Ana Sayfa Blog Sayfa 2060

Novak Djokoviç koronavirüse yakalandı

Aşı karşıtlığıyla biliniyor 

Bu arada, Sırp medyasında çıkan haberlerde, Novak Djokovic’in herhangi bir virüs belirtisi göstermediği ve bugün Belgrad’da test yaptıracağı kaydedilmişti.

Ünlü tenisçi aşı karşıtlığıyla biliniyor. Geçen nisan ayında verdiği bir röportajda, ”Şahsen aşıya karşıyım ve seyahat edebilmek için birinin beni aşı olmaya zorlamasını istemiyorum” demişti. ”Fakat bu bir zorunluluk haline gelirse ne olacak ? Bir karar almak zorunda kalacağım. Konuyla ilgili kendi fikirlerim var. Yaşananlar bir noktada değişir mi ? Bilmiyorum…” şeklinde konuşan Djakoviç, büyük tenis organizasyonların iptal edilmesini isteyen diğer sporculara rağmen, turnuvaların ertelenmesine de karşı çıkıyordu.  

Ekolojist, Yeşil ve çevrecilere öğütler: Düşünce ve eylem biçimlerimizi değiştirmeliyiz

Yıllar önce tiyatro eleştirmeni Günay Akarsu’ya “Şu Türk Tiyatrosu ve Sineması neden bu kadar madara acaba?” diye sorduğumda “Alıcısı belirliyor” demişti. (Melih Ergen)

Birinci eylem değişikliği: Uzun değil, kısa yazmak

21 Haziran kısa gazete köşe yazısının üstadı İlhan Selçuk’un, 13 Haziran da Kısa cümle, aydınlık cümle… ne demek? Ne kadar kısa, kimin için aydınlık? Fikri balta ile belinin ortasından kesmek…” diye yazan Türkiye’nin ilk (belki de son) entelektüeli Cemil Meriç’in ölüm yıldönümleri idi.

Yazımın başlığındaki değişikliğe önce kendi yazılarımdan başlamalıyım. Cemil Meriç, Batı’nın edebi ve dini kanonlarını örnek göstererek uzun yazmaktan yanaydı. Bana göre de doğrusu bu, ama bizler Batılı değiliz. İşimiz, sadece okumayı zar-zor söken; okur, ama yazar olmayan çoğunluğa değil, üniversite bitirmiş, ama uzun metinler okumayı sevmeyen çoğunluğa da çevre korumayı nedenleriyle anlatmak. İlhan Selçuk, bu anlamda gerçekçi idi; toplumumuz okumayı sevmiyor, hele uzun metinleri hiç. Her doğru gerçek değil, her gerçek de doğru değil maalesef.

Sağlık bilimlerinde çoğu bilimsel dergi değişik nedenlerle de olsa, artık, makalelerinin beş sayfadan az olmasını istiyor. Gazetecilik okullarında gazeteci adaylarına haber ve köşe yazılarının 500 sözcüğü geçmemesi öğütleniyor. Neden diye sormayın; Twitter gibi sosyal medya iletişim araçları, sözcük sayısından geçtik artık 280 adet harften oluşan metinler yazılmasını istiyor. Kimi blog, web veya elektronik gazete yazılarına yapılan yorumlara açıklama ve yorum yaparken harf değil, kimi zaman noktalama işaretleri ve sözcük arası boşluk vuruşlarını da katarak vuruş sayısının altında değillerse yazı ve yorumlarınız yayına giremiyor.

Okuma ve okunmayı alıcısı belirliyor

Bu nedeni kamuoyu araştırmaları ve elektronik yayınlar için en çok ziyaret (tıklanma) ve okunma (görüntülenme) oranları üzerinden ticari yayıncıların verdiği kararlara dayanıyor. Okumayı ve okunmayı da alıcısı belirliyor. İnsanlar artık değil Doğu’da, Batı’da da giderek uzun metinler okuma becerilerini yitiriyorlar; kimin umurunda? Aynen elektronik hesap makinelerinin yaşama girmesinden sonra ‘kerrat cetveli’ (Çarpım tablosu) ezberimizin giderek bozulması gibi.

