Ana Sayfa Blog Sayfa 2371

Afiyet, bütünün hayrına ve şifa olsun

İsyanın öğle yemeği

Her isyanın bir hikâyesi var.

Size bugün bir yemek masasından bahsederek başlayacağım.

14 Ekim’in öğlen saatlerinde, İngiltere’nin Bristol kentindeki bir yatırım danışmanlığı şirketinin önünde toplanan Yokoluş İsyancıları, BlackRock adındaki kurumun fosil yakıt yatırımlarını desteklememesi için gösteri yaptı.

İlgili eylemi, Yokoluş İsyanı İngiltere’nin instagram hesabından canlı izleyenler, ilginç bir sahneyle karşılaştılar. Yukarıda gördüğünüz gibi bir kadın ve iki adam, ön ve arkalarında dövizler asılı bir şekilde bir yemek masasına oturmuş, harika İngiliz aksanlarıyla önemli bir şey konuşuyor gibi görünüyorlar. Kamera biraz daha yaklaştığında, seslerini daha net duyabiliyor ve aslında sadece “Çok önemli paralarımı şuradan alıp nereye yatıracağıma karar veremiyorum.” “Yanımdaki masada oturan adamın benden daha çok parası olmasından korkuyorum.” (tabaklarının içinde rulolara sarılmış deste halinde kâğıt paralar var) “Bu tabaktan alarak yediğin paranın değerindeki kaybı takip edebildin mi?” gibi şeyler konuşuyorlar. Boyunlarına astıkları dövizlerde ise, “BlackRock gezegenin yokoluşundan kar sağlıyor” “Gerçek suçlu: BlackRock” gibi şeyler yazıyor.  Masanın hemen arkasındaki kocaman pankartı fark etmişsinizdir. Şef Seattle’ın beyaz adama ithafen söylediği ünlü sözünü ağacın başına gelenlerden başlayarak alıntılamışlar: “Son ağaç yok olduğunda, son balık tutulduğunda ve son ırmak kuruduğunda, paranın yenmeyen bir şey olduğunu anlayacaksınız.”  

***

Bu daha başlangıç

Geçtiğimiz hafta ikincisi başlayan Küresel Yokoluş İsyanı haftasının bu hafta da devam etmesi bekleniyor. Hafta boyunca aktivistler, yukarıdaki gibi yaratıcı ve şiddetsiz sivil itaatsizlik eylemleriyle gündelik hayatın akışını bozulmalara uğratmaya devam edecekler.

Eylemlerin ilk haftasında Yokoluş İsyanı, öncelikle neden bu eylemlere başvurduklarını hatırlattı: En az 30 yıldır yapılan bilimsel çalışmalar, toplanan imzalar, yapılan kampanyalar, toplantılar, eylemler… bir işe yaramadı. Zamanımız kalmadı.

Alleen Brown, The intercept sitesinde yayınlanan yazısında isyan haftasına 72 ülkeden 485 farklı katılım olduğunu yazdı. Yokoluş İsyanın sayfalarından takip edebileceğiniz eylemliliğin en güzel özelliği, şenlikli olması.

  • Melbourne sokaklarının diskoyla doluşu,

  • Berlin’de bir alış – veriş merkezi önünde flash mob performansı,

  • Amsterdam’da Yokoluş İsyancılarının söylediği dayanışma ve birliktelik şarkısı,

  • İngiltere’de binlerce isyancının sokak yürüyüşü…

  • Geçtiğimiz haftanın sonuna doğru Brüksel’deki isyancılar ise polis müdahalesiyle karşılaştılar.

  • Paris’te de inanılmaz bir dayanışma ruhu var gibi görünüyor.

https://twitter.com/XtinctionRebel/status/1181588071210508295?ref_src=twsrc%5Etfw

***

İyileştirici kültür 

İsyan haftalarının, başladığı şenlikte devam edebilmesinin arkasında, öğrenmenin hepimize iyi geleceğini düşündüğüm bir şey var. Yokoluş İsyanı’nın en başından beri üzerine titizlikle eğildiği, Türkçeye “İyileştirici Kültür” olarak çevirebileceğimiz Renerative Culture.

Yokoluş İsyanı aktivistlerine göre yaşadığımız antroposen / kapitolosen çağının toplumları da bir çeşit çöküşte, bunalımdalar. Ekolojik yıkım ve iklim krizine dair bilimsel araştırmaları ya da mesela güncel bir IPCC raporunu okumak bile hepimizi kişisel bir buhrana ve çaresizlik duygusuna sürükleyebilir. İsyancılar bunu açıkça yas tutma hali olarak tanımlıyor ve bunu hepimizin farklı seviye ve yoğunlukta yaşayabileceğini söylüyorlar. “Bu yüzden birbirimize; birbirimizi iyileştirici ilke ve değerlerle sahip çıkıyoruz” gibi bir söylemleri var. Örnek vermek gerekirse, Londra’daki 15 Nisan isyan haftasında farklı çadırlarda farklı atölye ve buluşmalar düzenlenmiş. Bu ortak kullanım çadırlarında takas yapabilir, yemek paylaşabilir, mesleğinize ya da olanağınıza göre herhangi bir destek eyleminde bulunabilirsiniz. İyileştirici Kültür, Yokoluş İsyanı’nın her an ve mekanına yayılmış durumda. Yani eylem haftası bittikten sonra, aktivistlerin üzerinde çalışmaya devam edecekleri bir alan.

Her şey bittiğinde, polis merkezinden çıktığınızda ya da hayatınızın akışına devam ettiğinizde sarıldığımız, sarıp sarmaladığımız dayanışma anlarıyla çoğalmak istiyorlar. Yokoluş İsyanı’nın bu iyileştirici kültürünün, onu kendi başına konuşup tartışmaya değecek bir özelliği olduğunu düşünüyorum. Kendiniz ve başkalarıyla şimdiye kadar kurmadığınız bir muhabbet olanağı açıyor bu.

Ayrıca 1,5 derecede kalmanın anlamını tecrübe etmeye ihtiyacımız var. Gönüllü sadelik için 11 yıl sonrasını beklemeye ihtiyacımız yok; ama birbirimize var. Hem de nasıl…

İyileştirici kültürün bir parçası olarak isyancılar, eğer tutuklanabilir olduklarını düşünüyorlarsa bunu belirtip eylemlerde ona göre roller alıyorlar. Geçtiğimiz hafta, her ne kadar parlamenter krizler yaşasalar da demokratik rejimle yönetilen ülkelerde iklim için tutuklanabilir bir eylemlilik yaratabileceğini gördük. Bununla ne yapabileceğimiz yine bize bağlı.

