Ana Sayfa Blog Sayfa 2176

Yeni bir ‘insandan hayvana’ koronavirüs vakası: Kaplan Nadia’nın testi pozitif çıktı

Hayvandan insana geçerek mutasyona uğrayan ve insandan insana geçmeye başlayan Covid 19 virüsünün insandan hayvana bulaştığı yolunda haberler gelmeye devam ediyor. Son olarak ABD’nin New York kentindeki Bronx Hayvanat Bahçesi’nde yaşayan Malay kaplanı Nadia‘ya Covid 19 bulaştığı açıklandı. 4 yaşındaki kaplana virüsün bakıcısından geçtiği sanılıyor.

Nadia’da kuru öksürük belirtilerinin görülmesinin ardından yapılan  Covid 19 testinin pozitif çıktığı belirtildi. Öte yandan hayvanat bahçesinde tutulan üç başka kaplan ve üç aslanın da aynı belirtileri gösterdiği öğrenildi.

Testin en ağır semptomları göstermesi nedeniyle sadece Nadia’ya yapıldığı, diğer hayvanların durumlarının daha iyi olduğu belirtiliyor.

Daha önce Hong Kong’da bir köpekte, Belçika’da da bir kedide yeni tip korona virüsüne rastlanmıştı. Belçikalı yetkililer, geçen hafta fark edilen vakada virüsün kediye sahibinden bulaştığını açıklamıştı.

Kazdağları’nda madene karşı el ele eylemleri koronavirüs sebebiyle dijital ortama taşındı

Çanakkale’deki maden projelerine tepki göstermek için Temmuz 2019’dan bu yana Kazdağları’nda çadırlı nöbet gerçekleştiren eylemcilerin her cumartesi il meydanında gerçekleştirdikleri el ele eylemleri koronavirüs sebebiyle dijital ortama taşındı.

İki haftadır salgına karşı alınan önlem kapsamında eylemlerine ara veren Her Yer Kazdağları ekibi madenlere tepkilerini sosyal medyada sürdüreceklerini belirtti. Her cumartesi saat 15.00’da belirlenen yeni bir etiket üzerinden sosyal medya üzerinden paylaşımlar yapılacak.

‘Kazdağları’ndaki virüs maden şirketleridir’

Dijital ortama taşınan eylemin ilk etiketi ise #KazdağlarıEvimiz oldu. Aktivistler, yaptıkları paylaşımlarda “Kazdağları’ndaki virüs maden şirketleridir. Kazdağları’nda 155 şirkete 279 maden ruhsatı verildi!” ifadelerini kullandı.

Ormansızlaşmanın salgın hastalıkların yayılması üzerindeki etkisine dikkat çekilen paylaşımlarda “Ormansızlaştırma, hayvanlardan insanlara geçen hastalıkların artış sebeplerinden biridir. Madenler için binlerce hektar ormanlık alan yok ediliyor!” denildi.

 

 

Onlar #Evde kalamıyor: Sokakta yaşayan hayvanlar için bir kap su bir kap mama

Türkiye’de ilk Covid 19 vakasının açıklandığı 11 Mart’tan bu yana, insanlar büyük oranda evlerine çekilirken, sokakta yaşayan hayvanlar da açlık tehlikesiyle karşı karşıya. Dünyanın her yerinden yemek bulmakta zorlanan hayvanların görüntüleri geliyor. Bu zor günlerde, hayvan dostlarımız için kapınızın önüne bir kap su, bir kap mama bırakarak onların hayatta kalmasına yardımcı olabilirsiniz.

İçişleri Bakanlığı da 81 il valiliğine sokakta yaşayan ve Covid-19 salgını nedeniyle yiyecek bulmakta zorlanan hayvanlarla ilgili genelge gönderdi.  Koronavirüs salgınından sadece insanların değil hayvanların da olumsuz etkilediğinin belirtildiği genelgede, sokakta yaşayan hayvanların yiyecek bulmakta zorlanmaya başladığı kaydedildi.

Bakanlık, bu süreçte vali ve kaymakamlıklar ile yerel yönetimler başta olmak üzere ilgili kamu kurum ve kuruluşları ile koordinasyon sağlanarak, sokakta yaşayan ve yiyecek bulmakta zorlanabilecek hayvanların aç kalmaması için gerekli tedbirlerin alınmasını istedi.

