Ana Sayfa Blog Sayfa 2963

6 harita üzerinden ABD’de iklim değişikliği hakkında ne düşünülüyor özeti

The New York Times’da Nadya Popovich, John Schwartz ve Tatiana Schlossberg imzası ile yayınlanan haberi Yeşil Gazete gönüllü çevirmeni Yaren Köse’nin çevirisi ile paylaşıyoruz.

                                                                       ***

Amerika Birleşik Devlerleri’nde (ABD) yaşayanlar karşı konulmaz bir şekilde küresel ısınmanın yaşandığına ve karbon salımının azaltılması gerektiğine inanıyor. Fakat pek azı bu değişikliklerin kişisel olarak kendilerine zarar vereceğinden emim durumda.

350.org’un New York’ta düzenlediği bir iklim eyleminde aktivistlerin elinde “The Climate can’t wair” (İklim bekleyemez) pankartı yükseliyor

“İklim İletişimi” konulu Yale Programı tarafından yayınlanan yeni veriler, kamuoyunun küresel ısınmaya ilişkin en ayrıntılı görüşlerini sunuyor. 

ABDliler kömür santrallerinin karbon salınımını sınırlamak istiyor. Beyaz Saray ve Kongre ise tam tersini yapabilir.

Her kongre bölgesinde, yetişkinlerin çoğunluğu var olan kömür santrallerine karbondioksit sınırlaması getirilmesini destekliyor. Ancak Kongre’deki birçok Cumhuriyetçi (ve bazı Demokratlar) Başkan Trump’a katılıyor. Trump,  Obama yönetiminin ülke çapında sera gazı salınımını azaltmayı hedefleyen planını yok etmek üzere harekete geçebilir.

Ülkede, 10 ABDliden yaklaşık 7’si kömür santrallerinin yol açtığı karbon kirliliğini düzenlemekten yana- ve yüzde 75, CO2’nin genel anlamda çevre kirletici olarak düzenlenmesinden yana. Ancak yasama yakın zamanda yön değiştirecek gibi gözükmüyor. Güney Karolina eyaletinin eski Cumhuriyetçi kongre üyesi Bob Inglis, Tea Party gibi kendini adamış savunucuların, politikacıların iklim değişikliği gibi meselelere yaklaşımını şekillendirebileceği konusuna dikkat çekiyor: ‘Bu gibiler sizi bir sonraki ön seçimde tasfiye edebilecek olanlardır.’ Inglis, 2010’da ön seçimi bir Tea Party adayı olan ve iklim ile ilgili görüşlerine saldıran Trey Gowdy’e kaybetti.

Birçok kişi iklim değişikliğinin ABDlilere zarar vereceğini düşünüyor ancak kendilerinin başına geleceğini düşünmüyor.

Birçok insan iklim değişikliğinin var olduğunu biliyor ve çoğunluk ABD’de yaşayan insanlara zarar verdiği görüşüne de katılıyor. Ancak çoğu kendilerine zarar vereceğine inanmıyor.  Bunun bir kısmı risk algısı problemi ile ilgili.

Küresel ısınma insanların baş etmekte çok beceriksiz olduğu bir tehdit biçimi: Uzun vadede korkunç sonuçları olacak bir problem, ancak kişisel düzeyde ve kısa vadede bu sonuçların çok azı açıkça görülebiliyor. İnsanlar mutlak tehlike karşında hızla savaş ya da kaç tepkisi vermeye çok yatkın ancak yavaş hareket eden ve bir nebze soyut problemlere karşı harekete geçmekte çok da istekli değiller; sonuçları nihayetinde çok vahim olsa bile. 

Teksas ve Florida iklim değişikliğine karşı savunmasız ancak sakinleri ne kadar endişelenmeleri gerektiği konusunda ikiye bölünmüş

Güneşli günde sel baskınları gibi iklim değişikliği etkileri, tüm Florida boyunca hissediliyor. Yine de, küresel ısınma endişe seviyesi, eyalette kuzey-güney arasında tam bir bölünme olduğunu gösteriyor ve bir demokrat olan Eyalet temsilcisi Kristin D. Jacobs’a göre bu basit bir Demokratlar-Cumhuriyetçiler ayrımı değil. Dört güneydoğu eyaleti -Miami-Dade, Broward, Monroe ve Palm Beach- iklim konusunda beraber çalışmak ve partiler üstü şartlarda konuşmak için gösterdikleri uyumlu çaba ile diğerlerinden ayrılıyor.

Güney ve Batı Teksas ile Körfez kıyısı, eyaletin geri kalanına göre iklim değişikliği hakkında daha fazla endişeleniyor- ve bu durumu yalnızca politika açıklayamıyor. Güney Teksas Demokratları desteklerken, Batı Teksas daha karmaşık bir yapıda. Körfez kıyısı ise Kasım 2016’da tam bir Trump bölgesiydi.

Eyaletin benzeşmez bu parçaları arasında bir ortak payda var: Artan sıcaklık, kıyı kasırgaları ve batının kuraklığı gibi değişen hava koşullarının yakıcı etkisini öyle uzun ve ciddi şekilde hissettiler ki, bazı Batı Teksas şehirleri artık atık suyu içmek için geri dönüştürmekte.

