Ana Sayfa Blog Sayfa 2446

İklim krizi, su tüketimi ve pet şişeler

‘Plastik şişe içerisindeki su ne kadar fazla sıcaklığa maruz kalırsa bünyesindeki eklenti maddelerini o kadar suya verir.’

Değiştirdiğimiz iklimin bir sonucu olarak ortaya çıkan aşırı sıcaklıklar, beraberinde su tüketimini de arttırıyor. Bu sebeple dikkat edilmesi gereken en önemli şey, içilen suyun, plastik bir pet şişe ya da diğer plastik şişelerde uzun süre muhafaza edilmemiş olmasıdır. Serinlemek ya da susuzluğu gidermek isterken sağlığımızdan olmamakta fayda var. Üstelik sadece bizim de değil, tüketilen plastiğin çöp olacağı gerçeğinden hareketle, bu çöplerin yarattığı çevresel etki de diğer canlıları ve yine bizi de tehdit edecektir.

Dünyanın önemli bir kesiminde aşırı iklim olaylarına dair çeşitli haberler hiç olmadığı sıklıkla gelmeye başladı. Bunlar içinde en önemlileri, aşırı ve ani yağışlar ve beraberinde oluşan seller, sıcaklık rekorları ve yangınlar! Öyle ki Kuzey Kutup bölgesinde bile sıcaklık artışına bağlı ciddi yangınların gözlenmesi, her halde iklim krizinde, şu ana kadar geldiğimiz en ürkütücü noktalardan birinde olduğumuza işaret ediyor.  Yine benzer şekilde Avrupa kıtasındaki sıcaklık rekorları ve Hindistan’daki öldürücü kuraklık ve buna bağlı susuzluk, önümüzdeki dönemlerde daha yıkıcı olaylarla karşılaşacağımızın sinyallerini veriyor.

Artan sıcaklıklara karşı ilk reaksiyonumuz haliyle sıvı tüketimi oluyor. Sıvılar içerisinde de doğal olarak en fazla suyu tüketiyoruz. Ancak bu tüketim esnasında çok azımız içtiğimiz suyun bizim için ne gibi tehlikeler barındırdığından haberdarız. Dünya genelinde içme suyu tüketiminde pet şişe içerisinde satılan suların önemli bir payı var. Ucuz, hafif ve tek kullanımlık olması onları uzun mesafelere taşımamıza yardımcı olduğu için pet şişe su, çoğu zaman birinci tercihimiz oluyor. Ancak bunu yaparken şunu da düşünmemiz gerektiğini hep unutuyoruz: Acaba bu su şişesi ben içmeden önce soğuk zincir dışında sıcak ortamda ya da güneş altında ne kadar süre kaldı? Buna dair su markalarından herhangi bir bilgi almanızın imkânı yok. Olsa da söylemezler zaten. Çünkü tehlike arz ediyor. Peki, pet şişe içerisindeki suyun uzun süre sıcak ortamda ya da güneş altında kalması ne anlama geliyor? Cevabı basit! Plastik şişe içerisindeki su ne kadar fazla sıcaklığa maruz kalırsa bünyesindeki eklenti maddelerini o kadar suya verir. Tabii ki bu, tüm plastik ambalajlar için geçerli. Ancak yaz aylarında olduğumuz için plastik şişe içerisindeki su üzerinden anlatmaya çalışacağım.

Plastik ambalaj ne kadar uzun süre yüksek sıcaklığa maruz kalırsa bünyesindeki kimyasalları o kadar fazla içerisindeki suya salar. Siz bakmayın pet şişenin içerisindeki suyun zararsız olduğunu sağdan soldan çevirdikleri bir iki blog yazısı üzerinden iddia eden popüler bilim forumlarına. Her konunun uzmanı olanların aslında pek bir şey bilmiyor oldukları gerçeğini hatırlayalım ve bu forumlardaki bilgilere biraz da bu gözle bakalım. Bu uyarıyı yaptıktan sonra konumuza geri dönebiliriz. Örneğin güneş altına bıraktığınız arabanızın içerisinde kalan pet şişe içerisindeki suyunuzu tekrar içtiğinizde ciddi anlamda zehirli kimyasalı da içmiş olacaksınız. Bu durum sadece sizin üstesinden gelebileceğiniz bir mesele de değil. İçtiğiniz suyun nereden geldiğine bakın ve oradan sizin elinize gelene kadar ki sürede nasıl taşındığını bir hayal edin. Edemiyorsanız ben söyleyeyim: Kesinlikle soğuk zincirde değil. İşte bu durum pet şişenin bu süre içerisinde bünyesindeki kimyasalları suya bırakması için gerekli ortamın oluştuğu anlamına geliyor.

