Ana Sayfa Blog Sayfa 2031

Ev işçisi kadınlar: Salgında ücretsiz işten çıkarıldık, faturalarımızı ödeyemedik

İmece Ev İşçileri Sendikası Covid-19 süresinde ev işçilerinin yaşadığı hak ihlallerini raporlaştırdı. Çalışma hayatındaki zorlukları anlatan ev işçisi kadınlar “Biz çalışanız köle değiliz keşke bunu işverenler de bilse” diyor.

Raporda ev işçilerinin yaşadığı sıkıntılar arasında öne çıkanlar şu şekilde ifade edildi:

  • Ev işçisi kadınların büyük bir çoğunluğu salgın sürecinde ücretsiz olarak işten çıkarıldığını öğrendik.
  • Genel olarak ev işlerinde çalışma saatlerinin uzun olduğundan şikâyetçiler, günlük on saat çalışan bile var.
  • Bazılarının molası yok, olanlar ise 15 dakika ile ifade ediyor. İşverenler tatile gidip geldiklerinde biriken ev işlerinin kendilerini zorladığını belirtiyorlar.

İş yükü birkaç kat arttı

  • Salgın döneminde çalışanlar, ev halkının bütün bireylerinin karantinada olmasından dolayı ev işlerinin normalin birkaç katı arttığını ifade ediyor.
  • Ev işçileri için çalışma süreci işçi hakları üzerinden ilerlemediği için birçoğunun herhangi bir hakkı olup olmadığına dair bilgisi yok.
  • Görüşme yaptığımız ev işçilerinin çoğu sigortasız çalıştırılıyorlar. Eşleri sigortalı çalışanlar eşlerinin sigortasından faydalanıyor.

Talepler

Sendika ev işçilerinin karşılaştığı bu sıkıntıların ve hak ihlallerinin giderilmesi için şu taleplerde bulunuyor:

  • Tüm ev işçilerine koruma sağlamak ve halk sağlığı yararı açısından diğer işçilerin yararlandığına eşdeğer bir koruma sağlamak ile tüm yetkililer yükümlüdür. Bu yaklaşım, 2011 tarihli ve 189 No’lu ILO Ev İşçileri Sözleşmesi’nde belirtilmiştir.
  • İşsizlik yardımlarını, ev işçilerini kapsayacak biçimde genişletmek. Yeni korona virüsün yayılmasını sınırlamak için hükümetler, işsizlik yardımları getirmek suretiyle ev işçilerine destek olmalıdırlar.
  • Sosyal koruma kapsamını, kayıt dışı ev işçilerini de kapsayacak şekilde genişletmek.
  • Ev işçilerine ev işlerine gittikleri vakit; koruyucu gereç ve yeterli bilgi salgın bilgisini sağlamak.
  • Salgın sürecinde aile bireylerinin karantina ile ev içinde olması kadınların ve ev işçisi kadınların ev işleri mesaisini artırmıştır. Ev içi çalışmanın is tanımının olmadığını bir kez daha anlamışızdır. Ev içi emeğin sadece kadın tanımı olmaktan çıkması, aynı zamanda ev işlerini erkeklerin de yapıyor olması gerekliliği bu süreçte daha iyi anlaşılmıştır. Çocuk bakımı, eş/partner bakımı, yaşlı, engelli, hasta bakımı, ev işleri sadece kadınların sorumluluğu değildir. Eşit bir iş bölümü için devleti, işverenleri ve erkekleri sorumluluğa davet ediyoruz.

  • Kayıt dışı çalışan emekçi kadınlar açıklanan ekonomi destek paketlerinden yararlanamadılar. Çünkü kayıtlı istihdama odaklı destek paketler sunuldu. Kayıt-dışı, mevsimlik, geçici süreler çalışanları, ev işçilerini ve göçmenleri dışarıda bırakan kayıtlı çalışmaya odaklanan bu destek paketlerini kayıt dışı alanlarda istihdam edilen ev işçiliği başta olmak üzere tüm çalışanları kapsayacak şekilde koşulsuz genişletilmesini talep ediyoruz.
  • Ev işçileri dünyanın her yerinde haneler için yaptıkları işlerle, vazgeçilmez olduklarını kanıtlamış durumdadır. Yaşadığımız pandemi, ev işçilerinin krizler karşısında kırılganlığını ve pandeminin hem kendi ailelerine hem de baktıkları ailelere etkisini apaçık ortaya koydu. Ev işçilerinin sağlıklı kalmalarını ve geçimlerini güvenceye kavuşturmak suretiyle, hem daha sağlıklı bir dünya, hem de herkes için ev işçilerine sosyal adalet için bugün ve yarınlarını şimdiden hukuksal olarak güvence altına almak ve Türkiyeli ev işçilerinin işçi olma haklarını tanınmasını sağlamak.

