Ana Sayfa Blog Sayfa 2134

‘Koronavirüs evcil hayvanlardan insanlara geçmiyor’

Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde Tıbbi Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Selda Erensoy, ABD’nin New York kentinde, ilk kez iki evcil kedide ‘Covid-19’ tespit edilmesi üzerine bir açıklama yaparak tip koronavirüsün evcil hayvanlardan insanlara değil insanlardan hayvanlara bulaşabileceğini söyledi.

New York’un iki farklı bölgesindeki iki kedide, geçtiğimiz haftalarda koronavirüs tespit edilmişti. ABD Tarım Bakanlığı ve Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi (CDC) yetkilileri virüsün evcil kedilere ‘Covid-19’ tespit edilen sahiplerinden geçmiş olabileceğini belirtmişti. 

Konuyla ilgili bilimsel araştırmaların kısıtlı olduğunu söyleyen Erensoy da şunları söyledi:  “Koronavirüs büyük bir aile. Hayvan koronavirüsleri de var. Bizlere doğada mutasyon değiştirerek, yarasalardan geçtiği biliniyor. Covid-19’da önemli olan, insanları da enfekte edebilir hale geldikten sonra hızla insandan insana bulaşmaya başlaması. Bu da virüslerin enfekte ettikleri hücrelere tutunabilme yeteneğiyle ilgili olan bir durum.”

Kedilerde akciğere inmiyor

Hayvanların virüs bulaştırma konusunda ne rol oynadığını bilmenin önemli olduğunu aktaran Prof. Dr. Erensoy, şöyle konuştu:

“Bununla ilişkili sınırlı çalışma bulunuyor.  Çin’de yapılan, hayvanlarda deneysel olarak bulaşmayı gösteren bir çalışma var. Başta aşı çalışmalarında kullanılan dağ gelinciği, kedi, köpek, domuz gibi hayvanlar araştırılıyor. Çalışmada, virüsün bilerek enfekte edilen bir kediden başka bir kediye bulaşabileceği gösteriliyor.

Bazılarında hafif hastalık yaptığını görmüşler. Ancak kedilerde virüs üst solunum yolunda kalıyor ve akciğerlere inip ağır enfeksiyon yapmıyor. Nedeni virüsün tutunabilecekleri algaçların kedilerde daha az yaygın olması ve virüsün tutunamaması olabilir. 

Kedinin dışkısından da bulaştırıcı virüsün çıktığına dair kesin kanıt yok. Bronx‘ta yapılan çalışmada ise virüsün hayvanat bahçesinde çalışan kişiden, yırtıcı kedigillere bulaştığı kanıtlanmış. Bu çalışmalarla insandan hayvana geçiş gösteriliyor. İnsandan insana bulaşmaması için gösterdiğimiz özeni, evcil hayvanlarımıza bulaşmaması için de göstermeliyiz.”

‘Sokağa çıkarmayın”

Salgın sırasında paniğe kapılan insanların evcil hayvanlarını sokağa bırakma olaylarının arttığı bu günlerde, uzmanlar tam aksinin yapılması gerektiğine işaret ediyor. 

Virüsü evcil hayvanlara bulaştırmama konusunda dikkatli olunması gerektiğini söyleyen Erensoy, “Virüs hayvanlardan insanlara değil, insanlardan hayvanlara  bulaşabiliyor. Bu nedenle de onların korunması gerekiyor. Evcil kedileri dışarı çok çıkarmamak ve kendimizle de temasını kısıtlamak gerekli. Her zaman olduğu gibi el hijyeninde dikkat edilmeli” dedi.

Sivas Valiliği, doğal sit alanı olmayı bekleyen Gökpınar Gölü’nü ihaleye açtı

Sivas’ın Gürün ilçesinde yer alan Gökpınar Gölü’nün Doğal Sit Alanı olarak tescil edilmesi için çalışmalar devam ederken, Sivas Valiliği bölgeyi inşaata açacak ‘Gökpınar Gölü İyileştirme ve Bungalov Evleri Yapım İşi’ projesi için ihaleye çıktı.

Projeye karşı çıkan aktivistler ise göle bugüne kadar verilen zararların biran önce onarılmasını, 1’inci Derece Doğal Sit Alanı ilan edilmesi için çalışmaların hızlandırılmasını ve alanda günübirlik aktiviteler dışında faaliyetlerin önünü açacak projelerin iptal edilmesini talep ediyor.

Akvaryum berraklığında doğa harikası

Gökpınar Gölü 15 metre derinlikte olmasına rağmen doğal bir akvaryum berraklığında olduğu için dip yapısı tamamen görülebiliyor. Yaz kış 11 derecede sabit su sıcaklığı sebebiyle de çevresinde vaha benzeri yeşil bir alan yer alıyor.

Göl, doğal ve jeolojik güzelliklerinin yanında aynı zamanda bir kültür merkezi olarak işlev görüyor ve bölge halkının önemli kutlamalarına ve festivallerine uzun yıllardır ev sahipliği yapıyor.

‘Proje yosunlaşmayı artıracak’

Gökpınar Gölü Korunmalıdır oluşumu tarafından yapılan açıklamada Valilik tarafından kıyı şeridinde yapılmak istenen yürüyüş yollarının göl kıyısının kapanmasına, gölgelenmesine ve yosunlaşmasına sebep olacağı belirtildi. Açıklamada geçmiş dönemdeki yanlış uygulamalar sebebiyle artan yosunlaşmanın önüne geçilmesi ve bu sorunu artıracak projelerin yapılmaması gerektiği belirtildi.

‘Günübirlik kullanım ile sınırlandırılmalı’

Bahsi geçen bungalovların da gölün doğal dengesine bir darbe vuracağını belirten oluşum “Alandaki mevcut otel yapısı bile kullanılmazken, kıt kaynakların yanlış yönlendirilmesi açısından da bungalovların yapılmaması gerektiğini söyleyebiliriz” dedi.

Alanın günübirlik kullanımlara yönlendirilmesi gerekildiğinin belirtildiği açıklamada “Gökpınar Gölü için ek bir konaklama ihtiyacı gözlenmiş ise; komşu köyler Yelken ve Gökpınar’ın desteklenmesi, yapı stoklarının bu amaçla kullanılır hale gelmesi, pansiyonculuğun özendirilmesi daha çağdaş ve makul bir çözüm olacaktır” ifadeleri kullanıldı.