***

Her adımında barışçıl olan bir hareketin Türkiye’deki izdüşümünü düşünememek anlamsız olurdu. İstanbul’daki Yokoluş İsyancıları, uluslararası isyandaki eylemlerin en önemli görsellerinden olan kostümlerle İstanbul’da İklim Adaleti talebinde bulunmaya, en başından beri, küresel hareketle beraber devam ediyorlar. Bu dünyayı sevdikleri için isyan ettiklerini söylemişler.

 

ABD’den Türkiye’deki üç bakan ve iki bakanlığa yaptırım

ABD Hazine Bakanlığı’nın Yabancı Varlıkları Kontrol Ofisi (OFAC), Türkiye’nin Suriye’deki askeri operasyonlarına cevap olarak üç bakana ve iki bakanlığa karşı harekete geçti.

Amerika Birleşik Devlertleri (ABD) Başkanı Donald Trump Suriye’nin kuzeyine yönelik operasyonu nedeniyle Türkiye’ye yaptırım öneren başkanlık kararnamesini imzaladı.

Kararnamede İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar ile Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez yaptırım listesine alındı; ABD’de varlıkları donduruldu ve bu bakanlarla ABD’nin ya da ABD ile bağlantılı kurum ve kişilerin işlem yapmasına yasak getirildi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan‘ı hedef alan herhangi bir yaptırım ise yer almadı.

Listeye Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığı ve Milli Savunma Bakanlığı da kurum olarak dahil edildi. İmzanın atılmasının ardından, ABD Hazine Bakanlığı‘nın Yabancı Varlıkları Kontrol Ofisi (OFAC) yaptırımların uygulanması için harekete geçti.

Operasyonun sonlanması için 30 günlük süre tanındı

Yaptırım kararnamesiyle eş zamanlı çıkarılan üç genel lisansla ABD hükümetinin resmi işlerinin çalışanlar ya da taşeronlar tarafından yürütülmesi, süregelen operasyonların ve işlemlerin sonlandırılması için 30 günlük bir pencere tanınması ve Birleşmiş Milletler’in bakanlıklara uygulanan yaptırımlardan muaf tutulması da garanti altına alındı.

Hazine Bakanı: Gerekirse ilave yaptırımlar uygulanır

ABD Hazine Bakanı Steve Mnuchin yaptığı açıklamada “ABD, Türk güçleri yoluyla şiddetin yükseltilmesinden, masum sivillerin tehlikeye atılmasından ve bölgenin istikrarsızlaştırılmasından Türk hükümetini sorumlu tutuyor. Gerekirse ilave yaptırımlar uygulamaya hazırız” dedi. Hazine Bakanlığı tarafından yapılan resmi açıklamada ise şu ifadeler kullanıldı:

“Bugün ABD Hazine Bakanlığı‘nın Yabancı Varlıkları Kontrol Ofisi (OFAC), Türkiye’nin Suriye’deki askeri operasyonlarına cevap olarak iki bakanlığa ve üç Türk hükümeti yetkilisine karşı harekete geçti. Türkiye hükümetinin hamleleri masum sivilleri tehlikeye atıyor ve IŞİD‘i yenmek için verilen mücadeleyi baltalamak dahil olmak üzere bölgeyi istikrarsızlaştırıyor.

“Türkiye hükümetinin Millî Savunma Bakanlığı, Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığı, Millî Savunma Bakanı, Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanı, İçişleri Bakanı bugünkü hamleler sonucunda engellendi. Bu bakanlıkların ve yetkililerin seçilmesi Türkiye hükümetinin bölgede barışı, güvenliği ve istikrarı daha da bozacak hamlelerinin sonucudur. Gerektiği takdirde Türkiye hükümeti yetkililerine ve kuruluşlarına ek yaptırımlar yapmaya hazırız.

“Ek olarak, bugün belirtilen isimlerle belirli ticari işlemler yapan kişiler de bu tanıma dahil olabilirler. Buna ek olarak, bugün belirtilen kişiler adına ya da onlar için bilinçli bir şekilde finansal işlem yapan yabancı finans kurumları da ABD’nin açabileceği davalarla karşı karşıya kalabilir ya da yaptırımlar üzerinden ödemeye tabi bırakılabilirler.

“Bugünkü hamleler, uluslararası insani yardım STK’larının ya da Birleşmiş Milletler’in Türkiye’deki Suriyeli toplumunun ihtiyaçları doğrultusunda icra ettiği operasyonu kesintiye uğramak ya da etkilemek amacında değildir.”

Dışişleri Bakanlığı: ABD ile diyalog kurulmazsa daha fazla yaptırım

Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada da Türkiye’ye Suriye konusunda ABD ile diyalog kurma çağrısı yapıldı. Aksi takdirde daha fazla yaptırımla karşılaşabileceği belirtildi.  Dışişleri Bakanı Mike Pompeo imzalı metinde Türkiye’nin operasyona devam etmesinin bölgede potansiyel olarak “felaket sonuçları olabileceği” söylendi.

ABD’den tepkiler: Yaptırım yeterli değil

Yaptırım kararına ilk tepki Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi’ndeki Cumhuriyetçi üye Michael McCaul‘dan geldi. McCaul, ekonomik yaptırımların yeterli boyutta olmadığını söyledi.

Türkiye’ye yaptırım çağrısını ilk meclise taşıyan Cumhuriyetçi senatör Lindsey Graham ise “Trump’ın başkanlık kararnamesiyle Türkiye’ye yaptırım uygulamasını şiddetle desteklediğini” söyledi.  Graham, “Umarım uzanan bu eli kabul ederler. Ateşkes oluncaya ve bu katliam durana kadar yaptırımlar devam etmeli ve zamanla artmalı” dedi.

Trump’tan imza öncesi açıklama: Türkiye’nin ekonomisini yok edeceğim

Türkiye saati ile gece saat 01.00 civarında kararnameyi imzalayan Donald Trump bundan yaklaşık üç saat önce Twitter üzerinden kararnameyi imzalayacağını söylediği bir açıklama yapmıştı. Açıklamada “Çeliğe uygulanan gümrük vergisi mayıs ayında yaşanan indirimin öncesindeki gibi yeniden yüzde 50’ye çıkarılacak. ABD, Ticaret Bakanlığı tarafından sürdürülen ve Türkiye’yle 100 milyar dolarlık ticaret anlaşmasını içeren müzakereler hemen sonlandırılacak” demişti.