O halde birinci eylem değişikliği: Uzun değil, kısa yazmak. Buna toplantı ve kongre sonuç bildirileri ve basın açıklamaları da dahil. Ne demişti, Fritz Schumacher: “Küçük Güzeldir”.[1]

Doğal olarak: “Kısa yazı ne demek? Ne kadar kısa, kimin için kısa?” diye sormanız olası. Bir arkadaşına mektup yazan Mark Twain’e ve Blaise Pascal’a atfedilen “Kusura bakma vaktim yoktu, uzun yazdım” sözünden hareketle size bir ip ucu vereyim: Önce uzun uzun yazın ve zaman ayırıp bir kaç günde demlendire demlendire kısaltın; bir, bir buçuk sayfa (500-700 sözcük) iyidir. Örneğin bu yazı yaklaşık 400 sözcük, boşluklu 3000 vuruştan (karakter) oluşuyor. Yerine ve duruma göre uzun da yazarsınız. Hem kısa yazmak, yayıncı bulursanız uzun yazmaya engel değil ki.

*

[1] Schumacher E.F. Küçük Güzeldir. Cep Kitapları. İstanbul;1989.

Basın İlan Kurumu Evrensel’e 45 gün ilan durdurma cezası verdi

Basın İlan Kurumu (BİK) Evrensel’e, Ragıp Zarakolu’nun “Makus Kaderden Kaçış Yok” başlığıyla yayımlanan yazısını gerekçe göstererek 45 gün süreyle resmi ilan ve reklamların kesilmesi cezası verdi.

Karara itiraz edeceklerini söyleyen Evrensel Avukatı Devrim Avcı, “45 günlük ilan kesme cezası şimdiye kadar verilmiş en uzun ilan kesme cezası. İfade özgürlüğü kapsamında bir köşe yazarının kendi kanaati doğrultusunda yazdığı bir makaleye böyle bir ceza verilmesi hukuk ile açıklanabilir değil” dedi.

Sosyal medyada linç

Evrensel ile Artı Gerçek’in internet sitesinde 5 Mayıs 2020 tarihinde “Makus Kaderden Kaçış Yok’”başlığıyla yayımlanan Ragıp Zarakolu’nun köşe yazısına ilişkin sosyal medyada linç kampanyası başlatılmıştı.

Hemen ardından ise İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Organize Suçlar Soruşturma Bürosu, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve İletişim Başkanı Fahrettin Altun’un suç duyurusu ile soruşturma başlatıldı.

Soruşturmalar açıldı

“Darbe mesajı vererek anayasal düzeni hedef almak” suçlaması ile yürütülen soruşturma kapsamında Genel Yayın Yönetmeni Fatih Polat ve Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Görkem Kınacı, 14 Mayıs 2010 tarihinde İstanbul İl Emniyet Müdürlüğüne giderek ifade verdi.

13 Mayıs 2020 toplanan Basın İlan Kurumu’nun da aynı yazı ile ilgili soruşturma başlattığını belirten Evrensel Gazetesi “Basın ahlak Yasasının 129 sayılı Genel Kurul Kararı’nın 1. maddesi ile aynı maddenin (a), (ç), (d) ve (ı) bentlerinin ihlal edildiği iddiasıyla başlatılan soruşturma kapsamında gazetemizden savunma talep edildi” dedi.

‘Yazı ifade özgürlüğü kapsamında’

27 Mayıs 2020 tarihinde gazete tarafından gönderilen savunmada, yazıda Türkiye siyasi tarihini kısa bir özeti yapılarak siyasi iktidarların iktidara gelme ve gitmesi, seçilmesi ve seçimi kaybetmesi, iktidarı alabilmek ve iktidarda kalabilmek için yaptıkları koalisyonlar birlikteliklerinin açıklandığına vurgu yapıldı.

Birçok yerleşik Yargıtay, Anayasa Mahkemesi ve AİHM karar örneklerinin de yer aldığı savunmada söz konusu yazının hukuka uygunluk sınırları içinde eleştiri ve ifade özgürlüğü kapsamında olduğu belirtildi.