İmza kampanyası

Oluşum, Sivas Valiliği’nin ihaleye çıktığı projeye karşı change.org üzerinden şu taleplerin gerçekleştirilmesi için bir imza kampanyası başlattı:

  • Gökpınar Gölü çevresine bungalov evler yapmak ve göl çevre düzenlemesini iyileştirmek üzere açılmış olan ihalenin iptal edilmesi
  • Bölgenin küçük gölü ve kıyı alanlarını da içine alacak şekilde sit alanı ilan edilerek koruma altına alınması
  • 1/100.000’lik planda da yer alan ‘Özel Planlama Alanı’ çalışmasının acilen başlatılmasını talep ediyoruz.

Ayşe Karaman’ın ölümünde sanık doktora tahliye

Anestezi teknikeri Ayşe Karaman‘ın şüpheli ölümüne ilişkin görülen davada tutuklu yargılanan Uzman Dr. Özgür Tarhan‘ın adli kontrol şartıyla tahliyesine karar verildi.

Karaman, geçen yıl 29 Temmuz sabahı, Ankara’da erkek arkadaşı Tarhan’ın, evinde ölü bulunmuştu. Cumhuriyet savcısının yaptığı incelemede, genç kadının yattığı yatağın yanındaki komodinin üzerinde bazı ağrı kesici ve ‘propofol’ etken maddeli anestezi ilaçları bulundu. Soruşturma sonunda tutuklanan Özgür Tarhan hakkında, Ankara 5’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde ‘tasarlayarak adam öldürmek’ suçundan dava açıldı.

Bugün görülen 5’inci duruşmaya cezaevinden SEGBİS yöntemi ile katılan sanık Özgür Tarhan’ın, “delilleri karartma şüphesi olmadığı” gerekçesiyle adli kontrol şartıyla tahliyesine karar verildi. Duruşma,  6 Temmuz’a ertelendi.     

Anne Karaman: Kızım öldürüldü

Kararın ardından Ayşe Karaman’ın annesi Feride Karaman fenalık geçirdi. Sağlık ekiplerinin müdahale ettiği Karaman, bir süre sonra basın mensuplarına açıklamada bulundu.  Kızının sanık Özgür Tarhan ve arkadaşının tuttuğu evde ölü bulunduğunu hatırlatan Feride Karaman şunları söyledi:

“Maksadı belli bir ev. ‘Gidip de Özgür Tarhan’ın evinde öleyim.’ demedi benim çocuğum. Kızım öldürüldü, adalet istiyorum, kesinlikle bu işin peşini bırakmayacağım. Bu tahliye hangi vicdana sığar? Bize felaketi yaşattılar. Kızım, ölümüne neden olacak o kadar ilacı nasıl aşılasın kendine? Sanık, 46 yaşında iyi bir baba, iyi bir eş olduğunu söyleyerek mahkemeyi yanıltıyor. Öyle de yaptı zaten. Saplantılı bir aşık kızımı kıskançlık nedeniyle öldürdü.”

Ne olmuştu?

Özgür Tarhan.

Ayşe Karaman’ın ölümüne ilişkin Adli Tıp Kurumu tarafından hazırlanan raporda, genç kadının kanında uyuşturucu etkisi bulunan iki ilacın yüksek düzeyde saptandığı ortaya çıkmıştı.

Bu raporun ardından yazılı açıklama yapan dosya avukatı Tevfik Tolga Beyefendi şunları söylemişti: “Söz konusu ilaçların sanık Dr. Özgür Tarhan tarafından temin edilen ve suistimal edilen ilaçlar olduğu davanın çeşitli aşamalarında ortaya konmuş ve ispat edilmiş olduğundan, sanığın ayrıca TCK m.188 uyarınca ‘uyuşturucu ticareti yapmak’ suçundan cezalandırılması gerekmektedir. Yine TCK m.188/8’de diş hekimi, hekim, eczacı, veteriner vb. meslek sahipleri bu meslekleri nedeniyle sahip oldukları imkanı kullanarak bu suçu işlerse ‘verilecek ceza yarı oranında arttırılır’ denilmektedir. Yani sanığa uyuşturucu madde ticareti nedeniyle verilecek cezada ayrıca cezanın artırım sebepleri de bulunmaktadır.

Bu ilacın kandaki miktarının ölümcül düzeyde olduğu tespit edilmiştir. Yani Ayşe’nin ölümüne sebep olan ilaç bu ilaçtır. Yine Ayşe’nin kanında bulunan ve uyuşturucu sınıfında değerlendirilen P… ise ameliyathane koşullarında anestezi esnasında kullanılan bir ilaçtır. Bu ilacın Ayşe’nin kanındaki miktarı ölümcül düzeyde olmamakla birlikte suistimal düzeyindedir. Davaya konu cinayet mahallinde P… içeren enjektör ve ampuller bulunmakla birlikte, F… içeren herhangi bir enjektör yahut ampul bulunamamış olması Ayşe’nin ölümünün cinayet olduğunu ve delillerin karartılmış olduğunu ortaya koymaktadır” 

Koronavirüs salgını fırsat bilinerek gerçekleştirilen 54 ekolojik yıkım

Yeni koronavirüs sebebiyle Türkiye’nin pek çok yerinde sokağa çıkma yasağı ve iş yerlerinin kapatılması gibi önlemler söz konusuyken ekolojik tahribata yol açan projeler ise son hızında devam ediyor.

Ekoloji Birliği, koronavirüs sürecinde ekolojik yıkıma yol açan projeleri listeledi. 54 olayın yer aldığı listede şu gelişmelere dikkat çekildi:

  1. Çanakkale Kumarlar Köyü’nde baraj inşa etmek isteyen Doğu Biga Madencilik isimli şirket tarafından, köylülere mera alanlarını boşaltmaları için baskı yapıldı.
  2. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın memleketi Rize Güneysu Gürgen köyünde halkın tepkisine rağmen HES projesini yürüten şirket, koronavirüs gündemini fırsat bilerek çalışmalarını hızlandırdı.
  3. Artvin’deki maden ve HES çalışmaları devam ediyor. Cengiz Holding’e ait Eti Bakır’ın işlettiği Artvin Cerattepe ve Murgul’daki maden sahalarında faaliyete ara verilmedi.

‘Nükleer anlaşması imzalandı’

  1. Artvin Yusufeli’nde ilçe halkının itiraz ettiği HES projesiyle ilgili çalışmalara başlanıldı. İlçe halkı tepki gösteriyor.
  2. İngilizlerle Nükleer Anlaşması İmzalandı.
  3. EÜAŞ International ICC, İngiliz şirketi Rolls-Royce ile kompakt nükleer güç santrallerinin teknik, ekonomik ve hukuki uygulanabilirliği ile birlikte üretim imkânlarını değerlendirmek üzere bir mutabakat zaptı imzaladı.

