Ana Sayfa Blog Sayfa 2809

Türkiye’nin dörtte üçü iklim değişikliğinden endişe ediyor

İklim Haber ve Konda Araştırma Şirketi kamuoyundaki iklim değişikliği algısını ölçmek için ortak bir çalışmaya imza attı.

“Türkiye’de İklim Değişikliği Algısı ve Enerji Tercihleri Araştırması” kapsamında Türkiye genelinde 2595 kişiyle yüz yüze anket çalışması yapıldı.

Anket çalışmasına göre, toplumda iklim değişikliğinin yaşandığı konusunda yüzde 86 oranında konsensüs var.

Toplumun 4’te 3’ü iklim değişikliği konusunda endişeli olduğunu ifade ediyor.

Türkiye’nin enerji konusunda tercihi ise büyük oranda güneş ve rüzgar olarak ortaya çıkıyor.

Araştırma çerçevesinde katılımcılara, 2017 yılında European Social Survey (Avrupa Sosyal Anketi) tarafından 18 ülkede sorulan “İklim değişikliği konusunda endişeli misiniz? Ne kadar endişelisiniz?” sorusu Türkçeleştirilerek yöneltildi.

Görüşülen kişilerin yüzde 25’i “çok endişeliyim”, yüzde 50’si ise “endişeliyim” yanıtını verdi.

Bu sorudan elde edilen veriler diğer Avrupa ülkeleriyle kıyaslandığında, Türkiye’nin bu soruya oldukça yüksek oranda “endişeliyim” dediği ortaya çıktı.

10 kişiden sekizi “iklim değişikliği var ” diyor

Araştırma kapsamında katılımcılara yöneltilen ilk soru ise “Küresel ısınmanın yaşandığını düşünüyor musunuz?” oldu.

Katılımcıların yüzde 86,8’i bu soruya evet yanıtı verirken, yüzde 10’u hayır yanıtını veriyor.

Yüzde 3,2’lik kesim ise soruya yanıt vermemeyi tercih ediyor.

Türkiye’de siyasi tercihler, ekonomik durum ve sosyal konum fark etmeksizin, “her 10 kişiden en az sekizi iklim değişikliği yaşanıyor” diyor.

Türkiye’de “afetler ve düzensiz hava olayları artmadı” diyen yok 

Bilimsel araştırmalar; iklim değişikliğinin aşırı hava olaylarını ve meteorolojik afetleri artırmaya başladığını ortaya koyuyor.

Son yıllarda Türkiye’de sel ve benzeri afet olaylarının hem etkisinde hem sıklığında artış olduğunu gösteriyor.

Araştırma çerçevesinde “Türkiye’de sel, fırtına, aşırı sıcaklık, kuraklık gibi düzensiz hava olaylarının arttığı mı yoksa azaldığı mı” sorusuna, katılımcıların yüzde 76,3’ü “arttı” diye yanıt verdi.

Yüzde 6,5’lik bir kesim “azaldı” diye yanıt veriyor.

Türkiye’nin tercihi güneş ve rüzgar

İklim değişikliğine neden olan fosil yakıtların en çok kullanıldığı sektörlerin başında elektrik üretimi geliyor.

Enerji santralleri, Türkiye’de de son yıllarda gündeme en çok gelen konuların başında.

Çalışma çerçevesinde, kamuoyunun bu konuda da ne düşündüğünü öğrenmek amacıyla sorular yöneltildi.

Sorulara verilen yanıtlar, Türkiye’nin tercihinin açık ara güneş ve rüzgâr olduğunu gözler önüne serdi.

“Farz edelim ki yaşadığınız yerin yanında bir enerji santrali yapılacak, hangi iki santrali öncelikli olarak tercih edersiniz?” sorusuna verilen yanıtlarda güneş enerjisi yüzde 70,5 ile ilk sırada yer alırken, rüzgâr enerjisi ise yüzde 52,8 ile ikinci sırada yer aldı.

Aynı soru en çok karşı çıkacakları enerji santrallari hangileri olarak değiştirip sorulduğunda ise nükleer yüzde 68,2 ile ilk sıraya yerleşirken, kömür yüzde 53,1 ile ikinci sırada bulunuyor.

Güneş ve rüzgâr enerjisine karşı olanlar ise yok denecek kadar az. (Sırasıyla %1,6 ve %2,1).

“Hükümetler harekete geçmiyor”

Anket çerçevesinde European Social Survey kapsamında yöneltilen başka bir sorudan daha yararlanıldı ve katılımcılara “Sizce iklim değişikliğini azaltmak için yeterli sayıda ülke hükümetinin harekete geçme ihtimali ne kadar var?” sorusuna yanıt vermeleri istendi.

Sonuçlar, Türkiye’de yaşayanların iklim değişikliğine karşı verilen küresel mücadelede hükümetlerin yeterli çabayı göstermediği ve göstermeyeceklerini düşündüğünü ortaya çıkarıyor.

Toplumun dörtte biri iklim konusunda gerekli önlemlerin alınacağına hiç ihtimal vermiyor.

Neredeyse her iki kişiden biri, bu konuda ülkelerin harekete geçeceğine, gereğini yapacağına inanmıyor.

Bu sorudan yola çıkarak benzer bir soru Türkiye hükümeti özelinde soruldu.

Sonuçlar politik parti tercihlerine, hayat tarzı ve ekonomik durumlarından bağımsız olarak, iklim değişikliği konusunda Türkiye’nin de yeterli çabayı göstermeyeceğine inanıldığını ortaya koyuyor.

Toplumun dörtte biri ülkemizde de iklim konusunda gerekli önlemlerin alınacağına hiç ihtimal vermiyor.

