Ana Sayfa Blog Sayfa 2164

Açık cezaevlerinde üç hükümlü koronavirüsten hayatını kaybetti

Adalet Bakanı Abdülhamit Gül cezaevlerinde görülen koronavirüs salgınına yönelik yaptığı açıklamada beş açık ceza infaz kurumundaki 17 hükümlüye Covid-19 tanısı konulduğunu, üç hükümlünün ise virüs sebebiyle hayatını kaybettiğini söyledi.

Adalet hizmetlerinde korona virüse karşı alınacak tedbirlerle ilgili Adalet Bakanı Abdulhamit Gül başkanlığında 5’incisi gerçekleştirilen koordinasyon toplantısı sonrasında yapılan açıklamaya göre tedavisi süren 14 kişiden birinin durumu kritik ve yoğun bakımda.

Adliye ve cezaevi personellerinde de vaka var

Açıklamada ayrıca 14 hakim ve savcı, 32 adliye, 79 cezaevi ve 34 Adli Tıp Kurumu personelinin koronavirüs testlerinin pozitif çıktığı belirtildi. Koronavirüs vakasının gözlendiği cezaevi ve adliyelerin ismi ise açıklanmadı.

Daha önce HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu, Ankara Sincan Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda bir mahpusun koronavirüs tedavisi için hastaneye kaldırıldığını, cezaevinde bulunan dört kişide ve bir revir görevlisinde semptomların görüldüğünü söylemişti. Bunun üzerine Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, milletvekili hakkında “halk arasında endişe, korku ve panik yaratmak” suçlaması ile soruşturma başlatmıştı.

 

CHP’li Vekil: Okluk Koyu’ndaki ‘yazlık saray’ sağlık çalışanlarına tahsis edilsin

Muğla‘nın Marmaris ilçesindeki Okluk Koyu‘na yapılan ve 40 bin ağacın kesilmesine neden olan 300 odalı “yazlık saray” hakkında açıklama yapan CHP’li milletvekili Mürsel Alban yazlık sarayın koronavirüs salgınındaki emeklerine karşılık sağlık çalışanlarına tahsis edilmesini talep etti.

Koronavirüs salgınında sağlık çalışanlarının en ağır yükü üstlendiğini ve psikolojik olarak çok yıprandığını söyleyen Alban yazlık sarayın sağlıkçıların kullanımına açılmasının çalışanlara bir ödül olacağını söyledi:

Koronavirüsle mücadele başrol sağlık emekçilerinindir. Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından yılda sadece bir hafta kullanılan 300 odalı yazlık saray, sağlık emekçilerinin tüm yıl boyunca aileleri ile birlikte kullanmaları için Sağlık Bakanlığı’na devredilsin. Tüm yurt genelindeki sağlık çalışanları, dönemler halinde aileleriyle birlikte orada tatil yapsın.

Maliyeti açıklanmıyor

Milletvekillerinin soru önergelerine rağmen maliyeti açıklanmayan yazlık sarayda dört ana blok, bir dinlenme evi, havuzlar, personel lojmanları, iki de nizamiye yapısı bulunuyor. En büyüğü 3 bin 347 metrekare olan dört blokta, havuz, SPA, sinema gibi etkinlikler için tasarlanmış. 250’şer metrekarelik “hobi ve eğlence alanı” mevcut. Salon, oda, çalışma ofislerinden oluşan “yaşama alanı”nın büyüklüğü 611 ile 763 metrekare arasında değişiyor.

Doğal sit alanıydı

Üzerinde “doğal sit alanı” şerhi olan 27 hektarlık alan, statüsünde değişiklik yapılarak “Sürdürülebilir Koruma ve Kontrollü Koruma Kullanım Alanı” olarak değiştirilmiş, bu alanlar daha önce imara açılan 65 hektarlık alana eklenmişti.

Alandaki statü değişikliği Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Tabiat Varlıkları Koruma Genel Müdürlüğü tarafından başlatılan Muğla Gökova Ekolojik Temelli Bilimsel Araştırma Projesi kapsamında yapılmıştı.

27 Aralık 2019’da Muğla Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Komisyonu, Okluk Mevkii-1 bölgesinin statü değişikliği kararını bakanlığa göndermiş, Bakanlık 29 Aralık’ta kendisine ulaşan komisyon kararını 16 Ocak’ta onaylamıştı.

Koronavirüs pandemisi: Atları da vururlar – Ayşe Uyduranoğlu

“Atları da Vururlar” filmi, eğer üniversitede Ekonomiye Giriş II ve/veya Kamu Maliyesi dersleri anlatıyorsanız, öğrencileriniz ile paylaşmadan geçemeyeceğiniz bir filmdir. Film, Horace McKoy tarafından yazılan ve ilk defa 1935 yılında yayımlanan romanın beyazperdeye uyarlamasıdır. 1969 yılında Sydney Pollack’ın yönettiği film, roman ile aynı isme sahiptir ve çok sarsıcı bir filmdir. Filmin konusu, 1929 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nde başlayan Büyük Buhran sırasında düzenlenen bir dans yarışmasıdır. Çok ciddi para sıkıntısı olan ve resesyon esnasında başka şekilde para kazanma imkanı olmayan insanlar, bu dans yarışmasına katılır ve insanlık onurunu rencide edecek kadar dans etmek zorunda kalırlar.  Filmi izlerken “neden, neden insanlar, bu koşullarda böyle bir dans yarışması düzenleyecek kadar acımasız olabilir?” diye sürekli kendinize sorarsınız. Neredeyse tek bir mekanda ve kapalı ortamda geçmesi, filmin hem kasvetini hem de etkisini daha da artırır. Filmin sonunda polisler, genç adama neden kadını vurduğunu sorarlar. Adamın verdiği cevap çok yalındır, olup biteni açıklamaya yeter; “Atları da vururlar, değil mi?”.

Bana göre, Büyük Buhran’ın insanlar üstündeki etkisini bundan daha sarsıcı ve etkileyici bir şekilde anlatan bir başka film yoktur. Borsaların çökmesini, hisse senetlerinin değerinin pula dönmesini anlatan filmlerden daha güçlü bir şekilde ekonomik krizin, insanları nasıl etkilediğini insanın ruhuna dokunarak gözler önüne serer.

‘Ekonomik büyüme’nin kırılganlığı

Cormac McCarthy’nin Pulitzer Ödülü kazanan ve aynı isimle sinemaya uyarlanan “The Road” romanı da adı konulmamış bir çevre felaketinden sonra insan hayatının nasıl dramatik bir şekilde değiştiğini, ekonomik kalkınmamıza rağmen nasıl kırılgan olduğumuzu, bugüne kadar ulaştığımız her türlü konforun nasıl bir anda avucumuzdan kayıp gidebileceğini, bir baba-oğulun hayatta kalma mücadelesi ile anlatır. Aslında belki de ekonomik büyüme ve kalkınma diye adlandırıp sayılar ile ifade ettiğimiz her şey büyük bir yanılgı ve doğanın muhteşemliği karşısında bizim kadar kırılgandırlar.