2014 yılında yapılan bir araştırmada, Çin’de satılan pet şişe sularında ciddi oranda BPA olduğu tespit edilmişti. 2016’da da benzer seviyede BPA Meksika’da satılan pet şişe sularda tespit edilmişti. Yani bu bahsettiğimiz olguyu ortaya koyan birçok çalışma mevcut. Peki BPA zararlı mı? Kesinlikle. BPA, hormon bozucu kimyasallardan biri. Birçok çalışma BPA ile meme kanseri arasındaki ilişkiyi ortaya koyuyor. Her ne kadar daha fazla çalışma ile bu ilişkinin tüm detaylarını ortaya konulması gerekiyorsa da bir ihtimal bile plastik şişelerden uzak durulması gerektiği için yeterli. Gerek Çin gerekse de Meksika’da yapılan her iki çalışma da, kapalı bir ortamda meydana gelebilecek yüksek sıcaklık (65 derece) baz alınarak gerçekleştirildi. Her ne kadar her iki çalışma da bu sıcaklıkları, en kötü senaryo olarak ifade etse de, taşıma esnasında, eğer soğuk zincir yoksa bu sıcaklıklara ulaşılması işten bile değil. Az önce de belirttiğimiz gibi, güneş altında bir saat duran bir arabanın içerisinde bu sıcaklığın oluşabildiğini kendiniz de test edebilirsiniz.

Hep bahsettiğimiz gibi, plastik tüketimimiz, hem bizi hem de çevreyi birçok farklı açıdan tehdit ediyor.  Artan sıcaklıklarda susuzluğumuzu giderirken sağlığımızdan olmamak ve tek kullanımlık pet şişleri kullanarak da çevrenin sağlığını bozmamak için, kendi mataranızı taşımanızı öneririm.

(Yeşil Gazete)

 

 

Kadıköy festivalle şenleniyor

Kadıköy Belediyesi, Kadıköy’ün ilk uluslararası festivali “KADFEST Uluslararası Kadıköy Festivali”ni hayata geçiriyor. 22 Temmuz’da “Yıldızlar Altında Sinema” ile Kalamış Parkı’nda başlayan festival 28 Eylül’e kadar geniş yelpazedeki sanat etkinlerinin ve farklı disiplinlerin bir araya gelmesiyle Kadıköy’e yeni bir soluk getirmeyi amaçlıyor.

Açık havada orkestra ile sinema keyfi  

KADFEST Uluslararası Kadıköy Festivali kapsamında düzenlenen Yıldızlar Altında Sinema Haftası’nda Kadıköy Belediyesi Sinematek / Sinema Evi, Türkiye’de bir ilki gerçekleştirdi. 22 Temmuz Pazartesi, sinemanın unutulmaz Şarlo’su Charlie Chaplin’in ilk uzun metraj sessiz filmi Yumurcak (The Kid), Türkiye’de ilk kez açık havada orkestra müziği eşliğinde gösterildi. Film, Orçun Orçunsel yönetimindeki Avrasya Filarmoni Orkestrası’nın gerçekleştirdiği, Chaplin’in bizzat bestesi olan görkemli müzik eşliğinde izlendi. Etkinliğin onur konuğu, yönetmenliğini yaptığı Kadınlar Koğuşu filminin gösteriminden önce seyirciyle buluşan Tunuslu Selma Baccar oldu.

7 gece 7 farklı film

22 – 28 Temmuz 2019 tarihlerinde Kalamış Parkı’nda yazlık sinema keyfini Sinematek ruhuyla birleştiren Yıldızlar Altında Sinema Haftası için kurulacak dev perdede 7 gece boyunca 7 ülkeden 7 filmin gösterimi yapılacak. Kadıköy Belediyesi Sinematek/Sinema Evi’nin hazırladığı seçkide beyaz perdenin unutulmaz klasiklerinin yanı sıra farklı coğrafyaların ilham verici hikâyeleri yer alıyor. Her akşam 21.00’de yer alan gösterimlerde Chaplin’in filmi Yumurcak (The Kid)’ın yanı sıra İtalya’dan Giuseppe Tornatore’nin Cennet Sineması, Arjantin’den Fernando Solanas’ın Tangolar ve Gardel’in Sürgünü, Fransa’dan Jacques Demy’nin Cherbourg Şemsiyeleri, Çin’den Wong Kar-Wai’nin Aşk Zamanı, Tunus’tan Selma Baccar’ın Kadınlar Koğuşu ve Türkiye’den Başar Sabuncu’nun Zengin Mutfağı filmleri seyirciyle buluşacak.

Çizgi ve Sahaf Günleri Moda’da

KADFEST Uluslararası Kadıköy Festivali, 22 – 27 Ağustos tarihlerinde Moda’da bulunan karşılıklı iki okul, İstanbul Kadıköy Lisesi ve Kadıköy Mesleki ve Teknik Anadolu Liselerinin bahçesinde Çizgi ve Sahaf Günleri’yle devam edecek. Kitap koleksiyonerleri, çizgi roman, manga, karikatür yayıncıları ve sanatçıların katılacağı festivale, Avusturya’nın ünlü Kunst Karikatür Müzesi yöneticisi Gottfried Gusenbauer gazeteci ve çizgi roman uzmanı Didier Pasamonik, kartpostal koleksiyoncusu Sarkis Karamanuk ile Kahire ve Bulak baskıları kitap koleksiyoncusu Aly Abdelwahab Elsayed gibi birçok önemli sanatçı yer alacak. Atölye çalışmaları ve söyleşilerin yer alacağı festivalde ikinci el kitapseverler ve koleksiyoncular için mezatlar düzenlenecek. Festival alanında Kadıköy Belediyesi Çocuk Sanat Merkezi ve Gençlik Sanat Merkezi’nden öğrenci ve öğretmenlerin katkılarıyla müzik dinletileri gerçekleşecek. Kadıköy Belediyesi’ne bağlı kültür merkezleri Barış Manço Kültür Merkezi (BMKM), Barış Manço Müze Evi, Yeldeğirmeni Sanat Merkezi, Karikatür Evi, Gençlik Sanat Merkezi’nin yanı sıra Bayan Yanı gibi Kadıköy’deki özel mekanlar da hafta boyunca festival kapsamındaki sergilere ev sahipliği yapacak.

