Ana Sayfa Blog Sayfa 27

Karadeniz Ereğlisi halkı, ERDEMİR’in yarattığı kirliliğe karşı sürekli eyleme başladı

Zonguldak’ın Ereğli ilçesinde kurulu Ereğli Demir ve Çelik Fabrikaları T.A.Ş’nin (ERDEMİR) yarattığı hava kirliliği ve buna bağlı yaşanan sağlık sorunları bitmek bilmiyor.

Türkiye’nin havası en kirli ilçeleri arasında Karadeniz Ereğlisi ilk sıralarda yer alıyor. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Ulusal Hava Kalitesi İzleme ağında, Ereğli ile ilgili bazı saatlerde veri oranlarının açıklanmaması ve bazı saatlerde ise oranların sıfır olarak açıklanması, vatandaşlar arasında, ‘hava kirliliği haberlerinin ardından istasyon verileri üzerinde manipülasyon mu yapılıyor’ sorusuna neden oluyor.

Temiz Hava Hakkı Platformu‘nun geçen hafta yayımladığı Kara Rapor-2024’e göre, Türkiye genelinde 2022 yılında 365 adet hava kalitesi izleme istasyonu olmasına ve bu sayı 2023 yılında 380’e yükselmiş olmasına rağmen, istasyonların tamamında mevzuata göre izlenmesi gereken parametreler izlenmiyor. Örneğin PM2,5, var olan istasyonların yarısından azında izleniyor, bu istasyonlardan veri alımı ise yeterli düzeyde değil.

Rapor için ülke genelinde en yaygın izlenen parametre partikül madde PM10 olmasına rağmen, 365 istasyonun sadece 225’inden yani yüzde 61’inden yeterli PM10 verisi alınabildi. Bu oran ince partikül maddede (PM2,5) yüzde 25, kükürt dioksitte (SO2) yüzde 54, azot dioksitte (NO2) ise yüzde 43 olarak saptandı. 2023 yılında  toplam istasyon sayısı artmış olmasına rağmen, yeterli veri alımı sağlanan istasyon sayıları 2022 yılına göre daha düşük.

Hava kirliliği ölçüm istasyonlarından veri alınamıyor

Üretimde fosil yakıt, özellikle de kömür kullanan ağır sanayinin yoğun olduğu bölgelerdeki partikül madde izlemesi çok sınırlı. Kirliliğin en yoğun olduğu bilinen Sakarya – Hendek OSB, Kocaeli – Gebze OSB ve Kocaeli – Dilovası – İMES OSB 2 istasyonlarında  2022 ve 2023 yılları boyunca partikül madde (PM10) ölçümü yapılmadı.

Temiz Hava Hakkı Platformu Koordinatörü Deniz Gümüşel, Karadeniz Ereğlisi’nde kurulu istasyonda ise PM10 ortalamasının ulusal limit değer olan 40 µg/m3’ün üstünde gerçekleştiğini söylüyor.

Buna karşın, PM2.5 ve NO2 hiç ölçülmemiş. PM2,5, Dünya Sağlık Örgütü tarafından insanda kanser yaptığı ve dünya genelinde her yıl 4 milyondan fazla insanın ölümüne yol açtığı belirlenen çok zararlı bir hava kirletici. SO2 yıllık ortalaması ise sınır değerler dahilinde kalmış görünüyor.

Gümüşel, “Daha önemlisi Ereğli’de sanayii tipi bir istasyon yok, bunun yerine kentsel arkaplan istasyonu var. Bu durumda ölçümlerin demir çelik fabrikasının yarattığı kirliliği tam olarak yansıtması mümkün değil” diyor.

Vatandaşların isyanı: Kendinizi akıllı bizi akılsız mı zannediyorsunuz?

Karadeniz Ereğli Çevre Platformu (KERÇEP) üyeleri Erdemir’de yıllardır yaşadıkları kirlilik ve ilçenin “özel endüstri bölgesi”in çevre kirliliği ve özel endüstri bölgesi olmasının sonuçlarına ilişkin geçen gün bir basın açıklaması yaptı.

Ereğli Limanı‘ndaki eylemde, Ereğliler adına açıklamayı yapan Av. Yakup Okumuşoğlu, , geçen hafta bir basın toplantısında “Erdemir Ereğli’yi zehirlemiyor” diyen Erdemir Genel Müdürü’ne su soruları sordu:

“Her gün gözlerimizle gördüğümüz, ciğerlerimize çektiğimiz o dumanlar, o zehir bulutları ne? Yanmakta olan kömürü söndürmek için boca edilen suyun çıkardığı o sağlığımıza zararlı buhar, bacalarınızdan çıkan kimyasallar, cüruf dağlarında ve hammadde stok alanlarında oluşan toz fırtınaları ne?

KERÇEP verilerine göre ilçede kanser vakalarının neden diğer yerlere göre 3,5 kat daha fazla? Neden her iki aileden birinde solunum yolu hastalıkları var? Neden kabul edilebilir sınırların katbekat üzerinde toz ve kirlilik yaşıyoruz? Dünya Sağlık Örgütü’nün hesaplama tekniklerine göre her yıl en az 70-80 kişi bu yüzden erken ölümle karşılaşıyor. Bunlar masal mı? Bunlar yalan mı?

Kendinizi akıllı, Ereğli halkını akılsız mı sanıyorsunuz? Buradan söylüyoruz: Erdemir, havayı zehirliyor.”

Her gün Erdemir’in bacalarından çıkan dumanların Ereğli’nin üzerine kara bir örtü gibi çöktüğünü, bu havayı her gün soluduklarını ve çocuklarının bu toz bulutunda büyüdüğünü anlatan çevre gönüllüleri, “Ereğli, Gülüç, Alaplı, Kandilli, Akçakoca… Bu kentlerde yüzbinlerce insan her gün bacalarınızdan salınan emisyonlara, fabrika alanından yükselen tozlara maruz kalıyor. Bu halk her gün o kara dumanları görüyor, her gün o toz ve emisyon bulutlarını soluyor, her gün sevdiklerini hastanelere götürüyor” dedi.

KERÇEP’in verilerine göre de Ereğli’de kanser vakalarının diğer illere göre 3.5 kat daha fazla olduğunu, her iki aileden birinde solunum yolu hastalıkları olduğunu belirtilen açıklamada,  şunları kaydedildi:

“Şimdi buradan haykırıyoruz: Erdemir, havayı zehirliyor. Suyu, toprağı kurulduğu günden beri kirletiyor!

Siz ise toplantınızda çevreye zararsız üretime 2050’de ulaşacağınızı söylüyorsunuz. 2050! Soruyoruz: Bu halk 2050’ye kadar neden sizin kahrınızı çeksin? Neden bu fedakarlığı yapalım? Erdemir, sadece karını düşünürken, halkın sağlığı umurunda değilken bu halk neden 2050’ye kadar yaydığınız emisyonları ve tozu soluyacakmış?”

Kara Rapor’da her yıl düzenli olarak yürütülen sağlık etki değerlendirmesine göre de 2022 yılında illerdeki ince partikülü madde (PM2,5) düzeyleri DSÖ kılavuz değeri olan 5 μg/m3’e indirilebilseydi 68.440 ölüm önlenebilirdi.

Yapılan çalışmaya göre, 2022 yılında Türkiye’de kazalar, yaralanmalar ve Covid19 nedenli ölümler harici gerçekleşen 30 yaş üstü toplam 480.991 ölümün yüzde 14,2’ü hava kirliliğine atfedilen ölümler. Hava kirliliği sonucu gerçekleştiği tahmin edilen ölümlerin hem sayısal hem de orantısal olarak önceki yıllara göre daha fazla olduğu saptanmış durumda.

Ancak ülke genelinde bulunan 30 endüstriyel hava kalitesi izleme istasyonun sadece yarısında ince partikül madde (PM2,5) altyapısı bulunuyor ve 2022 yılında bunların sadece 9’undan, 2023’te ise 12’sinden yeterli veri alınabildi.