Açıklama, “Türk liderleri bu tehlikeli ve yok edici yolda yürümeye devam ederse Türkiye’nin ekonomisini seri bir şekilde yok edeceğim” denilerek sona erdirilmişti.

 

AB Suriye operasyonunu, Türkiye de AB’yi kınadı

AB Dışişleri Bakanları Türkiye’nin Suriye’deki askeri operasyonunu, Ankara da AB’nin açıklamasını kınadı. AB toplantısında silah ambargosu konusundaki karar ise üye ülkelerin hükümetlerine bırakıldı.

Lüksemburg‘da dün düzenlenen Avrupa Birliği (AB) Dışişleri Bakanları toplantısında Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyinde SDG’nin kontrolündeki bölgelere yönelik gerçekleştirdiği askeri operasyon ele alındı. Toplantı sonrasında yapılan açıklamada, Türkiye’ye kuzeydoğu Suriye’de yürüttüğü askeri harekâtı durdurma ve bölgedeki kuvvetlerini geri çekme çağrısı yapıldı.

Türkiye’nin operasyonunun kınandığı açıklamada “Avrupa Birliği, Türkiye’nin bölgedeki istikrarı ciddi şekilde baltalayan, yerinden edilmeleri artıran, insani yardıma erişimi ciddi şekilde engelleyen askeri operasyonunu kınamaktadır” ifadelerine yer verildi.

Daha önce 28 ülke yayınladıkları ortak bildiri ile Türkiye’ye “operasyonu durdurun” çağrısında bulunmuştu. Perşembe günü (18 Ekim) yapılacak liderler zirvesinde de Türkiye ve Türkiye’ye olası yaptırımlar gündemde olacak.

Silah ambargosu için çalışma grubu toplanacak

Toplantıda Lüksemburg Dışişleri Bakanı Jean Asselborn‘un Türkiye’ye karşı AB’nin ortak bir silah ambargosu uygulanması talebi ise kabul görmedi. Toplantı sonra yapılan açıklamada silah satışı kararının üye ülkelerin hükümetlerine bırakıldığı vurgulanarak Almanya ve Fransa‘nın Türkiye’ye silah satışı izinlerini askıya alma kararlarına atıfta bulunuldu.

Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyine yönelik askeri operasyona başlamasının ardından Almanya, Fransa, İtalya ve Finlandiya gibi ülkeler Türkiye’ye yönelik silah ihracatını askıya alma kararı almıştı. Toplantı öncesi Asselborn da bazı AB üyeleri ile birlikte hiçbir AB üyesinin Türkiye’ye silah satışı yapmaması yönünde ortak bir karar alınmasını talep ettiklerini açıklamıştı. Türkiye’nin gerçekleştirdiği operasyonu “işgal” olarak nitelendiren Asselborn, Türkiye’nin uluslararası hukuka aykırı davrandığını da dile getirmişti.

Maas: Üye ülkeler silah ihraç etmeyecek

Türkiye’ye silah ambargosu uygulanması konusunda ortak bir karar alınamamasına ilişkin olarak Alman Dışişleri Bakanı Heiko Maas da bir açıklama yaptı. Ortak bir kararın uzun teknik ve formal bir süreç gerektirdiğini belirten Maas, toplantıda AB’ye üye ülkelerin Türkiye’ye silah ve teçhizat ihraç etmeyeceğini bildirdiğini söyledi.

Alman Dışişleri Bakanlığı’nın Twitter hesabından yapılan paylaşımda da, toplantıda alınan kararlara ilişkin olarak “AB ve üye ülkeler Almanya ve Fransa’ya katılıyor: İhraç izni verilmeyecek, Türkiye’nin tutumunu kesinlikle desteklemiyoruz” ifadesi kullanıldı. Mesajda, “AB’nin tavrı açık: Suriye’nin kuzeydoğusundaki Türk askeri operasyonuna derhal son verilmesini istiyoruz” denildi.

Doğu Akdeniz açıklaması

AB dışişleri bakanları toplantısında Doğu Akdeniz’de yaşanan gelişmeler de ele alındı.

Toplantı sonrasında konuyla ilgili yapılan açıklamada, “Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de devam eden yasa dışı sondaj çalışmaları ışığında Konsey, Kıbrıs’la tam dayanışma içerisinde olduğunu tekrar teyit eder” denildi.

Türkiye’den ortak açıklamaya kınama: İşbirliğimizi gözden geçireceğiz

Avrupa Birliği dışişleri bakanlarının yaptığı ortak açıklamaya Türkiye tepki gösterdi. Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan yazılı açıklamada, toplantıda alınan kararlar ve Türkiye’ye yönelik çağrıları “Tümüyle reddediyoruz ve kınıyoruz” denildi.  Açıklamada, Doğu Akdeniz’e yönelik kararlar da eleştirildi. Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki arama ve sondaj faaliyetlerinin “yasadışı” olarak nitelendirilmesinin de “kesinlikle kabul edilmediği” vurgulandı. Açıklamada, “Bu hukuksuz ve yanlı tutumu nedeniyle, AB ile bazı alanlardaki işbirliğimizi ciddi bir şekilde gözden geçireceğiz” denildi.

İstanbulda ‘Deprem seferberliği’ başlatan İmamoğlu: Binaların yüzde 22,6’sı yıkılacak, yolların yüzde 30’u kapanacak

İstanbul’da gerçekleşmesi beklenen bir depremde binaların yüzde 22,6’sının yıkılacağını, yolların yüzde 30’unun kapanacağını, 25 milyon ton enkaz çıkacağını söyleyen Büyükşehir Belediye Başkan Ekrem İmamoğlu, “Deprem seferberliğini başlatıyoruz” dedi. İmamoğlu tsunami konusunda da uyarıda bulundu.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, Silivri’de yaşanan 5.8 büyüklüğündeki depremin ardından yeniden gündeme oturan ‘deprem’ konusunda 13 bölümlük bir sunum yaptı. İBB’nin, özellikle 1999 Marmara Depremi sonrasında, deprem ile ilgili ulusal ya da uluslararası birçok kurum ile farklı çalışmalar yaptığını hatırlatan İmamoğlu, “Tespitlerde bulunulmuş, tahminler sıralanmış, uygulama önerileri geliştirilmiş. Ancak yapılan tüm bu çalışmalar, sonrasında hayata geçmediği/geçemediği için İstanbul hâlâ beklenen büyük depreme hazırlıklı değil. Daha fazla beklemeye tahammülümüz yok” dedi.