Neredeyse her iki kişiden biri de, bu konuda Türkiye’nin harekete geçeceğine, gereğini yapacağına ya hiç ihtimal vermiyor ya da çok düşük bir ihtimal olduğunu ifade ediyor.

Raporun tamamına ulaşmak için buraya tıklayabilirsiniz

 

(Yeşil Gazete)

Caretta Carettaların yarısından çoğunun sindirim sistemi plastik atıkla dolu

Aralarında Türkiye’nin de yer aldığı Akdeniz ülkelerinde yapılan bir araştırmaya göre deniz kirliliği nedeniyle caretta caretta kamplumbağalarının yarısından çoğunun sindirim sisteminde plastik bulunuyor.

BBC Türkçe’den Övgü Pınar’ın haberine göre Avrupa Birliği’nin sponsorluğunda, denizlerdeki çöplerin deniz canlıları üzerindeki etkilerinin incelendiği INDICIT projesi kapsamında yapılan araştırmada 187’si canlı, 424’ü ölü olmak üzere 611 caretta caretta incelendi. Caretta caretta’ların yüzde 53’ünün sindirim sisteminde plastik kalıntısına rastlandı.

Ölmüş olan kamplumbağaların yüzde 63’ünün sindirim sisteminde plastik bulunurken, canlı olanların yüzde 31’inin dışkısında plastik kalıntısı tespit edildi.

Araştırma, İtalya, İspanya, Fransa, Portekiz, Yunanistan, Tunus ve Türkiye’den kurumların katkılarıyla yapıldı.

İtalya’dan araştırmaya katılan Çevre Bakanlığı’na bağlı Çevre Koruma ve Araştırma Yüksek Enstitüsü (ISPRA) tarafından açıklanan sonuçlara göre, örneğin İtalya kıyılarında incelenen kaplumbağaların, Fransa’da satılan bir gıda ürünün ambalajını yuttuğu da görüldü.

‘İçleri plastik dolu’

İtalya’da incelenen kamplumbağaların sindirim sisteminde plastik şişe kapakları, pipetler, olta ipi ve kancaları da bulundu.

Halen devam eden INDICIT projesi kapsamında yapılan araştırmanın sonuçları, ISPRA tarafından 5 Haziran Dünya Çevre Günü vesilesiyle duyuruldu. ISPRA’nın basın açıklamasında “Dünya Çevre Günü: Deniz kaplumbağalarının içi plastikle dolu” denildi.

Açıklamada, “Caretta caretta’lar, Akdeniz’de plastiklerin miktarı ve yayılma dinamiklerini incelemek için bir göstergedir. Plastik malzemeler, denizde ve plajlarda bulunan atıkların yüzde 80’inden fazlasını teşkil ediyor. Türlerinin geniş bir coğrafyaya yayılıyor olması, farklı habitatlarda mevcut olmaları ve denizdeki atıkları yeme özellikleri, plastiklerin deniz faunasına etkilerini belirlemek için caretta caretta’ları iyi bir gösterge kılıyor” denildi.

 

(BBC Türkçe)

Bilgi Üniversitesi’nden ayrımcılığı protesto eden öğrencilere saldıran gruba soruşturma

İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde LGBTİ bireylerden kan almayan Kızılay’ı protesto eden öğrencilere müdahale eden, kendilerini Milliyetçi Düşünce Kulübü ve Ülkü Ocakları Temsilcilikleri olarak tanıtan gruba rektörlük tarafından soruşturma açıldı.

Üniversitenin, santralistanbul Kampusu’nda 9 Mayıs’ta yaşanan sözlü saldırı, güvenlik görevlilerin araya girmesiyle sona ermişti. 9 Mayıs’ta kendilerini Bilgi Ülkücüleri olarak adlandıran grup tarafından tehdit edildikten sonra eyleme devam etmediklerini kaydeden O.S. üniversite rektörlüğüne konuya ve taleplerine dair dilekçe verdiklerini, dilekçeye ilişkin ise henüz yanıt alamadıklarını belirtmişti.

Aradan geçen bir ayın ardından rektörlük tarafından saldurgan gruba soruşturma açılmasına dair tehdit edilen öğrencilerden O.S., “Rektörlüğün inceleme işlemine bu kadar geç başlamış olması öncelikle üzücü, fakat yine de olumlu bir adım olarak görüyoruz. Bugüne kadar geçen sürede sözlü tacizler ve laf atmalar devam etti. Yegane amaçları bizleri korkutmak. Çünkü onlar sadece bu korku kültüründen besleniyorlar. Bizse gökkuşağının renklerinden, çeşitlilikten” diye konuştu.

‘Şiddetsiz eyleme devam’

“İstanbul Bilgi Üniversitesi Rektörlüğü diğer tüm kulüplerin açık alanda etkinlik yapmasını ‘güvenlik kaygısı’ nedeniyle yasaklarken Milliyetçi Düşünce Kulübü öğrenci grubunun kampüs içerisine kılıç sokmasına göz yummakta, öğrenciler tarafından verilen dilekçeleri cevaplamamaktadır” diyen O.S., şöyle devam etti: “Rektörlüğün bu tavrı, MDK’yı onaylamakta ve cesaretlendirmektedir. Şikayet dilekçelerine cevap vermeyen, soruşturma sürecini sürüncemede bırakan, aslında rüzgar nereden eserse oraya meyledenler hiç şüphemiz yok ki, ülkedeki siyasi atmosfer değiştiğinde ironik bir biçimde yine en özgürlükçü kimseler kesilecektir. Rektörlüğe verdiğimiz dilekçeyi kısa kısa sürede yaklaşık 340 öğrenci ve çalışan 40 akademisyenin imzaladı. Onların destekleri sayesinde korkmadan, ayrımcılığa karşı şiddetsizce sesimizi çıkarmaya devam edeceğiz.”