Festival Caz Günleri ile son bulacak

KADFEST Uluslararası Kadıköy Festivali 25 – 28 Eylül tarihlerinde gerçekleşecek olan caz günleri ile sona erecek. Berlin Caz Orkestrası JayJayBeCe ile Kalamış Parkı’nda açılışı gerçekleşecek olan caz günleri, 4 gün boyunca Yeldeğirmeni Sanat Merkezi ve Kalamış Parkı’nda yerli yabancı grupların yer alacağı konserler ile devam edecek. Goethe Enstitüsü’nün ortaklığında “Caz Almanya’yı Fethediyor” başlıklı serginin açılışı Yeldeğirmeni Sanat Merkezi’nde yapılacak. Festival boyunca akademisyenler ve alanında uzman kişilerin Yeldeğirmeni Sanat’ta paneller düzenleyeceği etkinlikte film gösterimleri de yapılacak. Caz günleri, TRT İstanbul Radyosu Hafif Müzik ve Caz Orkestrası ile Kerem Görsev konseriyle izleyicilere veda edecek.

‘Uluslararası Sanatçı Filmleri’ İstanbul Modern’de

İstanbul Modern, 23 Temmuz – 18 Ağustos 2019 tarihlerinde, dünyanın farklı coğrafyalarından sanatçıların video, animasyon ve kısa filmlerinin yer aldığı “Uluslararası Sanatçı Filmleri” programına 12. kez ev sahipliği yapmayı sürdürüyor. Program bu yıl “toplumsal cinsiyet” konusuna odaklanan filmler sunuyor.

Bu yılki programda, toplum içindeki kültürel görüşler, inanç sistemleri ve beklentilerle ortaya çıkan kadınlık ve erkeklik durumlarının bütününü oluşturan toplumsal cinsiyet üzerine farklı gerçekliklerin yansımaları ele alınıyor. İstanbul Modern’in davetiyle sanatçı Senem Gökçe Oğultekin’in “Dun (Ev)” adlı videosu 2019 yılı içinde hem İstanbul Modern’de hem de programın uluslararası ortaklarında gösteriliyor.

ABD’den İtalya’ya Vietnam’dan Norveç’e

Program ve içeriğini İstanbul Modern Küratörü Öykü Özsoy ve Asistan Küratör Deniz Pehlivaner’in oluşturduğu Uluslararası Sanatçı Filmleri 2019 seçkisinde yer alan sanatçılar şöyle sıralanıyor: Carolina Caycedo (Ballroom Marfa, Texas, ABD), Theresa Traore Dahlberg (Bonniers Konsthall, Stockholm, İsveç), Atefa Hesari (Afganistan Güncel Sanat Merkezi, Kâbil, Afganistan), Lars Laumann (Tromsø Sanat Merkezi, Tromsø, Norveç), Jacopo Miliani (Gamec / Bergamo Modern ve Çağdaş Sanat Merkezi, Bergamo, İtalya), Senem Gökçe Oğultekin (İstanbul Modern, Türkiye), Marko Tirnanić (Belgrad Kültür Merkezi, Belgrad, Sırbistan), Hguyen Hai Yen (Hanoi Doclab, Hanoi, Vietnam) 

Dun (Ev)

2019’un konuğu Senem Gökçe Oğultekin

Ani (Tesadüf), Büyükannem Bir Taş gibi video çalışmalarıyla tanıdığımız Senem Gökçe Oğultekin’in “Dun (Ev)” adlı videosu, Türkiye’nin doğusunda, günümüzde Kars ilinin sınırları içinde yer alan Ani şehrinin kalıntılarında geçiyor. 10 ve 11. yüzyılda büyük bir kültür merkezi ve eski bir başkent olan bölgedeki yapılar, bugün Türkiye – Ermenistan sınırında doğal bir sınır işlevi gören Arpaçay Nehri etrafında yer alıyor. Bu coğrafyayı arka plana oturtan ve adını Ermenice “ev” kelimesinden alan video; beden, kadın, cinsiyet, kök, sınır ve geçmiş gibi dinamikler etrafında gelişiyor.

Sanatçının kendisinin de yer aldığı videoda, biri Türkiye’den diğeri Ermenistan’dan birbirine benzeyen iki kadının karşılaşmasını, aralarındaki çatışmayı ve önce bedenen sonra ruhen yakaladıkları uyumu gözler önüne seriyor. Kadın bedeninin yaşam alanı ile olan bağını merkeze alan video, birbirine ayak direyen iki birey üzerinden geliştirdiği karşıtlık sembolizmini görselleştirirken, farklılığın ritmi etrafında örülen anlatı “benzerliğe” doğru evriliyor.

İzzet Keribar ‘Venedik Karnavalı’ Fotoğraf Sergisi ile 500. Yıl Vakfı Türk Musevileri Müzesi’nde

Fotoğraf sanatçısı İzzet Keribar, her yıl 16 Şubat’ta başlayıp 40 gün süren; su üzerindeki gösterileri, rengârenk kostümleri, süslü maskeleri, sokak tezgâhlarında sergilenen yiyecekleri ve çeşitli etkinlikleri ile gerçekleştirilen Venedik Festivali’ni fotoğrafladı. Sergi 25 Temmuz’da 500. Yıl Vakfı Türk Musevileri Müzesi’nde açıldı.