Koronavirüs pandemisinde yaşananlar, ilerde hem tarih hem de ekonomi ile ilgili araştırmalarda yer alacaktır. Yine bu pandemide yaşananlar sinema ve edebiyata da ilham kaynağı olacaktır. Bu pandeminin gözler önünde serdiği bir diğer gerçek ise, gelir dağılımı eşitsizliğinin bir kez daha düşük gelirliler aleyhine bozulduğu ve bazı işlerin çok daha zor koşullarda yapıldığıdır. Pandemi sırasında uygulanması gereken tedbirler sonucunda sigortasız çalışan bir çok insan işinden olduğu için ekonomik güvenceden mahrum kalmış ve hayat o insanlar için çok daha zor hale gelmiştir.

İnsanın aklına ister istemez bu pandemiye benzeyen herhangi bir olağanüstü durum olmadan, gelir dağılımındaki eşitsizliği beyaz perdeye taşıyan başka filmler de geliyor. “Başka Birinin Amerikası” bu filmlerden biridir. Film, 1995 yılında Goran Paskaljevic tarafından çekilmiştir ve daha iyi bir hayat için ‘fırsatlar ülkesi’ Amerika’ya göç eden Sırp bir ailenin New York’ta yaşadıklarını anlatır. Söz konusu aile için Amerika ne fırsatlar ülkesidir ne de hayal ettikleri hayatı sunan bir ülke.  Amerika, herkese eşit fırsatlar sunmayan ‘Başka Birinin Amerikası”dır.

Yeni Düzen’den Yeni Yeşil Düzen’e

Yine geçen yıl vizyona giren iki film daha, iki farklı ülkeden gelir dağılımını ve yoksulluğun insan olmanın onurunu nasıl zedelediğini yüreklere dokunan, sorgulatan bir biçimde ele alır. İlki, bu yıl iki dalda Oskar Ödülü’nü alan ve Güney Koreli Bong Joon-ho’nun yönettiği “Parazit”tir. Güney Kore, Uzakdoğu’nun en hızlı büyüyen ve dolayısı ile en fazla katma değer sağlayan ülkelerinden biridir. Ama bu büyüme, buradan elde edilen gelir dağılımının nasıl dağıldığı sorusunu da gündeme getirir. Yüksek gelirli insanların lehine büyüyen ve başkalarının ‘Güney Koresi’, Parazit filmine konu olur. İkinci film ise, Birleşik Krallık’ın yetiştirdiği en büyük yönetmenlerinden biri olan Ken Loach’ın yönettiği “Üzgünüz, Size Ulaşamadık” filmidir. Ken Loach’ı, bilenler bilir. Hayatı, sosyal adaletsizliği konu alan filmler çekmekle geçmiş ve Guardian Gazetesi’ne verdiği bir röportajda “Bütün bunlar hakkında kaygılanmıyorsanız, siz nasıl bir insansınız?” diye sormuştur. İnsan onurunu zedeleyen koşullarda çalışmak zorunda kalan insanlar, Loach’ın filminin kahramanlarıdır. İnternetten alınan ürünlerin, her koşulda, ne olursa olsun zamanında alıcıya ulaştırılması gerekir. Değil insan gibi bir öğün yemek yemeniz, tuvalete gitmeniz bile zaman zaman mümkün olmayabilir. Sağlanan katma değerin adil olmayan şekilde dağılması ya da dağıtılması yine bu filmde de adalet kavramını sorgulatır.

Koronavirüs pandemisinin neden olduğu ekonomik daralmadan birçok ülke nasibini almaya başladı ve pandemi süresinin uzaması, durumu maalesef daha da kötüleştirecektir. Uluslararası Para Fonu (IMF) Başkanı Kristalina Georgieva, geçen günlerde bu pandemi sonrası 1929’da yaşanan Büyük Buhran benzeri bir resesyon yaşanabileceği uyarısında bulundu ve IMF’nin tarihinde ilk defa küresel ekonominin durma noktasına geldiğini belirtti. Bundan herkesin payını alacağı aşikar olmakla birlikte, resesyon düşük gelirli insanları daha da olumsuz etkileyecektir. Bu olumsuz gelişmeyi önlemek için, hem devleti hem de vatandaşları temsil eden politika yapıcılara büyük sorumluluklar ve görevler düşüyor. Belki de Büyük Buhran’ın etkilerini azaltabilmek için dönemin Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Franklin D. Roosevelt tarafından uygulanan “Yeni Düzen”, bu kez “Yeşil Yeni Düzen” olarak doğaya verilen zararı, doğanın bize kaynak sunma kapasitesini ve düşük gelir grubuna dahil olan insanları da dikkate alınarak düzenlenmeli ve devletler, özellikle düşük gelirli ve güvencesi olmayan vatandaşlarına elini hiç olmadığı kadar daha fazla uzatmalıdır.

Pandemi günlerinde fosil yakıtların geleceğini tartışmak

Çin’in Hubei eyaletinin Wuhan kentinde Aralık 2019 başlayan ve kısa süre içinde başta Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) olmak üzere tüm uluslararası kuruluş ve ülkeleri şaşırtan bir hızla tüm dünyayı sararak bir pandemiye dönüşen COVİD-19 salgını için tüm ülkelerin kafası karışık. Toplum bağışıklamasından salgın etkisinin azaltılması stratejisine ve mutlak izolasyona kadar çeşitli stratejilerle pandemi ile mücadele etmeye çalışıyorlar. Toplum bağışıklaması dışındaki stratejilerin tek amacı aşı veya etkili bir ilaç bulunmasını beklemek için zaman kazanmak… 12 Nisan tarihi itibarı ile tüm dünyada 1.800.000’e yakın doğrulanmış vaka, 110.000’ni aşkın ise yaşamını yitirmiş insan vardı…

Kuzey yarımkürede bahar aylarına denk gelen pandemi nedeniyle ülkeler çaresiz kalıp insanlar evlerine kaparken; madalyonun diğer yüzünde bambaşka bir görüntü ortaya çıktı. Uygulanan seyahat yasakları, otomobil kullanımının azalması, başta lüks tüketim maddeleri üretenler olmak üzere birçok fabrikanın üretimini durdurması, insanların kentlerden ve sokaklardan elini ayağını çekmesi gibi nedenlerle başta hava kirliliği olmak üzere birçok çevresel parametrede kısa sürede umulmadık ölçüde iyileşmeler ortaya çıktı. Aslında bu iyileşmelerin ilk işareti, 2020’nin ilk ayinda salgının ilk başladığı noktadan; Çin’in Wuhan kentinden gelmişti. Uydu resimlerinde kentin hava kalitesinin beklenmedik ölçüde iyileştiği görülüyordu. Daha sonra yapılan haritalamalar kentte bir yıl önce aynı döneme göre hava kirliliğinin %25 azaldığını gösteriyordu. Ülkede aynı dönem bir önceki yıla göre rafinerilerde %34 daha az ham petrol rafine edildiği biliniyor.

