Ana Sayfa Blog Sayfa 2682

Son dönemin Yeşil Kitapları

Son dönemin Yeşil Kitapları’nda bu hafta sizinle paylaştıklarımız:

Hikmet Kuran’ın Ekoloji Kolektifi’nden çıkan, “Çevremerkezli Düşünce Ekseninde Nazi Ekolojisi; Findhorn Kolektifi’nin Yeni İnsan Yayınevi’nden çıkan, “Ekoköy Findhorn“u ve Ferhat Şahin’in Hiperlink’ten çıkan, “Sarıkeçili Yörükler’in Kültür-Çevre İlişkisi İçerisinde Geleneksel Ekolojik Bilgilerinin Araştırılması” kitapları

İyi okumalar ve İyi haftalar

***

Çevremerkezli Düşünce Ekseninde Nazi Ekolojisi

1933-1945 Almanya’sı, ırkçı, faşist ve baskıcı uygulamalarla anılan, bir soykırıma sahne olmuş, nihayetinde dünyayı İkinci Dünya Savaşına sürüklemiş Nazi Dönemine ev sahipliği ediyor. Ancak insanlığın en karanlık dönemlerinden biri aynı zamanda Nazi Ekolojisi olarak da adlandırılabilecek, yüksek çevre koruma ve hassasiyet politikalarını da kapsıyor. Ekoloji Kolektifi Derneği tarafından yayınlanan Çevremerkezli Düşünce Ekseninde Nazi Ekolojisi eserinde Hikmet Kuran, insanlık tarihinin en dehşet verici uygulamalarına, bir soykırıma imza atılan dönemdeki çevre hassasiyetinin kökenlerini araştırırken, bu yıllardaki çevre-faşizm ilişkisini aydınlatmaya çalışıyor ve çevre konusunda çağının ilerisinde bir duruş sergileyen Nazi iktidarının samimiyeti ile “çevreciliğini” sınıyor.

Kitabın Nazi Ekolojisi başlıklı ikinci bölümündeyse, ilk fasılda değerlendirilen kavramsal çerçeve yardımıyla okurun dikkatini, 1933-1945 Almanya’sına, yani Nazi Dönemindeki çevresel politika ve uygulamalara yoğunlaştırılıyor. Kuran bu bölümde, Nazi Ekolojisinin düşünsel ve pratik kökenlerini, Nasyonal Sosyalist öğretinin doğa anlayışını, Nazi Döneminin çevre politikalarını ve bu dönemdeki tüzel düzenlemeleri, dönemin öne çıkan isim ve örgütleri ile dönüm noktası niteliğindeki olay ve pratikleri detaylıca inceliyor. Kuran tüm bunları yaparken,

  • Nazi Ekolojisinin teorik ve pratik düzlemde yansıttığı çevre koruma anlayışı, çevre­merkezli yaklaşımla örtüşmekte midir?
  • Nazi Ekolojisinin etik anlayışı ne tür bir zemine oturmaktadır?
  • Nazi Ekolojisinin pratik boyutu ve kalkınma-çevre etkileşimindeki konumu çevre­merkezli yaklaşımla örtüşmekte midir?

sorularına yanıt arıyor.

Çevremerkezli Düşünce Ekseninde Nazi Ekolojisi

Hikmet Kuran

Ekoloji Kolektifi

2018

***

Ekoköy Findhorn

 

“Işık saçan bir enerji yayılır ve tüm yaşamı oluşturur. Bizimle; bitkiler, doğa ruhları ya da bu gezegendeki hayatı paylaştığımız insanlar aracılığıyla konuşsa da, tümü arkalarındaki ve içlerindeki derin gerçekliğin yansımalarıdır. Findhorn Ekoköyü’nde mit gerçeğe dönüştü ve bize sadece spiritüalizmin yeni bir formunu değil, yeni bir yaşam ve birlik vizyonu da sundu. Esasen devalar ve doğa ruhları kendi benliklerimize ait yönlerdir. Bizi gerçek kimliğimize, içimizdeki kutsal gerçekliğe yönlendirirler. Ekoköyün hikayesi bu hayatın sayısız biçimde kutlanmasıdır. Bu kutlamaya katılarak hissettiğimiz neşe, kendimizin ve etrafımızdaki tüm yaşamın güzelliğini açığa vurmaya olan bağlılığımızı artırsın.”

Ekoköyleri anlatan kitaplar ile, dünyanın değişik köşelerindeki bu göz kamaştırıcı yerleşimlerin hikayelerini yayınlamaya devam ediyoruz.

Diğer pek çok şeyin aksine, ekoköyler şaşırtıcı derecede farklılık gösteriyorlar. Zaten koskoca dünyada tıpkısının aynı olsalardı sıkıcı olmaz mıydılar?

Findhorn Ekoköyü özel, ilham verici, sıradışı ve güneş gibi çekici bir ekoyerleşke. Üç kişi ile yola çıkmış ve tüm imkansızlıklara karşın ayakta ve birlikte kalmayı başarmış. Büyülü bir hikayesi var, okurken bir parçası olmayı dileyeceksiniz ve belki de kalkıp olan biteni yerinde görmek için İskoçya’ya gideceksiniz.  (Tanıtım Bülteninden)

Ekoköy Findhorn

Kolektif

Çeviri: Aslı Doğan

Yeni İnsan Yayınevi

2018

***

Sarıkeçili Yörükler’in Kültür-Çevre İlişkisi İçerisinde Geleneksel Ekolojik Bilgilerinin Araştırılması

Zordur Torosların içinde kara çadırda yaşamak, Yörük olmak. Yerleşiklerin, yörüklere yaşama hakkını bile çok gördüğü topraklarda hayvancılık yapmak. Devletin şefkati, desteği olmadan hayatta kalmak. Keçi beslemenin bile yasak olduğu dağlarda ekonomik zorunluluklar ile yaşam mücadelesi vermek. Uçsuz bucaksız görünen dağlar arasında yurt tutamamak, barınacak bir yer bile bulamamak. Kendi öz vatanında sahipsiz kalakalmak. Oysa ki Yörükler, bu vatanın öz evlatlarıdır. Uçsuz bucaksız Torosların gönüllü korucularıdır. Eko-sistemin öz parçaları olduğu kadar doğal denge unsurlarıdır. İklim sisteminin vazgeçilmez ögeleridir. Sürdürülebilir Çevre anlayışının doğal takipçileridir. Issız dağlarda yaşam mücadelesini tek başına gerçekleştirebilmek için Geleneksel Ekolojik Bilginin ana kaynağıdır. Ancak anlaşılamamıştır Yörüğün kıymeti. Güneş batmaktadır Yörükler için artık. Konar-göçerlerin son temsilcileri olan Sarıkeçililer, kısıtlanmış alanda yaşam mücadelesi vermektedir. Oysa bu kadim topluluk, Orta Asya’dan günümüze kadar devam eden kültürel değerlerimizi de korumaktadır. El sanatlarından halk hekimliğine, halk baytarlığından geleneksel ekolojik bilgilere sahip olan son göçer topluluk yok olmaktadır. Tarihin derin perdesi aralandığında, çadırdan nasıl imparatorluklar kurdukları da hafızalardan çabuk silinmiştir. Halbuki Hun İmparatorluğu’ndan Göktürk Devleti’ne, Selçuklu İmparatorluğu’ndan Osmanlı İmparatorluğu’na uzanan nice devletler kurmuşlardır. Yerleşik-Göçebe kavgası arttıkça, köklü devletler yıkılmış, yeniden çadırlarına dönüşler yapmışlardır. Güneş, bugün Yörükler için son kez batmaktadır. Kadim değerlere sahip kültürel birikim yok olmaktadır. Bu kayboluşu tüm insanlık sessizce izlemektedir. Son göçerlerin yaşamını kaybetmesine seyirci kalmak, tüm insanlığın suçu olacaktır. 

