Ana Sayfa Blog Sayfa 2719

‘Orman yangınlarının çıkartılması ve söndürülmemesi ağır hizmet kusuru’

Yanıyoruz. Ormanlarımız yanıyor. Hem de her geçen gün daha da şiddetlenerek, bir öncekinden daha fazla insan-hayvan canına, doğa tahribatına mal olarak.

Sivil Sayfalar ve Yeşil Gazete ortaklığında bu soruna el atalım, gündeme taşıyalım istedik.

Gezegen çapında sorunu kavramak, yerelde durum tespiti yapmak, kimlikler işin içine girdiğinde orman yangınlarına karşı tavırda değişim oluyor mu (bknz. Dersim Yangınları) araştırmak , uzmanlara danışmak ve en nihayetinde dosya konusunun bittiği an itibarı ile kapsamlı bir #OrmanDosyası içerik dizgesini önünüze sunmaktır ana gayemiz.

Bahar Topçu, çevre mücadelesinin yakından tanıdığı avukat Arif Ali Cangı ile Dersim yangınlarını konuştu

***

Dersim ormanlarındaki yangınları önleme ya da yangın sonrasındaki süreçlere dair hukuki sorularımızı Arif Ali Cangı’ya yönelttik.

Cangı’nın aktardığına göre çıkarılan yangınların söndürülmemesi ağır hizmet kusuru olduğundan devlete tazminat davası açılabilmeli.  – Bahar Topçu

Arif Ali Cangı

Bahar Topçu: HDP’den Alican Önlü‘nün verdiği soru önergesine göre son kırk yıldır devlet kayıtlarında Dersim’de orman yangını yok. Bunun nedeni bu yangınların terörle mücadele kapsamına alınması mı?

Arif Ali Cangı: Bunun anlamı olsa olsa Dersim bölgesindeki Orman İdaresinin görevini yapmadığı, ormanla ilgilenmediğidir.

Oysa terörle mücadele ile orman yangını çıkarma, hukuken birbiri ile çelişen olaylardır. Şöyle ki;  Terörle Mücadele Kanunu’nun 4.maddesine göre; Orman Kanununda tanımlanan “kasten orman yakmak” eylemi kimi durumlarda terör suçu kabul edilmiş.

Bu durumda  ormanların yakılmasının önlenmesini aynı zamanda terörle mücadele kapsamında değerlendirmek gerekir. Yaşananlar ise tam tersi, terörle mücadele kılıfı altında orman yakma eylemi suç olarak değerlendirilmiyor ve yangınlar söndürülmüyor, soru önergesine verilen yanıttan anlaşıldığı üzere kaydı dahi tutulmuyor.

Orman Yangınlarıyla Mücadele Dairesi ne yapıyor?

Bahar Topçu: Yangınlara neden müdahale edilmiyor? 

Arif Ali Cangı: Yangınlara neden müdahale edilmiyor sorusuna akıl,mantık ve var olan hukuki mevzuat çerçevesinde yanıt vermek çok zor.

Tarım ve Orman Bakanlığı’na bağlı Orman Genel Müdürlüğü’nün ‘Orman Yangınlarıyla Mücadele Dairesi” var.Bu dairenin var oluş nedeni ve görevleri sadece orman yangınları. Orman yangınlarının çıkmasına, yayılmasına engel olmak; orman yangınlarına müdahale ve yangınlarla mücadele tekniklerini geliştirmek, ilgili personeli eğitmek gibi… Ormanlar yanarken bu daire ne yapıyor?

Orman yangınları ‘terörle mücadele’ amacıyla çıkartılıyor, o yüzden söndürülmüyorsa bunun da vicdanen ve hukuken kabul edilir bir yanı yok. Ormanı yakmak, içinde yaşayan tüm canlıları ile birlikte o ekosistemi yok etmek, o bölgedeki yaşamı bitirmektir. Yaşamın olmadığı yerde asayişi sağlasanız ne olur ki?

Cumhuriyet Savcılıkları soruşturma açmalı

Bahar Topçu: Ormanlarla ilgili yasalarda herhangi bir politik eylem nedeniyle yangın çıkarılamaz ve yangın çıkartanların cezası da herhangi bir affa tabii tutulamaz, deniyor. En azından Dersim Barosu yangınlara dair bu şekilde bir açıklama yaptı. Peki, bu yangınları Devlet görevlileri çıkarıyorsa, buna karşı yapılması gerekenler nelerdir? Türkiye’de hiç benzer bir çevre katliamında -özellikle yangınlar için- Devlete açılan bir dava var mı?

Arif Ali Cangı: Gerçekten de Anayasa (madde 169) “Ormanlara zarar verebilecek hiçbir faaliyet ve eyleme müsaade edilemeyeceğini, ormanların tahrip edilmesine yol açan siyasî propaganda yapılamayacağını, münhasıran orman suçları için genel ve özel af çıkarılamayacağını, ormanları yakmak, ormanı yok etmek veya daraltmak amacıyla işlenen suçların genel ve özel af kapsamına alınamayacağını” düzenliyor.

Anayasa ayrıca Devlete, “Ormanların korunması ve sahalarının genişletilmesi için gerekli kanunları çıkarmak, tedbirleri almak, yanan ormanların yerine yeni orman yetiştirmek, bütün ormanları gözetme” görevi vermiş. Anayasada yüklenen bu görevlerin aksine davranan devlet görevlilerinin duraksamadan soruşturulması, cezalandırılması gerekiyor.