İnsanların evden çıkmaması sebebiyle sokakta yaşayan hayvanlar da zor durumda kalıyor. Fotoğraf: madayantii

Düzenli mama ve su bırakılacak

Buna göre, başta hayvan barınakları olmak üzere park, bahçe gibi sokak hayvanlarının yaşam alanlarında tespit edilen noktalara düzenli olarak mama, yem, yiyecek ve su bırakılacak. İhtiyaç duyulan alanlar dezenfekte edilecek ve vatandaşın bu konudaki hassasiyeti artırılacak.

Bakanlık, vali ve kaymakamlardan söz konusu tedbirler çerçevesinde yerel yönetimler, Tarım ve Orman İl Müdürlükleri ile ilgili diğer kurum ve kuruluşlarla iş birliği içinde gerekli planlama, koordinasyon ve uygulamanın eksiksiz yerine getirilmesini istedi.

Vali Yerlikaya’dan çağrı

Dün de İstanbul Valisi Ali Yerlikaya Twitter hesabından yaptığı paylaşımla sokakta yaşayan hayvanlarına mama ve su bırakılması için vatandaşlara çağrı yapmıştı.

Covid-19 siyasileri de vuruyor: Eski Libya başbakanı öldü, Boris Johnson hastanede

Tüm dünyanın çaresiz kaldığı virüs yayılmaya devam ederken, başlangıçta virüsü toplumda yayılmaya bırakan ve “sürü bağışıklığı” stratejisi izleyen İngiltere Başbakanı Boris Johnson‘un hastaneye kaldırıldığı öğrenildi.

Johnson 27 Mart’ta Covid 19 testinin pozitif çıktığını açıklamış, kendisini 2 hafta süreyle karantina altına alacağını duyurmuştu.

Başbakanlık, Johnson’un ateşinin düşmemesi nedeniyle önlem olarak hastaneye yatırıldığını belirtti, öte yandan RIA Novosti, Johnson’un durumunun İngiltere’nin duyurduğundan daha ciddi olduğunu iddia etti.

Eski Libya Başbakanı Cibril hayatını kaybetti

Eski Libya başbakanı Mahmud Cibril, Covid 19 nedeniyle Mısır’da hayatını kaybetti. 68 yaşındaki Cibril’in de 27 Mart’ta Covid 19 testi pozitif çıkmıştı. Cibril, 2011 yılında Libya’nın Muammer Kaddafi yönetimine karşı kurulan Ulusal Geçiş Konseyi’nde başbakan olarak görev yapmıştı.

Sarı yazmalılar kazandı: Loç Vadisi’nde HES’e ikinci kez iptal kararı

Kastamonu Cide ilçesi Loç Vadisi’nde Orya Enerji tarafından yapılması planlanan Cide Regülatörü Ve Hidroelektrik Santrali projesi (HES) için ikinci kez verilen ÇED Olumlu kararı Kastamonu İdare Mahkemesi tarafından iptal edildi.

Karar Cide Belediyesi tarafından duyuruldu. Yapılan açıklamada “Karamsar günler yaşıyoruz! Bir nebze güzellik paylaşalım. Loç vadisi HES için, firmanın açmış olduğu davaya, Kastamonu idare mahkemesince ret kararı verildi” denildi.

12 yıllık mücadele

Orya Enerji bölgede faaliyet yürütebilmek için ilk başvurusunu 2009 yılında yapmıştı.  Yöre halkı ve ekoloji aktivistlerinin mücadelesi sonucu 2011 yılında Kastamonu Bölge İdare Mahkemesi yürütmeyi durdurma kararı vermişti. 2015 yılında ise Danıştay ÇED raporunu iptal etmişti.

Proje alanını, Küre Dağları Milli Parkı’ndan yalnızca 245 metre uzağa çeken şirket, OHAL koşullarından yararlanarak 2016 yılında tekrar ÇED sürecini başlattı. ÇED Olumlu kararına karşı açılan dava sonrası mahkeme tarafından yeniden bir bilirkişi incelemesi yapılmasına karar verildi.