1.5 milyar insanın hava kalitesi verilerine erişimi yok

Washington DC merkezli uluslararası sivil toplum kuruluşu OpenAQ hava kalitesi hakkında bilgiye erişimdeki önemli küresel eşitsizliği ortaya koyan bir rapor yayınladı. Rapora göre, toplam 1 milyar insanın yaşadığı dünyanın en kalabalık 13 ülkesinde ulusal ölçekte uzun vadeli dış ortam hava kalitesi ölçümü için kamu programı bulunmuyor.

“Hava Kalitesi Verilerine Kamuoyunun Erişimi: Küresel Durum” başlıklı raporda 212 ülkenin hava kalitesi verileri incelendi. Araştırmanın sonucunda, 103 ülkenin, büyük kirleticilerden kaynaklanan hava kalitesi verisi üretirken 109’unun (yüzde 51) bu veriyi üretmediği anlaşıldı.

Ebola, HIV/AIDS, tüberküloz ve sıtmadan daha çok ölüme yol açıyor

Dünya Sağlık Örgütü’ne (DSÖ) göre, her on kişiden dokuzunun yüksek seviyede kirletici barındıran hava solumasına rağmen; dünya nüfusunun yarısından fazlasının hava kalitesi hakkındaki resmi verilerine erişimi bulunmuyor. Çalışmaya göre bu durum bireylerin davranışlarını etkiliyor ve vatandaşların hükümetlerinden hava kirliliğiyle mücadele etmede daha az talepkar olmasını beraberinde getiriyor. Oysa hava kirliliğinin her yıl yol açtığı 4.2 milyona yakın erken ölüm, Ebola, HIV/AIDS, tüberküloz ve sıtma sebebiyle gerçekleşen ölümlerin toplamından (2.7 milyon) daha fazla.

Rapora göre, vakıflar küresel ölçekte temiz hava çalışmaları için 150 milyar dolardan fazla fon sağlasa da, dış hava kalitesiyle ilgili finansman, bu meblağın yalnızca yüzde 0.02’sine tekabül ediyor.

İzleme istasyonlarının kurulması kirlilik seviyesini düşürüyor

Kirlilik seviyesi yüksek birçok ülkede, hükümetlerin ürettiği hava kirliliği verisinin sınırlı bölümü kamuoyuyla paylaşılıyor. 93 ülkedeki 11 bin hava izleme istasyonundan 500 milyon veri noktasını analiz ederek, hava kirliliği izleme istasyonlarının sayısını PM2.5 (kalp hastalığı, felç, akciğer kanseri ve diyabetle ilintili ölümcül bir hava kirliliği şekli olan partikül madde) ile karşılaştıran OpenAQ’ya göre, istasyon sayısı arttıkça kirlilik seviyesi düşüyor.

Hava kalitesi verilerine daha iyi erişim sağlamak amacıyla OpenAQ’yu kuran atmosfer bilimcisi Dr. Christa Hasenkopf, hava kalitesine erişimin hava kalitesinin iyileştirilmesindeki önemini şu sözlerle vurguluyor:

Hükümetler bu verileri kamuoyuna açarak, bilim insanlarının, politika analistlerinin ve aktivistlerin erişim sağlamasına imkan yaratabilir. Bu durum, sorunun birlikte ele alınmasına yol açarak, sivil toplumun güçlenmesini sağlayabilir. Bu durum aynı zamanda, kamu tarafından üretilen verilerin potansiyelini ve etkisini artıracak, yenilikçi teknolojileri teşvik edecek ve toplumu harekete geçirecek.

