Ana Sayfa Blog Sayfa 2059

Camiler beş vakit ibadete açıldı

 

Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, maske ve mesafe kurallarına uyularak bugünden itibaren tüm vakit namazlarının camilerde cemaatle kılınabileceğini bildirdi.

Erbaş, dün sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, “Camilerimizi cuma ve öğle-ikindi vakitlerinde cemaatle namaza açmıştık. Yarın sabahtan itibaren maske ve mesafeye dikkat ederek sabah, akşam ve yatsı vakitlerinde de cemaatle namaza açıyoruz” ifadelerini kullandı. Bugünden itibaren de Türkiye’nin dört bir yanındaki camilerde, sabah namazında toplu ibadete başlandı. Tüm camilerde dezenfeksiyon çalışmaları yapıldı, fiziksel mesafe önlemleri alındı. 

16 Mart’tan itibaren korona virüsü nedeniyle toplu ibadete kapalı olan camilerde, 12 Haziran günü kademeli olarak ibadete başlanmıştı.

ÇMO: Çarpık kentleşme ve yetersiz altyapı sellere neden oluyor

TMMOB Çevre Mühendisleri Odası, Türkiye’yi 16 Haziran’dan bu yana etkisi altına alan; Bursa’da beş kişinin hayatını kaybetmesine, pek çok ilde tarlaların ve evlerin zarar görmesine ve sel felaketine sebep olan sağanak ve dolu yağışlarıyla ilgili bir açıklama yayınladı.

Yapılan açıklamada şehir sellerinin gerçek nedeni, yere düşen yağış miktarından ziyade, düşen yağışın büyük bir bölümünün toprağa süzülememesi sonucunda yüzey akışına geçmesidir” ifadeleri kullanıldı.

‘Metrelerce yüksekliğe ulaşıyor’

Sel ve taşkınların özellikle yapılaşmanın, asfalt ve beton zeminlerin çok yoğun olduğu yerleşimlerde  görüldüğüne dikkat çekilen açıklamada “Düştüğü noktada 3-5 cm yüksekliğe sahip olan yağışlar, asfalt ve beton zemin üzerinde yüzey akışına geçerek daha alçak noktalara veya altgeçitlere ulaştığında metrelerce yüksekliğe erişerek sel ve taşkınlara neden olmaktadır” denildi.

‘Yağış düzensizliği artacak’

Açıklamada Hükümetlerarası İklim Değişikliği Panelinin (IPCC) güncel iklim öngörülerine göre, ülkemizin de içinde yer aldığı Doğu Akdeniz Havzası’nın iklim değişikliğine karşı en duyarlı alanlar arasında bulunduğu belirtildi. 

İklim değişikliğinin iki temel göstergesinin sıcaklık ve yağış olduğunu belirten ÇMO “Artması öngörülen sıcaklıkların yanı sıra, yağışlarda da düzensizliklerin yaşanması beklenmektedir” dedi. 

‘Afetler her geçen yıl artıyor’

Türkiye yıllık ortalama sıcaklıklarının 2000’li yıllardan itibaren ortalamaların üzerinde gerçekleştiği söylenen açıklamada en sıcak yılların son 10 yıl içinde gerçekleştiği söylendi. 

Yağışlarda yaşanacak düzensizliklerin kısa sürede yüksek miktarda yağış bırakan şiddetli hava olaylarının sıklıklarında artışlar şeklinde kendini gösterdiği belirtilen açıklamada “Meteoroloji Genel Müdürlüğü tarafından yıllık olarak hazırlanan meteorolojik karakterli ve doğa kaynaklı afetler raporlarına göre 2000’li yıllardan itibaren afet sayılarında önemli artışlar yaşandığı belirtilmektedir” denildi. 

‘Kentlerimizi iklim krizine dirençli hale getirmeliyiz’

Bursa’daki sel felaketi sonucunda beş kişinin hayatını kaybettiği ve bir kişinin de kaybolduğunu üzüntüyle karşıladıklarını belirten ÇMÖ “Meteoroloji Genel Müdürlüğü ölçümlerine göre, son 24 saatte Bursa Kestel’de sadece 14,4 mm yağış düşmüştür. Bursa ilinde ölçülen en yüksek yağışlar ise; Yenişehir ve Gürsu’da 20 mm civarında gerçekleşmiştir” dedi. 

Açıklamada  “Yaşanan bu son afet, kentlerimizi iklim krizine karşı daha dirençli hale getirmemiz gerektiğini göstermiştir. İklim değişikliği uyum çalışmaları yapılarak yaşanan sellerin etkisi azaltılabilir, can ve mal kayıpları en az seviyeye indirilebilir” ifadeleri kullanıldı. Bu konuda atılması gereken adımlar şu şekilde sıralandı:

