gerçekleştirilen bir hava saldırısında en az 105 Iraklı sivilin öldürüldüğünü kabul etti.

Orta Doğu’daki ABD birliklerini yöneten Merkez Komutanlığı (CentCom) tarafından yapılan açıklamada, IŞİD militanı iki keskin nişancının “güdümlü nokta atis silahi” ile hedef alındığı belirtildi.

Ancak hava saldırısının IŞİD militanlarının önceden binaya tuzakladığı bombaları da patlattığı, binanın bu nedenle çöktüğü açıklandı.

Görgü tanıkları çöken binada 36 kişinin daha bulunduğunu iddia ederken Amerikalı yetkililer bu kişilerin militan olup olmadığını belirleyecek delil olmadığını savundu.

Merkez Kuvvetler Komutanlığı’ndan yapılan açıklamada saldırının, şehri IŞİD’den geri almak için mücadele veren Irak ordu güçlerinin talebi üzerine gerçekleştirildiği söylenmişti.

Olaya ait soruşturma raporunda, çöken binada ölen sivillerin IŞİD militanları tarafından evlerinden sürülen kişiler olduğu da belirtildi.

Raporda, “Saldırıyı organize edenler, binada siviller olabileceğini önceden tahmin edemezdi” ifadesi de yer aldı.

ABD ordusundan yapılan açıklamada, saldırıda kullanılan bombanın “hedef dışına en az hasar” verecek tipte seçildiği ancak, IŞİD’in tuzakladıklarının bu bombadan 4 kat daha güçlü olduğu belirtildi.

 

(BBC Türkçe)

İklim İçin Yeşil Ekonomi Politikaları rapor tanıtımı İstanbul Politikalar Merkezi’nde

Yeşil Düşünce Derneği‘nin, Sabancı Üniversitesi İstanbul Politikalar Merkezi (İPM) ve Yeşil Avrupa Vakfı olarak yürüttüğü “Yeşil İklim, Yeşil Ekonomi” projesi kapsamında hazırlanan “İklim İçin Yeşil Ekonomi Politikaları” rapor tanıtımı ve proje kapanış toplantısı 1 Haziran’da Karaköy’de bulunan Sabancı Üniversitesi İstanbul Politikalar Merkezi’nde  gerçekleştiriliyor.

Raporda iklim değişikliği açısından önemli üç ekonomik sistem olan olan enerji, kent ve toprak kullanımı alanlarında Avrupa Birliği’ndeki iyi uygulamaları örnek alarak, Yeşil Ekonomi çerçevesi içinde iklim değişikliğiyle mücadele amacıyla Türkiye’nin olması gereken azaltım ve uyum hedeflerine uygun somut politika önerileri getirilmekte.

Raporun içeriğinde ayrıca “Yeşil İklim, Yeşil Ekonomi” projesinin 15 aylık süresince boyunca İstanbul’da gerçekleştirilen üç çalıştaydaki atölye çalışmaları ve Bursa, Çanakkale, İzmir kentlerine yapılan yerel ziyaretlerin çıktıları da yer alıyor.

Aynı gün öğleden sonra oturumunda ise projeye katkı sunan akademisyenler, yerel yönetimler ve sivil toplum kuruluşlarının da katılımıyla “İklim İçin Yeşil Ekonomi Politikaları: Nasıl bir kent? Nasıl bir enerji? Nasıl bir toprak kullanımı?” başlıklı çalıştay gerçekleştirilecek.

“İklim İçin Yeşil Ekonomi Politikaları” rapor tanıtımı ile  “İklim İçin Yeşil Ekonomi Politikaları: Nasıl bir kent? Nasıl bir enerji? Nasıl bir toprak kullanımı?” çalıştayına katılım için buradan başvuruda bulunabilirsiniz.

 

(Yeşil Gazete)

‘İstihbarat zaafı var’: 15 Temmuz Darbe Girişimini Araştırma Komisyonu taslak raporunu açıkladı

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kurulan 15 Temmuz Darbe Girişimini Araştırma Komisyonu, taslak raporunu açıkladı.

AKP Burdur Milletvekili ve Darbe Araştırma Komisyonu Başkanı Reşat Petek raporla ilgili basın toplantısında, “15 temmuz hadisesinin arkasında Fethullahçı Terör Örgütü’nün olduğu bu raporla açık ve kesin olarak ortaya konmuştur” dedi.