‘Kamuoyunda farkındalık oluşmalı’

Küresel hava kalitesi tahmin sistemlerini iyileştirmek amacıyla OpenAQ’dan yararlanan NASA‘nın atmosfer bilimcisi Dr. Bryan Duncan da verilerin kamuoyuna açılmasının, daha temiz hava solumak için atılması gereken bir adım olduğu görüşünde:

Hava kirliliği ile mücadele etmek için, bu durumun insan sağlığı üzerindeki zararlı etkileri konusunda kamuoyunda farkındalık oluşturmamız gerekiyor. Hava kirliliği verilerinin erişilebilir olması bu sebeple önemli. OpenAQ platformu, karar vericilerin dünyadaki hava kirliliği çalışmalarının nerelerde işe yaradığını ve nerelerde ek önlemler alınması gerektiğini görmesini sağlıyor.

‘Hükümetler verileri kamuoyunun erişimine açmalı’

Araştırmayı destekleyen vakıflar arasında olan Temiz Hava Fonu’nun Direktörü Jane Burston da raporla ilgili yorumunda, hava kirliliğinin sekiz ölümden birinden sorumlu olduğuna dikkat çekiyor ve temiz havanın temel insan hakkı olduğunun altını çiziyor:

Hükümetlerin hava kirliliği konusunda harekete geçmeyi önceliklendirmeleri gerekiyor. Bunun için verilerin kamuoyuna açılması önemli bir ilk adım.

Hava kirliliği izleme teknolojileri günümüzde kolayca erişilebilir halde. Ancak rapor, birçok hükümetin, veri üretimi ve bu verileri kamuoyunun erişimine açmak konularında adım atması gerektiğini açıkça ortaya koyuyor.

4.2 milyar insanın verilerin tamamına erişimi yok

Raporda, hava kalitesi programlarını destekleyen kuruluşların ve hükümetlerin, yatırımlarının veri şeffaflığını ve kamuoyuna açılmasını sağlaması gerektiği belirtiliyor.

Rapora göre kamuoyunun hava kalitesiyle ilgili verilere tam olarak erişemediği ülkeler ve nüfusları ise şu şekilde:

Ülke – Nüfus

1. Çin – 1,439 milyar

  • Programlı Erişim; İstasyon Seviyesi ve Koordinatlar

2. Hindistan – 1,380 milyar

  • Programlı Erişim

3. Endonezya – 274 milyon

  • Fiziksel Veriler; İstasyon Seviyesi ve Koordinatlar; Programlı Erişim

4. Brezilya – 213 milyon

  • İstasyon Seviyesi ve Koordinatlar; Programlı Erişim

5. Rusya Federasyonu – 146 milyon

  • Fiziksel Veriler; İstasyon Seviyesi ve Koordinatlar; Programlı Erişim

6. Japonya – 126 milyon

  • İstasyon Seviyesi ve Koordinatlar; Programlı Erişim

7. Filipinler – 110 milyon

  • Fiziksel Veriler; İstasyon Seviyesi ve Koordinatlar; Detaylı Zamansal Bilgi; Programlı Erişim

8. Mısır – 102 milyon

  • Fiziksel Veriler; İstasyon Seviyesi ve Koordinatlar; Detaylı Zamansal Bilgi; Programlı Erişim

9. Vietnam – 97 milyon

  • Fiziksel Veriler; İstasyon Seviyesi ve Koordinatlar; Programlı Erişim

10. Türkiye – 84 milyon

  • Programlı Erişim

11. İran – 84 milyon

  • Detaylı Zamansal Bilgi; Fiziki Bilgi; Programlı Erişim

12. Tayland – 70 milyon

  • Programlı Erişim

13. Güney Afrika – 59 milyon

  • Programlı Erişim

Kuzey Ormanları Savunması’nın basın açıklamasına polis müdahalesi: Dört kişi gözaltında

Kuzey Ormanları Savunması tarafından Kıyıköy’de bulunan Rüzgar Enerjisi Santralleri’ne karşı Borusan AŞ’nin İstiklal Caddesi üzerinde yer alan binası önünde yapılmak istenen basın açıklamasına polis müdahale etti. Basın açıklamasının ardından polisler dört kişiyi gözaltına aldı.