İkinci işaret ise Çin’den sonra dünyanın en kalabalık ülkesi olan Hindistan’dan geldi. Çin gibi enerji gereksiniminin büyük bir kısmını başta kömür olmak üzere fosil yakıtlardan karşılayan bu ülkede SARS-CoV-2 salgınına karşı uygulamaya sokulan sokağa çıkma yasağı ile birlikte hemen hemen tüm eyaletlerinde hava kalitesinde gözle görülür bir iyileşme ortaya çıktı. Bu ilk gözlemler dikkatlerin oldukça gecikmeli de olsa karantina uygulamalarının yapılmaya başlandığı Avrupa’ya çevirdi. SARS-CoV-2 salgınının Avrupa’daki merkezi haline gelen Kuzey İtalya‘da şubat- mart ortası verilerini karşılaştırılması sonucu ortaya ilginç bir bulgu çıktı. Bu karşılaştırmaya göre bu tarihler arasında azot dioksit seviyesi her hafta yüzde 10 oranında kademeli düşüş gösterdi. Doğa açısından umut verici bulgular bununla da kalmadı. Avrupa Çevre Ajansı’na göre yaşlı kıtanın hava kalitesi açısından en sorunlu kentlerinden olan Milano‘da hava kirliliğinin Mart ayı içinde 2019’un aynı ayına göre % 21 oranında azaldığı ölçüldü. Hava kirliliği dışında su, toprak kirliliği, doğal kaynakların tüketiminin azalması gibi diğer çevresel kirlilik ve kaynaklarının durumu hakkında henüz somut bir veri yok elimizde. Hava kirliliği ile ilgili veriler de şimdilik bunlarla sınırlı.

Zonguldak’da termik santral faktörü

Ülkemize gelince hava kirliliği dahil olmak üzere bu pandemi için alınan önlemlerin çevre üzerindeki etkilerini henüz bilmiyoruz. Ancak kentler arası seyahat yasağı, sokağa çıkma yasağı gibi büyükşehir statüsündeki kentler için alınan bazı önlemlere büyükşehir belediyesi olmamasına rağmen Zonguldak’ın dahil edilmiş olması bazı ipuçlarını ortaya çıkarıyor. Zonguldak’ta bilindiği gibi yer altı kömür madenleri var. Ama onun da ötesinde kentte ikisi ithal kömürle çalışan üç büyük kömürlü termik santral var. Çatalağzı ve ZETES 1 ve 2 kömürlü termik santralleri…

Bu santrallerin yarattığı hava kirliliği yüzünden bölgede yaşayanların üst ve alt solunum yolu hastalıklarına yakalanmaları ve hastanelere başvuruları arasında pozitif korelasyon gösteren sınırlı sayıda olsa da bilimsel çalışmalar var. Yaşadığımız bu salgın günlerinde başta seyahat yasağı ve karantina gibi ek önlemler listesine Zonguldak’ın dahil edilmesinin altında bu bilimsel bulgular yatıyor. Önümüzdeki günler salgının etkisi ile ortaya çıkan ekonomik yavaşlama ve kömür kullanımının azalmasının Zonguldak’ta hava kalitesine nasıl etki edeceği ve bunun hava kirliliğine bağlı ölümlerde nasıl bir azalma yapacağı görülecek…

Dünya Sağlık Örgütü’ne (DSÖ) göre her yıl dünya üzerinde 4.2 milyon kişi dış ortam hava kirliliğine bağlı olarak yaşadığı sağlık sorunları nedeniyle yaşamını yitiriyor. Ülkemizde Temiz Hakkı Platformu’nun DSÖ’nün AirQ+ programını kullanarak yaptığı hesaplamalara göre 2017 yılı için 30 yaş ve üstü ölümlerin 51.571’i doğrudan hava kirliliği ile bağlantılı olduğu hesaplanmıştır. Şimdilik özellikle insan sağlığı üzerinde çok daha belirleyici olan 2.5 µm ve altındaki partikül madde konsantrasyonlarının düşüp düşmediği tam olarak bilinmiyor. Bu nedenle hava kalitesindeki iyileşmenin dünyada ve ülkemizde ne kadar hava kirliliğine bağlı ölümü azaltacağı konusunda bir tahmin yapmak zor. Ayrıca bu sürecin sera gazı emisyonlarında dikkat çekici bir azalma yaratıp yaratmayacağını da söylemek için vakit erken…

Ancak yaşadığımız pandemi günleri şunu açıkça göstermiştir ki başta küresel iklim krizi olmak üzere yaşadığımız ve gezegenimizin geleceğini ciddi olarak tehdit eden çevre kirliliği ve doğal kaynakların tüketilmesi kapitalist üretim ve tüketim ilişkilerinin bir sonucudur. Fosil yakıtların günden güne daha da artan hızla kullanılmasının yarattığı hava kirliliğinin canlı ve cansız çevre üzerindeki etkilerinin yanı sıra insanlar üzerindeki öldürücü etkisi bugün DSÖ’nün rakamlarına göre tartışmasız bir gerçektir. Bu pandemi er veya geç sonlanacak. Ancak unutmayalım; dünyada ve ülkemizde fosil yakıt kullanımı sürdüğü sürece her yıl 4.2 milyon kişi yaşamını hava kirliliğine bağlı sağlık sorunları nedeniyle yitirmeye devam edecek.

Covid-19’un aşısı veya etkili tedavi eden ilaçları henüz geliştirilmeye çalışıyor. Belki covid-19’un henüz kesin çözümünü bilmiyoruz ama hava kirliğinin kesin çözümünü biliyoruz.  Üstelik bu günlerde bir kez daha öğrenemeyenlerimiz (!) bile gördü; çözümü…

O zaman var mısınız yarından itibaren tüm dünyada ve ülkemizde fosil yakıtların üretim ve tüketiminin yasaklanması için çaba göstermeye?

Yenişehirliler maden zenginleştirme tesisi istemiyor

Yenişehir’in Kirazlıyayla köyü mevkiinde 2013’ten bu yana kurşun, bakır ve çinko madenleri işleten Meyra Madencilik firması, tesisin yayıldığı alanı genişletmek istiyor. Bölgede yaşayanlar ise tesisin çevreye verdiği zararlardan rahatsız.

