İtalya’da 4 Mart’ta yapılan genel seçimlerden yaklaşık 3 ay sonra hükümet düğümü çözüldü.
5 Yıldız Hareketi ve Lig partilerinin ortaklığında bir koalisyon hükümeti kuruldu.
Cumhurbaşkanı, hükümeti kurma görevini 8 gün içinde ikinci kez 5 Yıldız Hareketi-Lig partilerinin oluşturduğu popülist koalisyonun başbakan adayı Giuseppe Conte’ye verdi.
Hukuk profesörü Conte ve yeni hükümet üyelerinin Cuma günü yemin etmesi bekleniyor.
Bu aşamaya nasıl gelindi?
Hiçbir parti ya da ittifakın parlamentoda çoğunluğu elde edemediği 4 Mart seçimlerinin ardından yapılan koalisyon görüşmeleri de başarısız olunca Cumhurbaşkanı Sergio Mattarella 7 Mayıs’ta bir teknik hükümet kurulması ve ardından da erken seçimlere gidilmesi formülü önerdi.
Teknik hükümet ihtimali belirince 5 Yıldız Hareketi ve Lig partileri koalisyon görüşmelerine yeniden başladı ve bu kez anlaşmayı başardı.
5 Yıldız-Lig koalisyonunun “değişim hükümeti” adını verdiği hükümetin başbakan adayı olarak da dışarıdan bir isim, hukuk profesörü Giuseppe Conte seçildi.
Cumhurbaşkanı da 23 Mayıs’ta hükümeti kurma görevini Conte’ye verdi.
Başka bir bakanlık verilecek
Ne var ki koalisyon hükümeti kurma çalışmaları, 5 Yıldız ve Lig’in Ekonomi Bakanlığı’na euro karşıtı görüşleriyle bilinen ekonomist Paolo Savona’yı aday göstermesi üzerine tekrar çöktü.
Cumhurbaşkanı Mattarella, 27 Mayıs’ta bakanlar kurulu listesinde yer alan Savona’ya veto koyunca ve koalisyon ortakları da başka bir bakan adayı seçmeyi reddedince 5 Yıldız-Lig hükümeti ihtimali rafa kaldırıldı.
5 Yıldız-Lig koalisyonunun başbakan adayı Giuseppe Conte hükümeti kurma görevini iade etti.
Bunun üzerine Cumhurbaşkanı Mattarella 28 Mayıs’ta geçici bir teknik hükümet kurmak üzere, geçmişte Türkiye’de de görev yapan eski IMF yöneticisi Carlo Cottarelli’yi görevlendirdi.
Cottarelli hükümet kurma çalışmalarına başlar başlamaz, 5 Yıldız ve Lig’den teknik hükümet kurulmasına itirazlar geldi ve iki parti yeniden koalisyon görüşmelerine döndü.
Cumhurbaşkanı’nın reddettiği bakanlar kurulu listesi üzerinde yeniden çalışmaya başlayan iki parti, sonunda ihtilaflı Ekonomi Bakanı adayları Paolo Savona’yı başka bir bakanlığa kaydırma formülü üzerinde uzlaştı.
Yeni hükümette Savona, Avrupa ile İlişkiler Bakanı olarak görev yapacak.
Ekonomi ve Maliye Bakanlığı’na ise ekonomi profesörü Giovanni Tria getirilecek.
5 Yıldız lideri Luigi Di Maio ile Lig lideri Matteo Salvini de Başbakan Yardımcılığı yapacak.
Salvini aynı zamanda İçişleri Bakanı olacak.
Di Maio da Kalkınma, Çalışma ve Sosyal Politikalar Bakanlığı görevini de üstlenecek.
İngiliz Economist dergisi son sayısında, 24 Haziran’da yapılacak cumhurbaşkanlığı ve milletvekilleri seçimlerine ilişkin bir yazı yayımladı.
Yazı, “Türkiye’de muhalefet Erdoğan karşısında galibiyet kokusu alıyor” başlığı ile okurlara tanıtıldı.
“Türkiye’nin otoriter cumhurbaşkanı bir sorunla karşı karşıya olabilir” alt başlığı ile yayımlanan yazıda İYİ Parti’nin yüzde 10 barajının “iyiden iyiye” üzerinde göründüğü kaydedildi.
Dergi, Meral Akşener ‘in cumhurbaşkanlığı seçimlerindeki oyunun son anketlerde yüzde 20’ye yakın göründüğünü aktardı.
The Economist , “popüler bir delifişek” ifadesini kullandığı Muharrem İnce’yi ise “Muhafazakar seçmenle iletişim kurabilen ender laik politikacılardan biri” cümlesiyle okurlarına tanıttı.
Son aylardaki ekonomik gelişmeler sonucu piyasaların da Erdoğan’a güvensizlik duymaya başlamış olabileceği değerlendirmesi yazıdaki dikkat çekici bölümlerden biri oldu.
“Anketler Akşener’i yüzde 20’nin üzerinde gösteriyor”
Muhalefette yer alan partilerin ve cumhurbaşkanı adaylarının oy oranlarına ilişkin bilgiler de yazıda yer buldu:
“Cumhurbaşkanı’nın karşısındaki adaylar yaklaşan seçimlerde halen favori değiller. Ama bir ivme kazandıkları ve doğru adayları buldukları gözlemleniyor. Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) adayı olan Muharrem İnce popüler bir delifişek ve muhafazakar seçmenle iletişim kurabilen ender laik politikacılardan biri. Muhafazakar bir ailede dünyaya gelen İnce, namaz kılıyor ve kamusal alanda kadınların başörtüsü giymesini destekliyor ama bunun yanında arada bir içki de içiyor.
“Emektar milliyetçi ve bir dönem içişleri bakanlığı da yapmış olan Meral Akşener, kendisini ve kurduğu İYİ Parti’yi belirsizlik içinden ulusal seviyeye taşıdı. Bir yıldan az bir süre önce kurulmuş bir parti için saygı uyandırıcı şekilde yüzde 10 barajının oldukça üzerinde bir seçmen kitlesi elde etti. Son anketler Akşener’in kendisini ise cumhurbaşkanlığı seçiminin ilk turunda, yüzde 20’nin üzerinde gösteriyor. Anketler Demirtaş’ın da çift haneli rakamlara ulaştığını ortaya koyuyor. Bu dış dünya ile sosyal medya ve avukatları aracılığı ile haberleşen biri politikacı için hiç fena değil.”
“Piyasalar her zaman Erdoğan’ı muhalefete tercih etmişti”
“Laik bir parti olan CHP ile İslamcı bir parti olan Saadet’in ortaklık yaptığını görseler, muhtemelen iki partinin de kurucuları, modern Türkiye’nin atası Kemal Atatürk ile eski başbakan Necmettin Erbakan, mezarlarında ters dönerdi. Ama zor zamanlar zor ortaklıklar getirir. Saadet Partisi lideri Temel Karamollaoğlu, bu ittifakın, Türkiye demokrasisinden geriye kalanları Erdoğan’ın elinden kurtarmak için yapılan zorunlu bir evlilik olduğunu söylüyor. Karamollaoğlu, Cumhurbaşkanı ve adamlarının politik İslam’dan daha çok eş-dost kapitalizmine yakın olduğunu belirtiyor. Karamollaoğlu, ‘Adalet kalmadı. Güçler ayrılığı ortadan kalktı’ diyor.”
Son aylara ilişkin ekonomik gelişmeleri ve verilerin de yer aldığı The Economist makalesi şu cümle ile son buluyor:
“Her ne kadar baskıcı olsa ve çılgın ekonomik teorileri bulunsa da piyasalar her zaman Erdoğan ve partisini, dağınık bir muhalefete tercih etmişti. Geçen ay içinde bu da değişmiş olabilir.”
Türkiye tarımı ciddi bir kriz girdabına yakalanmış durumda. Krizin temel nedeni son 17 yılda uygulanan çiftçi karşıtı, şirket yanlısı politikalar.
Son 17 yılda;
Çiftçi yoksullaştı!
2012 yılında tarımda kişi başına 4 bin 57 dolar düşüyorken, 2017 yılına gelindiğinde 3 bin 319 dolara düştü.