Eyalette Latin nüfus en yoğun güney ve batıda yer alıyor, bu da iklim hakkındaki görüşlerin farklılığını bir anlamda açıklayabilir. Güney Kaliforniya Üniversitesi’nde Kamu politikası ve Gazetecilik profesörü Roberto Suro, yaşın da bir etmen olabileceğini söyledi. Latinler ‘beyaz nüfusa göre ortalama yaşı daha genç ve Afrikalı-Amerikalılara göre ise daha da genç olan bir nüfus.’ dedi ve genç insanların iklim bilimini yaşlılara kıyasla daha geniş ölçüde kucakladığını da ekledi.

Herkes havadan bahsediyor. Peki ya iklim hakkında konuşanlar? Sadece bazı yerlerde

Görüşülen ABDlilerin yüzde 33’ü iklim değişikliğini aile ve arkadaşları ile en azından bazen konuştuklarını ve yüzde 31’i hiçbir zaman konuşmadığını söyledi. Ancak bölgesel örüntüler açıkça seçilebiliyor.

Çoğu kuraklıktan ve yangınlardan etkilenmiş olan batıda, sakinler iklim değişikliğini konuşmaya daha yatkın. New England eyaletleri (yalnızca liberal Massachusetts ve Vermont değil) ve birçok kasırganın görüldüğü koridorda yer alan kıyı bölgesi Güney Karolina iklim hakkında daha çok konuşuyor. Ancak iklim değişikliği tartışmasını birincil öneme taşımak için çok çaba sarf eden Güneydoğu Florida dışında Atlantik Kıyısının geri kalanının çoğu, artan kıyı sel baskınlarına rağmen iklim tartışmalarına girmekte isteksiz.

 

Haberin İngilizce orijinali

Muhabir: Nadya Popovich, John Schwartz ve Tatiana Schlossberg

 Yeşil Gazete için çeviren: Yaren Köse

 

(Yeşil Gazete, The New York Times)

Nükleer endüstrinin iklim değişikliği koşullarındaki yeni oyunları

6-17 Kasım 2017 tarihleri  arasında Almanya’nın Bonn kentinde gerçekleştirilen COP23, 196 ülkeden sivil toplum örgütlerine ve kurumlara  küresel iklim değişikliğini durdurmaya yönelik formül geliştirilmesi için çeşitli iletişim kurma olanakları  sundu. Şüphesiz başta,  gerek kendi gerek diğer ülkelerin kaynaklarını kullanma alışkanlığı bulunan gelişmiş ülkelerin tüketim alışkanlıkları, gerekse onlarla bir denge yakalama çabasındaki gelişmekte olan ülkelerin hırsı nedeniyle dünyamız çok ciddi bir eşikte. Öte yandan iklim değişikliği şartları  bazı  açıkgözler için  durumun hassasiyetinden mütevellit  yeni iş fırsatları  olarak  görünüyor.  Bu açıkgözlerden biri de nükleer endüstri! Öyle ki bacasından karbondioksit gazı salmıyor diye bugünün, gelecek nesillerin yaşam hakkından çalan, dhası ekosisteme yerleşen izotoplarıyla nükleer enerji iklim değişikliğinin nedeni olan sera gazı emisyonlarında herhangi bir artışa yol açmayacağı argümanı ile ortaya çıkartılarak iklimi olumsuz etkilemeyecek bir çözüm olarak sunulabiliyor. Diğer taraftan iklim değişikliğinin sonuçlarından ürküp karbon salımının durması için nükleer endüstrinin enerji  girişimlerine kucak açma ve ya kayıtsız kalınması hali  ise denize düşenin yılana sarılmasına benzetilebilir. Zira Nükleer enerji üretimini karbon ayakizlerini  değerlendirmeden temiz enerji  olarak lanse etmek ise ancak miyop bir bakış açısıyla mümkün olabilir.

Karbonsuz ama radyoaktif!

Nükleer endüstrinin “yenilenebilir enerji” çatısı altında pazarlayamadığı enerji ürünü için yeni ambalaj “karbonsuz”dur.  Nükleer endüstrinin bu argümanını oturttuğu zemin ise Paris Anlaşması hatta bazen Kyoto Protokolü’dür.  Lakin çok ilginçtir, başta ABD olmak üzere kömür ve petrolü tercih ederek Paris Anlaşması’ndan  çıkan ülkeler aynı anlaşmayı vesile ederek nükleer enerji üretimi için destek isteyebilmektedir. Nitekim  Japonya bu sahte gerekçeyle kullanamadığı teknolojisini ihraç etmeye çalışırken Türkiye’nin de bu teknolojiye aynı bahanelerle kucak açtığını görüyoruz, duyuyoruz. İşin komik yanı ise Türkiye’nin diğer taraftan kömürlü termik santraller kurmaya devam ediyor olması . Hatırlarsanız “Bilimsel olması gereken”Akkuyu Bilirkişi İncelemesi’nin nihai raporunda bu çiftestandart aynı paragrafta  normalleştirilmiş   buna karşılık  davacılarla  kamuoyu tarafından  fazlasıyla eleştiri almıştı.

İklim değişikliği ile başetmek için  yoga!