Yenişehir Çevre Platformu konuyla ilgili Bu projenin Yenişehir‘e faydası ne?” isimli bir bildiri yayınladı. Açıklamada, Kirazlıyayla mahallesine yapılmak istenen, kurşun bakır çinko flotasyon tesisinin ve 110 dönüm alanda kurulacak olan atık barajının Yenişehir Ovası’na, İznik Gölü‘ne ve burada yaşayanlara zarar vereceği belirtildi. Platform “‘Bizim’ dediğimiz Yenişehir‘imizde böyle bir çevre suçu işlenirken sessiz kalmamız mümkün değildir” dedi.

Atık göleti heyelan bölgesinde

Bildiride kurulmak istenen tesisin yerleşim alanı olan Kirazlıyayla‘yla arasında yalnızca 225 metre olduğu, atık göletinin altının ise heyelan bölgesi olduğunun rapor ve haritalarla ortaya konulmuş olduğu hatırlatıldı. Bölge ayrıca birinci derece aktif fay hattı olan İznik-Mekece fay hattına 3.5 km mesafede bulunuyor.  

‘Projeden vazgeçilsin’

Bildiride, ruhsat alanı içerisinde bulunan derelerin kirlenmesinden endişe edildiği, ayrıca atık barajı içerisinde Sarıyar deresini besleyen kolların olması ve bu derenin doğrudan Yenişehir Ovası‘na akması dolayısıyla böylesi bir kirliliğin tarımsal üretim ve halk sağlığı üzerinde olumsuz etkileri olabileceği kaydedildi. Bildirinin devamında yetkililere şu çağrı yapıldı:

Yöre halkının istemediği bu projeden vazgeçilmesini, firma tarafından istenen izinlerin verilmemesini istiyoruz. Firmanın tüm izinleri tamamlamadığı halde köyün yıllardır mesire alanı olan bölgesinde ağaçları kesmesini provoke edici buluyoruz. Tüm yetkililerden halk sağlığını önceleyen bir tutum içinde olmalarını istiyoruz.

Temiz hava haktır…

Temiz su haktır…

Temiz bir çevrede yaşamak haktır…

İmzacılar

Bildirinin imzacıları arasında Yenişehir Çevre Platformu ve Kirazlıyayla Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği‘nin yanı sıra, şu isimler bulunuyor:

Atatürkçü Düşünce Derneği Yenişehir Şubesi, ANDA Yenişehir Şb
Cumhuriyet Kadınları Yenişehir Şb., Engelliler Derneği, Esnaf ve Sanatkarlar Odası Yenişehir Şb, Tüm Emekliler Sendikası Yenişehir Şb., Yardımseverler Derneği Yenişehir Şb., YENDAK

Atatürkçü Düşünce Derneği İznik Şubesi, İznik Çevre ve Yaşam Platformu, Anadolu Kültür Dayanışma Derneği, AS-DER, Bursa Artvin Çevre, Platformu, Bursa Barosu, Bursa Çevre Platformu, Bursa Eczacı Odası, Bursa Halkevi, Bursa Kadın Meclisi, Bursa Serbest Muh., Mali Müşavirler Odası, Bursa Tabip Odası, Çağdaş Gazeteciler Derneği Bursa Şubesi

ÇEKÜDER, DOĞADER, Eğitim-iş Bursa Şubesi, Fridays For Future Bursa, KESK ( Bursa Eğitim-Sen, BES, SES, YAPIYOL-SEN, TARIM ORKAM-SEN ), Kimya Mühendisleri Odası Bursa Şubesi, Koza Dağcılık Kültür Sanat ve Spor Kulübü, Mimarlar Odası Bursa Şubesi, Peyzaj Mimarları Odası Bursa Şubesi,

Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri, Tüm Emekliler Sendikası Bursa Şubesi, Tümtis Sendikası Bursa Şubesi, Türkiye Tabiatını Koruma Derneği, Türkiye Ziraatçiler Derneği(TZD), Ziraat Mühendisleri Odası Bursa Şubesi

Akdeniz İsyandadır Platformu, 350 Ankara, Eko-Öğrenci Hareketi, Gümüşhaneliler Dayanışma Platformu, Karadeniz Çevre Platformu, Kuzey Ormanları Savunması, Marmaraereğlisi Çevre Gönüllüleri, Mersin Nükleer Karşıtı Platform, Polen Ekoloji, Salda Gölü Koruma Derneği, Samsun Çevre Platformu, Sinop Nükleer Karşıtı Platformu, Validebağ Gönüllüleri, Van Çevre Derneği

Avrupa’nın en büyük güneş enerji santrali elektrik üretimine başladı

İspanya merkezli elektrik dağıtım şirketi Iberdrola’nın kurduğu Avrupa’nın en büyük güneş enerji santrali elektrik üretmeye başladı. Santralin 250 bin kişinin elektrik ihtiyacını karşılayabilecek güçte olduğu belirtiliyor.

Şirket, İspanya’nın Extremadura Özerk Bölgesi’nde kurduğu 500 MW’lık Nunez de Balboa Güneş Enerjisi Santrali’ni yerel şirket Ecoenergías del Guadiana işbirliğiyle devreye aldığını açıkladı. Nunez de Balboa GES için 300 milyon dolar yatırım yapıldı.

Koronavirüse rağmen

Elektrik üretimine başlama kararı koronavirüs salgını sebebiyle enerji üretiminin düşüş yaşadığı günlerde alındı. Eco News’te yer alan habere göre danışmanlık firması Wood Mackenzie yenilenebilir enerji sektöründeki enerji üretiminin salgın öncesindeki döneme göre yüzde 18 düşüş yaşadığını söyledi.

ABD merkezli Güneş Enerjisi Endüstrileri Derneği (SEIA), güneş enerjisine dayalı endüstrinin risk altında olduğunu belirtiyor. Sebebi ise salgın sebebiyle azalan talep ve pek çok fabrikanın kapatılması. Şirketler bu kötü koşullara rağmen piyasaya elektrik üretmeye başladıklarını duyurdu.

215 bin ton karbondioksit salımı önlenecek

Bin hektarlık alana kurulan santralde 1 milyon 430 bin güneş paneli, 115 merkezi invertör ve iki trafo merkezi bulunuyor. Santralde üretilen elektriğin yaklaşık 250 bin kişinin elektrik ihtiyacını karşılaması öngörülüyor. Santral aynı zamanda yılda 215 bin ton karbondioksitin atmosfere salımını da önleyecek.

İberdrola 2022 yılına kadar Extremadura Özerk Bölgesi’nde 2 bin MW’lık güneş ve rüzgar enerjisi üretim kapasitesi kurmayı planlıyor. Projede Ecoenergias del Guadiana, Imedexsa, Cubillana, Elaborex ve Instituto Aeronautico gibi yerel şirketler de yer alacak.