Gözaltına alınan Seda Elhan, Seçkin Ulaş Barbaros, Eren İpçizade ve Mustafa Çakır Beyoğlu’nda götürüldükleri polis merkezinde tutuluyor. KOS tarafından yapılan açıklamada gözaltına tepki gösterilerek “Doğayı savunmak değil ormanları tahrip edip yağmalamak suçtur. Arkadaşlarımız derhal serbest bırakılmalıdır” denildi.

Elhan: Istrancalar büyük tehdit altında

10 Temmuz öğleden sonra bir araya gelen yaklaşık yedi kişi ‘Borusan Holding Kıyıköy’de orman kıyımı yapıyor” yazılı bir pankart açtı. Kıyıköy Rüzgar Enerji Santrali’nde kapasite artırımına gidilerek 20 Adet daha rüzgar tribünü yapılmasına ilişkin gerçekleştirilen basın açıklaması KOS Aktivisti Seda Elhan tarafından okundu.

Elhan açıklamasında RES’in bulunduğu yerin Kuzey Ormanlarının Istrancalar bölümünde yer aldığını, Istrancaların ise Türkiye’nin Önemli Doğa Alanları içinde bulunduğu maden ve taş ocakları, RES, nükleer santral, baraj, enerji ve nakil hatları projeleri ile büyük tehdit altında olduğunu belirtti.

Açıklamada bölgenin aldığı tahribata dikkat çekilerek “Kıyıköy’den Vize’ye kadar yaklaşık 30 km boyunca Kuzey Ormanlarını ve yaban hayatı dikenli tellerle ikiye bölen TürkAkım, -esasen RusAkım- isimli proje yüzünden onlarca hektar ormanını kaybeden Kıyıköy, bir yandan da Rüzgâr Enerji Santralleri nedeniyle büyük bir orman tahribatı yaşıyor” denildi.

‘RES’ler masum değil’

RES’lerin geri dönülemez bir yıkım yarattığına değinen Elhan, “RESler hiçbir şekilde sunulduğu şekliyle ‘masum projeler’ ya da ‘sadece birkaç tribün konuluyor ne olacak’ diye düşünülecek projeler değil. Türbinlerin çalışması ile oluşacak zararın çok öncesinde daha yapım aşamasında Santral İnşası, Enerji nakil hatları, dev direk ve pervanelerin nakliyesi için yeni açılan veya genişletilen yollar nedeniyle yüz binlerce ağaç kesilmekte, orman ekosistemi zarar görmekte, orman bütünlüğü parçalanmakta, yaban hayatı tehdit altına girmektedir” dedi.

‘Göç yolu üzerinde yer alıyor’

Elhan Kıyıköy’deki proje alanının yırtıcı kuşların ana göç yolu olan “Via Pontica” kuş göç yolu koridoru üzerinde yer aldığını ve proje alanına yaklaşık 300 metre mesafede Pabuçdere 1. Derece Doğa Koruma Alanı (Sit) bulunduğunu söyledi. Ayrıca söz konusu alan orman, tarım ve mera arazilerinden oluşuyor.

Açıklamada Borusan’ın bir yandan bu tarz projelerle doğal hayatı yok ettiği bir yandan da Borusan Contemporary yan kuruluşu ile ekolojik temalarda işler yaptığı belirtildi. Elhan, Borusan’ın ekoloji, yenilenebilir enerji ve sürdürülebilirlik kavramlarını bir paravan gibi kullandığını söyleyerek “Holdinglerin ikiyüzlülüğünü biliyoruz” dedi.

‘Borusan geleceğimizi karartıyor’

Açıklamanın devamında “’10 yılda 2,5milyon haneyi aydınlattık’ diyen Borusan Holding’in ekolojik yıkıma ortak olarak aslında geleceğimizi karartmaktadır” ifadeleri kullanıldı.

Elhan Borusan’a yönelik “Ormanları yok ederek, ekolojik dengeyi bozarak mı bu ülkeye değer katacaksınız?” sorusu yöneltti.