Bilgi’de ayrımcılığı protesto ederken saldırıya uğrayan öğrenciler dilekçelerine yanıt bekliyor

 

(Cumhuriyet)

Selahattin Demirtaş Der Spiegel dergisine konuştu: “Yazmak tutukluluğumu katlanılır kılıyor”

HDP’nin tutuklu cumhurbaşkanı adayı Selahattin Demirtaş, Alman Der Spiegel dergisinin sorularını yanıtladı.

Demirtaş, cezaevinde kaleme aldığı ‘Seher’ kitabından seçim vaatlerine, cezaevi yaşantısından seçim çalışmalarına pek çok konuda değerlendirmelerde bulundu.

“Yazmak tutukluluğumu katlanılır kılıyor” diyen Demirtaş, tüm günü okuyarak ve yazarak geçirdiğini anlattı.

Hücresini çirkin bir ucubeye benzeten Demirtaş, gardiyanların kendisine nezaket ve kurallar çerçevesinde davrandığını aktardı.

Demirtaş’ın Der Spiegel’in 23. sayısında yayınlanan “Das Land hat genug von Erdoğan” (Ülke artık Erdoğan’dan bıktı) başlıklı Maximillian Popp’un sorularına verdiği yanıtlar şöyle:

– Hapishanede bir gününüz nasıl geçiyor?

Tüm gün hücremde oturuyorum. Sabah kahvaltısı ve akşam yemeği şeklinde iki öğün yiyoruz. Öğlen yememeyi tercih ediyoruz. Bunun dışında tamamıyla okuyarak ve yazarak geçiriyorum.

– Hücreniz neye benziyor?

Çirkin bir ucubeye benziyor. İki katlı. Üst katta yataklar, alt katta da mutfak lavabosu, WC, duş ve bir oturma yeri var. Bir de gün boyu kapısı açık olan yüksek duvarlı ve tel örgüyle çevirili beton bir havalandırmamız var.

– Hücrenizden ne kadar sıklıkla dışarı çıkabiliyorsunuz?

Avukat, aile görüşleri ve spor için günlük 1-2 saat kadar hücreden çıkıyoruz. Ama her gün değil tabii. Ailemle haftada 1 gün 1 saat kapalı görüş yapabiliyorum. Ayda 1 gün 1 saat de açık görüş hakkım var.

– Hapishanede hangi kitapları okuyorsunuz?

Roman, öykü, şiir, tarih, teknoloji, felsefe, siyaset dahil yüzlerce kitap okuma fırsatım oldu.

– Haberleri nasıl takip ediyorsunuz?

Günlük gazeteler ve TV’den takip ediyoruz.

– Bu röportaja cevap verirken içerisinde bulunduğunuz koşulları betimleyebilir misiniz?

Hücrede plastik bir masada yazıyorum şu an.

– Gardiyanlar size nasıl davranıyor?

Nezaket ve kurallar çerçevesinde.

– Sizinle birlikte hapishanede olan diğer kişiler kimler?

Çeşitli adli suçlular ile sağ ve sol örgütlerden siyasi mahpuslar var. Ama benim bunlarla görsel temasıma dahi izin verilmiyor. Bugüne kadar bu cezaevinde tek bir mahkumu uzaktan bile görmedim.

– Şubat’ta parti başkanlığını bırakmıştınız, politikayı kendi haline bırakmak istiyordunuz. Ancak şimdi hapishaneden cumhurbaşkanlığı seçimleri için aday oldunuz. Neden?

Ben mücadeleyi hiçbir zaman bırakmadım. Bana nerede ihtiyaç olursa partimin ve halkın hizmetine hazır olacağımı belirtmiştim. Şimdi benden bu hizmet istendi. Ben de hazırım dedim.

– Mitingler yapamayacak, evleri ziyaret edemeyeceksiniz ya da televizyonlara çıkamayacaksınız. Seçmenlerinize nasıl ulaşmayı düşünüyorsunuz?

Ben mesaj ve mektupları dışarı ulaştırabilirim ancak. Benim adıma milyonlarca genç ve kadın kampanyayı ev ev dolaşıp birebir görüşme yoluyla yürütecek. Bu konuda halkımıza güveniyorum. Zaten bu kampanya benim için değil halk için, özgürlükler ve demokrasi için yürütülecek.

– 8 Haziran’da yeniden mahkemeye çıkacaksınız. Eğer suçlu bulunursanız, partiniz seçimlere iki hafta kala adaysız kalacak.

Bu aşamada mahkemelerin kararını verip temyiz sürecini de sonuçlandırmaları ülke tarihinde görülmemiş bir hızda bir yargılama ile mümkün olabilir ancak. Bu da bir başka büyük bir skandal olur.

– 3 binden fazla HDP’li hapiste. Partiniz bir seçim yarışına girebilecek durumda mı?

Partim üzerinde tam bir faşizan baskı var. Ama yine de bizim tabanımız çok cesur ve motivedir. Gönüllülerin desteğiyle bu sorunları aşıp seçimlere hazırlıklı gireceğiz.

– Erdoğan anketlerin çoğuna göre önde görünüyor. Size bir hükümet değişiminin olabileceğinin umudunu veren nedir?

Halkın Erdoğan ve AKP’den bıktığını ve değişim istediğini görebiliyoruz. Halk bu seçimde Erdoğan’a “artık yeter” diyecektir.

– Afrin, Türkler ve Kürtler arasındaki ayrılığı arttırdı. Artık politikanın kendi sorunlarını çözemeyeceğini söyleyen genç Kürtlere nasıl bir cevabınız var?

Demokratik siyasetten asla umudunu kesmemelidirler. Koşullar zor da olsa barışçıl yollarla mücadelede ısrarcı olmalıyız. Bu bizim için ilkesel bir tutumdur.