‘Salda Gölü’nün kumulları taşındı’

  1. Salda Gölü 1.derece doğal sit ve korunan alan statüsüne sahip olmasına rağmen, millet bahçesi yapmak amacıyla iş makineleri ile Salda’ya girip bölgeye özel kumulları taşıdılar ve Millet Bahçesi kapsamında yapacakları yol ve otopark alanına serdiler. Tepkiler üzerine faaliyet durdu.

  1. Niğde Ulukışla Tepeköy’de, Gümüştaş isimli maden firmasına ait atık havuzundan sızan siyanür komşu taşınmazlarda yüzeye çıktı. Köylüler konuyu kamuoyuna taşıdı.
  2. UNESCO tarafından dünya mirası kabul edilen Hevsel Bahçeleri, Diyarbakır Sur’ları ile Dicle Nehri arasındaki bir bölgede yer alıyor. Kültürel bir miras olan bu alan, millet bahçesine dönüştürülmek isteniyor.
  3. Cumhurbaşkanı kararıyla, Adana’dan 9, Artvin’den 1, Bolu’dan 3, Erzurum’dan 7. toplamda 14 Bin Dönümlük Alan, ‘Yayla Alanı’ Olmaktan Çıkarıldı.

‘Hasankeyf su altında kaldı’

  1. Ilısu Barajı’nın su toplaması sonucunda, Hasankeyf ve 40 köy bütünüyle sular altında kalırken, 60 köyde de evlerin ve tarım arazilerinin büyük bir bölümü suya gömüldü.
  2. Ankara’da çuvala konmuş 20 köpek ölü olarak bulundu. Köpeklerden bazılarının patilerinde damar yolu açmak için kullanılan intraket olduğu belirlendi.

  1. Kapalı Yer Altı Madencilerine Maliyet Artışı Desteği verildi. 24 Mart günlü Resmi Gazetede, “Yer Altı Maden İşletmelerinde Meydan Gelen Maliyet Artışlarının Karşılanması Amacıyla Destek Verilmesine İlişkin Karar” yayımlandı. Bu karara göre, 12 Haziran 2019 ve 31 Aralık 2020 tarih aralığını kapsayan döneme ilişkin yeraltı maden işletmelerinde doğan zararların karşılanması amacıyla maden işleten kişilere ve çalışanlara destek verilecek.
  2. Mersin Karaduvar’da Polipropilen Fabrikası: Mersin’de doğayı kirleteceği iddiasıyla büyük tepkiye neden olmasına rağmen yapılmak istenen polipropilen tesisi için Toros Tarım AŞ’nin olduğu bölge Özel Endüstri Bölgesi ilan edildi.

‘Korunan alanlar yönetmeliği değişti’

  1. Korunan alanlar Yönetmeliği değiştirildi ve bununla beraber sit alanları entegre tesislere ve bütünüyle madencilere açılmaktadır. Nitelikli Doğal Koruma Alanları”nın ve “Sürdürülebilir Koruma ve Kullanım Alanları”nın ve Anıt Ağaçların ayırt edici özellikleri ve tanımları değiştirildi. Yönetmelik değişikliğinin iptali için dava hazırlıkları sürüyor.
  2. Eskişehir’de 9 adet Jeotermal kaynak arama sahası için ruhsat verileceği açıklandı.
  3. Kanal İstanbul projesi öncesi iki köprünün taşınmasıyla ilgili ihale yapıldı. İhale meslek odalarınca dava edildi.

  1. Ordu Büyükşehir Belediyesi’nin İlküvez Kepçelik Yaylası’nda kurulu olan çöp tesisine karşı çadır kurup direnen vatandaşlara gece 03.00 saatlerinde operasyon yapıldı, 25 kişi gözaltına alındı.
  2. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Afşin’e üçüncü termik santrale “ÇED Olumlu” kararı verdi.
  3. Ordu’nun önemli tarihi alanı, 1. derecede sit alanı olan Perşembe ilçesindeki Yason Burnu’na Ordu Büyükşehir Belediyesi tarafından doğal yapıyı bozan proje uygulaması başlatıldı.

Bursa’da ağaç kesimleri

  1. Bursa’ya bağlı Yenişehir ilçesi Kirazlıyayla köyü sınırları içindeki alanda Lübnanlı Maden Şirketi Meyra tarafından bakır ve çinko madeni için zenginleştirme tesisi yapılması amacıyla ağaç kesilmeye başlandı. Köylüler direniyor.
  2. Bursa Nilüfer ilçesine bağlı Çalı Mahallesi’nde HES Projesi çalışmaları başladı. Köylüler basın açıklaması yaparak tepki gösterdi.AKP’li başkanın HES şirketi için DSİ tarafından borular döşeniyor, Çalı halkı direnişte.

Muğla’da ağaç kesimleri

  1. Bartın ırmağı ‘’Kesin Korunacak Hassas Alanlar’’ statüsünde iken bir alta çekerek ‘Nitelikli Doğal Koruma Alanı’’ na indirildi.
  2. Muğla’nın Ula ilçesi Çıtlık’ta 30 hektar orman alanının kesim ihalesini çıkardılar ve kesime giriştiler. MUÇEP ve yörede yaşayanlar kesim alanına gelerek tepki gösterdiler ve basın açıklaması yaptılar. Kesim durduruldu.
  3. Ordu-Fatsa’da altın madeni için alan genişletme faaliyetleri tekrardan başladı. Yeraltı ve yerüstü suları zehirlendi. Tahliller yaptırıldı ve ortaya çıkan kirlilik değerleri kamuoyu ile paylaşıldı. Mücadele sürüyor.
  4. Muğla’nın Milas ilçesinde İkizköy mevkiinde yer alan termik santralin su ihtiyacı giderilmesi amacıyla, İkizköy susuz bırakıldı. Köylüler konuyu kamuoyuna ve Meclise taşıdı.

Aydın’da JES için ÇED Olumlu kararı

  1. Aydın Efeler’e bağlı Kızılcaköy’de yapılmak istenen jeotermal enerji santrali için ‘ÇED Olumlu’ kararı verildi. Kızılcaköylüler dava hazırlığı içinde.
  2. Ordu ilinde Perşembe-Gürgentepe-Fatsa ilçelerinde 1.967.61 hektarlık alanda maden arama için ihale yapıldı, ruhsat verildi.
  3. Çanakkale Orman Müdürlüğü Kaz dağlarında 270. güne ulaşan çadır nöbet alanının tahliyesi için tebliğde bulundu. Konu sosyal medyaya ve kamuoyuna duyuruldu. Destek buldu. Karara STK’lar Çanakkale Valiliği’ne dilekçelerle itiraz ettiler. Alanda bulunan yaşam savunucuları da dilekçe ile itiraz etti. Orman idaresi tahliye edilmediğine dair tutanak tuttu.