‘Vergiden kaçınmak için Özel Endüstri Bölgesi ilan edildi’

Okumuşoğlu, Erdemir’in kentin geçmişinde ekonomik sosyal ve kültürel gelişiminde büyük rolü olsa da özelleştirildikten sonra sadece karını önemseyen bir yapıya dönüştüğünü, en sonunda da belediyeye ödemekle yükümlü olduğu vergi ve harçları ödememek için kendini “Özel Endüstri Bölgesi” ilan ettirdiğini belirtti:

“Bu kente hiçbir şey vermeyecek, ama kentin sırtına her geçen yıl daha çok yük bindirecek. Amaç bu. Çalışanların bu kentte yaşıyor. İşçilerin bu kentin havasını soluyor, suyunu içiyor, toprağını işliyor, bu kentin alt yapısından yararlanıyor. Sen bu kentin ortasında duruyorsun. Ama iş sorumluluğa gelince ben emlak da ödemem, ben ruhsat harcı da ödemem diyeceksin! Vatandaş ödeyecek, sen ödemeyeceksin, Öyle mi? Bu iş o kadar kolay değil! Bu haksızlığa asla sessiz kalmayacağız.

Bu kentte yaşayıp bu kentin haklarını yok sayamazsın. Bu adaletsizliği cebine kar olarak koymana sessiz kalmayacağız. Bu halkın hakkını, hukukunu sana her fırsatta hatırlatacağız.”

KERÇEP aktivistleri ve vatandaşlar, bundan sonra her cumartesi günü Erdemir sahilinde toplanacaklarını, yapmak zorunda olup da görevini yapmayanları, görevinden kaçınanları ifşa edeceklerini duyurdu.

 

 

 

 

Nepal’de 200’den fazla can kaybı yaşanan selde kayıplar aranıyor

Katmandu Vadisi, geçen hafta sonu Nepal’de yağış ölçüm ve kayıt sisteminin ilk kez başlatıldığı 1970 yılından bu yana kaydedilen en yüksek şiddette yağışlara tanık oldu.

Yetkililer ülke genelinde yağmurun yol açtığı sel ve toprak kaymalarında yaşamını yitirenlerin sayısının 217’yi geçtiğini açıkladı.

İçişleri Bakanlığı sözcüsü Rishiram Tiwari, sel ve toprak kaymaları ile bağlantılı olaylar nedeniyle şu ana kadar 28 kişinin kaybolduğu, 143 kişinin yaralandığı bilgisini paylaştı.

Binlerce kişi yerinden oldu

Perşembe günü başlayan ve üç gün boyunca süren aşırı yağışların tetiklediği sel, pazar gününe kadar birçok eyalette geniş çaplı yıkıma yol açarak binlerce kişiyi yerinden etti. Ölü sayısının 50’yi geçtiği başkent Katmandu selin en sert vurduğu yer oldu. Şehrin güney kesiminin büyük bir kısmı sular altında kaldı.

Nepal’de 28 Eylül-2 Ekim 2024 tarihleri arasında Nepal’in çevirimiçi afet bilgi sisteminde kayıt altına alınan sel (koyu mavi), aşırı yağış(mavi) ve toprak kaymaları (kahverengi). Kaynak: Bipad

Pazar gününden itibaren Katmandu’da havanın düzelmesi ile arama-kurtarma ve yardım çalışmaları biraz daha hızlandırsa da Nepal’in doğu ve orta kesimlerinin büyük bölümü cuma gününden bu yana sular altında.

Uluslararası Entegre Dağ Geliştirme Merkezi (ICIMOD) Hindukuş Himalaya Bilgi Merkezi İklim ve Çevresel Riskler Lideri Arun Bhakta Shrestha, “Katmandu’da daha önce hiç bu ölçekte bir sel görmemiştim” dedi.

Nepal İçişleri Bakanlığı sözcüsü Rishiram Tiwari ise  “ordu ve silahlı polis kuvvetleri dahil olmak üzere 20.000’den fazla güvenlik personelinin” devam eden arama-kurtarma ve yardım dağıtımı çalışmaları için görevlendirildiğini duyurdu: “Sel nedeniyle kapanan yolların yeniden açılması için çalışmaların devam ediyor.”

Son 54 yılın en şiddetli yağışı

Nepal Hidroloji ve Meteoroloji Departmanı (DHM) Kıdemli Meteoroloji Uzmanı Shanti Kandel, Pazar sabahı Katmandu’daki dokuz istasyon tarafından kaydedilen verilerin son 54 yılın en yüksek değeri olduğunu söyledi.

Nepal yağışları ölçme ve kaydetmeye yönelik bugünkü sistemini 1970 yılında uygulamaya başladı. Katmandu’da daha önce 2002 yılında en yüksek yağış miktarını kaydedilmişti.

Nepalli meteorolog Govind Jha, Tribhuvan Uluslararası Havaalanı’ndaki meteoroloji istasyonunun cumartesi sabahı kaydettiği verilere göre son 24 saat içinde 239.7 mm yağmur ölçüldüğünü; şimdiye kadarki en yüksek yağış rekorunun ise 2002 yılında kaydedilen 177 mm. olduğunu belirtti; “Katmandu’da bu kadar çok yağış hiç kaydedilmemişti” dedi.

Benzer rekor yağışlara en az 14 diğer ilçedeki 25 gözlem noktasından da tanık olundu.

Meteoroloji yetkilileri 50 mm’nin üzerindeki yağışları şiddetli, 100 mmm’nin üzerindeki yağışları “çok şiddetli” ve 200 mm’nin üzerindeki yağışları ise “aşırı şiddetli” olarak sınıflandırıyor.

Jhapa bölgesindeki birçok nokta “200 milimetrenin üzerinde” yağışa tanık olurken meteorolog Jha, farklı noktalarda kaydedilen aşırı yağışlara dair şu bilgileri paylaştı:

“Cumartesi günü Budhanilkantha istasyonu 187.3 milimetre yağış kaydederken, bir önceki en yüksek rekor 2007 yılında ölçülen 159 milimetre idi. Aynı şekilde, Lalitpur‘daki Chapagaun istasyonu 2002 yılında 200,5 milimetre yağış kaydederken cumartesi günü 323 milimetre yağış kaydetti”

Aşırı yağışlar iklim değişikliğinin bir sonucu

Nepal’in muson yağmurları ile birleştiğinde toprak kaymaları için oldukça elverişli bir ortam oluşturan dik dağlık arazisinde ve taraçalı tepelerinde “madencilik, tünel açma, ormansızlaşma ve düzensiz bina inşaatı” gibi insan-merkezli faaliyetler muson mevsiminde can kayıplarını artıran en önemli faktörler arasında.

Ayrıca, özellikle taşkın yatakları boyunca binaların gelişigüzel inşa edilmesi, daha küçük ölçekli afetlere karşı Nepal’in altyapısal ve sosyal kırılganlığını artırıyor.  Bu insan-merkezli faktörler, ülkenin doğal topografyası ve artan iklim değişikliği sonuçları ile birleştiğinde Nepal’in iklim riskine ve aşırı hava olaylarına karşı duyarlılığına katkıda bulunuyor.

Yaşanan yıkımı iklim değişikliği merceği ile inceleyen Katmandu merkezli Uluslararası Entegre Dağ Geliştirme Merkezi (ICIMOD) Genel Müdürü Pema Gyamtsho, tam da Muson yağmurlarının beklendiği hafta Nepal’i vuran aşırı yağışların “iklim değişikliğinin bir sonucu” olduğu görüşünde.

Dr. Gyamtsho, Himalayan Times gazetesinin son zamanlarda ülke genelinde yaşanan yağmur, sel ve hasar ile iklim değişikliği arasında bir bağlantı olup olmadığını sorusuna, “Evet, kesinlikle iklim değişikliğiyle bağlantılı” yanıtını verirken mevsimsel olayların sayısı arttıkça, bu olayların şiddetinin dayanma kapasitemizi aşması konusunda uyarıyor:

“Aralıksız yağışlar nedeniyle Nepal’de kısa süre önce yaşanan eşi benzeri görülmemiş sel felaketi, iklim değişikliğinin gerçek olduğunu, yaşamlarımız ve geçim kaynaklarımız üzerindeki yıkıcı etkilerinin artık göz ardı edilemeyeceğini herkese acımasız bir şekilde hatırlatıyor. Sadece söylemsel ifadelerin ötesine geçerek yeni ortaya çıkan gerçeklere uyum sağlamak için de sahada anlamlı adımlar atmalıyız.”

Bilim insanları, iklim değişikliğinin Asya‘daki yağış miktarını ve takvimini değiştirirken, sellerin yol açtığı olumsuz etkilerin artmasının temel nedenlerinden birinin, özellikle su toplama ve drenaj için yetersiz alan bırakan taşkın yataklarındaki “plansız yapılaşma” olduğuna dikkat çekiyor.