Sergi 14 Ağustos’a kadar gezilebilecek.

İzzet Keribar

1936 yılında İstanbul’da doğan İzzet Keribar, genç yaşından itibaren fotoğrafa karşı ilgi duydu ve 1957 yılında askerliğini yapmak üzere gittiği Kore’de, bir yıl boyunca fotoğraf çekerek, tekniğini ve deneyimini geliştirdi.

1980 yılından bugüne yurt içinde ve yurt dışında fotoğraf amaçlı geziler düzenlemekte ve yoğun olarak fotoğraf üretmeye devam etmektedir.

Sahibi olduğu Türkiye ve dünya fotoğrafları arşivi, ülkemizin en önemli fotoğraf arşivlerinden biridir.

İzzet Keribar, İFSAK’ın onur üyesidir. Uluslararası Fotoğraf Federasyonu tarafından 1985 yılında A.Fiap ( Sanatçı ), 1988 yılında da E.Fiap (Ekselans) unvanları ile onurlandırılmıştır.

1982 yılından beri, yurt içinde ve yurt dışında çok sayıda kişisel fotoğraf sergisi ve dia gösterisi gerçekleştiren Keribar, İFSAK fotoğraf kurslarına eğitmenlik yapmakta, Türkiye’de yapılan fotoğraf yarışmalarının jürilerinde yer almaktadır.

Yurt içinde ve yurt dışındaki fotoğraf yarışmalarında birçok ödül sahibi olan Keribar, son yıllarda, fotoğrafçılığı profesyonel bir meslek olarak yürütüyor ayrıca fotoğrafçılığın Türkiye gelişmesi için ve Türkiye’nin yurt dışında en iyi yönleriyle tanınmasına yardımcı olmaktadır.

Sanatçının online galerisi www.sanatgezgini.com’dur.

Avrupa’da aşırı sıcaklar: Fransa’da iki nükleer santral durduruldu

Avrupa kıtasında bu yaz ikinci kez yaşanan sıcak hava dalgası nedeniyle bazı ülkelerde rekor düzeyde sıcaklık görülürken, bu durumu küresel ısınmaya bağlayan uzmanlar, iklim değişikliğinin ekonomik sonuçları konusunda uyarılarda bulunuyor.

Çarşamba günü Belçika, Almanya ve Hollanda’da şimdiye kadarki en yüksek sıcaklıklar kaydedildi, Perşembe günü İngiltere’de sıcaklık rekoru kırılması bekleniyor.

BBC Türkçe’de yer alan habere göre İngiltere Meteoroloji Kurumu, Ağustos 2004’te Kent’teki Faversham kasabasında kaydedilen 38.5 derecelik rekor sıcaklığın aşılabileceğini bildirdi.

ABD merkezli kâr amacı gütmeyen bilim savunma kuruluşu Endişeli Bilim İnsanları Birliği, küresel ısınmanın kutuplarda buzulların erimesi, artan deniz seviyeleri, sel, fırtına, çölleşme ve kuraklık gibi sonuçlara yol açacağı, bunun da günlük yaşama ve ekonomiye yansımaları olacağı konusunda uyarıyor.

Bu bağlamda yol, köprü, demiryolu, havaalanı pistleri, enerji hatları ve barajlar gibi altyapı hizmetleriyle özel mülklere de zarar gelebileceğini bildirdi.

Bir dizi Avrupa ülkesinde tren yolu ağlarına hasar vermemek için trenlerin hızı düşürüldü. Fransız Ulusal Demiryolları Şirketi SNCF, yolculara Perşembe günü olan seyahatlerini erteleme çağrısı yaptı.

Çarşamba günü Paris Doğu Garı’nda yüzlerce yolcu, elektrik transformatörlerindeki yangın nedeniyle gar trafiğinin durdurulması sonucu, bunaltıcı hava koşulları altında saatlerce trenlerde mahsur kaldı.

Bu durum, enerji nakil hattındaki sorun yaşanmasının ardından Brüksel, Londra ve Paris arasındaki trafiğin durdurulmasını takip etti. Enerji nakil hattındaki sorunun sıcak hava dalgasından kaynaklanıp kaynaklanmadığı bilinmiyor, ancak Eurostar şirketi Perşembe günü aksamaların meydana gelebileceği konusunda uyardı.

Fransa’da iki nükleer reaktör durduruldu

Fransa’nın elektrik iletim sistemi işletici firması RTE Perşembe günü, nükleer enerji üretiminin 5,2 gigawatt (GW) ya da yüzde 8 oranında azaldığını açıkladı.

RTE’nin paylaştığı bilgilere göre, elektrik üretimi yerel saatle 10.40 itibarıyla altı reaktörde düşürüldü, iki reaktör ise durduruldu.

Aşırı hava sıcaklıkları nedeniyle reaktörleri soğutan nehir suyunun ısınması sonucu önlem alındığı belirtiliyor.

Fransız enerji şirketi EDF, ülkenin güneyindeki Golfech nükleer enerji santralindeki iki reaktörü, Garonne nehir suyunun sıcaklıklarının yükselmesi nedeniyle durdurulduğunu açıklamıştı.