 

İnfaz düzenlemesinde 25 madde daha kabul edildi

Tartışmalı infaz paketinin ikinci bölümünde yer alan 25 madde TBMM Genel Kurulu’nda görüşülerek kabul edildi. Böylece şu ana kadar düzenlemenin toplamda 42 maddesi meclisten geçmiş oldu.

AK Parti ve MHP milletvekillerinin imzasını taşıyan taslağa CHP ve HDP milletvekili ‘yargıda eşitlik’ ilkesinin ihlal edildiği gerekçesiyle karşı çıkıyor. Pakette öldürme, cinsel taciz gibi suçlarda ceza indirimi devreye girerken terör suçlamaları ve örgüt propogandası gibi pek çok yazarın, gazetecinin, siyasetçinin ve askeri öğrencinin hüküm giydiği suçlarda herhangi bir indirim öngörülmüyor.

Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapan Kanun Teklifi isimli pakette şu maddeler yer aldı:

  • İnfaz hakimi, hükümlünün talebi üzerine kasten işlenen suçlarda toplam bir yıl altı ay, taksirle öldürme suçu hariç olmak üzere taksirle işlenen suçlarda ise toplam üç yıl veya daha az süreli hapis cezasının, her hafta cuma saat 19.00’da girmek ve pazar günleri aynı saatte çıkmak ya da hafta sonları hariç, her gün saat 19.00’da girmek ve ertesi gün saat 07.00’de çıkmak suretiyle geceleri ceza infaz kurullarında çektirilmesine karar verebilecek.
  • Mahkumiyete konu suç nedeniyle doğmuş zararın aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesine dair hukuki sorumlulukları saklı kalmak üzere; kadın, çocuk veya 65 yaşını bitirmiş kişilerin mahkum oldukları toplam bir yıl, 70 bitirmiş kişilerin mahkum oldukları toplam iki yıl, 75 yaşını bitirmiş kişilerin mahkum oldukları toplam dört yıl, veya daha az süreli hapis cezasının konutunda çektirilmesine infaz hakimi tarafından karar verilebilecek.

Ağır hastalar

  • Toplam 5 yıl veya daha az süreli hapis cezasına mahkum olan veya adli para cezası infaz sürecinde hapis cezasına çevrilen hükümlülerden maruz kaldığı ağır bir hastalık veya engellik nedeniyle ceza infaz kurumu koşullarında hayatını yalnız idame ettiremeyeceği tespit edilenlerin cezasının konutunda çektirilmesinde infaz hakimi tarafından karar verilebilecek.
  • Doğurduğu tarihten itibaren altı ay geçen ve toplam üç yıl veya daha az süreli hapis cezasına mahkum olan ya da adli para cezası infaz sürecinde hapis cezasına çevrilen hükümlü kadınların cezasının konutunda çektirilmesine infaz hakimi tarafından karar verilebilecek. Bu fıkra uyarınca talepte bulunulabilmesi için kadının doğurduğu tarihten itibaren bir yıl altı ay geçmemiş olması gerekecek. Konutta infaza karar verdikten sonra çocuk ölmüş veya anasından başka birine verilmiş olursa infaz hakimi konutta infaz uygulamasına ilişkin kararını kaldıracak.
  • Cezanın özel infaz usulüne göre çektirilmesi kararı, infaza başlandıktan sonra da verilebilecek.

Terör suçları ile örgüt üyeliği kapsam dışı

  • İnfaz hakimi talep üzerine, cezanın özel infaz usulüne göre çektirilmesi sırasında bu usulün uygulanmasına son verebilecek. Özel infaz usulünün gereklerine geçerli bir mazeret olmaksızın uyulmaması halinde ise bu usulün uygulanmasına son verilecek ve bu halde infaza açık ceza infaz kurumunda devam edilecek. Özel infaz usulüne göre geçirilen süre, infaz aşamasında mahsup edilecek.
  • Bu hükümler, terör suçları ile örgüt kurmak, yönetmek veya örgüte üye olmak suçlarından ya da örgüt faaliyeti kapsamında işlenen suçlardan mahkum olanlar, cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlardan mahkum olanlar, adli para cezası infaz sürecinde hapis cezasına çevrilenler, koşullu salıverilme kararının geri alınması nedeniyle cezası aynen infaz edilenler hakkında uygulanamayacak.

Denetimli serbestlik 3 yıla çıkıyor

  • Bakıma muhtaç ve dışarıda korumasına bırakılacak kimsesi bulunmayan sıfır-altı yaş grubundaki çocuklar, tutuklu annenin yanında barınabilecek.
  • Ana, baba, eş, kardeş, çocuk, eşin anne veya babasından birinin yaşamsal tehlike oluşturacak hastalığı hallerinde tutukluya bir defaya mahsus olmak üzere verilen izin, asgari bir ay arayla toplam iki defaya çıkarılacak.
  • Denetimli serbestlikten yararlanma süresi 1 yıldan 3 yıla çıkacak. 30 Mart 2020’ye kadar işlenen suçlar bakımından kasten öldürme; üst soya, alt soya, eşe veya kardeşe, beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumdaki kişiye karşı işlenen kasten yaralama ve sonucu nedeniyle ağırlaşmış yaralama, işkence, eziyet suçu ile cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlar, özel hayata ve hayatın gizli alanına karşı suçlar, uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçu ile Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlar kapsam dışı kalacak.

Yaş düzenlemesi

  • Söz konusu tarihe kadar işlenen suçlardan, istisna sayılan suçlar hariç, 0-6 yaş grubu çocuğu bulunan kadın hükümlüler ile 70 yaşını bitirmiş hükümlüler için bu süre, 2 yıldan 4 yıla yükseltilecek.
  • Maruz kaldığı ağır bir hastalık, engellilik veya kocama nedeniyle hayatını yalnız idame ettiremeyen 65 yaşını bitirmiş hükümlülerin, koşullu salıverilmeleri için ceza infaz kurumlarında geçirmeleri gereken sürelerde azami süre sınırına bakılmaksızın denetimli serbestlik uygulanacak. ‘İyi halli’ olmak koşuluyla kapalı ceza infaz kurumlarındaki hükümlüler hakkında da bu süreler geçerli olabilecek.
  • Hükümlü hakkında denetimli serbestlik uygulanmaya başlandıktan sonra işlediği iddia edilen ve cezasının alt sınırı 1 yıl veya daha fazla hapis cezasını gerektiren kasıtlı bir suçtan dolayı soruşturma başlatılması halinde, denetimli serbestlik müdürlüğünün talebi üzerine infaz hakimince, hükümlünün açık ceza infaz kurumuna gönderilmesine karar verilebilecek. İnfaz hakimi, soruşturma sonucunda kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilmesi halinde, hükümlünün cezasının, denetimli serbestlik uygulanarak devam etmesine karar verecek.
  • Teklifle, 30 Mart 2020’ye kadar işlenen suçlar bakımından tabi olduğu infaz rejimine göre belirlenen koşullu salıverilme süresinin hesaplanmasında, hükümlünün 15 yaşını dolduruncaya kadar ceza infaz kurumunda geçirdiği 1 gün; 3 gün olarak, 18 yaşını dolduruncaya kadar ceza infaz kurumunda geçirdiği 1 gün ise 2 gün olarak dikkate alınacak.