Cumhuriyet Savcılıklarının resen soruşturma açması zorunludur. Devlet bu görevini yapmıyorsa, yurttaş olarak fiili yapılacaklar sınırlı ne yazık ki. Sorun devletin hukuk devleti olup olmadığında düğümleniyor.

Orman yangınlarının çıkartılması ve söndürülmemesi idare hukukuna göre en basit anlamda ağır hizmet kusurudur. Hizmet kusurundan doğan zararların tazmini için devlete karşı tazminat davası açılabilir mağdur olanlar. Onun için öncelikle Tarım ve Orman Bakanlığı’ndan rakam belirtilerek maddi ve manevi tazminat istenmeli, talebin açıkça ya da 60 günde yanıt verilmeyerek zımnen reddedilmesi halinde idare mahkemesinde tam yargı (tazminat) davası açılabilir.

Dersim Barosu’nun bu hukuki yolun kullanılmasında destek olacağını düşünüyorum. Orman yangınına ilişkin benzer bir dava örneğini hatırlamıyorum.

 

Bu içerik Sivil Sayfalar ve Yeşil Gazete işbirliği ile yayınlanmıştır

 

Röportaj: Bahar Topçu

(Yeşil Gazete)

Yedikule Bostanlarına açık otopark için asfalt döküldü

Yıllardır yapılaşma tehdidi altındaki tarihi Yedikule Bostanları şimdi de açık otopark yapılıyor. Tepkiler sebebiyle çalışmalarına gece başlanan otoparka karşı, bostana ve tarihi surlara sahip çıkmak isteyen yurttaşlar bölgede toplandı. Bostanlara dökülen asfaltı kazmalarla sökmeye çalışan halk, polisin ve zabıtanın kendilerini engellemeye çalışmasına da tepki gösteriyor.

Birgün’den Demet Sargın’ın haberine göre tepkilere sebep olan projeye karşı gelen insanları engellemek için çalışmalarına önceki gece başlanan otoparka karşı onlarca kişi Yedikule Bostanları önünde buluştu. Polis tarafından engellenen Yedikule Bostanları savunucuları, zabıta ekipleri tarafından da zor kullanılarak alandan dışarı çıkarıldı.

Halkın zabıta ekipleri tarafından alandan çıkarılmasının ardından çalışmaların yeniden başlaması üzerine bölgeye giden CHP Grup Başkanvekili Ertuğrul Gülsever duruma tepki gösterdi. Yapılan çalışmanın fiili bir durum oluşturmak üzere yapıldığını, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nden (İBB) de Fatih Belediyesi’nden de konuyla ilgili bir karar geçmediğini söyleyen Gülsever şöyle konuştu:

“Polis çalışmalara itiraz eden arkadaşlarımızı buradan uzaklaştırdı, insanların içeri girmesine engel oldu. Asfalt dökümü yapıldı ve buraya halkın giriş çıkış yapabileceği yol kapatıldı. Bir yanıyla ayrıcalıklı bir zümrenin yaşadığı Fatih Konakları’na bir yanıyla da İBB’ye hizmet edecek bir otopark için kentin tarihi surlarına, şehrin kent bostanlarına, yeşil alanlarına kıyıyorlar. Burası İstanbulluların nefes alacak alanı olarak kalmalı. Bu şekilde düzenlenmeli. Burası için çok mücadele ettik ama görüyoruz ki kafalarına bir şey koymuşlar ve bunu tüm tahribata rağmen yapacaklar. Gece herkes uyurken gizlice çalışmalara başlamışlar.”

 

(Birgün)

Ayvalık halkından denizden maden çıkarma teşebbüsüne karşı imza kampanyası

Balıkesir’in Ayvalık ilçesinde, Densan Madencilik tarafından Altınova Mahallesi’nde denizden demir madeni çıkarma girişimlerinin halk tepkisine rağmen sürdürülmesi üzerine Sivil Toplum Örgütleri ve Altınova Sahil Siteleri sakinleri karara itiraz edip ÇED sürecini durdurmak için imza kampanyası başlattı.

Bakanlık tarafından ÇED raporu gereklidir kararı verilmesinin ardından harekete geçen doğa savunucuları 16 Ekim’de yapılacak olan ÇED bilgilendirme toplantısı öncesinde mücadele kararı aldı.

‘Altınova’de deniz yaşamı zarar görecek’

Ayvalık Çevre Derneği Başkanı Müge Okur

Ayvalık Çevre Derneği Başkanı Müge Okur, denizden maden çıkarma ısrarının Ayvalık ve Altınova için felaketle sonuçlanacağını, yaratacağı kirliliğin önüne geçilemeyeceğini, tüm bir deniz yaşamının korkunç zararlar göreceğini belirtiyor. Özellikle demir madeni rezervleri açısından zengin olduğu belirtilen bir ülkede denizden maden çıkarılmaya çalışılmasının şüphe uyandırıcı olduğunun altını çizen Okur, “Denizde maden aramak tam bir akıl tutulmasıdır. Özellikle demir madeni rezervleri açısından ne kadar zengin olduğu sürekli vurgulanan bir ülkede denizden maden çıkarmaya çalışmak bizleri şüpheye düşürüyor. Elbette bilim insanlarının alanıdır ancak yalnızca demir madeni çıkarmak için bu kadar ısrarcı olamazlar. Bu tam anlamıyla Altınova’yı talan edecek, hepimizin felaketi olacak bir ısrardır. Kozak ve Kazdağları’nda maden şirketlerinin yaratmış olduğu tahribat korkunç boyutlardadır” dedi.