Türkiye’nin bu ikilem içindeki tavrının bir benzerini Hindistan da sergiliyor. Fukuşima Felaketinin başlamasının ardından  Japonya’nın nükleer teknoloji ihraç etmek üzere anlaştığı Hindistan Başbakanı Narenda Modi iklim değişikliğini çok dert etmiş , yegane önerisi ise bir yandan nükleer santraller kurarken diğer yandan“ yaşam tarzlarımız değiştirip , farkındalığımızı arttırarak iklim değişikliğini  önlemek. Zira Bonn COP23 kapsamında  Hindistan pavilyonunda gerçekleştirilen yoga seansları da bu yaklaşımın bir ürünüydü.

Muz efsanesi

İklim görüşmelerinin yapıldığı süre zarfında kendini İklim için Nükleer olarak adlandıran bir grup da her gün “ Her gün 1 muz yemekten korkmuyorsanız nükleer santral yakınında da yaşayabilirsiniz”  mesajıyla katılımcılara muz dağıttı.

Nükleer enerji konusunda bilgi  paylaşımları olan Beyond Nuclear’den Linda Penz Gunter  makalesinde muz efsanesine şöyle bir açıklama getiriyor:    Muz yediğiniz zaman vücudunuzdaki potasyum 40 miktarı artmaz, bu madde doğal olduğu için karaciğerde tüketilir. Fakat nükleer kulüp destekçileri bunu evvel ezel sanki nükleer testlerle, kazalarla yayılan sezyum 137 ve stronsiyum 90 gibi sınai radyasyonla  aynıymış gibi  göstermeye çalışır. [1]

COP23’teki iklim değişikliğini durudurmak için nükleer enerjiyi savunan ve önerenlerin başında  “İklim değişikliğini yavaşlatmak için nükleer enerji  nasıl rol oynar” etkinliği ile boy gösteren IAEA  geliyor. Bu çerçevede  COP 23’te Fransa , Macaristan ve  Birleşik Krallık taki özel aktiviteler anlatıldı.  Örneğin IAEA ‘nın web sitesinde yer alan bilgiye göre son günlerde Avrupa semalarında tespit edilen muhtemelen Türkiye’den geçerek ilerlemiş  olan rutenyum izotoplarının kaynağı Mayak  Kullanılmış Nükleer Yakıt Tesisi’nin de sahibi olan Rosatom [2] da   dünya genelinde Avrupa , Asya, Afrika ve Latin Amerika ülkelerinde  yaptığı anlaşmalarla 133 Milyar Dolar’lık* bir portfoy[3] oluşturma çabası içinde bulunuyor.

COP 23 bir kez daha  etkileri halen daha yaşanmakta olan Fukuşima ve Çernobil Felaketleri’ne neden olan, bir kaza olmasa bile sızıntı ve izotop salımı gibi çeşitli riskleri operasyon süreçlerinde yapısı gereği taşıyan nükleer santrallerin kurulması için her tür fırsatın değerlendirildiğinin yeni bir ispatı. Zira atıklarından, nükleer silah üretimine imkan sağlayan nükleer santraller siyasi nedenlerle kapatılmak istenmezken ve yahut kapatılmışsa da Japonya’da olduğu gibi yeniden operasyona alınmasına çalışılırken  bu teknolojinin bulunmadığı ülkeler ise nükleer santralleri tesis eğilimi gösteriyor. Özellikle gelişmekte olan ülkelerde toplumsal kompleksler insanların ikna edilemesi için kullanılarak “güçlü ülke olma” potansiyeli bu söylem üzerinden kuruluyor.

Nükleer santraller nükleer zincir içinde düşünülmeli!

Kaldı ki nükleer santrallerin yakıtı olan uranyumun yer altından çıkarılması esnasında diğer madencilik faaliyetlerinde olduğu gibi madenin çıkarılma sürecinde derine inildikçe artan oranda karbon dioksit ve kloroflorokarbon gazı salınır. Hiç de kısa olmayan inşaat süreçleri ve bu süre zarfında zemini dinamitleyerek düzleme gibi faaliyetlerle ekolojik anlamda da oldukça savaşkandır. Günde her bir reaktörün 10 Milyar Metreküp su çekeceğini kaynatarak geri vermesinin de bir zaman sonra ekosisteme bir dönüşü olacaktır.  İklim değişikliği koşullarında nükleer santrallerin ve atıklarının daha büyük felaketlere imza atma potansiyeli olduğundan ise daha önceki yazılarımızdan hatırlarsınız. [4]

İklimime nükleeri bulaştırma

Nükleer endüstri takdire şayan   COP 23 performansı sergilerken nükleer karşıtları da  izlemekle kalmadı. Küresel nükleer kulübün taktikleriyle baş etmek için “birbirinden öğrenmenin” gerekliliğine inanmak suretiyle küresel  anlamda bir ağ ören  aktivistlerden oluşan ve aralarında benim de yer aldığım Don’t Nuke The Climate “Türkçe mealiyle “İklimime nükleeri bulaştırma” Kampanyası COP23 boyunca nükleerin gerçeklerini anlattı. Ayrıca yan etkinliklerde nükleer endüstriden temsilcilere  sorular yönelterek cevapların nasıl geçiştirildiğini katılımcılara göstermiş oldu. “İklimime nükleeri bulaştırma” diyenler iklim değişikliğini üreten politikaların karşısında düzenlenen yürüyüşe  katıldı.  Nükleer endüstri, yeni  Çernobil ve Fukuşima’larla, ekosisteme ve onun parçası olan canlılara raadyasyon dolayısıyla kanser,hastalık ve ölümden başka bir şey vadetmediği ve her türlü savaşa hizmet ettiği üzere   tüm enerji santrallerinin derhal kapatılması ve yenilerine izin verilmememesi gerektiği her fırsatta vurgulandı. Kaldı ki bugün tecrübe etmekte olduğumuz rutenyum skandalı   bu santralleri kuran siyasi iktidarların ve onun aracı olan Türkiye Atom Enerjisi(TAEK) gibi bilimsel kurumların bir sorun halinde açıklama yapmadığını, yurttaşlarını nasıl yalnız ve biçare bıraktığını yeterince göstermektedir. Bugün üzerinden 32 yıl geçmesine rağmen Çernobil hafızamızı zorlamamıza gerek bırakmayan örnekler yaşanabilmektedir.