Dr. Pema Gyamtsho bunu şöyle açıklıyor:

“Plansız yerleşim ve gelişigüzel kentleşme, taşkın yataklarındaki yapılaşma, su tutma alanlarının yetersizliği ve Bagmati Nehri‘ne yapılan müdahaleler nedeniyle drenajın zayıf olması selin etkisini daha da artırıyor.”

Tuvalu: Avustralya’nın ‘ahlaksız’ maden kararı Pasifik komşularını boğmaya benziyor

Pasifik ada ülkesi Tuvalu‘nun İklim Bakanı Dr. Maina Talia, Avustralya‘nın üç kömür madeni genişletme projesini onaylama kararının ülkenin “Pasifik ailesinin bir üyesi” olma iddiasını sorgulattığını söyledi.

Bakan, bu kararla Avustralya’nın 2026 BM İklim Zirvesi‘ne (COP31) ada ülkeleriyle birlikte ev sahipliği yapma iddiasını da zayıflattığını kaydetti.

Analistler, genişletilen madenlerden çıkarılan kömürün denizaşırı ülkelere nakledilmesi ve yakılmasıyla madenin ömrü boyunca 1,3 milyar tondan fazla karbondioksit üretebileceğini söylüyor.

Guardian’a konuşan Taila, maden onaylarının “toplumsal geleceğimiz için doğrudan bir tehdit” olduğunu söyledi:

“Geçen ay yapılan Pasifik Adaları Forumu‘nda yeni kömür projelerine ilişkin görüşümü çok net bir şekilde belirttim: Fosil yakıtlar bizi öldürüyor, hepimizi. Bu nedenle, Avustralya’nın yakın zamanda onayladığı üç kömür madeni genişletme projesinde yaptığı gibi, herhangi bir ülkenin yeni fosil yakıt projeleri açması ahlaksız ve kabul edilemez. Bu, ülkem Tuvalu ve Pasifik’teki diğer uluslar için bir hayatta kalma meselesidir. Avustralya kendisini Pasifik ailesinin bir üyesi olarak adlandırıyor ancak bu son karar bu ifadeyi sorgulatıyor. Avustralya, varlığımızı tehlikeye atan yeni fosil yakıt projelerini açmaya devam ederken, Pasifik ile birlikte bir BM iklim konferansına ev sahipliği yapmayı nasıl haklı çıkarabilir?”

Eski Kiribati başkanı ve şu anda Pacific Elders’ Voice başkanı olan Anote Tong da Talia’yı destekledi: “Bir ülke [Avustralya] bir zirvenin yapması gerekenin tam tersini yaptığında Pasifik’in bunun bir parçası olabileceğine inanmıyorum. Bu, Avustralya’nın iklim değişikliği konusunda aktif olma iddiasıyla tamamen çelişiyor gibi görünüyor.”

Tong, Pasifik liderlerinin Avustralya’nın COP31’e ev sahipliği teklifini desteklemeyi seçmeleri halinde, desteklerini iklim krizi konusunda “gerçekten önemli bir şey yapması” koşuluna bağlamaları gerektiğini söyledi.

Pasifik odaklı bir insan hakları örgütü olan Edmund Rice Adalet ve Toplum Eğitimi Merkezi‘nin müdürü Alopi Latufeku ise Avustralya’nın yeni kömür projelerini onaylamasının “Pasifikli bir aile üyesi olma söylemine aykırı” olduğunu belirterek “Ailenizden biri battığında, onu güvenliğe kavuşturursunuz. Kafasını daha fazla suya sokmazsınız” dedi.

Milyonlarca ton ek CO2 atmosfere salınacak

Avustralya Çevre Bakanı Tanya Plibersek‘in onayladığı karar; Mach Energy‘nin Mount Pleasant‘taki mevcut madeninin 2048’e, Whitehaven Coal‘un Narrabri madeninin 2044’e ve Yancoal‘un Ravensworth madeninin 2032’ye kadar genişletilmesine ve işletilmesine izin veriyor.

Genişlemeler sırasıyla atmosfere 876 milyon, 475 milyon ve 6 milyon ton ek CO2 salınmasına yol açabilir.

Yeşil NoktaAvustralya’nın dev kömür madeni Narrabri genişletiliyor: Ülkenin ‘en kirli’ madeni olacak
Yeşil Nokta“Adani”ye hayır protestosu: Avustralyalılar dünyanın en büyük kömür madenini istemiyor
Yeşil NoktaAvustralya’nın fosil yakıt ihracatları, iklim zararı konusunda Rusya’yı takip ediyor

Plibersek, hükümetin “gerçeklere ve ulusal çevre yasasına uygun” hareket etmesi gerektiğini söyleyerek onay kararlarını savundu; emisyonların, büyük endüstriyel tesislerin doğrudan emisyonları azaltmasını veya karbon dengelemeleri için ödeme yapmasını gerektiren koruma mekanizması kapsamında değerlendirileceğini söyledi.

Ancak bakanın söz ettiği koruma, Avustralya’daki madenlerden salınan emisyonlar için geçerli, kömür ihraç edildikten sonra açık denizde salınan CO2 bu kapsamda değerlendirilmiyor.

Avustralya ve Tuvalu, Tonga’daki Pasifik Adaları Forumu’nda bir iklim ve güvenlik anlaşmasını bir aydan kısa süre önce onaylamıştı. Anlaşma, alçakta bulunan atol ulusunun deniz seviyesinin yükselmesine karşı özellikle savunmasız olduğunu kabul ediyor ve ikiliyi “iklim değişikliğinin oluşturduğu varoluşsal tehdit karşısında birlikte çalışmaya” mecbur kılıyor.

Başbakan Anthony Albanese, forumdaki liderlere Avustralya’nın Cop31’e ev sahipliği yapması teklifini sunarken, Marshall Adaları başkanı Hilda Heine, “eylem evde başlar” demiş ve bunun “fedakarlıklar” anlamına geldiğini, Avustralya’nın fosil yakıtlardan uzaklaşma geçişi konusunda Cop31’de anlatacak iyi bir hikayesi” olmasını umduğunu söylemişti.

Konferansın nerede yapılacağına ilişkin kararın önümüzdeki ay Azerbaycan‘da yapılacak olan ve Türkiye‘nin de yarışta olduğu Cop29 zirvesinde verilmesi bekleniyor.

 

Türkiye’de ilk kez ‘pürüz dişli yunus’ kayıtlara geçti

Deniz Memelileri Araştırma Derneği (DMAD) bilimsel araştırma seferlerinde, bu yıl daha önce hiç kaydı bulunmayan yeni bir yunus türünü görüntüledi.

Her yıl Karadeniz, Marmara, Ege ve Akdeniz’de yaşayan deniz memelilerini takip eden ekip, “pürüz dişli” veya “kaba dişli” ((Steno bredanensis) yunusların ilk kez Türkiye sularında görüntülenmesini “heyecan verici bir keşif” olarak nitelendirdi.

DMAD ekibinden deniz biyolojisi uzmanı Leyla Israpilova, Türkiye’nin Akdeniz sularında her sene Derin Denizlerin Dev Koruyucuları (GGDS) Projesi kapsamında araştırma seferi yürüttüklerini ve bu araştırma seferlerinde Türkiye sularında bulunan ispermeçet balinası, cuvier gagalı balinası, çizgili yunus, afalina, tırtak gibi deniz memelisi türlerini araştırdıklarını anlattı.

Bu deniz memelilerinin popülasyon, dağılım, davranış, bireysel kimliklendirme, karşılaştıkları tehditler gibi verileri kayıt altına aldıklarını belirten Israpilova, “Türkiye’de çizgili yunus, afalina, tırtak ve mutur gibi 4 yunus türü var. Akdeniz sularında gerçekleştirdiğimiz seferler esnasında, çizgili yunus ve afalinayı sık görüyoruz. Tırtak önceki yıllarda daha sık görülmesine rağmen Akdeniz’de varlığını yitiren bir tür” dedi.