TOMA eşliğinde bilirkişi incelemesi

Jandarmaların da TOMA ile eşlik ettiği bilirkişi incelemesinin sonrasında hazırlanan raporda “Küre Dağları Milli Parkı tampon bölge sınırları içerisinde yapılması planlanan Cide HES projesinin havzadaki ekosistem bütünlüğünü bozacak nitelikte olumsuz etkileri olacağı” söylendi. Raporda ayrıca şu bilgiler paylaşıldı:

Ekolojik dengenin bundan zarar göreceği, proje alanının Küre Dağları Milli Parkı mutlak zona olan yakınlığı ve etki alanında olması ile havzanın mansap ve memba kısımlarına da olumsuz etki ederek buralarda bulunan doğal ve kültürel kaynak değerlerine olumsuz etkilerinin olabilecek olması dikkate alınarak proje çalışmasının alandaki ekolojik dengeye olumsuz yönde etkileyeceği kanaatine varılmıştır.

Fotoğraf: Kastamonu Gazetesi

Mahkeme ikinci kez iptal etti

Bilirkişi raporunun da teslim edilmesinin ardından kararını açıklayan Kastamonu İdare Mahkemesi projenin ekolojik bütünlüğü bozacağı, dere yatağının kirlenmesine sebep olacağı, alanda erozyon, heyelan ve toprak kaymasına neden olacağı gerekçeleriyle ÇED Olumlu kararını iptal ettiğini duyurdu. Kararın tebliğinden sonra Danıştay’a itiraz için götürülebilecek.

 

Tutuklu gazeteciler için seslendiler: Evde kalsak da sessiz kalmayacağız

Tutuklu gazetecilerin hapishanelerde koronavirüs salgını yayılmadan önce serbest bırakılması için bir süredir kampanyalar düzenleyen Haberin Var Mı İnisiyatifi, yeni bir video yayınladı.

Koronavirüs sebebiyle video konferans yoluyla bir araya gelen gazeteciler salı günü mecliste görüşülecek infaz düzenlemesine gazetecilerin de dahil edilmesini talep ettiler.

Haberin Var Mı İnisiyatifi’nin “Evde kalsak da sessiz kalmayacağız” başlığıyla yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verildi:

Türkiye ev hapsinde. Büyükşehirler karantinada. Pek çok gazeteci haber merkezlerinde, sokaklarda. 100’den fazlası ise demir parmaklıklar ardında, ‘hapishanelere virüs girmeden çıkar mıyım’ diye umutla bekliyor.

Salı günü TBMM yeni infaz düzenlemesini görüşecek, pakette gazetecilere tahliye yok. ‘Terör’ ile ilişkilendirilen haber yapma, yazı yazma, görüş açıklama, tweet atma gibi ‘suç’lar nedeniyle kaçakçıların, dolandırıcıların, uyuşturucu tacirlerinin serbest kalacağı düzenlemeye dahil edilmediler.

Yetkili yetkisiz herkese sesleniyoruz, hapisteki gazetecilerin virüs tehdidi ile yüzleşmeden serbest bırakılması için harekete geçin. Sesimize ses katın. Gazetecilere özgürlük!”

PTT ücretsiz maske dağıtımına başlıyor

PTT, Sağlık Bakanlığı ile Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığının almış olduğu karara istinaden, online ortamda ePttAVM.com üzerinden ücretsiz olarak maske temini sağlanacağını duyurdu. Pazar ve market gibi sosyal alanlarda maske takma zorunluluğu getirilmesinin ardından vatandaşlara maskenin ücretsiz sağlanması adına karar alındı.

Ücretsiz maske temini, sokağa çıkma kısıtlaması bulunan 65 yaş üzeri ve 20 yaş altındaki vatandaşları kapsamıyor.

Nasıl alacaksınız?

Ücretsiz maske temini için ilk adım maske.epttavm.com adresine giriş yapılması. Bir kişinin hafta 1 paket (5 adet) maske alma hakkı bulunuyor. . Maskeler PTT kargo ile ücretsiz iletilecek.

 

Türkiye’de koronavirüs: 73 kişi daha hayatını kaybetti, vaka sayısı 27 bin 89

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, Türkiye’de yeni tip koronavirüs (Covid-19) nedeniyle 73 kişinin daha hayatını kaybettiğini, 3 bin 135 yeni tanı konduğunu açıkladı. Böylece Covid-19 salgını yüzünden hayatını kaybedenlerin sayısı 574’e, toplam vaka sayısı ise 27 bin 89’a yükseldi.