İBB Deprem Seferberlik Planı”nı devreye soktuklarını vurgulayan İmamoğlu, “İstanbul’daki 1 milyon 166 bin binanın 788 bininin 1999 depremi öncesinde yapıldığını belirttti; “7,5 büyüklüğündeki bir depremde binaların yüzde 22,6’sı yıkılacak, 25 milyon ton enkaz oluşacak, yolların yüzde 30’u kapanacak, 463 içme suyu noktası, bin 45 atık su noktası ve 355 doğal gaz noktası hasar görecek” bilgisini paylaştı.

5 bin 253 ihbar

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, Meclis oturumunda yaptığı sunumunda, geçtiğimiz 26 Eylül’de, Silivri’de, Marmara Denizi açıklarında gerçekleşen ve büyük paniğe neden olan 5.8 büyüklüğündeki depremin ardından, AFAD ve İBB’ye 5 bin 253 ihbar geldiğini belirtti. 5.8’in minik bir deprem olduğunu, ancak bir yapılan incelemeler sonunda 224 ağır hasarlı, 754 de az hasarlı bina tespit edildiğini kaydeden İmamoğlu, TÜBİTAK MAM, Kandilli Rasathanesi ve İBB uzmanlarının hazırladıkları çalışmalara göre; İstanbul’da, Marmara Denizi içerisinde 30 yıl içinde, 7 ve üstü bir deprem olma olasılığının yüzde 65 olduğu bilgisini paylaştı.

25 milyon ton enkaz

İstanbul’un gece konut nüfusunun 15 milyon, gündüz nüfusunun ise 6 milyon olduğunu belirten İmamoğlu, kentteki toplam 1 milyon 166 bin binanın 255 bininin 1980 öncesinde, 533 binin 1990-2000, 376 bininin de 2000-2019 yılları arasında inşa edildiğini kaydetti. İmamoğlu, İBB Deprem ve Zemin İnceleme Müdürlüğü ve Boğaziçi Üniversitesi tarafından 2018 yılında gerçekleştirilen “Deprem ve Hasar Kayıp Tahmin Çalışmasına” göre; İstanbul’da olası gerçekleşecek 7,5 büyüklüğündeki yıkıcı deprem senaryosu uyarınca ekonomik, fiziksel kayıp ve hasarları da sıraladı. 7.5 büyüklüğündeki yıkıcı bir deprem senaryosuna göre; İstanbul’da çok ağır ve ağır hasarlı bina sayısı 48 bin, orta ve daha üstü hasarlı bina sayısı 194 bin olacak. Bu rakamlara göre; binaların yüzde 22,6’sı yıkılacak, 25 milyon ton enkaz oluşacak, yolların yüzde 30’u kapanacak, 463 içme suyu noktası, bin 45 atık su noktası ve 355 doğal gaz noktası hasar görecek. Toplamda 120 milyar TL yapısal ve yapısal olmayan ekonomik kayıp yaşanacak.

Seferberlik planı

Depremin İBB’nin en öncelikli konusu haline geldiğinin altını çizen Ekrem İmamoğlu, “Yaşanacak maddi ve manevi hasarı onarmaktansa öncelikli hedef daha da gecikmeden önlem almak olacaktır” dedi. İmamoğlu, “İstanbul Büyükşehir Belediyesi Deprem Seferberlik Planı”nın beş başlıkta şöyle şöyle sıraladı:

  • Afet odaklı kentsel dönüşüm çalışmaları.
  • Mevcut alt yapı ve ulaşım ağının afetlere dayanıklı hale getirilmesi.
  • Sismik ve yer bilimleri çalışmaları.
  • Afet sonrası toplanma/barınma alanları.
  • Afet odaklı eğitim ve kapasite geliştirme.

Plan kapsamında; hasar alması beklenen 48 bin binanın güçlendirilmesi ya da yeniden yapma usulü ile yenilenmesinin amaçlandığını belirten İmamoğlu şunları söyledi: , “1 yıl içinde 20 bin bağımsız birim, 5 yılda 100 bin, 10 yılda tüm bu nitelikteki bağımsız birimler afetlere karşı güçlendirilecektir. ‘Afet Odaklı Dönüşüm’ programına göre; deprem senaryoları doğrultusunda, öncelikle kırılgan yapı stoku nedeniyle müdahale bekleyen ilçelerden başlanacak ve ilçeler arasında bir etaplama yapılacaktır. Programın uygulanması halinde güncel maliyet hesapları ile bu süreç içerisinde, asgari 44 milyar TL tutarında bir kaynak kullanımı gerekecektir. Söz konusu kaynağın elde edilmesi için uluslararası fon sağlayan kuruluşlar ile görüşmeler başlatılacaktır.”

İşbirliği masası

Kentsel dönüşüm çalışmalarına İstanbulluların katılımını sağlamayı da amaçladıklarını belirten İmamoğlu, “İstanbul’da gerçekleştirilmesi planlanan veya proje aşamasında olan kentsel dönüşüm alanlarında yaşayanlar ve onlar tarafından kurulan sivil toplum örgütlerinin İBB ile iletişim sorunlarını aşmak üzere ‘Kentsel Dönüşüm İşbirliği Masası’ adı ile bir ofis kurulmaktadır” dedi.

Kamu binalarının depreme hazırlığı konusundaki çalışmalara da değinen İmamoğlu, “Afete Duyarlı Bir Kent İçin Bina İzleme ve Hasar Takip Sistemi Projesi” üzerinde çalıştıkları bilgisini verdi: Afetlere karşı dayanıklı kamu yapıları stoğunu sağlamak, hizmet yapılarını afet sonrası kullanıma hazırlamak üzere yapılacak çalışmalar doğrultusunda belediyeye ait hizmet yapılarına ilişkin kontroller 6 ay içinde tamamlanacak ve güçlendirilmesi gerekenlere 2 yıl içinde gerekli müdahaleler yapılacaktır” dedi.