Ayvalık Çevre Derneği Başkanı ayrıca balık yumurtalarının, balık yuvalarının, tüm su canlılarına besin ve yaşam alanı sağlayan deniz tabanının zarar göreceğini bunun yanında bölge halkının turizm ve tarım gelirleriyle de geçimini sağladığının unutulmaması gerektiğini söyleyerek maden faaliyetleri sonucunda bölge halkının büyük zarar göreceğini de sözlerine ekledi.

‘Ruhsat alanı 20 bin hektara kadar genişletildi’

Ayvalık Tabiat Platformu Sözcüsü Nebahat Dinler

Ayvalık Tabiat Platformu Sözcüsü Nebahat Dinler ise geçen yıl ilk başvuru yapıldığı anda bilim insanlarının görüşlerine dayanarak hazırladıkları itiraz dilekçelerini gönderdiklerini hatırlattı.

Dilekçelerde bu uygulamanın deniz tabanına vereceği zararları detaylı olarak belirttiklerin, Belediye Başkanı Rahmi Gençer’in de denizde maden arama faaliyetlerine itiraz ettiğini söyleyen Nebahat Dinler, “ÇED başvuru dosyasında bir önceki yıl elimize ulaşan dosyadan daha detaylı bir açıklama yok ne yazık ki. Ancak şunu öğrenmiş bulunuyoruz; ruhsat 20 bin hektarlık bir alanı kapsıyor. Bu durumda yalnızca Altınova Sahili değil, Sarımsaklı da maden faaliyetleri kapsamına girmiş oluyor. Ayrıca yerleşim yerlerine 300 metre bir mesafede maden çıkarılmak isteniyor. İnsanların özellikle yaz aylarında bu kadar yoğun yaşadığı bir yerde buna izin vermeyeceğiz” diye konuştu.

Ayvalık Belediyesi ve Kent Konseyi de itiraz ediyor

Ayvalık Belediyesi Kent Konseyi Başkanı Filiz Karayelli

İmza kampanyasına da destek veren ve Çevre Bakanlığının bu projeyi derhal iptal etmesini istiyoruz talebini dile getiren Ayvalık Belediyesi Kent Konseyi Başkanı Filiz Karayelli ise “Konunun duyurulmasından itibaren Ayvalık Kent Konseyi ve çevre ile ilgili örgütlerin yanı sıra 200 civarında Altınova Sahil Sitesi duyarlılık göstererek mücadeleye başlamışlardır. Mücadelemiz sonuna kadar sürecektir. Türkiye’yi, Ege’yi, denizi, tabiatı seven herkesi imza kampanyamıza destek vermeye çağırıyoruz” şeklinde konuştu.

Ayvalık halkı, denizden maden çıkarma faaliyetlerinin su altı canlıları ve ekolojik sistem açısından geri dönüşümü mümkün olmayan zararlar getireceği fikrinde birleşiyor. Firma yetkilileri yaptıkları açıklamada ise günde 300, yılda 90 bin ton kıyı kumunu işleyeceklerini belirtiyorlar. Çevre örgütleri ve Ayvalık halkı ise yapılacak bu işlemden sonra kumsalda ve deniz dibinde canlı yaşamının son bulacağından endişe ediyor.

Altınova’da denizden demir madeni çıkarma girişimi tüm kentin gündemine girmiş durumda. Mücadeleden vazgeçmeyeceklerini belirten Ayvalıklılar doğa savunucularından da destek bekliyor.

 

(Papalina.org)

 

Akdeniz’de kasırga mı geliyor?

İklim değişikliği etkisini göstermeye devam ediyor. Meteorologlar bu kez Orta Akdeniz, Yunanistan ve Türkiye’nin Ege kıyıları için tropik fırtına uyarısında bulundu.

Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nden yapılan açıklama şöyle:

“Yapılan son değerlendirme ve analizlere göre bugün öğleden sonra (27 Eylül) Orta Akdeniz’de oluşması beklenilen alçak basınç merkezinin derinleşerek şiddetini arttırması ve tropik fırtınaya dönüşmesi tahmin ediliyor. Orta Akdeniz’de oluşması beklenen fırtınanın hafta sonu doğuya doğru hareket etmesi beklenmektedir.

Farklı tahmin senaryolarında fırtınanın şiddeti ve yeri konusundaki belirsizlikler halen devam etmektedir. Bununla birlikte fırtınanın Ege bölgesini etkilemesi durumunda, 30 Eylül 2018 Pazar günü, rüzgar hızının 100-120 km/saate ulaşması ve meydana gelecek yağışların da 75 kg/m2 ve üzerinde şiddetli yağış şeklinde olması beklenmektedir.”

“Meteoroloji Genel Müdürlüğü olarak fırtınanın oluşumu ve gelişimi takip edilmekte olup; fırtınanın yön, şiddet ve etkileyeceği alan konusunda gerekli olduğunda tahmin, uyarı ve açıklamalar yapılacaktır.”