  1. Samsun, Çarşamba Ovası’nın ortasında Çarşamba Biyokütle Enerji Santralı (BES) projesi hakkında Samsun 3. İdare Mahkemesinde görülen 3 ayrı davada nihai kararını verdi. Mahkeme tarafından BES için Samsun Büyükşehir Belediye Meclisi ve Çarşamba İlçe Belediye Meclisinin oluşturduğu imar planları iptal edildi. Buna bağlı olarak Çarşamba Belediyesinin “depo” inşaatı adıyla verdiği sonradan “enerji tesisi” olarak değiştirdiği inşaat ruhsatı da yok hükmünde olduğu belirtildi. Ayrıca Samsun Valiliği Toprak koruma kurulunun BES hammadde depolama sahası için tarım dışı amaçlarla kullanılabilir kararını iptal ederek tarım topraklarının korunmasına hükmetti. Yine Samsun Valiliğinin BES için verdiği “ÇED Gerekli Değildir” kararını da iptal etti. Bütün bu kararlara rağmen mahkeme kararlı uygulanmamaktadır. Çarşamba BES inşaatı sokağa çıkma yasağının olduğu günlerde bile kaçak ve kanunsuz olarak devam etmektedir.

Samsun’da taş ocağı

  1. Samsun, Kavak Şahin Dağlarında TÜPRAG Madencilik tarafından 12.000 hektarı kapsayan alanda toplam 6 adet saha için maden arama ruhsatı alınmış ve bu sahalardan ikisinde maden arama faaliyetleri kapsamında sondaj çalışmalarına hız verilmiş durumda.
  2. Samsun, Kavak ilçesi Karapınar, Köseli, Bekdemir, Emirli, Ilıca mahallelerini kırsal alanı içerisinde Oyak Beton San. TAŞ. Tarafından 1.000 dönümlük bir alanda taşocağı işletmeciliği için ÇED süreci başlatılmıştır. Sözkonusu bölgede OYAK’a ait çimento fabrikası için mevcut taşocaklarının ruhsatsız çalıştırılmasına devam edilmektedir. Bu yeni taş ocağı ile 5 mahallenin (köy) su kaynakları ve tarım, hayvancılık faaaliyetleri büyük zarar göreceği için köylüler çok tedirginler. Ancak Korona salgın önlemleri nedeniyle herhangi bir eylemlilik yapılamamaktadır.,16 Mart 2020 günlü ve 31070 sayılı Resmi Gazetede “Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair” söz konusu yönetmelik çıkarıldı.

Tohum Merkezi’ne müdahale

  1. Pamukkale Üniversitesi Rektörü Hüseyin Bağ, üniversiteye bağlı Tarım Bakanlığı ve AB destekli Yerli Tohum ve Bitki Üretim Merkezi’nin öğrencilere sosyal tesis yapılmak istenen tarlasına dozerle daldı; alanda nöbet tutan iki profesörü ise tartakladı.
  2. TMSF’nin daha önce el koyduğu Koza Altın İşletmeleri, Eskişehir Sivrihisar’da yaşam alanlarının yakınına siyanürlü ikinci atık depolama tesisi yapılması için çalışmalara başladı.

  1. Gördes’teki Başlamış Deresi’nin kırmızı akmasının Gördes’teki nikel maden işletmesinin neden olduğu çevresel bir felaket olduğu belgeleriyle açıklandı.
  2. Kurumaya başlayan Eğirdir Gölü üzerine Çinli Gezhouba Group tarafından, bin MW gücünde HES kurulacağı duyuruldu. HES için göl suyunun kullanılacak olması gölün idam fermanı özelliği taşıyor.
  3. Aydın Efeler’e bağlı Kuyucular Mahallesi’nde jeotermal kuyusu kazma işlemi yapan firma çalışanları ile köylüler arasında arbede yaşandı. Bir yurttaş yaralanarak hastaneye kaldırıldı. Kurulan jeotermal tesis önünde ayaklanan halk, JES firmasının sokağa çıkma yasağını fırsat bilip hukuk dışı yollara da başvurduğunu ifade ederek tepki gösterdi.

Karacasu’da JES hazırlıkları

  1. UNESCO Dünya Mirası Listesine giren dünyaca ünlü Afrodisias antik kentinin bulunduğu Karacasu‘da JES için ÇED süreci başlıyor. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın sitesinde yayınlanan duyuruya göre; Aydın valiliğinin onayı ile Karacasu’nun Ataeymir mahallesinde jeotermal için sondaj ve arama çalışması yapılacak.
  2. Tekirdağ‘da özelleştirilen Tekirdağ Uluslararası Limanı, şimdiki adıyla Ceyport Tekirdağ Uluslararası Limanı’nda kurulması planlanan likit tank çiftliği projesi kapsamındaki kimyasal depolama alanının temelleri deniz kıyısında atıldı. Kimyasalların depolanacağı alanın 500 metre ötesinden aktif fay hattının geçmesi nedeniyle projeye tepki gösteriliyor.

Tunceli’de kum ve taş ocakları

  1. Tunceli’de her geçen gün sayıları artan kum ve taş ocaklarının yerleşim ve yaşam alanlarına, verimli tarım arazilerine, bağ bahçelere ve ürünlere ciddi zararlar vermesi nedeniyle DEDEF tarafından taş ve kum ocaklarına karşı kampanya başlatıldığı açıklandı.
  2. Keşan’a bağlı Sazlıdere Köyü’nde yapılması planlanan Saros Gemi İskelesi projesi ile ilgili 2. ÇED için 6 Mayıs tarihinde İDK görüşmesi yapılacağı açıklandı.
  3. Balya Orhanlar Köyü’nde Bahar Madencilik A.Ş. tarafından altın madeni arama faaliyetleri sürdürülüyor.

  1. Yenice Çırpılar Termik Santrali’nin “ÇED Olumlu” kararına karşı Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği ve TEMA’nın açtığı davada Çanakkale İdari Mahkemesi kararı iptal etti.
  2. 17 Ocak’ta Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından ihale edilen 305 maden alanının ihalesinin iptali için doğa koruma örgütleri dava açtı.
  3. Çernobil Kazası Anması Sosyal Medya Kampanyası gerçekleştirildi.

Akkuyu’da Covid-19 salgını

  1. Mersin Akkuyu Termik Santrali inşaatında çalışanlar arasında Covid-19 salgınına yakalanan olduğu görüldü ve Mersin NKP tarafından inşaatın durdurulması için basın açıklaması gerçekleştirildi.
  2. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nca Muğla ili Fethiye ilçesi Kayaköy Mahallesi ve Ölüdeniz Mahallesi sınırlarında bulunan 2182 hektarlık alan sondaj yöntemi ile Jeotermal kaynaklar arama faaliyeti adı altında ihale edildi. Bu bölgede korunan alanlar bulunmakta.