‘Sıcaklık artışının etkisi olabilir’

Bu seneki araştırmalar esnasında diğer Doğu Akdeniz ülkelerinde bulunduğu bilinmesine rağmen daha önce Türkiye’de hiç gözlem kaydı bulunmayan bir yunus türünü kaydetmeyi başardıklarını açıklayan Leyla İsrapilova şu bilgileri verdi:

“İlk kez gözlemlediğimiz kaba dişli yunus veya pürüz dişli yunus türü sıcak suları sever ve derin sularda bulunur. Türk sularına ilk defa mı geldi, normalde bulunuyor muydu, tabii bunun için daha fazla araştırmaya ihtiyaç var. Akdeniz’de bu sene su sıcaklıkları epey artmıştı, belki bu sebeple bir habitat kayması mı yaşanıyor, araştırmalar arttıkça belki burada hep bulunduğunu mu ortaya koyacağız.”

Israpilova, bu yeni yunus türünün Türkiye’deki deniz memelileri listesine dahil olmasının Türk sularının deniz memelileri için ne kadar önemli olduğunu bir kez daha ortaya koyduğunu söyledi:

“Nesli tehlike altındaki bircok tür bulunuyor Türkiye’nin Akdeniz sularında. Bu da bu suların korunması için çaba sarf etmemiz gerektiğini gösteriyor. Bu türler bu sularda bulunuyor ve bu suları kullanıyorsa kilit bir tür. Bu sebeple onun varlığının devam edebilmesi için bizim de çaba sarf etmemiz gerekiyor. Gemi trafiği, sualtı gürültüsü, fazla endüstriyel balıkçılık gibi insan kaynaklı tehditler konusunda dikkatli olmamız gerekiyor.”

‘Türkiye’de 10 balina, yunus ve mutur türü var’

DMAD kurucusu Dr. Aylin Akkaya ise yunus ve balina gibi deniz memelerine yönelik bilimsel araştırma seferleriyle ülkemizin de içinde yer aldığı Doğu Akdeniz için var olan bilimsel veri eksiğini kapatmayı amaçladıklarını kaydetti.

Türkiye’nin kıyı uzunluğu olarak Akdeniz’de önemli yere sahip olduğunu, fakat bilimsel çalışma sayısının oldukça az olduğunu belirten Dr. Akkaya, ülkemizde 10 yunus, balina ve mutur türü bulunduğunu belirterek, “Ülkemizde insanların televizyonda gördüğü, kitaplardan okuduğu bütün karizmatik türler var. Ve bu türleri görmek büyük ayrıcalıkken bir Türk vatandaşı olarak herhangi bir kıyıya gittiğimiz, belli bir süre oturduğumuz zaman bu türleri görme olasılığımız var. Aslında çok şanslı insanlarız” dedi.

Bu büyük doğal güzelliği korumanın herkesin görevi olduğuna dikkati çeken Dr. Akkaya, yasak konulmasındansa sürdürülebilir eylemlerde bulunmak gerektiğine, bunun en başında da tek kullanımlık plastiklerin, poşet kullanımının azaltılmasının önemine dikkat çekti.

‘Avrupa’daki tatil yerlerine özel jet uçuşları geçen yıl yüzde 250 arttı’

Greenpeace Orta ve Doğu Avrupa tarafından yaptırılan yeni bir analiz , geçen yıl Avrupa’nın popüler tatil noktalarına özel jet uçuşlarında keskin bir yükseliş olduğunu, sezon dışı seyahatlere kıyasla yoğun tatil dönemlerinde de önemli bir artış olduğunu ortaya koyuyor.

T3 Transportation Think Tank tarafından çalışmaları yürütülen rapora göre, Avrupa destinasyonlarında, özel jet varışları ocak ayına kıyasla temmuz ayında yüzde 250 arttı ve bu uçuşların çoğu da düşünüldüğü gibi iş seyahati değil, tatil ve eğlence amaçlı.
Özel jetler, tipik bir ticari uçağa kıyasla 10 kat daha fazla CO2 yayıyor.

2023 boyunca 45 lüks destinasyona 117.000’den fazla uçuş kaydedildi. Bunun sonucunda da 520.000 tondan fazla CO2 emisyonu salındı. Özel jet trafiği için ilk üç destinasyon ise Nice, Cenevre ve Palma de Mallorca.

Yeşil NoktaBirleşik Krallık, Avrupa’da özel uçaklardan kaynaklanan hava kirliliğinde ilk sırada
Yeşil NoktaKylie Jenner’ın özel jeti gündemde: Yüzde 1, iklim için üzerine düşeni ne zaman yapacak?
Yeşil NoktaÖzel jetlerin iklime etkisi zannedilenden çok daha dramatik
Yeşil NoktaKraliçe 2. Elizabeth’in cenazesine katılacak liderlere: Özel jetle gelmeyin, tören alanına otobüsle gidin!
Yeşil NoktaBelçika’dan özel jet ve kısa mesafeli uçuşlara ek vergi
Yeşil NoktaSuper Bowl, ‘süper karbon ayak izi’ne devam: İki günde onlarca özel jet inip kalktı

Uçuşların yüzde 93,2’sinin Avrupa içinde olduğunu ve yüzde 11,9’unun 250 km’ye kadar kısa mesafeleri kapsadığı tespit edilen çalışmaya göre, bu yolculuklar tren veya feribot gibi daha sürdürülebilir seçenekler kullanılarak kolayca yapılabilirdi. Bu destinasyonlara yapılan tek bir özel jet uçuşu, ortalama bir Avrupa vatandaşının yıllık enerjiyle ilgili emisyonları kadar karbon salıyor (4,46’ya karşı 5,37 ton CO2), bu da ultra zenginlerin iklim krizine orantısız bir şekilde nasıl katkıda bulunduğunun altını çiziyor.

Türkiye de raporda: Nice, Atina, Mikonos ve Cenevre ilk sıralarda

Raporda Türkiye‘ye de yer verilmiş. Çalışmaya göre, bu özel jet uçuşlarının 1982’si Türkiye’den gerçekleşti ve 11 bin 890 ton CO2 emisyonuna neden oldu.

Türkiye’den kalkan jetlerin 2023’te Avrupa’da en fazla tercih ettiği destinasyonlar sırasıyla Yunanistan, Fransa ve İsviçre. Bu ülkelerdeki varış noktaları ise Nice, Atina ve Cenevre şehirleri öne çıkıyor.

Araştırmadan bazı veriler şöyle:

  • Özel jet uçuşlarının çoğunluğu yazın Akdeniz, kışın ise Alp bölgesindeki destinasyonlarına yapılıyor.
  • Türkiye’den Avrupa’daki tatil destinasyonlarına yapılan özel jet uçuşlarında ilk üç havalimanı İstanbul Atatürk Havalimanı (629 uçuş), Milas-Bodrum Havalimanı (432) ve İstanbul Havalimanı (352). Atatürk Havalimanı’ndan kalkan uçuşlar, Türkiye’deki tüm özel jet uçuşlarının yüzde 31,74’ünü oluşturdu. Bu oran, İstanbul Havalimanı’nda yüzde 17,76 ve Sabiha Gökçen Havalimanı’nda ise yüzde 4,74.
  • İstanbul’dan en çok uçuş sırasıyla Nice, Atina ve Cenevre’ye gerçekleşti. İstanbul’un ardından en çok özel jet uçuşunun gerçekleştiği şehir Bodrum Milas Havalimanı ile Muğla oldu. Bodrum’dan kalkan özel jetlerinin en fazla uçtuğu destinasyonlar sırasıyla Atina, Mikonos ve Nice.
  • Türkiye’den 2023 senesinde Avrupa’ya toplam 1982 özel jet uçuşu gerçekleşirken, Hollanda’dan Avrupa’ya gerçekleşen özel jet uçuşlarının sayısı ise 2 bin 118 oldu. Kişi başına düşen milli gelir sıralamasında Türkiye 72. sırada yer alırken, Hollanda 12. sırada yer alıyor.
  • 1.982 özel jet uçuşu yaklaşık 12 bin ton CO2 salımına neden oldu. Bu da yaklaşık 8 bin fosil yakıtla çalışan aracın yıllık emisyonuna eşdeğer.
  • Ortalama bir özel jet tatil uçuşunun CO2 emisyonu (4,46 t CO2), 2023 yılında ortalama bir Avrupa vatandaşının enerji ile ilgili yıllık CO2 emisyonu (5,37 t CO2) kadar yüksek.

Greenpeace: Özel jetler yasaklanmalı, servet vergisi uygulanmalı

Greenpeace, özel jetlerin derhal yasaklanmasını ve hükümetlerin, uygun fiyatlı konut ve toplu taşıma gibi kamu mallarını finanse etmek için Avrupa’daki milyarderler için bir servet vergisi uygulamasını değerlendirmesini talep ediyor.