Ülkenin 58 nükleer reaktörünü işleten EDF, Rhoen nehrindeki yüksek sıcaklık ve düşük debi nedeniyle Bugey, St-Alban ve Tricastin nükleer enerji santrallerinin 26 Temmuz gecesine kadar düşük seviyede çalıştırılabileceğini açıklamıştı.

Fransa’nın 58 nükleer reaktöründen üretilen enerji, ülke elektriğinin yüzde 75’ini karşılıyor.

Öte yandan bunlar olurken sıcak havalarda serinlemek isteyenlerin klima ve benzeri soğutucuları çalıştırması nedeniyle elektriğe olan talebin artması bekleniyor.

RTE’den bir sözcü, Fransa’nın talebi karşılamak için yeterli üretim kapasitesine sahip olduğunu söyledi.

2030’a kadar 80 milyon tam günlük istihdam kaybolacak

Sıcak hava dalgaları nedeniyle meydana gelen günlük hayattaki aksamaların, iş ve okuldan mahrum kalmaya ve üretimde düşüşe yol açabileceği de kaydediliyor.

Birleşmiş Milletler’e bağlı Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) de ay başında yayımladığı raporda, küresel ısınmanın yol açtığı sıcakların dünya ekonomisinin verimliliğine olumsuz etkide bulunacağını ve 2030’a kadar söz konusu kaybın yaklaşık 80 milyon tam gün istihdama denk geleceğini açıkladı. Bunun, küresel çapta 2,400 milyar dolarlık bir kayıp anlamına geleceği kaydediliyor.

Zira Avrupa’dan gelen haberler de bunları doğruluyor.

Fransa Çevre Bakanı Elisabeth Borne, evden çalışabilecek kişilerin ofislerine gitmemeleri çağrısında bulundu.

Küresel ısınmanın tarıma da zarar verebileceği, çiftçilerin daha önce yağmurla beslenen toprakları sulamak, besi hayvanlarını serin tutmak için önlemler almak ile yeni ve daha fazla böcek türüyle baş etmek zorunda kalabilecekleri bildiriliyor.

Hollanda’da Çarşamba gecesi çiftçilerin ineklerini gece uyumaları için ahıra almak yerine dışarıda tuttukları bildirildi. Hollanda basınında çıkan haberlere göre, ülkenin batısındaki Middelharnis belediyesinde bir vantilatörün bozulması sonucu yüzlerce domuz hayatını kaybetti.

 

 

Elif Şafak Booker Ödülü aday listesinde

Sadece Birleşik Krallık veya İrlanda’da yayınlanan kitapların aday olabildiği prestijli edebiyat ödülü Booker Prize’ın bu seneki aday listesi açıklandı. Listedeki 13 isim arasında Türkiye’den Elif Şafak da yer alıyor.

Uzun yıllar Man Booker adıyla bilinen ve bu yılla birlikte Booker Prize adıyla anılmaya başlanan ödül, 1969 yılından beri dağıtılıyor. Şafak, edebiyat dünyasının en saygın ödüllerinden biri olan Booker Prize’ın 13 kitaplık aday listesine Türkiye’de Doğan Kitap tarafından yayınlanan On Dakika Otuz Sekiz Saniye romanı ile girdi. Şafak, geçtiğimiz yıl da ödülün jüri koltuğunda yer alan isimler arasındaydı.

Rekabet Kurumu’ndan Biletix hakkında soruşturma

Rekabet Kurumu, Biletix‘in sattığı biletlerde hizmet bedeli, işlem bedeli, kargo bedeli gibi isimler altında ekstra ve fahiş ücretlerde masraflar almasının ve organizatörlere münhasır sözleşmeler imzalatmasının kanunu ihlal edip etmediğine ilişkin ön araştırma yaptığını ve Biletix hakkında soruşturma başlattığını duyurdu.

Araştırmada yapılan tespitleri değerlendiren Rekabet Kurulu, bulguları yeterli ve ciddi buldu. Biletix hakkında 4054 sayılı kanunun ihlal edilip edilmediğine ilişkin soruşturma başlatılmasına karar verildi.

Rekabet Kurumu’ndan yapılan açıklama şöyle:

“Biletix Bilet Dağıtım Basım ve Ticaret A.Ş.’nin, sattığı biletlerin fiyatlarına fahiş tutarlarda hizmet bedeli, işlem bedeli, kargo bedeli gibi isimler altında ekstra masraflar eklemek yoluyla ve organizatörlerle imzaladığı münhasır sözleşmelerle 4054 sayılı Kanun’u ihlal edip etmediğinin tespiti amacıyla yürütülen önaraştırma, Rekabet Kurulunca karara bağlandı.

Önaraştırmada elde edilen bilgi, belge ve yapılan tespitleri 20.06.2019 tarihli toplantısında müzakere eden Rekabet Kurulu, bulguları ciddi ve yeterli bularak 4054 sayılı Kanun’un ihlal edilip edilmediğinin tespitine yönelik olarak Biletix Bilet Dağıtım Basım ve Ticaret A.Ş. hakkında soruşturma açılmasına, 19-22/341-M sayı ile karar verdi.