Güncel verileri  Twitter hesabından paylaşan Koca, son 24 saatte 20 bin 65 test yapıldığını, bunlardan 3 bin 135’inin pozitif çıktığını duyurdu. iyileşen hasta sayısının da bin 42 olduğunu belirten Bakan’ın paylaşımı şöyle:

“Test sayısında 20.000’i aştık. İyileşen toplam hasta sayımız 1.000’i geçti. Virüs, gücünü temas ortamından alıyor. Virüse bu fırsatı tanımayalım. Evde kalalım. Yeni uygulamada davranışlarıyla herkese örnek olan gençlere teşekkür ediyorum.”

Türkiye’de ilk koronavirüs vakası 10 Mart’ta tespit edildi. O günden bu yana toplam vaka ve hayatını kaybeden kişi sayıları şöyle:

10 Mart: 1 vaka
13 Mart: 5 vaka
14 Mart: 6 vaka
15 Mart: 18 vaka
16 Mart: 47 vaka
17 Mart: 98 vaka, 1 ölü
18 Mart: 191 vaka, 2 ölü
19 Mart: 359 vaka, 4 ölü
20 Mart: 670 vaka, 9 ölü
21 Mart: 947 vaka, 21 ölü
22 Mart: 1236 vaka, 30 ölü
23 Mart: 1529 vaka, 37 ölü
24 Mart: 1872 vaka, 44 ölü
25 Mart: 2 bin 433 vaka, 59 ölü
26 Mart: 3 bin 629 vaka; 75 ölü
27 Mart: 5 bin 698 vaka; 92 ölü
28 Mart: 7 bin 402 vaka; 108 ölü
29 Mart: 9 bin 217 vaka; 131 ölü
30 Mart: 10 bin 827 vaka; 168 ölü
31 Mart: 13 bin 531 vaka; 214 ölü
1 Nisan: 15 bin 679 vaka; 277 ölü
2 Nisan: 18 bin 135 vaka; 356 ölü
3 Nisan: 20 bin 921 vaka; 425 ölü
4 Nisan: 23 bin 934 vaka; 501 ölü
5 Nisan: 27 bin 89 vaka; 574 ölü

İstanbul’da başka bir şey olabilir veya oldu ya da olmakta…

İdrak sorunu yaşayan yönetimler bir sonraki duruma göre değil, bir önceki duruma göre çözüm geliştirir. Bu yüzden de gelişmeleri bir faz kayması ile izlerler ve tepki verirler. Sorumluluklar zamanında yerine getirilmediği için ödenen bedeller çok yüksek olur.

Salgının zirve yaptığı ülkelerden gelen yolcuların havalimanlarından elini kolunu sallayarak geçtiğini söyleyen gazeteciyle “sizi kameraya aldık” diyerek dalga geçiyor, Sağlık Bakanı yaptığı paylaşımda. Yandaş basının besleme gazetecileri de meslektaşlarının nasıl faka bastığını ispatlayan bu açıklamayı ağızlarından salyalar akarak sayfalarına taşıyorlar. Termal kamera ile üstünkörü yapılan denetimlerle virüs taşıyan kişilerin tespit edebileceklerinden emin. Bugün bile çıkıp “virüs batıdan geldi, Umre’cilerin payı düşük” diyebiliyor.  Oysa gazetecinin amacı virüsün nereden geldiğine değil, uygulanan yöntemin, alınan önlemin yeterli olmadığına işaret etmek. Devlet sorumluluğu taşıması gereken kişinin ise derdi başka. Hala vatandaşlar arasında ayrımcılık yapmaya, kendi sorumluluklarını perdelemeye çalışıyor. Çünkü bugüne kadar hep böyle idare etmiş, devleti yönetmekten bunu anlamış. En çok korkulması gereken şey devletin aklının olmaması. Hatta devlet diyebileceğimiz bir şeyin kalmamış olması.

Bugünden geriye dönüp yaptıkları açıklamalara baktığınızda bunu anlıyorsunuz. Dünyada neler olup bittiğini nasıl oluyor da görmüyorlar? Bu salgına karşı en hazırlıklı olan ülkenin Türkiye olduğunu, gerekli olan her şeyi yaptıklarını söylüyorlardı bir kaç hafta öncesine kadar. Salgının ülke için ekonomik bir fırsat yaratacağını bile iddia ettiklerine şahit olduk. Yaşanan afetin acıları karşısında “insaniyet namına” üzülüyormuş gibi bile yapmadılar. İktidardakilerin durumu anlaması çok zor. Ne yaptıklarının, ne söylediklerinin farkında değiller. Şu anda bir deprem oluyor ve ne yazık ki ortada bir plan, bir hazırlık yok.