  • Çarpık kentleşme sonucu, dere taşkın alanları ve dere yatakları yapılaşmaya açılmıştır. Dere yatakları acilen rehabilite edilmeli, üzerindeki yapılar kaldırılmalı ve tekrar yapılaşmaya açılmaması için Anayasal korumaya alınması gerekmektedir.
  • Kentsel alanların büyük bölümü asfalt ve betonla kaplandığı için, düşen yağış toprak tarafından emilememekte ve doğrudan akışa geçmektedir. Beton ve asfalt ekonomisi terk edilerek, insan ve çevre merkezli yerleşim politikaları hayata geçirilmelidir.
  • Hızlı nüfus artışından dolayı kentlerimizin altyapısı yetersiz kalmaktadır. Özellikle büyük kentlerimizde bulunan birleşik kanalizasyon sistemleri aşırı yağışlarda yetersiz kalmaktadır. Büyükşehirler başta olmak üzere, tüm yerleşim birimlerinde ayrık sistem kanalizasyon altyapısı oluşturulması için yerel yönetimlere yeterli kaynak ayrılmalıdır.
  • Kentlerimizdeki park ve yeşil alanlar yok edilerek, beton ve asfalt yoğunluğu arttırıldıkça sel ve taşkınların olması kaçınılmazdır.

Türkiye’de koronavirüs: Hayatını kaybedenlerin sayısı 5 bini geçti

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, Türkiye’de koronavirüs nedeniyle son 24 saatte 27 kişinin daha hayatını kaybettiğini, 1268 yeni vaka tespit edildiğini açıkladı. Böylece toplam ölü sayısı 5 bin 1’e, toplam vaka sayısı 190 bin bin 165’e yükseldi.

Test sayımız 3 milyonu geçti. Vaka artışı görülen kentlerden Adana’da 14, Ankara’da 21, Kocaeli’de 16 hastamız yoğun bakımda. İyileşen hasta sayımız yeni vaka sayısından fazla. Daha normal bir hayat için tedbirlere uyarak yeni vaka sayılarını azaltmalıyız.”

Türkiye’de ilk koronavirüs vakası 11 Mart’ta tespit edildi. O günden sonra kademeli olarak alınan önlemlere, son olarak 1 Haziran tarihiyle sona verilerek normalleşmeye geçildi. Haziran ayı vaka ve ölüm sayıları şu şekilde: 

  • 1 Haziran: 827 vaka, 23 ölüm (31.525 test)
    2 Haziran: 786 vaka, 22 ölüm (32.325 test)
    3 Haziran: 867 vaka, 24 ölüm (52.305 test)
    4 Haziran: 988 vaka, 21 ölüm (54.234 test)
    5 Haziran: 930 vaka, 18 ölüm (57.829 test)
    6 Haziran: 878 vaka, 21 ölüm (35.846 test)
    7 Haziran: 914 vaka, 23 ölüm (35.335 test)
    8 Haziran: 989 vaka, 19 ölüm (39.361 test)
    9 Haziran: 993 vaka, 18 ölüm (37.225 test)
    10 Haziran: 922 vaka, 22 ölüm (36.521 test)
    11 Haziran: 987 vaka, 17 ölüm (49.190 test)
    12 Haziran: 1195 vaka, 15 ölüm (41.013 test)
    13 Haziran: 1459 vaka, 14 ölüm (45.092 test)
    14 Haziran: 1562 vaka, 15 ölüm (45.176 test)
    15 Haziran: 1592 vaka, 18 ölüm (42.032 test)
    16 Haziran: 1467 vaka, 17 ölüm (46.800 test)
    17 Haziran: 1429 vaka, 19 ölüm (52.901 test)
    18 Haziran: 1304 vaka, 21 ölüm (48.412 test)
    19 Haziran: 1214 vaka, 23 ölüm (41.316 test)
  • 20 Haziran: 1248 vaka, 22 ölüm (41.112 test)
  • 21 Haziran: 1192 vaka, 23 ölüm (40.496 test)
  • 22 Haziran: 1212 vaka, 24 ölüm (41.413 test)
  • 23 Haziran: 1268 vaka, 27 ölüm (42.982 test)
  • 23 Haziran: 1268 vaka, 27 ölüm (42.982 test)

Esenyurt’ta, yarım saatlik yağışta bir kişi hayatını kaybetti

İstanbul Esenyurt‘ta Pınar Mahallesi’nde şiddetli yağışın ardından dere taştı. Taşan derenin sularının bastığı sokakta bulunan 30’a yakın binanın bodrum katındaki daireleri su altında kaldı. İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, 32 yaşında, Suriyeli bir kişinin hayatını kaybettiğini duyurdu.

Birden bastıran ve yarım saat kadar süren ağır sağanak yağış ve ardından gelen selle ilgili itfaiye ekipleri özellikle bodrum katlarda arama çalışması yürüttü. Yapılan çalışmalarda 11 kişi bodrum kattan dakikalarla kurtuldu.  İstanbul Valiliği’nden yapılan açıklamada da, su baskını sonucu mahsur kalan Suriye uyruklu, iki, üç ve beş yaşlarındaki üç çocuğun kurtarıldığı açıklandı.

Vali Yerlikaya: Bir Suriyeli misafirimiz vefat etti

İstanbul Valisi Ali Yerlikaya bölgeye giderken, konuya ilişkin şu açıklamalarda bulundu:

“Çatalca’da hastanede tedavi gören iki vatandaşımız, Beylikdüzü’nde tedavi gören ik vatandaşımız, Esenyurt’ta 4 Suriyeli misafirimiz var, durumları gayet iyi. Maalesef 30-32 yaşlarında bir Suriyeli misafirimiz vefat etti. 1272 nolu sokakta bodrumda yaşam izni, oranın konut olarak kullanılmasına müsaade etmeyeceğiz. Bugünden itibaren tekrar oranın kullanılmamasıyla ilgili tedbirlerimizi alıyoruz.”