*Rekabet Kurulu tarafından alınan soruşturma kararları, hakkında soruşturma açılan teşebbüs ya da teşebbüs birliklerine kararın tebliğ edilmesini takiben kamuoyunun bilgisine sunulur. Kamuoyunun Rekabet Kurulu kararları hakkında bilgilendirilmesi kapsamında yapılan bu açıklamalar, hakkında soruşturma açılan teşebbüslerin ya da teşebbüs birliklerinin 4054 sayılı Kanun’u ihlal ettikleri, Kanun kapsamında ceza yaptırımı ile karşı karşıya kaldıkları veya kalacakları şeklinde yorumlanamaz.”

Çanakkale’de “veba” korkusu!

Çanakkale Merkez İlçe köylerinde Tarım İl Müdürlüğünün “Genç Çiftçi Projesi” kapsamında Konya’dan getirtip dağıttığı hayvanların (koyunların) hasta olduğu ortaya çıktı. Son günlerde hayvan ölümleri artarken tedbir olarak köylerde veba aşısına başlandı. Kurban bayramı öncesi Çanakkale’nin karantinaya alınacağı, hayvanların nakil ve satışlarının engelleneceği iddia ediliyor.

Çanakkale’de yayınlanan Aynalı Pazar gazetesinin haberine göre Tarım ve Orman Bakanlığınca, Türk Hayvancılığını geliştirmek üzere projelendirilen Genç Çiftçi projesi kapsamında geçtiğimiz günlerde Çanakkaleli 10 çiftçiye 70 kadar koyun dağıtıldı. 10 çiftçi Çanakkale’nin merkez ilçeye bağlı 7 ayrı köyde aldıkları hibe hayvanlara bakmaya başladılar. Hayvanların teslim alınmasından kısa süre sonra ise Genç Çiftçiler büyük şok yaşadı. Teslim aldıkları hayvanlar kısa sürede henüz belirlenemeyen bir hastalık nedeniyle ölmeye başladılar. Hayvanların ölümü 7 köyde büyük panik yaratırken yetkili kurumlar harekete geçti.

Çiftçilere hibe edilen hayvanların birer ikişer ölmesi üzerine Tarım İl Müdürlüğü Hayvan Sağlığı birimlerine bağlı veterinerlere bilgi verildi. Yetkililer hastalık nedeniyle öldüğü tespit edilen hayvanlardan aldıklarını numuneleri İstanbul’a tahlile gönderdiler. Ölen hayvanlar ise ilaçlanarak gömüldü.

Edinilen bilgiye göre Çanakkaleli Genç Çiftçilere teslim edilen hayvanların kulaklarına takılan plakaların kayıtlarının Konya iline ait olduğu tespit edildi. Yetkililer ise hayvanların Konya’da sisteme kayıt edilmiş olsa bile yurtdışından getirilmiş olabileceğini belirttiler.

Bulaşıcı olmasından şüphe ediliyor

70 kadar hayvanın kaçının hastalık nedeniyle öldüğü açıklanmazken, hayvanların ölümüne sebep olan hastalığın bulaşıcı olabileceğinden endişe ediliyor. Yetkililer hayvanlardaki rahatsızlığın insanlara bulaşıp bulaşmayacağı ile bilgi konusunda ise İstanbul’a gönderilen numunelerden alınacak kesin sonuçlar sonrası tespit edilebileceğini belirttiler.

Yetkililerin ise en çok korktukları ise ölen hayvanların Koyun-Keçi Vebası sebebiyle ölmüş olma ihtimali. Yetkililer eğer hayvanların Koyun-Keçi Vebası sebebiyle öldüklerinin tespit edilmesi halinde; Çanakkale’de il genelinde çok büyük bir karantina işlemi başlatabileceklerini belirtiyorlar.

Bitti denen yerden başlasak – Aksu Bora

Fantastik edebiyatın insan olmayan karakterleri, mesela elfler yahut daha da çok cüceler (elfler diğer türleri hakkında konuşmaya değer bulmayacak kadar havalıdırlar ne olsa!), insanların çok kısa yaşadıklarını, bu sebeple de kısacık ömürlerine çok şey sığdırmak için ne yapacaklarını şaşırdıklarını anlatırlar. Bu yüzden huzursuz bir türdür insanlar onlara göre (bana sorarsanız cücelerin hırsının yanında bu hiçbir şeydir ama neyse, konumuz o değil).

Ölümlülük bilgisinin insanı olduğu varlık haline getiren şey olduğu fikrine karşı, şu da söylenmiş ama: “insan ölmek zorundadır, ama insan ölmek için doğmaz, insan yeni bir şeye başlamak için doğar” Burcu Karakaş hatırlattı geçenlerde twitter’da, “haftaya zihin açıklığıyla başlamanızı sağlayacak yazı” diye; Nilüfer Kuyaş iki yıl önce K24’te Arendt’in başlangıç felsefesi üzerine nefis bir yazı yazmış.

Nietzsche’de vardır benzer bir fikir; Böyle Buyurdu Zerdüşt’te: “Masumiyettir çocuk ve unutuş, yeni bir başlangıç, bir oyun, kendi kendine dönen bir çarktır, bir ilk hareket, kutlu bir evet deyiştir yaratma oyununa.”

“İnsan doğası” denen şeyin ne olduğunu anlamak için çocuğa bakmak. Başlangıca. Bu, bütün o “beş parmağın beşi bir mi”lerin, “doğada eşitlik yoktur”ların saçmalığını yüzümüze vurur. Doğamız başlangıçsa, sonrasının nasıl geleceğini kim bilebilir ki?