RES’ler para çarklarıdır

Türkiye’nin sürdürülebilir kalkınmasının ormanların yağmalanmasıyla, yok edilmesiyle gerçekleştirilemeyeceği söylenen açıklamada şu sözler söylendi:

RES’lerin temiz ve yenilenebilir bir enerji kaynağı değildir, ormanlarımızı bölüp parçalayan, yaban hayatı yok eden, rüzgârımızın soluğunu kesen, sesleri ve manyetik etkileri ile bizleri gizliden gizliye hasta eden, göçmen kuşları yolundan-evinden eden, bölge halkının geçim kaynaklarını parça parça yok eden ancak belli ki şirket sahiplerini kârlılığı ile hayli memnun eden, ormanımızın içinden yükselen devasa para çarklarıdır.

Eylem,  RES Projelerinin durdurulması ve Kuzey Ormanlarının tüm projelere kapatılarak muhafaza ormanı ilan edilmesi taleplerinin dile getirilmesiyle sona erdi.

Massive Attack’ten dünyadaki krizlere dikkat çeken üç parça

İngiliz müzik grubu Massive Attack koronavirüs salgınında karantina sırasında yazdığı üç parçadan oluşan Eutopia isimli EP’sini (extended play) yayınladı.

 Young Fathers, Saul Williams ve Algiers ile işbirliği içerisinde hazırlanan mini albümde yer alan trip-hop parçalara saykodelik görseller eşliğinde sunuluyor.

İklim krizi, temel gelir ve varlık vergisi

Projede yer alan parçalara BM Temel İklim Anlaşması yazarı Christiana Figueres, Evrensel Temel Gelir İlkesi’nin kurucusu Profesör Guy Standing ve ABD’nin Varlık Vergisi politikasının mucidi Gabriel Zucman‘ın küresel sistem değişikliği argümanları eşlik ediyor.

Emisyonsuz turneler

Massive Attack daha önce de Birleşik Krallık’taki Manchester Üniversitesi, müzisyenlerin dünyanın dört bir yanında iklim değişikliğini körüklemeden konser vermesi için yaptığı çalışmalara destek vereceğini açıklamıştı.

Araştırma, müzik gruplarının turları sırasında, müzisyenler, ekipleri ve ekipmanları farklı şehirler ve mekanlar arasında yer değiştirirken karbon izini en aza indirecek yolları bulmaya çalışacak.

Yokoluş İsyanı’na destek

Grup ayrıca Yokoluş İsyanı (Extinction Rebellion) hareketine verdiği destekle biliniyor. 8 Ekim 2019 tarihinde Londra’nın 10 farklı meydanının trafiğe kapatıldığı isyan haftasında Massive Attack eylemlere şarkılarıyla destek vermişti.

Belediye Başkanı’nın ‘Ağrı Dağı hayali’: Kafeler, dev Nuh’un gemisi, oteller…

Ağrı Belediye Başkanı Savcı Sayan, Türkiye Belediyeler Birliği tarafından düzenlenen “Küresel Covid-19 Sonrası Yeni Normal ve Belediyeler Toplantıları”nın Doğu Anadolu Bölgesi belediyelerine yönelik gerçekleştirilen toplantısına telekonferans yöntemiyle katılarak Ağrı Dağı Projesi’ni anlattı.

Başkan Sayan’ın ‘Bir Hayalim Var’ isimli projesinin detaylarını anlatmasının ardından Türkiye Belediyeler Birliği ve Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin’in Ağrı Dağı için Türkiye genelinde bir proje yarışması başlatılarak bölgenin turizmine kazandırılması için bir çalışma gerçekleştirileceği belirtildi.

Paintboll sahaları, oteller, turizm merkezi, hobi bahçeleri…

Toplantıda konuşan Sayan şunları söyledi:

“Ağrı Dağı’nda kayak pistleri, 4 bin metreye devasa bir Nuh’un gemisi inşa ederek dünyanın ve Türkiye’nin ünlü kafelerinin şube açabileceği bir yer haline getirmek, bütün turistlerin, turizme aşık insanların gelip orada bir çay içmesi onu sosyal medyada paylaşması bile Türkiye’nin tanıtımı, Ağrı’nın Doğu’nun tanıtımı açısından çok önemli bir nokta.