İtfaiye ve AFAD ekipleri halen su basan bodrum katlarında insanların mahsur kalıp kalmadığının tespiti için çalışma yapıyor, biriken suları tahliye ediyor. 

Öte yandan bazı sokaklarda Haramidere‘den taşan sular, önlerine kattıkları araçları sürükledi. Bir sokakta hızla yükselen suların arasında mahsur kalan bir minibüsün içindekiler, aracın üstüne çıkarak bekledi.

‘Yıllar süren çarpık yapılaşmanın sonuçları’ 

CNN Türk‘e konuşan Esenyurt Belediye Başkanı Kemal Deniz Bozkurt da  ilçe genelinde mahsur kalan biri olduğuna dair kendilerine ulaşan bir bilgi olmadığını söyledi.

Bozkurt, “Yıllardır yanlış yapılanmadan dolayı bu sorun yaşanıyor. Çarpık kentleşmenin yıllardır önünü açmakla birlikte başlayan süreç bu” dedi. 50 civarında konutun hasar gördüğünü tahmin ettiğini belirten Bozkurt şunları söyledi:

“Haramidere’nin ıslahı için bir çalışma yapılıyor. Kanalizasyon sularıyla yağmur suyunu ayrıştırmak için çalışma yapılıyor. Dere yalnızca yağmur suyu alacak şekilde dizayn edilecek. Fakat bazı binalar dere kotunun altında. Bunlarla ilgili de önlemler almaya çalışıyoruz.”

Aslı Alpar: Yetkililer destek mekanizmaları oluşturmak yerine nefret söylemini destekliyor

Yeşil Gazete olarak Onur Haftası (22-28 Haziran) boyunca sayfalarımızı LGBTİ+ hareketinin içinden çeşitli isimlerle söyleşilere ayıracağız. Bugünkü konuğumuz Kaos GL‘den Aslı Alpar.

Karantina altında bir Onur Haftası geçiriyoruz. Önceki deneyimlerinle kıyaslayınca bunu nasıl değerlendiriyorsun? Olumlu/olumsuz yanları neler?

Çok uzun senelerdir, İstanbul‘dayken 2015 öncesinde, yani yasaktan öncesinden beri yürüyüşlere gidiyordum. O dönemler etkinliklerin örgütlenmesinde yer almamıştım. Kaos GL‘de çalışmaya başladıktan sonra etkinlik düzenleme faaliyetlerim de olmaya başladı. Öncekilerle kıyaslayacak olursam en sevindiğim şey, tüm etkinliklerin çevrimiçi olması.

‘Çevrimiçi etkinliklerin devam etmesini umuyorum’

Ben pandemiden sonra da çevrimiçi etkinliklerin devam etmesini umuyorum çünkü İstanbul’da, İzmir’de, Mersin’de veya Adana gibi büyük şehirlerde olmayanlar da mesela, bu sayede etkinliklere katılabilecekler. Yalnız ve yanlış olmadıklarını bu harika etkinliklerle deneyimleyebilecekler. O yüzden gerçekten LGBTİ+‘lar olarak pandemiyi bir fırsata çevirebildiğimizi görüyorum. Bu etkinlik tipi benim için pandemi bitse de devam etsin istediğim bir şey oldu bu yüzden.

Bu bir yana… 2015’teki yasaktan sonra her sene biraz buruk geçiyor elbette. Yasaklanıyorsun, kamusal alana çıkışın engellenmeye çalışılıyor. Kaos GL’den Yıldız Tar‘ın bir yazısı var bununla ilgili, “Onur Yürüyüşü‘nde polisten alıktırma testi” başlıklı. Çiçekli gömlekle ya da gökkuşağı renkleriyle İstiklal’e girememek gibi şeyler deneyimledik.

‘Farklı kentlere ulaşabildik’

Sivil toplum örgütlerince ve derneklerce Zoom gibi araçlarla çok konferans, panel, söyleşi yapıldı. Senin deneyimine göre, aranıza yeni katılanlar oldu mu bu sayede, hareket büyüdü mü?

Mutlaka etkili olmuştur. Biz bunu Karikatür Okulu deneyimimiz üzerinden de görüyoruz. Mesela biz Ankara’da bu senenin başında Ocak’ta Queer Karikatür Okulu‘na başladık. Ankara’da düzenli derslerde yüz yüze bir araya geliyorduk, oturup çizim yapıyorduk, çizgi üzerine, queer karikatür üzerine konuşuyorduk. Pandemi sürecinde önce biraz bocaladık ama daha sonra çevrimiçi dersleri keşfetmemiz neticesinde bu etkinliklere farklı kentlerden arkadaşlar da katılmaya başladı.