‘Gazete hasmane bir tutum ile karşı karşıya’

Evrensel’in uzun süredir bu tür cezalar ve daha pek çok uygulama ile karşı karşıya olduğunu söyleyen Avcı, “Yani Basın İlan Kurumu için başvuru yapılıyor, ilan kesme cezası veriliyor, yetmiyor, savcılığa suç duyurusunda bulunuluyor. Yetmiyor erişim engelli, tekzipti vs. Tüm bunlar artık gazetenin topyekün hasmane bir tutum ile karşı karşıya olduğunu düşündürtüyor. Tüm bunları düşününce ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü, kişilerin kanaat özgürlüğünün de artık bu ülkede tanınmadığının da açık bir ilanı olduğunu düşünüyoruz. Bu uygulamalara karşı tüm hukuki yollara da başvurumuzu yapacağız” diye konuştu

Büyük fidan dikme programları çevreye yarardan çok zarar verebilir

BBC’den Matt raştırmalardan birinde, yeni fidan dikilmesi için verilen mali teşviklerin geri tepebileceği, biyoçeşitliliği azaltabileceği ve karbon emisyonlarında çok ciddi bir sonucu olmayacağı sonucuna varıldı. Bir başka projede de, yeni ormanların emebileceği karbondioksit miktarının abartılıyor olabileceği tespit edildi.

Her iki çalışmadan verilen ana mesaj ise, fidan dikmenin iklim değişikliğiyle mücadele ve çevreyi korumakta basit bir çözüm olmadığı.

Fidan dikerek orman olmuyor

Geçtiğimiz birkaç yılda, fidan dikmenin iklim değişikliğiyle mücadelede düşük maliyetli ve büyük etkili bir çözüm olduğu inancı yerleşti.

Daha önceki çalışmalar, ağaçların karbon emisyonlarını emip depolamakta büyük dev bir potansiyele sahip olduğu sonucuna varmış ve birçok sayıda ülke, ağaç dikme kampanyalarını iklim değişikliğiyle mücadele planlarının merkezine koymuştu.

Geçen yıl İngiltere’de yapılan genel seçimlerde daha çok ağaç dikme vaadi siyasi partilerin programlarındaydı. ABD’de Başkan Donald Trump, “1 Trilyon Ağaç Kampanyası”na destek verdi. Bu programla ilgili yasa tasarısı ABD Kongresi’ne sunuldu.

Bir başka büyük fidan dikme inisiyatifi de Bonn Challenge. (Bonn Yarışması)  Bonn Challenge’ta ülkelere 2030 yılına kadar 350 milyon hektarlık ormansızlaştırılmış ya da bu özelliğini kaybetmiş alanı yeniden ağaçlandırmaları çağrısı yapılıyor.

Şili'deki Nothofagus alessandrii ormanlarının geriye kalan son bölümü yeni dikilen ağaçlarla çevrildi.
Fotoğraf: Cristian Echeverria.

Şili örneğindeki fiyasko

Şu ana dek 40 ülke, girişime destek verdi. Ancak bilim insanları, yeni fidan dikimlerine temkinli yaklaşılması tavsiyesinde bulunuyor. Uzmanlar, Bonn Challenge’ta vaat edilen yeniden ağaçlandırmalarda yüzde 80’in tek bir türe ya da meyve veya kauçuk gibi belirli ürünlere yönelik olduğuna dikkat çekiyor.

Bu yeni çalışmayı yapan ekip, ağaç dikmeleri için özel toprak sahiplerine verilen mali teşvikleri de yakından inceledi. Ödemeler, ağaç sayılarını önemli oranda artırmakta başlıca unsur olarak görülüyor. Araştırma kapsamında 1974-2012 arasında fidan dikimini sübvanse eden ve dünya genelinde etkili bir orman kazanma projesi olarak görülen Şili örneğine bakıldı.  Şili’de çıkartılan yasayla, yeni fidan dikiminin yüzde 75’i sübvanse edilmişti.