Ege’nin kıyı kesimlerinde etkili olacak

Orta Akdeniz’de bugün öğleden sonra oluşması beklenen tropik fırtınanın Ege Bölgesi’nin özellikle kıyı kesimlerinde etkili olacağı belirtildi.

Ancak Akdeniz’de nadir görülen ve Medicane adı da verilen siklon tipi bu tür kuvvetli fırtınalara kasırga isminin verilip verilemeyeceği tartışma konusuyken, Türkiye’de hangi bölgeleri etkileyeceğine dair net bir tahminde bulunmak için de henüz erken olduğu yorumları yapılıyor. Ancak meteorolojik modellere göre fırtınanın oldukça şiddetli bir şekilde Pazar günü Bodrum, Marmaris civarlarında etkili olabileceği tahmin ediliyor.

İklim değişikliği nedeniyle aşırı ısınan deniz yüzey sularının okyanuslarda meydana gelen kasırga ve tayfunların sıklığını ve şiddetini artırdığı uzun süredir biliniyor. Akdeniz’de ve ılıman iklim kuşaklarında da bu tür aşırı hava olaylarının görülmeye başlanması iklim değişikliğinin hava durumu normallerini ne kadar değiştirdiğinin bir işareti olarak görülüyor.

(Yeşil Gazete)

Avrupa İklim Eylem Ağı: Türkiye’de iklim dostu yatırımlar yapılmalı!

Avrupa’nın en büyük iklim eylem ağı olan CAN-Europe (Avrupa İklim Eylem Ağı) yetkilileri, Türkiye’de iklim konusunda çalışan sivil toplum kuruluşu (STK) temsilcileri ve akademisyenler ile TEMA Vakfı’nda bir araya geldi.

Avrupa İklim Eylem Ağı yöneticileri, TEMA Vakfı’nın ev sahipliğinde düzenlenen iklim ve kömür toplantısında, Türkiye’de iklim konusunda çalışan bir grup sivil toplum kuruluşu temsilcisi ve akademisyenle buluştu. Toplantıda Avrupa Birliği (AB) ülkelerinin ve Türkiye’nin iklim hedeflerini yükseltmesi ve iklim politikalarında somut adımlar atması için karar alıcılara çağrıda bulunuldu.

Türkiye Paris Anlaşması’nı onaylamalı

TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Ataç

TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Ataç, “Türkiye’nin iklim değişikliğine uyum konusunda daha etkin olması için Paris Anlaşması’nı onaylaması önem taşıyor. Ülkelerin iklim değişikliği politikalarının dış politika, uluslararası ticaret gibi konuların temel belirleyicisi konumuna geldiğini görüyoruz.

AB üyelik sürecinde olan Batı Balkan ülkeleri ve Türkiye kalkınma programlarında iklim değişikliğini göz ardı etmeleri halinde, hem iklimi korumanın yarattığı yan faydalardan mahrum kalma hem de uluslararası süreçlerde belirleyici rol oynama şansını yitirme riskini alacaklardır.

Türkiye’nin kararlı bir şekilde sera gazı emisyonu azaltım hedeflerini ortaya koyması, iklim dostu politikaları savunarak çevresindeki ülkelere liderlik etmesi ve diğer ülkelere örnek teşkil eden bir azaltım katkı niyeti açıklaması, iklim mücadelesinde önemli bir yol almasını sağlayacaktır. Bu noktada en somut adım ise ülkemizin 2012 yılında ilan ettiği kömür odaklı enerji üretimi planını gözden geçirmesi ve odağına yenilenebilir enerjiyi almasıdır.

Türkiye hem rüzgar hem de güneş potansiyeli açısından olanakları zengin olan bir ülkedir. Yenilenebilir enerjiye geçiş sadece yeni enerji geleceğini yakalamak açısından değil, inovasyona dayalı sanayinin gelişimi açısından da ülkemize önemli bir fırsat sunmaktadır. Ayrıca altyapı yatırımlarının iklim dostu biçimde ve iklim değişikliğine direnci artıracak biçimde hızla gerçekleştirilmesi zaruri hale gelmiştir. Yatırım tercihlerimizin bu yönde kullanılması hem kalkınmayı sağlayacak hem de iklim değişikliğinin olumsuz etkileri nedeniyle gelecekte görülecek ekonomik kayıpları en aza indirecektir” dedi.

AB iklim hedeflerini daha da iddialı hale getirmeli

Avrupa İklim Eylem Ağı Direktörü Wendel Trio

Avrupa İklim Eylem Ağı Direktörü Wendel Trio, “Paris Anlaşması’nın beraberinde getirdiği yeni iklim rejimi, tüm devletlerin ve devlet dışı aktörlerin sorumluluk almasını gerekli kılıyor.

Birleşmiş Milletler (BM) 24. İklim Değişikliği Taraflar Konferansı (COP24) öncesi gündem, sorumluluk alacak bu aktörlerin iddialı ve somut adımlar atması için pek çok fırsat sağlıyor. Bu süreçte AB’nin mevcut iklim hedeflerini daha iddialı hale getirmesi gerekiyor. Bununla birlikte üyelik sürecindeki Türkiye ve Balkan ülkelerinin de ulusal iklim ve enerji politikalarını net ve iddialı bir biçimde ortaya koyması büyük önem teşkil ediyor” dedi.