Greenpeace Almanya’nın ulaşım kampanyacısı Clara Thompson şunları söylüyor:  “Sıradan insanlar iklim krizinin seller, kuraklıklar, sıcak dalgaları ve orman yangınları gibi yıkıcı etkileriyle karşı karşıya kalırken ultra zenginler iş seyahati bahanesiyle özel jetlerine binmeye devam ediyor, ancak çoğu zaman Avrupa’nın en lüks tatil yerlerine eğlence amaçlı seyahatler için bu araçları kullanıyor. Bu özel uçuşlar havacılık emisyonlarının orantısız bir payını oluşturuyor ve iklim acil durumunu hızlandırıyor. Bu abartılı lüks sadece çevresel zararı kötüleştirmekle kalmıyor, aynı zamanda eşitsizliği de derinleştiriyor ve çoğunluğun iklim felaketlerinin ve günlük zorlukların sonuçlarına katlanmasına neden oluyor.”

‘Atatürk Havalimanı artık sadece zenginlere hizmet ediyor’

Greenpeace Türkiye Sosyal Politikalar Kampanya Sorumlusu Elif Şenyurt da rapor sonuçlarının gelir eşitsizliği boyutuna dikkat çekiyor:

“Eğer Türkiye’deki ultra zenginler, Hollanda gibi kişi başına düşen gelirin çok daha yüksek olduğu bir ülke ile benzer sayıda özel jet uçuşu yapıyorsa, bu, Türkiye’deki ultra zenginlerin, toplumsal gelir eşitsizliğini derinleştiren bir yaşam tarzına sahip olduğunu gösterir. Zira, 2023 yılında gerçekleşen 1.982 uçuşla Türkiye’deki söz konusu ultra zenginler bu kadar yüksek karbondioksit emisyonuna neden olurken, karbon emisyonlarının neden olduğu iklim krizine bağlı yaşanan sel felaketi gibi aşırı hava olayları ise düşük gelirli kırılgan grupların hayatlarını etkiliyor.

Greenpeace olarak, savunmasız toplulukları tehlikeye atarken sadece ayrıcalıklı bir azınlığa hizmet eden bir lüks olan özel jetlerin derhal yasaklanması çağrısında bulunuyoruz. Buna ek olarak, Avrupa’da servet vergisi gibi önlemlerin uygulanması sadece iklim adaletini ilerletmekle kalmaz, aynı zamanda uygun fiyatlı konut ve toplu taşıma gibi kamu malları için de finansman sağlayabilir. Zenginlerin hoşgörüsü yerine kamu yararına öncelik verilmesi, daha adil ve sürdürülebilir bir gelecek için elzemdir.”

Şenyurt bununla birlikte özel jet uçuşları için en çok tercih edilen noktanın Atatürk Havalimanı olmasına da dikkat çekiyor:

“İstanbul Havalimanı ve Sabiha Gökçen gibi daha modern ve ‘ticari’ uçuşlar için kullanılan tesisler bulunmasına rağmen, Atatürk Havalimanı’nın özel jet trafiğinde hâlâ tercih edilmesi, sosyoekonomik açıdan dikkat çekici bir tablo ortaya koyuyor. Şu anda ticari kullanıma kapalı olan Atatürk Havalimanı’nın özel jetler için yoğun bir merkez olarak kullanılması, hem toplumsal kaynakların adaletsiz dağılımını hem de zenginler ile toplumun geri kalan üyeleri arasındaki farkı simgeliyor.

Üstelik bu kullanım, İstanbul gibi büyük bir metropolde altyapı ve kamu kaynaklarının daha verimli ve adil bir şekilde dağılmasını engelliyor. Şehrin geniş kitleleri toplu taşıma ve diğer ulaşım hizmetleri konusunda zorluk çekerken, Atatürk Havalimanı’nın sadece zenginlere hizmet eden bir alan olarak kalması, gelir eşitsizliğinin mekânsal ve hizmet boyutunu da ayrıca gözler önüne seriyor.”

 

 

Yunanistan’da sonbahar yangınları: İki kişi yaşamını yitirdi

Yunanistan‘ın güneyindeki Mora bölgesinde, sahil beldesi Xylokastro yakınında ormanlık alanda çıkan büyük orman yangınında gece boyunca iki kişinin hayatını kaybettiği bildirildi.

İtfaiye teşkilatı, sekiz su atma uçağının da yardımıyla yaklaşık 350 itfaiyecinin, bugün erken saatlerde yangını büyük ölçüde kontrol altına almayı başardığını söyledi.

Pazar günü çıkan yangının ardından önlem olarak yarım düzine köyün gece boyunca boşaltılması emredildi. Alevler, sıcak bir bahar ve sıcak bir yaz nedeniyle kuruyan ormanlara doğru esen çok kuvvetli rüzgarlarla körüklendi.

Euronews‘in aktardığına göre, yetkililer, ölen iki kişinin pazar günü geç saatlerde kayıp ilan edilen yerel sakinler olduğuna inanıldığını söyledi.  Atina’nın yaklaşık 150 kilometre güneybatısındaki etkilenen bölgedeki evlerin akıbetiyle ilgili henüz bilgi bulunmuyor.

Bir yaz döneminde 4 bin 500’den fazla yangın

Yunanistan, diğer güney Avrupa ülkeleri gibi, her yaz yıkıcı orman yangınlarıyla boğuşuyor. Son birkaç ayda ülkede 4 bin500’den fazla orman yangını çıktı.

Ağustos ayında Atina‘nın kuzeydoğusunda çıkan yangının kuru çam ormanlarını yok etmesi üzerine hastaneler ve yerleşim bölgeleri boşaltılmak zorunda kalmıştı .

Ülke, tekrarlayan sıcak hava dalgalarıyla karşı karşıya kalırken haziran ve temmuz ayları Yunanistan’da kaydedilen en sıcak aylar oldu.

2023 yazında da Yunanistan’da hakim olan 16 günlük rekor uzunluktaki sıcak dalgası, AB’de şimdiye kadar kaydedilen en büyük orman yangınını körüklemiş ve en az 28 kişinin ölümüne neden olmuştu.

Akdeniz hızla ısınıyor

Dünya Meteoroloji Örgütü ve Avrupa Birliği’nin iklim ajansı Copernicus‘a göre, Avrupa, küresel ortalamanın yaklaşık iki katı hızla artan sıcaklıklarla dünyanın en hızlı ısınan kıtası.

Bu durum en çok Orta ve Güneydoğu Avrupa ile Akdeniz‘de hissediliyor; özellikle de Yunanistan’ı ağır biçimde etkiliyor. Adalardan oluşan mozaik yapısı, farklı mikro iklimler, savunmasız kalıyor.

Sıcak ve kuru hava koşullarıyla birleşen denizlerdeki sıcak dalgaları ise Eylül 2023’teki Daniel Fırtınası gibi daha sert ve daha sık fırtınalara yol açarak ülkenin aşırı havadan kaynaklanan sorunlarına katkıda bulunuyor.

Bu yıl ülkede orman yangınlarının etkisini azaltmak için yeni yasalar çıkarıldı. Bunlar arasında ormanlık alanların içinden veya yakınından biyokütlenin çıkarılmasının zorunlu kılınması da yer alıyor. Uzmanlar ayrıca orman yangınlarıyla mücadele için drone’lar ve sıcaklık sensörleri gibi bir dizi teknik çözümü de inceliyor .

İklim krizi: Florida’yı vuran Helene Kasırgası’nda en az 95 kişi öldü

ABD‘nin Florida eyaletini etkileyen Helene Kasırgası‘nın ülke çapında yıkıcı etkileri sürüyor. ACCUWeather, Helene’in bu yıl ABD’de karaya ulaşan en güçlü kasırga olduğunu duyurdu.

Perşembe günü geç saatlerde saatte 225 kilometre hızla esen rüzgarla Florida kıyılarını vuran Helene Kasırgası on yıllardır Meksika Körfezi‘nde yaşanan en büyük fırtınalardan biri. Federal Acil Durum Yönetim Ajansı (FEMA) başkanı Deanne Criswell, kasırgayı “ciddi altyapı hasarına” neden olan ve küresel ısınma nedeniyle daha da kötüleşen “gerçek bir çok eyaletli olay” olarak nitelendirdi.