Tarım geriledi!
Katma değeri 2012 yılında 68 milyar dolardı. 2017 yılında 52 milyar dolara,
Gayrisafi yurtiçi hasıladaki payı yüzde 10’dan yüzde 6’ya,
İstihdamdaki payı yüzde 35’den yüzde 19’a geriledi.
Kişi başına üretim düştü!
(2002-2017)
Buğday üretimi 294 kilodan 266 kiloya
Nohut üretimi 10 kilodan 6 kiloya,
Kuru fasulye üretimi 4 kilodan 3 kiloya,
Kırmızı mercimek üretimi 8 kilodan 5 kiloya düştü.
İthalat miktarı arttı
67 milyon ton yağlı tohum ve türevleri,
46 milyon ton buğday,
21 milyon ton soya,
14 milyon ton mısır,
11 milyon ton pamuk,
8 milyon ton ayçiçeği,
5 milyon ton pirinç ithal edildi.
26 adet mısır ve 10 adet soya olmak üzere 36 çeşit GDO’lu ürün ithalatına izin verildi.
2010 yılından bu yana, 2,9 milyon büyükbaş, 2,5 milyon koyun-keçi olmak üzere toplam 5,4 milyon baş canlı hayvan ithal edildi. 236 bin ton kırmızı et ithalatı yapıldı. İthal edilen etlerde BSE-Deli Dana hastalığı ve E.coli 0157 hastalığı olduğu tüketildikten sonra öğrenildi. Toplum sağlığı risk altına konuldu.
Tarımsal ithalat 189 milyar doları aştı.
Yağlı tohum ve türevleri ithalatına 39,
Pamuk ithalatına 19,
Buğday ithalatına 13,
Soya ithalatına 9,
Ayçiçeği ithalatına 4,6,
Mısır ithalatına 3,5,
Pirinç ithalatına 2,2 milyar dolar ödedik.
Canlı hayvan ve kırmızı et ithalatı için 5,7 milyar dolar ödendi. Et fiyatları düşmediği gibi yerli hayvancılar da ithlat nedeniyle iflas etti.
Üretim maliyeti arttı!
Tarım ürünleri fiyatları 3 kat,
Tarımsal üretim girdi fiyatları 5 kat arttı.
Araziler ekilemiyor!
2000’li yıllardan bu yana çiftçi 3,2 milyon hektar araziyi ekemiyor.
2002 yılında tarım arazileri 26,6 milyon hektardı. 2017 yılında 23,4 milyon hektara geriledi.
Çiftçinin destekleme parasına el konuldu!
Tarım Kanununa göre (2007-2017 yılları arasında) çiftçiye 188 milyar TL destekleme ödemesi yapılması gerekirken, verilen destek 88 milyar lirada kaldı. Çiftçinin 100 milyar lirasına el konuldu.
Çiftçi borçları katlandı!
2002 yılında bankalar tarafından çiftçiye kullandırılan kredi miktarı 4 milyar TL iken, 2017 yılında 83 milyar TL oldu.
Tarım arazileri amaç dışı kullanıldı!
Nehir tipi hidroelektrik santrallerle (HES’ler) dereler kurutuldu. Jeotermal santraller, maden aramalar, konut, yol ve havaalanı yapımıyla topraklar amaç dışı kullanıldı.
Önce Büyükşehir Kanunu ile bir gecede köylerin %48’i mahalleye dönüştürüldü. Otoriter sisteme öyle geçildi.
17 yıllık süreçte, Türkiye tarım ve gıdası şirketlerin kontrolüne geçti. Küçük çiftçilerin tasfiyesi hızla arttı.
Tarımın yakalandığı kriz girdabından çıkışının yegâne yolu; bugüne kadar tarımı tahrip edenlerden, çözüm bekleme gafletinden bulunmamaktan geçiyor!
Çin’in güneyinde yer alan Guangşi Cuang Özerk Bölgesi’ndeki yerel bir televizyon kanalında yapay zekâlı bir robotun spiker olarak program yapmaya başlayacağı bildirildi.
Bölgenin başkenti Nanning’de yayın yapan Nanning TV, 29 kilogram ağırlığında ve 1,21 metre boyundaki robotun, 6 Haziran’da haber kanalı ve haber aplikasyonlarında ilk programıyla izleyenlerin karşısına çıkacağını duyurdu.
“Çao Nıng Şiaobay” (Süper Küçük Beyaz) adı verilen yapay zekâlı spikerin, yeni medya temalı bir program sunacağı belirtildi.
Konuşabilen ve dans edebilen robotun, dört saatlik şarjla 12 saate kadar çalışabildiği ifade edildi.
Çin Devlet Konseyi tarafından geçen temmuz ayında yayımlanan bir raporda, yapay zekâ endüstrisinin kalkınmada yeni itici güç olabileceği vurgulanmıştı.
Rapora göre Çin, yapay zekâ alanında 2020’ye kadar önemli bir inovasyon merkezi haline gelmeyi ve 2030 itibarıyla da bu alanda dünyanın lideri olmayı hedefliyor.
Facebook, asılsız haberlerin platformda yayılmasını önlemeye yardımcı olmayı hedefleyen üçüncü taraf haber doğrulama programını, Türkiye’de teyit.org iş birliğiyle hayata geçiriyor.
Tarafsız Uluslararası Doğruluk Kontrolü Ağı tarafından sertifikasyona sahip olan teyit.org, Facebook’ta asılsız olma olasılığı bulunan haberleri inceleyecek, haberlerin bulgularını kontrol edecek ve haberleri, doğruluklarına göre kategorize edecek.
Facebook Türkiye Kamu Politikaları Müdürü Nilay Erdem, Türkiye’de teyit.org iş birliğiyle hayata geçirdikleri üçüncü taraf haber doğrulama programı ile ilgili şunları söyledi:
“İnsanların Facebook üzerinde doğru bilgi görmek istediğini biliyoruz. Biz de aynı şeyi amaçlıyor ve doğru olmayan bilgilerin topluluğumuz için zararlı olduğuna inanıyoruz. Üçüncü taraf haber doğrulama kuruluşlarıyla birlikte çalışarak platformumuzda paylaşılan asılsız haberlerin belirlenmesi ve yayılmasının engellemesi konusunda attığımız adımlara bir yenisini daha eklemeyi amaçlıyoruz.
Facebook olarak üçüncü taraf haber doğrulama programımızda tüm dünyada sadece Uluslararası Doğruluk Kontrolü Ağı’na kayıtlı olan haber doğrulayıcılarla çalışıyoruz. Bu doğrultuda Türkiye’de de programımızı, öncelikli olarak haberlere konu olmuş içeriklerin doğruluğunun teyit edilmesine odaklanan teyit.org ile birlikte hayata geçiriyoruz. Önümüzdeki süreçte de asılsız haberlerle mücadele konusundaki çalışmalarımızı her düzeyde sürdürmeye devam edeceğiz.”
teyit.org kurucusu Mehmet Atakan Foça ise iş birliği hakkındaki görüşlerini şu sözlerle dile getirdi:
“İnternetteki bilgi kirliliği artık hayatımızın her alanına sirayet ediyor. Türkiye’de insanların haber ve bilgi tüketmek için ağırlıkla sosyal medyaya yönelmesi, yanlış bilginin hayatımızdaki etkisini daha fazla hissettiriyor. teyit.org ile birincil haber kaynağı olarak sosyal medya platformlarını kullanan yurttaşların doğru bilgiye ulaşmasını sağlamak için çalışıyoruz. Bu sorumlulukla hareket ederek, Facebook’ta insanların deneyimlerini iyileştirebilmek ve doğru bilgiyi edinebilmelerini sağlamak için daha yoğun bir çalışma temposuna hazırız. İşbirliğimizin Türkiye’de asılsız haberin yayılmasının önüne geçmek üzere önemli bir adım olduğunu düşünüyorum.”
Üçüncü taraf haber doğrulama programı, Facebook’un haber kaynağındaki haberlerin kalitesini ve güvenilirliğini artırmak için başvurduğu üç kademeli yapı ile uyum gösteriyor. Facebook’ta paylaşılan içerikleri düzenleyen Topluluk Standartlarına ek olarak bu program, platformun güvenilirliğine zarar veren asılsız haberlerin yayılmasının önüne geçmeyi ve insanlara, okudukları haberlerle ilgili daha fazla bilgi sunmayı amaçlıyor.