Avrupa İklim Eylem Ağı Türkiye Temsilcisi Elif Gündüzyeli,

Avrupa İklim Eylem Ağı Türkiye Temsilcisi Elif Gündüzyeli, , “Küresel sıcaklık artışlarının sanayi öncesi döneme göre 1 C derece kadar arttığı günümüzde, Türkiye’de ve Avrupa’da bu artışın etkilerini hepimiz yaşıyoruz.

Paris Anlaşması doğrultusunda, sıcaklık artışlarını 1.5 C derecede sınırlayabilmek ve mevcut iklim değişikliği etkilerine uyum sağlayabilmek için iddialı iklim hedeflerini ortaya koymak, somut planlarla bu hedefleri gerçekleştirmek, devletlerin başlıca görevlerinden.

İklim kırılganlığı yüksek olan Türkiye’nin de mevcut yüksek karbonlu kalkınma planlarından bir an önce vazgeçerek düşük karbonlu kalkınma politikalarını tasarlamaya başlaması, bunu uluslararası iklim müzakerelerinde gündeme getirerek çözümün parçası olduğunu göstermesi çok önemli” dedi.

Avrupa İklim Eylem Ağı (CAN Europe)

TEMA Vakfı’nın da üye olduğu Avrupa İklim Eylem Ağı (Climate Action Network Europe-CAN Europe), CAN International altında kurulmuş, 35 Avrupa ülkesinden 150’nin üzerinde üye kuruluşla ve bin 700’ün üzerinde sivil toplumu temsil eden küresel bir ağdır. Avrupa genelinde iklim değişikliği ile mücadele çalışmalarında öncü role sahip olan ağın temel çalışma alanları arasında ayrıca enerji kalkınma ve finans politikaları yer almaktadır. AB ve Birleşmiş Milletler (BM) nezdinde sivil toplumun sesi olarak görülen ağ, sıfır karbona geçiş sürecinde yapılan küresel eylemlere ve çalışmalara aktif katkı sağlamaktadır.

 

(Yeşil Gazete)

İklim Kafe Konuşmaları: Prof. Dr. Nüzhet Dalfes insan kökenli iklim değişikliğinin bilimini anlatacak

İklim Kafe Konuşmaları devam ediyor.

Yeni sezonun ilk etkinliğinde İstanbul Teknik Üniversitesi Avrasya Yer Bilimleri Enstitüsü’nden kıdemli iklim bilimci Prof. Dr. Nüzhet Dalfesİnsan Kökenli İklim Değişikliğinin Bilimi: Tarihsel Bir Bakış” başlıklı etkinlikte konuşmacı olacak.

Türkçe gerçekleştirilecek etkinlik 3 Ekim 2018 Çarşamba günü 18.00’da İstanbul Politikalar Merkezi’nde (Karaköy) başlayacak.

Etkinliğin içeriği ise şu şekilde:

“İnsan kökenli sera gazı artışlarının bilimsel tabanı sanıldığından çok daha geçmişe dayanır. Birçok kişi Yer’in atmosferindeki karbondioksit artışının iklim üzerindeki etkilerinin bilimin nispeten yeni bir keşfi olduğunu düşünür. Halbuki, karbondioksit ve diğer sera gazlarının etkileri 19. yüzyılın sonlarından itibaren bilinmektedir. Benzer şekilde, fosil yakıtlar kökenli karbondioksitin atmosferdeki birikimi ve okyanusların rolü yaklaşık 50 yıldan beri bilinmektedir. Bu konuşmada, insan kökenli iklim değişikliklerinin bilimsel tabanının gelişiminin tarihi özetlenecek, iklim bilimi çalışmaları ile bilişimdeki gelişmelerin sinerjisi tartışılacaktır.”

Etkinliğe kayıt yaptırmak için buraya tıklayabilirsiniz 

(Yeşil Gazete)

Rize’de kesilen asırlık çınarın haberini yapan Deniz Varlı Emniyet’e verdiği ifade sonrası serbest bırakıldı

Rize’de gazetecilik yapan Deniz Varlı kişisel sosyal medya hesabından kentteki asırlık bir çınar ağacının yıkılmasına dair bir video paylaşmış ve yine geçmişte aynı yerde bulunan tarihi Rize Orta Cami’nin yıkılmasını eleştirmişti.

Rize Belediye Başkanı Prof. Reşat Kasap, Varlı’ya kişisel sosyal medya hesabından cevap vermiş, kendisini yalancılıkla suçlamış ve Rize’ye zarar veriyor” diyerek Varlı’yı hedef göstermişti.

Bunun üzerine Rize Belediyesi, ağacın çürüdüğüne ve kesilmesi gerektiğine dair bir açıklama yayınladı. Açıklamanın yanı sıra Rize Belediye Başkanı Prof. Reşat Kasap, Varlı’ya kişisel sosyal medya hesabı üzerinden cevap verdi; Varlı’nın camiyle hiçbir ilişkisi olmayacağını, yalan söylediğini ve Rize’ye zarar verdiğini ileri sürdü.

“Gazeteci ve peyzaj mimarıyım”

Varlı, Rize’de gazetecilik yaptığını, aynı zamanda peyzaj mimarı olduğunu, asırlık bir ağacın nasıl korunabileceğine dair bilgi sahibi olduğunu, dolayısıyla belediye tarafından yapılan açıklamayı komik bulduğunu belirtti ve “Hepimiz aynı dünyada yaşıyoruz; İstanbul’da, Bursa’da 300-500 yıllık çınar ağaçlarının nasıl koruma altına alındığını biliyoruz.” dedi. Varlı, ağacın, çevrede bulunan dükkânların daha görünür olması için yıkılmış olabileceğini ifade etti.

