Köşe YazılarıYazarlar

Ekolojist, Yeşil ve çevrecilere öğütler: Düşünce ve eylem biçimlerimizi değiştirmeliyiz

Yıllar önce tiyatro eleştirmeni Günay Akarsu’ya “Şu Türk Tiyatrosu ve Sineması neden bu kadar madara acaba?” diye sorduğumda “Alıcısı belirliyor” demişti. (Melih Ergen)

Birinci eylem değişikliği: Uzun değil, kısa yazmak

21 Haziran kısa gazete köşe yazısının üstadı İlhan Selçuk’un, 13 Haziran da Kısa cümle, aydınlık cümle… ne demek? Ne kadar kısa, kimin için aydınlık? Fikri balta ile belinin ortasından kesmek…” diye yazan Türkiye’nin ilk (belki de son) entelektüeli Cemil Meriç’in ölüm yıldönümleri idi.

Yazımın başlığındaki değişikliğe önce kendi yazılarımdan başlamalıyım. Cemil Meriç, Batı’nın edebi ve dini kanonlarını örnek göstererek uzun yazmaktan yanaydı. Bana göre de doğrusu bu, ama bizler Batılı değiliz. İşimiz, sadece okumayı zar-zor söken; okur, ama yazar olmayan çoğunluğa değil, üniversite bitirmiş, ama uzun metinler okumayı sevmeyen çoğunluğa da çevre korumayı nedenleriyle anlatmak. İlhan Selçuk, bu anlamda gerçekçi idi; toplumumuz okumayı sevmiyor, hele uzun metinleri hiç. Her doğru gerçek değil, her gerçek de doğru değil maalesef.

Sağlık bilimlerinde çoğu bilimsel dergi değişik nedenlerle de olsa, artık, makalelerinin beş sayfadan az olmasını istiyor. Gazetecilik okullarında gazeteci adaylarına haber ve köşe yazılarının 500 sözcüğü geçmemesi öğütleniyor. Neden diye sormayın; Twitter gibi sosyal medya iletişim araçları, sözcük sayısından geçtik artık 280 adet harften oluşan metinler yazılmasını istiyor. Kimi blog, web veya elektronik gazete yazılarına yapılan yorumlara açıklama ve yorum yaparken harf değil, kimi zaman noktalama işaretleri ve sözcük arası boşluk vuruşlarını da katarak vuruş sayısının altında değillerse yazı ve yorumlarınız yayına giremiyor.

Okuma ve okunmayı alıcısı belirliyor

Bu nedeni kamuoyu araştırmaları ve elektronik yayınlar için en çok ziyaret (tıklanma) ve okunma (görüntülenme) oranları üzerinden ticari yayıncıların verdiği kararlara dayanıyor. Okumayı ve okunmayı da alıcısı belirliyor. İnsanlar artık değil Doğu’da, Batı’da da giderek uzun metinler okuma becerilerini yitiriyorlar; kimin umurunda? Aynen elektronik hesap makinelerinin yaşama girmesinden sonra ‘kerrat cetveli’ (Çarpım tablosu) ezberimizin giderek bozulması gibi.

O halde birinci eylem değişikliği: Uzun değil, kısa yazmak. Buna toplantı ve kongre sonuç bildirileri ve basın açıklamaları da dahil. Ne demişti, Fritz Schumacher: “Küçük Güzeldir”.[1]

Doğal olarak: “Kısa yazı ne demek? Ne kadar kısa, kimin için kısa?” diye sormanız olası. Bir arkadaşına mektup yazan Mark Twain’e ve Blaise Pascal’a atfedilen “Kusura bakma vaktim yoktu, uzun yazdım” sözünden hareketle size bir ip ucu vereyim: Önce uzun uzun yazın ve zaman ayırıp bir kaç günde demlendire demlendire kısaltın; bir, bir buçuk sayfa (500-700 sözcük) iyidir. Örneğin bu yazı yaklaşık 400 sözcük, boşluklu 3000 vuruştan (karakter) oluşuyor. Yerine ve duruma göre uzun da yazarsınız. Hem kısa yazmak, yayıncı bulursanız uzun yazmaya engel değil ki.

*

[1] Schumacher E.F. Küçük Güzeldir. Cep Kitapları. İstanbul;1989.