31 Mayıs’a kadar izinli

  • Denetimli serbestlik için iyi halin saptanmasına yönelik değişiklikler, 1 Ocak 2021’de uygulanmaya başlayacak. Hükümlünün denetimli serbestlik müdürlüğüne başvurma süresi, Covid-19 nedeniyle 5 gün yerine, 1 Ocak 2021 tarihine kadar 25 gün olarak uygulanacak. Teklifin ilk halinde ‘1 Eylül 2020’ olan bu tarihler, önergeyle değiştirildi.
  • Ayrıca Covid-19 salgını nedeniyle açık ceza infaz kurumlarında bulunanlar ile kapalı ceza infaz kurumunda bulunup da açık ceza infaz kurumlarına ayrılmaya hak kazanan hükümlüler, denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak cezasının infazına karar verilen hükümlüler ve diğer denetimli serbestlik tedbirinden yararlanan hükümlüler, 31 Mayıs 2020’ye kadar izinli sayılacak.

İzin süresi üç kez uzatılabilecek

  • Salgının devam etmesi halinde bu süre, Sağlık Bakanlığının önerisi üzerine, Adalet Bakanlığı tarafından her defasında 2 ayı geçmemek üzere 3 kez uzatılabilecek.
  • Türk Ceza Kanu’nda yer verilen devletin güvenliğine karşı işlenen suçlar, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar, milli savunmaya karşı işlenen suçlar, devlet sırlarına karşı suçlar ve casusluk, Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlar ve örgüt faaliyeti kapsamında işlenen suçlar hariç olmak üzere, toplam hapis cezası 10 yıldan az olanlar 1 ayını, 10 yıl ve daha fazla olanlar ise 3 ayını kapalı ceza infaz kurumunda geçirmiş olan iyi halli hükümlülerden ilgili mevzuat uyarınca açık ceza infaz kurumlarına ayrılmalarına, 1 yıl veya daha az süre kalanlar, talepleri halinde açık ceza infaz kurumlarına gönderilebilecek.

Çocukları Koruma Kanunu’nda değişiklik

  • Bu hükümlüler, açık ceza infaz kurumlarında barındırılacak. İlgili mevzuat uyarınca açık ceza infaz kurumlarına ayrılmaya hak kazandıkları takdirde Covid-19 düzenlemesi kapsamında izinli sayılacaklar. Söz konusu sürenin tamamlanmasından sonra ise açık ceza infaz kurumlarına ayrılmaya hak kazanıp kazanmadıklarına bakılmaksızın Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun kapsamında izin hakkından yararlanacak. Bu hüküm, 31 Aralık 2020’ye kadar uygulanacak.
  • Teklif, Çocuk Koruma Kanunu’nda da değişiklik yapıyor. Suça sürüklenen çocukların, yeniden suç işlemelerinin engellenmesini hedefleyen değişikliğe göre, Denetimli Serbestlik Müdürlüğü tarafından takip edilen çocuk için adli kontrol süresince rehberlik edecek bir uzman görevlendirilecek ve çocuk hakkında yapılacak ihtiyaç değerlendirmesine göre iyileştirme çalışmaları yürütülecek.

Onaylanan 17 madde

Salı günü başlayan görüşmeler sonucunda daha önce kabul edilen infaz düzenlemesine ilişkin 17 madde ise şu şekilde:

  • ‘Kasten yaralama’ suçunun canavarca hisle işlenmesini suçun nitelikli halleri arasında yer alacak. Temel cezaya uygulanacak arttırım miktarının yarı oranı yerine, bir kat olacak.

Örgüt suçlarının alt ve üst sınırları arttı

  • ‘Örgüt kurmak, yönetmek’ ve ‘örgüte üye olmak’ suçlarının hapis cezalarının alt ve üst sınırları arttı. Buna göre, örgüt kuranlar veya yönetenler, örgütün yapısı, sahip bulunduğu üye sayısı ile araç ve gereç bakımından amaç suçları işlemeye elverişli olması halinde 3 yıldan 6 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Suç işlemek amacıyla kurulmuş olan örgüte üye olanlar, 2 yıldan 4 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Örgütün silahlı olması halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza dörtte birinden yarısına kadar artırılır.
  • Tefecilik suçlarının hapis cezasının üst sınırı ile adli para cezasının altı sınırı arttırıldı. Suçun bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde verilecek cezanın bir kat artırılacak.

Ağır hastalar için adli kontrol şartları

  • Maruz kaldığı ağır bir hastalık veya engellilik nedeniyle ceza infaz kurumu koşullarında hayatını yalnız idame ettiremediği tam teşekküllü devlet hastanelerinin, eğitim ve araştırma hastanelerinin, üniversite hastanelerinin sağlık kurullarınca düzenlenen rapor uyarınca tespit edilen şüpheli ile gebe olan veya doğurduğu tarihten itibaren altı yıl geçmemiş bulunan kadın şüphelinin tutuklanması yerine adlî kontrol şartlarından yararlanabilecek.
  • Düzenlemeye göre, hakkında mahkûmiyet hükmü verilmiş ve bu hükümle ilgili olarak istinaf veya temyiz kanun yoluna başvurulmuş olması hâlinde, UYAP kayıtlarını incelemek suretiyle hükmü veren ilk derece mahkemesi de adli kontrol kararı verebilir.

Uymayanlar hakkında yakalama kararı

  • Adli kontrol hükümlerini isteyerek yerine getirmeyen şüpheli veya sanık hakkında, hükmedilebilecek hapis cezasının süresi ne olursa olsun, yetkili merci kararı hemen tutuklama kararı verebilecek. Şüpheli ve sanık huzurda ise tutuklama kararı, değil ise yakalama emri verilecek.
  • Niteliği itibariyle hafif olması nedeniyle istinaf kanun yolu kapalı olan mahkumiyet hükümlerinin, tekerrüre esas alınmayacak.
  • İnfaz Hakimliği Kanunu’nda değişiklik yapılarak infaz hakimliğinin mevcut görevleri arasına Cumhuriyet savcısının ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazına ilişkin verdiği kararlara karşı yapılan şikayetleri incelemek ve karara bağlamak, ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazına ilişkin hakim veya mahkeme tarafından verilmesi gereken tüm kararları vermek ve işleri yapmak görevleri de ekleniyor.
  • Bu Kanun, ceza infaz kurumları ve tutukevlerinde bulunan hükümlü ve tutuklular hakkında yapılan işlemlere veya bunlarla ilgili faaliyetlere ya da Cumhuriyet savcısının ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazına ilişkin verdiği kararlara yönelik şikayetleri incelemek ve karara bağlamak, ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazına ilişkin hakim veya mahkeme tarafından verilmesi gerekli kararları almak, işleri yapmak ve kanunlarla verilen diğer görevleri yerine getirmek üzere kurulan infaz hakimliklerine ilişkin hükümleri kapsar” diye değiştirildi.