Deprem anı ve sonrasında kesintisiz ulaşımın sağlanması amacıyla karayollarının 1 yıl içinde afete hazır hale getirileceğini kaydeden İmamoğlu, yapılması planlanan çalışmaları şöyle sıraladı: “Deprem anı ve sonrasında kesintisiz ulaşımın sağlanması amacıyla köprü ve viyadükler 2 yıl içinde afete hazır hale getirilecektir. Olası bir afet durumunda, toplanma veya barınma alanlarında ihtiyaç duyulabilecek yeraltı su kaynakları, İstanbul halkına hizmet edecek şekilde, 6 ay içinde planlanacaktır.

İstanbul genelinin hidrojeolojik yapısı 6 ay içinde detaylı bir şekilde belirlenmesiyle, yeraltı su kaynaklarının korunması ve olası iklim değişikliği senaryolarına bağlı önlemlerin tanımlanması sağlanacaktır. Doğal yeraltı su depo alanlarının tespiti ve İstanbul genelinin jeotermal potansiyelinin belirlenmesiyle bu alanların çok amaçlı ve etkin kullanımı 6 ay içerisinde sağlanacaktır.”

Tsunami uyarısı

Kasım ayı içerisinde, konunun tüm paydaşlarının katılımıyla “Deprem Çalıştayı” düzenleyecekleri bilgisini veren İmamoğlu, tsunami tehlikesine de dikkat çekti: “İstanbul’da gerçekleşebilecek olası bir tsunami ile ilgili tüm bilimsel verinin hızlı, etkili ve güvenilir bir şekilde İBB’ye aktarılması 1 yıl içerisinde sağlanacaktır. Ayrıca tsunami ile ilgili olarak; 6 ay içerisinde ilçelerdeki tsunami tehlike ve risk analizlerine bağlı bilinçlenme ve farkındalığın artırılması, ortaklaşa ve bireysel proje üretme ve uygulama yeteneklerinin artırılması hedeflenmiştir.”

Erken uyarı sistemi

“Deprem Erken Uyarı ve Acil Müdahale Sistemi” üzerine çalışmalar yaptıklarının da altını çizen İBB Başkanı, “Erken uyarı sistemi ile depremin yansımasından 5-7 saniye önce alınacak erken uyarı ile tehlike barındıran doğal gaz, elektrik gibi sistemlerin kapatılması; raylı sistemlerin durması gibi acil önlemlerin alınması sağlanacaktır” dedi.

Geçici barınma alanları 2 yıla kadar kullanılabilecek

Toplanma alanlarına da değinen İmamoğlu, “Afet toplanma alanları, afet sırasında ve sonrasında insanların ivedilikle ulaşması gereken, afet riski taşımayan güvenli alanlardır. Afetzedelerin yaşadıkları büyük şoku atlatabilmeleri, temel sağlık ve gıda hizmetlerinden faydalandıkları, yakınları ile bir araya gelebilmeleri ya da haberleşmelerine imkan veren; bir binaya en fazla 500 metre uzaklıkta olacak biçimde belirlenmiş ve afetten sonra 24 saat içinde kullanılacak olan alanlardır. Bu alanlar kapasite ve olanaklarına göre 72 saatten 2 yıla kadar kullanılabilecek alanlar olarak ele alınmaktadır” diye konuştu.

859 toplanma alanı hazırlanıyor

859 toplanma alanı hazırladıklarını vurgulayan Ekrem İmamoğlu, ayrıca “Afet Odaklı Eğitim ve Kapasite Geliştirme” projesi kapsamında “Afet Gönüllüleri” kavramını geliştireceklerini vurguladı.

Kazdağları’ndan iyi haber: Maden arama ruhsatı yenilenmedi, proje ertelendi

Haber: Elif Ünal

Kazdağları’nda protestolara neden olan Kanada merkezli Alamos Gold ve yerli ortağı Doğu Biga Madencilik’in maden arama ruhsatının süresi 13 Ekim tarihinde sonlandı. Alamos Gold, internet sitesi üzerinden yaptığı duyuruda “Ruhsat yenilenmesini beklemek üzere Kirazlı Altın Madeni Projesi’ndeki tüm inşaat faaliyetlerini askıya aldıklarını” bildirdi.  “Yenilenme zamanındaki belirsizlik nedeniyle 2020 sonlarında başlaması planlanan proje tarihini ertelemek durumunda kaldıklarınının” belirtildiği açıklamanın devamında şu ifadeler yer aldı:

“Şirketimiz ruhsatın yenilenmesi için tüm yasal gereklilikleri ve şartları yerine getirdi. Yereldeki proje ortağımız da bu süreci destekliyor ve Enerji ve inşaat faaliyetlerinin yeniden başlatılmasına olanak sağlayacak maden ruhsatlarının yenilenmesini güvence altına almak için Türkiye Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ile iletişim halinde çalışıyor”

Proje 2021 tarihine ertelendi

Doğu Biga Madencilik ise bugün sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamada “Kirazlı Altın Madeni Projesi’nin 2020 olan işletme tarihini 2021 yılına ertelediğini” duyurdu.

Süheyla Doğan: Alanı boşaltmalarını isteyeceğiz

Yeşil Gazete’ye konuşan Kazdağı Koruma Derneği Başkanı ve Ekoloji Birliği eş sözcüsü Süheyla Doğan, ruhsat yenilememe ve erteleme kararının Kazdağları için yürütülen mücadelenin bir başarısı olduğunu belirtti. Açıklamasında “Ruhsatın yenilenmemesi için bu zamana kadar binlerce dilekçe yazdık” dedi.

Doğan, bundan sonraki adımlar için ise “Çanakkale Valiliği’ne ve Tarım ve Orman Bakanlığı’na alanı boşaltmaları için dilekçeler yazacaklarını” ve “Bakanlığa ruhsat vermemeleri için baskı oluşturmaya devam edeceklerini” söyledi.

Ekoloji Birliği: Alamos Gold bir saniye bile duramaz

Konuyla ilgili Ekoloji Birliği tarafından yapılan basın açıklamasında ise şu ifadeler kullanıldı: “Kirazlı Ruhsat Alanı artık madencilerin değil, sincaplarındır. Alamos Gold artık orada bir saniye bile duramaz. Güvenlik kulübelerini ve görevlilerini alarak acilen alanı boşaltmalıdır. Aksi takdirde işgalci konumda olacaktır. Çanakkale Valiliği’ni ve Tarım ve Orman Bakanlığı’nı acilen alanı boşalttırıp teslim almaya, mahkemelerimizi de alan ile ilgili durum tespiti ve yaratılan doğa tahribatının sorumluları hakkında yasal işlem yapmaya çağırıyoruz.”