  1. Datça-Emecik-Alavara Mevkii’nde mutlak korunması gereken bir alanın sit statüsü Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü tarafından, 34954 sayılı OLUR ile 18.02.2020 tarihli Resmi Gazete’de ‘Sürdürülebilir Koruma ve Kontrollü Kullanım Alanı’ olarak ilan edilerek yapılaşma ve madencilik faaliyetlerinin önü açıldı.
  2. Çanakkale Merkez ve Çan İlçelerinde Borusan tarafından yapılan yapılmak istenen Saroz RES Projesi için İl Genel Meclisi’nde daha önce iki kez reddedilen imar planı değişikliği yeniden gündeme alındı. Plan değişikliği komisyona havale edildi.
  3. Tokat’ın Yağmurlu ve Mercimek Köyleri yakınında yapılmak istenen taş ocağı projesi için “ÇED Gerekli Değildir” kararı verildi. Köylüler kararı dava etmeye hazırlanıyor.

Balıkesir’de madencilik

  1. Balıkesir Ayvalık ilçesi Karahayıt Köyü yakınlarında Bilfer Madencilik Demir Projesi’nin İnceleme Değerlendirme Komisyonu (İDK) duyurusu yapıldı. İtiraz dilekçesi hazırlanıyor.
  2. Balıkesir Havran ilçesinde CVK Madencilik Kurşun Projesi Kapasite artışı için İDK toplantısı duyurusu yapıldı.
  3. Muğla-İkizköy’de Şirket Yeniköy Termik Santrali‘nin kömür taşıma bandının yapımı için zeytinlikleri kesme girişiminde bulundu. Köylüler direndi ve kestirmedi.
  4. Aydın İli Efeler İlçesi Yılmazköy’de ÇED kararı ve üretim lisansı iptal edilmiş olan Maren Enerji’nin kuyuları başka tesise bağlama girişimi sırasında jeotermal borularında patlama meydana geldi. Halk tepkili.

Ademimerkeziyet sorunsalı ve korona

Korona günleri sona erip bugünlerin muhasebesini yapmaya başladığımızda AKP iktidarının bazı yerel yönetimlerle yaptığı cansiperane savaş gündemin ön sıralarında yer alacak.

Çoğu muhalefet partilerin yönetimindeki belediyelerin salgın sırasında yapmaya çalıştıkları bazı işlerin iktidar tarafından engellenişi ve hatta bu belediyelerin düşmanlaştırılmaya çalışılması hepimizin gözleri önünde gerçekleşiyor. Hatta iktidardan farklı ses çıkaran yerel yönetimler devlet içinde devlet olmakla itham ediliyor.

Yerel yönetimlerin ihtiyaç sahiplerine dağıtılmak üzere nakdi bağış toplamaları yasaklanarak banka hesaplarına el kondu. Akabinde iktidar kendi bağış kampanyasıyla tüm devlet olanaklarını devreye sokarak asıl güç sahibinin kim olduğunu gözümüze soktu.

Belediyelerin ekmek dağıtmaları sadece engellenmekle kalmadı, paralel yapı suçlamaları ile kriminalize edildi.

Belediyelerin başarılı bir şekilde yolcu trafiğinin yoğun olduğu otobüs durakları gibi kamusal alanlarda maske dağıtmaya başlamalarından rahatsız olan merkezi yönetim bu işi kendi üstlenmeye kalkıştığında her şeyi eline yüzüne bulaştırdı ve salgının neredeyse sönümlenmeye başladığı bugünlerde hala insanlara maske dağıtmayı beceremedi. Mesele olmayan basit bir olayı büyük bir başarıyla ulusal mesele haline getirdi.

Merkez-yerel ihtilafı ve vesayet 

Korona günlerinde muhalif belediyelerin merkezden farkları sorunları ilk elden yaşayanlara yakın olmaları, sorunları bilmeleri ve ihtiyaçları karşılamak için ellerindeki sınırlı kaynakları ivedilikle kullanarak çözüm yolları üretme kabiliyetleriydi. Her olaya Ankara’dan bakan merkezi yönetim sorunun ne olduğunu anlayana kadar yerel yönetimler çözüm yönünde adımlar atmaya başlamışlar, bu da tek iktidar odağı olma konumlarının tehdit edildiğini düşünen merkezdekileri paniğe sürüklemiş, ilgili Bakanın sözüyle “işkillendirmişti”.

Senelerce vesayete karşı olma iddiasıyla politika yürüten AKP seçilmiş yerel yöneticilerin Ankara’nın sözünden çıkmasını hoş görmeyeceğini hatırlatırken merkezden atanmış valilerin vesayeti altında iş yapmalarını savunur hale gelmiş, yerelden yapılacak uygulamalar için başvuru merkezini valiler olarak göstermiştir.

Bu karmaşayı sadece AKP’nin son yerel seçimlerde önemli merkezlerde muhalefete mağlup olarak karizmayı çizdirmiş olmasının verdiği bir ruh hali ile açıklamaya çalışmak bizi doğru bir yere götürmez. HDP’li belediyelere kayyum atayan AKP’nin yerel yönetimler konusundaki tavrını zaten biliyorduk. Korona günlerinde adeta politik bir fars haline gelen bu merkezi yönetim / yerel yönetimler çatışması durumu Türkiye’nin yüz yılı aşkın bir süredir çözülememiş temel sorunlarından biri olan merkez / yerel ihtilafını ele almadan anlaşılamaz.

Kimilerine göre Sened-i İttifak’a değin geri götürülebilecek olan merkez / yerel  çatışması ulus devlet fikrinin ortaya çıktığı zamanlarda iyice gün yüzüne çıktı. Daha Osmanlı zamanında Prens Sabahattin’in savunuculuğunu yaptığı ademimerkeziyetçilere karşı İttihatçı anlayış, güçlendirilmiş merkezi yönetimleri ulus devlet inşasında olmazsa olmaz kabul edip Cumhuriyet döneminde de ısrarla sahip çıktılar.

1.Meclis döneminde yürürlüğe konulan 1921 anayasasında gördüğümüz ademimerkeziyet tınılı bazı hükümler Cumhuriyet anayasalarında hoş bir seda olarak bile kalmadı.