Son notlar 

[1]https://www.counterpunch.org/2017/11/16/the-pro-nuclear-lobby-in-bonn-is-so-desperate-theyve-gone-bananas/

[2] https://yesilgazete.org/blog/2017/11/24/taeke-soruyoruz-radyoaktif-bulutlar-turkiyeyi-atlayarak-mi-ilerledi/

**www.IAEA.org

[3]  https://yesilgazete.org/blog/2017/08/02/fukusimada-eko-yikim-ve-radyoaktif-kirliligin-ustunu-2020-tokyo-olimpiyatlariyla-ortme-cabasi/

[4]  https://yesilgazete.org/blog/2017/07/02/iklim-degisikligi-nukleer-santrallerin-risklerini-ve-maliyetlerini-arttiracak/

 

Yeşil Gazete 

Pınar Demircan 

Ankara Valiliği’nin LGBTİ etkinlikleri yasağına tepki: “Şiddet cezasızlıkla ödüllendiriliyor”

Ankara Valiliği, LGBTİ örgütleri tarafından yapılması planlanan LGBTİ film günleri etkinlikleriyle, sinevizyon, tiyatro, panel, söyleşi ve sergi gibi tüm etkinlikleri süresiz şekilde yasaklamasına CHP Genel Başkan Yardımcısı ve İzmir Milletvekili Zeynep Altıok tepki gösterdi. Basın açıklamasında “Asıl, halkı farklılıklarını bahane ederek ayıran ve ötekileştiren, ayrım yapan ve kutuplaştıran Ankara Valiliği’nin aldığı bu karardır” diyen Altıok, Valiliğin hukuki olmayan yasak kararının eril, cinsiyetçi ve ötekileştirici olduğunu ifade etti.

Valilik Anayasa’yı çiğniyor

“Valilik yasak kararında “kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlığın ve ahlâkın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunmasını tehlikeye düşürebileceği göz önünde bulundurulduğunda” diyor. Hangi hak hangi özgürlük? Valilik asıl bu kararla özgürlüklere ve anayasal haklara darbe vurmuştur. Peki Valiliğin koruması gereken LGBTİ’lerin hakları ne olacak? Anayasa’nın 10. Maddesi “herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir” diyor. Valiliğin bu kararı dinci, eril, cinsiyetçi ve ötekileştirici zihniyetle alınmış bir karardır. Hukuki bir karar değildir! Valilik anayasayı ve evrensel insan haklarını çiğniyor.”

“Anayasa’nın 13. Maddesi “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz” diyor. Yani OHAL dahi olsa siz kişilerin ifade özgürlüğüne karışamazsınız. Yani LGBTİ’lerin etkinliklerini “Ahlaka aykırı” bulan Ankara Valiliğinin yasak kararı Laikliğe de aykırıdır.”

Ahlak dışı olan LGBTİ’lere, kadına şiddeti; çocuk istismarını yasaklamamak hatta meşrulaştırmak

“Çocuk tacizinde dünya üçüncüsü, çocuk gelinde Avrupa birincisi olan ve daha önce Avrupa Komisyonu Türkiye İlerleme raporunda LGBT yurttaşlara yönelik ayrımcılığın ifade edildiği ülkenin başkentinin valiliği aldığı bu yasak kararıyla bütün LGBTİ’leri “ahlak dışı” bulduğunu da itiraf ediyor. Cinsel tercihin farklı olması ahlak dışılıkla eşdeğer şekilde tanımlanamaz. Ahlak dışı olan çocuk tacizlerine ses çıkarmayan, kadına şiddette görmezden gelen ve LGBTİ’leri hedef gösteren ötekileştiren idare anlayışının tutumudur. Burada sansürlenen “ahlak dışılık” değil; sanatın kendisidir. Sanat, ayrıştırmaz aksine farkındalık, merhamet ve hoşgörü gibi bu iktidarın yok etmeye çalıştığı duyguları ve davranışları diri tutar.”

Organize şekilde nefret suçu işleniyor

“AKP Genel Başkanı daha geçen aylarda kimsenin yaşam tarzına karışmadığını iddia ederken birkaç ay sonra Bursa’da bir belediyemizi LGBTİ’lerin temsil hakkını savunduğu için hedef aldı. AKP genel başkanı “Allah şaşırtmasın. Bir partide ölçü kalmayınca işte böyle nereye savrulacağı belli olmuyor” dedi. Asıl şaşıran ve söylem olarak “savrulan” Saray rejimidir. AKP Genel Başkanı, bakanı, milletvekili, müftüsü, bürokratı devamlı ayrımcı bir dil ile vatandaşları hedef gösteriyor. Bu söylem yarattıkları eğitimsizlik ve yozlaşma kültürü içinde şiddete dönüşüyor. Şiddet ise cezasızlıkla ödüllendiriliyor. İdari birimler de tıpkı Ankara örneğinde olduğu gibi nefret üretmede başarılı. Hukukun değil de sarayın arkasından gidiyor! Özetle şu anda Türkiye’de organize şekilde nefret suçu işleniyor.”