Aslında yasanın hedefi mevcut ormanlar değildi, ancak yasanın esnek uygulanması ve bütçe kısıtlamaları bazı toprak sahiplerinin yerli ormanları, daha kârlı ağaçlarla değiştirmeleri sonucunu beraberinde getirdi. Çalışmada, ağaçla kaplı alanların çoğaldığı, ancak yerli orman alanının azaldığı saptandı.

Uzmanlar Şili’deki yerli ormanların biyoçeşitlilik açısından zengin olduğuna ve büyük oranda karbon tuttuğuna dikkat çekiyor. Ancak sübvansıyon programı, karbon depolama kabiliyetini artırmayı başaramadı ve biyoçeşitlilik kaybını hızlandırdı.

Şili
Fotoğraf: Robert Heilmayr

‘Amaçlananın tam tersi’

Çalışmayı yapan ekipten Stanford Üniversitesi Profesörü Erik Lambin, “Fidan dikimini teşvik eden politikalar kötü tasarlanır ve kötü uygulanırsa, sadece kamu parasını israf etme değil atmosfere daha çok karbon salma ve biyoçeşitliği kaybetme riski var. Bu da bu politikaların amacının tam tersi” dedi.

İkinci bir çalışmadaysa, yeni dikilen ormanların ne kadar karbon emdiği incelendi. Şimdiye dek, birçok uzman ağaçların emdiği karbon miktarını belli bir oran kullanarak hesaplıyordu. Bu oranın yerel koşullara bağlı olabileceğinden şüphelenen uzmanlar, Kuzey Çin‘de inceleme yaptı. Hükümet bu bölgede hem iklim değişikliğiyle mücadele hem de Gobi Çölü‘nden gelen tozu azaltmak için fidan dikimini teşvik ediyordu.

Yeni dikilen orman arazilerinden 11 bin toprak numunesini inceleyen uzmanlar karbon açısından fakir topraklarda yeni ağaç dikmenin organik karbon yoğunluğunu azalttığını saptadı. Ancak karbon açısından zengin topraklara yeni ağaç dikilmesinin, bu yoğunluğu azalttığı görüldü. Uzmanlar, yeni ağaçlar dikerek ne kadar karbon emileceğine dair tahminlerin abartılı olabileceğini belirtti.

Araştırmaya yapan ekibin başı, Colorado State Üniversitesi‘nden Dr. Anhing Chen, “İnsanların orman arazisi kazanmanın tek bir iş olmadığını anlamasını umuyoruz. Orman arazisi kazandırmada birçok teknik detay, farklı alanların farklı dengeleri söz konusu ve tüm iklim problemlerimizi çözemez” dedi.

İklim krizini gösterebilir misin Abidin?

Ülke genelinde 16 Haziran tarihinden bu yana etkili olan sağanak ve dolu yağışı, pek çok kentte hayatı derinden etkilemeye devam ediyor. Bilim insanlarının yıllardır uyarısını yaptığı iklim krizi adeta koronavirüs sebebiyle kendilerini eve kapatan kişilerin camlarını aniden bastıran dolular eşliğinde tıklatıyor.

Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün ‘sarı kodlu’ uyarıda bulunduğu sağanak yağmur ve dolu yağışları ile hortum İstanbul‘da da bugün öğle saatlerinden itibaren etkili oldu. Biz de iklim krizinin kameralara yansıyan görünür yüzünü sizin için derledik.

Fotoğraf:AA

Ortaköy ve Beşiktaş’ta yağmur sele dönüştü

Birden bastıran sağanak yağış Ortaköy ilçesinde yolların sel altında kalmasına sebep oldu. Sosyal medyada pek çok kullanıcı ilçenin altyapısındaki eksiklerinden dolayı şikayette bulundu.

Beşiktaş’ta yolların su altında kalması da sosyal medyadaki kullanıcıların “Venedik” benzetmesi yapmasına yol açtı. Çekilen videolarda su yüksekliğinin 10-15 santimetreye yükseldiği görüntülendi.

Çatalca ve Hadımköy’de hortum

Sağanak yağmura İstanbul’un birçok ilçesinde dolu yağışı da eşlik etti.Kısa süreli dolu yağışlarında yer yer ceviz büyüklüğünü bulan dolu, pek çok araca zarar verdi.