Pınar Bilir: Daha önce de ertelemişlerdi

Çanakkale Kent Konseyi Başkanı Pınar Bilir ise gazetemize yaptığı açıklamada “Ertelemenin daha önceki yıllarda da birkaç kez verildiğini” belirtti. Geçtiğimiz 1 Mart’ta da benzer bir durdurma kararı verdiklerini hatırlatan Bilir, “Enerji Bakanlığı’ndan bir karar alınana kadar durduracaklarını söyledikleri zamanda arka sahada çalışmaya devam etmiş, ağaçları keserek resimlerde gördüğünüz o çıplak araziye sebep olmuşlardı” dedi; takipte kalınması gerektiğini belirtti.

Melis Tantan: Kimse rehavete kapılmamalı

81 gündür süren Kazdağları alanındaki çadır nöbetinden Melis Tantan ise “Biz burada olmaya devam edeceğiz” dedi. Erteleme durumunu “nöbetteki insanların ve bu konuyla ilgilenen kamuoyunun ısrarının bir başarısı” olarak değerlendiren Tantan açıklamasının devamında, “Bu bir kazanımdır ancak 2021’de kaldıkları yerden devam edecekler. O yüzden buradaki mücadele de onlar gidene kadar sürmeli ve kimse rehavete kapılmamalı. Burada olmanın önemi artmalı. Amacımız mücadeleyi daha da kalabalıklaştırmak” ifadelerini kullandı.

Konuyla ilgili görüş almak için aradığımız Doğu Biga Madencilik ise “konuyla ilgili çalışanların Çanakkale’de olması” gerekçesiyle bir açıklamada bulunmadı.

 

CHP’li Tanrıkulu’na Suriye harekatı soruşturması

CHP milletvekili Sezgin Tanrıkulu hakkında, yaptığı paylaşımlarla ‘Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’ni alenen aşağılama’ suçlamasıyla’ resen soruşturma başlatıldı.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu hakkında Türkiye’nin Suriye’ye yönelik yürüttüğü Barış Pınarı Harekâtı’yla ilgili paylaşımlarından dolayı resen soruşturma başlattı.

Başsavcılığın açıklamasında, “CHP Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun 12 Ekim 2019 tarihinde Barış Pınarı Harekatı ile ilgili olarak Twitter hesabından yaptığı bildirilen ‘Hükümetin bilmesi gerekiyor; bu haksız bir savaştır ve Kürtlere karşı yapılan bir savaştır’ şeklindeki paylaşımı ve aynı gün bazı medya kuruluşlarına verdiği röportajdaki bir kısım açıklamaları nedeniyle, ‘Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini alenen aşağılama’ suçundan resen soruşturma başlatılmıştır” denildi.

Tanrıkulu, ARTI TV yayınında yaptığı açıklamayı Twitter hesabı üzerinden paylaşmış, ve tweet’ine “Hükümetin bilmesi gerekiyor; bu haksız bir savaştır ve Kürtlere karşı yapılan bir savaştır” ifadesini eklemişti.

Tanrıkulu’nun tweet’i şöyle:

BİFED ödüllerinde birincilik Belçika yapımı ‘Nefessiz’in…

Bu yıl altıncısı düzenlenen, Türkiye’nin tek ekoloji temalı film festivali Bozcaada Uluslarası Ekolojik Belgesel Festivali’nde (BIFED) ödül Daniel Lambo imzalı Belçika yapımı “Nefessiz” filminin oldu.

9-13 Ekim tarihlerinde düzenlenen Türkiye’nin tek ekoloji temalı film festivali 6. Bozcaada Uluslarası Ekolojik Belgesel Festivali’nde (BIFED) ödüller sahiplerini buldu. Fethi Kayaalp adına verilen uluslararası ödüllerin yanı sıra mansiyon ödülü ve öğrenci ödülü de verildi.

Birincilik ödülü Belçika yapımı filme

450 belgesel arasından 24’ünün finale kaldığı festivalde, Fethi Kayaalp adına verilen uluslararası ödülün sahibi, yönetmenliğini Daniel Lambo’nun yaptığı Belçika yapımı ve kanserojen asbest maddesini konu alan “Nefessiz” (Breathless) filmi oldu.

Jüri film hakkında “Çok uluslu şirketlerin insan hayatını nasıl etkilediğini özgün ve ikna edici şekilde anlatan ve kişisel bir hikâyeyi küresel bir trajediyle birleştiren bir film” değerlendirmesinde bulundu.

İkincilik ödülü Ovacık belgeseline

Türkiye’nin ilk komünist belediye başkanı Fatih Mehmet Maçoğlu’nun Ovacık’ta gerçekleştirdiklerini anlatan, Ayşegül Selenga Taşkent’in yönettiği “Ovacık” belgeseli Uluslararası Yarışma kategorisinde ikinciliği kazandı.  Jüri, film hakkında “İnsanların dayanışmasını ve umudu konu alan dokunaklı bir hikâyeye ait. Film bize politik paradigmaları, yöntemleri, soruları ve cevapları toplum yararına değiştiren ve dönüştüren belediye başkanını tanıtıyor” açıklamasını yaptı.

Filmin yönetmeni Ayşegül Selenga Taşkent ve görüntü yönetmeni Delizia Flaccavento ödülünü, festivalin ana sponsoru Bores A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Önder Demirer’in elinden aldı. Yönetmen Taşkent, ödül sonrası yaptığı konuşmasında “‘Dönüşüm nasıl gelecek?’ diye soruyorlar. Ovacık gibi, Bozcaada gibi küçücük yerlerde tarımsal, sanatsal, sinemasal devrimlerin yapıldığı yerlerden dönüşüm gelecek” dedi.

Üçüncülük “Her Yönden Mızraklar”ın 

Üçüncülük ödülü “Her Yönden Mızraklar” filmine giderken, jüri ödülü bu filme verme sebebini “İnsan ve doğa arasındaki hakiki ilişkiyi güçlü tasvirlerle anlatan, tehdit edilen yerli halkın sesine odaklanan ve arşiv görüntülerle süregelen yıkıma çarpıcı olarak tanıklık eden belgesel” olarak açıkladı. Ödül, Bozcaada Turizm İşletmecileri Derneği Başkanı Erkan Yavuz tarafından yönetmen Christopher Walker’a teslim edildi.