Yapıp ettiklerini insan doğasıyla açıklayan siyasal düşünceler, genellikle muhafazakârdır. Fıtratımıza uygun yaşamak. Kadınlarla erkeklerin fıtratları bu kadar farklıyken cinsiyet eşitliğinden söz etmek densizlik değil de nedir mesela? Ayakların baş olmasından ne hayır gelebilir?

İnsan doğasının pek de matah bir şey olmadığı fikri, belli ki bütün bu fıtrat laflarının uzun tarihinden, egemen ideolojilerin ayrılmaz bir parçası oluşundan geliyor. İnsan insanın kurduysa “fıtraten”, yemişim fıtratı!

İnsanın doğayla ve bu arada kendi doğasıyla da “başa çıkabilen” bir varlık olduğu düşüncesi, bu muhafazakârlık karşısında elimizde kalan tek şey gibi görünüyor. Kültürün insanın doğayla başa çıkmak için yarattığı şey olduğu fikri. Madem doğa böyle bir şey, biz de kültürü yarattık işte. Pençelerimiz yoktu, o kadar hızlı koşamıyorduk, altı üstü çıplak maymunlardık ama işte, baltalar yaptık, mızraklar, evler, tarım… Hepsinin üstesinden geldik, üstesinden gelmek ne kelime, hepsinin hakkından da geldik!

İnsanın dünyanın sonunu getirebilecek tek tür olduğu da çok söyleniyor biliyorsunuz. Dünyanın sonunu getirebilir miyiz bilmiyorum ama kendi sonumuzu getirebileceğimize inanıyorum. Dünya başının çaresine bakar, bizden çok önce buradaydı, muhtemelen bizden sonra da burada olacak.

Doğamızla “başa çıkıp” onu biçimlendirebilsek, o pek de matah olmayan halimizden çıkabilsek, kendimizi olduğumuz değil de olabileceğimiz şeyle tartsak…

Bu da biliyorsunuz çok eski bir arzu: Nefsine hakim olma fikri tek tanrılı dinler öncesinden beri var. İnsanın kendi doğasına karşı vereceği savaşla yücelmesi. Hayvani varlığına karşı iradesine başvurması. Bunu yapabilecek iç güç, bilgelik, irade, türümüzün her bireyinde olmadığından, bazılarımızın insan oluşu gerçekleştirebilmesi. Hamuru altınla yoğrulmuşların bakırla yoğrulmuşlardan fıtraten farklı oluşu.

Seçkinliğin tek bir türü yok ne de olsa; kimi malla, mülkle, silahla üste çıkar, kimi bilgiyle ve çileyle. Çehov’un Üç Kız Kardeş’inde, Yarbay Verşinin şöyle söyler:

“Çevrenizdeki bu kara yığınla başa çıkamayacağınız belli bir şey. Zamanla da yavaş yavaş gerileyecek, bu yüz bin kişilik kalabalığın içinde yitip gideceksiniz. Yaşam ezecek, boğacaktır sizi. Ama yine de büsbütün yok olmayacaksınız, mutlaka bir iz bırakacaksınız. Sizden sonra, sizin gibi altı kişi, sonra belki on iki kişi daha çıkacaktır, sonunda sizin gibiler çoğunluk olacaktır. İki yüzyıl, üç yüzyıl sonra, yeryüzünde akıl almayacak kadar güzel, şaşırtıcı bir yaşam olacağına inanıyorum. İnsana öyle bir yaşam gerekir. Eğer onu yaşayamıyorsak bugün, hiç değilse önsezisini taşımalı, beklemeli, düşlemeliyiz onu.”

Ütopyanın hem bu kadar karamsar hem de bu kadar güzel bir tarifini bulmak zor. Kendi haline bırakıldığında, daha da kötüsü, egemenlerin baskısı altında yaşadıklarında bir “kara yığın”a dönüşen kitle ve onun içinde, ondan farklılığını koruyarak, umudu yeşerterek varlığını sürdüren bir avuç bilinçli insan. İnsana “aslında” neyin gerektiğini bilerek, dünyanın başka türlü olabileceğini sezerek…

Ütopya, “insan doğası”na karşı mıdır? Bitip tamamlanmış o şeye? İnsanın yücelmesi gerçekten de kendi doğasına açtığı savaşa mı bağlıdır? Bu savaşın bir avuç aydınlanmıştan “kara kalabalığa” da yayılmasına?

Bana öyle geliyor ki, insan “çıplak maymun”, “alet kullanan hayvan” filan değil, örgütlenen bir tür. Öyle olduğu için doğasını anlamak için insanın kendisine bakmak yetmez. Dünyayla, nesnelerle, başka türlerle ve kendi türüyle ilişkisi içinde kurulan bir doğadır onunki. O yüzden insanın evrimi tamamlanmış bitmiş bir macera değil, devam ediyor. O yüzden posthümanizm, bir tür “yükseltilmiş insan” projesi olan transhümanizmden çok daha heyecan verici. Frankenstein canavarını sevseydi mesela, işler nereye evrilirdi? Sevemez miydi? Tarihte, edebiyatta, düşüncede hep böyle dönemeçler, yeni dalların filizlenebileceği düğümler, başlangıç nüveleri yok mudur?