Üçüncü taraf haber doğrulama nasıl çalışacak?
Haberlerin doğrulanması: Asılsız olma olasılığı bulunan haberler, tarafsız Uluslararası Doğruluk Kontrolü Ağı tarafından sertifikasyona sahip olan Teyit.org tarafından incelenecek. Teyit.org haberleri değerlendirecek, haber bulgularını kontrol edecek ve haberleri, doğruluklarına göre kategorize edecek.
Asılsız haberlerin haber kaynağında gösterimi: Haber doğrulayıcı tarafından asılsız olarak puanlanan haberler haber kaynağınızda daha alt sıralarda gösterilerek asılsız haberleri görme olasılığınız önemli derecede azaltılacak.
Sürekli olarak asılsız haber paylaşan sayfalar ve internet sitelerine karşı önlemler: Sürekli olarak asılsız haber paylaşan sayfaların içerikleri daha az dağıtılacak ve bu sayfalar para kazanma ve reklam verme özelliklerinden faydalanamayacak.
Bosna Hersek’in başkenti Saraybosna’da 10 Ağustos’ta başlayacak olan 24. Saraybosna Film Festivali’nin jüri başkanlığını, Oscar ödüllü İranlı senarist ve yönetmen Asghar Farhadi yapacak.
Organizatörler tarafından yapılan açıklamada, Saraybosna Film Festivali’nin açılışının da İranlı yönetmenin son filmi “Everybody Knows” ile yapılacağı ifade edildi.
Dünya prömiyeri Cannes Film Festivali’nde yapılan filmin başrol oyuncuları Penelope Cruz ile Javier Bardem de 24. Saraybosna Film Festivali’nin ilk gününde yönetmen Farhadi ile birlikte kırmızı halıda yürüyecek.
Bosna Hersek’te 1992-1995 yılları arasında yaşanan savaşın izlerini silmek ve başkent Saraybosna’yı yeniden kültür ve sanatın merkezi haline getirmek amacıyla düzenlenen festival, geçmişte dünyaca ünlü birçok ismi ağırladı.
Balkanlar’ın en önemli film festivali olarak kabul edilen Saraybosna Film Festivali’ne bugüne kadar Robert de Niro, Angelina Jolie, Brad Pitt, Orlando Bloom, Daniel Craig, John Malkovich, Morgan Freeman, Gerard Depardieu ve Benicio del Toro gibi birçok ünlü isim katıldı.
10 Ağustos’ta başlayacak olan festival 17 Ağustos’ta düzenlenecek ödül töreniyle sona erecek.
Türkiye, 24 gün sonra Cumhurbaşkanı seçmek için oy kullanacak.
Seçim öncesi Xsights Araştırma 26 kentten 1517 kişiyle anket yaptı.
Ankette katılımcılara Cumhurbaşkanı’nda hangi nitelikleri aradıkları soruldu.
‘Vatandaşın Nabzı Anketi’ sonuçlarına göre, cumhurbaşkanında en çok ‘başarılı’, ‘sorumluluk sahibi’, ‘lider’, ‘yenilikçi’ ve ‘yüksek özgüven’ özellikleri aranıyor.
Handan Sema Ceylan’ın Dünya gazetesinde çıkan haberine göre Cumhurbaşkanı’ndan beklenen en önemli nitelik başarı.
Anket kapsamında “Cumhurbaşkanı adayının size sayacağım sıfatlarından hangilerine sahip olmasını istersiniz”, “Şimdi size bazı sıfatlar okuyacağım, çocuğunuz bu sıfatlardan hangilerine sahip olsun istersiniz” sorularının yöneltildiği katılımcılar ayrıca ne Cumhurbaşkanı’nın ne de çocuklarının ‘toleranslı’ olmasını önemsemiyor.
Takım oyunculuğundan sonra tolerans son ikide yer alıyor.
YSK’nın reddetmesi sebebiyle Selahattin Demirtaş’ın Fox TV’ye cezaevinden bağlanmasına izin verilmeyen “Liderler FOX’ta” programı HDP eş genel başkanları Pervin Buldan ve Sezai Temelli’nin katılımıyla dün gerçekleşti.
Fatih Portakal’ın hazırlayıp sunduğu programda Selahattin Demirtaş’ın cezaevinden yazılı gönderdiği cevaplar da okundu.
“Erdoğan’ın ‘HDP’yi sandığa gömün’ talimatı var”
HDP’nin barajı aşamaması durumunda AKP’nin daha fazla milletvekili çıkaracağını ifade eden Pervin Buldan, Erdoğan’ın ‘HDP’yi sandığa gömün’ talimatı var. HDP üzerinde büyük oyunlar oynanacağını düşünüyoruz. HDP’nin olmadığı bir parlamentonun demokrasi açısından eksik olacağını düşünüyoruz” dedi.
“HDP barajı aşamazsa ne yapacak?” yönündeki soruya Sezai Temelli, “7 Haziran’da 80 vekil çıkardık. Cumhurbaşkanı 400 milletvekili istiyorum diyor. Bu da HDP’nin Meclis’e girememesi demektir. Parlamentoya giremezsek demokrasi mücadelemizi her yerde sürdürürüz. Türkiye’de demokrasi problemini çözmeye çalışıyorsak bunu parlamentoda yapmalıyız” dedi.
Buldan da “Parlamentoya halkın sesi olarak gidiyoruz. HDP parlamento dışında kalırsa siyaset yapmayacak anlamına gelmez. Biz zaten halkla iç içe siyaset yürüttüğümüz için buna devam edeceğiz” yanıtı verdi.
“Meseleye sürekli terör meselesi olarak bakmak meseleyi çözümsüzlüğe iter”
HDP ile PKK’nin bağı olup olmadığı yönündeki soruya Buldan, “PKK ile herhangi bir bağlantımız yok. Bir dönem çözüm için gidip görüşmüş biriyim. Her iki taraftan insanlar ölüyor. Savaşta kimin kimi vuracağı belli değil. Meseleye sürekli terör meselesi olarak bakmak meseleyi çözümsüzlüğe iter. Bu ülke barış ve çözüm süreci olan bir 3 seneye tanıklık etti” cevabını verdi.
“3 yıl boyunca cenazeler gelmedi”
Fatih Portakal’ın Çözüm Süreci’ni samimi bulmadığını söylemesi üzerine Buldan, “Biz çok samimiydik. İktidar bir adım attı ama bu adımın atılmasına Sayın Öcalan vesile oldu. Daha önce Sayın Öcalan’la yapılan görüşmelerin ardından ‘siyasi bir adım atılmalı’ denildi. Hükümetin, HDP’nin KCK’nin Öcalan’ın içinde olduğu bir döneme tanıklık ettik. Çok kıymetli bir süreçti. Bu süreçte cenazeler gelmedi. Bir anda süreç Erdoğan’ın ‘Dolmabahçe mutabakatını tanımıyorum, süreci buzdolabına koyuyorum’ demesinin ardından bitmiştir” ifadelerini kullandı.
Pervin Buldan yeni bir çözüm sürecin başlayıp başlamayacağı sorusu üzenine ise şöyle konuştu:
“Şu anki AKP ile bir barış sürecinin yürüyeceğini sanmıyoruz. HDP’nin iktidara geleceği bir dönemde barış süreci elbette gündeme gelecektir. Şu andaki AKP ile barış ve müzakere yapılamaz”
Demirtaş: Silaha karşıyız, bu nettir
Cezaevinde bulunan HDP’nin Cumhurbaşkanı adayı Selahattin Demirtaş da soruları yazılı olarak yanıtladı. Önceki seçimlerdeki “Türkiye partisiyiz” vaadi ve ‘PKK’yı terör örgütü olarak görüp görmediği’ sorusu üzerine Demirtaş, şu yanıtı verdi:
“Siz şiddetin bir alt türü olan terör şiddetini sorunun kendisi olarak kabul ederseniz bu durumda sorunun ekonomik, sosyal, kültürel, siyasal boyutlarına dair hiçbir çözüm üretemezseniz. Biz demokratik siyasette ısrarcıyız, silaha karşıyız, bu nettir.”