Çatalca ve Hadımköy’de ise hortum oluştu. Hortumu gören ve cep telefonları ile kaydeden vatandaşlar korku dolu anlar yaşadı.

Sebep iklim krizi

Aralarında Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC), Dünya Meteoroloji Örgütü (WMO), ABD Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA) ve birçok bilimsel kuruluş yaşanan bu felaketlerin doğrudan iklim krizinin sonucu olduğunu söylüyor.

Raporlar, iklim değişikliği yüzünden küresel ortalama sıcaklıkların artacağını ve bunun da kuraklık riskini, düzensiz ve aşırı yağış sıklığı ve miktarını ve fırtına gibi aşırı hava olaylarının sıklık ve şiddetini yükseltebileceğini ortaya koyuyor.

Türkiye’de artan afetler

Meteoroloji Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanan “2018 Meteorolojik Afetler” raporuna göre Türkiye’de de iklim krizi bu afetlerin sayısını her geçen yıl artırıyor.

Fotoğraf: AA

Rapora göre Türkiye’de 2018 yılında 871, 2017 yılında 598, 2016 yılında 654, 2015 yılında 731 meteorolojik afet raporlandı. 2018 yılından bu yana yaşanan afetlere dair veriler ise MGM tarafından açıklanmıyor. Verilere göre bahsi geçen bu dört yıl, 1940’lardan beri ülke tarihinde en çok meteorolojik afetin görüldüğü yıllar olarak ön plana çıkıyor.

Fotoğraf: Ramia Maros 

Demirtaş için yeni tahliye başvurusu yapıldı

Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski eş genel başkanı Selahattin Demirtaş için tahliye başvurusu yapıldı. Demirtaş’ın avukatları, başvuru gerekçesi olarak Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) Demirtaş’la ilgili verdiği hak ihlali kararını gösterdi.

Tutukluluk durumuna son verilmeli’

Medyascope’tan Ferit Aslan’ın aktardığına göre, Demirtaş’ın avukatları Mahsuni Karaman, Benan Molu, Ramazan Demir, Aygül Demirtaş Gökalp ve Sertaç Buluttekin tarafından yapılan başvuruda şu ifadeler yer aldı:
 

Müvekkilin, şüphelisi olmadığı bir soruşturma kapsamında, halen Ankara 19. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılandığı dosya kapsamıyla gerekçe gösterilerek tutuklanması, Anayasa Mahkemesi’nin 9 Haziran 2020 tarih ve 2017/38610 Başvuru Numaralı karar ile müvekkilin makul süreyi aşan tutukluluğu nedeniyle verdiği hak ihlali kararının birlikte nazara alınarak özgürlük ve güvenlik hakkını ihlal eden bu tutukluluk durumuna son verilmesini talep ederiz.”

Ne olmuştu?

AYM 9 Haziran’da aldığı kararda, Selahattin Demirtaş’ın tutukluluk süresinin makul süreyi aştığına, dolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliğinin ihlal edildiğine karar vermişti. Yüksek Mahkeme kararı bilgi için Adalet Bakanlığı ve Ankara 19. Ağır Ceza Mahkemesi’ne göndermişti. 

‘Savunma’ Feyzioğlu’nu korteje almadı: Çok teşekkür ederiz, sayenizde oldu bunlar

İktidar tarafından hazırlanan ve baroların yapısını değiştirmeyi amaçlayan kanun değişikliğine karşı Türkiye‘nin dört bir yanından yola çıkan baro başkanlarının gerçekleştirdiği Savunma Yürüyüşü, geceyi, Ankara‘ya 300 metre kala durduruldukları Eskişehir yolu üzerindeki şantiyenin önünde geçirdi.

Gece boyunca beş kez polis müdahalesiyle karşılaşan hukukçuların etrafı iki ayrı bariyerle çevrildi.

Ankara Barosu’na saldırı

Avukatların sandalye talebi kabul edilmezken, Ankara Barosu’nun getirdiği yiyecekler de içeri alınmadı. Gece geç saatlerde Ankara Büyükşehir Belediyesi tarafından gönderilen yağmurluk ve çorba dağıtımına izin verildi. 