Güney Carolina, Georgia, Florida, Kuzey Carolina, Virginia ve Tennessee‘de en az 95 kişinin öldüğü açıklanırken pek çok “kayıp vakası” olması nedeniyle bu sayının artabileceği belirtiliyor. Kuzey Carolinada kayıp ihbarları üzerine çalışan yerel yetkili Avril Pinder sadece bir ilçede “600 kayıp ihbarı” aldıklarını duyurdu. Bölgedeki cep telefonu kulelerinin devre dışı kalmasıyla yüzlerce insan yakınlarıyla henüz iletişime geçemediği için haber alınamayanlar listesinde yer alıyor.

Altı eyalette etkili olan şiddetli yağışlar pek çok mahallede ev ve işyerlerini kullanılamaz hale getirdi. Sağanak yağmurlar yolları çökertip köprüleri yıkarken, kalın çamur yığınları ve yüzen molozlar sokaklarda ulaşımı imkansız hale getirdi. Kuzey Carolina’da fırtına yüzyılın en kötü sel felaketini tetiklerken, Vali Roy Cooper durumu “felaket” olarak tanımladı.

FEMA Yöneticisi Deanne Criswell  Kuzey Carolina’nın batısında “hala çok aktif bir arama ve kurtarma görevinin” kendilerini beklediğini açıklarken “Yolların ve köprülerin hasar görmesi nedeniyle bazı bölgelerle bağlantının kesildiği dağların coğrafyası nedeniyle birçok toplulukla iletişim kopukluğu yaşanıyor” dedi.

PowerOutage.us da etkilenen bölgelerde toplam 2 milyondan  fazla insanın elektriksiz kaldığını duyurdu. En fazla elektrik kesintisinin yaşandığı Güney Carolina’da Vali Henry McMaster, ekiplerin fırtınanın yıktığı elektrik direklerini onarma çalışmalarını sürdürdüğünü belirterek “İnsanların sakin kalmasını istiyoruz. Yardım yolda, sadece zaman alacak” dedi.

Şiddetli rüzgar, hortum ve sel riski sürüyor

Bir kasırganın gücünü ölçmenin en yaygın yolu, bir fırtınanın merkezindeki sürekli rüzgar hızına göre 1’den 5’e kadar kategorilendiren Saffir-Simpson Ölçeği ve 5 en güçlü kategori. FEMA’nın bu ölçeklendirmeye göre ‘4. Kategori’ bir fırtına olarak sınıflandırdığı Helene, perşembe gecesi Florida’nın kuzeybatısında eyaletin Meksika Körfezi kıyısındaki Big Bend bölgesinde karaya ulaştı ve sonraki altı saat boyunca “kasırga” olarak devam etti.

Perşembe sabahı erken saatlerde çekilen bir NOAA uydu görüntüsü Helene Kasırgası’nın Florida kıyılarına yaklaştığını gösteriyor.

Kasırga önemli ölçüde zayıflamış olsa da hava tahmincileri şiddetli rüzgarların, sellerin ve hortum tehdidinin devamı konusunda uyarılarını sürdürüyor. ABD hava durumu servisi pazar sabahı yaptığı açıklamada, “Ek yağışların devam eden selleri şiddetlendirmesi beklenmiyor ancak doymuş topraklar nedeniyle aşırı akışa yol açabilir” uyarısı yaptı.

Grist’e konuşan uzmanlar, Helene’i özellikle güçlü bir fırtına haline getiren üç faktöre dikkat çekiyor: “Her kasırga gibi onun da güç kaynağı, buharlaşırken atmosfere enerji veren ılık okyanus suyu. Helene Karayip Denizi boyunca ilerlerken, uzmanlara göre iklim değişikliğinin en az 300 kat daha olası hale getirdiği olağanüstü sıcak okyanus sıcaklıklarından beslendi. Böylece kasırga, Körfez kıyısına doğru ilerlerken hem alışılmadık derecede sıcak hem de derin olan sulardan güç topladı.”

Yeşil Noktaİklim krizi, kasırgaların şiddetini artırıyor: Mega kasırgalara ‘Kategori 6’ gerekli
Yeşil NoktaNOAA uyardı: Bu kasırga sezonu on yılların en kötüsü olabilir
Yeşil NoktaEl Niño yüzünden ‘kasırga rotası’ aşırı ısınan Atlantik’te 2024 zor geçecek

Uzmanlar,  ısınan okyanus suyunu kasırga için “yüksek oktanlı yakıttan oluşan büyük bir havuza” benzetiyor.

Daha önce yayınlanan verilere göre Meksika Körfezi’nde şu anda “olağanüstü sıcak sular” gözlemleniyor ve deniz yüzeyi yılın bu dönemi için normalin yaklaşık 2 derece üzerinde.

Yüzlerce kişi evsiz, milyonlar elektriksiz yardım bekliyor

Floridalılar ise yeni bir haftaya erzak ve elektrik sıkıntısı ile başlıyor. Yolların ve köprülerin yıkıldığı pek çok ABD kentinde yüzlerce kişi evsiz kalırken milyonlarca insan hala elektriksiz bir şekilde yardım bekliyor ve elektrik altyapısının onarılmasının bir haftayı bulması bekleniyor.

Elektrik şirketleri ev ve işyerlerine yeniden elektrik sağlamak için çalışırken bir yandan da hasar görmüş ve kapanmış yollarla uğraşıyor. ABD Ulaştırma Bakanlığı’ndan Federal Karayolu Yöneticisi Kristin White Kuzey Carolina’da yaklaşık 300, Güney Carolina’da ise 150 yolun hasar nedeniyle kullanıma kapalı olduğunu açıkladı.

Fortune’un aktardığına göre Helene Kasırgası’nın yol açtığı toplam hasar ve ekonomik kaybın 110 milyar dolara ulaşması bekleniyor. AccuWeather’ın toplam hasar ve ekonomik kayba ilişkin ön tahmini ise 95 milyar ila 110 milyar dolar arasında.

Başkan Joe Biden’ın bu hafta içinde “acil müdahale operasyonlarını aksatmayacak şekilde” kasırgadan etkilenen noktaları ziyaret etmesi bekleniyor.

Yeni bir fırtına yolda

Bölge halkı hala Helene Kasırgası’nın bıraktığı yıkımla boğuşurken bu hafta Meksika Körfezi’ne başka bir fırtınanın yaklaştığı uyarısı yapıldı. WFAA, şu anda güney Karayipler‘i etkileyen bir fırtınanın ekim ayının ilk haftasında Meksika Körfezi’ne doğru hareket etmesinin beklendiğini duyurdu. Fırtınanın Meksika Körfezi’ne girdikten sonra tropikal fırtınaya dönüşme ihtimali, yüzde 50 olarak hesaplandı.

Meteorologlar Meksika Körfezi’ndeki aktif fırtınanın 29 Eylül sonrası yedi gün boyunca tropik bir fırtınaya dönüşmesi olasılığını yüzde 50 olarak paylaşıyor. Kaynak: WFFA

NOAA‘nın Ulusal Çevre Bilgi Merkezi uzmanlarına göre, ABD bu yıl temmuz ayına kadar 19 ayrı “milyar dolarlık” hava ve iklim felaketi yaşadı. Helene’den önce geçtiğimiz temmuz ayında Teksas’ı Beryl Kasırgası vurmuş; en az üç kişinin ölümüne, petrol limanlarının kapanmasına ve 2,5 milyondan fazla ev ve işyerinin elektriğinin kesilmesine neden olmuştu. Fırtına, Teksas’ta karaya çıkmadan önce de 1 Temmuz’da 5. kategori bir kasırga olarak Karayipler’e ulaşmış ve 11 kişinin ölümüne yol açmıştı.

Yeşil Noktaİklim değişikliği Beryl Kasırgası’nın daha erken ve şiddetli yaşanmasına neden oldu
Yeşil NoktaBeryl Kasırgası Karayipler’i vurdu, liderler zengin ülkelerden iklim desteği bekliyor

Helene Kasırga’sının vurduğu Florida’nın Big Bend bölgesinde de kasırgalar nadir değil. Geçtiğimiz iki yıl içinde birçok kasırga Florida’nın Big Bend kıyı şeridi boyunca karaya ulaştı. 2024 yılının başlarında Debby Kasırgası, Florida’nın Steinhatchee kenti yakınlarında, saate 80 mil hıza ulaşan rüzgarlara sahip bir 1. Kategori kasırga olarak karaya ulaştı.