 

(Kaos GL)

İklim değişikliği ile mücadelede Stella McCartney’den moda endüstrisine israf eleştirisi

İklim değişikliği ile mücadelede dünyaya salınan sera gazlarından sorumlu sektörlerden biri olan moda endüstrisi son yıllarda sürdürülebilir iş uygulamalarına yönelmeye çalışıyor. Kıyafetleri farklı şekilde tasarlamak, daha uzun süreli kullanıma uygun hale getirmek ve mümkün olduğunda geri dönüştürebilmek temel prensiplerden birkaçı.

Moda endüstrisi çevreye inanılmaz derecede zarar veriyor

2002’deki koleksiyonunda deri ve kürk kullanmadan organik tasarımlarıyla hem hayvan hem de çevre dostu bir portre çizen dünyaca ünlü İngiliz moda tasarımcısı Stella McCartney, moda endüstrisini israf etmekle eleştirerek endüstrinin çevreye inanılmaz derecede zarar verdiğini açıkladı. McCartney, çevre savunucusu Dame Ellen MacArthur ile giysi üretiminde ve kullanımında sistematik bir değişim yapılması çağrısında bulundu. MacArthur Vakfı’nın 28 Kasım’da yayınlanan Tekstil Ekonomisi Raporu’na göre moda sektörünün yılda 1,2 milyar ton sera emisyonu yaratan bir iş olduğunu, bu rakamın uluslararası uçuş ve deniz taşımacılığı kombinasyonlarından daha büyük olduğu belirtiliyor.

McCartney’e sürdürülebilir moda ve hayvan hakları çalışmaları için ödül

İngiliz Moda Konseyi, Stella McCartney’nin sürdürülebilir moda ve hayvan hakları üzerindeki çalışmalarını ve bağlılığını onurlandırıyor. McCartney, Yenilikçi Özel Ödülünü, bu sene Londra’da gerçekleşecek Moda Ödülleri’nde alacak.

Koleksiyonlarında vejetaryen deri ve organik koton gibi etik malzemeler kullanan tasarımcı tasarımlarında hayvanlara zarar veren bir malzeme kullanmıyor. Birçok çevre kurumu ve yardım kurulu ile partnerliği olan Stella McCartney sadece malzemelerini değil, üretim aşamasındaki işçileri de düşünüyor. Gelişmekte olan ülkelerde birçok kadına çalışma imkanı sağlayan McCartney modanın sürdürülebilir ve etik olabileceğini kanıtlamak istiyor.

 

(Guardian, Elle, Yeşil Gazete)

Kumar masasındaki iskambil kartlarında radyoaktif madde bulundu

Alman polisi, Berlin’deki bir restorana yaptığı baskında radyoaktif madde içeren iskambil kağıtları buldu.

Destelerdeki bazı kartlara sürülmüş olan radyoaktif maddenin hile yapmakta kullanıldığı tahmin ediliyor.

Polis bazı oyuncuların, üzerlerinde taşıdıkları gizli dedektörlerle bu “özel” kartları fark edip, oyunda avantaj elde ediyor olabileceğini açıkladı.

İyot-125 içeren 13 adet iskambil kartı ortaya çıktı

Radyoaktifli iskambil kağıtları, kentteki atık arıtma tesisine yapılan rutin kontrol sırasında fark edildi. Yetkililer tesise giren bir çöp kamyonunda yüksek oranda radyoaktivite tespit etti. Polis ekipleri çöp kamyonunu takip ederek, olayın yaşandığı restorana ulaştı. Restorana düzenlenen baskında, iyot-125 içeren 13 adet iskambil kartı buldu.

Tıpta kullanılan iyot-125’in yarılanma süresi 60 gün. Yani bu maddenin radyoaktivitesinin kaybolması için gerekli süre, diğer birçok radyoaktif maddeninkinden uzun.

İskambil kağıtlarının hangi oyunlarda kullanıldığı bilinmiyor. Restoranın kumar lisansının bulunmadığı açıklandı.

Görünmez mürekkep de kullanılıyor

Bazı diğer “ince” kumar hileleri:

2013’te Fransa’daki bir kumarhanenin çalışanları bazı kartları “görünmez mürekkeple” işaretlemişti. İtalyan kumarbaz Stefano Ampollini taktığı kızılötesi lensler ile bu görünmez mürekkebi görebiliyordu. Hilenin ortaya çıkması ile Ampollini ve iki kişi daha tutuklandı ve para cezası aldı.

2004’te üç kumarbazın, ruletteki topun hızını ölçüp, durması muhtemel sayıları belirlemek için lazer tarayıcı kullandıkları ortaya çıktı. Polis, 3’lünün Londra’daki Ritz Casino’da kazandıkları 1 milyon sterlini (yaklaşık 1.8 milyon dolar) geri vermek zorunda olmadığını söyledi.