Onun dışında, Kaos GL’nin Medya Okulu etkinlikleri var. Burada da mesela farklı şehirlerde bir araya geliyorduk. Bu aslında karbon ayak izi bırakmadan tut, bir çok teknik zorluğu da içinde barındırıyordu. Çevrimiçi etkinliklerle bunu çözmüş olduk, çok daha fazla insana ulaşabiliyoruz. Bu tabii Pride kapsamında düşününce evet, tahminimce daha fazla insana ulaşmıştır. Yani sadece büyük kentlerde yaşayan LGBTİ+’ların değil hatta yurtdışından bireylerin katıldığı etkinlikler oldu. Yani müthiş bir deneyim aktarımı söz konusu. Bu pandemi öncesi deneyimleyemediğimiz bir şeydi.

Ben bu süreci, teknolojiyi, teknolojik aygıtları kullanmayı çok seven biri olarak çok büyük bir sevinçle karşılıyorum bu durumu. Yani pandemi bize çok önemli şeyler öğretti bence.

‘AKP trolleri temizlenince azalsa da sosyal medyada nefret söylemi var’

Nefret söyleminde artış var…

Pandemiyle birlikte, Mart’tan itibaren tuhaf bir şekilde sosyal medyada nefret etiketleri çıkmaya başladı. Önce Netflix’in henüz yayına girmemiş Aşk 101 dizisi ile başladı. Ondan sonra da hız kesmedi açıkçası. Twitter’da AKP trollerinin temizlenmesiyle bir görece sakinlik var ama ne yazık ki o süreye kadar yani yaklaşık üç ay boyunca nefret söylemlerine maruz kaldık sosyal medyada.

Aslı Alpar’ın Akit tarafından hedef gösterilen ve ‘sansürlenen’ çizimi

Biz sosyal medyayı tanışmak, biraz goy goy yapmak, birbirimizi bulmak için kullanıyoruz ama o sırada bu söylemlerle karşılaşmak insanı gerçekten yoran bir şey. Pandemiyle birlikte biraz böyle bir şey yaşadık.

‘Krizler her zaman çıkabilir, destek mekanizmaları olmalı’

Biraz şundan da bahsetmek isterim… Pandemide danışmanlıkların nasıl etkilendiği meselesiyle ilgili. Bir çok LGBTİ+ güvenli alanından zorunlu olarak belki de açık olmadıkları ailelerinin yanına dönmek zorunda kaldı. Ne kadınlar ne de lubunyalar için herhangi bir güvenlik destek mekanizması vardı.

Bütün bunlar bence şunu bir kez daha gösterdi: Pandemi gibi bir kriz her an her zaman çıkabilir ve zaten biz bir toplumsal cinsiyet eşitsizliği krizinin içindeyiz, hetero-patriyarkal kriz içindeyiz, yani bizim destek mekanizmalarına ihtiyacımız var. Yetkililerin bunları yapması gerekirken ne yazık ki nefret söylemine destek verdiklerini görüyoruz.

Yani bu nedenle pandemi gerçekten çok daha zor geçti LGBTİ+’lar için belki de tek artısı çevrimiçi görüşmelerle, toplantılarla Pride’ın daha kapsayıcı hale gelmesi oldu diyebilirim.

‘Deney hayvanlarının durumuyla ilgili bilgi alamadık’

Biraz hayvanları konuşalım. Senin bu konudaki hassasiyetini biliyoruz, karantina döneminde sokakta yaşayan hayvanların zorlandığına dair haberler çok duyduk. Ankara ve İstanbul Belediyeleri gıda dağıtımına başladı sonradan vs. ama öncesinde hem sokağa çıkma yasağının katı olduğu hem de dağıtımın yapılmadığı bir dönem oldu. Sen neler deneyimledin bu süreçte?

Aslında sadece sokaktaki hayvanlar değil, hayvanat bahçelerinde esir tutulan hayvanlar var… Onların durumuyla, bakımıyla ilgili doğru dürüst bilgi alamadı hayvan hakları savunucuları yaptıkları başvurularda. Bu hayvanlar ne oldu? Zaten esaret altındalar, pandemiyle birlikte insanların bu hizmetten çekilmesiyle birlikte ne yaşadılar bilmiyoruz.

Onun dışında mesela… Deney laboratuvarlarında sömürülen hayvanlara ne olduğunu bilmiyoruz. Çünkü laboratuvarlarda hayvanlar istiflenmiş bir şekilde duruyor ve eğer bu alandaki çalışmalar durduysa, yani hayvanın altındaki kumaşı temizleyen temizlik personelinden tutalım onların sağlığıyla ilgilenmesi gereken veteriner hekime kadar, bu kişiler gittiyse eğer, bu hayvanların durumu ne oldu. Bu çok belirsiz. Deneye Hayır Derneği‘nin bir yuvalandırma projesi vardı, bu süreçte mesela o da durdu.