Mansiyon ve öğrenci ödülleri de sahiplerini buldu

Uluslararası Yarışma kategorisinde bu yıl bir de mansiyon ödülü verildi. Fransız yapımı “Coğrafyacı ve Ada”nın yönetmeni Christine Bouteiller, ödülü Belediye Başkanı Hakan Can Yılmaz’ın elinden aldı.

Lalehan Öcal, Melis Birder ve Marvin Entholt’tan oluşan Gaia Öğrenci Ödülü jürisi ise öğrenci kategorisindeki birincilik ödülünü Julie Hössle’nin yönetmenliğini yaptığı İtalya yapımı “Batan Güneşin Doğuşu” filmine verdi. Jüri üyeleri film hakkında şu değerlendirmede bulundu: “Titizlikle işlenmiş görüntü ve sesiyle baştan sona ilgi çekmeyi başaran bu film, sakin ritmiyle uzak bir adanın tabiatı ve insanıyla yakın bir ilişki kurmamızı sağlıyor. Denize, toprağa ve hayvanlara verdiğimiz zararı şiirsel bir dille anlatmanın yolunu buluyor. Bunu karşın seyirciyi de çaresiz bırakmıyor. Mücadeleye devam etme gücünü bulan karakteriyle ilham veriyor. Filmin adı da umut dolu zaten”

Nobel Ekonomi ödülleri, küresel yoksullukla mücadeleye

Nobel Ekonomi Ödülü, küresel yoksullukla mücadele ve yoksulluğun azaltılması alanında çalışmalar yapan Abhijit Banerjee, Esther Duflo ve Michael Kremer’e verildi

Ekonomi alanında Nobel Ödülü bu yıl ekonomistler Abhijit Banerjee, Esther Duflo ve Michael Kremer’e verildi. İsveç Kraliyet Bilimler Akademisi‘nden yapılan açıklamada ekonomistlerin ödüle, “küresel yoksullukla mücadele ve yoksulluğun azaltması için güvenilir yollar bulma” alanında yaptıkları çalışmalardan ötürü layık görüldükleri bildirildi.

Akademi’den yapılan açıklamada,  yoksulluğa yönelik problemlerin önlenmesi konusunda söz konusu yaklaşımın, durumdan etkilenen kişiler için etkili çözümler üretmek amacıyla “dikkatlice oluşturulmuş deneylerden” oluştuğu vurgulandı. Banerjee, Duflo ve Kremer’in oluşturduğu deneysel yöntemler, ekonomideki en yenilikçi gelişmeler olarak görülüyor.

Duflo ikinci Nobelli kadın ekonomist

Esther Duflo, ilk kez 1969 yılında verilmeye başlanan Nobel Ekonomi Ödülü’nü kazanan ikinci kadın oldu. 2009 Nobel Ekonomi Ödülü‘nü ABD ekonomist Elinor Ostrom, meslektaşı Oliver Williamson ile birlikte almıştı. Nobel Ödülü’nü alan ilk kadın ise bilim insanı Marie Curie. 1903’te fizik, 1911’de ise kimya alanında Nobel’e layık görülen radyoloji biliminin kurucusu Curie, Nobel’i iki kez alan tek kadın ünvanını da elinde bulunduruyor.

SGD: Şam hükümetiyle anlaştık

Suriye Demokratik Güçleri, Suriye’nin kuzeyine yönelik operasyon düzenleyen Türkiye’ye karşı Şam hükümeti ile anlaştığını duyurdu. Suriye ordu birliklerinin Tel Tamer’e girdiği bildiriliyor.

Suriye Demokratik Güçleri (SDG), Türkiye’nin ülkenin kuzeyine düzenlediği operasyona karşı Şam hükümetiyle işbirliği yapacaklarını duyurdu. “Saldırıları önlemek ve durdurmak için, görevi sınırları ve ülkenin egemenliği korumak olan Suriye hükümetiyle anlaşmaya varılmıştır” denilen açıklamada şu ifadelere yer verildi: “Suriye ordusu, Türkiye’nin saldırganlığına karşılık vermek ve Türk ordusu ile paralı askerlerin girdiği bölgeleri özgürleştirmek için SDG’ye destek verecektir.”

SDG açıklamasında ayrıca “Bu anlaşma, Afrin gibi Türkiye tarafından ele geçirilen Suriye topraklarının özgürleştirilmesine imkan sağlayacaktır” denildi. Reuters haber ajansına konuşan bir SDG yetkilisi de Esad rejimiyle yapılan anlaşmanın Suriye askerlerinin sınır bölgelerine girişiyle sınırlı olduğunu, siyasi görüşmelerin daha ileriki bir aşamada yapılmasının planlandığını söyledi.

Suriye ordusu Tel Tamer’de

Bu arada Suriye ordu birliklerinin, Resulayn’ın 35 kilometre güneydoğusundaki Tel Tamer‘e girdiği yönünde haberler geliyor. Kent, stratejik öneme sahip M4 karayolu üzerinde bulunuyor.

Suriye resmi haber ajansı SANA‘da Pazar günü yayımlanan bir haberde, Suriye ordusunun Türkiye’nin harekatına karşılık olarak kuzeye doğru harekete geçtiği bildirilmişti. Ancak haberde askerlerin nereye gönderileceğine ilişkin detay verilmedi. İngiltere merkezli Suriye İnsan Hakları Gözlemevi ise Şam hükümeti ve SDG arasında varılan anlaşma uyarınca Suriye ordusunun Kürt güçlerin kontrolündeki Kobani ve Menbiç‘i koruyacağını bildirdi.

Suriye ordusunun kuzeye kaydırılacağı haberi, Amerika Birleşik Devletleri‘nin kuzeyden tamamen çekileceği yönündeki açıklamalardan sonra geldi. Dün CBS televizyonuna konuşan ABD Savunma Bakanı Mark Esper, bölgede süren çatışmalar nedeniyle Amerikan askerlerinin iki ateş arasında kalma riski olduğunu belirtmiş ve bu durumun sürdürülemez olduğunun altını çizmişti. Esper, ABD Başkanı Trump’ın askerlerin güvenli ve hızlı bir şekilde Suriye’nin kuzeyinden çekilmesi konusunda direktif verdiğini belirten ABD birliklerinin Suriye’nin tamamından çekilip çekilmeyeceği konusunda ise bir açıklama yapmadı.

Tarım Bakanlığı’nın firma teşhiri hiçbir işe yaramıyor – Bülent Şık

Gıda ürünlerinde taklit ve tağşiş yapılması meselesinin bilinmesi gereken çok sayıda ayrıntısı var. Ve o ayrıntılar bakanlığın açıkladığı teşhir listesinde yer almıyor.