Salgının başka yerlerde başlamış olması yöneticiler için önemli bir fırsattı. Ama bu yanlış algılandı. Beceriksizce aldıkları önlemlerle, kabiliyetsizlikleriyle bunun kendilerine ihsan edilmiş bir lütuf olduğunu zannettiler. Dünya pandemi için olağanüstü önlemler alınırken İstanbul’da yönetimin gerekeni yapmadıklarını, insanların başlarına gelebilecek felaketi önemsemediklerini düşünüyorum.  Umre’den dönen yolculara geçişi kolaylaştırmak için uçakta “parasetemol” adı verilen ateş düşürücü dağıtıldığı da biliniyor. Şöyle bir benzetme yapabilirim: Otomobil kullanıyorsunuz. Önünüzde bir duvar, inşaat bariyeri işareti var, görmüyorsunuz ve frene basmıyorsunuz. Ta ki duvar karşınıza çıkana kadar gaza sonuna kadar basarak gidiyorsunuz. Frene ancak çarpışma gerçekleştikten sonra basılacağını, yapılacak tek şeyin bu olduğunu düşünüyorsunuz. Çünkü ülkenin kamu düzeni buna göre oluşmuş, başka bir şey yapmak aklınıza bile gelmiyor.

İstanbul’un kırılganlığı

İstanbul’un ülke nüfusuna göre oranı yüzde 18, vaka sayısı ise yüzde 60. Eğer vaka sayısı nüfusa orantılı olsaydı, bugün İstanbul’da kayda geçen (ya da açıklanan) vaka sayısının üçte biri kadar olması gerekirdi. Öyleyse İstanbul’da başka bir şey oldu. Bunlardan birincisi dünyada salgın varken karantina önlemlerinin alınmaması. Eğer biraz daha üzerinde düşünürseniz, eğer İstanbul’da hastalık bulaşmış insanlar tespit edilebilseydi, diğer şehirlerde de belki çok daha az vaka olurdu veya olmazdı. Ayrıca İstanbul’da bir bulaş sayısı 1:16 olarak belirtiliyor. Çin‘de ise 1,5-2 gibi….. Burada bir yanlışlık mı var? İstanbul’da merkezi kıyı şeridi içindeki bir alanda bir kilometre kareye yüzbin kişi düştüğünü düşünürseniz, dünyada eşi benzeri olmayan bir durum olduğunu hesaba katmak gerekli. İstanbul sonuçta yalnızca deprem gibi bildiğimiz değil, virüs gibi bilmediğimiz afetlere karşı en kırılgan şehirlerden biri.

19’uncu yüzyılda İstanbul’un liman girişlerinde geçmişte karantina istasyonları bulunuyordu. Burada kırk gün bekletilen kişilerin içinde hastalıklardan hayatlarını kaybedenlerin mezarlarını bugün, çoğu tahrip edilmiş olsalar bile bulmak mümkün. Büyükdere‘deki katolik mezarlığında vebadan hayatını kaybeden denizcilerin mezarları yakın tarihlere kadar duruyordu. Neden böyle bir ihtiyaç duyulmuştu? Şehrin liman bölgesinde, denizciler, tüccarlar, yerel halk için Fransız, İtalyan, Alman, İngiliz, Avusturya… hastaneleri mevcuttu ama mesele daha şehre erişmeden hastalığı izole etmekti.

İstanbul Havalimanı CEO’su mart ayının ortasında, havalimanı fotoğraftaki haldeyken biraz kayıp yaşanmakla birlikte geleceğin çok parlak olduğunu, uçuşların iki katına çıkacağını söyledi.

Eğer buraya nereden geldik diyorsanız, lütfen devlet büyüklerimizin mart ayı ortasında yaptıkları açıklamalara bir bakın. Küresel salgının Türkiye’ye uğramayacağından o kadar eminler ki. Kibirle aldıkları önlemler sayesinde virüsün sınırlarımızdan içeri girmediğini zannediyorlar. Gerçekte önlem falan aldıkları da yok. Zaten Umre ziyaretçilerinde de görüldüğü gibi alabilmeleri de mümkün değil.