İnfaz hakimlikleri kurulacak

  • İnfaz Hakimliği Kanunu ve diğer kanunlarla verilen görevleri yerine getirmek amacıyla her il merkezi ile bölgelerin coğrafi durumları ve iş yoğunluğu göz önünde tutularak, belirlenen ilçelerde Hakimler ve Savcılar Kurulu’nun (HSK) olumlu görüşü alınarak, Adalet Bakanlığınca infaz hakimliği kurulacak.
  • Ağır ceza mahkemeleri ile büyükşehir belediyesi bulunan illerde, büyükşehir belediyesi sınırları içerisindeki il ve ilçenin adı ile anılan infaz hakimliğinin yargı çevresi, il veya ilçe sınırlarına bakılmaksızın Adalet Bakanlığının önerisi üzerine HSK tarafından belirlenecek. Coğrafi durum ve iş yoğunluğu göz önünde tutularak bir infaz hakimliğinin kaldırılmasına veya yargı çevresinin değiştirilmesine, Adalet Bakanlığının önerisi üzerine HSK tarafından karar verilecek.
  • İnfaz hakimliğinin yetkisi, hükmün infazına ilişkin işlemin yapıldığı yere göre belirlenecek. Ceza infaz kurumları ve tutukevlerinde bulunan hükümlü ve tutuklular hakkında idarece yapılan işlemler veya bunlarla ilgili faaliyetlere ilişkin yapılan şikayetler bakımından işlemin yapıldığı veya faaliyetin gerçekleştiği ceza infaz kurumunun bulunduğu yerde infaz hakimliği yetkili olacak. İnfaz hakimliğinde bir yazı işleri müdürü ile yeteri kadar personel bulunacak.

İnfaz hakimlerinin kararlarına itiraz

  • Ceza infaz kurumları ve tutukevlerinde hükümlü ve tutuklular hakkında yapılan işlemler veya bunlarla ilgili faaliyetlerin ya da Cumhuriyet savcısının ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazına ilişkin verdiği kararların kanun veya diğer mevzuat hükümlerine aykırı olduğu gerekçesiyle bu karar, işlem veya faaliyetlerin öğrenildiği tarihten itibaren 15 gün, her halde yapıldığı tarihten itibaren 30 gün içinde şikayet yoluyla infaz hakimliğine başvurulabilecek.
  • İnfaz hakiminin kararlarına karşı şikayetçi veya ilgili Cumhuriyet savcısı tarafından, tebliğden itibaren yedi gün içinde Ceza Muhakemesi Kanunu hükümlerine göre itiraz yoluna gidilebilecek. Kanunlarda infaz hakiminin onayına tabi olduğu belirtilen hususlarda da bu hüküm uygulanacak.
  • İnfaz Hakimliği Kanunu ve Türk Ceza Kanunu ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’da infaz hakimliğinin kuruluş, görev, yetki ve işleyişine ilişkin yapılan değişiklikler veya infaz hakimliğine yeni görevler veren düzenlemeler, 1 Eylül 2020 tarihinden itibaren uygulanacak. Bu tarihe kadar mevcut hükümlerin uygulanmasına devam edilecek.
  • İnfaz hakimliğinin kuruluş, görev, yetki ve işleyişine ilişkin yapılan değişiklikler nedeniyle olağan veya olağanüstü kanun yolu incelemesinde bozma kararı verilemeyecek. Kanunla yapılan değişikliklerin uygulanacağı tarihe kadar, iş ve kadro durumu dikkate alınarak değiştirilen hükümlere göre infaz hakimlikleri kurulacak ve faaliyete geçirilecek.
  • Hüküm kesinleştikten sonra Cumhuriyet savcılığınca yapılan tebligata rağmen 30 gün içinde seçenek tedbirin gereklerinin yerine getirilmesine başlanmaması veya başlanıp da devam edilmemesi halinde, infaz hakimliği kısa süreli hapis cezasının tamamen veya kısmen infazına karar verecek ve bu karar derhal infaz edilecek. Hükmedilen seçenek tedbirin hükümlünün elinde olmayan nedenlerle yerine getirilememesi durumunda, infaz hakimliğince tedbir değiştirilecek.

Zararın ödenmesi durumunda ceza ertelemesi

  • Cezanın ertelenmesi, mağdurun veya kamunun uğradığı zararın aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi koşuluna bağlı tutulabilecek. Bu durumda, koşul gerçekleşinceye kadar cezanın infaz kurumunda çektirilmesine devam edilecek. Koşulun yerine getirilmesi halinde, infaz hakimi kararıyla hükümlü, infaz kurumundan derhal salıverilecek.
  • Mahkum olduğu hapis cezası ertelenen veya denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak cezası infaz edilen ya da koşullu salıverilen hükümlünün kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri açısından belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılamayacak.

Cumhurbaşkanlığı: Soylu’nun istifası kabul edilmedi

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun istifa kararı sonrası gözlerin çevrildiği Cumhurbaşkanlığı’ndan açıklama yapıldı. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’ndan gelen ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın istifayı ‘uygun bulmadığı” belirtilen açıklamada “İçişleri Bakanımızın istifası kabul edilmemiştir, görevine devam edecektir” denildi.

İletişim Başkanlığı’nın açıklaması şöyle:

İçişleri Bakanımız Sayın Süleyman Soylu’nun istifa açıklaması hakkında Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı açıklaması:

15 Temmuz darbe girişiminin hemen arkasından İçişleri Bakanlığı görevine getirilen sayın Süleyman Soylu, bugüne kadar başarılı çalışmalarıyla milletimizin takdirini kazanmıştır.
Terör örgütlerinin ülkemizdeki eylem kapasitelerinin önemli ölçüde azaltılmasında Sayın Bakanımızın yürüttüğü kararlı mücadelenin büyük payı vardır.
Aynı şekilde deprem gibi doğal afetlerin ardından yapılan çalışmalarda da, İçişleri Bakanımız sürekli sahada olarak güçlü bir koordinasyon gerçekleştirmiştir.
Koronavirüs salgının sağlık hizmetleri, gıda tedariki ve kamu güvenliği boyutu da bulunduğu bir gerçektir.
İçişleri Bakanımız, bir ayı aşkın süredir yürüttüğü başarılı çalışmalarıyla, bu süreçte ülkemizde kamu güvenliği konusunda hiçbir sıkıntı çekilmemesini temin etmiştir.
Sayın Bakanımız istifa talebini sayın Cumhurbaşkanımıza sunmuş, Cumhurbaşkanımız bu talebi uygun bulmadığını kendisine ifade etmiştir.
Bir makam sahibinin istifasını sunması kendi takdiridir, fakat nihai karar sayın Cumhurbaşkanımıza aittir.
İçişleri Bakanımızın istifası kabul edilmemiştir, kendisi görevine devam edecektir.”