Demirtaş: Zamanında müdahaleler yapamadık
Hendek olaylarıyla ile ilgili soru üzerine Demirtaş da şu yanıtı gönderdi:
“Ne ben, ne HDP hendekleri, barikatları kazmadık. İlk ortaya çıktığı andan itibaren sürekli diyalog ve ikna yöntemleri kullanarak sonlanması için yoğun çaba sarf ettik. Hakkari merkez ve Silvan ilçelerinde de, ilk hendekler açıldığında Lice ve Cizre ilçelerinde de bu yöntemle başarılı olduk ve hendekler kapatıldı. Benim hendekleri destekleyen tek bir açıklamam yoktur. 15 Temmuz’da bir de baktık ki, meğerse bu evleri, insanları yakıp yıkanların tamamı darbeciymiş. Şu anda tamamı darbecilikten içeride!
Maalesef ki biz de, o dönemde derdimizi iyi anlatamadık. Ayrıca hendeklerin kapatılması girişimlerimizde daha ısrarcı ve cesur olabilmeliydik. Bu noktada kamuoyu desteğini oluşturmada biraz da eksik kaldık galiba, buna güç getiremedik. Zamanında ve doğru siyasi müdahaleler yapamadık. AKP’nin hendekleri bahane ederek 1 Kasım seçimlerinde ağır bir savaş ve korku ortamına Türkiye’yi sürüklemesini önleyemedik. Bunlar bizim eksiklerimiz oldu.”
Demirtaş: PKK silah bırakmalı
“PKK ile bağınızı kopardınız mı” sorusu üzerine Demirtaş, PKK ile aralarında herhangi bir bağ olmadığını belirtti. PKK’nin silah bırakması gerektiğini ifade eden Demirtaş, şöyle devam etti:
“Size şunu bütün samimiyetimle ifade edeyim: Bizim PKK ile organik, örgütsel bir ilişkimiz olsaydı, bunu korkmadan saklamadan söyleyecek kadar cesur ve dürüstüm. PKK ile HDP ya da benim aramızda ne bir örgütsel ve talimat ne de organik bir ilişki kesinlikle yoktur. Biz Türkiye’ye demokrasi, Kürt sorununa barışçıl çözüm perspektifi ile PKK’nin kesin olarak Türkiye’ye karşı silah bırakması gerektiğine inanıyor ve savunuyoruz. Bunun da terörle mücadele konsepti ile değil TBMM inisiyatifinde şeffaf, dürüst bir müzakere ile yapılacağına inanıyoruz.”
Buldan’dan Akşener açıklaması
“Akşener sizin için ne ifade ediyor?” sorusuna Pervin Buldan, “Ben eşimi bir faili meçhul cinayette kaybettim. 90’lı yıllar çok karanlık bir dönemdi. Akşener de o dönemde kabine de yer aldı. Akşener ikinci tura kalırsa biz halkımıza sorarız. Halkımız ne derse onu yaparız.” cevabını verdi. Buldan ayrıca “Hiçbir Kürt Akşener’i desteklemez” açıklamasını birinci tur için söylediğini ifade etti.
Demirtaş’tan 2. tur açıklaması: Diğer adaylara karşı önyargım yok
HDP’nin, ikinci turda Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın karşısında CHP’nin adayı Muharrem İnce ya da İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in kalması durumunda kimi destekleyeceği soruldu. Buldan, “İkinci tura Demirtaş kalacak. Bence gidip diğer partilere sorun ikinci turda Demirtaş’ı desteklerler mi?” yanıtını verdi.
Aynı sorunun yöneltildiği Demirtaş ise, “İkinci tura ben kalacağım, Bunun için çalışacağım. Benim diğer adaylara karşı hiçbir önyargım yoktur. Ben ikinci tura kalırsam, bütün muhalif partilere ziyaretler yaparak onlarla asgari demokratikleşme ilkelerini içeren bir protokol yapmayı ve bu çerçevede beni desteklemelerini talep edeceğim. Ayrıca bu evrensel demokratik ilkeleri hayata geçirmek üzere oluşturacağım hükümete ve Cumhurbaşkanı yardımcılıklarına dair önerilerini isteyeceğim. ‘Gelin ülkeyi beraber yönetelim ve birlikte düze çıkaralım’ diyeceğim.
“Biz seçmenlerimizi taşıyacağız”
Pervin Buldan, YSK’nin sandık taşıma kararına karşı ‘Biz seçmenlerimizi taşıyacağız. Herkes sandığına sahip çıksın. Bu mesele sadece bizim meselemiz değil. İnsanlarımızın oylarını kullanması üzerinden çalışmalarımızı yapıyoruz” dedi.
Af açıklaması
Pervin Buldan af konusuyla ilgili olarak da, “Çocuk istismarı suçunu işleyen kişiyi biz affedemeyiz. Bu anlamda işlenen suçları bir yana bırakarak bir özgürlük olacak. Düşünce ve ifade özgürlüğü başta olmak üzere, bu sebeplerden dolayı içeride olanların yasal bir düzenlemeyle özgürlüklerine kavuşturulması lazım.” dedi.
“Herkese merhabalar, iyi akşamlar. Stüdyodaki değerli gazetecileri, Eş Genel Başkanlarımızı, Fox TV emekçilerini ve bütün yurttaşlarımızı, cezaevlerinde sizleri izleyen herkesi yürekten selamlıyorum. İçinde bulunduğumuz Ramazan ayının rahmet ve bereketiyle birlikte hayırlara vesile olmasını diliyorum.
Elbette gönül isterdi ki; bu gece ben de bizzat orada olup düşüncelerimi sizlerle paylaşabilseydim. Ancak malum siyasi operasyonlar neticesinde, binlerce HDP’li arkadaşımla birlikte, haksız yere cezaevlerindeyiz şu anda. Gerçi OHAL nedeniyle, Türkiye’nin tamamı adeta yarı açık cezaevine dönüştürülmüşken, dışarıda olup da seçim kampanyası yürütenler de adil ve eşit imkânlardan yararlanamıyorlar.
Ben her şeye rağmen ülkemizin yarınları adına, umudumu koruyorum ve huzurlu günlerin yakın olduğuna inanıyorum. Medyanın ağır baskı ve sansüre tabii tutulduğu bu ortamda, FOX TV’nin bana sağladığı bu imkân nedeniyle de, FOX TV yönetici ve çalışanlarına özellikle teşekkür etmek istiyorum.
Sorularınız dün bana ulaştı, her birine kısa kısa cevaplar vermeye çalıştım. Gerçi ağırlıklı olarak bir başlığa yönelik sorular bana yöneltilmiş ama bu konuda özgürsünüz tabi ki. Ben orada olup ekonomiye, işsizliğe, eğitime, sağlığa, tarıma, dış politikaya, demokratik bir yönetime ve barışa dair fikirlerimi de uzun uzun anlatabilmek isterdim. Eminim sevgili Eş Genel Başkanlarımız bu açığı kapatacaklardır.”
Seçim barajı
“Yüzde 10’luk seçim barajı tam bir demokrasi ayıbıdır. Seçim barajı, şu anda sadece HDP için vardır. Diğer partiler yaptıkları ittifaklar nedeniyle, sıfır baraj imkânıyla seçime giriyorlar. Ancak ben HDP’nin, geniş halk kesimlerinden gördüğü ilgi ve destek sayesinde barajı aşacağına inanıyorum. Şu anda halen HDP, baraj sınırında görünüyor. Biz 24 Haziran akşamına kadar durmadan çalışacak ve mutlaka barajı aşacağız.