Sarıkeçili Yörükler’in Kültür-Çevre İlişkisi İçerisinde Geleneksel Ekolojik Bilgilerinin Araştırılması

Ferhat Büyükşahin

Hiperlink

2018

 

Derleyenler: Akif Pamuk – Barış Gençer Baykan

[Çocuklar için Yeşil Kitaplar] Boynuyamuk – Güzin Öztürk

Amerikalı doğabilimci John Burroughs, “Sevgi olmadan bilgi kalıcı olmaz. Fakat sevgi önce gelirse bilgi kesinlikle arkasından gelecektir,” diyor. Çocuklarımızı üzerinde yaşadığımız gezegene saygı duyan bireyler olarak yetiştirebilmek için biz ebeveynlerin öncelikli görevi, erken dönemde doğa sevgisi verebilmek. Onların minik omuzlarına taşıyabileceklerinden fazla yük ve korku bindirmeden, doğayla oyun arkadaşı olmalarını sağlamak, bu yolda atacağımız ilk adım. İkinci adım ise doğayla ve yaşadığımız çevreyle uyumlu, sürdürülebilir yaşam tarzı benimsemeleri için doğru rol modelleri sunan çocuk kitapları seçmek.

Yeşil Gazete, “Çocuklar için Yeşil Kitaplar” yazı dizisi illüstrasyonu için Gonca Mine Çelik’e teşekkür ederiz

Bu amaçla biz [Çocuklar için Yeşil Kitaplar] adını verdiğimiz bir diziye başladık. Çocuklara çevre bilinci aşılayan, farklılıklarımızla bir arada yaşamanın mümkün olduğunu gösteren kitapları derlemeye karar verdik. Bildiğimiz kitapları anımsamaya, bilmediklerimizle tanışmaya, tanıtmaya niyet ettik.

***

Boynuyamuk

Öğretici olmayan, çocukta duyarlılık kazandırırken çocuğun merakını canlı tutan, okumanın ne keyifli bir şey olduğunu hatırlatan çocuk kitaplarını ve o kitapları yazan yazarları seviyorum. Boynuyamuk da o kitaplardan biri. Kitabın ismi de konusu kadar ilgi çekici.

Anneannemin boynu yamuk bir komşusu vardı. Köydeki taş fırında ekmek yapmak için anneannemle sıra alırlardı.  Çok severdik onu çünkü fırının önünde bekleşen çocukları pidelerle sevindiren insanlardan biriydi. Biz onu her zaman, fırının kapısında bekleşirken  ortadan ikiye bölüp paylaştırdığı pidelerle ve güler yüzü ile hatırladık. Kitabı okur okumaz aklıma bu hatıram geldi.

Yazarın anlatımı ve kitabın konusu, bizi farklılıkların güzelliği düşüncesine götürüyor. Hem de bunu usul usul yapıyor. Resimleyen, Kıymet Ergöçen de, herkesin aynı göründüğü, aynı düşündüğü ve farklı olana tahammülün olmadığı o dümdüz kenti, öyle güzel resmetmiş ki anlatıma güç katıyor.

Boynuyamuk’un öyküsü, düz bir ovada, dümdüz tarlaların ortasında, sıradan bir kentte geçiyor. Her şey düz, dümdüz. Sokaklar, evler, parklar, yollar. Sadece düz…

Derken şehrin kıyısında, ormanın dibinde, yamuk duvarlı, eğri çatılı, bahçe yolu kayrak taşlı ve her birinin şekli ayrı bir ev bitiverir. Şehrin diğer sakinleri bu yabancıdan rahatsız olurlar. Onu hiç hoş karşılamazlar. Şehirdeki herkes onu kovmaktan beter eder.

Buymuş o akıl almaz evin sahibi işte. O bahçe kapısından giren bir daha iflah olmaz. Kentimizin bir düzeni var, kimse bunu bozamaz. Çocuklarımıza yanlış şeyler öğretmesin, aman ha! Açısı eğik olan burada yaşayamaz!

Boynuyamuk, insanların ona davranışları ve söyledikleri sözler ne olursa olsun olduğu haliyle, kendisi olarak ve hayattan her şeye rağmen zevk alarak yaşar. Ne evini dümdüz yapar ne bahçesini.

Ve bir gün Boynuyamuk’un, dümdüz budanmış ağaçların arasında, tek bir ağaç gölgesi bulamadan piknik yaptığı sırada, önünden geçen bir çocuktan aldığı tek bir gülücükle her şey değişmeye başlar.

Kitabın yazarı M. Banu Aksoy, bütün insanların ve canlıların biricik ve özel olduğu dünyamızda, faklılıklarımızla ve hep birlikte ne kadar güzel olduğumuzu hatırlatıyor.

Dilerim dünyamızda, fiziksel ya da düşünce faklılıkları olduğu için hiçkimseden tek bir gülücük, sevgi ve saygı esirgenmez.

Boynuyamuk

Yazan M. Banu Aksoy

Resimleyen Kıymet Ergöçen

Yaş Grubu 7+

Tudem Yayınları

40 sayfa karton kapak

 

 

Güzin Öztürk

[Hermit] Tiyatro engel tanımaz – Ayşegül Sağlam

Yaşadığımız ülkede doktor olmak, öğretmen olmak; mühendis, mimar, esnaf, gazeteci, hukukçu, sporcu…nice meslek erbabı olmak zor. Hele bir de işinizi severek, layığıyla yapmak istiyorsanız daha da zor. Çünkü yaşadığımız çağ artık “İdealizm”den çok uzak. Rasyonalizmin, faydacılık sarmaşığına dolanmasıyla ortaya çıkan düşünceler; insanı doğasından uzaklaştırıp günü kurtarmaya zorunlu hale getiriyor. Yaşadığımız modern(!) hayat da buna çanak tutunca; ortaya iş bilmeden iş yaptığını zanneden, bu yaptığı işi maddi kaynağa dönüştürüp rahat eden, kimsenin etlisine sütlüsüne karışmadan hayatını idame eden bir nesil çıkıyor ortaya. Dedim ya yukarıda, meslek erbabı olmak zor diye, ben bu sefer tiyatro yapmanın zorluklarından bahsedeceğim.

Öncelikle birçok meslektaşımın aksine ben ödenekli tiyatro severim. Yani daha doğrusu severdim. Çünkü lise öğrencisinin, 10 liraya Shakespeare ya da yüksek bütçeli bir müzikal izleme hakkının çok kıymetli olduğunu düşünürüm. Devlet tarafından desteklenmeyen ve gişe gelirine mahkum bırakılan özel tiyatronun sanat kaygısı azalacak ve sanatsal duruşu “Shakespeare’e bulaşmayalım, müzikale gerek yok. Düşük bütçeyle halledelim şu işi” zihniyetine dönüşecektir. Tabi bütün bu söylediklerim; devletin, sanatın özerk duruşuna saygı gösterdiği ölçüde gerçekleşebilir. Aksi halde durum, “Parayı ben verdim; benim düdüğüm çalınacak” şekline dönüşür ki bu sanatın özgür duruşuna zarar verir. Sanatın özgür olmadığı bir yerde de özgür düşünceden söz edilemez.

Metin Zakoğlu kimdir?