Petek darbe hazırlığının ‘yarım asırdan bu yana sürdüğünü’ ifade etti.

Raporun gecikmesiyle ilgili eleştirileri hatırlatan Petek, raporun 4 ay 15 gün gibi bir sürede tamamlandığına dikkat çekti.

Raporda Milli İstihabrat Teşkilatı (MİT) raporundan da yaralanıldı.

Petek “Darbe girişiminin arkasında FETÖ’nün olduğunu somut delillerle söylemeye çalıştık ama bugün tereddüte imkan vermeyecek şekilde bilgi, belge ve dokümana ulaşmış bulunuyoruz. İletişim kayıtları, özel iletişim programları, devam eden yargılamalarda yeni yeni ortaya çıkan beyanlar, tutuklu yargılanan sanıkların Pensilvanya’dan yeni yeni verilen talimatlar, örgüt mensuplarına moral veren nitelikteki örgütün sözde lideri Fethullah Gülen’in açıklamaları…” dedi.

Darbe Araştırma Komisyonu Başkanı Petek, raporda da yer verilen sanık ifadelerine göre, darbe girişimine katılan subayların, girişimden haberdar olduklarını ifade etti.

Petek “Mesela Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ni bombalarla hedef alan pilotun, Müslim Macit’in beyanı var: ‘Hizmet hareketinin darbe yaptığını biliyordum. bilerek atış yaptım’ diyor” dedi.

“Dış güçlerden bağımsız değerlendirmek mümkün değil”

Raporda “FETÖ’nün dış istihbarat örgütleriyle ilişkisi kesin kaynaklarla kanıtlanmıştır” ifadesi de yer aldı.

Raporu açıklayan Petek, Fethullah Gülen’in özellikle eski Amerikan Merkezi Haber Alma Teşkilatı (CIA) başkan yardımcısı Graham Fuller ile yakın ilişkisi olduğunu ifade etti.

Fethullah Gülen’in geçmiş yaşamından da örnekler veren Petek, “Fethullah Gülen’in 20’li yaşlardan itibaren hayatındaki olağandışı olaylarla, belirli amaçlar için kendisinin seçilip yetiştirildiği, gizli eller tarafından yoluna devam etmesini sağlandığı gözlemlendi” dedi.

Raporda Papa 2. Jean Paul’ün 1991’deki genelgesi hatırlatılarak, Gülen hareketinin “dinler arası diyalog” söyleminin bir ‘Vatikan projesi’ olduğu da iddia ediliyor.

“FETÖ mensuplarına darbeyi kınayan mesajlar atın uyarısı”

Reşat Petek, darbe girişimiyle ilgili tutuklanan şüphelilerin telefonlarında ele geçirilen mesajlarda, darbe girişiminin başarısız olacağının anlaşılmasının ardından paylaşılan bazı mesajları da okudu.

Buna göre Gülen hareketinin önde gelen isimleri, 16 Temmuz sabaha karşı Whatsapp gruplarından hareket mensuplarına kamufle olabilmeleri için darbeyi kınayan ve demokrasi temalı mesajlar atılması uyarısı yaptı.

“İstihbarat zaafı var”

Raporun sonuç kısmında ise, darbe girişiminin önceden haber alınamamasının bir istihbarat zaafı olduğu belirtildi.

Ancak bir albayın 15 Temmuz günü MİT’e giderek darbeye yönelik ihbarda bulunmasının ardından darbe girişimi saatinin öne çekildiği hatırlatıldı.

Raporda “Darbe girişiminin saatinin 16 Temmuz 03’ten 15 temmuz 20:30’a çekilmesi darbenin önlenmesinde en önemli faktörlerden biri olarak görülmektedir” ifadesi bulunuyor.

“Tek bir siyasi yapıyla bağlantısı yok”

Petek, Fethullah Gülen Hareketi’nin dönemsel olarak iktidardaki siyasi partilere yakın olduğunu söyledi.

Petek, “FETÖ’yle ilgili tespitelerde tek bir siyasi partiye yakınlığının olmadığını tespit ettik. Dönemsel olarak siyasi iktidarda bulunan partilere yakın davranıp başta mülkiye, adliye olmak üzere devlet üst organlarına sızmak için siyaseti kullanma yolunu seçmişlerdir.” dedi.