Haraway’in Siborg Manifestosu kadar popüler olmayan bir başka manifestosu daha var; Yoldaş Türler. Onun girişinde bir yerde, birlikte yaşadığı köpek Cayenne’den bahsederken şöyle der: “Birbirimizden belirgin biçimde farklı olarak, kirli bir gelişimsel enfeksiyon olan ve adına sevgi denen şeyin gerçekleşmiş haliyiz.”

Bağışıklık sistemlerinden (ki sibernetiğin en gözde örneğidir), virüslerden, deliren hücrelerden, anti-virüs programlarından, göçmen karşıtı yasalardan, sınırlardan, enfeksiyonlardan… bahsedip durduğumuz bir zamanda, durup başlangıçlardan ve türümüzün başlangıca olan yeteneğinden konuşmanın tam sırası.

Aksu Bora – Birikim

Norveç ormansızlaştırmayı yasaklayan ilk ülke oldu

Brezilya’nın kuzey eyaletlerinden biri olan Para’da bulunan Novo Progresso’ya yakın ormansızlaştırılmış bir alan.

Erken okul yıllarımızdan beri gezegen çarpıcı şekilde değiştiği için “Dünya” denince aklımıza gelen resimler maalesef ki doğruyu tam olarak yansıtmıyor.

Bir zamanlar yoğun olarak ormanlarla kaplı alanların uydudan çekilen fotoğrafları, ormansızlaştırmanın insan endüstrisi için yeşilliğin “temizlemesi” ile birlikte yeşil alanların yıl geçtikçe azaldığını ortaya çıkardı.

Ormanlar, Dünya’nın yaklaşık %31’lik bir alanını kaplar ve ağaçlar, havadaki karbondioksidi temizleyerek oksijen üretirler. Dolaysıyla, ormansızlaştırma iklim değişikliğine katkı sağlar ve geçim kaynaklarına zarar verebilir. Dünya Vahşi Yaşam Fonu’na göre 125 milyar insan, gıda, temiz su, giysi, ilaç ve barınmak için ormana ihtiyaç duyar.

Ormansızlaştırma, aynı zamanda yağış miktarında, nehrin akışında, sel ve hızlandırılmış erozyonda değişikliklere sebep olarak bölgenin su döngüsünü de bozar. Ayrıca, ormanlar gezegenin en egzotik vahşi hayatlarının evi ve yaşam alanıdır ve ormansızlaştırma birçok türü soyunun tükenmesiyle yüz yüze bırakır.

Günümüzde, yılda yaklaşık olarak 77700 kilometre karelik yani 18.7 milyon hektarlık orman yok olmaktadır ve bu oran değişmezse bundan korku duymamız gerekmekte. Bu yüzden eğer harekete geçmezsek ormanların yok olma trendi devam edecek.

Norveç, 2016 yılında ormansızlaştırma yasağını ulusal yasasının bir parçası haline getirerek ormansızlaştırmayı durdurma yolunda adım atan ilk ülke oldu.

Aynı zamanda, ormansızlaştırmaya destek veren hiçbir ülkenin devlet tarafından desteklenmeyeceğini ülke olarak duyurdu.

Norveç, kitlesel ölçekte ormansızlaştırmanın azalmasına kendisini adayarak son on senede ormanlarını büyük ölçüde genişletti. Ülkedeki ormansızlaştırma, şu anda yılda 58 kilometre kare olarak ölçülüyor. Bu az olsa da, Norveç, ormansızlaştırmanın yok edici etkilerinin farkında olarak ülkenin tüm gayretini toplam orman alanlarının seneler içinde artmasa da en azından sabit kalmasını sağlamaya harcıyor.

2011 ile 2015 yılları arasında, Norveç, kereste endüstrisinin aşırılığı yüzünden tehlikede olan Guyana ormanlarına 250 milyon dolarlık destek verdi. 2008’de Amazon Yağmur Ormanlarının ormansızlaştırılmasına karşı savaşan Brezilya’ya 1 milyar dolar bağış yaparak ormansızlaştırmanın %75 oranında azalmasını sağladı.

Bizden sonraki nesillere ormansızlaştırmanın olmadığı bir gelecek bırakmamak için angaje olup harekete geçebiliriz. Azar azar başlayıp üstün bir amaca destek verebiliriz. İşte size işinize yarayabilecek birkaç tavsiye:

  • Ailenizi, arkadaşlarınızı ve muhitinizi ormansızlaştırmanın negatif etkileri üzerine ve günlük hayatlarımızdaki aksiyonların ormanları nasıl etkilediğine dair bilgilendirmelisiniz. 

  • Her zaman orman kökenli olan ve %100 tüketici sonrası geri dönüştürülmüş materyallerden üretilen ürünleri kullanmayı tercih etmelisiniz. 

  • Gıda seçiminizi bilgiye dayalı olarak yapınız ve bitkiye dayalı bir diyet uygulayınız. Ormanları kurtarmak için et ve süt ürünleri gibi hayvan gıdalarını tüketmeyiniz ya da en azından tüketiminizi limitlemelisiniz. 

  • Bakir orman liflerinden yapılan ürünleri alır iken güvenilir orman sertifikasına sahip olduğuna dair üzerinde bir ibare olan ürünleri seçmelisiniz. 

  • Orman dostu prensipleri izleyerek ormansızlaştırmayı azaltmaya destek veren firmaların ürünlerini almaya dikkat etmelisiniz. 

Makalenin İngilizce Orijinali

Yeşil Gazete için çeviren: Verda Zincirkıran