Şimdi; söylemek istediklerini, kimseye müdana etmeden söyleyebilmek için yılardır çaba sarf eden bir tiyatrocudan bahsedeceğim size. Metin Zakoğlu’dan. Babası, ‘Zülüf Dökülmüş Yüze’ türküsünü repertuara katan TRT eski sanatçılarından Kadir Kubilay Zakoğlu. Sanatla dolu bir evde büyüyen Metin Zakoğlu; kendi sanat yolunu, genç yaşta tanıştığı Tevfik Gelenbe ile çizmeye başlamış. İki yıllık çıraklık döneminden sonra Darü’l Bedai’ye (İstanbul Şehir Tiyatroları) girmeye hak kazanmış. İlerleyen yıllarda eğitimine Berlin’de devam etmiş, tiyatro antropolojisi okumuş ve orada da birçok tiyatroda reji asistanlığı yapmış.

20 yaşında Genco Erkal’ın ‘Bir Delinin Hatıra Defteri’ oyunundan o kadar etkilenmiş ki kendi tiyatrosunu kurarak ve Genco Erkal’dan el alarak bu oyunu sahnelemiş. Hatta ilk oyunlarını Genco Erkal’ın dekoru önünde ve onun perukasıyla oynama şansını bulmuş.

Aradan geçen 25 yıla rağmen, aynı heyecanla ama çok farklı bir yorumla sahnelediği oyunu, geçen hafta yeniden açılan Cafe Theatre’de izlemeniz mümkün. ‘Dün yeniden açılan’ dememin sebebi şu; ilki 2010 senesinde Suadiye’de açılan Cafe Theatre, gerek şehrin başına bela olan kentsel dönüşümden gerekse sanatın başına bela olan maddi sıkıntılardan ötürü birkaç kez yer değiştirmiş. Cafe Theatre fikri ise az önce bahsettiğim kimseye müdana etmeme fikrinden ortaya çıkmış. “Sponsorun, onun, bunun düdüğünü çalmaktansa; kahvemi, yemeğimi satar paramı kazanır kendi mekanımda da kendi istediğimi söylerim.” demiş tabiri caizse. Stand up gösterisi esnasında da şakayla karışık değiniyor bu konuya. Hem dükkân işletmecisi hem tiyatro sanatçısı olmak zor tabi. Söylemek istediğini de çat diye insanın suratına söylemesiyle meşhur. Bazen çıktığı mekânın sahibine, bazen açılışa gelen belediye başkanına…

Evde veya ofiste, her yerde tiyatro olur

Geçtiğimiz yıllarda “Evde Tiyatro”, “Ofiste Tiyatro” gibi kavramları ortaya çıkaran Zakoğlu, zaman zaman bu konularda eleştirilse de o, bu eleştirilerle pek ilgilenmiyor. O, “Oyuncunun ve seyircinin olduğu her yerde tiyatro olur. Tiyatro engel tanımaz.” diyor. Mesela ‘Evde Tiyatro’ fikrinden evirilen ‘Engelliler İçin Tiyatro’ fikri de böyle çıkmış ortaya. Gerek fiziksel gerek psikolojik uygunsuzluktan dışarı çıkamayan engellilerin evlerinde ücretsiz gösteriler yapıyor. Ama bunu çekmek isteyen gazetecilere ‘İnsanlar çevreden çekindikleri için dışarı çıkmıyor; siz onları çekip haber yapmak istiyorsunuz. Bence bunu düşünmediğiniz için siz engellisiniz.’ diyor.

Onu bazıları çok seviyor bazıları hiç sevmiyor. Ama ben sevdim. Deneyip görmek isterseniz Çiftehavuzlar’daki Yeşilbahar Sokak’ta, Cafe Theatre’da izleyebilirsiniz.

Ayşegül Sağlam

[Yaşadım Diyebilmek[ Absürt bir serüven ve mutlu son 2 – Şahin Tekgündüz

Gün doğmadan neler doğar meşime-i şebden* 

Matbaa satın alma gırgırı devam ederken birkaç gün sonra Yalçın Cerit arıyor, biraz müstehzî bir edayla “Hayrola matbaa satın alıyormuşsun, Yağaç kesmedi galiba seni” diyor. Gülüyorum. Kimden öğrendiğini soruyorum, “Benim kulağım deliktir” diyor. “Akşam uğra da anlatayım sana” diyorum. Onun da başından bir matbaa serüveni geçtiği için beni en iyi anlayacaklardan biri… Akşam evde ben anlattıkça Yalçın dikkat kesiliyor, bir süre bıyığını kemirerek sessiz sessiz düşünüyor ve sonunda “Anladığım kadarıyla sen zâten satın almışsın bu matbaayı kafanda; belli ki Haluk Beyler zor durumdalar ve senin teklifine evet diyecekler. Ama senin Timuçin’le Özkan’ı ikna etmen matbaayı satın almandan daha zor. Keşke becerebilsen de bu işi, partinin matbaa işlerini de üstlenseniz” diyor. Onun bu sözleri kafamda bir ışık daha yakıyor: Partinin matbaa işleri… Ama önümdeki sorun sadece Timuçin’le Özkan değil, öyle çetin engeller var ki, aşabilmek ne mümkün… Yalçın “Kolay iş değil ama sen kolay kolay pes etmezsin, inatçısın bilirim; Timuçin’le Özkan’ı inandırmaya çalış, ben de bi’ düşünüyüm bakalım” diyerek ayrılıyor evden.

 

Haluk Bey’i birkaç gün aramamaya, onun beni aramasını beklemeye karar veriyorum. Yalçın’ın söylediği gibi inadım tutar da bir oldubitti yaratırsam zaten zar zor sürdürebildiğimiz hayat standardımızı riske etmiş olacağım. Bu nedenle son derece ihtiyatlı davranmalıyım hem kendimi hem ortaklarımı, boyumuzu aşan bir işe sokmakta ısrarcı olmamalıyım. Ama pek hoşuma giden matbaa pazarlığını da sürdürmek istiyorum. Bu kararımın, matbaaya sahip olma içgüdümü kışkırttığının da farkındayım. Birkaç gün matbaa konusunu hiç açmadan işlerime bakıyorum. Beklemediğim bir anda Yalçın arıyor, heyecanlanıyorum. Matbaa konusunda neler olduğunu soruyor, durumu anlatıyorum. “Bir ipucu yakaladım galiba, bir iki gün idare et hele” diyor. Heyecanım katlanıyor. İstanbul’dan Ferit’in telefonuyla konu yeniden gündeme geliyor. Haluk Bey’in benden haber beklediğini, elimi çabuk tutmazsam, Karaca Ofset’le başka ilgilenenlerin de olduğunu söylüyor. Bunun, bir çaresizlik ifade ettiğini çakıyorum ama belli etmiyorum. Haluk Bey’i yarın arayacağımı söylüyorum. Çünkü öğleden sonra Zekeriya Bey gelecek şirkete ve bu konuyu ona da çıtlatacağım.