Öte yandan gece saatlerinde desteğe gelen Ankara Barosu üyelerine polis saldırdı ve avukatları barikatlardan 50 metre uzağa sürükledi. Avukatlar bu duruma tepki gösterirken, Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) Ankara Şube Eşbaşkanı Şevin Kaya polis tarafından iteklenerek yere düşürüldü ve tekmelendi.

Baro Başkanvekiline gözaltı

Sabah saatlerindeyse polis barikatları arasında bekleyen baro başkanlarının yanına gitmek isteyen Bilecik Barosu Başkanvekili Hasan Şahin gözaltına alındı.  Şahin’in Bilecik Barosu’nu temsilen yürüyüşe geldiğini belirten baro başkanları gözaltına tepki gösterdi.

Şahin’in gözaltına alınma anı, Aydın Barosu Başkanı Gökhan Bozkurt tarafından paylaşıldı.

‘Gölge etmeyin sayın Başkan’

Baro başkanları, 27 saat sonra kendileriyle görüşmeye gelen Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu’nun direniş alanına girmesini ise istemedi.

Polisten, Feyzioğlu’nun içeri girişi için barikatı açmamasını isteyen başkanlar, Feyzioğlu’na, “Çok teşekkür ederiz, sayenizde oldu bunlar” dedi. Feyzioğlu ise, “Benim sayemde olmadı ama birliğimizi bozduğunuz için olabilir” karşılığını verdi. Baro başkanları, tartışmanın devamında Feyzioğlu’na “Gölge etmeyin sayın Başkan” diye seslendi. 

Hukukçular, barikatların kaldırılmasının ardından yeniden yürüyüşe geçti.

İspanya’da yeni restorasyon faciası: Meryem’i tanınmaz hale getirdiler

1200 euroluk iki müdahale 

İspanyol basınına göre, Barok döneminin önemli ressamlarından Bartolomé Esteban Murillo’nun 17’inci yüzyılda resmettiği ’The Immaculate Conception of Los Venerables’ isimli tabloyu Valensiya’daki özel bir koleksiyoncu restore ettirmek istedi. Koleksiyoncu bunun için bir mobilya restoratörüne 1200 euro ödedi. Sonuç facia olunca ikinci bir girişim yapıldı, ancak bu sefer tablo iyice tanınmaz hale geldi. 

Murillo tablosunun başına gelenler, İsa freski ‘Ecce Homo’ ile restorasyondan sonra ‘pembe yüzlü’ olan 16. yüzyıldan kalma Aziz George heykelini akıllara getirdi. İspanyol sanat tarihçileri yaşananlara tepki gösterdi.

İsa freski ‘Ecce Homo’  restorasyonunun sonucu. 

‘İşleri mahveden yok ediciler’

Galiçya’daki Kültürel Mirası Koruma ve Restorasyon Okulu’ndan Prof. Fernando Carrera, bu tür vakaların iyi eğitimli restoratörlerin önemini ortaya çıkardığını söyledi. The Guardian’a konuşan Carrera, “Bu kişilere restoratör denmemesi gerektiğini düşünüyorum. Dürüst olalım, onlar işleri mahveden yok ediciler” dedi.

Carrera, ülkedeki mevcut yasaların eğitimi olmayan kişilere de restorasyon izni verdiğini söyleyerek, “Herhangi birinin başkalarına ameliyat yaptığını düşünebiliyor musunuz? Veya eczacılık lisansı olmayan birisine ilaç satma izni verildiğini? Mimar olmayan birinin bina inşa ettiğini?” diyerek isyan etti. Carrera ülkenin kültürel mirasına yatırım yapmasının önemini vurgularken, sorunun bir diğer sebebini de “Mirasın siyasetçilerin umurunda olmaması” diye açıkladı. 

İspanya’nın Estella kentindeki bir kilisede bulunan 16. yüzyıldan kalma Aziz George heykelinin restorasyonu için bir resim ve elişleri öğretmeniyle anlaşılmıştı. Restorasyondan sonra heykelin pembe yüzü ve parlak zırhı büyük tepki toplamıştı.