Orada ki konaklamalar, paintball sahaları, bungalov tipi oteller, Mardin evlerine benzer evlerin Ağrı Dağı’nın eteğinde yapılması, hobi bahçeleri, oradaki turizm merkezi İshak Paşa Sarayı, Meteor Çukuru, Buz Mağaraları, Urartu Kaleleri, Diyadin’de kaplıcalar, Balık Gölü’ndeki kırmızı pullu alabalıklar, Ağrı merkezde kurulacak Panoramik Nuh’un gemisi… Bunu bir konsept haline getirip dünyadaki, Türkiye’deki yatırımcılara açabilirsek, ben Doğu Anadolu’nun şahlanacağına inanıyorum. Kapısı dediğimiz Ağrı’dan başlayarak bütün Türkiye’de büyük bir başarı elde edileceğine canı gönülden inanıyorum.”

Salda Gölü’nde sigara içmek yasak, beton dökmek serbest

Burdur‘un Yeşilova ilçesinde yer alan ve yapılmak istenen Millet Bahçesi projesi sebebiyle ağır ekolojik yıkım tehdidi altında olan Salda Gölü‘nde, 1 Ağustos’tan itibaren sigara içilmesi yasaklandı.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü Araştırma ve Tescil Daire Başkanı Ümit Turan, Salda Gölü’nü, ‘dumansız hava sahası’ ile de ön plana çıkan bir plaj haline getireceklerini söyledi.

‘İçme suyu kalitesinde suya sahibiz’

Ümit Turan, “Ziyaretçilerin burada sigarasız, rahat bir ortamda, dumansız bir hava sahası içerisinde bu güzelliği izlemelerini istiyoruz. Bu da Türkiye’de bir ilk olacaktır” dedi.

Bakanlık olarak aldıkları tedbirlerle alandaki su kalitesinin arttığının analiz raporları ile ortaya çıktığını kaydeden Turan, “Şu anda içme suyu kalitesinde bir suya sahibiz. Aldığımız tedbirlerle katı atık girdilerinin, çöplerin düzenli bir şekilde depolanması sebebiyle gölde şu anda herhangi bir kirlilik bulunmamaktadır” dedi.

300 bin metrekarelik alana millet bahçesi

Öte yandan, Güngör Tarım İnşaat Sanayi ve Ticaret A.Ş tarafından 300 bin metrekarelik alana yapılması planlanan Millet Bahçesi’nde şu yapıların inşa edilmesi öngörülüyor: Büfe, iki adet kafe, restoran, yönetici-sağlık ünitesi, yöresel ürünlerin satılacağı çoklu alan, giyinme-soyunma kabinleri, mescit ve cankurtaran birimleri.

Beton dökmeye izin

Her ne kadar Ağustos ayında Salda Gölü’ne ziyarete giden ve burada açıklama gerçekleştiren Emine Erdoğan ile Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum tekrar tekrar alana kesinlikle beton dökümüne izin verilmeyeceğini belirtmiş olsa da proje dosyasında şu ibareler yer alıyor:

İdare ve proje Müellifince tutanak düzenlenerek tespit edilecek ve beton dökümüne izin verilecektir.

Burada yapılmak istenen Millet Bahçesi’ne karşı çıkanlar ise projenin göl ve çevresine zarar vereceğini belirtiyor. Kapalı bir havza olan gölün yoğun insan ziyareti sonrasında kendisini temizlemeyeceğini belirten Yeşilovalılar ve ekolojistler buraya özgü pek çok canlı türünün yok olacağı endişesi duyuyor.

 

 

ODTÜ LGBTİ+ Onur Yürüyüşü davası avukatlarından Savunma Yürüyüşü’ne destek

AKP ve MHP‘nin çoklu baro teklifine karşı Kuğulu Park’ta sabahlayan baro başkanlarına ODTÜ LGBTİ+ Onur Yürüyüşü davası avukatları da destek verdi.

Avukatlar, 2019 ODTÜ LGBTİ+ Onur Yürüyüşü’ne polis saldırısı sonucu gözaltına alınanlara açılan açılan davanın bugün görülecek olan üçüncü duruşmasıyla ilgili Kuğulu Park’ta basın açıklaması yaptı.