Beklenmedik bir destek

Özkan’ın eşi Sönmez Taner Tarsus’lu Akçalı ailesinin kızı. Dayısı Zekeriya Akçalı Türkiye İş Bankası genel müdür yardımcı. Bizleri pek sever ve sık sık şirkete gelir sohbet ederiz. İş Bankası’na yatırım kredileri için başvuran girişimcilerden söz eder ve yatırım projeleri için kapılarını çalmamızı önerir. Sohbet sırasında Özkan’ın müstehzi ifadeleriyle bu konu da gündeme geliyor. Zekeriya Bey, birtakım ayrıntıları ve Karaca Ofset konusunu öğrenince, “Çocuklar bu işe girişirseniz çorbada benim de bir atımlık tuzum olsun, size Öğretmenler Bankası’ndan kredi temin edeyim” diyor. Heyecandan kalbimin çarpıntısı fark edildi mi bilemiyorum. Özkan’la göz göze geliyoruz, itiraz cümlesi ağzından çıkmak üzere. “İyi de, sizin sağlayacağınız krediyle koca matbaa satın alınabilir mi, üstelik biz kredi için neyimizi teminat göstereceğiz ki?” Zekeriya Bey “Canım siz orasını karıştırmayın, bir yolunu bulacağız elbette” diyor. İçim pır pır ediyor. Zekeriya Bey’in bildiğimiz bir yanı da üst düzey yöneticisi olduğu bankadan yakınlarına en küçük bir imkân sağlamaması. Bu nedenle hatırının geçtiği Türkiye Öğretmenler Bankası’ndan söz ediyor.

Almanya yolundan çevrilen para

Garip bir rastlantı, aynı gün akşama doğru Yalçın geliyor OPA’ya. Durduk yerde şirkete gelmesini hayra yoruyorum. Parti üyesi Gündüz Mutluay ile Arif Oruç Sezlev’in partiye destek amacıyla, işçi permilerinden de yararlanarak Eskişehir’de bir ambalaj tesisi kurmaya hazırlandıklarını, Gündüz’ü, Almanya’ya gitmek üzere İstanbul’da iken yoldan çevirdiğini ve matbaa işinden söz ettiğini anlatıyor. “Biraz zor oldu ama aklı yattı, Cumartesi günü Arif’le birlikte Ankara’ya gelecekler” diyor. (Hâlâ geçerli mi bilmiyorum; o dönemde yurtdışında çalışan işçiler kazançlarıyla edindikleri kullanılmış otomobil, makine, ev eşyası vb birtakım varlıklarını Türkiye’ye gümrüksüz sokabiliyorlardı. Bu imkânı sağlayan belgelere kısaca permi deniyor ve permiler ticârî meta olarak el değiştirebiliyordu) İki gün sonra partili arkadaşımız Nurettin Pirim’in evinde uzun bir görüşme yapıyoruz. Gündüz ve Arif, ellerindeki kaynağı bu işe yatırmayı kabul ediyorlar. Böylece matbaa işinin en önemli adımı atılmış oluyor. Bu gelişme üzerine Özkan’ın direnci kırılıyor ve iş benim İstanbul’la yürüteceğim müzakereye ve pazarlığa kalıyor.

Bu olumlu gelişmelere rağmen İstanbul’a kabul edilmesi zor, hattâ mümkün olmayan şartlar ileri sürmeye karar veriyorum. Şartları kabul edip satıştan vazgeçerlerse sağlayacağımız kaynakla daha mütevazı bir matbaa kurabileceğimizi düşünüyorum. Bu fikri Timuçin de Özkan da destekliyor. İlk görüşmede Haluk Bey’e, imkânlarımızın ancak yetmiş beş bin liraya elverdiğini söylüyorum. Telefonda kısa bir sessizlikten sonra Haluk Bey “Şahin Bey insafsızlığınız devam ediyor, ben bunu Osman Necmi Bey’e nasıl söyleyebilirim; ben sizi ararım” diyor. O gün aramıyor Haluk Bey. Teklifimizin reddedildiği ihtimaliyle bir yandan üzülüyor, bir yandan da olası büyük bir riskin altında kalmaktan kurtulacağımızı düşünüp rahatlıyorum.

Ertesi gün beklediğimiz telefon geliyor, Haluk Bey teklifimizi kabul ettiklerini ve bir satış sözleşmesi hazırlayıp uçakla göndereceklerini bildiriyor. Bu bilgi üzerine matbaa meselesi şirketin gündemine iyiden iyiye oturuyor. Öne sürülen şartları bilmiyoruz ama bir yandan da hazırlıklara başlamamız gerekiyor. Hemen telefona sarılıp Zekeriya Bey’i arıyorum ve bu bilgiyi aktarıyorum. Öğretmenler Bankası Maltepe Şubesi Müdürü Mümin Derici’nin konuyu bildiğini ve onu ziyaret edip görüşmemiz gerektiğini söylüyor. Bu haberi Yalçın’a da uçuruyorum, telefonda bir süre durakladıktan sonra “Gündüz’le konuşacağım, denkleştirebilirlerse onlardaki parayı da Pazartesi günü Eskişehir’e gidip alacağız” diyor. O gün Mümin Bey’i arıyorum, bizi beklediğini söylüyor. Timuçin’le birlikte gidip, sıcak bir sohbetten sonra birtakım belgeleri imzalıyoruz. Mümin Bey dost canlı birisi, dosyanın kurula gireceğini, onaylanınca bize haber vereceğini söylüyor.

OPA’nın yardımcı elemanı Kenan Bulut âdetâ bir zehir hafiye, Ankara’da tanımadığı ve ucundan tuttuğunda da bitiremeyeceği iş yok. Zaten matbaa konusunu en küçük ayrıntısına kadar biliyor. Olumlu yöndeki gelişmeler üzerine ona, matbaaya uygun bir yer bulmak için harekete geçmesini söylüyorum. Tanıdığı tanımadığı emlakçıları ve arkadaş çevresini harekete geçiriyor. Bu arada haber çevremizde de hızla yayılıyor.

Eskişehir’den, paranın Ankara’da kurulacak olan matbaaya sermaye katkısı olarak kullanılacağını taahhüt eden bir belgeyi imzalayıp, Gündüz ve Arif’in hazır ettikleri yirmi sekiz bin lirayı OPA hesabına yatırmış olarak dönüyoruz. Bu para, benim Transtürk kampanyasını yürüttüğüm günlerden sonra önüme çıkan en büyük para. Geç vakit şirkete dönüyorum. Haluk Bey’in kısacık mektubunu masamda buluyorum. Üzerinde ataşla tutturulmuş küçük bir kâğıtta Timuçin’in notu var. ‘Şartlar ağır, cevap vermeden önce görüşelim’ yazıyor. Yazıyı okuyunca donup kalıyorum. Sadece satış şartlarından oluşan bir metin ve ileri sürülen şartlar gerçekten ağır, âdetâ anlaşmayı bozmamız için kaleme alınmış. Satışın, kaparo olarak yirmi beş bin lira ödendiğinde yürürlüğe gireceği, makine donanımın yerinde teslim alınacağı, söküm ve yükleme sırasında makinelerde ve binada meydana gelecek hasarlardan sorumluluk kabul edilmeyeceği, teslim tamamlanınca yirmi beş bin lira daha ödeneceği, kalan yirmi beş bin lira içinse en geç bir ay vâdeli senet verileceği, ‘Karaca’ adının hiçbir yerde ve hiçbir şekilde kullanılmayacağı vb…