– Partinize karşı yapılan karalama/saldırılar karşısındaki hissiyatınız nedir? Çaresizlik? Öfke? Umutsuzluk?

Bu rakiplerimizin çaresizliğini gösteriyor. Ben bunları çok önemsemiyorum, biz kendi işimize bakıyoruz.

– Erdoğan iktidarda olduğu sürece, hapisten çıkacağınıza inanıyor musunuz?

Halkın özgür olması benim özgürlüğümden önemlidir. Halk özgürlüğü kazanırsa benim de rehineliğim biter haliyle. Mesele bizim için kişisel değil, toplumsaldır; hukuki değil siyasidir. Ömrüm boyunca içeride kalacağımı bilsem de özgürlük, demokrasi, barış mücadelesinden asla vazgeçmem.

– Bir dönem iktidarla beraber Kürtler ve Türkler arasında barış sürecini yönetiyordunuz. Böyle bir girişim hala mümkün mü?

Biz kendimiz iktidara gelip Kürt sorunu dahil bütün sorunları demokrasi çerçevesinde çözeceğiz. AKP’den en küçük bir beklentimiz yoktur. AKP artık Türk ırkçısı, faşist bir zihniyetin temsilcisidir.

 

(Artı Gerçek)

Erkekler Mayıs ayında 37 kadını öldürdü

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu, 2018 Mayıs ayı raporunu açıkladı.

Rapora göre Mayıs’ta erkekler 37 kadını öldürdü.

Kadın cinayetlerinde bu ay 13 kadının ölümü şüpheliyken, 12 kadının ölümü ise tespit edilemedi.

Mayıs’ta en çok kadın cinayetlerinin işlendiği iller: Bursa’da 7, Edirne’de 3, İstanbul’da 2.

Rapordan öne çıkan diğer veriler ise şöyle:

-Öldürülen kadınların 14’ünün faili tespit edilemezken, 10’u evli olduğu erkek tarafından, 6’sı akrabası, 4’ü oğlu, 2’si ayrıldığı erkek ve 1’i babası tarafından öldürüldü.

-Öldürülen kadınların 15’i 36-65 yaş arasındayken, 4’ü 26-35 yaş arasındaydı. 3’ü ise 19-25 yaş aralığındaydı.

-Bu ay kadınların 14’ü erkekler tarafından ateşli silah kullanılarak öldürüldü.

Cinsel şiddet ve çocuk istismarı sürüyor

Medyaya yansıyan haberler doğrultusunda hazırlanan rapora göre, Mayıs ayında 17 kadına da cinsel şiddet uygulandı.

Raporda, 23 çocuğun ise istismara maruz bırakıldığı kaydedildi.

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun hazırladığı rapora buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

 

(Karınca)

Seçim bildirgelerinde çevre – Arif Ali Cangı

Bu yazı haberekspres.com.tr/ den alınmıştır

Bugün Dünya Çevre Günü ve seçime 18 gün kaldı.

Dünya Çevre Günü için herkes bir şeyler söyleyecek. Seçime giderken cumhurbaşkanı adaylarının, ittifakların, partilerin ve milletvekili adaylarının söyleyecekleri sözler daha bir önem kazanıyor.

Dünya Çevre Günü nedeniyle bu yazıyı seçim bildirgelerinde ‘çevre’ye ilişkin yazılanlara ayırmak istiyorum.

Önce Dünya Çevre Günü nereden çıkmış, ona değineyim 5 Haziran’ın “Dünya Çevre Günü” olarak anılmasına yol açan 1972 Stockholm B.M. İnsan Çevresi Konferansı Bildirisi’dir. Bildirinin 1. Maddesine göre; “…insanın; hürriyet, eşitlik ve yeterli yaşam koşulları sağlayan onurlu ve refah içinde bir çevrede yaşamak temel hakkıdır. İnsanın bugünkü ve gelecek nesiller için çevreyi korumak ve geliştirmek için ciddi bir sorumluluğu vardır…” Çevre hukukunun temelini oluşturan bu bildirgede, bugünkü ve gelecek kuşakların hakları birlikte ele alınıyor. Çevre hakkının en önemli yanı bu zaten, yani yalnızca bugün yaşayan kuşağı değil, henüz doğmamış gelecek kuşakları da ilgilendiriyor olması. O yüzden çevre hakkı aynı zamanda doğmamış çocukların, doğmamış canlıların, gelecek kuşakların da hakkıdır.

Bakalım; 24 Haziran’dan sonra Türkiye’yi yönetmeye talip olanlar, gelecek kuşakların da hakkı olan çevre hakkı için ne diyorlar?

AKP’nin cumhurbaşkanlığı ve genel seçimler için açıkladığı seçim bildirgesinde; “…Sürdürülebilir, kapsayıcı ve dengeli kalkınma yaklaşımı ile ülkenin bütün enerjisinin harekete geçirileceği, “Yeşil Büyüme” yaklaşımının sürdürülebilir bir perspektifle uygulanması için kararlılığın sürdürüleceği…” belirtiliyor. Yani şimdiye kadar ne yaptıysak daha fazlasını yapacağız deniyor. AKP’nin 2023 hedefi için vadettiği iki nükleer santral, Kanal İstanbul projesi, İstanbul’a üçüncü havalimanı çevre ve ekoloji politikaları konusunda kendini ele veriyor. Kısaca ne pahasına olursa olsun kalkınma ve büyümeyi hedefliyor, doğal olarak çevre hakkını önemsemiyor.