1999’da Güney Afrika’daki bir kumarhane, oyun kartlarının üretimi sürecinde hile yapıldığını ortaya çıkardı. Ülkenin tek iskambil kağıdı üreticisinin, bazı kartları sadece hileyi bilenler tarafından görülebilecek şekilde işaretlediği keşfedildi. Johannesburg’daki Caesar’s Casino yetkilileri olayı, blackjack kazançlarının 3 haftada yüzde 11 düşmesiyle fark etti. Hileli kartlarla ilgili bilginin bazı kumarbazlara sabit bir ücret ya da kazançlarından komisyon karşılığında verildiği tahmin ediliyor.

 

(BBC Türkçe)

Türkiye’nin ilk “Geri Dönüşüm Sokağı” Van’da açıldı

Lastik, metal ve plastik atıkları çeşitli tasarımlar yaparak sanata dönüştüren İpekyolu Belediyesi  Türkiye’de ilkini yaptığı “Geri Dönüşüm Sokağı”nı açtı.

Van’ın en işlek caddelerinden biri olan Cumhuriyet Caddesi üzerindeki sokakta pet şişe kapaklarından tablo, araç lastiklerinden masa, varillerden sandalye, çöp kutularından kitaplık, tencere ve tavalardan duvar saatleri bulunuyor.

“Geri Dönüşüm” adı verilen sokakta belediye çalışanları ve ressamların yaklaşık 1 ay süren çalışmalarıyla pet şişelerin kapakları kullanılarak, Salvador Dali’nin ‘Belleğin Azmi’, Osman Ahmet Hamdi Bey’in ‘Kaplumbağa Terbiyecisi’, Vermeer’in ‘İnci Küpeli Kız’ ve Leonardo Da Vinci’nin ‘Mona Lisa’ tablolarının kopyaları büyük bir titizlikle duvarlara işlendi.

Geri dönüşüm için de sokağa cam, kağıt, pil, plastik, atık yağ ve bayat ekmek depolama üniteleri yerleştirildi.

 

(Birgün)

Kuzey Kore’den yeni bir füze denemesi: Balistik füze Japonya Denizi’ne düştü

Kuzey Kore yerel saatle Çarşamba günü 02:47 sıralarında Japonya yönünde bir balistik füze denemesi gerçekleştirdi.

ABD Savunma Bakanlığı Pentagon’dan sözcü Albay Robert Manning, fırlatmaya ilişkin yaptığı açıklamada, bunun kıtalararası bir balistik füze olduğunu açıkladı. Füzenin Kuzey Kore’deki Sain Ni’den fırlatıldığı ve 1000 kilometre mesafe kaydettikten sonra Japonya Denizi’ne düştüğünü belirtti. Manning, fırlatmayla ilgili ileri değelendirmenin ülkeler arası bir şekilde devam ettiğini de aktardı.

Japonya Savunma Bakanı da balistik füzenin, münhasır ekonomik bölgeye düştüğünü açıkladı. Japon medyası füzenin yaklaşık 50 dakika süresince havada kaldığını bildiriyor.

Güney Kore haber ajansı da Kuzey Kore’nin balistik füze fıtlattığını duyurdu. Askeri yetkililere dayandırılan haberde füzenin Kuzey Kore’nin başkenti Pyongyang’ın kuzeyinden fırlatıldığı belirtildi. Balistik füze denemesinin ardından Güney Kore de askeri tatbikat gerçekleştirerek Pyongyang’a karşılık verdi.

Son olarak 15 Eylül’de orta menzilli balistik füze denemesi yapan Kuzey Kore, geçtiğimiz günlerde ABD tarafından “teröre destek veren devletler” listesine eklenmişti.

Washington yönetimi Kuzey Kore’ye yönelik yaptırımların artacağını açıklamıştı. Pyongyang ABD’nin kararının “ciddi provokasyon” olduğunu belirterek yaptırımların hiçbir zaman işe yaramayacağını açıklamıştı.

 

(BBC Türkçe, DW Türkçe)

 

Kılıçdaroğlu, Cumhurbaşkanı ve ailesinin para transferi belgelerini açıklarken TRT yayını kesti

TRT, Kılıçdaroğlu, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ailesi ve yakınlarının yurtdışına para transferi yaptığına ilişkin iddiaları kamuoyuna açıkladığı sırada canlı yayını kesti.

TRT, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın ailesi ve yakınlarının vergi muafiyeti uygulanan Man Adası’na milyonlarca dolar para transfer ettiği iddialarını kamuoyu ile paylaştığı sırada canlı yayını kesti.

https://www.youtube.com/watch?v=fY0yvD9hAYM

Kılıçdaroğlu, Tayyip Erdoğan’a hitaben “Çocuklarının, dünürünün, eniştenin, kardeşinin, eski özel kalem müdürünün bir vergi cennettinde bir şirkete milyonlarca dolar gönderdiklerini biliyor musun?” demiş, ardından Erdoğan, “Bunu ispat ettiği anda cumhurbaşkanlığı makamında bir dakika durmayacağımın taahhüdünü veriyorum” ifadelerini kullanmıştı.

CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel de Kılıçdaroğlu’nun söz konusu belgeleri bugün düzenlenecek haftalık grup toplantısında açıklayacağını söylemişti.

CHP’nin haftalık grup toplantısını canlı yayınlamaya başlayan TRT Haber, Kılıçdaroğlu’nun belgelerle ilgili olarak “Şimdi geliyoruz kutuyu açmaya” sözlerinin hemen ardından canlı yayını kesti.