Açıklamaya ODTÜ LGBTİ+ Dayanışması’ndan öğrencilerin yanı sıra Kaos GL, Kırmızı Şemsiye, Ankara Barosu LGBTİQ+ Hakları Merkezi ve Toplumsal Hukuk’tan avukatlar ve Ankara Gökkuşağı Aile Derneği de katıldı.  “Nerdesin aşkım”, “Susma haykır eşcinseller vardır”, sloganlarının atıldığı eyleme diğer avukatlar da alkış ve sloganlarla destek verdi

Yıldız Tar – Kaos GL

‘Hepimiz eşit olana kadar hiçbirimiz özgür değiliz!’

Avukat Öykü Didem Aydın‘ın ODTÜ LGBTİ+ Dayanışması ve avukatları adına okuduğu açıklamadan öne çıkan kısımlar şu şekilde:

Bizler, ODTÜ LGBTİ+ Dayanışması avukatları ve ODTÜ LGBTİ+ Dayanışması olarak, haftalardır LGBT özneleri hedef alan nefret kampanyasına dur diyen barolarımızla ve bütün Avukat meslektaşlarımızla bu kere Savunma Yürüyüşü İçin dayanışmaya geldik. (…)

Biliyoruz ki bizim özgürlük ve hak mücadelemiz sadece LGBT öznelerin değil, bütün insanlığın hak mücadelesine yapılan bir katkıdır. Biliyoruz ki tarih bizim yanımızdadır. Hepimiz eşit olana kadar hiçbirimiz özgür değiliz!

Ne olmuştu?

Geçen yıl 10 Mayıs’ta ODTÜ’de yapılan Onur Yürüyüşü’ne polis müdahale ederek biri öğretim görevlisi olmak üzere 22 kişiyi gözaltına almıştı. Daha sonra 18 öğrenci ve bir öğretim görevlisi hakkında dava açılmış, davanın ikinci duruşması 12 Mart 2020’de Ankara 39. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülmüştü.

Davanın üçüncü duruşması bugün görülüyor.

Artvin’de yavru ayıyı vurduktan sonra köpeklerini saldırtan avcı yakalandı

Artvin‘in Arhavi ilçesinde yavru ayıya işkence görüntülerinin sosyal medyada yayılması üzere jandarma ekipleri harekete geçti. Artvin Valiliği söz konusu şahsın yakalanarak hakkında adli ve idari işlem başlatıldığını duyurdu.

Hayvan Hakları Federasyonu (HAYTAP) tarafından paylaşılan görüntüye göre yavru ayının vurulduktan sonra üzerine köpekler salındı. Acı çeken yavru ayı kendini korumaya çalışırken, elinde tüfekle bekleyen avcının ise o anları seyrettiği görüntülendi.  HAYTAP üyeleri görüntülerle ilgili suç duyurusunda bulundu.

‘Kimseye zarar vermediği halde vuruldu’

HAYTAP tarafından yapılan yazılı açıklamada “Artvin Arhavi’de ayı yavrusu kimseye zarar vermediği halde avcılar tarafından vuruldu ve köpeklere parçalatılmaya çalışıldı. Ayıların vurulması hayvanları koruma kanunu kapsamında olmadığı için hemen  suç duyurusunda bulunduk” ifadeleri kullanılmıştı.

Orhanlı ve Yeniköylüler jeotermal enerjiye karşı eylemde: Zeytin ağaçları yoksa biz de yokuz

İzmir’in Seferihisar ve Menderes ilçesi sınırları içerisinde yer alan Orhanlı ve Yeniköy mevkilerinde yapılması planlanan jeotermal enerji santraline karşı çıkan yöre halkı bir araya geldi.

Orhanlı ve Yeniköy halkı JES’lerin özellikle geçim kaynakları olan zeytin ağaçlarını olumsuz etkileyeceğini ve yörenin doğasına zarar vereceğini öne sürüyor.

14 JES kuyusu açılması planlanıyor

İzmir’in zeytin ormanları biyolojik çeşitlilik açısından son derece zengin olan doğal yaşam alanları. Fakat yörede yapılması planlanan jeotermal enerji santrali, zeytin ormanların bir bölümünü de kapsıyor.