CHP’nin seçim bildirgesinde çevre ve ekolojiye ilişkin olarak “…Sera gazı salınımını azaltmaya yönelik sınırlayıcı düzenlemelerin hayata geçirileceği, çevre davalarında mahkeme masrafı alınmayacağı, bilirkişi masraflarının Hazineden karşılanacağı, kamuya ait olan su kullanım hakkının devredilmesine izin verilmeyeceği, su hakkını düzenleyen Su Kanunu’nun çıkarılacağı, doğanın sahibi değil, parçası olduğumuz yaklaşımının benimseneceği, meraların özel mülkiyet olmaktan çıkarılacağı…” yazılı. Bunun yanı sıra CHP’nin nükleer santraller konusundaki ürkek ve net olmayan tavrı devam ediyor; “Akkuyu ve Sinop nükleer enerji santrali projeleri gözden geçirilecek, uluslararası yükümlülükler çerçevesinde mümkünse iptal edilecek.”

İyi Parti’nin seçim bildirgesinde “Konut ve işyerlerinin bünyelerinde kendi tüketimlerine yönelik olarak yenilenebilir enerji kaynaklarından enerji üretmeleri halinde, vergi istisnaları uygulayacağız” şeklinde herkesin kendi enerjisini üretebilmesinin teşvik edilmesine ilişkin önemsenmesi gereken vaatte bulunulmuş. Buna karşın, “Maden Kanunu’nu revize ederek, özellikle yerli madencilik yatırımlarının önünü açacağız” şeklinde madenciliğin yarattığı ekolojik yıkım ve kirlilik yok sayılmış durumda. Bildirgede nükleere ilişkin hiçbir söz yok.

Saadet Partisi’nin web sayfasında seçim bildirgesine rastlamadım, basına yansıyan bildirgenin çevre faslında;

“…Tarımsal araziler heba edilmeden tarihi ve doğal doku korunarak estetik ve şahsiyetli şehirler oluşturulacağı, kentleşme, sanayileşme ve yapılaşmada ormanlar, meralar ve tarım alanlarının kullanılmayacağı, kıyı alanları, sahil şeridi ve koyların halka ait olduğu, bu alanların mülkiyetinin belli bir süreliğine de olsa gerçek veya tüzel kişilere devredilemeyeceği…” yer alıyor.

Seçim bildirgesinde çevre ve ekolojiye ilişkin en kapsamlı ve net mesajlar veren parti HDP. Bildirgeden küçük bir alıntı yapmak istiyorum:

• Evlere ve tarlalara takılan ön ödemeli sayaçları iptal edeceğiz. Tarlalara geçimlik tarım için gereken suyu ücretsiz vereceğiz.
• Biz’ler, enerjinin yerel halkın ihtiyacı için, yerinde üretilmesini sağlayacak projeleri destekleyeceğiz. Halkın ihtiyacı için gereken enerjinin, rüzgâr ve güneş kaynaklı yerinde üretimine öncelik vereceğiz. Bizler, enerjinin nakli ve dağıtımının özelleştirilmesine son vereceğiz.
• Nükleere ve radyoaktiviteye dayalı üretim ve yeniden dönüşüm yapılanmasına, tarım alanlarının, meraların, ormanların, kıyıların nükleer atık sahası olmasına izin vermeyeceğiz.
• Mersin Akkuyu ve Sinop nükleer santral projeleri iptal edilecek.
• Su kullanım hakkı anlaşmalarını iptal edeceğiz.

Bildirgelerde yazılanlar her şey değil kuşkusuz, ama oralarda dile getirilenler uygulanacak politikalar konusunda fikir verir.

Başa dönelim; Dünya Çevre Günü’nde 24 Haziran’ın bu yönünü düşünmekte yarar var. Yapacağımız seçimde; bugünkü ve gelecek kuşakların hakkı olan çevre hakkına dair, ekolojiye dair, yaşama dair, dünyanın geleceğine dair kaygılarımız da belirleyici olacaksa buyurun seçiminizi yapın.

Bu yazı haberekspres.com.tr/ den alınmıştır

 

 

Arif Ali Cangı

CHP’den, ‘Akkuyu ve Sinop nükleer enerji santrallerini iptal edeceğiz’ vaadi

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkan Yardımcısı Gülizar Biçer Karaca, iktidarlarında Akkuyu ve Sinop nükleer enerji santrallerini uluslararası yükümlülükler dahilinde iptal edeceklerini bildirdi.

Karaca, 5 Haziran Dünya Çevre Günü nedeniyle yaptığı yazılı açıklamada, Türkiye’nin geride bırakılan 16 yıldaki yanlış politikaların acı reçetesiyle karşı karşıya olduğunu ifade etti.

“16 yıllık AKP iktidarının ardından 5 Haziran Çevre Günü’nü kutlamak için elimizde kalan tek sebep, büyük bir kararlılıkla yaşamı savunanların 24 Haziran’a taşıdığı umuttur” ifadesini kullanan Karaca, doğayı korumak ve yeşil adaleti sağlamak için 2023’ü bekleme niyetleri olmadığını söyledi.

Karaca, şunları kaydetti:

“CHP olarak, doğa dostu bir yaşam inşa edeceğiz. Doğa katliamlarına imza atan hükümetin yanlış uygulamalarını sonlandıracağız. İklim değişikliğinin yarattığı tahribatı önleyici kapsamlı projeleri hayata geçireceğiz. Sürdürülebilir enerji potansiyelini hayata geçirecek, doğa dostu teknolojileri teşvik edeceğiz. Doğa dostu üretimi teşvik edeceğiz. Uluslar arası koruma altında olan alanlarda maden araması ve HES yapmayacağız. Ekolojik anayasa hazırlayacak, su kanunu çıkararak rantın ve özelleştirmelerin önüne geçeceğiz. ÇED raporlarında kamusal çıkarı mümkün kılacak, ayrıca SED yürütülmesini sağlayacağız. Meraları özel mülkiyet olmaktan çıkaracak, Akkuyu ve Sinop nükleer enerji santrallerini, uluslar arası yükümlülükler dahilinde iptal edeceğiz.”