‘Zannedilenden çok daha yaygın’ 

Bir diğer tanınmış restoratör María Borja da Murillo tablosunun başına gelen türden olayların zannedilenden çok daha yaygın olduğunu söyledi. Borja bu tür vakalardan sadece basına yansıdığı zaman haberdar olunduğunu söyleyerek, “Profesyonel olmayan müdahaleler, sanat eserlerin bozulması ve geri döndürülemez hasar anlamına geliyor” diye konuştu. 

Okyanusun beşte biri keşfedildi

Okyanus tabanını 2030 yılına kadar haritalandırma projesi yıkıcı koronavirüs krizine rağmen devam ediyor. Yetkililer yaptıkları açıklamada okyanusun beşte birinin haritasını çıkardıklarını söyledi.293 milyon kilometrekarelik alan ise keşfedilmemiş durumda. 

Bilim insanları okyanus tabanının topografyasının Mars, Merkür veya Venüs‘ün yüzeylerinden daha az tanındığını ve deniz tabanının derinliğini ve şeklini çizmenin okyanusların dünyanın iklimi üzerindeki etkisini anlamaya yardımcı olacağını söylüyor.

Yüzde 19’u keşfedildi

Elde edilen bu veriler, deniz ekosistemleri ve deniz yaşamı hakkında edinilen bilgilerin yanı sıra gelecekteki gıda tedariği zinciri hakkında da insanlığı sahip olduğu bilgiyi artıracak hayati bir öneme sahip.

Kapsamlı bir harita üretmek için mevcut tüm verileri bir araya getirmek için çalışan Seabed 2030,  Pazar günü, yaptığı açıklamada proje başladığında yüzde altı olan haritalanan alanın, şu anda yüzde 19’a yükseldiğini söyledi.

Veriler hükümetler, akademi ve gemilerden

Proje yöneticisi Jamie McMichael-Phillips, Dünya Hidrografi Günü için Reuters’e yaptığı açıklamada, “Gelecek yıl boyunca, Covid-19 kısıtlamaları da ortadan kalktıkça anketlerden, gemi geçişlerinden ve kalabalık kaynaklardan gelen yeni verilerle benzer düzeyde bir ilerleme öngörüyoruz” dedi.

Kullanılan veriler hükümetler, akademi ve gemiler gibi ticari kaynaklardan gelen katkıları içeriyor. Bunlar, dünyanın çeşitli bölgelerindeki uzmanlar tarafından 3 milyar ila 5 milyar dolar arasında bir maliyetle bir araya getiriliyor. 

Proje, Japonya’nın hayırsever Nippon Vakfı ve okyanus tabanını çizmeye dahil olan kar amacı gütmeyen bir uzmanlar derneği olan GEBCO arasındaki işbirliği sonucunda hayata geçti.

Meclis’te altı Covid-19 vakası daha

TBMM’de yapılan son koronavirüs testleri neticesinde altı personelde Covid-19 pozitif tespit edildi. Personelin beşinin AKP Grubu‘nda olduğu öğrenildi. Grupta çalışan tüm personele Meclis Hastanesi’nde test yapıldı. AKP Grubu da dezenfekte edildi. 

Meclis Başkanlığı’ndan 17 Haziran’da yapılan bilgilendirmeye göre; basın koridorunda görev yapan bir garsonun da korona virüsü testi pozitif çıkmıştı. TBMM Başkanvekili Nimetullah Erdoğmuş, 11 Haziran tarihinde yaptığı açıklamada, salgın sürecinde dokuzu personel 10 kişinin testinin pozitif çıktığını söyleyerek şu ifadeleri kullanmıştı:

Üç kişinin tedavisi sürüyor

“Bu kişilerden yedisinin tedavisi tamamlandı ve görevlerine başladılar. Biri TBMM’de çalışan bir televizyon kameramanı olmak üzere toplam üç kişinin ise tedavi süreci devam etmektedir. Tespit edilen bütün vakalarda gerekli tedbirler alınmış, testi pozitif çıkan kişilerle temas ihtimali olan herkes teste tabi tutulmuş ve takip edilmiştir. Bunların dışında bir vaka tespiti yoktur.”