“Bütün Türkiye’nin oyuna talibiz”
Ben kamuoyu araştırmacısı, ya da siyasi analist değilim. Doğrudan siyasetçiyim. Toplumun her kesiminden oy alabilmek için de, büyük bir uğraş içerisindeyim. Zaten HDP, muhafazakâr Kürtlerin büyük bir desteğini almayı başarıyor. Bizim hedefimiz; ne sadece muhafazakâr kesimlerden, ne de sadece Kürtlerden oy almaktır. Biz bütün Türkiye’nin oyuna ve desteğine talibiz. Tabii ki Kürtler de, diğer tüm halklar gibi farklı siyasi düşüncelere, görüşlere sahiptir. Bu çerçevede diğer partilere de oy veren Kürtler mutlaka vardır ve olacaktır. Bu da çok normaldir, demokrasinin gereğidir. Biz Kürtlerden aldığımız destek kadar, Türk halkının da desteğini alacağımıza inanıyoruz. Kürt veya Türk her seçmenimiz bir akla, vicdana ve ahlâka sahiptir. Özgürce düşünüp kendi kararını verecektir. Hepimiz de bu karara saygı duyacağız.
“İkinci tura kalırsam bütün muhalif adayları ziyaret ederim”
İkinci tura ben kalacağım, bunun için çalışıyoruz. Öncelikli hedefimiz budur. Ancak benim diğer adaylara karşı bir önyargım yoktur. Ben ikinci tura kalırsam; bütün muhalif partilere ziyaretler yaparak, onlarla asgari demokratikleşme ilkelerini içeren bir protokol yapmayı ve bu çerçevede beni desteklemelerini talep edeceğim. Ayrıca, bu evrensel demokratik ilkeleri hayata geçirmek üzere oluşturacağım Hükümet’e ve Cumhurbaşkanı yardımcılıklarına dair önerilerini de isteyeceğim. ‘Gelin ülkeyi beraber yönetelim ve birlikte düze çıkaralım’ diyeceğim.
Ben tüm adaylara ve partilere bu şekilde giderim. Şimdi asıl soru şudur; ‘İkinci tura kalacak herhangi diğer bir aday bana ve HDP’ye, bu şekilde gelebilir mi?’ Her kim kapımızı bu şekilde çalarsa, ülkemizin ve toplumun yararına göreceğimiz ilkesel bir uzlaşmaya kesinlikle kapımızı açarız. Bu ifade ettiklerimin aynısı Sayın İnce için de geçerlidir.
“Hendekleri destekleyen tek açıklamamız yok”
Doğrusu ben cezaevinde pek inzivaya çekilmedim. Burada da hep yoğun oldum. Ama elbette geçmişte siyaseten yaptığım her şeyi tekrar düşünme, tartma fırsatım da oldu. Daha önce bir duruşmada uzun uzun bu hendekler meselesini anlattım. Burada da bu kadar uzun zamanım yok maalesef. Ama birkaç noktaya izninizle değinmek istiyorum.
Birincisi; ne ben, ne HDP hendekleri, barikatları kazmadık, desteklemedik. İlk ortaya çıktığı andan itibaren sürekli diyalog ve ikna yöntemlerini kullanarak sonlanması için yoğun çaba sarf ettik. Hakkâri merkez ve Silvan ilçelerinde de, ilk hendekler açıldığında Lice ve Cizre ilçelerinde de bu yöntemlerle başarılı olduk ve hendekler kapatıldı. Benim hendekleri destekleyen tek bir açıklamamı bulamazsınız, yoktur.
Ama bizim bütün çözüm ve diyalog girişimlerimize rağmen, hem bu yerlerdeki güvenlikten sorumlu bürokrasi, hem de Davutoğlu ve Erdoğan, bu il ve ilçelerde ‘taş üstünde taş koymayın, diyalogla çözümü de kabul etmiyoruz’ diyerek sadece hendek, barikatı açanları değil, bütün sivil halkı düşman gibi gören bir operasyona imza attılar. Neticede aralarında sivillerin de bulunduğu yüzlerce insan yaşamını yitirdi, yüzlerce güne varan sokağa çıkma yasakları ile 500 binden fazla insan göçe zorlandı. Elbette hendek, barikat vb. varsa bunun mutlaka çözülmesi ve ortadan kaldırılması gerekirdi. Ama bunun yolu; tankla, topla bütün şehri yıkmak, insanların yatak odalarına kadar girip duvarlara hakaretler, küfürler yazmak, Cizre’de yapıldığı gibi onlarca insanı diri diri yakmak mıydı? Peki sonra ne oldu? 15 Temmuz’da bir de baktık ki, meğerse bu evleri, insanları yakıp yıkanların tamamı darbeciymiş. Şu anda tamamı darbecilikten içerde!
“AKP’nin hendekleri bahane ederek 1 Kasım seçimlerine ağır bir savaş ve korku ortamına Türkiye’yi sürüklemesini önleyemedik”
Yani Erdoğan kendi darbecilerine, Kürtlerin evini yıktırarak darbe ortamına zemin sundu. Şimdi kimse neden bunları konuşmuyor da, sanki hendekleri biz kazmışız, onca evi barkı biz yıktırmışız gibi sadece bizi suçluyor acaba? Üstelik 15 Temmuz’dan hemen önce TBMM’den çıkarılan özel bir yasayla Cizre’yi, Sur’u yakıp yıkanlara cezasızlık hakkı da tanındı. Şimdi hiçbir darbeci Sur’da, Cizre’de yaptıklarından dolayı yargılanamıyor da bu yasa nedeniyle. 15 Temmuz’da 251 kişiyi canlı yayınlarda katledenlerin, sokağa giriş ve çıkışın ya da tek bir kameranın olmadığı Sur’da, Cizre’de Kürtlere karşı acımasızca, hukuk dışı davranmış olabileceğine inanmayanların vicdanından şüphe ederim.
Özcesi; biz hem hendek, barikata, hem de bu gerekçeyle yapılan AKP zulmüne aynı anda karşı çıktık. Fakat Türkiye toplumuna bizim bu eleştirilerimiz hendeğe destek olarak sürekli servis edildi. Maalesef ki biz de, o dönemde derdimizi iyi anlatamadık. Ayrıca, hendeklerin kapatılması girişimlerimizde daha ısrarcı ve cesur olabilmeliydik. Bu noktada kamuoyu desteğini oluşturmada biraz da eksik kaldık galiba, buna güç getiremedik. Zamanında ve doğru siyasi müdahaleler yapamadık. AKP’nin hendekleri bahane ederek 1 Kasım seçimlerine ağır bir savaş ve korku ortamına Türkiye’yi sürüklemesini önleyemedik. Bunlar bizim eksiklerimiz oldu.
“Organik bir ilişki kesinlikle yok”
Size şunu bütün samimiyetimle ifade edeyim: Bizim PKK ile organik, örgütsel bir ilişkimiz olsaydı, bunu korkmadan, saklamadan söyleyecek kadar cesur ve dürüstüm. PKK ile HDP ya da benim aramızda ne bir örgütsel ve talimat ne de bir organik bir ilişki kesinlikle yoktur. Biz Türkiye’ye demokrasi, Kürt Sorununa barışçıl çözüm perspektifi ile PKK’nin kesin olarak Türkiye’ye karşı silah bırakması gerektiğine inanıyor ve savunuyoruz. Bunun da terörle mücadele konsepti ile değil TBMM’nin inisiyatifinde şeffaf, dürüst bir müzakere ile yapılacağına inanıyoruz. Diğer partilerden temel farkımız budur: Yani tüm partiler son 40 yıldır ‘son teröristi de öldürünceye kadar savaşalım’ diyor. Biz ise ‘ikna edip dağdan indirelim’ diyoruz. Bu da bizi PKK üyesi yapmaz sanırım, sadece serinkanlı, gerçekleşebilir, demokratik bir önerinin sahibi yapar.
“Burası hepimizin ortak evi, ortak vatanıdır. Türkiye’nin iyiliği hepimizin iyiliğidir”
Sayın Fatih Portakal’ın yönelttiği sorulara dair;
Sayın Portakal benim Türkiye’nin her sorununa dair çözüm önerilerim ve projelerim var. HDP ise bu önerileri parlamentoda çözüm için savunmak adına daha kapsamlı bir programa sahiptir. Eş başkanlarımıza bunları uzun uzun anlatma fırsatı vereceğinize inanıyorum. Ama bana sadece PKK ve Kürt sorunu hakkında sormuşsunuz. Burası hepimizin ortak evi, ortak vatanıdır. Türkiye’nin iyiliği hepimizin iyiliğidir. Bizler de bu toprakların öz evlatlarıyız ve her karışını seviyoruz. Ülkemizin her rengini, her kimliğini, her inancını kardeşimiz, eşit olması gereken yurttaşımız olarak görüyoruz. Türkiye’nin her yerinde az ya da çok oy alıyoruz, her yerinden destek görüyoruz.