2023 yılında Idalia Kasırgası, Florida Keaton Plajı üzerinden 4. Kategori kasırga olarak hızlı bir yoğunlaşma ile karaya vardı.

Yeşil NoktaFlorida’ya ulaşan Idalia kasırgası ‘son derece tehlikeli’ şiddete ulaştı

Uzmanlar, kasırgaların afet haline gelmesinde en temel nedenin iklim değişikliği olduğunu,  olduğunu; daha sık ve daha güçlü bir şekilde karaya ulaşan fırtınaların çok daha büyük yıkıma yol açtığını söylüyor.

Avusturya seçimleri: Nazilerin kurduğu aşırı sağcı Özgürlük Partisi birinci oldu

Avusturya‘da dün yapılan genel seçimlerde aşırı sağ, Nazi döneminden bu yana ilk kez en fazla oyu aldı. Özgürlük Partisi (FPÖ), göç ve hayat pahalılığı konusundaki kamuoyunun öfkesinden yararlanarak merkez sağcı Halk Partisi‘ni (ÖVP) geride bıraktı.

Kremlin yanlısı, İslam karşıtı FPÖ oyların yüzde 29,2’sini kazandı. Şansölye Karl Nehammer’in iktidardaki ÖVP’si ise oyların yüzde 26,5’unu alabildi.

Muhalefetteki Sosyal Demokrat Parti, yüzde 21 ile şimdiye kadarki en kötü sonucunu alırken, liberal NEOS‘un oyu yaklaşık yüzde 9 oldu. Bu ay ülkeyi vuran yıkıcı Boris Fırtınası‘ndan kaynaklanan sellerin iklim krizini ön plana çıkarmasına rağmen, hükümet koalisyonunun küçük ortakları olan Yeşiller, yüzde 8,3’lük bir oy oranıyla beşinci sırada yer aldı.

Komünist parti ve apolitik Beer partisi, temsiliyet için yüzde 4 engelini aşamadı.

Seçimleri katılımın yüksek bir oranla, yüzde 78 olduğu açıklandı.

Tahmini sonuçlara göre 55 yaşındaki Herbert Kickl‘in partisi 183 sandalyeli parlamentoda 56 sandalye kazanırken, muhafazakarlar 52, Sosyal Demokratlar ise 41 sandalyeye sahip oldu.

Avrupa’da aşırı sağ yükseliyor

Avrupa‘nın birçok ülkesinde, göçmenler ve ekonomik krizin de tetiklediği sağ ve aşırı sağ popülist partilerin oyları yükseliyor. Macaristan‘ın sağcı popülist lideri Viktor Orbán‘ı örnek alan FPÖ’nün geçen ağustos ayında Viyana’da üç Taylor Swift konserine yönelik “İslamcı terör” iddiaları nedeniyle iptal edilmesiyle artan göç, sığınmacı ve suç korkularından yararlandığı belirtiliyor. Artan enflasyon, durgun ekonomik büyüme ve Covid sırasında hükümetin katı önlemlerine yönelik devam eden kızgınlığın da 2019’daki son seçimden bu yana FPÖ’ye olan desteğin büyük ölçüde artmasına neden olduğu kaydediliyor.

Kickl’in zaferi, Avrupa’daki radikal sağ partilerin yaklaşık bir yıldır elde ettiği oy başarısının sonuncusu oldu.

İtalya‘dan Giorgia Meloni, aşırı sağcı İtalya Kardeşleri partisinin lideri olarak sağcı bir koalisyona liderlik ediyor ve Almanya’dan AfD, geçen ay doğu eyaleti Thüringen’de anketlerde birinci oldu. Fransa‘nın Ulusal Birlik Partisi, geçen haziran ayında Avrupa seçimlerinde oylarını artırdı.

Kickl’in aksine İtalya Başbakanı, Rusya‘nın Ukrayna‘yı tam kapsamlı işgali karşısında AB’nin Ukrayna’yı savunmasına tam destek veriyor.

AfD eşbaşkanı Alice Weidel, Kickl’i birlikte çekilmiş bir fotoğrafını paylaşarak tebrik ederken, Ulusal Birlik’ten Marine Le Pen, Avrupa’nın diğer yerlerindeki oylamaların ardından “ulusal çıkarların savunulmasını amaçlayan bu taban dalgasının” her yerde halkın zaferini teyit ettiğini söyledi.

Hollanda lideri Geert Wilders, zamanın değiştiğini ve milyonlarca Avrupalının özlemini çektiği şeyin “kimlik, egemenlik, özgürlük ve yasadışı göç/ilticanın sona ermesi” olduğunu öne sürdü.

Nazilerin ‘halkın şansölyesi’ ünvanıyla kampanya yürütmüştü

Avusturya doğumlu Adolf Hitler‘i tanımlamak için kullanılan “halkın şansölyesi” (Volkskanzler) ünvanını kullanarak kampanya yürüten, kutuplaştırıcı lider adayı Herbert Kickl, parlamentodaki “her partiyle” bir hükümet kurmaya hazır olduğunu söyledi.

Viyana’da parti taraftarlarına seslenen Kickl, “Bugün birlikte bir tarih parçası yazdık. Yeni Yeni bir döneme kapı açtık” dedi.

Özgürlük Partisi’nin lideri Avusturyalılara güvenlik, refah ve barışı yeniden sağlamak için “Avusturya Kalesi”ni inşa etme sözü vermişti. Parti, yasal göç konusunda katı kurallar istiyor ve sığınmacıları kendi ülkelerine göndermeyi içeren “geri göç” fikrini destekliyor.  Ayrıca vatandaşlığa doğru bir adım olarak sığınma hakkının engellenmesini istiyor.

Kickl, ORF kamu televizyonunda diğer parti liderleriyle birlikte yaptığı bir konuşmada, “Pozisyonumuzu değiştirmemize gerek yok, çünkü her zaman bir hükümete liderlik etmeye hazır olduğumuzu, Avusturya’da bu değişimi halkla yan yana ilerletmeye hazır olduğumuzu söyledik” dedi. “Diğer partiler demokrasi konusunda nerede durduklarını kendilerine sormalı” diye ekledi ve “sonucu düşünmemeleri” gerektiğini savundu.

FPÖ, 1950’lerde eski Naziler tarafından kuruldu. Partinin 2008’de alkollü araç kullanma kazasında ölen bir önceki lideri ve Carinthia eyalet başbakanı Jörg Haider, eski Naziler ve SS subayları tarafından kurulan partiyi bugünkü aşırı milliyetçi bir güce dönüştürmüştü. Kickl, ölümüne kadar Haider’in himayesindeydi.

Kickl, Cuma günü Viyana’nın merkezindeki son mitinginde, Rusya karşıtı AB yaptırımlarına, züppelere, müdürlere ve bilmişlere, iklim aktivistlerine ve okullardaki travesti kraliçelere ve çocuklarımızın erken yaşta cinselleştirilmesine karşı çıkmış ve seçmenlerinden büyük destek almıştı. Sadece iki cinsiyetin varlığını kabul eden bir anayasa değişikliğini destekleyen aşırı sağcı liderin en büyük alkış alan sözü, Avusturya toplumunun “kurallarına göre oynamak zorunda olmadıklarını düşünen” insanların “geri göç” veya zorla sınır dışı edilmesi çağrısıydı.

Diğer partiler FPÖ ile koalisyon yapmak istemiyor

ÖVP lideri Nehammer, Avrupa’da şok dalgaları yaratacak sonucu “acı” olarak nitelerken, Savunma Bakanı Klaudia Tanner, bu fiyaskonun iktidar partileri için bir “uyanış çağrısı” olduğunu kabul etti.

Mutlak çoğunluğu elde edemediği için FPÖ’nün iktidara gelmesi için bir ortağa ihtiyacı olacak.

Ancak Nehammer, Pazar günü yaptığı açıklamada, eski bir içişleri bakanı olan Kickl’in şansölye olması senaryosunun işe yaramayacağını ve FPÖ’nün ÖVP’nin desteğini kazanmak için ya Kickl’i görevden alması ya da hükümette geri planda kalması gereken potansiyel bir hesaplaşmanın zeminini hazırladığını söyledi.