Raporda istihabrat makamları arasında koordinasyonun yeterli olmadığı sonucuna varıldı ve “mevcut kurumsal istihbarat yapısının ihtiyaçları tam itibariyle karşılamadığı görülmektedir. Mevcut yapının sorunlu noktaları gözden geçirilmelidir” dendi.

Petek, Fethullah Gülen hareketinin dini bir yapılanma olarak görüldüğü dönemlerde, iktidardaki farklı siyasi partiler tarafından yurt içi ve dışında kolaylık sağlanmış olduğunu belirtti, “FETÖ’nün bir siyasi partiyle birlikte yürüdüğü şeklindeki yorum mesnetsiz olur” dedi.

Kontrollü darbe iddiaları

Darbe Komisyonu Başkanı Petek’e basın mesupları tarafından darbenin kontrollü olduğuna dair iddialar soruldu.

Petek bu iddiaların “80 milyonu saf yerine koymak” olacağını belirtti.

Petek “Bu darbenin kontrollü darbe olarak ifadesi ancak şöyle söylenebilir; başından sonuna kadar FETÖ’nün kontrolündedir. Bu kadar açık somut deliller ortadayken, kalkıp da bunun MİT’le, Genelkurmay Başkanıyla ya da siyasi iktidarla kontrollü dendiği zaman, gerçekten 80 millyon insanı saf ve aptal yerine koymamak lazım, kimse canıyla bir şeyi kontrol etmez.” dedi.

(BBC Türkçe, T24)

‘Bizi unutmayın’: Nuriye Gülmen’den mektup var

KHK ile ihraçlarının ardından işlerine geri dönmek için öğretmen Semih Özakça’yla birlikte açlık grevi eylemi yaparken tutuklanan akademisyen Nuriye Gülmen, hapishaneden mektup yazdı.

Açlık grevi eyleminin 75. gününde tutuklanarak hapishaneye konan ve 3 gündür de eylemini hapishaneden sürdüren Nuriye Gülmen, bir mektup kaleme alarak, “İşimizi geri istiyoruz” dedi.

Halkın Hukuk Bürosu tarafından paylaşılan mektupta Gülmen, “Bizi unutmayın. Açlığa ses olmayı, ekmek davamızda taraf olmayı, anıtımızın önünü çiçeklendirmeyi unutmayın” dedi.

Nuriye Gülmen’in mektubu şöyle:

(Yeşil Gazete)

Ankara Valiliği: Şarkı, türkü, marş söylemek, slogan atmak, basın açıklaması yapmak yasak!

Ankara Valiliği cadde ve sokaklarda güneşin batımından sonra ateş yakmayı, şarkı, türkü, marş söylenmesini, ve slogan atılmasını; toplantı, basın açıklaması yapılmasını yasakladı.

Ankara Valiliği Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’ya destek vermek için yapılan eylemleri yasakladı.

Valilikten yapılan açıklamada güneş batımından sonra ateş yakmak, şarkı, türkü söylemek, basın açıklaması yapmak gibi eylemlerin yapılmasının yasaklandığı belirtildi.

Ankara Valiliği tarafından yapılan açıklama şöyle:

“Ankara ili genelinde cadde ve sokaklarda güneş battıktan sonra gece geç saatlere kadar ateş yakıldığı ve yüksek sesle çevreyi rahatsız edici şekilde şarkı, türkü, marş vb. sloganlar atılarak eylem yapıldığı görülmektedir. Bu durum vatandaşlarımızı tedirgin etmekte, kamu düzeni ve güvenliğini bozmakta, terör örgütlerinin eylem yapan topluluklara yönelik bombalı saldırı yapma riskini artırmakta ve güvenlik güçlerinin bu olaylara müdahalesini zorlaştırmaktadır. Bu sebeple; ilimiz genelindeki cadde ve sokaklarda güneşin batımından sonra ateş yakmak suretiyle eylem yapılması, yüksek sesle çevreyi rahatsız edici şekilde şarkı, türkü, marş vb. sloganlar atmak suretiyle toplantı, basın açıklaması vb. her ne suretle olursa olsun eylem yapılması, 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nun 17. maddesi, 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu’nun 11/C maddesi ve 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu’nun 11/m maddesi hükümleri kapsamında yasaklanmıştır.”

(Yeşil Gazete)