CHP İstanbul Milletvekili Barış Yarkadaş, TRT’nin yayını kesmesi sonrası Twitter’dan TRT’yi RTÜK’e şikayet ettiklerini duyurdu.

 

(Bianet)

Hayvanları aşağılamakta kullanılan kelimeler, deyimler, atasözleri: Türcü Sözlük

Türcü Sözlük‘ten iklim ve enerji kategorisi editörümüz Ümit Şahin‘in haber etmesi ile bilgim oldu. Ümit, sağolsun sözlüğün yayınlandığı Hayvanların Aynasında İnsan blog adresinin yazarı Abdullah Onay’ın iletişim bilgisini de iletti bana ve hemen aradım Abdullah abiyi Türcü Sözlük nasıl meydana geldi, hangi fikir ile otaya çıktı sorularıma yanıt bulmak için.

Önce kendisi hakkında bilgi vermesini istedim Abdullah Onay’dan. Birikim dergisinin ikinci kuruluş (1989) döneminden itibaren içinde olduğunu, Heybeliada’da 16 yıldan beri ikamet ettiği bilgisini aktardı.

Ya bu “hayvan hakları” ilgisi nereden geliyor dediğimde ise Birikim’deki ilk günlerinden bu yana hayvan haklarını takip ettiğini belirtiyor Onay. Birikim’in bir sayısını özel olarak hayvan haklarına ayırdıklarını, ayrıca İletişim Yayınları’nda da hayvan haklarına eğilen kitapların çıktığı özel bir seri yayımladıklarını kaydetti.

Abdullah Onay

Hayvanların Aynasında İnsan blogu ise nispeten daha yeni. Heybeliada günlerinde ortaya çıkan bir site. Adadaki sokak hayvanlarının koşullarının iyileştirilmesi adına kendimce bir çaba olarak niteliyor Onay, ve “Fayton konusu mu?” diye sorduğumda ise , “Sadece o değil. Faytondaki atların ızdırabı dışında da çok sorunu var adada yaşayan hayvanların. Hem de çok uzun süreden beri devam eden bir konu bu. Hayvanların refahını bir nebze arttıranbilir miyiz çabası diyebilirsin buna. Kasteettiğim belirli yerlere mama dökmenin daha ilerisinde bir şey. Onların nüfusu her geçen yıl, her mevsim artıyor, barınmaları, beslenmeleri ve refahlarının iyileştirilmesi için adımlar atılması gerekiyor. Hayvanların Aynasında İnsan ile bunlara dair fikirlerimi paylaşıyorum” diye ekliyor.

Türcü Sözlük’ün hikayesi

Konu Türcü Sözlük’e geliyor sonra. Dezavantajlı grupların dildeki aşağılamadan nasiplerini her zaman aldığını, kendimin de bir engelli olarak bunu hayatımın her aşamasında yaşadığımı ifade ederek iletiyorum kendisine.

Onay ise şöyle yanıtlıyor beni,

“Mağduriyetler arasında da bir hiyerarşi var aslında. Kadınlara, LGBTİ+ bireylere, azınlıklara, engellilere, hayvanlara vsr. Burda hiyerarşinin en alt basamağında yer alıyor diyebilirim hayvanlar için. Erkekler küfür ederken, hakaret içeren sözcükleri sarfederken kadını, hayvanı, belli bir ırkı hedef alan aşağılayıcı söylemlerde bulunuyor. Hayvanların içinde olduğu aşağılayıcı söyelemleri, işin daha da enteresan yanı hayvan hakları savunucuları, kendileri bile kullanıyor gözlemlediğim kadarı ile. Türcü Sözlük ile bu farkındalığa dair bir şey yapmak istedim”

Türcü Sözlük’ün içeriğine dair konuşuyoruz ardından.

Sözlükten A’dan Z’ye hemen her içinde hayvanı aşağılayan türcü ifadeler geçen söz öbekleri, atasözleri, deyimler maddeler halinde sıralanmış.

Her madde için 3 unsur geçerli diyor Onay, ilki ilgili türcü sözcüğün ne yönde kullanıldığı, ikinci olarak italik şekilde bu sözcüğe dair kendi yorumumu belirtiyorum, son olarak ise aşağılayıcı sözcüğün kullanıldığı yerlere dair örnek cümleler bulunuyor. Son unsur her madde için geçerli değil yalnız.

Sözlüğe siz de katkıda bulunabilirsiniz

Türcü Sözlük’in interaktif bir yapıda kendisini sürekli geliştirdiğini belirtiyor son olarak Abdullah Onay. Ekim sonunda ilk yayının ardından her geçen gün gelen katkılarla sürekli zenginleşmiş sözlük.

Son sorum sözlüğe katkıda bulunmak isteyenlerin nasıl bunu sağlayacaklarına dair oluyor.

Türcü Sözlük sürekli kendini geliştiren bir metin diyor Abdullah Onay ve dileyen herkesin sosyal medya hesabı üzerinden (facebook hesabına buradan erişim mümkün) ya da Türcü Sözlük’ün yer aldığı Hayvanların Aynasında İnsan linkinin yorum bölümünden yeni maddeler ya da mevcut maddelere katkı anlamında kendisine ulaşabileceğini belirtiyor.