‘En yoğun dönemde kısırlaştırma faaliyetleri durdu’

Bunların dışında, sokaktaki hayvanlarla ilgili zaten belediyelerin hizmetleri son derece yetersizdi ve özellikle hayvan hakları savunucularının ve hayvan severlerin faaliyetleriyle yürüyordu. Birkaç belediyenin yemek dağıtımıyla olan bir şey değildi, hayvanseverlerin besleme bölgeleri vardı buralara gidiyorlardı, belki bir çoğu bu süreçte evlerinden çıkamadı ve hayvanlar bu süreçte bu yüzden hastalandı ve öldü belki, bunları bilemiyoruz

Belediyelerin faaliyetlerinin yeterli olduğunu asla düşünmüyorum, zaten kendim de pek çok hasta hayvanla karşılaştım bu dönemde, neyse ki hasta hayvanı veterinere götürmek için izin almak kolay. Ama tabii hayvan hakları savunucuları olarak bu süreçte tek başımıza kaldık. Belediye hizmetlerini yeterli bulmuyorum ne yazık ki ne destek ne de tedavide.

Bir çok belediyenin kısırlaştırma faaliyetleri durmuştu mesela. Hayvanların üremesinin en yoğun olduğu dönemde kısırlaştırma faaliyetinin durması demek, bir sürü hasta hayvanın doğuracak olması demek. Zaten sonucunda da çok sayıda hasta bebek, ölü doğum yapan anne ya da doğumdan sonra ölen anne… Ne yazık ki bunları gördük.

Onur Haftası özel mesajın nedir?

Aslında çok basit bir talebim var. Anayasa‘ya göre hepimiz eşitiz. Anayasa’nın onuncu maddesinde bu belirtiliyor. Bu eşitliğin korunması gerekiyor ve yöneticilerin, kamu görevlilerinin bu eşitliği tesis etmesi gerekiyor. Benim bu sene Onur Haftası’nda dileğim, beklentim bu kadar basit. Görevliler Anayasa’daki eşitliğimizi tanısınlar ve bu ortamı bize tesis etsinler, gerekli aygıtları, destek mekanizmalarını yaratsınlar. Dediğim gibi bu kadar, çok basit, olması gereken bir şey diliyorum ben. İyi Pride’lar!

Canan Kaftancıoğlu’na verilen dokuz yıllık ceza onandı

CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’nun geçmiş yıllarda attığı tweetler nedeniyle aldığı 9 yıl 8 aylık hapis cezası, istinaf mahkemesi tarafından onandı.

İstanbul 37. Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararını inceleyen İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi dosyayı usul ve esas yönünden isabetli buldu. Yerel mahkemenin kararı, Yargıtay’a temyiz yolu açık olmak üzere onandı.

Avukatı: Dava AİHM’e kadar gider

Kaftancıoğlu’nun avukatı Ergün Özer kararın Yargıtay‘da bozulacağını düşündüğünü söyledi. Özer şöyle konuştu: “Gerekçeli karar tebliğ edildikten sonra 15 gün içerisinde temyiz edeceğiz. Ben bu kararın Yargıtay’dan bozulacağını düşünüyorum. Hiçbir gerekçe gösterilmeden, ayrıntıya girilmeden, bin tane usulsüzlük, bin tane kanunsuz gerekçesiz karar oluşturuldu. Yargıtay’ın bu kararı esastan bozacağına inanıyorum ben. Oradan da bir şey çıkarsa AİHM’e kadar gidecek bu dosya. ”

Sosyal medyadaki paylaşımları nedeniyle yargılanan Canan Kaftancıoğlu, “Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni alenen aşağılama”, “kamu görevlisine görevinden dolayı hakaret”, “Cumhurbaşkanına hakaret”, “halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etmek” ve “terör örgütü propagandası yapmak” suçlarından toplam 9 yıl 8 ay 20 gün hapis cezasına mahkum edilmişti.

Kaftancıoğlu geçen yıl, ilk mahkemeden karar çıktığında, “Bu cezalar istinaf mahkemesinde bozulmazsa, ki bozulmayabilir, bırakın tutuklanmayı, siyasi yasaklı hale geleceğim” demişti. 

 

Baro başkanları tüm engellere rağmen Anıtkabir’e ulaştı

Baro başkanları, tüm engellemelere ve Ankara girişinde tüm gece yağmur altında polis ablukasında bekletilmelerine rağmen baro seçimleri ve Avukatlık Kanunu‘nda yapılmak istenen değişikliklere karşı başlattıkları yürüşlerini tamamlayarak Anıtkabir’e ulaştı.

Anıtkabir etrafında polis tarafından geniş güvenlik önlemleri alındı.Çok sayıda avukatın destek verdiği baro başkanlarının bulundukları bölgede basın açıklaması yapmasına izin verilmedi.  Başkanlar, Aslanlı Yol’da yaptıkları yürüyüşün ardından Atatürk’ün anıt mezarını ziyaret etti.

‘İnsanlık dışı bir uygulama’

Ziyaretin ardından gazetecilere açıklamada bulunan Ankara Baro Başkanı Erinç Sağkan, “Bugün savunma adına bir tarih yaşanmıştır. Savunma yürüyüşü ülkenin başkentinde taçlandı” değerlendirmesinde bulundu.

Baro başkanlarının yürütülmemesine ilişkin yazılı bir karar olmadığına dikkat çeken Sağkan, “Defakto bir uygulama ile ‘sizi yürütmeyiz’ dediler. Şiddete uğradık, yağmurda ıslandık, battaniye vermediler, koltuk, çay vermediler. İnsani değerlerden uzak bir 24 saat yaşadık” dedi.