Yerelden demokrasi

Türkiye gibi hem coğrafi, hem nüfus olarak  büyük bir ülkenin karmaşık sorunlarının tek bir merkezden çözülemeyeceğini her gün daha açıklıkla görüyoruz. Bu büyük ülkenin ekonomik ve sosyal sorunları yerelin sesine kulak tıkayarak, yerel farklılıklar göz ardı edilerek ve hepsi bir sepete konularak çözülemez. Eğitimden enerjiye, gıdadan istihdama kadar çok katmanlı sorunlar tek tipleştirme yoluyla değil ancak karar verme süreçlerinde yerelin ağırlığını artırarak çözüme kavuşturulabilir.

Yerel yönetimlerin güçlendirilmesini savunmak aslında demokrasiyi savunmaktır. Demokrasinin olmazsa olmaz koşullarından katılımcılık ancak  kararların yerelde müzakere edilmesi yoluyla sağlanabilir. Yönetimde verimlilik insanların kaynaklarının nasıl ve nerelerde kullanıldığını görebildikleri ve denetleyebildikleri ölçüde ve şeffaflık sayesinde gerçekleşebilir. Tüm bu koşullar ancak yerelde mümkündür.

Şeffaflığı perdeleyerek, denetimi oldubittilerle zayıflatarak, kaynakları istedikleri yerlere kendi belirledikleri şekilde yönlendiren merkezi yönetimler giderek keyfileşirler, bu nedenle yerel yönetimlerin güçlenmesini iktidar paylaşımı olarak görür, kendileri için tehdit olarak algılarlar.

Korona salgını sürecinde patlak veren ve bir ölçüde etkin önlemlerin alınmasına engel olan yerel yönetimler merkezi iktidar çekişmesi kökenleri Cumhuriyet öncesine dayanan temel bir sorunun görünür olmasını sağlamıştır. Bu sorun yüzyıllık bir dönemde yerel yönetimler ve merkez arasında dengeli ve karşılıklı işbirliği ve güvene dayalı bir ilişki kuramamış Cumhuriyetin yumuşak karnı olmaya devam etmektedir.

Korona sonrası gündem

Sorunun çözümsüz kalmasında Devletin Kürt fobisinin belirleyici olduğu yadsınamaz. Nitekim Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’na Türkiye’nin koyduğu çekincelere CHP’nin de verdiği destekte bu faktörün etkili olduğunu düşünmek için yeterli sebeplerimiz var.

Oysa yerel  yönetimlerin güçlendirilmesi meselesi geniş kapsamlı ve çok katmanlı bir demokrasi mücadelesinin önemli bir boyutudur. Çünkü ademimerkeziyetçilik sadece yerel yönetimleri ilgilendiren bir mesele değildir. Her şeyi merkezden yönetme anlayışı Devlet bürokrasisini de aşarak bütün kurumlara bir şekilde sirayet etmiştir. Siyasi partilerden üniversitelere, sendikalardan meslek örgütlerine, hatta bir çok STK’ya kadar bir çok yapı yerelde karar alma mekanizmalarını büyük ölçüde ortadan kaldırmıştır. Bunun sonucunda yerel farklılıklar yok sayılmış, katılımcılık basit oylamalara indirgenmiş ve çeperdekilere sadece merkezden gelen talimatları uygulama görevi bırakılmıştır. Yerelden yeterli sesin gelmemesi merkezi de giderek sağırlaştırmış ve Ankara’dan başlayarak tüm kurumları hantallaştırmıştır.

Korona sonrası “hiç bir şeyin eskisi gibi olmayacağı” günler başladığında yerel yönetimlerin güçlendirilmesini ve merkezden yerellere bazı yetki ve sorumlulukların devrini tartışmak demokratikleşme gündemimizin en üst sıralarında olmalıdır. Bu tartışmalarda korona günlerinde bu sorundan kaynaklanan yönetim zafiyetlerini ne yazık ki sık sık hatırlayacağız.

Nisan ayı enflasyon oranı açıklandı

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) Nisan ayı enflasyon rakamlarını açıkladı. Buna göre enflasyon bir önceki aya göre yüzde 0,85 artış gösterdi. Artış miktarı bir önceki yılın Nisan ayına göre ise yüzde 10.94 oldu.

Paylaşılan verilere göre 12 aylık ortalamalar dikkate alındığında, tüketici fiyatları yüzde 12.66, yurtiçi üretici fiyatları ise yüzde 10.87 arttı.

En yüksek artış alkol ve tütünde

Bir önceki yılın aynı ayına göre artışın düşük olduğu diğer ana gruplar sırasıyla, yüzde 4.90 ile giyim ve ayakkabı, yüzde 4.91 ile eğlence ve kültür ve yüzde 5.54 ile ulaştırma oldu.

Buna karşılık, bir önceki yılın aynı ayına göre artışın yüksek olduğu ana gruplar ise sırasıyla, yüzde 31.32 ile alkollü içecekler ve tütün, yüzde 20.34 ile çeşitli mal ve hizmetler ve yüzde 14.52 ile konut oldu. Aylık en yüksek azalış ise yüzde 1.83 ile ulaştırma grubunda oldu.

En yüksek azalış ulaştırmada

Ana harcama grupları itibarıyla 2020 Nisan ayında azalış gösteren diğer gruplar ise yüzde 1.23 ile haberleşme, yüzde 0.67 ile eğlence ve kültür ve yüzde 0.32 ile konut oldu.

Buna karşılık, artışın yüksek olduğu gruplar sırasıyla, yüzde 4.66 ile çeşitli mal ve hizmetler, yüzde 4.08 ile giyim ve ayakkabı ve yüzde 2.53 ile gıda ve alkolsüz içecekler oldu.

Nisan 2020’de, endekste kapsanan 418 maddeden 270 maddenin ortalama fiyatında artış gerçekleşti.

 

Biz içerideyken…

Mart ayının başından bu yana birçok ülkede Covid-19 salgınına karşı karantina önlemleri uygulanıyor. 11 Mart’ta Dünya Sağlık Örgütü tarafından salgının pandemi seviyesine yükseltilmesinden bu yana tüm uluslararası uçuşların durdurulması, ülkeler arası seyahat olanağını bir tarafa bırakın, kentler arası gidip gelmenin bile yasaklanması sonucu insanın yakın ve uzak çevresinden elini ayağını çekmesi kısa sürede etkisini gösterdi. Dünyamız adeta kendini onarmaya başladı. Bunun ilk örnekleri Çin’de, Avrupa’nın birçok ülkesinde ve Kuzey Amerika’da büyük kentlerde azalan hatta tamamen duran fosil yakıt kullanımı sonucu hava kirliliğinin de azalmasıyla ortaya çıktı.  Diğer bir örnek ise sayıları 750 bireye kadar azalan Akdeniz foklarının, ortadan kalkan turist, yük ve balıkçı gemileri nedeniyle sessizleşen, dökülen endüstriyel ve kentsel atıkların da azalması sonucu son yılların en temiz dönemini yaşayan Akdeniz ve Ege’de özgürce yüzmesi. Pandemi günlerinden sonra bu küçük örneklerin ekosistemlerin korunması için çok daha etkili radikal değişimlerin olmasına yol açması kuvvetli bir olasılık…

Peki, bu sürede kısmi karantina uygulanan ülkemizde ne oldu? Aslında İzmir dışındaki birçok kentimizde özellikle azalan kent içi trafiğin etkisi ile hava kalitesinde ciddi düzelmeler yaşandı. İzmir’de ise sınırlı sayıda bulunan hava kalitesi ölçüm istasyonunun verilerini geçen yılın aynı dönemiyle karşılaştırıldığında ise anlamlı bir fark yok. Şaşırtıcı olmayan bu sonuç 90’lı yıllardan bu yana bildiğimiz bir gerçeği yüzümüze vuruyor; İzmir kent merkezindeki hava kirliliği, bölgedeki hakim rüzgar yönünün kuzey-güney doğrultusunda olması nedeniyle kuzeyindeki Aliağa ilçesinde kurulu sanayiden kaynaklanıyor. Merkezi yönetim tarafından 20-64 yaş grubunun karantina dışında bırakılması ve endüstriyel tesislerin çalıştırılması hem burada fiziki mesafe kuralına uymadan çalışma durumunda kalan emekçilerin yaşamını tehlikeye atıyor hem de diğer bölgelerin tersine İzmir’de hava kalitesinde düzelme olmasını engelliyor.

Yangından mal kaçırma

Daha da kötüsü bugünlerde kamuoyunun dikkati  Covid 19 pandemisi üzerindeyken ve uygulanan karantina koşullarından faydalanmak isteyen bazı girişimcilerin (!) çevre yıkımına yol açacak tartışmalı projelerini merkezi yönetimi de arkalarına alarak kelimenin tam anlamı ile ‘yangından mal kaçırırcasına’ uygulamaya çalışmaları… Bunun ilk haberi Kazdağları’ndan  geldi. Sözcü Gazetesinden Çiğdem Toker’in yazısına göre; doğa harikası bölgedeki binlerce ağacı maden sahası açmak için kesen Kanada merkezli Alamos Gold ve onun ülkemizdeki uzantısı Doğu Biga Madencilik toplumun her kesiminden yükselen itirazlara karşın bugünlerde siyanür liçi yöntemi ile altın üretimini başlatmakta kararlı. Üstelik üretim yapacağı maden sahası Çanakkale ilinin tek su kaynağı olan Atikhisar Barajı’nın yanı başında… 2020’nin ilk üç ayında salgına rağmen Kirazlı’da maden için 1.6 milyon dolarlık harcama yapan şirket, ruhsatının yenileneceğinden ve üretime başlayabileceğinden emin. Mitolojinin ve doğal güzelliklerin merkezi durumundaki Kazdağlarındaki altın madeni girişimini ‘düşük maliyetli üretim artışında çok önemli kaynak’ olarak niteleyen ve ortaklarına anlatan şirket, şimdi bir an önce merkezi yönetimden ruhsatının yenilenmesini bekliyor. Ayrıca bölgede aylardır  ‘su ve vicdan nöbeti’ tutan çevre gönüllülerinin de bölgeden Orman Genel Müdürlüğü tarafından çıkarılmak istendiği medyaya geçtiğimiz günlerde yansımıştı…

Bugünlerde çevre açısından yaşadığımız tehdit sadece Kazdağları’ndaki altın madeni girişimiyle de sınırlı değil… Ekoloji Birliği’nin hazırladığı bir listeye göre Artvin- Cerrattepe ve Murgul’daki maden çalışmaları tam hız sürüyor. Kamuoyuna da yansıyan Salda Gölü faciası yine bugünlerde yaşandı. Göl I. Derece Doğal Sit ve korunan alan statüsüne sahip olmasına rağmen; millet bahçesi yapma iddiası ile bölgeye giren kamyon ve iş makinaları yüzlerce yılda oluşmuş özel beyaz kumulları sıyırılıp proje kapsamında yapacakları yol ve otoparklara serdiler. Diğer yandan EÜAŞ International ICC İngilizlerle yine her türlü itiraz görmezden gelinerek Sinop’ta kurulmaya çalışılan nükleer santral için önemli bir nükleer işbirliği antlaşması imzaladı. Bununla da bitmiyor liste… Kanal İstanbul’la ilgili süren mahkeme sürecine rağmen ihaleler yapılmaya başlandı. Aydın’da UNESCO tarafından Dünya Mirası Listesine alınan Afrodisias Antik Kenti’nin hemen yanı başında JES kurulması için ÇED süreci başlatıldı. Çeşitli bölgelerde yayla ve meralar yayınlanan kararnamelerle bu statüden çıkarıldı, bu bölgelerde bir anlamda yapılaşma ve endüstrileşmenin önü açıldı. Ekoloji Birliği’nin hazırladığı liste böyle uzayıp gidiyor…

Doğaya saldırı salgın dinlemiyor

Sadece bunlar mı? Hayır; Yeşil Gazete’de de geçen hafta içinde yer alan haberlere göre Muğla’daki Yeniköy Termik Santrali’ne yapılmak istenen kömür taşıma bantları için bölgedeki zeytinler tam da sokağa çıkma yasağının uygulandığı 1 Mayıs tarihinde kesilmeye çalışıldı, köylülerin zamanında fark edip direnmesi üzerine bu katliam şimdilik durdurulabildi. Mersin’de ise plastik türlerinden biri olan polipropilen fabrikası kurulması için fabrikanın kurulacağı tarım bölgesi özel endüstri bölgesi ilan edildi. Üstelik büyük bir çevre kirliliğine yol açabilecek olan fabrikaya devlet teşviki verilmesi planlanıyor. Diğer yandan ülkemiz hala dünyanın en büyük plastik çöp ithalatçısı…

Bu dönemde hız verilen çevresel kaynakların sömürüsüne bir örnek de İzmir’in ünlü turistik ilçesi Selçuk’dan geldi. Efes Antik Kenti, Meryem Ana Kilisesi gibi dünyanın en önemli tarihi miraslarını barındıran ilçede sit alanı statülerinde sessizce önemli değişiklikler yapıldı. Yapılan değişikliklerle ilçede I. Derece Doğal Sit Alanı statüsünde yer bırakılmadı. Bu değişikliklerin özellikle Pamucak sahillerinde yapılmak istenen devasa beş yıldızlı otellerin önünü açmak için olduğu iddia ediliyor.

Karantina için uygulanan kısmi sokağa çıkma yasağını fırsat olarak görüp merkezi yönetimin desteğini de arkasına alarak ülkemizin doğal kaynaklarını talan etmeye, para kazanma uğruna havamızı, suyumuzu, toprağımızı çekinmeden zehirlemeye çalışanlar bugünlerde topyekün bir saldırıda. Pandemi nedeniyle içerideyiz bugünlerde belki ama kesinlikle uykuda değiliz ve dışarıda oynanan oyunun farkındayız… Hepimiz bugünlerde en az Muğla Yeniköy’de zeytin ağaçlarına sahip çıkan; Çanakkale Çırpı Termik Santrali’nin ÇED olumlu kararını iptal ettiren Muğlalılar, Çanakkaleliler gibi uyanık olmalıyız…

Yoksa pandemi sonrası ekolojik krizden arındırılmış yeni bir dünya hayal ederken; ülkemiz için tam tersi bir tablo ile karşılaşabiliriz…

Uluslararası Enerji Ajansı: Salgın yenilenebilir enerji üretimini artıracak

Uluslararası Enerji Ajansı (IEA), 2020 Küresel Enerji Durum Raporu’nu yayımladı. Raporda yeni koronavirüs salgınının yakıtlar üzerindeki olağanüstü etkisi değerlendirilerek bu yılki veriler üzerinden bir dizi öngörüde bulunuldu.

Rapora göre bu yıl içinde şimdiye kadar kömür ve doğal gaz kullanımı karantina esnasında özellikle çok etkilenirken, sadece güneş ve rüzgar gibi yenilenebilir enerjiler artış gösteriyor.

2020 yılında yükselecek tek enerji kaynağı, düşük işletim maliyetleri ve şebekelere öncelikli erişim imkanı sayesinde küresel enerji üretimindeki payında artış beklenen yenilenebilir enerjiler olacak.

Yenilenebilir enerji artış hızı düşebilir

Bu yıl belli başlı kilit bölgelerde tedarik zincirinde aksama olmasına rağmen, hidrolik enerjinin de katkısıyla güneş (fotovoltaik) ve rüzgar enerjisi, 2020 yılında yenilenebilir elektrik üretimin payını yüzde beş artırma yolunda ilerliyor.

Buna karşın, 2020 yılında yenilenebilir enerjilerin yükselişine rağmen, yükselme hızının daha önceki senelere göre daha düşük olması bekleniyor.

Nükleerde yüzde üç düşüş

Raporda düşük-karbonlu enerji kaynaklarından biri olarak ifade edilen nükleerin, bu yıl, 2019 yılında ulaştığı tüm zamanların en yüksek seviyesinden yüzde üç oranında düşmesi bekleniyor.

Enerji sektörü dışındaki yenilenebilirler için ise işler o kadar iyi değil. Ulaşım ve seyahat üzerindeki kısıtlamalar karayolu ulaşımı talebini aşağı çektiği için, bioyakıtlara yönelik küresel talebin 2020’de büyük oranda düşmesi bekleniyor.

Birol: Emisyonlarda keskin yükselişler görebiliriz

IEA yöneticisi Fatih Birol yaptığı açıklamada “2008 Mali Krizi sonrası fikir verecekse, ekonomik koşullar iyileştikçe emisyonlarda keskin yükselişler göreceğimiz muhtemel. Ancak hükümetlerin ekonomik iyileşme planlarının merkezine temiz enerji teknolojilerini koyarak bu deneyimden ders çıkarmaları gerekiyor”dedi.

Birol, Covid-19 krizinin, modern toplumların sağlık hizmetleri, işletmeleri ve günlük hayattaki temel ihtiyaçları için güvenilir enerji kaynaklarına bağımlı olduğunun altını çizdi.

Özbekistan’da baraj duvarının çökmesi 100 bin kişiyi yerinden etti

Özbekistan’ın komşusu Kazakistan’a yakın bir mahallesinde barajın patlaması sebebiyle meydana gelen on binlerce kişinin evlerini terk etmesine yol açtı. Yeni inşa edilen Sardoba barajının duvarı 1 Mayıs’ta kırıldı.

Olayın ardından Özbekistan’daki 22 yerleşim yerinde 70 bin kişi tahliye edildi. 50 kişi ise hastaneye kaldırıldı. Kazakistan Cumhurbaşkanı Kassym-Jomart Tokayev ise kendi ülkelerinde 22 binin üzerinde kişiyi tahliye ettiklerini duyurdu.

Kazakistan: Hızlı bilgi alamadık

Kazakistan yetkilileri, Özbekistan’ı selin kontrol durumu hakkında yeterince hızlı bilgi paylaşmadıkları için eleştirdi. Özbekistan Cumhuriyet Savcısı ise resmi ihmal ve inşaat kuralı ihlallerine ilişkin soruşturma başlatıldığını söyledi.

Sardoba barajını inşa etmek için başlatılan yedi yıllık proje 2017’de tamamlanmıştı. 922 milyon metreküp su kapasitesine sahip olan baraj Sirdaryo ve Jizzakh eyaletlerindeki tarım alanlarını sulamak için kullanılıyordu.

 

Avrupa Birliği çöpünün yüzde 37’sini Türkiye alıyor

AB İstatistik Ofisi Eurostat verilerine göre 2019 yılında Avrupa Birliği ülkelerinin ihraç ettiği 31 milyon ton çöpün en büyük alıcısı Türkiye oldu. Türkiye 11,4 milyon ton çöp alarak, toplam miktarın yüzde 37’sini ithal etmiş oldu.

Euro News’ın haberleştirdiği verilere göre ikinci sırada 2,9 milyon ton çöp alımıyla Hindistan yer alırken üçüncü sırada ise 1,9 milyon ton çöp ile Birleşik Krallık yer aldı. Hindistan toplam ithalatta yüzde dokuz, Birleşik Krallık ise yüzde altı orana sahip.

İthalat 15 yılda üçe katlandı

Türkiye’nin AB’den çöp ithalatı yıllar içinde büyük artış gösterdi. Bu miktar 2019 yılında 2004 yılına göre üçe katlanmış durumda. Eurostat da basın bülteninde “Türkiye: AB’nin çöpünün ana varış merkezi” başlığını kullandı.

AB’nin ithal ettiği 31 milyon ton çöpün değeri ise 13,4 milyar euro oldu. Çöp ihraç eden AB aynı zamanda çöp ithalatçısı konumunda. AB 31 milyon ton çöp ihraç ederken 16,7 milyon ton da çöp aldı.

İthal ettiği çöplerin değeri ise 12,8 milyar Euro oldu. 2004 yılında AB’nin çöp ithalat ve ihracatı yaklaşık aynı seviyede iken yıllar için ihracat artarken ithalat düşüş gösterdi.