Ültimatom gibi bir cevap

Bu şartları kabullenmek elbette mümkün değil. Önce telefonla konuşmayı düşünüyorum ama ilişkileri sulandırmamak için vazgeçiyorum ve hemen oturup cevâbî bir mektup yazarak kendi şartlarımızı birer birer sıralıyorum. Makineler, o dönemin ünlü matbaa montörü Orhan Hekimoğlu tarafından ciddî bir revizyondan geçirilecek, eksik ve arızalı parçalar orijinalleri ile değiştirilecek, tesis Ankara’ya güvenli bir nakliyat firmasınca sigortalı olarak taşınıp belirleyeceğimiz yere Orhan Hekimoğlu tarafından monte edilecek, deneme baskıları yapıldıktan sonra teslim işi tamamlanmış olacak ve yirmi beş bin lira ödenecek. Geriye kalan yirmi beş bin lira ise on sekiz aylık taksitler hâlinde senetlerle ödenecek. Bu şartlar yerine getirilmediği takdirde ödenen kaparo geri ödenecek ve sözleşme feshedilecek. Mektubun başına da Haluk Bey’e hitâben kısa bir not ekliyorum. “Sayın Haluk Bey, önerdiğiniz koşulları kabul etmemiz maalesef mümkün değil. Devir teslim ve satışla ilgili şartlarımız aşağıda belirtilmiştir. Uygun bulup onayladığınızı bildirdiğiniz takdirde yirmi beş bin lira kaparo havale edilecek, aksi halde satın almadan vazgeçilecektir. Yanıtınızı bekliyoruz. Saygılarımızla…

Mektubu önce Timuçin ve Özkan’a okuyorum. Şaşırıyorlar ve matbaa işinden vazgeçtiğim sonucunu çıkarıyorlar. Timuçin “Bu mektup, kibarca vazgeçiyoruz demektir, sen bilirsin” diyor; Özkan ise çok isabet ettiğimi, aksi halde altından kalkamayacağımız bir angajmana girmek üzere olduğumuzu söylüyor ve rahatlamış görünüyor. “Kaparo olarak göndereceğimiz yirmi beş bin liradan vazgeçmeleri mümkün değil, ne edip edip şartlarımızı kabul edecekler, görürsünüz” diyorum. Benim bu sözüm üzerine Timuçin başparmağını dikerek “Helâlsin be ortak; resmen rest çekmişsin adama. Kayserili de değilsin ama bu pazarlık kabiliyeti nereden geliyor anlayabilmiş değilim” diyor. Gülüyorum, “Benim Nevşehirli olduğumu unuttun galiba” diyorum. Mektubu gönderip kulağımızın üzerine yatıyoruz.

Danimarka Büyükelçisi’nin Malikânesi

Bu arada kiralık yerler konusunda birtakım bilgiler geliyor. Bunlar içinde en ilginç olanı Danimarka Büyükelçisi’nin Küçükesat’taki mâlikânesi… Büyükelçi başka bir yere taşınınca bu şirin bina bir Karadenizliye satılmış, o da kiraya veriyormuş. İstanbul’dan çok ümitli olmamamıza rağmen dayanamayıp birlikte binayı görmeye gidiyoruz. Akay yokuşundan sağa dönünce Esat Caddesi 44 numarada, önden iki, arkadan üç katlı şirin mi şirin bir bina. Önünde küçük, arkasında ise büyükçe iki bahçeli. Mermer merdivenlerle çıkılan ilk kata, özenle yapılmış bir demir kapıdan giriliyor, parke döşeli geniş salon, arka bahçeye bakan büyük bir balkona açılıyor. Üst kata, iki tarafı ferforje korkuluklu geniş bir mermer merdivenle çıkılıyor. Bu kat da alttaki gibi parke döşeli; kapı pencere doğramaları birinci sınıf. Bir üstte ise depo olarak kullanılan geniş bir çatı katı… Bina üçümüzü de etkiliyor ve hemen yerleşme planları yapmaya başlıyoruz. Matbaa için en alt kat ideal, önündeki verandamsı yerin de çevresini kapatırsak yeter de artar bile. Birinci kat matbaanın idârî ve ofset hazırlama bölümü, üst kat ise iki yıldır on birinci kata tıkışmış bulunan OPA için havalı ve prestijli bir mekân…

Binayı iyice inceledikten sonra Timuçin, “Matbaa işi olur gibi görünmüyor ama bakıyorum sen Danimarkalıların matbaa makinesini onardıktan sonra şimdi de büyükelçilerinin evine göz diktin” diyor gülüşüyoruz. Binanın sahibi Rize’de ve ne zaman geleceği belli değil, Ankara’daki işleriyle avukatı ilgileniyor. Avukatın adını bir yerlerden hatırlıyorum ama çıkaramıyorum. Akşam karımla konuşurken o avukatın, çok sevdiği bir arkadaşının kocası olduğunu söylüyor, şaşırıyorum. Birtakım tesadüfler garip bir şekilde üst üste binmeye başlıyor, bunu neye yormalı bilemiyorum. Karadenizli şivesiyle konuşan Gültekin adındaki avukatı hatırlıyorum ve İstanbul’dan olumsuz yanıt gelmezse aramaya karar veriyorum.

____________

*Gün doğmadan neler doğar gecenin karanlığından/Ahmet Hâşim

Haftaya “Zorlu ama keyifli günler”

 

 

Şahin Tekgündüz 

[email protected]

 

 

 

“Walls”: Streisand son albümünü kolektif dayanışma kurmuş topluluklara adadı

Barbra Streisand yeni albümü “Walls” (Duvarlar) geçtiğimiz Cuma günü yayınlandı. Albüm, Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump’a karşı duruş olarak tanıtılmasıyla dikkat çekiyor.

“Walls” albümü; içinde yaşadığımız tuhaf zamanları ele alıyor ve mevcut yönetime yönelik üstü kapalı olarak bolca gönderme içeriyor. Albümün adının hikayesini ise sanatçı şöyle açıklıyor; “Köprüler inşa etmek yerine daha çok duvarlar örmekle ilgileniyorlar.”

Çeşitli röportaj ve beyanlarında içinde bulunduğumuz dönemi ve gelişmeleri kaygıyla takip ettiğini belirten sanatçı; arabada giderken, yatakta uzanırken yani hemen hemen her an kafasına takılan kaygılar ve düşünceleri yazıya dökerek hazırladığı bu albümde Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Trump’a ismen hiç değinmeden ondan aldığı ilhamı yansıtıyor.

Streisand, otuz altıncı albümü olan “Walls”ı Amerika Birleşik Devletleri ve dünyanın her yerinde kolektif dayanışma kurmuş ve seslerini duyurmaya çalışan gençlere ve topluluklara adadı.

Albümün yayınlanmış klipleri için: https://www.youtube.com/user/barbrastreisand/videos

Barbra Streisand, 24 Nisan 1942’de Brooklyn’de (New York) doğdu. Kariyerine 1960’lı yılların başında New York’ta çeşitli kulüplerde çalışarak başladı. 1963 yılında ‘The Barbra Streisand Albüm’ünü çıkararak müzik dünyasına ilk adımını attı. 1968 Yılında sinema dünyasına da adım atarak rol aldığı ilk müzikalle En İyi Kadın Oyuncu Akademi Ödülü’nün sahibi oldu.

Kariyeri boyunca müzik, sinema ve tv alanlarında bir çok ödül aldı. 1980’li yıllarda Cher ve Tina Turner gibi büyük divalar arasına adı anılmaya başlandı. 

 

Haber: Ergi İşbilen

(Yeşil Gazete)

2. Uluslararası Çocuk Diyarı Film Festivali’nin ana teması “Mülteci Çocuklar”

Ankara’da bu yıl ikincisi düzenlenen ve ana teması “Mülteci Çocuklar” olan Uluslararası Çocuk Diyarı Film Festivali, 11 Kasım Pazar günü 17.00’de başlayacak.

Açılış etkinliğinde çocuklardan oluşan modern dans grubu, piyano eşliğinde kısa bir keman konseri, kısa film gösterimi ve Şubadap Çocuk grubu yer alacak.

Yılmaz Güney Sahnesi başta olmak üzere, Sinetopya, ODTÜ Mezunlar Derneği, Bademlidere Çankaya Evi gibi merkezlerde, 60 film gösterimi, söyleşiler, paneller, uzman eğitmen ve sanatçılarla yapılacak pek çok atölye ve gösteri programda yer alıyor.