Fotoğraf: AA

‘Tüm dünya duydu’

Bir insana bu şekilde bir tavır gösterilmesinden dolayı utanç duyduklarını söyleyen Sağkan “Birkaç saat sürecek bir eylem bir günden fazla sürdü, dünya bunu duydu. Bunun sebebi biz değildik, polislerdi. Bize destek veren meslektaşlarımıza teşekkür ediyorum, insanlık onuru onlar sayesinde tekrar kurtuldu” ifadelerini kullandı.

Adliyelerde ‘savunma susmayacak’ sloganları

Baro Başkanlarının ve avukatların yürüyüşünün Ankara Başkent kapısı önünde engellenmesi ve polisin müdahalesi pek çok ilde sabah saatlerinde adliye önlerinde protesto edilmişti.

Ankara Barosu avukatları Ankara Adliyesi içinde ‘Savunma Susmadı Susmayacak’ sloganları eşliğinde alkışlarla yürüdü, daha sonra adliye önünde açıklama gerçekleştirdi.

İstanbul adliyelerinde eylem

İstanbul’da da Çağlayan, Bakırköy ve Kartal adliyelerindeki avukatlar eylem düzenledi.  Adliye önünde düzenlenen basın açıklamasında söz alan İstanbul Baro Başkan Yardımcısı Nazan Moroğlu, “Baro başkanlarının oradan çıkarılması başarı değildir. Bu insan hakları ihlali ve ayıp hükümetin üstünde bir not tutmuştur” dedi.

‘Feyzioğlu istifa’

Avukatların baro başkanlarına destek eylemleri aralarında  Batman, Hatay ve Denizli’nin de bulunduğu pek çok ilde devam etti. Eylemlerde “Feyzioğlu istifa” sloganları atıldı.

Anıtkabir ziyareti sonrasında açıklamada bulunan Erinç Sağkan konuşmasının devamında Feyzioğlu ile ilgili de değerlendirmede bulundu. Sağkan “Sayın Feyzioğlu’nun uzun zamandır insan haklarını savunmaktan uzaklaştığını ve bunun karşısında olduğunu görüyorduk. Dün meslektaşları darbedilirken, arkadaşları yerde sürüklenirken yanlarında olmamış bir Barolar Birliği Başkanı ile karşı karşıya kaldık” dedi.

Baro başkanları zordayken gelmeyip olay çözüldükten sonra gelen bir Baro Başkanı’nın tavrı ile karşı karşıya kaldıklarını söyleyen Sağkan “Bunu kabul etmiyoruz, onu vicdanı ile baş başa bırakıyoruz” açıklaması yaptı.

Altı ilde birçok yerleşim yeri karantinada

Koronavirüs salgını halen devam ederken, Türkiye’de normalleşme sürecine hızlı bir geçiş yapılmasıyla vaka sayıları da artmaya başladı. Son olarak Karabük, Antep, Kayseri, Trabzon, Bitlis ve Urfa‘da bazı yerleşim yerleri bugün karantina altına alındı.

Birgün‘ün aktardığına göre, karantina uygulaması yapılan altı ile ilişkin detaylar şöyle: 

Karabük 

Merkeze bağlı Cumayanı Köyü’nde bir aylık sürenin ardından yeniden Covid-19 pozitifli vakalarda artış tespit edilmesinden dolayı köy ikinci kez karantinaya alındı. 5 bin nüfusu ile kentin en büyük köyü olan Cumayanı’nda birden fazla pozitifli vaka ve çok sayıda temaslı kişi tespit edilince İl Hıfzıssıhha Kurulu’ndan karantina kararı çıktı. Bölgede İl Jandarma Komutanlığı ekipleri tarafından şerit çekilerek giriş çıkışlar kontrol altına alındı.

Gaziantep

Antep’in Araban ilçesinde yedi mahalledeki dokuz ev karantinaya alındı. Araban İlçe Umumi Hıfzıssıhha Kurulu’nun kararına göre, ilçeye bağlı kırsal Küçüklü, Yukarı Karavaiz, Gökçepayam, Hisar, Beydilli ve Gelinbuğday, ilçe merkezinde ise Yeşilova Mahallesi‘ne 14 gün giriş çıkış yasak. Evlerde Vefa Sosyal Destek ekipleri tarafından dezenfekte çaılışması yapıldı, bazı evlerde güvenlik tedbirleri alındı. 

Kayseri

Kayseri‘de, koronavirüs testi pozitif çıkan Suriye uyruklu A.D.’nin oturduğu bina karantina altına alındı. A.D. hastanede tedavi altına alınırken, oturduğu binanın girişi kapatıldı. A.D’nin ailesiyle birlikte iki ailenin bulunduğu binada  yaşayanların ihtiyaçları Vefa Sosyal Destek Grubu tarafından karşılanıyor.

Trabzon

Trabzon‘un bazı ilçelerinde bir mahalle ile 10 ev, Covid-19 vakalarında görülen artış nedeniyle karantinaya alındı. Valilik’ten yapılan açıklamada, Covid-19 vakalarında görülen artış dolayısıyla Araklı İlçe Hıfzıssıhha Kurulu kararı ile ilçeye bağlı Taşönü Mahallesi‘nin tamamında karantina uygulandığı belirtildi. Çaykara ilçesinin Işıklı Mahallesi’nde altı hane, Of ilçesinde dört hanede karantina uygulanıyor. 