İGA İstanbul Havalimanı CEO’su Hüseyin Kadri Samsunlu mart ayının ortasında bir açıklama yapıp Dünya’da yaşanan koronavirüs salgını nedeniyle bazı yerlere uçuşların iptal edildiğini, yüzde on-on beş bir kayıp olduğunu ama geleceğin çok parlak olduğunu söylüyor. Uçuşların iki misline çıkacağına, “coğrafya kaderimiz” başlığı altında ise 60 ülke ve 120 havalimanı ile 3 saat mesafede olduğuna dikkat çekiyor. Bu arada haziran ayında üçüncü pisti açacaklarının müjdesini vermeyi ihmal etmiyor.

Mart ayının ortasında, felaket yayılırken İstanbul Havalimanı CEO’su pazarın hızla büyüyeceğini söylüyor. Gelecekte iki misline çıkacağını… uçak yolculuklarının. Son on beş günlük tarih aralığı bir anda her şeyin nasıl değiştiğini gösteriyor. Mart ayının ortasında yüzde onluk, on beşlik “geçici bir kayıp” olduğunu söylüyor. Daha kötüsünün olamayacağından o kadar emin ki, hala yatırımlardan, Haziran ayında 3. pistin açılacağından söz ediyor. Yolculuk sayılarının ki misline çıkacağını, İstanbul havalimanı’nın 120 havalimanına 3 saat mesafede olduğunu, bu coğrafyanın kaderimiz olduğunu ekliyor.

Bilgi saklamak hayatlara mal oldu

Uzun süre salgının şehirlerdeki durumu gizlendi, bununla ilgili bir bilgi paylaşımı yapılmadı. Yapılsaydı bir çok hayat kurtarılabilirdi. Şehirler, bölgeler karşılaştırılmıyordu. Yerelliğin bilgisi yer almıyor, ülke görüntüsünde. Oysa salgının yayılmasını önleyecek kararların alınması ve uygulamaların, önlemlerin, tedavilerin yönetimi için yerel bilgi çok değerliydi. Bugüne kadar vakaları ülkeler üzerinden karşılaştırıyordu medya. “Türkiye” diye bakıldığında. Oysa yerel bilgi önemli. Sağlık altyapısının hızla ihtiyaca cevap verebilecek hale getirilmesinden, havalimanı ile salgın taşınıyorsa, terminal binalarında alınacak önlemler ve karantina için hazırlanacak mekanlara kadar. Mesela salgının uluslararası havalimanları aracılığıyla taşındığını fark ederseniz, o zaman terminal binalarını sıkı bir şekilde kontrol altına alırsınız.

İstanbul’un nüfusunun yüksek olduğu, bu nedenle vaka sayısının da fazla olduğu söylendi. Bu doğru değil. Başka bir şey var. Salgının her üç günde bir katlanarak arttığı ilk günlerde Türkiye’de yayılımını gösteren harita apar topar yayından kaldırılmış olmalı. Ama aklımda kaldığı kadarıyla, biraz yuvarlayarak söyleyeyim, bu haritada İstanbul ile İzmir, Ankara gibi şehirlerle bire on bir fark vardı. Diğer büyükşehirlerle ise bire yüz gibi…

En korkulması gereken şey kamunun aklının olmaması. Bunu öylesine benimsemiş bir durumdayız ki şehirlerin, kurumların hali buna ayna tutuyordu, arada depremler, afetler bile olsa bunu görmez olduk.

 Ne yapmalı?

1-Şu anda yapılması gereken acil iş elde ne varsa bunları acil geçici yoğun bakım ünitelerine dönüştürmek, New York‘ta yapıldığı gibi fuar alanlarını, sergi salonlarını, depoları, otelleri, gemileri geçici acil yoğun bakım birimlerine dönüştürmek… Çünkü bir-iki adım sonra kapasiteler aşılacak. Vaka sayısı arttığında çok belli ki yoğun bakım birimleri yetmeyecek. Yoğun bakım ihtiyacı çığ gibi arttığında İstanbul’dan başka bir yere hasta göndermek mümkün olmayacak. Bu nedenle elde ne varsa hazırlamak gerekli.  Valilikler, belediyeler, askeri kurumlar da dahil yereldeki bütün kuruluşlar güçlerini birleştirmeyi ve “Şu anda ne yaparsam bir sonraki aşamada acaba kaç hayatı kurtarabilirim” diye düşünmek zorunda. Bakanlıklardan belediyelere bütün kurumların hızla bütçe, personel, görev kaydırmaları yapması gerekli. Yönetimler bir süre bildikleri işlerden, hantal yatırımlardan vazgeçmeli .