Deniz Varlı bu yaşananların ardandan hakkında soruşturma başlatıldığı için ifadeye çağrıldığını şöyle duyurmuştu:

“Sosyal medyadaki iki paylaşımımla ilgili ifade vermek üzere Emniyete davet edildim. Şimdi oraya gidiyorum, 3 güne kadar dönmezsem merak etmeyin.”

Varlı, emniyette ifade vermesinin ardından serbest bırakıldı.

 

(Cumhuriyet, Dokuz8)

İklim değişikliğinin orman yangınlarına etkisi: Açılan davalar

Yanıyoruz. Ormanlarımız yanıyor. Hem de her geçen gün daha da şiddetlenerek, bir öncekinden daha fazla insan-hayvan canına, doğa tahribatına mal olarak.

Sivil Sayfalar ve Yeşil Gazete ortaklığında bu soruna el atalım, gündeme taşıyalım istedik.

Gezegen çapında sorunu kavramak, yerelde durum tespiti yapmak, kimlikler işin içine girdiğinde orman yangınlarına karşı tavırda değişim oluyor mu (bknz. Dersim Yangınları) araştırmak , uzmanlara danışmak ve en nihayetinde dosya konusunun bittiği an itibarı ile kapsamlı bir #OrmanDosyası içerik dizgesini önünüze sunmaktır ana gayemiz.

Sırada iklim değişikliği etkisi ile hızla artan orman yangınları ve açılan davalar var.

***

Amerika Kıtası

Amerika Eagle Creek Davası

2 Eylül 2017 yılında Amerika Birleşik Devletlerinin Oregon eyaletinde bulunan Eagle Creek yolunda yürüyüş yaparken havai fişek atan genç çocuk dava sonucu doğaya verdiği zarardan ve insan hayatını tehlikeye atmaktan dolayı $36,618,330.24 para cezasına çarptırıldı. 48 bin dönüm arazinin yanmasına sebep olan gencin avukatı para cezası hakkında “zalim ve alışılmışın dışında bir ceza” yorumu yaparken Hakim John A. Olson kararın anayasayı çiğnemediğini ve tazminatın genç tarafından yapılan zarar karşısında gayet orantılı olduğunu söyledi.

Sierra Forest Legacy

sierraforestlegacy.org/FC_LawsPolicyRegulations/RecentImportantCaseLaw

Wildfire Legal Group (WLG)

Los Angeles şehrinde, Su ve Elektrik Departmanına okul bölgesi, su bölgeleri ve bir yaz kamp alanı dahil olmak üzere yüzlerce mülke zarar vermekten ve kontrolsüz şekilde büyüyen yangın başlatmaktan dolayı dava açıldı. WLG Müdürü Dave Fox ilk davacı adına davaya atandı ve duruşmadan birkaç gün önce 103 milyon dolar tazminat ile sonuçlandı.

Avrupa Kıtası

Yunanistan’da Orman Yangınına kurban gidenlerin aileleri Otoritelere dava açtı

İki kurban ailesi tarafından açılan davada yetersiz tahliye talimatları nedeniyle onlarca insanın ateşler içinde kalmasına sebebiyet vermesinin altını çizerek hükümetin yetkili kesimleri ve bu denli ciddi bir krizle başa çıkmakla sorumlu kişilere karşı suçlamada bulunuyor.

“Alevlerin önlenmesi, alevleri söndürmek ile ve insanların güvenliğinden sorumlu herkes mahkum edilmeli ve davada adı geçmektedir.” diye konuşan davacı avukatı Antonis Foussas, “Bu isimler arasında Sivil Koruma Ajansı’nın başı, Attika’nın Valisi, Maraton ve Polis ve İtfaiye servislerinin başkanı da bulunmakta,” dedi. “2007’de olan yangın felaketlerinde de yetkililer benzer suçlamalarla karşı karşıya kalmıştı,” diye ekleyen Foussas toplamda 70 yıl hapis cezasına çarptırılacaklarını fakat Yunan kanunları çerçevesinde bu cezayı ödeyerek kurtulabileceklerini ve tek umutlarının böyle bir olayın tekrar yaşanmaması olduğunu belirtti.

Asya Kıtası

Waringin Argo Jaya şirketine karşı açılan dava:

7 Şubat 2017 tarihinde Güney Jakarta Bölge Mahkemesinde PT Waringin Agro Jaya (WAJ) isimli palm yağı üreten bir şirkete kasıtlı olarak açık araziyi ateşe vermek sebebiyle yetkililer tarafından dava açıldı. Güney Sumatra bölgesinde bir alanı bilerek ateşe verip orman yangınına sebep olan şirket 35 milyon dolar cezaya çarptırıldı. Bu cezanın %37’si yanan 411 metrekarelik alanın tazminatı sayıldığını kalanı ise alanı iyileştirme maliyeti olduğunu söylendi.