Tarım ve Orman Bakanlığı, Türkiye genelinde yürüttüğü gıda kontrol ve denetim çalışmaları sonucunda çeşitli gıda ürünlerinde yasal mevzuata aykırı üretim yapan firmaların listesini açıklıyor.

Bakanlığın yaptığı açıklamalarda genellikle taklit ve tağşiş açısından uygunsuz üretim yapan firmalar teşhir ediliyor. Ancak firma teşhirin bir işe yarayıp yaramadığı, gıdalarda önem arz eden, tüketici sağlığını ilgilendiren en önemli sorunun taklit ve tağşiş olup olmadığı gibi tartışılması gereken bazı noktalar var. Ancak öncelikle yapılan firma teşhirinin bir işe yarayıp yaramadığını değerlendirmek gerekiyor.

5996 Sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu’nun 63 ve 64’üncü maddeleri taklit ve tağşişin ne olduğuna açıklık getirmektedir. Mevzuatta yer alan tanımlar aşağıda yer alıyor:

“63) Tağşiş: Bu Kanun kapsamındaki ürünlere temel özelliğini veren öğelerin ve besin değerlerinin tamamının veya bir bölümünün mevzuata aykırı olarak çıkarılmasını veya miktarının değiştirilmesini veya aynı değeri taşımayan başka bir maddenin, o madde yerine aynı maddeymiş gibi katılması,

64) Taklit: Bu Kanun kapsamındaki ürünlerin, şekil, bileşim ve nitelikleri itibarıyla yapısında bulunmayan özelliklere sahip gibi veya başka bir ürünün aynısıymış gibi gösterme,”

olarak tanımlanmaktadır.

Ayrıca aynı kanunun 31’inci maddesinin 6’ncı fıkrasında tağşiş ve taklit yapıldığı belirlenen ürünlerin kamuoyunun bilgisine sunulabileceği de hükme bağlanmıştır. Böylece uygunsuz üretim yapan firmalarla ilgili olarak tüketicilerin bilgilendirilmesi ve önlem almalarının sağlanması amaçlanıyor.

Bu tip bir bilgilendirme eğer duyuru herkese ulaşabilse ve etkin bir hak arama bu toplumun içinde yer alan yurttaşların korkusuzca yapabildiği bir şey olsaydı işe yarayabilirdi.

Ama görünen o ki pek de bir işe yaramıyor. Firmalar çekincesiz, korkusuz aynı suçu işlemeye devam ediyorlar.

Bakanlık 2016 ve 2018 yılı Ağustos ayında da bir basın açıklaması yaparak firma teşhiri yapmıştı.

Geçtiğimiz yıllarda açıklanan listeleri internetten indirerek bir kontrol yaptım. Çok sayıda listenin içinden sadece üçünü seçtim.

Bakanlık tarafından 2016 ve 2018 yılları ile son olarak birkaç gün önce yayınlanmış listeleri yan yana koydum. Bu listelerde yer alan ve rastgele seçtiğim bazı firmaların her listede olup olmadığını kontrol ettim. Bir başka deyişle 2016 yılında uygunsuz üretim yaptığı için teşhir edilen bir firmanın aynı suçu 2018 ve 2019 yılında da işleyip işlemediğini listelere bakarak kontrol ettim.

Sadece üç liste üzerinden ve üstelik listede yer alan firmaların tamamına da bakmadan yaptığım bir inceleme bile aşağıdaki tabloda yer alan berbat sonuçları verdi.

Ben sadece üç listeyi önüme koyup bir inceleme yaptım ve bu sınırlı inceleme bile çok sayıda firmanın yasalarca suç kabul edilen bir eylemi tekrar tekrar yaptığını gösteriyor. Listelerdeki mükerrer firma sayısının 20’den fazla olduğunu da belirtmeliyim.

Sadece 2016 Ağustos, 2018 Ağustos ve 2019 Ekim ayı listeleri değil de geçtiğimiz beş yıl içinde bakanlık tarafından yayınlanmış bütün listeler firma bazında tek tek kontrol edilerek yukarıdaki gibi bir tablo oluşturulsa kimbilir daha neler çıkar.

Bu mesele basit değil; ciddi bir meseledir.

Ciddiyetten kastım şu: Türkiye’de gıda kontrol ve denetim hizmetleri çökmüştür.

Ortada bir kamu idaresi yoktur.

Aksini iddia edecekler yukarıdaki tabloda yer alan firmalara ne gibi cezai yaptırımlar uygulandığını ve bu yaptırımlara rağmen bu firmaların usulsüz üretim yapmaya neden hala devam edebildiklerini açıklamalıdır. Açıklama sorumluluğu öncelikle bakanlık yetkililerinde elbette.

Gıda ürünlerinde taklit ve tağşiş yapılması meselesinin bilinmesi gereken çok sayıda ayrıntısı var. Ve o ayrıntılar bakanlığın açıkladığı teşhir listesinde yer almıyor.

Örneğin çikolata, bal ve meyve aromalı gazlı içeceğe uyarıcı madde katmak ölüme sebebiyet verebilir.

Örneğin ayçiçek yağına ya da zeytinyağına katılan tohum yağı kolza ise mesele sadece taklit ve tağşişle sınırlı kalmaz. Kolza içinde erüsik asit isimli bir toksik kimyasal madde içerir. Erüsik asit çeşitli sağlık sorunlarına yol açar.

Kullanılan tohum yağının kolza değil de kanola olması ise başka bir soruna işaret eder: Dünyada üretilen kanola yağlarının büyük bir kısmı GDO’ludur. Bu durumda da ülkemize GDO’lu kanola yağı ithal edilip edilmediği sorusu ortaya çıkar.

Bu ayrıntılar bakanlığın yapmış olduğu firma teşhiri listesinde yer almıyor.

Mesele tüketicilerin dikkatli olması, önlem alması meselesi odağında görülmemeli. Mesele, kamu idaresinin halk sağlığını koruma sorumluluğunu yerine getirmemesidir.

Tarım ve Orman Bakanlığı yasal mevzuata aykırı üretim yapan, tüketicileri maddi açıdan sömüren ve sağlıklarını da tehlikeye atan firmalara karşı neden bir yaptırım uygulayamıyor? Asıl sorun budur.

(Bianet’ten alınmıştır.)