Şanlıurfa

Urfa‘da da  bir mezra ve 36 binada karantina uygulaması başlatıldı. Valilikten yapılan açıklamaya göre, kent merkezi ve ilçelerinde bazı vatandaşların Covid-19 test sonuçları pozitif çıktı. Bunun üzerine İl Hıfzıssıhha Kurulunca salgınla mücadele kapsamında yeni kararlar alındı. Kent merkezi ve ilçelerindeki bir mahalle ve 12 binada uygulanan karantina ise sona erdi.

Bitlis

Bitlis‘te iki apartman ve bir ev, yeni vakalar görülmesi üzerine karantinaya alındı. Valilikten yapılan açıklamada, İl Hıfzıssıhha Kurulunca, Umumi Hıfzıssıhha Kanunu’nun ilgili maddeleri gereği iki apartman ve bir evin geçici süreyle karantinaya alınmasına karar verildiği belirtildi.

 

 

İsveç’te tecavüz tanımı değişince cinsel suçlar yüzde 75 oranında arttı

İsveç‘te, 2018 yılında yasalarda yapılan büyük bir değişikliğin ardından, tecavüz nedeniyle hüküm giyenlerin sayısının, geçen iki yıl içinde yüzde 75 oranında arttığı ortaya çıktı. Bu durum pek çok ülkede yasal mevzuatın benzer şekilde değiştirilmesi çağrılarını beraberinde getirdi.

Ülkede tecavüz, 2018 yılı itibarıyla “rıza alınmayan cinsel ilişki” olarak tanımlanmaya başladı. Bu tanıma göre pek çok ülkedekinin aksine tecavüzün baskı, şiddet ya da zorlama içermesi gerekmiyor.

‘Ev ve okulda işlenen cinsel suçlar daha çok konuşulmalı’

Suç Önleme İsveç Ulusal Konseyi‘nden (Bra) Stina Holmberg, Reuters‘e oranların 2017-2019 yılları arasında 190’dan 333’e çıkmasına bakıldığında, yasadaki değişikliğin sonuçlarının, öngördüklerinin çok üzerinde olduğunu belirterek “Bu iyiye işaret. Bu, tecavüz mağdurları için daha büyük bir adalete giden yolu açacak” diye konuştu. Holmberg ayrıca yasa sayesinde rıza kavramının ev ve okulda da, daha fazla tartışılmasını umduğunu söyledi.

Britanya, Belçika, Kanada, Güney Kıbrıs, Almanya, Yunanistan, İzlanda, İrlanda ve Lüksemburg da halihazırda rıza içermeyen cinsel ilişkiyi tecavüz olarak tanımlıyor. Danimarka, Finlandiya, İspanya ve Portekiz de benzer reformları gerçekleştireceğini vaat eden ülkelerden.

‘Stereotipleştirmeler kurbanların işini zorlaştırıyor’

Uluslararası Af Örgütü İsveç‘ten Katarina Bergehed, bu oranların, diğer ülkeler için acil bir çağrı anlamına geldiği görüşünde. Pek çok durumda, tecavüze uğrayan kişinin faili tanıdığını vurgulayan Bergehed, buna rağmen kamuoyunda büyük ölçüde tecavüzün bilinmeyen/tanınmayan kişi tarafından gerçekleştiği yolunda bir algı olduğunu, bunun tecavüze uğrayan kişiler açısından problem yarattığını belirtiyor:

Bu gibi stereotipleştirmeler, kurbanların öne çıkmasını engelliyor. Deneyimlediklerinin gerçekten tecavüz olup olmadığı konusunda emin olamıyorlar.

İsveç’in 2018 yılında yapmış olduğu değişiklik, rızanın inşa edilmediği ancak failin tecavüz saikiyle hareket etmediği durumları da tecavüz olarak tanımlıyor.

 

İHD: 10 yılda 690 kişi işkence gördüğü için bize başvurdu

İnsan Hakları Derneği Diyarbakır Şubesi, şube binasında düzenlediği basın toplantısıyla “2010 – 2019 Yılları Arası İşkence ve Kötü Muamele Raporunu” açıkladı.

İşkencenin tüm Türkiye’ye yayıldığını belirten İHD, son 10 yılda 690 kişinin kolluk görevlileri, infaz koruma memurları başta olmak üzere kamu görevlilerinden işkence gördüğü iddiasıyla İHD’ye başvurduğunu söyledi.

‘İşkence şekil değiştiriyor’

Raporun giriş kısmında işkencenin şekil değiştirerek yayıldığının vurgulandığı raporun giriş kısmında ”Günümüzde şiddet olayları 90’lı yılları aratmayacak sıklıkta gerçekleşse de, yöntemsel olarak birçok açıdan değişiklikler de söz konusudur” denildi.