Ulusal Sago Prima şirketine karşı açılan dava:

Ekim 2015’te 3 bin hektar torf alanın ve çevresindeki ormanların yanmasına sebep oldukları gerekçesi ile palm yağı üreten Ulusal Sago Prima (NSP) şirketine yetkililer tarafından dava açıldı. Bakanlık tarafından ilk kazanılan dava niteliği taşıyan bu hukuki süreçte NSP’nin yangınların kontrolden çıkmasını önlemek için hiçbir tedbir almadığını bir tane bile yangın kulesi kurmadığı anlaşıldıktan sonra 319,168 milyar ER tazminat cezası ve 753 milyar ER ise yanan alanları tedavi amaçlı para cezasına çarptırıldı.  Bakanlığın avukatı Patra Zen “ Bir şirket orman alanından ödün istediği zaman orayı korumak, kontrolu sağlamak ve yangınları söndürmekle yükümlüdür,” dedi

 

Bu derleme çeviri Aylin Gülüm, Emir Gürsoy ve Enise Küçük tarafından hazırlanmıştır.

Bu içerik Sivil Sayfalar ve Yeşil Gazete işbirliği ile yayınlanmıştır

 

(Sivil Sayfalar, Yeşil Gazete)

Türkiye rüzgâr enerjisinde tüm zamanların elektrik üretim rekorunu kırdı

Türkiye’de rüzgârlı hava koşullarının da etkisi ile rüzgâr enerjisinde tüm zamanların elektrik üretim rekoru kırıldı.

Türkiye Elektrik İletim A.Ş. tarafından açıklanan kesinleşmemiş ön bilgilere göre dün Türkiye’de gerçekleşen 127.595 megavat-saatlik düzeyinde elektrik üretimi gerçekleşti.

Bu üretim dün gerçekleşen 755.739 megavat-saatlik toplam üretimin %16,88‘lik bölümünü oluşturdu.

Rüzgâr enerjisi böylelikle dün doğalgaz ve ithal kömürden sonra üçüncü enerji üretim kaynağı oldu.

Bir önceki rekor 3 Mart’ta kaydedilmişti

Bir önceki en yüksek üretim rakamı 122.132 megavat-saatlik ile 3 Mart 2018 tarihinde gerçekleşmişti.

Rüzgâr enerjisinin Ağustos ayında ortalama günlük 75,234 megavat-saatlik elektrik üretimi ile geçtiğimiz ayki elektrik üretimindeki payı %8,74 olmuştu.

Eylül ayının ilk 26 günü ortalaması ise günlük ortalama 54,402 megavat-saatlik üretim ile %6,67 düzeyinde bulunuyor.

TEİAŞ verilerine göre Türkiye’nin rüzgâr enerjisine dayalı elektrik üretim kapasitesi Ağustos ayı sonu itibari ile 6.742,4 megavat-saat idi.

 

(Yeşil Ekonomi)

Monsanto’ya (Bayer) kötü haber: Glifosatı arı ölümleriyle ilişkilendiren bir bilimsel rapor daha yayımlandı

ABD Ulusal Bilimler Akademisi’nin PNAS dergisinde (Proceedings of the National Academy of Sciences of the United States of America) yayınlanan bir rapora göre, dünyanın en çok kullanılan tarım zehri glifosat arıların bağırsaklarındaki faydalı bakterilerin bir kısmını öldürerek, arıların enfeksiyonlara karşı direncini düşürüyor ve zararlı bakterilere bağlı ölüm risklerini arttırıyor.

ABD Tarım Bakanlığı’na bağlı Ulusal Gıda ve Tarım Enstitüsü, ABD Ulusal Sağlık Enstitüleri ve Brezilya Eğitim Bakanlığı tarafından fonlanan ve Texas Üniversitesi’nden üç bilim insanı tarafından yapılan çalışma, glifosatın dünyadaki arı ölümlerinin sebeplerinden biri olabileceğine dair kanıtlar sunuyor.

glyphosate bees ile ilgili görsel sonucuYapılan çalışmadan kısaca bahsetmek gerekirse, tarla, bahçe ve yol kenarlarındaki ölçülen glifosat seviyelerine maruz bırakıldıktan üç gün sonra incelenen arılarda, glifosatın bağırsak mikrobiyotasını zayıflattığı (faydalı bakterilerin sayısını azalttığı) gözlemlendi. Ardından arılar Serratia marcescensisimli bir fırsatçı patojene (ilk anda hastalığa sebep olmayan, vücut direnci düştüğünde enfeksiyona sebep olan patojen) maruz bırakıldı. Araştırma sonuçlarına göre glifosata maruz bırakılan arılardaki ölüm oranının, glifosata maruz bırakılmayan arılardan daha yüksek olduğu görüldü.

bayer monsanto ile ilgili görsel sonucuGlifosatı 1974 yılında Roundupisimli herbisitinin (ot öldürücü) etken maddesi olarak piyasa süren Monsanto (Bayer), glifosatın yalnızca bitkilerde ve bazı mikroorganizmalarda bulunan önemli bir enzime (EPSPS) etki ettiğini ve hayvanlara zarar vermediğini iddia ediyor. Ancak rapora göre, bu enzim neredeyse tüm arı türlerinin bağırsak mikrobiyotasında bulunuyor ve arıların büyüme ve hastalıklara karşı direnciyle doğrudan ilişkili.