Bizi Türkiyeli yapan şey Türkiye’nin bütün kesimleri ile kurabildiğimiz diyalogdur. Türkiyeli olmakla “Türkçü” olmayı karıştırmamak gerekir. Biz ne Türkçüyüz, ne de Kürtçüyüz. Yüzde 0,1 oy alan ırkçı ve Türkçü bir partinin Türkiyeliliği sorgulanmıyor da yüzde 13 oy alan HDP’nin neden habire Türkiyeliliği masaya yatırılıyor ki?
Biz ısrarla Türkiyeliyiz dedikçe ısrarla hayır değilsiniz diyerek ötelemenin kime ne yararı olabilir ki? Türkiye’nin Doğu ve Güneydoğusundan toplamda yüzde 1 bile oy alamayan MHP’ye kimse sen Türkiye partisi değilsin demiyor. Kürtleri yok sayarak ülke nüfusunun yüzde 25’ini yok saymış olan partilere de kimse sen Türkiye partisi değilsin demiyor. O halde HDP’yi de bu şekilde yargılamayı bir kenara bırakmalıyız artık. HDP’yi her türlü eleştiriye tabi tutalım ama ötekileştirmekten de uzak duralım. HDP Türkiye için önemlİ bir şans ve fırsattır. Daha iyi bir HDP için yapalım eleştirilerimizi, daha Türkçü olması için değil. Netice olarak HDP bir Türkiye partisidir ve bu da iyi bir durumdur.
Siyasette ilkeli olmak ve doğrularda istikrarlı davranmak önemlidir. Bununla birlikte her an değişime açık olmak ve hatalarıyla cesurca yüzleşmek de bir siyasetçi için erdemdir. Sanırım biz PKK konusunda kendimizi yeterince açık ve doğru ifade edemedik. 1993-94’lerde daha ben üniversitedeyken TV’lerde DEP milletvekillerine sürekli olarak şu soru sorulurdu “PKK terör örgütü müdür? Kınıyor musunuz? Kınamıyor musunuz? Bunu söyleyin sadece, sizden başka bir şey duymak istemiyoruz, evet veya hayır deyin” diye ısrar edilirdi. Ben büyüdüm, siyasete girdim, hapse girdim, aradan 25 yıl geçti ve Fatih Portakal cezaevine bana soru gönderdi, ama yine aynı soru.
Evet aynı soru çünkü aynı sorunlar hala devam ediyor. Bunda bir tuhaflık yok mu sizce de. Bir sorun alanının bunca yıldır çözülememiş olması sizin ya da benim hatam mıdır? Siz de, ben de büyüdük ve şimdi aynı meseleyi aynı minvalde yine konuşmaya çalışıyoruz. Ben bu kısır döngünün değişmesi gerektiğine inanıyorum. PKK’nin terör örgütü veya silahlı şiddet örgütü, ya da özgürlük hareketi olup olmadığını bir birimize kabul ettirmeye çalışmak yerine sonuca odaklansak ve hem Kürt sorununu demokrasiyle çözsek hem de PKK’yi bir barışla dağdan indirsek çok daha yararlı bir iş yapmış oluruz.
“Biz sivil demokratik siyasette ısrarcıyız, silaha karşıyız”
Ama yine de şunu açıkça belirteyim, biz PKK’nin şiddetini, silahını meşrulaştırmak, normalleştirmek gibi tutum içinde olmadık, olamayız. Silaha, bombaya, şiddete, açık ve net bir tutumla karşıyız. Terör ise şiddet başlığının alt bir başlığıdır ve şiddet türlerinden sadece biridir. Siz şiddetin alt bir türü olan terör şiddetini sorunun bizatihi kendisi olarak kabul ederseniz bu durumda sorunun ekonomik, sosyal, kültürel, siyasal boyutlarına dair hiçbir çözüm üretemezsiniz. Meseleye sadece “terörle mücadele anlayışı çerçevesinde yaklaşabilirsiniz.” Bu da durumu iyice içinden çıkılmaz hale getirir. Hükümetlerin terörle mücadele adı altında aşırı şiddeti, ağır hak ihlallerini de örtmüş olursunuz. Oysa şiddetin sosyolojik nedenini doğru teşhis edebilirseniz çözümü yani tedaviyi de doğru yapabilirsiniz. Biz PKK meselesine salt terör penceresinden bakılmasın derken, Kürt sorununu ve bunun ortaya çıkardığı sonuçlar açısından da bakılsın diyoruz. 40 yıldır sadece terör ve terörle mücadele diyenlerin meseleyi nasıl da içinden çıkılmaz hale getirdiğini hep birlikte üzüntüyle izliyoruz. Bir kere de bize kulak verin, şans verin, oy verin deneyin bakın nasıl da 1 yıl da sorunları çözüyoruz. Yoksa bu ülkenin gencecik askeri de, polisi de, sivili de, dağa çıkmış genci de ana baba evladıdır ve hepsinin canını, malını güvence altına almak, bu savaşı durdurmak her siyasetçinin onur borcudur. Biz sivil demokratik siyasette ısrarcıyız, silaha karşıyız, bu nettir.
“Her çılgın serüvenci biraz yalnızdır”
Yalnızlık Allah’a mahsustur. Ben yaşamımın hiçbir anında yalnız olmadım. Cezaevinde hem yanımda Abdullah arkadaşım vardı, hem de binlerce mektupla dayanışmasını, sevgisini, desteğini ileten yüzbinler, milyonlar vardı yanımda. Burada kendimi yalnız hissetmemem için herkes elinden gelenin fazlasını yaptı. Ama medya ambargosu nedeniyle bu durum pek fazla kamuoyuna yansımadı.
Parti içinde de pek yalnız hissetmedim hiçbir zaman. Arkadaşlarım ağır baskılara, OHAL koşullarına tehditlere rağmen yanımda olmaya çalıştılar. Bunu görünür kılmayı pek fazla beceremediler sanırım. Ama hayatın anlamını arayan bir serüvenci ve bunu siyasetle deneyen bir kişi olarak zaman zaman yalnız hissettim kendimi.
Siyasette hep cesur fikirler değişime açık isyankâr bir tarzım oldu. Statükoyu sevmedim hiçbir zaman. Bu yönümden dolayı da yalnız kaldım bazen. Bu da çok normaldir, her çılgın serüvenci biraz yalnızdır. :))
Son olarak tekrardan hepinize selam, sevgilerimi, teşekkürlerimi iletiyorum. Bizi yeri geldiğinde eleştiren ama sesimizin duyulmasına da fırsat veren FOX TV’ye, Sevgili Fatih ve Sevgili İsmail’e, Sayın Doğan Şentürk’e, Sayın Sedat Bozkurt, Sayın Tülay Ünal Öçten’e teşekkür ediyorum. Eşbaşkanlarıma başarılar diliyorum. HDP ve Demirtaş olarak Türkiye için, Türkiye’nin tamamı için doğru şeyler üretmeye, yapmaya çalışacağız ve mutlaka kazanacağız diyorum. Cezaevlerine, sokak sokak, meydan meydan, ev ev çalışan genç ve kadın arkadaşlarıma özel selam, sevgilerimi gönderiyorum.”
“Mayıs ayında 46 saat AK Parti’ye vermişsiniz. 16 saat CHP’ye vermişsiniz”
“Türkiye’yi yöneten Erdoğan. Dolayısıyla neden onlara değil de Erdoğan değil diye sormak lazım. Birincisi sihirli sayım 29. Erdoğan’ın dünyayı tanımadığını düşünüyor. Arkadaşlarımla bugün toplantı yaptık eksiklerimi söylediler. Herkesin düzeltilmeyi ve öğrenmeye ihtiyacı var. Ömür boyu öğretirken de öğrenmek diye bir şey var. Bundan 10 yıl önce en güçlü şirketler enerji ve petrol şirketleriydi şimdi ise bilişim. Türkiye’de hiçbir siyasetçinin konuşmadığı bir konu. Köyler kapatıldı mahalle oldu. Onları bir büyük bela bekliyor. Vergiler ertelemişti. 2019’a kadar vergileri ödemeyecekti. Erdoğan seçilirse, köylülere sesleniyorum onlara beş ayrı vergi ödeyecekler.