İşkencenin kişinin özel bilgilerini teşhir eden, hayatın olağan akışını bozan, ciddi ekonomik ve ruhsal baskı yaratan, kayıt dışı gözaltı fiziki takip, tehdit ve taciz gibi yöntemlere dönüştüğü söylenen metinde “İşkence ve kötü muamelenin bugün tüm Türkiye şehirlerine yayılmış olduğu açık bir gerçektir” ifadeleri kullanıldı.

97 kadın, 592 erkek başvurdu

Raporda son 10 yılda gerçekleşen işkence başvurularıyla ilgili özetle şu bilgiler paylaşıldı:

  • Başvurucularımızdan 97’si kadın 592’si ise erkek. Toplam başvuran sayısından 36’sı, 18 yaşından küçük olup, 29 başvurucuysa 50 yaş üzerinde. 10 yıl içerisinde derneğimize yapılan tüm başvuru kategorileri arasında işkence ve kötü muamele yani fiziksel şiddete dayalı başvurularının oranı yüzde 19,5
  • Kadın başvurucuların en fazla başvuru yaptıkları yıllar; 30 başvuruyla 2019, 18 başvuruyla 2018 yılları olarak göze çarpıyor.

En çok infaz koruma memurları işkence ediyor

  • Derneğimiz on yıllık verilerine göre fiziksel şiddeti en fazla ve en yaygın biçimde kullanan kamu görevlileri sırasıyla infaz koruma memurları yüzde 45, polisler yüzde 39, jandarma yüzde 10 ve korucular yüzde 1 şeklinde. Bu sıralamada özellikle infaz koruma memuru (324) ve polis şiddeti (280) çok net biçimde göze çarpıyor.
  • Fiziksel şiddetin uygulandığı iddia edilen mekan sıralamasındaysa ilk sırada 335 başvuruyla cezaevleri geliyor. Başvuruların yüzde 47’si işkence ve kötü muamelenin gerçekleştiği yer olarak cezaevlerini gösterdi. 2010-2015 arasındaki ilk altı yılda, hapishanelerden derneğimize fiziksel şiddet içerikli başvuru sayısı toplam 118 iken, 2016-2019 arasındaki dört yılda bu sayı 217 olarak kayıtlara geçti.

Gözaltında işkence en fazla 2019 yılında

  • 690 başvurucu arasından 168’i sokak ortasında kolluk görevlilerince darp, kaba dayak, fiziksel şiddete maruz kaldığını belirtti. Bu alanda en az başvuru 6 ile 2016 yılı, en çok başvuruysa 23 başvuruyla 2014 yılı oldu.
  • Gözaltına alınırken işkence ve kötü muameleye uğradığı iddiasıyla yapılan başvurusu sayısı, 2019 yılında en yüksek rakamlara ulaşmıştır. Bu rakam son 10 yılın en yüksek rakamıdır. Polisin fail olduğu iddiasıyla derneğimize son on yılda en fazla başvurunun yapıldığı yıl 2019 yılı olarak kayıtlara geçmiştir. 2019 yılında başvuru sayısı 56’ya ulaşmış, onu takip eden yıl 38 başvuruyla 2011 yılı olmuştur.

En az başvuru 2010

  • Failin asker olarak belirtildiği vakalara ilişkin başvurunun en fazla olduğu yıl 17 başvuru ile 2017 yılı olmuş, 2011 ve 2015 yıllarında ise şubemize bu yönlü herhangi bir başvuru yapılmadı.
  • Fiziksel şiddet mağdurları tarafından derneğimize yapılan başvuruların en az olduğu yıl ise 2010 yılı olarak görülmektedir. Özellikle bu yıl içerisinde iktidar yetkililerinin toplum karşısında kullandığı dilin görece daha yumuşak, makul ve barışçıl olması; kamu görevlileri tarafından uygulanan fiziksel şiddet vakalarının diğer yıllara nazaran daha az sayıda olmasını izah edebilecek etmenlerden biri olarak değerlendirilebilir.

‘Cezasızlığa son verilsin’

Raporun talepler bölümünde ise işkence iddialarına karşı etkin soruşturma yapılması çağrısı yapıldı. İşkencenin azaltılması için şu taleplerde bulunuldu:

  • İşkencecilere karşı açılan soruşturmalar etkin bir şekilde yürütülmeli, işkencede cezasızlığa son verilmelidir.
  • Hükümet belli kademelerinde görev alan yetkililer tarafından sarf edilen ve işkencenin artmasına neden olan söylemlerden vazgeçilmeli, işkencecilerin yargı kararıyla korunması ve aklanmaya çalışılması uygulamasına son verilmelidir.

‘Zamanaşımı uygulaması sonlansın’

  • BM İşkenceye Karşı Sözleşmeye Ek İhtiyari protokolün (OPCAT) gereği Türkiye tarafından yerine getirilmeli gözaltı birimleriyle, cezaevleri, bağımsız heyetlerin denetimine açık hale getirilmelidir.
  • İşkence mağdurlarının iç dünyalarında maruz kaldıkları travmanın etkilerinin giderilmesi amacıyla mağdurlar rehabilite programlarına dâhil edilmeli ve kendilerine psikolojik destek sağlanmalıdır.
  • İşkencecilerin yargılandığı dosyalarda zamanaşımı uygulamasına son verilmeli, işkenceciler hak ettikleri cezalarla cezalandırılmalıdır.