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu cuma akşamı ilan edilen sokağa çıkma yasağı öncesinde yaşanan kaosu gerekçe göstererek birkaç saat önce istifa etmişti.  Soylu açıklamasında ‘Başlangıçta kısıtlı saatlerde de olsa ortaya çıkan görüntüler, mükemmel yönetilen bu süreçle uyuşmadı’ demişti.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu istifa etti

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, akşam saatlerinde bir açıklama yayımlayarak istifa etti. Soylu, açıklamasında 10 Nisan akşamı saat 24.00’de, 30 Büyükşehir ve Zonguldak’ta bakanlığınca ilan edilen iki günlük sokağa çıkma yasağının iki saat önceden haber verilmesi üzerine yaşanan büyük kaosu “Ortaya çıkan görüntüler, mükemmel yönetilen bu süreçle uyuşmadı” diyerek tanımladı.

Süleyman Soylu, gün içinde de izolasyon koşullarındaki insanların bu iki saat içinde marketlerin, fırınların ve para çekme makinalarının önünde yığılacağını öngöremediğini söylemiş ve “Eleştirileri ve hakaretleri alıyor ve kabul ediyorum” demişti.

Eski İçişleri Bakanı’nın açıklaması şöyle:

Gayretle ve titizlikle yürütülen bir süreçte, tamamen salgının önlenmesine yönelik hafta sonu sokağa çıkma kararınının uygulanmasının sorumluluğu, her yönüyle şahsıma aittir.
Başlangıçta kısıtlı saatlerde de olsa ortaya çıkan görüntüler, mükemmel yönetilen bu süreçle uyuşmadı..
Yaşadığım onca tecrübe, sorumluluk kısmı üzerimizde olan bu olayda, böyle görüntülere yol açmamalıydı.
İyi niyetle, hafta sonunda salgını ve bulaşı bir nebze durdurabilmek adına atılan bir adımdı.
Hiç bir zaman zarar vermek istemediğim Aziz Milletimiz, hayatımın sonuna kadar da sadık olacağım Sayın Cumhurbaşkanım beni bağışlasın…
Onurla yürüttüğüm İçişleri Bakanlığı görevimden ayrılıyorum…
Tüm dostlara, mesai arkadaşlarıma Allahaısmarladık..
Allah milletimizi korusun…”

İçişleri Bakanlığı’nca cuma akşamı saat 10.00 civarında açıklanan sokağa çıkma yasağı halk arasında panik yaratmış; yüzbinlerce insan eksiklerini gidermek için sokaklara yığılmış, dükkanların önünde uzun kuyruklar oluşmuş ve şehirlerde trafik kilitlenmişti.

Bazı kavga ve olayların da yaşandığı iki saat boyunca, süregelen koronavirüs karantina koşullarında sosyal mesafe kuralının da ihlal edilmesi, başta Bilim Kurulu üyeleri olmak üzere muhalefetin ve çok sayıda kişinin büyük tepkisine neden olmuş; bu uygulamanın salgının daha fazla yayılmasına neden olduğuna dikkat çekilmişti.

Türkiye’de Koronavirüs:  97 kişi daha hayatını kaybetti, 4 bin 789 yeni tanı

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, Türkiye’de 97 kişinin daha yeni tip koronavirüs (Covid-19) nedeniyle hayatını kaybettiğini açıkladı. Böylece koronavirüs nedeniyle hayatını kaybedenlerin sayısı 1198’e yükseldi. Son 24 saat içinde 4 bin 789 kişiye daha tanı konduğunu bildiren Bakan, vaka sayısının 56 bin 956’ya yükseldiğini kaydetti.

Koca, Twitter paylaşımında şu ifadelere yer verdi:

Yoğun bakıma geçişte azalma eğilimi sürüyor. Entübe edilen hasta sayısında düşüş var. Daha çok test yaptıkça, öngörülebilir şekilde daha çok vaka tespit ve izole ediliyor. Tedavide güçlüyüz. Fakat bu mücadele hastanelerde değil, evde kalarak kazanılır!”

Türkiye’de ilk koronavirüs vakası 10 Mart’ta tespit edildi. O tarihten bu yana toplam vaka ve hayatını kaybeden kişi sayıları şöyle:

10 Mart: 1 vaka
13 Mart: 5 vaka
14 Mart: 6 vaka
15 Mart: 18 vaka
16 Mart: 47 vaka
17 Mart: 98 vaka, 1 ölü
18 Mart: 191 vaka, 2 ölü
19 Mart: 359 vaka, 4 ölü
20 Mart: 670 vaka, 9 ölü
21 Mart: 947 vaka, 21 ölü
22 Mart: 1236 vaka, 30 ölü
23 Mart: 1529 vaka, 37 ölü
24 Mart: 1872 vaka, 44 ölü
25 Mart: 2 bin 433 vaka, 59 ölü
26 Mart: 3 bin 629 vaka; 75 ölü
27 Mart: 5 bin 698 vaka; 92 ölü
28 Mart: 7 bin 402 vaka; 108 ölü
29 Mart: 9 bin 217 vaka; 131 ölü
30 Mart: 10 bin 827 vaka; 168 ölü
31 Mart: 13 bin 531 vaka; 214 ölü
1 Nisan: 15 bin 679 vaka; 277 ölü
2 Nisan: 18 bin 135 vaka; 356 ölü
3 Nisan: 20 bin 921 vaka; 425 ölü
4 Nisan: 23 bin 934 vaka; 501 ölü
5 Nisan: 27 bin 89 vaka;   574 ölü
6 Nisan: 30 bin 217 vaka; 649 ölü
7 Nisan: 34 bin 109 vaka; 725 ölü
8 Nisan: 38 bin 226 vaka; 812 ölü
9 Nisan: 42 bin 282 vaka; 908 ölü
10 Nisan: 47 bin 29 vaka; 1.006 ölü
11 Nisan: 52 bin 167 vaka; 1.101 ölü
12 Nisan: 56 bin 956 vaka; 1.198 ölü