Temmuz 2018’de Çin’de yapılan ve Journal of Agricultural and Food Chemistry’de yayınlanan bir araştırma, glifosata maruz kalan bal arısı larvalarının daha yavaş geliştiğini ve ölüm oranlarının daha yüksek olduğunu ortaya koymuştu. 2015’de Journal of Experimental Biology’de yayınlanan bir diğer araştırma ise, tarlalarda ölçülen seviyede glifosata maruz bırakılan yetişkin arıların kovana geri dönmek için ihtiyaç duydukları bilişsel işlevlerinin zayıfladığını ortaya koymuştu.

Neonikotinoid türü insektisitler (böcek öldürücü) gibi, glifosatın da arı ölümleri ve koloni çöküş sendromuyla ilişkili olabileceğine dair kanıtlar sunan Texas Üniversitesi araştırmacıları, glifosat içeren ot öldürücü kimyasalların kullanılmamasını öneriyor.

eu ban glyphosateGlifosat hakkında: 1974’te Monsanto (Bayer) tarafından Roundup ismiyle piyasa sürülen glifosat, dünya tarihinde en çok kullanılan tarım zehri. Charles M. Brenbook’un 2016’da Environmental Sciences dergisinde yayınladığı verileregöre, glifosatın1974-2014 kümülatif kullanım miktarı: 8 milyon 600 bin ton. Dünya genelinde (tarımsal + tarım dışı) glifosat kullanımı 1994 ile 2014 arası 15 misli arttı (56 bin 296 tondan 825 bin 804 tona çıktı). 1994-2014 arası dünya genelinde kullanılan toplam glifosat miktarının %72’si son on yılda kullanıldı. Dünya genelinde, GDO’ların toplam glifosat kullanımındaki payı %56. Bugün, ABD’de 750’den fazla glifosat içeren ürün satılıyor. Avrupa’da ise 40 farklı şirket tarafından 300’ü aşkın glifosat içeren herbisit satılıyor. Bugün Türkiye’de ise, halk dilinde ot kıran ya da yeşil kıran olarak da anılan glifosat kullanımı, Bülent Şık’ın Tarım ve Ormancılık verilerine dayanarak yaptığı hesaba göre 2001-2013 arası 15 misli arttı(305 tondan 4500 tona çıktı). Glifosat Mart 2015’te Dünya Sağlık Örgütü kanser ajansı IARC tarafından “muhtemel kanserojen” olarak sınıflandırıldı. Kasım 2017’de Avrupa Komisyonu glifosatın AB’deki kullanım iznini 5 yıllığına yeniledi.

Monsanto hakkında: 1901’de ABD’de kurulan Monsanto, Haziran 2018’de Bayertarafından satın alındı. PCB (Stockholm sözleşmesi tarafından yasaklanan 12 adet kalıcı organik kirleticiden biri), DDT (1970’te yasaklandı), Agent Orange ve dioksin (1997’de Dünya Sağlık Örgütü tarafından kanserojen olarak sınıflandırıldı) üreticisi Monsanto, 1974’te etken maddesi glifosat olan Roundup herbisitini ve 1996’da glifosatla kullanımı zorunlu olan genetiği değiştirilmiş organizmaları (GDO) piyasaya sürdü. 11 Ağustos 2018’de San Francisco Yüksek Mahkemesi’nde görülen glifosat davasında jüri Monsanto’nun “haksız fiili kasıt ya da zulüm olarak işlediğine” ve davacı Dwayne Johnson’a toplam 289.2 milyon ABD doları tazminat ödemesine karar verdi. 19 Eylül 2018’de Monsanto karara itiraz için mahkemeye başvurdu, duruşma tarihi 10 Ekim 2018 olarak belirlendi. Dewayne Johnson davası glifosatın kanserle ilişkili olduğu iddiasıyla açılan ve sonuçlanan ilk dava olarak tarihe geçti. ABD’de Monsanto’ya 8,000 üzerinde benzer dava açıldı.

Kaynaklar:

http://www.pnas.org/content/early/2018/09/18/1803880115

https://pubs.acs.org/doi/abs/10.1021/acs.jafc.8b02212

http://jeb.biologists.org/content/218/17/2799

https://www.gmwatch.org/en/news/latest-news/18475

https://www.theguardian.com/environment/2018/sep/24/monsanto-weedkiller-harms-bees-research-finds

https://enveurope.springeropen.com/articles/10.1186/s12302-016-0070-0

https://m.bianet.org/biamag/toplum/168595-tarladan-catala-glifosat-sorunu

https://aysebereket.wordpress.com/2017/10/25/glifosata-dun-avrupa-parlamentosu-hayir-dedi-bugun-sira-komisyonda/

https://aysebereket.wordpress.com/2012/03/04/bir-gdo-devinin-dnasi-monsanto/

https://aysebereket.wordpress.com/2016/09/22/tohum-ve-pestisit-tekelleri-mercek-altinda/

https://aysebereket.wordpress.com/2018/08/11/monsanto-bayer-glifosat-kanser-davasinda-tarihi-zafer-289-2-milyon-dolar-tazminat-cezasi/

https://www.reuters.com/article/us-bayer-glyphosate-lawsuits/bayers-monsanto-asks-us-court-to-toss-289-million-glyphosate-verdict-idUSKCN1LZ0H7

 

Bu yazı aysebereket.wordpress.com/ dan alınmıştır

 

 

 

Ayşe Bereket

twitter.com/aysebereket