 

(Birgün)

Troia yılında satılık bin pınarlı İda – Pınar Bilir

‘’Bilmek istersen daha çok şey,
Öğrenesin diye soyumuzu sopumuzu iyicene,
Dinle bak,çok insan tanır bizi.
Bulut devşiren Zeus baba oldu ilkin Dardanos’a,
Dardanos kurdu Dardanie’yi
O zamanlar kutsal İlyon yoktu,
Ölümlü insanların büyük kenti yoktu ovada.
Dardanoslular çok pınarlı İda’nın eteklerinde otururdu.’’ (İlyada, XX, 218-225)

Homeros İlyada Destanı’nda Troia kentinin kuruluşu ve yıkılışında İda Dağı’ndan bahseder. Zengin kaynaklara sahip, vahşi hayvanların anası, sık ormanlı, bin pınarlı İda olarak geçer. Efsaneye göre Truva atının yapıldığı ağaç bu topraklarda iki ayrı kıtanın göknarlarının evliliğinden doğmuştur. Bu göknar bize rağmen hala Kazdağı’nda tüm güzelliği ile yaşamaktadır.

5000 yıl önce Troia, Assos, Antandros kentlerinin bu zengin topraklarda kurulması tesadüfî değildir.

5000 yıl sonra insanoğlu bu zenginlikle tatmin olamadı, üstü bu kadar zengin olan bir kentin pek tabi altı da zengindi. Ve insanoğlu illa ki bu zenginliği ele geçirmeliydi. Peki Kimin için? Hangi ihtiyaç için? Neye rağmen?
Kimin için? ; öncelikle sürekli dile getirilen bir kamu yararından söz etmek mümkün değil. Nasıl mı şöyle ki; Kazdağı’nda yapılacak bir maden işletmesinin 10 yıllık işletim süresi sonrasında ülkeye katacağı katma değer Kazdağı ve yöresinde yapılan tarım ve hayvancılık ile her yıl kazanılmaktadır.

Bölgede istihdam sağladığından bahsedilir hep, sağlıyordur ama nasıl, 17 yaşında bir çocuk kepçe operatörü olabiliyor mesela, maden çalışma sahası oluşturulurken köylü kesimde çalıştırılıyor evet, ya da hafriyat kamyonları harıl harıl çalışıyor. Ama mesela aynı ülkede iş ve işçi tanımlarında 50’den az çalışan tarım ve orman sahasında çalışan işçiler için hiçbir sosyal güvence tanımlanmıyor. Hiçbir yere kayıtlı değiller, geçirebilme olasılıkları yüksek iş kazasında hiç kimse sorumlu değil.

Hangi ihtiyaç için? ; altın yenilenebilir mi, içilebilir mi? Kazdağı’nın altındaki muhteşem zenginliğe ulaşmak için her yerini delik deşik ettiler, sondajlarla yer altı sularının nitelik ve niceliğini değiştirdiler, tüm bu çalışmaları bölge halkının ihtiyacı olan yiyecek ve içeceği sağlamak için mi yaptılar? Yoksa kulağımızda küpe, boynumuzda kolye olsun diye mi? Hangisi daha insani?

Neye rağmen? Kazdağı ve yöresinde tarım ve hayvancılıkla geçimini sağlayan 750.000 insanın geçim kaynağını yok etmesi için. 10 yıllık süreden sonra geride işlenecek toprak kalmaması için. İçme ve sulama sularına karışacak ağır metaller için. Yaşamak için olmadığı kesin.

Kazdağı dünyanın bitki genetiği açısından en önemli bölgelerindendir. Kızılçam ormanları, maki topluluğu, karaçam ormanları, kızılağaç, dışbudak, kızılcık, doğu kayını, ıhlamur, fındık, kestane, gürgen ve meşe topluluklarının bir arada bulunduğu büyük bir yaşam kaynağıdır. Bulunduğu coğrafya için büyük bir su kaynağıdır. Kazdağı, zengin biyolojik çeşitliliği nedeniyle uluslar arası değerlendirme ölçütlerine göre, ‘’Önemli Bitki Alanı’’ ve ‘Önemli Doğa Alanı’’ olarak kabul edilmiştir.

 

 

Pınar Bilir

Siyasi partilere ‘iklim için harekete geçin’ çağrısı

Çevre konusunda çalışan 11 sivil toplum kuruluşu 24 Haziran 2018 Seçimleri öncesi, siyasi partiler, cumhurbaşkanı ve milletvekili adaylarına iklimi koruma ve en kısa zamanda Paris Anlaşmasını onaylama çağrısı yaptı.

Açıklamada Akdeniz Havzası’nda yer alan Türkiye’nin hâlihazırda iklim değişikliğinin olumsuz etkilerine maruz kaldığı; düzensiz ve aşırı yağışlardan, fırtınalardan, sellerden ve kuraklıklardan önemli ölçüde etkilendiği de belirtildi.

Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği, Doğa Derneği, Doğa Koruma Merkezi, EUROSOLAR Türkiye Yenilenebilir Enerji Birliği, Greenpeace Akdeniz, Kadıköyü Bilim Kültür Ve Sanat Dostları Derneği (KADOS), TEMA, Türkiye Erozyonla Mücadele, Ağaçlandırma ve Doğal Varlıkları Koruma Vakfı, WWF-Türkiye (Doğal Hayatı Koruma Vakfı), Yeşilist, Yeşil Düşünce Derneği, Yeryüzü Derneği tarafından yapılan açıklamanın tam metni şu şekilde:

“Siyasi Partilere Çağrı: Türkiye İklim İçin Somut Adım Atmalı

İklim değişikliğinin etkilerine en hassas bölgelerden Akdeniz Havzası’nda yer alan Türkiye, hâlihazırda iklim değişikliğinin olumsuz etkilerine maruz kalıyor; düzensiz ve aşırı yağışlardan, fırtınalardan, sellerden ve kuraklıklardan önemli ölçüde etkileniyor. İklim değişikliği ile mücadelede bazı adımlar atılıyor olsa da, Türkiye son yıllarda iklim değişikliğine neden olan sera gazı emisyonlarını en hızlı arttıran ülkelerden biri.

Türkiye Paris Anlaşması’nı acilen onaylamalı

İklimi korumak ve iklim değişikliğinin etkilerine uyum sağlamak için atılması gereken önemli adımlardan biri Paris Anlaşması’nın Meclis’te onaylanmasıdır. Fakat Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’ne taraf 197 ülkeden 177’si Paris Anlaşması’nı onaylamışken, Türkiye henüz Anlaşma’ya taraf değildir. İklim değişikliğinin artık dış politika, uluslararası ticaret gibi konuların temel belirleyicisi konumunda olduğu belirtilen açıklamada, Türkiye’nin, kalkınma vizyonu, programı ve uygulamalarında iklim değişikliğini göz ardı ettiği takdirde, hem iklimi korumanın yarattığı yan faydalardan mahrum kalacağı hem de uluslararası süreçlerde belirleyici rol oynama şansını yitireceği vurgusu yapılıyor.

Türkiye’nin kararlı bir şekilde sera gazı emisyonu azaltım hedeflerini ortaya koyması, iklim dostu politikaları savunarak çevresindeki ülkelere liderlik etmesi ve diğer ülkelere örnek teşkil eden bir azaltım katkı niyeti açıklaması çağrısının yapıldığı basın bildirisinin devamında aşağıdaki konulara ayrıca dikkat çekiliyor:

Düşük karbonlu kalkınma politikası, ekonomik ve sosyal gelişmemize yardımcı olacak

Azaltım ve uyum çalışmaları Türkiye’nin kalkınması için engel değil, aksine kalkınmayı hızlandırıcı araçlardır. Öncelikle yapılması gereken, altyapı yatırımlarının iklim dostu biçimde ve iklim değişikliğine direnci artırarak gerçekleştirilmesidir. Bu şekilde yatırım sürerken ülkemiz kalkınmaya devam edecek, ayrıca iklim değişikliğinin olumsuz etkileri nedeniyle gelecekte görülecek ekonomik kayıplar en aza indirilecektir. Gelecekteki ekonomik büyüme, geçmişin yüksek karbonlu modelini kopyalamak anlamına gelmemelidir. Düşük karbonlu ekonomi ile büyümek ve kalkınmak mümkündür.

İklim değişikliğinden en fazla dezavantajlı gruplar etkileniyor

İklim değişikliğinden toplumun farklı kesimlerinin farklı biçimlerde etkileneceği göz önünde bulundurularak, yüksek risklere daha açık kesimlere (çiftçiler, kadınlar, dar gelirliler gibi) yönelik koruyucu politikalar geliştirilmelidir. İklim değişikliğinin derinleştireceği gelir eşitsizliğine karşı sosyal politikalar oluşturularak iklim adaleti sağlanmalıdır.

İklim dostu su politikaları kuraklığa karşı yarınımızın garantisi

Artan kuraklık riskleri nedeniyle baskı altına giren tatlı su varlıklarını korumak için var olan su kullanım politikaları gözden geçirilmeli; yer üstü ve yer altı su rezervlerini kirleten veya sürdürülemez şekilde tüketen üretim biçimlerinden vazgeçilip daha temiz üretim biçimlerine yatırım yapılmalıdır. Yatırımlar, kuraklığa dayanıklı yerel tohumlar ile karbon emisyonunu azaltarak, suyu ve toprağı iyileştiren tarımsal yöntem ve teknolojileri geliştirmek için yönlendirilmelidir.

Kentlerimizi değişen iklimin etkilerine karşı hazırlamalıyız

Düzensiz, aşırı yağışlar ve yükselen deniz seviyesi nedeniyle oluşabilecek sel ve taşkınları engellemek için özellikle alçak kesimler ile kıyı bölgelerinde gerekli altyapı yatırımlarına öncelik verilmelidir. İklim değişikliği kaynaklı doğal afetler için DASK kapsamında zorunlu deprem sigortası benzeri bir sigorta fonu oluşturulmalıdır. Kentleri de bir aktör olarak tanımlayan Paris Anlaşması’nda da olduğu gibi, ülkemizde de STK’lar, üniversiteler ve özel sektörün önemli çözüm ortakları olarak tanınması önemlidir.

İklim değişikliği bir kalkınma meselesidir ve katılımcı yaklaşımla ele alınmalıdır

İklim değişikliği politikalarının katılımcı, demokratik ve şeffaf şekilde hayata geçirilmesi için çaba harcanmalıdır. Büyümenin hızı kadar niteliği de önemlidir. Düşük karbonlu politikalar daha fazla enerji güvenliği, daha az trafik sorunu, daha yüksek yaşam kalitesi, iklim değişikliğinin etkilerine karşı dayanıklılık, fosil yakıt ithalatından tasarruf, yerel yenilenebilir enerji alanında istihdam yaratılması, insan sağlığının iyileştirilmesi ve hava kirliliğine bağlı erken ölümlerin azalması gibi çok sayıda yan fayda sağlayacaktır. Bu faydaların yaratacağı ekonomik değer yukarıdaki politikaların yürütülmesi için gerekli olan maliyetlerden daha fazla olacaktır.