Yandaş medya olarak gösterirken gazete küpürünüz araya kaynamış. Size haksızlık olur bu. Ama haksızlık yaptığınız yayınlarınız var. Mayıs ayında 46 saat AK Parti’ye vermişsiniz. 16 saat CHP’ye vermişsiniz. Haksızlık yapmışsınız yandaş demek olmaz.”
“TRT’nin ne hale düştüğü belli”
Muharrem İnce, Kırşehir mitinginde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın AKP’nin kuruluşundan önce Fethullah Gülen ile görüştüğü iddiasına kaynak olarak gazeteci Nasuhi Güngör’ün “Yenilikçi Hareket” kitabını göstermişti.
Kitabın yazarı Güngör ise yıllar önce kaleme aldığı kitabının bilgi ve belgelere değil, dedikodulara dayandığını belirterek yazdıklarını yalanladı.
İnce canlı yayında konuyla ilgili şu açıklamalarda bulundu:
“Beni arayan kişi Erdoğan ile birlikte giden kişi. Daha fazla ayrıntı da var elimde. 89. sayfada kitapta diyor ki, ‘Erdoğan 2000 yılı Mayıs ayında ABD’ye yaptığı ziyarette uzun süredir orada yaşayan Gülen ile bir araya geldi. Erdoğan, Gülen görüşmesi muhtevasından çok birbirinden mesafeli olan iki ekolün bir araya gelmesi için önemliydi. Bugün belgeye dayanmadan yazdım’ diyor. 2012’de bir tweet atmış, ‘Bunların hepsi olacak merak etmeyin. Yenilikçi Hareket ve geçmişte yazdığım her şeyin arkasındayım’. TRT’nin ne hale düştüğü belli. Senin gibi adamı TRT’nin haber müdürü yapıyorlar. Yazık. Referansım çok. Bülent Arınç “Erdoğan’a gitmeden önce konuyu açtım. Uygun görür müsünüz? dedim. Çok memnun oldu. Bir emri olur mu, tavsiyeleri olur mu? dedi. Cemaatle hükümet arasında bir soğukluk yok’ diyor. Beraber büyümüşler, arada CHP’yi karıştıyorlar, canımı sıkıyor.”
“Seçim güvenliği için elimden geleni yapacağım”
‘Anlamıyorum’ diyen Nagehan Alçı’ya İnce, “Neyi anlamadığınızı anlamıyorum ben de” diye yanıt verdi.
‘Bitsin artık bu hasret’ diyen birkaç kez görüşmüş olamaz. Nasuhi Güngör Bey de şimdi kıvırıyor. Daha başka doğrular da var.”
Diplomayı sormak yukarıdan bakmak geliyor diyen Alçı’ya İnce şu yanıtı verdi:
“Diplomanız yanabilir. 8 dönem transkripti koyarsınız diploma yerine geçer yapmadılar. 4 yıllık üniversiteyi 8 dönemde bitirmiş diyor. Benim mezun olduğum okul Mustafa Necati Türkiye’nin en köklü okuludur. Taşra maşra değildir. En köklü okuldur. Seçim güvenliği için elimden geleni yapacağım.”
“Göreve başladıktan sonra bir hafta içinde başlayacağız. Bankaları yapılandıracağız. Televizyon dizilerini de devreye sokacağız. Bir haftada yapabileceğimiz şeyler bunlar. İdeolojik saplantılarımızı bir kenara atacağız. Polisiye tedbirlerle doların inmeyeceğini biliyorum. Ekonomi kurmaylarım var. Anketleri görüyorum. Ona göre açıklayacağız. Devlet memuru olanlar da var. Onları da korumak istiyorum. Cerrahpaşa’ya gittim dekanı görevden aldılar. Genelkurmay Başkanı’nı da ziyaret edersem onu da alacaklar mı?
“Onu sizle paylaşacak halim yok, gider Tayyip Erdoğan’a söylersiniz. Restorasyon süresi maksimum 2 yıl sürecek. Dış politikada yaptıklarınızın bedeli var. Demokrasi olmaz yabancı yatırımcı gelmez. Polisiye tedbirle ekonomi kalkınır mı?
“Ortada ucube bir durum var. Bunu millet kabul etti”
“Ortada ucube bir durum var. Bunu millet kabul etti. Cumhurbaşkanı yürütmenin başındaki kişi. Erdoğan kullanıyor da ben niye kullanmayayım yetkileri? Yasama, yürütme, yargıyı ayıracağız başka şansımız yok.
Sınav sistemini, eğitim sistemini değiştireceğiz. Dayatma yapmayacağız. Uzlaşarak çözeceğiz. Yargıda, eğitimde, dış politikada uzlaşacağız. Utanma duygusunu yeniden hatırlatacağız. Yargı mensuplarının cumhurbaşkanı karşısında ayağa kalkmasını doğru bulmuyorum. Türkiye’de yargı yoluyla infaz var. OHAL hemen kaldırılacak.”
“Başörtü sorunu çözülmüş durumda”
Nagehan Alçı’nın, “Türk sağını da Aleviler konusunda eleştirmeye devam ediyorum. Türkiye’de mağdur olan başörtülü kadınlar ve kızlar vardı. Bu yasakların başını CHP çekti. CHP özeleştiri yapmalı mı? Türkiye’de başörtü sorunu çözülmüş durumda. Benim gördüğüm kadarı ile CHP’lilerin tabanı bunu kabul etmiyor” sorusuna “Başörtü sorunu çözülmüş durumda” diye yanıt verdi.
İnce: 15 yaşındaki ölmüş çocuğun annesini yuhalatacaksın…
İnce, “Cemevlerine cümbüş evi diyeceksin. 15 yaşındaki ölmüş çocuğun annesini yuhalatacaksın. Şimdi çıkıp cemevlerinin statüsünü düzenleyeceğiz diyorsun. Bu ucuz bir iş. ’16 yıldır neredeydin?’ diye sorarlar” dedi.
“Erdoğan’ı bana savunmayın”
İnce ayrıca Nagehan Alçı’ya “Erdoğan’ı bana savunmayın” dedi.
“Bu soruyu Erdoğan’a da sorabilir misin?”
“Sivas katliamına katliam demeyen Karamollaoğlu ile aynı ittifakta olmaktan rahatsız değil misiniz?” sorusuna ise İnce şu sözle yanıt verdi:
“Bir şartla bu soruya yanıt veririm. Bu soruyu Erdoğan’a da sorabilir misin? Ben hiç Karamollaoğlu ile aynı partide siyaset yapmadım ama Erdoğan yaptı. Ben hep CHP’de siyaset yaptım.”
“Dindar nesil yetişmesine engel olmam, kindar nesil yetişmesine engel olurum”
İki yıl sonunda Türkiye’nin hiçbir çocuğunu tarikat yurduna mecbur etmeyeceğiz. Bunu en büyük vaadim olarak alabilirsiniz. Bu ülkenin çocuklarından daha değerli bir şey olamaz. 24 Haziran’da normalde sınav vardı. Sınava 9 ay kala, 8 ay kala, 6 ay kala değişiklik yapıldı. Çocukların sınava gireceği yerde kabine gireceklerin. Sınavın değil seçimin tarihi değişmeliydi. Dindar nesil yetiştirmek Cumhurbaşkanı’nın işi değil. Dindar nesil yetişmesine engel olmam, kindar nesil yetişmesine engel olurum. Bekir Bozdağ ortalığı bulandırmasın. Şu anda o kadar çok imam hatip lisesi var ki ama içinde öğrencisi yok. İmam hatipe çocuğuna gönderen aileye saygım sonsuz üniversiteye nereye gidiyor bir de ona bak.