Mülteci çocuklarla ilgili farkındalık yaratacak filmler ve bir panelin de yer aldığı festivalde, Toplumsal Cinsiyet Atölyesi, Yaratıcı Yazarlık Atölyesi, Ekoloji Dostu Çocuklar, Karikatür Atölyesi, Hollanda’dan gelecek olan CineKid Workshop, Basit Sinema Yapım Atölyesi, Bergman 100. Yaş Çocuklarla Sanat Atölyesi, Resim Atölyesi, Sözsüz İşler Atölyesi gibi atölyeler de yer alıyor.

Festival, bu yıl Cinekid ve KLIK ekipleri, Yannie Dupont Hebert, Hüseyin Tabak, Erhun Altun, Erman Okay başta, yurt içi ve yurt dışından gelen önemli yönetmen ve konukların söyleşi ve etkinlikleri bu yıl da içeriği oldukça zenginleştiriyor. Behiç Ak bu yılın festival onur konuğu.

Kanada, Hollanda, Avusturya, İran, İsviçre, İsveç, Almanya, İspanya, Küba, Japonya, İzlanda, Belçika, Bangladeş, İngiltere, Fransa, İtalya ve Türkiye’den katılımcılarla gerçekleşecek olan festival 20 çocuğun emeği ve gönüllülerin katılımıyla birlikte hazırlandı.

Festival, farklı yaş gruplarından çocukları, gençleri ve ebeveynleri kapsayacak gösterim ve etkinlik şöleninin ardından 18 Kasım’da, çocukların senaryolarını yazdıkları, oynadıkları ve yönettikleri filmlerin gösterimi, oyunculuklarını üstlendikleri Ah Şu Anneler Babalar adlı tiyatro oyunu ve 1000 Çocuk Korosu’nun yer aldığı kapanış programıyla sona erecek.

Geçen yıl olduğu gibi bu yıl da etkinliklere katılım ücretsiz.

Web: www.cocuksinemasi.com

Facebook: Uluslararası Çocuk Diyarı Film Festivali

Twitter: Çocuk Diyarı Film F. @Childrenland06

Yeşil Gazete

 

TÜYAP Artist 2018/ İstanbul Sanat Fuarı açılıyor

28. İstanbul Sanat Fuarı, her yıl olduğu gibi, TÜYAP Tüm Fuarcılık Yapım A.Ş. tarafından Türkiye Yayıncılar Birliği iş birliği ile düzenlenen 37. Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı ile eş zamanlı olarak gerçekleştirilecek olan ARTİST 2018 / İstanbul Sanat Fuarı, TÜYAP Fuar ve Kongre Merkezi, Beylikdüzü’nde, 10-18 Kasım 2018 tarihleri arasında sanat severlerin ziyaretine açılacak.

ARTİST 2018 / 28. İstanbul Sanat Fuarı, 7 no’lu ana salonunda pek çok galeriyle birlikte DENEYİM teması kapsamında büyük bir projeye; 8 no’lu salonda ise bağımsız genç sanatçılara ve etkinliklere ev sahipliği yapacak.

10 Kasım 2018 Cumartesi günü saat 11:00’de kapılarını ziyaretçilere açacak olan ARTİST 2018 toplamda 12 bin metrekareyi aşkın iki salonunda 9 gün boyunca sanatseverlerle yüzlerce sanatçının işlerini buluşturmaya hazırlanıyor.

ARTİST 2018’i Onurlandıranlar

İstanbul Sanat Fuarı’nın, her yıl sanat alanındaki çalışmaları nedeniyle verilen onur ödülleri sahiplerini buldu. Plastik sanatlara önemli katkıları nedeniyle Sanatçı Onur Ödülü Sayın Alev Ebüzziya’ya, Sanat ve Toplumbilim Kuramcısı Onur Ödülü Sayın Prof. Dr. Meral Özbek’e, Koleksiyoner Onur Ödülü Sayın Erol Tabanca’ya ve Sanatsever Kurum Onur Ödülü Açık Radyo’ya değer görüldü. Ödüller, 12 Kasım 2018 Pazartesi günü düzenlenecek geleneksel TÜYAP Onur Yemeği’nde sahipleriyle buluşacak.

İstanbul Sanat Fuarı’nın 7 no’lu ana salonu onur ödülleri kapsamında özel sergilere ev sahipliği yapacak. Yine aynı salonda Evin Sanat Galerisi, Karşı Sanat Çalışmaları,  Akademililer Sanat Merkezi, Nurol Sanat Galerisi, D’Art Gallery, Galeri Soyut, Doruk Sanat Galerisi, Galeri Diani, Artestruttura ve NeoArtGallery gibi galerilerin yanı sıra Yeni Nesil Kütüphane ZAİ ve Gravürist gibi projeler yer alacak.

14 Yıldır Gençlere Destek

Kapılarını 14 yıldır genç sanatçılara, gruplara, inisiyatiflere ve üniversitelerin güzel sanatlar fakülteleri öğrencilerine açan ARTİST, bu yıl da 8 no’lu salonda bağımsız genç sanatçılara olanak tanıyor. Bu vesileyle genç sanatçıların ve güzel sanatlar öğrencilerinin galerilerle iletişimine, projelere katılımına ve ortak projeler üretmesine imkân sağlıyor.

ARTİST 2018’in 8. salonunda 30’u aşkın inisiyatif ve grubun yanı sıra Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi, İstanbul Kültür Üniversitesi ve Uluslararası Knidos Kültür ve Sanat Akademisi’nin de içinde olduğu kurumlar yer alacak.

Deneyim TÜYAP’ta

Geçtiğimiz yıllarda Umulmadık Topraklar ve Ütopya kavramlarıyla TÜYAP’ı kamusal bir sanat ortamına dönüştüren proje ekibi bu sene de Deneyim kavramından yola çıkarak farklı bir sanat kurgusu oluşturmaya hazırlanıyor.

Türkiye’den ve dünyadan sanatçı kolektiflerinin ve bağımsız sanat oluşumlarının katılımıyla derin, zorlu ve kışkırtıcı bir praksis olmayı umut ediyor. Tüm katılımcılarını estetiğin, etiğin, emeğin, bilimin, bilim kurgunun, teknolojinin, tarihin, popüler kültürün çoklu perspektifinden “deneyim” kavramını tartışmaya davet ediyor. “Oscar Wilde’ın dediği gibi deneyim insanın hatalarına verdiği isim olabilir. Peki insan binlerce yıllık yaşam deneyimine rağmen hala aynı hataları yapmayı sürdürüyorsa? Belki de deneyimin içinde umudun baskın çıktığı yer burasıdır: Denemek.”

Artist Deneyim kapsamında, İstanbul, Ankara, Diyarbakır Eskişehir, İzmir, Mardin ve Mersin’den 44 bağımsız sanatçı kolektifi yer alıyor: Bandrolsüz, FailBooks, Express Dergisi, Çağdaş Sanat Bülteni, E-skop, Güncel Sanat Arşivi, Birbuçuk, Artık İşler Kolektifi, Atelier Muse, Rubber Hammer, Durum Sanat Grubu, Taşeron Sanat İnisiyatifi, Ağustos Atölyesi, Atölye Altı, Demo Lab, Moku, Tasarım Bakkalı, Engelsiz Pedal, D’Art Galeri, Poşe, Periferi Kolektifi, Gündelik Hayat Deneyimlerinden Söz’ler, Whydahgally, KA Atölye, Artin90, Benden Güçlü, Kendine Ait bir Oda, NOKS Bağımsız Sanat Alanı, Darağaç Projesi, Kültürhane, DegartLab, Minör Strateji, 13 Metrekare, Merkezkaç, Dijital Obsküra, GOP, PAT Atölye. Ayrıca Berlin merkezli Together ∅ emptiness, Münih merkezli Rhythm Section ve The Beautiful Formula Collective, Irak merkezli Art Rol gibi uluslararası sanatçı grupları izleyici ile buluşmaya hazırlanıyor.

