Ana Sayfa Blog Sayfa 1747

Antarktika’dan güzel haber: Buzdağı parçalandı, milyonlarca penguen kurtulmuş olabilir

Üç yıl önce Antarktika buz sahanlığından koparak dünyanın en büyük buzdağı haline gelen devasa buz kütlesi, milyonlarca makaroni ve imparator penguene ev sahipliği yapan Güney Georgia Adası’na doğru endişe verici yolculuğunda parçalara ayrılmaya başladı.

ABD Ulusal Buz Merkezi (USNIC) tarafından yapılan açıklamada merkezdeki bilim insanlarının 22 Aralık tarihinde Sintinel-1A uydusundan alınan görüntülerde yeni ortaya çıkan A68e ve A68f’yi tespit ettikleri belirtildi.

Live Science’ın aktardığına göre ilk kırılma da 15 Aralık tarihinde gerçekleşmişti. Yeni tespit artık A68d ve A68a ile birlikte şu anda birbirlerinden ayrılan dört ayrı buzdağı parçası olduğunu ortaya koyuyor.

Güney Georgia Adası’na sürükleniş

A68a Temmuz 2017 tarihinde Antarktika’daki Larsen C buz sahanlığından ayrıldığında dünyanın en büyük buzdağı haline gelmişti. Devasa buz kütlesi o tarihten bu yana kuzeye doğru sürükleniyordu.

Geçtiğimiz Nisan ayında büyüklüğü 5 bin 100 kilometrekarenin biraz üzerindeydi. 2020 yılının baharında A68a gözlerini Güney Atlantik Okyanusu’nda milyonlarca penguen, fok ve diğer deniz canlılarına ev sahipliği yapan bir vahşi yaşam sığınağı olan Birleşik Krallık’a ait Güney Georgia Adası’na dikmişti.

Uzmanlar, adanın sığ kıta altı raflarına sıkışıp kalması durumunda, hayvanların yiyecek avlama yeteneklerine büyük ölçüde müdahale edebileceğinden korkuyorlardı.

Fotoğraf: Shutterstock

‘Yiyecek bulmalarını engelleyebilir’

Birleşik Krallık Antarktika Derneği‘nden bir çevrebilimci olan Geraint Tarling yaptığı açıklamada, “Hayvanların yiyecek (balık ve kril) bulmak için seyahat etmeleri gereken gerçek mesafe gerçekten önemli” demişti.

Tarling, “Büyük bir dolambaçlı yoldan gitmek zorunda kalırlarsa, bu durum, arada açlıktan ölmelerini önlemek için yavrularına zamanında geri dönemeyecekleri anlamına gelir” ifadelerini kullanmıştı.

Ancak, görünüşe göre bu su altı rafları, aslında parçalanmaya başlamasına neden olan şey. İkiye bölünmeden önce, buzdağı saat yönünde dönmeye başladı, bu da bir ucunun rafa takıldığını gösteriyordu. Araştırmacılar bölünmenin arkasında yatanın bu takılınan engel olduğunu düşünüyor.

Dört yeni parça

Antarktika Derneği’nden Laura Gerrish Twiiter hesabı üzerinden yaptığı paylaşımda bölünme sonucu ortaya çıkan dört parçanın büyüklükleri hakkında şu tahminde bulundu:

  • A-68a: 2 bin 600 kilometrekare
  • A-68d: 56 144 kilometrekare
  • A-68e: 253 655 kilometrekare
  • A-68f: 87 225 kilometrekare

Şu anda en büyük parçaların adanın kuzeyinde, