Ana Sayfa Blog Sayfa 2072

Habertürk, HDP’lileri ‘evrensel yayın ilkeleri’ gereği davet etmiyormuş

Habertürk televizyon kanalında sunucu Didem Arslan Yılmaz’ın HDP’lilerin neden programlara davet edilmediğine ilişkin ‘bu bir tercihtir’ açıklamasının ardından, kanalın diğer sunucuları Veyis Ateş ve  Mehmet Akif Ersoy da bir açıklama yaparak HDP’yi programlara davet etmeyeceklerini dile getirdi. 

‘Davet etmiyoruz, etmeyeceğiz’

Veyis Ateş ana haber bülteninde yaptığı açıklamada şunları söyledi: “Bir iğne elinize batsa canımız yandı diyoruz. Bu insanlar canlarını kurban ediyorlar, canlarını veriyorlar. Bizim için canlarını yok sayıyorlar, şehit oluyorlar. Şimdi orta yerde bu varken bu eylemleri açık seçik kınamayanları, araya mesafe koymayanları evrensel yayın ilkeleri ve kendi yayın çizgimiz itibariyle Habertürk Televizyonu olarak davet etmiyoruz, etmeyeceğiz de…

Televizyonun bir diğer program sunucusu Mehmet Akif Ersoy da sosyal medya hesabından yayınladığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:

“Devletin birliği ve vatanımızın bütünlüğüne kastederek, silahlı kalkışma yürüten PKK terörüne karşı; Vatanımızı Milletimizi ve Demokrasimizi savunma mücadelesini yurt içinde ve dışında kanıyla canıyla sürdüren güvenlik güçlerimizin bu şerefli, uluslararası ve ulusal hukuk açısından tamamen meşru olan mücadelesine saygılı olmayan, bu kapsamda, PKK’yı terör örgütü olarak görmeyen ve kanlı eylemlerini açık seçik bir şekilde kınamayan kişileri ve temsilcileri tartışma programlarına evrensel yayıncılık ilkeleri ve kendi yayın çizgimiz gereğince davet etmiyoruz.”

HDP’den tepki: Vatan, devlet tapulu malınız mı?

Bağımsız İstanbul Milletvekili Ahmet Şık,  “Bunca laf kalabalığının özeti: İktidar kime izin verirse onu yayına alırız” paylaşımıyla Ersoy’u eleştirirken HDP Muş Milletvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit,  “Devlet, millet, vatan tapulu malınız mı? diye sordu.

Didem Arslan‘ın HDP’lileri kanala konuk almamalarını “Kamu televizyonu değil, özel sektörüz. Bu bir tercihtir” sözleriyle açıklamasına tepki gösteren HDP Ekonomiden Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı Garo Paylan, “Gazetecilik tercih değil, hakikat arayışıdır” demişti.

Türkiye’de koronavirüs: 1.467 yeni vaka, 17 kişi yaşamını yitirdi

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, Türkiye’de koronavirüs nedeniyle son 24 saatte 17 kişinin daha hayatını kaybettiğini, 1467 yeni vaka tespit edildiğini açıkladı. Böylece toplam ölü sayısı 4 bin 842’e toplam vaka sayısı 181 bin 298’e yükseldi.

Bakan Koca’nın paylaşımı şöyle:

Yeni vaka sayısı dünkünden 125 az. Hastaneye yatışı yapılan yeni hasta sayısı 210. Yoğun bakım hasta sayımızda 10 artış var. Pozitif tanı sayısının 1.000’in üstünde seyrettiği son tablolarda bazı bölgeler ve grup davranışları etkin. Tedbirlerle güçlüyüz. http://covid19.saglik.gov.tr

Türkiye’de ilk koronavirüs vakası 11 Mart’ta tespit edildi. O günden bu yana vaka ve ölüm sayıları şu şekilde: 

11 Mart: 1 vaka
13 Mart: 3 vaka
14 Mart: 6 vaka
15 Mart: 18 vaka
16 Mart: 29 vaka
17 Mart: 51 vaka, 1 ölüm
18 Mart: 93 vaka, 1 ölüm
19 Mart: 168 vaka, 2 ölüm (1.981 test)
20 Mart: 311 vaka, 5 ölüm (3.656 test)
21 Mart: 277 vaka, 12 ölüm (2.953 test)
22 Mart: 289 vaka, 9 ölüm
23 Mart: 293 vaka, 7 ölüm (3.672 test)
24 Mart: 343 vaka, 7 ölüm (3.952 test)
25 Mart: 561 vaka, 15 ölüm (5.035 test)
26 Mart: 1196 vaka, 16 ölüm (7.286 test)
27 Mart: 2069 vaka, 17 ölüm (7.533 test)
28 Mart: 1704 vaka, 16 ölüm (7.641 test)
29 Mart: 1815 vaka, 23 ölüm (9.982 test)
30 Mart: 1610 vaka, 37 ölüm (11.535 test)
31 Mart: 2704 vaka, 46 ölüm (15.422 test)

1 Nisan: 2148 vaka, 63 ölüm (14.396 test)
2 Nisan: 2456 vaka, 79 ölüm (18.757 test)
3 Nisan: 2786 vaka, 69 ölüm (16.160 test)
4 Nisan: 3012 vaka, 76 ölüm (19.664 test)
5 Nisan: 3015 vaka, 73 ölüm (20.065 test)
6 Nisan: 3148 vaka, 75 ölüm (21.400 test)
7 Nisan: 3892 vaka, 76 ölüm (20.023 test)
8 Nisan: 4117 vaka, 87 ölüm (24.900 test)
9 Nisan: 4056 vaka, 96 ölüm (28.578 test)
10 Nisan: 4747 vaka, 98 ölüm (30.864 test)
11 Nisan: 5138 vaka, 95 ölüm (33.170 test)
12 Nisan: 4789 vaka, 97 ölüm (35.720 test)
13 Nisan: 4093 vaka, 98 ölüm (34.456 test)
14 Nisan: 4062 vaka, 107 ölüm (33.070 test)
15 Nisan: 4281 vaka, 115 ölüm (34.090 test)
16 Nisan: 4801 vaka, 125 ölüm (40.427 test)
17 Nisan: 4353 vaka, 126 ölüm (40.270 test)
18 Nisan: 3783 vaka, 121 ölüm (40.520 test)
19 Nisan: 3977 vaka, 127 ölüm (35.344 test)
20 Nisan: 4674 vaka, 123 ölüm (39.703 test)
21 Nisan: 4611 vaka, 119 ölüm (39.429 test)
22 Nisan: 3083 vaka, 117 ölüm (37.535 test)
23 Nisan: 3116 vaka, 115 ölüm (40.962 test)
24 Nisan: 3122 vaka, 109 ölüm (38.351 test)
25 Nisan: 2861 vaka, 106 ölüm (38.308 test)
26 Nisan: 2357 vaka, 99 ölüm (30.177 test)
27 Nisan: 2131 vaka, 95 ölüm (20.143 test)
28 Nisan: 2392 vaka, 92 ölüm (29.230 test)
29 Nisan: 2936 vaka, 89 ölüm (43.498 test)
30 Nisan: 2615 vaka, 93 ölüm (42.004 test)

1 Mayıs: 2188 vaka, 84 ölüm (41.431 test)
2 Mayıs: 1983 vaka, 78 ölüm (36.318 test)
3 Mayıs: 1670 vaka, 61 ölüm (24.001 test)
4 Mayıs: 1614 vaka, 64 ölüm (35.771 test)
5 Mayıs: 1832 vaka, 59 ölüm (33.283 test)
6 Mayıs: 2253 vaka, 64 ölüm (30.303 test)
7 Mayıs: 1977 vaka, 57 ölüm (30.395 test)
8 Mayıs: 1848 vaka, 48 ölüm (33.687 test)
9 Mayıs: 1546 vaka, 50 ölüm (35. 605 test)
10 Mayıs: 1152 vaka, 47 ölüm (36.187 test)
11 Mayıs: 1114 vaka, 55 ölüm (32.722 test)
12 Mayıs: 1704 vaka, 53 ölüm (37.351 test)
13 Mayıs: 1639 vaka, 58 ölüm (33.332 test)
14 Mayıs: 1635 vaka, 55 ölüm (34.821 test)
15 Mayıs: 1708 vaka, 48 ölüm (38.565 test)
16 Mayıs: 1610 vaka, 41 ölüm (42.236 test)
17 Mayıs: 1368 vaka, 44 ölüm (35.369 test)
18 Mayıs: 1158 vaka, 33 ölüm (25.141 test)
19 Mayıs: 1022 vaka, 28 ölüm (25.382 test)
20 Mayıs: 972 vaka, 22 ölüm (20.838 test)
21 Mayıs: 961 vaka, 27 ölüm (33.633 test)
22 Mayıs: 961 vaka, 27 ölüm (37.507 test)
23 Mayıs: 1186 vaka, 32 ölüm (40 .178 test)
24 Mayıs: 1141 vaka, 32 ölüm (24.589 test)
25 Mayıs: 987 vaka, 29 ölüm (21.492 test)
26 Mayıs: 948 vaka, 28 ölüm (19.853 test)
27 Mayıs: 1035 vaka, 34 ölüm (21.043 test)
28 Mayıs: 1182 vaka, 30 ölüm (33.559 test)
29 Mayıs: 1141 vaka, 28 ölüm (36.155 test)
30 Mayıs: 983 vaka, 26 ölüm (39.230 test)
31 Mayıs: 839 vaka 25 ölüm (35.600 test)

1 Haziran: 827 vaka, 23 ölüm (31.525 test)
2 Haziran: 786 vaka, 22 ölüm (32.325 test)
3 Haziran: 867 vaka, 24 ölüm (52.305 test)
4 Haziran: 988 vaka, 21 ölüm (54.234 test)
5 Haziran: 930 vaka, 18 ölüm (57.829 test)
6 Haziran: 878 vaka, 21 ölüm (35.846 test)
7 Haziran: 914 vaka, 23 ölüm (35.335 test)
8 Haziran: 989 vaka, 19 ölüm (39.361 test)
9 Haziran: 993 vaka, 18 ölüm (37.225 test)
10 Haziran: 922 vaka, 22 ölüm (36.521 test)
11 Haziran: 987 vaka, 17 ölüm (49.190 test)
12 Haziran: 1195 vaka, 15 ölüm (41.013 test)
13 Haziran: 1459 vaka, 14 ölüm (45.092 test)
14 Haziran: 1562 vaka, 15 ölüm (45.176 test)
15 Haziran: 1592 vaka, 18 ölüm (42.032 test)
16 Haziran: 1467 vaka, 17 ölüm (46.800 test)

Başak Demirtaş’a taciz mesajı atan kişi tutuklandı

Başak Demirtaş‘ı hedef alarak sosyal medyada cinsiyetçi paylaşım yaptığı için gözaltına alınan Vedat M. hakkında çıkarıldığı nöbetçi Sulh Ceza Hakimliği tarafından tutuklama kararı verildi.

Twitter üzerinden cinsiyetçi saldırıyı gerçekleştirdiği düşünülen V.Y ile üvey amcası V. M. Sakarya Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma çerçevesinde gözaltına alınmıştı. Daha sonra V.Y.’nin ifadesinde paylaşımı kendisinin yapmadığını söylemesi üzerine serbest bırakılmıştı. Üvey amcasının işlemleri ise devam etmişti.

Neler yaşandı?

Vedat Muti7 isimli kullanıcı hesabı üzerinden Başak Demirtaş’a yönelik cinsiyetçi bir taciz mesajı atılmıştı. Olayın duyulmasının ardından pek çok kişi ve kurum #BaşakDemirtaşSeninleyiz etiketi üzerinden atılan mesajı protesto etmişti.

Kullanıcının hesabı askıya alınırken, Demirtaş’a destek mesajı gönderen CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu da Büro Memur-Sen İstanbul Maliye Şubesi Başkan Yardımcısı Ahmet Yağcı tarafından atılan benzer bir taciz mesajıyla karşılaşmıştı.

İki hesapta da AKP Tanıtım ve Medya Başkanı Mahir Ünal’ın duyurusunu yaptığı ‘Etik kurallara uyuyorum” anlamına gelen ‘Yeşil nokta’ sembolünü kullanıldığı görüldü.

Konuyla ilgili açıklama yapan CHP İstanbul Hukuk Komisyonu ise “Vedat Muti isimli kendini bilmez şahsın, Başak Demirtaş’la birlikte İl Başkanımız Dr. Canan Kaftancıoğlu ile ilgili cinsiyetçi küfürlü paylaşımları nedeniyle de savcılığa suç duyusunda bulunduğumuz gibi Ahmet Yağcı hakkında da suç duyusunda bulunduk” dedi.

Keldani kilisesi definecilerin hedefinde

Şırnak‘ın Uludere ilçesinde yer alan Şenoba beldesine bağlı Keldani köyü Onbudak‘taki (Işşi) terk edilmiş kilise definecilerin uğrak yeri haline geldi, kilisenin taban ve duvarları yapılan kazılarla tahrip edildi.

Mezopotamya Ajansı’nda yer alan habere göre 1984 yılında Keldaniler‘in Avrupa ve Irak‘a göç etmek zorunda kalmasından sonra köyün tek kilisesi camiye çevrilmişti.  1990’lı yıllarda yaşanan çatışmalardan dolayı köy bir kez daha boşaltılınca camiye dönüştürülen kilise de atıl kaldı.

Oran: Biz köyü terk edince defineciler geldi

Köyün sonraki sakinlerinden Mehmet Nuri Oran yaşanan süreci “1984 yılında Keldaniler Fransa’ya muhacir olduktan sonra bizler parayla topraklarını aldık. 1985-1993 yılları arasında burada ikamet ettik” şeklinde aktardı.

1993 yılında sorunlar çıkmasının ardından köyü terk ederek beldeye yerleştiklerini söyleyen Oran “Burası onların kilisesiydi. İbadetlerini yapıyorlardı. Ardından biz gelince kiliseyi camiye çevirdik ve ibadet ettik. Bizler de köyü terk edince defineciler buraları kazdı” dedi.

 

Dünyanın en yaşlı denizcilerine kömür tehdidi

WWF- Türkiye (Dünya Doğal Hayatı Koruma Vakfı) 16 Haziran Dünya Deniz Kaplumbağaları Günü’ne ilişkin bir açıklama yayınlayarak “Dünyanın en yaşlı denizcilerinin yaşamaya devam etmesi için yuvalama kumsallarını korumak büyük önem taşıyor” dedi.

Açıklamada Adana’da Sugözü kumsalında inşaatı devam eden Hunutlu Kömürlü Termik Santrali projesinin Akdeniz Havzası’ndaki önemli yeşil deniz kaplumbağası yuvalama alanlarından birini yok ettiğine dikkat çekildi.

Önde gelen yumurtlama alanlarından 

Adana’nın Yumurtalık ilçesinde ithal kömürle çalışacak Hunutlu Termik Santral projesinin ve projeye ait kıyı ve deniz yapılarının bulunduğu Sugözü Kumsalı, ülkemizdeki  önde gelen deniz kaplumbağası yuvalama alanları arasında. 

IUCN’in Kırmızı Listesine göre “tehlike altında” kategorisinde yer alan yüzlerce Yeşil deniz kaplumbağası ve İribaş deniz kaplumbağası her yıl bu bölgede yumurta bırakıyor.

‘Mevzuata aykırı’

Mevzuata göre bu alanda termik santral yapılmasının hukuka aykırı olduğu belirtilen açıklamada “Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü (DKMP) tarafından yayımlanan Deniz Kaplumbağalarının Korunmasına İlişkin 2009-10 sayılı Genelge’ye göre, bu alan korunması gereken önemli deniz kaplumbağası yuvalama alanlarından biri; yani bu kumsala çivi dahi çakılmaması gerekiyor” denildi.

Pasinli: İskele habitatlarını ikiye bölüyor

Santral projesini değerlendiren WWF-Türkiye Genel Müdürü Aslı Pasinli “Proje için yapılan iskele, kaplumbağaların habitatını ikiye bölüyor. Sahildeki inşaat, kaplumbağa yuvaları için büyük risk oluşturuyor” dedi.

Yılda 1,5 milyar ton soğutma suyu kullanacak tesisten çıkacak suyun deniz suyu sıcaklığından 7°C daha fazla olacağını belirten Pasinli “Yaz aylarında sıcaklıkların artmasıyla ölümcül sonuçların ortaya çıkması muhtemel. Yeşil deniz kaplumbağaları deniz çayırları ile besleniyor, denizlerdeki oksijen ve besin dengesini koruyarak sağlıklı deniz ekosistemlerine sahip olmamızı sağlıyor. Bizim de temiz hava kaynağımız olan denizler bir anlamda dünyanın en yaşlı denizcisi deniz kaplumbağalarının sayesinde nefes alıyor” dedi.

‘Uluslararası sözleşmelere aykırı’

Kumsalın korunmasına yönelik Türkiye’nin yükümlülüklerine de dikkat çeken Pasinli “Tehlike altındaki türler ve onların doğal yaşam ortamları korunamadığı için ülkemizin de taraf olduğu Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi’nin üç maddesi ihlal ediliyor. Sözkonusu santral inşaatı aynı zamanda taraf olduğumuz, Avrupa’nın Yaban Hayatı ve Yaşama Ortamlarını Koruma Sözleşmesi (Bern Sözleşmesi)’nin 4. ve 6. maddelerine de aykırı” ifadelerini kullandı. 

22 binden fazla imza

İskenderun Körfezi’nde Hunutlu Termik Santralinin yapıldığı yere 20 km uzaklıkta bulunan başka bir kömürlü termik santral inşaatı ise proje alanında Caretta caretta ve İskenderun kertenkelesi gibi türlerin bulunması sebebiyle, Aralık 2019’da Hatay 1’inci İdare mahkemesi tarafından iptal edilmişti.

WWF-Türkiye ile birlikte 18 doğa koruma kuruluşunun 2 Haziran’da change.org üzerinden başlattığı Adana’ya Temiz Hava imza kampanyası ile Hunutlu Kömürlü Termik Santrali projesinin durdurulması için bugüne kadar 22 binden fazla imza toplandı.

Berkin’in ailesi adalet istiyor: Geçen zaman yaralarımızı sarmadı

Berkin Elvan‘ın Gezi Parkı eylemleri sırasında göz yaşartıcı gaz kapsülüyle polis tarafından başından vurulmasının üzerinden yedi yıl geçti.

Olayın yıl dönümünde Elvan’ın ailesi, Berkin adına açılan Twitter hesabından paylaşımda bulundu ve adalet istedi. Paylaşımda şöyle denildi:

7 yıl geçti. Geçen zaman yaralarımızı sarmadı.
Başka çocukların öldürülmemesini istedik, kör kurşunların hedefinde çocuklar oldu.
Berkin’in yaşayamadığı çocukluğu bütün çocukların yaşamasını istiyoruz. Berkin için adalet istiyoruz.

Özlemle oğul…

269 gün komada kalmıştı

Berkin Elvan, 16 Haziran 2013’te, Okmeydanı‘nda polis tarafından atılan göz yaşartıcı gaz kapsülünün başına isabet etmesiyle ağır yaralandı ve komaya girdi. 269 gün boyunca komada kalan Elvan, hastanede hayatını kaybetti.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı savcılarından İsa Dalgıç‘ın 2016 yılının sonunda tamamladığı iddianamede, tek sanık olarak gösterilen polis memuru F.D.’nin “olası kastla öldürme” suçundan yargılanması talep edildi.  İddianamede, polislerin “mukavemette bulunan” Gezi Parkı eylemcilerine  müdahale ettiği, bu sırada kafasına gaz fişeği isabet eden Elvan’ın yaralanarak, hastaneye kaldırıldığı ve tedavi gördüğü sırada hayatını kaybettiği ifade edildi. 

İstanbul 17. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderilen 11 sayfalık iddianame kabul edildi. Soruşturma kapsamında ifadesi alınan 42 polis hakkında ise takipsizlik kararı verildi.

Halen süren davanın 17’inci duruşması 18 Mart’ta yapılacaktı, ancak koronavirüs salgını nedeniyle ertelendi.

SIPRI: Nükleer başlık sahibi ülkeler azaldı, silahların etkileri artıyor

Stockholm Barış Araştırmaları Enstitüsü‘nün (SIPRI) açıkladığı 2020 raporuna göre, 2018’in başına oranla bu yıl dünya genelindeki nükleer silah sayısında azalma oldu. Ancak bu silahlara sahip ülkeler, cephanelerin modernizasyonuna devam ediyor ve rapora göre, bu durum nükleer savaş riskini artırıyor. 

SIPRI’nin raporunda ABD, Rusya, İngiltere, Fransa, Çin, Hindistan, Pakistan, İsrail ve Kuzey Kore’nin 2018 yılı başında 14 bin 465 olan nükleer silah sayısının bu yılın başında 13 bin 865’e düştüğünün tahmin edildiği kaydedildi.

Dünya genelindeki nükleer silah sayısında yaşanan gerilemede, ABD ve Rusya’nın büyük katkısı olduğuna işaret edilen raporda Washington yönetiminin 2018 başında 6 bin 450 olan nükleer silah sayısını bu yıl 6 bin 185’e, Rusya’nın ise bu sayıyı 6 bin 850’den 6 bin 500’e düşürdüğü aktarıldı.

Bu iki ülke,  ellerindeki nükleer silah sayısını kullanım süresi dolmuş nükleer silahları ’emekli ederek’ düşürseler de halen dünyadaki nükleer silahların yüzde 90’nına sahipler. İki ülke 2010’da Stratejik Silahların Azaltılması Antlaşması‘nı imzalamıştı.Raporda 2019’da her iki ülkenin de nükleer silahların azaltılması konusunda anlaşmada belirtilen sınırların altında kaldığı ve anlaşmanın, her iki taraf da uzatmayı kabul etmedikçe Şubat 2021’de son bulacağı belirtiliyor. 

Çin, Pakistan ve Kuzey Kore sayıyı artırdı

ABD ve Rusya’nın yanı sıra İngiltere‘nin nükleer silah sayısını 215’ten 200’e düşürdüğü ifade edilen raporda, Çin‘in 280’den 290’a, Pakistan‘ın 140 ila 150 arasından 150 ila 160’a, Demokratik Kore Halk Cumhuriyeti‘nin (Kuzey Kore) 10 ila 20 arasından 20 ila 30’a çıkardığı bilgisine yer verildi.

Fransa ile Hindistan‘ın elinde nükleer silah sayısının 2018 başına oranla değişmediği, Paris’in 300, Yeni Delhi’nin ise 130 ila 140 arasında nükleer silaha sahip olduğu ifade edildi. İsrail’in ise 2018 başında 80 nükleer silaha sahip olduğu, bu sayısının 2019’da 80 ila 90 arasında seyrettiği dile getirildi.

Raporda, nükleer silaha sahip devletlerin nükleer cephaneliklerinin durumu ve yetenekleri hakkında doğru, şeffaf ve güvenilir bilgi vermekte isteksiz olduklarına da yer verildi. 

Silahları geliştirmeye devam ediyorlar

SIPRI’nin raporuna dikkat çekilen bir başka nokta ise ABD ve Rusya’nın başını çektiği nükleer güçlerin, söz konusu silahların modernizasyonunu devam ettiriyor oluşu. Washington ve Moskova‘nın nükleer silah başlıklarının, söz konusu silahları taşıyan füze ile uçakların sistemlerinin yanı sıra nükleer silah üretim tesislerinin modernizasyonu için kapsamlı ve oldukça maliyetli programlar yürüttüğü kaydedildi.

Aralarındaki siyasi ve askeri ihtilaflar dikkate alındığında ABD ile Rusya’nın nükleer silahlarını azaltmaya devam etme ihtimalinin giderek azaldığı dile getirildi.

Çin, Pakistan ve Hindistan’ın nükleer çalışmalarını artırdığına dikkat çekilen raporda, geçen yıl nükleer silahların testinin yanı sıra orta ve uzun menzilli füzelerin testini erteleyeceğini duyurmasına rağmen Kuzey Kore’nin askeri nükleer programını milli güvenlik stratejisinin merkezi bir unsuru olarak görmeye devam ettiği ifade edildi.

Salgın koşullarında anaakım medya etkinliğini artırdı, Türkiye’de ilk kaynak TV yayınları

Oxford Üniversitesi ile Reuters Gazetecilik Çalışmaları Enstitüsü’nün ortaklaşa çıkardığı 2020 Dijital Haber Raporu yayımlandı. 5 kıtadan 40 ülkede 80 binden fazla kişinin katılımıyla gerçekleştirilen araştırma, koronavirüs krizinin sadece insan sağlığını değil haber kaynaklarını da etkilediğine işaret ediyor. Raporun Türkiye kısmı haber okurları ve izleyicilerinin alışkanlıklarına dair ilgi çekici veriler ortaya koyuyor.

Rapora göre akıllı telefon ve internet platformlarının kullanımı diğer haber kaynaklarını domine etmeye başlarken, kriz nedeniyle uzun vadede daha dijital, daha mobil ve sosyal platformların hakim olduğu bir medya dünyasına doğru köklü bir değişim yaşandı. Bununla birlikte insanların habere ulaşmada hissettiği iki endişe; güven eksikliği ve yanıltıcı bilgi.

İlk defa Kenya ve Filipinler’in de dahil olduğu araştırma, bu yıl özelinde koronavirüs salgınının haberciliğe ve yayıncılar için ekonomik etkilerine de odaklanıyor. Raporda, popülizm, partizan-medya, ve önceki yıllarda da öne çıkan habere güven ve dezenformasyon olgularını da inceleniyor.

Türkiye’de televizyon ilk sırada 

Dijital Haber Raporu‘na göre, Türkiye’deki medya alışkanlıklarında televizyon, ulusal olarak halen yaygın bir haber kaynağı. Büyük kentlerde dijital haber kaynaklarının yaygınlığının daha fazla olduğu belirtilen raporda, birçok ülkeye kıyasla tv yayınlarının izleyiciler tarafından halen güvenilir kaynak olarak gördüğü kaydediliyor. Basılı gazeteler ise giderek azalmakla birlikte, bir kısım okurun tercihi olmayı sürdürüyor.

Türkiye’de habere ulaşmada en rahat erişim kaynağı ise yüz kişiden 72’sinin tercihiyle akıllı telefonlar. Çalışmaya göre, katılanların yüzde 85’inin dijital kaynaklarla habere erişiyor; bunu sırasıyla yüzde 68 ile televizyon, yüzde 58 ile sosyal medya, yüzde 42 ile de basılı yayınlar takip ediyor.  

Medyaya güven

Koronavirüsün başlaması ile birlikte küresel anlamda anketin yapıldığı tarihten beri hiç görülmemiş bir güven azalışı gözlemlendiğine dikkat çekilen raporda, 2019’a göre ülkelerdeki güven ortalaması yüzde dört civarında düşerek yüzde 38’e gerilediğine dikkat çekiliyor. Aralarında Türkiye’nin de bulunduğu ankete katılan sadece altı ülkede medya haberciliğine güven yüzde 50’nin üzerinde. Geçtiğimiz yılın raporuna kıyasla Türkiye’de habere güven oranında 9 puanlık bir artış görünüyor, ancak raporun yorumcuları henüz bu değişime dair bir açıklama getirebilmiş değiller.

Türkiye, Finlandiya ve Portekiz‘in ardından yüzde 55 ile haberlere en fazla güvenen ikinci ülke olurken, bu oran Fransa, Tayvan ve Güney Kore‘de yüzde 20 seviyesine inmiş durumda. 

Haber kaynaklarının güvenilirlik sıralamasında ise daha çok hükümete muhalif kesimler öne çıkıyor. Hükümete yakınlığıyla bilinen haber kaynakları ise rapora göre güvenilirlik seviyesi nispeten düşük görülenler. Güven endeksine bakıldığında, özellikle hükümete yakın görünen medyaya açık biçimde güvenmiyorum diyenlerin oranında belirgin bir artış gözlemlemek mümkün.

Siyasi kutuplaşma olumsuz etkiliyor

Anket, toplumların medyaya daha az güvenmesinin nedenini kötü habercilikten çok ülkelerinin kurumlarına duydukları memnuniyetsizliğe bağlıyor.Raporda bunu siyasi kutuplaşmanın özellikle kamu yayıncılarının haberlerine şüphe ile yaklaşılmasını körüklemesi ve genel itibariyle kutuplaştırılmış medya ortamının güven endekslerini olumsuz etkilemesi gösteriliyor.

Haber takipçilerinin yüzde 60’ı hiç yorum katılmamış haberleri tercih ederken, yüzde 28’lik bir kısım ise kendi bakış açısının haberin merkezinde olmasını istiyor.

Sosyal medyanın bir getirisi olarak küresel anlamda haber okurlarına fazlasıyla geniş bir çerçeveden gelişmelere bakmak için bir fırsat sunulduğu belirtilen raporda, bunun aynı zamanda “alternatif hakikat” gibi olguları da beraberinde getirdiği, ve gazetecilerin bir zamanlar olduğu gibi bilginin akışındaki kontrole sahip olmadığı da ekleniyor.

Koronavirüs salgını

Raporda koronavirüs salgınının haber kaynaklarına erişim alışkanlıkları üzerindeki etkilerine de yer verilmiş. Buna göre ücretli haber mecralarının sayısında son yıllardaki artışın bir risk olarak gösterildiği raporda, geleneksel haber mecralarının ve özellikle de anaakım medyanın etkinliğini salgın sürecinde artırdığı belirtiliyor.

Geleneksel mecralardan televizyon salgın kısıtlamaları sürecinde erişim oranlarını artırırken, fiziksel erişimin zorlaşması nedeniyle basılı gazetecilerin tirajlarında da küresel anlamdaki düşüşe dikkat çekiliyor.

Salgın ile ilgili medyanın haberleri ele alışının güvenilirlik seviyeleri, diğer tüm sosyal ağlar, video mecraları ya da mesajlaşma uygulamalarının güvenilirliğinin iki katından fazla. Bu da kriz anlarında izleyicilerin uzun zamandır sürdürdüğü alışkanlıklarını daha güvenilir bulduğunu gösteriyor.

 

İmece Ev İşçileri Sendikası’ndan çağrı: Güvenli çalışma koşulları istiyoruz

İmece Ev İşçileri Sendikası 16 Haziran Dünya Ev İşçileri Günü dolayısıyla bir açıklama yayınladı. Türkiye’de bir milyonu aşkın ev işçisinin bulunduğunu ancak işçi statüsünde sayılmadıklarını söyleyen sendika, “Prim üzerinden sigorta mantığı ev işçilerini daha da mağdur ediyor” dedi.

Ev işçilerinin yaşadığı hak ihlallerine değinilen açıklamada “Yıllarca çalışsak da emekli olamıyoruz. Sağlık sisteminden de diğer işçiler gibi faydalanamıyoruz” ifadeleri kullanıldı.

Sosyal güvence ve güvenli çalışma

Söz konusu hak ihlallerinin önüne geçilmesi adına çalışanlara güvenli çalışma, sosyal güvence hakları ve kolay sigorta gerektiğini belirten sendika taleplerini şu şekilde sıraladı:

  • 10 günden az çalışan ev işçilerinin sosyal güvenlik haklarını gasp eden 6552 sayılı yasal düzenlemenin iptal edilsin.
  • ILO’nun 189 ‘nolu  ‘Ev işçilerine insan yakışır iş’ sözleşmesi acilen imzalansın.
  • Ev hizmetlerinde çalışanların sosyal güvence şemsiyesine alınması için en az 5 yıl sigorta primleri genel bütçeden ödeme teşviki verilsin.

‘Kiralık işçi bürolarında köle olmak istemiyoruz’

Başka bir hak gaspının da kiralık işçi bürolarından kaynaklandığı söylenilen açıklamada “Biz ev işçileri olarak kiralık işçi bürolarında köle olmak istemiyoruz. Kiralık işçilik hiçbir sorunumuzu çözmeyeceği gibi tacizi, mobingi, sömürüyü daha da artıracaktır. Sadece ev işçilerini değil, kiralık işçilik bütün işçileri köleleştirecektir” denildi.

‘Yurtdışından gördüğümüz desteği Türkiye’den göremedik’

Koronavirüs salgını sırasında da işçilerin hiçbir destek paketinden faydalanamadığı belirtilen açıklamada bu süreçte Dünya Ev İşçileri Federasyonu ile dayanışma içerisine girdiklerini ancak ülkedeki taleplerine “cılız yanıtlar” aldıkları belirtildi.

Ev işçilerinin iş cinayetlerine kurban gittiğinin hatırlatıldığı açıklamanın devamında “Birçok ev işçisi arkadaşımızı ya iş cinayetinde kaybettik ya da Nadira Kadirova gibi şüpheli ölümle kaybettik. Nadira Kadirova‘nın en yakın zamanda ölümünün üzerindeki şüphenin aydınlatılması, bu karanlıktan onurunuzla çıkmanızı umuyoruz” ifadeleri kullanıldı. 

‘Ev işçisi işçidir’

Açıklama “Bugüne kadar usanmadan söyledik; gündelikçi, yardımcı, temizlikçi, kadın değiliz ev işçisiyiz. Çünkü ev işi iştir, ev işçisi işçidir. Ev işçileri örgütlendikçe, ev işçilerinin mücadelesi büyüdükçe bizler de diğer işçilerle eşit haklara kavuşacağız. Ev işçisi kadınlar; işverenler ve yasalar karşısında yalnız değilsiniz çünkü sendikanız var!” ifadeleriyle sona erdi. 

Pekin’de ikinci dalga endişesi: 106 yeni vaka

Avrupa‘da pek çok ülke ekonomiyi düze çıkarmak adına karantina tedbirlerini kaldırıp sınırlarını yeniden açmaya başlarken, salgının ilk kez ortaya çıkmış olduğu Çin‘den endişe verici haberler geldi.

Çinli yetkililerin aktardığına göre ülkede perşembe günü itibarıyla, çoğu Pekin merkezli olmak üzere 106 yeni koronavirüs vakası kaydedildi. Bu, Nisan ayından bu yana açıklanan en yüksek vaka sayısı.

Karantina günlerine dönüş

Ülkede hafta sonu yaşanan vaka artışının ardından Pekin’in en büyük pazaryeri olan 4 bin tezgahlı Xinfadi kapatıldı. Xinhua Haber Ajansı, pazaryerinin ve çevresinin dezenfekte edileceğini duyurdu. Bölgeye alışverişe gitmiş olanların da kendilerini iki hafta süreyle karantina altına alması söylendi.

Kent genelinde 30 bin restoran, pazar ve market de dezenfekte edildi. Pazar günü kent ve çevresine kurulan 300 test merkezinde yaklaşık 76 bin kişiye test yapıldı, yüksek risk grubundaki kişilerin -vakalarla yakın ilişki içinde olanlar- kent dışına çıkmasına engel getirildi ve okullar tatil edildi. Ayrıca toplu taşımada azalmaya gidildi, otobüs tren ve metrolarda yolcu sayısı kısıtlandı, maske zorunluluğu getirildi.

Pazartesi günü tüm iç mekan spor ve eğlence faaliyetleri yasaklandı.

‘İlkinden daha bulaşıcı olabilir’

Wuhan Üniversitesi‘nden Yang Zhanqiu, yeni dalganın ilkine göre daha bulaşıcı bir seyir izleyebileceği görüşünde. Pekin kent sözcüsü Xu Hejian da düzenlenen basın toplantısında kentteki salgın durumunun son derece ciddi olduğunu ve virüsün yayılmasının engellenmesi için sıkı önlemler alınması gerektiğini söyledi.

Dünya Sağlık Örgütü son iki haftada dünya çapında günlük vaka sayısını ortalama 100 bin olarak açıklamıştı. Örgüt, bu sayıların ülkeleri virüsün yeniden ivme kazanmasına karşı alarma geçirmesi gerektiğini söylemişti.