Siyaset bilimci Peter Filzmaier, “Önümüzdeki haftalarda FPÖ seçmenleri için şansölye koltuğunu mu yoksa Herbert Kickl’ı mı daha önemli göreceğiz” dedi ve çıkış anketlerinin seçmenleri motive eden şeyin kişilikler değil, sorunlar olduğunu gösterdiğini belirtti.

FPÖ lideri Herbert Kickl, Viyana’daki St. Stephen Meydanı’nda düzenlenen son seçim kampanyası etkinliğinde destekçileriyle kutlama yapıyor

Yeni bir hükümet kurulana kadar koalisyon görüşmelerinin birkaç hafta sürmesi bekleniyor. Sonuç ne olursa olsun, ÖVP iktidarı elinde tutmaya hazır görünüyor: Ya aşırı sağla bir ittifakta ya da Almanya’nın popüler olmayan hükümetine benzer şekilde daha küçük merkez partilerle benzeri görülmemiş bir üçlü koalisyonla.

Sosyal Demokratlarla iki yönlü bir ittifak zayıf bir çoğunluk sağlayabilir ancak analistler böyle bir anlaşmanın pek olası olmadığını söylüyor.

Beyşehir Gölü’ndeki Çeçen Adası satılığa çıkarıldı: Metrekaresi 310 TL

Türkiye’nin en büyük tatlı su gölü Konya’daki Beyşehir Gölü’nde bulunan Çeçen Adası, metrekaresi 9 dolar (yaklaşık 310 lira) bedelle satılığa çıkarıldı.

İlçe merkezine 12 kilometre mesafede Gölkaşı Mahallesi’ne bağlı ada, Anamas Dağı ve göl manzarasına sahip. İki kilometre uzunluğunda, dikdörtgen şeklindeki 550 dönümlük adada tarım ve hayvancılık yapılıyor.

Küçükbaş hayvanlar ve tarım makineleri, mahalleye iki kilometre uzaklıktaki adaya salla taşınıyor.

Mirasla intikal eden adanın satışının yapılmasına karar veren sahibi, bir gayrimenkul şirketiyle anlaştı.

Yatırımcılar başta olmak üzere bazı ilgililer de metrekaresi 9 dolardan satışa çıkarılan adayla ilgili sahada araştırma yapmak için bölgeye gidiyor.

550 dönümlük adada, tarım ve hayvancılık yapılıyor

Mahalle muhtarı Ali Navruz şunları söyledi:

“Çeçen Adası satılığa çıkarıldı. Bedeli 165 milyon lira civarında belirlenmiş. Toplamda 550 dönüm büyüklüğünde.

Bu adada, hayvancılık ve tarım yapılıyor. Şimdi satılacak. Tek tapu olduğunu biliyorum. Geçenlerde gelenler oldu, galiba anlaşamadılar.”

Navruz, adaya kendi imkanlarıyla yaptıkları 10 tona kadar yük kaldırma kapasitesi olan sal ve tekneyle erişilebildiğini belirtti.

Adanın satışını üstlenen emlakçı Samet Ok da şöyle konuştu: “Konya’da ada satışı yapmak heyecan uyandırıyor. Kentte böyle bir yer yok. Tek satılık ada burası. Kuzeyden güneye 2 kilometre, doğudan batıya 400 metreye kadar ulaşıyor. Doğal güzelliği olan bir yer. Çok talep var. Müşterilerimizi bekliyoruz.”

Sanayi devrimini başlatan Birleşik Krallık son kömürlü termik santrali kapatıyor

Birleşik Krallık‘ın son kömürlü termik santrali Ratcliffe-on-Soar bugün kapılarını kapatıyor ve Sanayi Devrimi‘ni başlatan ülkede kömürden elektrik üretimi sona eriyor.

2012 gibi yakın bir tarihte, dünyanın altıncı büyük ekonomisi olan Birleşik Krallık, elektriğinin yaklaşık yüzde 40’ını kömürden üretiyordu. Bugün bu rakam, iklim eylemine verilen yaygın destek ve yenilenebilir enerjideki artış sayesinde sıfıra indi.

Rüzgar ve güneş enerjisi ülkenin elektriğinin sadece yüzde 6’sını sağlarken şu anda yüzde 34’ünü karşılıyor. Gazdan da geçen yıl 2012’ye göre daha az elektrik üretildi. Rüzgar artık Birleşik Krallık’taki 28 milyon evin yüzde 92’sine yetecek kadar elektrik üretiyor.

Hükümet, 2030 yılına kadar elektrik üretimini karbonsuzlaştırma planının bir parçası olarak, on yılın sonuna kadar kara rüzgarını iki katına, güneş enerjisini üç katına ve açık deniz rüzgarını dört katına çıkarmayı hedefliyor.

2015 yılında Birleşik Krallık, dünyada kömürden çıkışını ilan eden ilk ülke olmuş, küresel eyleme ilham veren güçlü bir emsal oluşturmuştu. O zamandan bu yana 22 Avrupa ülkesi de aynı şeyi yapmayı taahhüt etti.

Türkiye için ilham verici bir örnek

Fosil Yakıtların Ötesi (Beyond Fossil Fuels) Kampanyacısı Duygu Kutluay, Birleşik Krallık’ın  sadece kömürden çıkmakla kalmadığına, yerine daha sağlıklı, daha ucuz ve daha güvenli olan yenilenebilir enerji kaynaklarını koyarak Türkiye için de ilham verici bir yol çizdiğine vurgu yaptı:

“Birleşik Krallık’tan çok daha zengin yenilenebilir enerji potansiyeline sahip Türkiye, yenilenebilir enerji kaynaklarını ve enerji altyapısına yapılacak yatırımları önceliklendirmeli ve  kömürlü termik santrallere destek vermek yerine bu santrallerin yarattığı kirliliğin bedelini halka değil santral sahiplerine ödetmeli. Türkiye, bugünden planlı bir kömürden çıkış stratejisi belirlerse, 2030 yılına kadar elektrik üretiminde kömürün payını sıfırlayarak, kimsenin geride kalmadığı, tüm toplumun enerji dönüşümünün faydalarından yararlandığı bir gelecek inşa edilebilir.’’

Kömür Sonrası Enerji İttifakı büyüyor

Ülkenin, kömür enerjisini daha önce görülmemiş bir hızla aşamalı olarak terk etmenin mümkün olduğunu kanıtladığını söyleyen Kömür Sonrası Enerji İttifakı (Powering Past Coal Alliance) Sekretaryası Başkanı Julia Skorupska, tüm ülkelerin üçte birinin de  Powering Past Coal Alliance’a (PPCA) katılarak aynı şeyi yapmayı taahhüt ettiğini kaydetti.  Skorupska, “Diğerlerinin de çabalarını artırmaları gerekecek ama bunu tek başlarına yapmak zorunda değiller. PPCA, ülkelerin kömürü aşamalı olarak terk etmelerine ve temiz enerji geçişinin faydalarından yararlanmalarına yardımcı olmak için hükümetleri, finans kuruluşlarını ve şirketleri bir araya getiriyor. Ülkeler yeni ulusal katkı beyanlarını (NDC) geliştirirken iddialı yeni taahhütler görmemiz gerekiyor” değerlendirmesi yaptı.

E3G‘nin Coal to Clean Program Lideri Pieter de Pous ise Birleşik Krallık’ın kararının etkilerini vurguladı:

“Birleşik Krallık dünyada elektrik için kömür yakmaya başlayan ilk ülkeydi ve şimdi bunu durduran ilk ülkeler arasında yer alarak Avrupa’da aralarında Belçika, İsveç, Avusturya ve Portekiz‘in de bulunduğu giderek büyüyen kömürsüz ülkeler grubuna katılıyor. Birleşik Krallık’ı bu tarihi ana getiren teşvikler ve yaptırımlar kombinasyonu, kömürü ve giderek fosil gazı Avrupa genelinde yenilenebilir enerji kaynaklarıyla değiştirmeye devam ediyor ve 2035 yılına kadar fosil yakıtsız enerji üretimini ulaşılabilir hale getiriyor. AB liderleri, yenilenebilir enerjinin üç katına çıkarılması, verimliliğin iki katına çıkarılması ve fosil yakıtlardan uzaklaşılması yönündeki küresel enerji uzlaşısına katkı sunmak için Birleşik Krallık’ın yeni başlattığı Küresel Temiz Enerji İttifakı ile güçlerini birleştirmelidir.”