Deneyim: Ağustos Atölyesi

Artist Deneyim’in yolculuğu Ağustos ayında 35 genç sanatçıyı ağırlayan Ağustos Atölyesi’yle başlamıştı. Alternatif bir sanat eğitimi arayışının parçası olan Ağustos Atölyesi’ne farklı disiplinlerden, farklı şehirlerden (Ankara, İstanbul, Van, Diyarbakır, Mardin) genç sanatçılar katılmıştı. TÜYAP’ın açık ve kapalı mekanlarını, bir ay boyunca atölye ve yaşam alanı olarak kullanan Ağustos Atölyesi’nin ürünlerini ve sürece dair dokümanter çalışmaları Artist Deneyimde izlemek mümkün olacak.

İstanbul Sanat Fuarı’nı Takip Edin

Fuar hakkında en güncel bilgiler ve haberler için www.istanbulsanatfuari.com sitesini ve facebook, twitter, instagram üzerinden @sanatfuari ve @artistdeneyim hesaplarını takip edebilirsiniz.

ARTİST 2018, hafta içi 11.00-19.00, hafta sonu ise 11.00-19.00 saatleri arasında ziyaret edilebilecek. Son gün 18 Kasım 2018 Pazar akşamı saat 19.00’a kadar kapılarını açık tutacak.

Yeşil Gazete

TÜYAP, 37. Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı açılıyor

37. Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı, 10 Kasım Cumartesi günü kapılarını açıyor.

Yurt içi ve yurt dışından 800 yayınevi ve sivil toplum kuruluşunun katıldığı, ana temanın “Hayatı Edebiyatla Kuşatmak” olduğu fuarda, dokuz gün boyunca panel, söyleşi, şiir dinletisi ve çocuk atölyelerinden oluşan 300 kültür etkinliğinde ve binlerce imza gününde yazarlar okurlarıyla bir araya gelecek.

Hayatı Edebiyatla Kuşatmak

Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı, bu yıl “Hayatı Edebiyatla Kuşatmak” ana teması kapsamında edebiyatın ve kitapların hayatımızdaki önemini hatırlamak üzere yine dolu dolu bir etkinlik programı ile okurları buluşturacak. Fuar, birbirinden değerli konukların ve Onur Yazarı Selim İleri’nin katılımıyla düzenlenecek pek çok edebiyat etkinliğine ev sahipliği yapacak.

Fuarın Onur Yazarı Selim İleri

Fuarın Onur Yazarı Selim İleri, fuar süresince etkinliklerde ve imza günlerinde okurlarıyla buluşacak. Everest Yayınları ve TÜYAP tarafından düzenlenen Selim İleri Edebiyatı panellerinin 10 Kasım’daki ilk oturumunu Doğan Hızlan yönetirken, Ayşe Sarısayın, Gül İrepoğlu ve Beşir Ayvazoğlu konuşmacı olarak katılacaklar. Oturumun ikinci paneli ise 18 Kasım Pazar günü Metin Celal’in yönetiminde ve Turhan Günay, Atilla Birkiye, Fatih Altuğ, Handan İnci, Filiz Aygündüz’ün konuşmalarıyla gerçekleşecektir. Bu paneli Eray Ak’ın yöneteceği, Jale Sancak, Sibel Oral, Onur Caymaz ve Burcu Aktaş’ın konuşmacı olacakları “Selim İleri ve Sonraki Kuşaklar” paneli takip edecektir.

11 Kasım Pazar günü ise Türkan Şoray’ın konuşmacı olarak katılacağı ve Faruk Şüyün’ün yöneteceği “Arkadaşım Selim” söyleşisi gerçekleştirilecektir.

37. Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı Onur Yazarı Selim İleri için hazırlanan onur yazarı kitabından seçme metin ve fotoğraflardan oluşan “Arkadaşım Selim” sergisi ise ana giriş / üst kat fuayede fuar süresince ziyaret edilebilir.

10 Kasım Atatürk’ü Anma Günü ve Atatürk Haftası

Atatürk’ü Anma Günü ve Atatürk Haftası kapsamında Mustafa Kemal Atatürk, fuarın açılış günü olan 10 Kasım 2018 Cumartesi düzenlenecek etkinliklerle TÜYAP’ta anılacak. Yapı Kredi Yayınları’nın düzenlediği “Mustafa Kemal Atatürk’e Yakından Bakmak” isimli söyleşide İpek Çalışlar ve Teyfur Erdoğdu; İnkılap Yayınları tarafından düzenlenen “Atatürk Etkisi” söyleşisinde ise Sinan Meydan konuşmacı olacak. Mustafa Kemal Ulusu da “Atatürk’ün Yanıbaşında” söyleşisinde konuşmacı olacaktır. Aytül Akal’ın minik okurlarıyla buluşacağı “Atatürk Olmak” söyleşisi ise Uçanbalık Yayınları tarafından düzenlenecek.

TÜYAP’ta Bir İlk…İllüstratör ve Yayıncı Buluşması

Kitap fuarı süresince yayıncılık sektörünün tüm bileşenlerini bir araya getiren TÜYAP, ilk kez illüstratör ve yayıncıların buluşacağı bir etkinlik organize ediyor. Türkiye Yayıncılar Birliği ile birlikte yürütülen organizasyonun hazırlık aşamasında tüm illüstratörlere bir çağrıda bulunuldu ve ilk kez doğrudan yayıncılarla illüstratörlerin buluşacağı etkinliğe 64 illüstratör ve 35 yayıncının katılımı gerçekleşti. Buluşmaya katılan illüstratörlerinin işlerinden bir seçki fuar süresince 12. Salonda “Sihirli Çizgiler” Resimleme ve Canlandırma Sanatçıları Sergisi başlığı altında sergilenecektir.

Çocuk ve Gençlik Etkinlikleri

Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı çocuk ve gençlere yönelik söyleşi, dinleti ve atölye çalışmalarından oluşan etkinliklere ev sahipliği yapacak. Söyleşilerde ve imza etkinliklerinde pek çok değerli çocuk ve gençlik kitapları yazarı okurlarıyla buluşacak. Aynı zamanda Çocuk Atölye Alanı’nda düzenlenecek atölye çalışmalarında fuarın minik ziyaretçileri bir araya gelecek.

Fuarın Yeniliği “Etkinlik Alanı”

Fuarın özellikle genç kuşak okurlarına yönelik ayrı bir etkinlik alanı tasarlandı. 12. Salonda yer alan açık etkinlik alanında 14 Kasım Çarşamba günü yazar Sevim Korkmaz Dinç gençlerle “Küba Seyahat Notları”nı paylaşacak, 15 Kasım Perşembe günü OT Dergisi’nin davetlisi olarak Rewhat “Çizgi” söyleşisi gerçekleştirecek, Uykusuz Dergisi’nin davetlisi olarak Uğur Gürsoy da “Fırat ve Baattin’in Yaratım Süreci” üzerine okurlarıyla söyleşecek. 16 Kasım Cuma günü ise sosyal medyada kitap üzerine yazan Asena Özoral, Kübra Yanıktepe, Sena Nur Işık, Eren Nadir Akşamoğlu ve Gizem Olcay “Sosyal Medya ve Okuma Kültürüne Etkisi” üzerine söyleşecekler. Aynı gün Selçuk Erdem bir çizim atölyesi gerçekleştirirken, Çukur dizisi ekibinden Yamaç Okur, Sıddık Akbayır ve Gökhan Horzum izleyenlerle söyleşecek. Etkinlik Alanı’ndaki son oturum ise çizer Cem Güventürk’ün katılacağı “Sanki Sen Aynı Ben” söyleşisiyle okurlarıyla bir araya gelecek.