Bu politikaların başarıya ulaşması için Paris Anlaşması’na taraf olmak ve Anlaşma’nın gerekliliklerini yerine getirmek aciliyet taşımaktadır. Türkiye’nin, “Ulusal Katkı Niyet Beyanı”nı güncellemesi, azaltım hedefini yeniden belirlemesi, iklim değişikliğine uyumu hedeflerine dâhil etmesi ve Paris Anlaşması’nı Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde onaylaması gerekmektedir. Türkiye’nin iklim hareketinde söz sahibi olması, ancak azaltım ve uyum alanında birbirini tamamlayan ulusal-yerel politikaların eş zamanlı gerçekleştirilmesi ile mümkün olacaktır.

Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği, Doğa Derneği, Doğa Koruma Merkezi, EUROSOLAR Türkiye Yenilenebilir Enerji Birliği, Greenpeace Akdeniz, Kadıköyü Bilim Kültür Ve Sanat Dostları Derneği (KADOS), TEMA Türkiye Erozyonla Mücadele, Ağaçlandırma ve Doğal Varlıkları Koruma Vakfı, WWF-Türkiye (Doğal Hayatı Koruma Vakfı), Yeşilist, Yeşil Düşünce Derneği, Yeryüzü Derneği”

 

(Yeşil Gazete)

Karikatürist Nuri Kurtcebe çizdiği karikatürler nedeniyle cezaevinde

Karikatürist Nuri Kurtcebe, “cumhurbaşkanına hakaret” suçlamasıyla verilen 1 yıl 2 ay 15 günlük hapis cezasının kesinleşmesiyle tutuklanarak hapishaneye gönderildi.

Çizgi roman sanatçısı, karikatürist Nuri Kurtcebe çizdiği karikatürlerde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a hakaret ettiği iddiasıyla verilen 1 yıl 2 ay 15 günlük hapis cezasının kesinleşmesi üzerine tutuklandı.

Avukatı Ahmet Erdem Akyüz, Kurtcebe’nin Fethiye 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2017 yılında vermiş olduğu karar nedeniyle hakkında yakalama kararı çıkarılarak dün akşam yakalandığını, bugün Yalova’da çıkarıldığı mahkemece tutuklanarak cezaevine konulduğunu açıkladı.

Fethiye 2. Asliye Ceza Mahkemesi, Kurtcebe’nin, 2015 yılının ilk dokuz ayında çizdiği karikatürlerde Cumhurbaşkanına hakaret suçunu işlediği gerekçesi ile 1 yıl 2 ay 15 gün hapis cezasına hükmetmiş, üst mahkemeye [istinaf mahkemesi] yapılan itiraz reddedilmişti.

Sınır Tanımayan Gazeteciler’den tepki

Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) Türkiye temsilcisi Erol Önderoğlu, Kurtcebe’nin tutuklanmasıyla ilgili “Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı olduğu Ağustos 2014’ten bu yana yüzlerce gazeteci, köşe yazarı, çizer yargılandı; 42’si para cezası veya hapse mahkum edildi; şimdi de çizer Nuri Kurtcebe hükümlü olarak cezaevine gönderildi. TCK 299 kaldırılmalı!” açıklamasını yaptı.

Cumhuriyet gazetesi çizeri Musa Kart da şu açıklamayı yaptı:

“Anlaşılan bu iktidar, karikatüristleri hapis cezaları ile etkisizleştirme düşüncesinden vazgeçmiş değil. 25 Haziran’da mizah anlayışından yoksun bu siyasal iklimin değişeceğini umuyorum ve diliyorum. Baskı ve ceza tehditlerine karşı karikatüre ve mizaha yaslanmaya devam diyorum.”

Leman Dergisi de sosyal medya hesabından, “Türkiye’nin en önemli çizerlerinden Nuri Kurtcebe, Erdoğan’a hakaret iddiasıyla tutuklanmış. Özgürlük, demokrasi bir yana Nuri Abi’nin çok ağır bir sağlık sorunu vardır” diye yazdı.

Nuri Kurtcebe hakkında

8 Ocak 1949’da Muğla’nın Yatağan ilçesinde doğdu. 1960 yılında İstanbul’a yerleşti. 1970 yılında bugünkü adıyla Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi olan Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nin yüksek Resim bölümünü kazandı.

Bir reklam şirketinde karikatürist Yalçın Çetin’le beraber karton-film çizerken Oğuz Aral’la tanıştı ve Tekin Aral, Oğuz Alpleçin, Mim Uykusuz ve Ferit Öngören’le beraber Gırgır adlı mizah dergisinin ilk kadrosunda yer aldı.

Gırgır’da “Uyduruk Uzay Hikayeleri” başlığı altında kısa metrajlı bilim kurgu çizgi romanları üretmeye başladı. 1985’te İlhan İrem’in “Pencere Köprü ve Ötesi” müziğini resimledi. 1986’da Hürriyet Gazetesi’nde günlük “Mokok” karikatür tipini çizmeye başladı.

1990’da Limon ve Dıgıl mizah dergilerinde çizdiği bilim kurgu öykülerinden oluşan çizgi-roman albümü yayımlandı. 1994 yılında Cumhuriyet gazetesinde Gaddar Davut çizgi romanını ve “Sessiz Sedasız” başlığı altında günlük politik karikatürlerini çizmeye başladı.

Nazım Hikmet’in Kuvayi Milliye Destanı’nı çizgi roman haline getirdi, Uğur Mumcu anısına “Vurulduk Ey Halkım Unutma Bizi” resimli eserini çizgi roman olarak çizdi. Aydınlık Gazetesi’nde “Ters Köşe” adlı köşesinde günlük karikatürler çiziyordu.

 

(Bianet)