856 milyon dolarlık vergi toplamışlar. Ne oldu bunlara? Hane borcu 500 milyar TL. Reel sektör borcu 41,5. Şirketlerin borcu 40 kat artmış.
“Tarım ve hayvancılığı ayağa kaldırmak istiyorum”
Eğitim almış bir köylü çocuğu olarak tarım ve hayvancılığa ayağa kaldırmak istiyorum. Herhalde içinizde yaşça en büyük benim. Domateslerin, salatalıkların koktuğu zamanları biliyorsunuz. Çocuklarımız yiyemiyor.
CHP’yi tanımayanlar bilmez. Birinci devrimcilik, ikinci laiklik, üçüncü devletçilik. Orada bir çentik vardır. O da özel sektörün desteğidir. Cahiller bu kısmı bilmez. Stadyum gerekli midir, gereklidir. 265 stadyum yapılmış, üretime hiç katkısı yok. Benim tercihim 265 fabrika yapmak. 400 milyon dolarla 20 fabrika kurardık, 40 bin kişi çalışırdı. Avrupa’da 50 km benzin istasyonu varken Türkiye’de 10 km de var. Gerek yok.
“Üretim yok, parayı betona gömdüler”
Bu işlerin kuralı var. Yol göstermeli devlet. ABD’de yapılan sistem budur. Serbest piyasa ekonomisinin olduğu yerdir. Kamu ihale kanunu 180 defa değiştirmişler. Paranın yarısını buradan bulacağız. Devlette tasarruf yapacağız. Cumhurbaşkanı’na bir tane uçak yeter. Sanayimizi %79’u çalışıyor. Kalanları çalışır hale getireceğiz. Denizlerimiz bomboş duruyor. Genç nüfusa güveniyorum. Nasıl harcayacağız parayı? Kıt kanaat geçinen bir memur olduğunuzda bir araç aldığınızda bu size yük müdür evet, servis olarak kullanırsan yatırımdır. Üretim yok, parayı betona gömdüler. Hırsızlık kolay o yüzden.
“Türkiye’de sorgulanması gereken kurum ilk olarak TÜİK’tir”
Türkiye’de sorgulanması gereken kurum ilk olarak TÜİK’tir. Yanlış bilgi veriyor yatırımcılara da. Bu tür alicengiz oyunlarıyla hepsiyle oynadılar bunların. Milli gelirimiz hala 10 bin dolar mı? 7 bin dolara düştü. 1980’de Güney Kore ile aynı orandaydık milli gelirde. Batınca beş büyük şirketi çağırarak dünya ile rekabet edeceksiniz dediler. Güney Kore şimdi 30 bin dolar milli geliri. Güney Kore’nin çok iyi yetişmiş mühendisleri vardı. Muharrem İnce’nin hayali fizik, kimya, kuantum bilen çocuklar yetiştirmek. Gençler çalışacaklar, geliştirecekler. Devlette devamlılık esastır, ek bütçe gerekirse yaparız. Bundan sonra Cumhurbaşkanı bütçe yapacak Meclis’e gönderecek. Cumhur İttifakı mesela kabul etmedi. İlavesi var. Milletvekili ile konuşuyorsunuz yapmayın.
“Merkez Bankası’na müdahale edilmeyecek”
Her gittiğim yerde iki miting yapıyorum. Kentten çıkamıyoruz. İnsanlar arabanın etrafını sarıyor. Zafer, bozkurt yapan oyum senin diyor. CHP’nin tabanını saymıyorum. CHP hayır kurumu değil. Muhalefetle ilgili bir şey sormayın bana. 24 Haziran’da Erdoğan ile Muharrem İnce’nin oyları birbirine yakın çıkacak. 4 Mayıs’tan beri oy oranı inanılmaz arttı.
Erdoğan’dan daha yerliyim. Afyon mermerini beğenmeyip Hindistan’dan gelen mermeri olan yerde oturmuyorum. Merkez Bankası’na müdahale edilmeyecek, yabancı yatırıcımları getireceğim. Başbakanlığı döneminde Demirel’e kızardık, Cumhurbaşkanlığındaeşit davrandı. Ben partiyi değil Türkiye’yi kurtarmak istiyorum. Türkiye’yi bu kuşatmadan kurtarmak istiyorum. Benim ülkemin fakiri de mutsuz zengini de mutsuz. Herhalde bu durum dünyada tektir.
“Binali Yıldırım kendi kendini imha etti”
3 yardımcım olacak. Cumhurbaşkanlığım boyunca duyacağınız girişimcilik ve kalite sözcükleri olacak. Demirel’in yaptığı köprüden niye 11 liraya geçiyoruz da Erdoğan’ın köprüsünden 114 liraya? Millet bahçesi yapacağım diyorlar ya TOKİ girmeden bırakmazlar.
Genel Başkanlığa aday olduğum zaman devleti yönetmeye adayıyım demiştim. O günden bu yana çalışıyorum. Binali Yıldırım kendi kendini imha etti.
Oğlum askere gideceğinde eşim ‘Doğu’ya gitmesin’ dedi. Vicdanım bunu kabul etmez dedim. Oğlum askerde 5 gün de hapis yattı. Cep telefonu ile konuştuğu için. Ziyarete gittiğimde komutan durumu bana anlattı. ‘Mehmet Ağa’nın oğlu yakalansa ne olurdu’ dedim. 5 gün hapis cezası dediler. ‘O zaman bana ne soruyorsunuz verin cezasını’ dedim. 5 gün hapis yattı.
“Yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelmemişsin bağımlı kalmışsın”
Seçilirsem Suriye’ye büyükelçi göndereceğiz. 4 milyon Suriyeliyi göndermenin birincil hedefimizin olduğunu bilinmesini isterim. Suriye’ye yeni bir anayasa gereklidir. BM gözetiminde bir seçim olmalıdır. Dış politikada efelenmenin bedeli var. Kendini korumaya alacaksın. Yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelmemişsin bağımlı kalmışsın. Boş efelenip ülke kaybedeceğine partim seçimi kaybeder bunu tercih ederim. Cumhurbaşkanı eleştirilmez diye bir şey mi var? Gazetecilere de üzülüyorum, eleştiri hakkınız yok.
Ben rozeti çıkardım, herkesin oyunu istiyorum. Benim daha fazla oy almam daha doğal olur. Cumhurbaşkanı olacağım için CHP’ye başkan aday olamama gerek olmayacak. Siyaset bir odaklanma işidir. Sen ben demeden biz diyerek yeni bir anlayışla geleceğiz.
“Kürtlerle biz yürek yüreğeyiz”
İnce, “Kürtlere ne vaadiniz var?” sorusu üzerine “Bu ülkede barışı tesis edeceğiz. Kürtlerle biz etle tırnak değiliz. Et kim tırnak kim? Tırnak dediğin kesilir atılır. Kürtlerle biz yürek yüreğeyiz. Bir bedende iki canız” diye konuştu. Erdoğan ile canlı yayına çıkabiliriz. Prompter da alıp gelebilir, kabulüm.”
Japon balina avcıları Antarktika’ya yaptıkları “alan çalışmasında” aralarında 122 hamile balinanın da olduğu 333 balina avladı.
Öldürülen balina sayısı, Uluslararası Balinacılık Komisyonu’yla paylaşılan bilgi sonucunda ortaya çıktı.
Kasım 2017’de Güney Kutbu çevresindeki okyanus olan Güney Okyanusu’na giden avcılar, Mart 2018’de geri döndüler.
Japonya bu avcılığı bilimsel amaçlarla yaptığını savunsa da 2014 yılında BM bu “ölümcül araştırmaya” karşı karar almış, avcılık uluslararası toplum tarafından da eleştirilmişti.
BM kararının ardından yeni bir araştırma planı yayınlayan Japonya, balinaları öldürerek Güney Okyanusu’nun ekosistemini anlamak için öldürdüğünü savundu.
Japonya bu plan kapsamında avladığı balina sayısı da üçte birine indirerek 330’a sabitledi.
Balinaların etleri, Japonya’ya getirildikten sonra satılıyor.
Japonya’nın yanı sıra İzlanda ve Norveç de balinacılığa devam eden ülkeler arasında yer alıyor.