Islık Çalan Adam/Ara Güler Sergisi

Yakın zamanda kaybettiğimiz fotoğraf sanatçısı Ara Güler’i TÜYAP’ta bir sergi ile anılacak. Ara Güler Müzesi’nin ilk yayını Islık Çalan Adam, Ara Güler’in görsel hikayeciliğini farklı alanlardaki üretimleri üzerinden yeniden okumaya da davet ediyor. Ara Güler Arşiv ve Araştırma Merkezi’nden derlenen biyografik öğeleri takip eden kitap aynı zamanda, 20’nci yüzyılın ikinci yarısında özellikle İstanbul ve Türkiye coğrafyasından fotoğraflarıyla uluslararası medyada görünürlük kazanan sanatçının İstanbul kent tarihine, bu coğrafyaya ait bireysel ve toplumsal hafızayı şekillendiren dönemlere ait kayıtların nasıl anlamlandırıldığına yoğunlaşarak; üreten, yazan, kaydeden ve aktaran bir hikaye anlatıcısı olarak Ara Güler’in dünyasını bir arada sunuyor. Sergi, 12. Salon’da fuar süresince ziyaret edilebilir.

Fuarın Diğer Sergileri

Yazar Tekin Sönmez öncülüğünde çıkan ve döneminin uzun soluklu edebiyat dergilerinden biri olan Yansıma Dergisi’nin 40. yılı anısına TÜYAP tarafından düzenlenen “Bir Usta Bir Arşiv / Tekin Sönmez ve Yasımalar” sergisi 12. Salonda farklı kuşaktan okurlarla buluşacak.

Araştırmacı Atilla Oral’ın kişisel arşivinden oluşan “100. Yılın Anısına İşgalden Kurtulan İstanbul” sergisi ise Demkar Yayınevi tarafından 12. Salonda düzenlenmektedir.

37. Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı, ARTİST 2018 / 28. İstanbul Sanat Fuarı ile eş zamanlı gerçekleştirilecektir. Girişin öğrenci, öğretmen, emekli ve engellilere ücretsiz olduğu fuar, hafta içi 10.00-19.00, hafta sonu 10.00-20.00 saatleri arasında ziyaret edilebilecek; fuarın son günü 18 Kasım Pazar akşamı ise 19.00’da sona erecektir.

Yeşil Gazete

Atilla Taş tutuklanarak Metris Cezaevi’ne gönderildi

“FETÖ’nün medya yapılanması” davasındaki 3 yıl 1 ay 15 günlük hapis cezasının onanması nedeniyle bugün öğle saatlerinde gözaltına alınan Atilla Taş, savcılıktaki infaz işlemlerinin ardından tutuklanarak Metris Cezaevi’ne gönderildi.

‘FETÖ’nün medya yapılanmasında yer aldığı iddiasıyla yargılanıp hapis cezasına çarptırılan Atilla Taş’ın gözaltına alındığını duyuran akademisyen Yaman Akdeniz, şarkıcının Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi’ne götürüldüğünü söyledi. Haberi Twitter hesabından duyuran Akdeniz, “Mahkemeden gündelik takip ediyorduk, kapıya gelmelerine gerek yoktu” ifadelerini kullandı.

Taş’ın 2020 Ocak ayında tahliye olması bekleniyor.

Ne olmuştu?

Atilla Taş, ‘FETÖ’ye yönelik medya yapılanması davası kapsamında tutuklanmış, 14 ay cezaevinde kalmış ve ardından tahliye edilmişti.

‘FETÖ’nün medya yapılanmasında yer aldıkları iddiasıyla gazeteci Murat Aksoy ve Atilla Taş’ın aralarında yer aldığı  28 medya çalışanının “örgüt üyeliği” ve “darbe teşebbüsü” suçlamasıyla yargılandığı davada Mart ayında karar çıkmıştı.

İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davada mahkeme heyeti, “darbe teşebbüsü” suçlamasından tüm sanıklar hakkında beraat kararı vermişti.

Ancak Atilla Taş “örgüte yardım”dan 3 yıl 1 ay 15 gün hapis cezası almıştı.

Ceza, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi tarafından 24 Ekim’de onanmıştı.

Atilla Taş’a Twitter gözaltısı

Atilla Taş gözaltına alındı

Şarkıcı Atilla Taş ve ‘FETÖ medya yapılanması’ndan tutuklu 20 kişi tahliye edildi

Atilla Taş ve gazetecilere tahliye kararı veren hakimler açığa alındı

 

(T24)

“Doğa ve İklim Söyleşileri” dizisinin ilk konuğu doğa korumacı Tansu Gürpınar

İstanbul/Karaköy’de bulunan İstanbul Politikalar Merkezi yeni bir söyleşi dizisine ev sahipliği yapıyor.

İklim mücadelesiyle doğa koruma alanını birleştiren etkinliğin ilk konuşmacısı Türkiye’nin kıdemli doğa korumacılarından Tansu Gürpınar olacak.

Türkçe gerçekleştirilecek etkinliğin moderatörlüğünü Ümit Şahin üstlenecek.

Ücretsiz etkinlik 20 Kasım Salı günü 18.00-20.00’da İstanbul Politikalar Merkezi’nde yapılacak.

Program hakkında:

DOĞA VE İKLİM SÖYLEŞİLERİ – 1
“Kuş Cenneti’nden Biyosfere: Doğayla Geçen Yıllar ”

İklim değişikliğiyle mücadele ve doğanın korunması birbirinden ayrılması mümkün olmayan çalışma alanlarıdır. Atmosferdeki sera gazı birikiminin azaltılması için, fotosentez yoluyla karbonu tutan bitkilerin ve ormanların korunması, yaban hayatla birlikte ekosistemlerin işlevini sürdürebilmesi hayati önem taşır. Öte yandan bilim insanları, insan tarafından yapılan doğa tahribatının ve iklim değişikliğinin altıncı büyük yokoluşa neden olduğu uyarısını yapmaktadır. Yeryüzünün geleceği, biyosferin bir bütün olarak korunmasına bağlıdır.

İstanbul Politikalar Merkezi’nde, doğa koruma ve iklim değişikliği ile mücadele alanlarını bir araya getirmek amacıyla yeni başlattığımız Doğa ve İklim Söyleşileri dizisinin ilk konuşmacısı, Türkiye’nin en kıdemli doğa korumacılarından biri olan Tansu Gürpınar. Orman Bakanlığı’ndan Doğal Hayatı Koruma Derneği’ne kadar görev yaptığı her yerde bu alandaki çalışmaların öncülüğünü yapan isimler arasında yer alan Gürpınar, bu söyleşide deneyimlerinden yola çıkarak, biyosferin korunmasının iklim değişikliğiyle mücadeledeki rolünü anlatacak. Doğa ve İklim Söyleşileri, farklı konuşmacılarla, iki ayda bir devam edecek.

Etkinliğe katılım sağlamak için buraya tıklayabilirsiniz

 

(Yeşil Gazete)