2-Bir hafta içinde İstanbul’da zaten hiç bir hastane yetmeyecek. Alarm çanları çalıyor şu anda. Yoğun bakım gerektiren hastalar uzaklara gidemeyecek. Yereldeki emekli doktorların, hemşirelerin, sağlıkla ilgili bilgisi olan kişilerin listesini çıkarılmalı… Bu yüzden bu aletlerin kullanılması için birçok insan gönüllü eğitim alabilir. Sağlık personeli de yetersiz kalacak. Bu küçük bir yerdeki yangın değil, salgın… bildiğimiz itfaiye teşkilatı nasıl büyütülüyorsa başka ülkelerde öyle… Yerel geçici istasyonlar da kurulmalı. Örneğin Büyükada‘da Anadolu Kulübü gibi.  Yaşlılar için bir kurtuluş çaresi kalmayabilir.

3-Her ilde, ilçede içine sivil toplum temsilcilerini, belediyeleri alan bir Acil Durum Yönetimi oluşturulması gerekli. Yönetimin yerelde görünür olması, güvenilirlik ve yerel bilgi için çok önemli. Acil durum yalnızca bürokratik yapılar ve yukarıdan alınan kararlarla yönetilemez. Yalnızca sağlık teknolojileri ile, sağlık personeline yüklenerek salgının önüne geçilemez. Bu bir acil durum yönetimi, başka şeylerin de dikkate alınmasını gerektiriyor.

Son olarak, söylemek bile yersiz biliyorum ama bütün siyasal yapıların, yerel teşkilatların, STK’ların kendilerini temsil etmeye çalışan inisiyatifler olarak değil, kamusal alanda katılımı örgütleyen yapılara dönüşmesi gerekli. 99 Depremi‘nde olduğu gibi yerel ağlar ve sivil toplum temsilcileri olarak yönetimlerin karşısında çıkmak, muhatap olmak zorundalar. İllerde ve ilçelerde oluşturulacak acil durum yönetimi organlarında halkın temsilcileri belediye başkanları. Bu yapılamadan acil durumun yönetilemeyeceği açık.

 

Türkiye’de korona krizi: Toplam vaka 23 bin 934 oldu, 786 kişi iyileşti

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, Türkiye’deki günlük yeni tip koronavirüs (covid-19) vakalarıyla ilgili bilgileri paylaştı. Buna göre 24 saat içerisinde 76 kişi virüs sebebiyle hayatını kaybetti. Böylece hayatını kaybedenlerin sayısı 501’e yükseldi.

3 bin 13 kişinin ise koronavirüs testi pozitif çıktı. İlk vaka bildiriminin yapıldığı 11 Mart’tan bu yana toplam vaka sayısı 23 bin 934’e yükselmiş oldu. Dün toplam 484 olan iyileşen hasta sayısı ise bugün 786’ya ulaştı.

Bakan Koca: Yasağa uyan gençlerimize teşekkürler

Fahrettin Koca Twitter hesabından yaptığı duyuruda yapılan test sayısıyla ilgili de bilgi vererek “Bugüne kadar yapılan 161.380 testin yüzde 12,18’i son 24 saat içinde gerçekleşti. İyileşen hasta sayımızda önemli artış oldu. Dün toplam 484 olan iyileşen hasta sayımız bugün 786’ya ulaştı. Virüs gücünü temas ortamından alıyor. Virüse bu fırsatı tanımayalım” dedi.

Bakan Koca, paylaştığı verilere ek olarak “Sokağa çıkma konusunda 20 yaş ve altı için getirilen uygulamada davranışlarıyla örnek olan gençlerimize, çocuklarımıza teşekkür ediyorum. Sabırlı olursak, hareketli günlerimize erken döneriz” dedi.

Türkiye’de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın açıkladığı önlemler kapsamında 20 yaş altındaki ve 65 yaş üstündeki kişilerin sokağa çıkmaları yasaklanmış durumda. Ayrıca vaka sayısı yüksek 31 ilin giriş çıkışları da özel izne bağlandı.