Bu alanda 14 adet jeotermal kaynak arama kuyusu açılması öngörülüyor. Yörenin doğasını tahrip edecek ve başta burada yaşayan insanlar olmak üzere birçok canlının da hayatını tehlikeye atacak olan projenin, Çevresel Etki Değerlendirme Raporu süreci başlamış bulunuyor.

Pandemi tedbirleri eşliğinde eylem

9 Temmuz akşamı pandemi sürecine yönelik alınan önlemlerle açık havada, sosyal mesafeye dikkat ederek buluşan yöre halkı, köylerinde açılması planlanan 14 adet jeotermal arama kuyusunu kesinlikle istemediklerini belirtti.

Konuya ilişkin olarak Çevresel Etki Değerlendirme Raporu sürecinin başladığını kaydeden köylüler, yetkililere seslenerek: “Bu proje tamamen durduruluncaya kadar takipçisi olacağız. Zeytin ağaçları geleceğimiz, jeotermal istemeyiz” diyerek tepkilerini dile getirdi.

Zeytin ormanları tehdit altında

Hayata geçirilmesi halinde İzmir Yarımadası’na özgü erkence türü zeytinlerden oluşan zeytin ormanlarına büyük zarar verecek olan jeotermal enerji santrali, hem bu yörede geçimini sağlayan insanların hem de, bu ormanlarda yaşamını sürdürmekte olan pek çok canlıyı tehdit ediyor.

Yüzlerce nadir bitki, kuş ve memeli türünün yaşadığı yöre, Türkiye’nin biyolojik çeşitlilik açısından en değerli 312 Önemli Doğa Alanı’ndan birisi olan Kızıldağ Önemli Doğa Alanı (ÖDA) içerisinde yer alıyor.

‘Zeytin ağaçları yoksa biz yokuz’

Projenin yörenin doğasını tehlikeye attığını belirten uzmanların görüşlerine dikkat çeken Orhanlı Köyü Kültür, Doğa, Gençlik ve Spor Kulübü Derneği Başkanı Yaşar Buyruk projeye tepkisini şu sözler ile dile getirdi:

Hem köyümüz Orhanlı hem de Yeniköy, üreterek yaşayan ve yediden yetmişe kültürünü devam ettiren köyler. Özellikle zeytincilik bu yörede yaşayan insanlarımızın en önemli geçim kaynaklarından biri. Buraya jeotermal enerji santrali yapılması demek, zeytin ağaçlarının hastalanması, veriminin düşmesi, ölmesi demek. Zeytin ağaçları yoksa, biz yokuz. Kurdun, kuşun, bizim hakkımız için jeotermal istemiyoruz.

 

 

Van Gölü’nde hayatını kaybeden göçmen sayısı 16’ya yükseldi

Van Gölü‘nde göçmenleri taşıyan bir teknenin batmasına ilişkin yürütülen arama çalışmalarında üç kişinin daha cansız bedenine ulaşıldı. Böylece hayatını kaybeden göçmen sayısı 16’ya yükseldi.

Tekne 27 Haziran tarihinde Gevaş ilçesine bağlı Altınsaç Mahallesi‘nde Van Gölü’ne açılmıştı. Teknede bulunanlardan uzun süre haber alınamaması üzerine mahalle muhtarı güvenlik güçlerine kayıp ihbarında bulunmuş ve arama çalışmaları başlamıştı.

50-60 civarında göçmen var

Yeri henüz 8 Temmuz’da tespit edilen teknede 50-60 civarı göçmenin bulunduğu belirtiliyordu. Bu sayının yarısı kadar yolcu taşıyabilecek teknenin sahiplerinin, doldurdukları göçmenleri karşı yakadaki Gevaş’a kaçak yollarla çıkarmayı planladıkları öğrenilmişti.

Faciayla ilgili açılan soruşturmada, şu ana kadar yüzerek kurtulan kaptan Medeni Akbaş’la birlikte beş kişi tutuklandı.

Van Gölü yüzeyinde Jandarma, JAK, Emniyet Müdürlüğü, AFAD, UMKE ve sağlık ekipleri tarafından yürütülen çalışmaya Deniz Kuvvetleri de destek oluyor.