Türcü Sözlük’ün en sonunda yararlanılan kaynaklar ise şu şekilde sıralanmış:

Filiz Bingölçe, Kadın Argosu Sözlüğü, Metis Yay.,

Hulki Aktunç, Argo Sözlüğü, YKY, 1998.

Necmi Akyalçın, Türkçemizin Anlamsal Zenginlikleri Deyimlerimiz, Eğiten Kitap Yay., 2012. (Bu kaynak için Rüstem Kurtoğlu’na teşekkür ederim)

Ömer Asım Aksoy, Atasözleri ve Deyimler Sözlüğü, inkılap Yay., 2 cilt, 1993.

Türk Dil Kurumu Türkçe Sözlük, 2 cilt, Ankara 1988

Yusuf Çotuksöken – Türkçe Atasözleri  ve Deyimler Sözlüğü, Toroslu Kitaplığı, 2004.

http://www.tdk.gov.tr/

Ekşi Sözlük

http://thehayvan.com/

http://www.ansiklopedi.biz/

Vikipedi

 

Haber: Alper Tolga Akkuş

(Yeşil Gazete)

Fatih Ormanı’na villa ve yüzme havuzu projesine kanunsuz ÇED: Halk toplantıya alınmadı

Bilgili ve Doğuş ortaklığındaki Ege Turizm, Kuzey Ormanları’nın şehir içindeki parçası Fatih Ormanı’ndaki projesi için Maslak TİM Center’de gerçekleşen Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) toplantısına doğa savunucusu aktivistler alınmadı. Kuzey Ormanları Savunması’nın yazılı açıklamasına göre toplantı polis barikatı ile halkın katılımına kapatıldı.

ÇED toplantısına katılım için çağrı yapan ve toplantıya katılımı engellenen Kuzey Ormanları Savunması aktivistleri yaşananları şu şekilde aktardı:

“Kanunsuz ÇED: Fatih Ormanı İşgal Projesi’nin ÇED Toplantısı Polis Barikatı İle Halka Kapatıldı!

Bugün Fatih Ormanı’nı savunmak isteyen yaşam savunucuları, “İstanbul’un ormanları villa alanı değildir!”, “Ormana villa yapılmaz!” diyerek, işgal edilerek yapılaşmaya açılmak istenen Fatih Ormanı’nın kapısında buluşarak ÇED toplantısının yapılacağı TİM Center’e yürüdüler.

Kanunen halkın katılımına açık olması gereken ÇED Halkın Katılımı Toplantısında, TİM Center bina kapısının önüne çevik kuvvet barikatı konularak halkın katılımı engellendi.

Doğuş ve Bilgili Holding’in Fatih Ormanına yapmak istedikleri proje protesto edildikten sonra ÇED toplantısı öncesinde Diren Fatih Ormanı İnisiyatifi ve meslek odaları basın açıklamaları yaptılar.

“Ormana patron olmak için yaptığınız ÇED toplantınız batsın” yazılı pankart açan yaşam savunucuları, “Ormana proje yapılamaz”, “Doğuş ve Bilgili ormanıma sulanmayı bırak artık”  yazılı dövizler taşıdı. Sık sık “Bilgili elini ormanlardan çek”, “Doğuş elini ormanlardan çek”, “Ormana villa yapılmaz” sloganları atan yaşam savunucuları adına ilk olarak Sarıyer Kent Dayanışması’ndan Eray Özgüner konuştu. Diren Fatih Ormanı  İnisiyatifi basın açıklamasını okuyan Özgüner, “Sermaye ve iktidar baskısı ile kentin bütününden koparılan; Cendere Vadisi, Maslak 1453, 3. Köprü ve 3. Havalimanı gibi projelerle abluka altına alınan Fatih Ormanı, hiçbir şekilde imara açılmaması gereken bir orman; yok edilmemesi gereken bir doğal yaşam alanıdır” dedi.

Özgüner ayrıca şunu belirtti: “Biz kişisel çıkarlarını değil, yaşamı ve doğayı savunanlar, Fatih Ormanında yaşayan her bir canlının yaşam hakkını savunmaya devam edeceğiz. Bilgili, Doğuş veya ismi ne olursa olsun, ormanımıza göz diken herkesin karşısında olacağız”.

Meslek odaları da ÇED sürecine başlanan projenin etkilerinin değerlendirilerek iptal edilmesini istedi. TMMOB Çevre Mühendisleri Odası, İnşaat Mühendisleri Odası, Mimarlar Odası, Orman Mühendisleri Odası ve Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi adına basın açıklamasını okuyan Şehir Plancıları Odası Yönetim Kurulu’ndan Ayşe Yıkıcı, “ÇED sürecine başlanan projenin, inşası ve işletmesi aşamasındaki etkileri yeniden değerlendirilerek proje ve projeye dayanak olan diğer işlemler iptal edilmelidir. İstanbul’un kuzeyindeki orman ekosisteminin bir parçası olan Fatih Ormanı, hiçbir koşulda yapılaşmaya açılmamalıdır. Meslek Odaları olarak konunun takipçisi olacağız ve kamu yararından yana mücadelemizi sürdüreceğiz” dedi.

Kanunen halkın katılımına açık olması gereken ÇED Halkın Katılımı Toplantısı’nda, TİM Center bina kapısının önüne çevik kuvvet barikatı konularak halkın katılımı engellendi.

Kuzey Ormanları Savunması

 

(Yeşil Gazete)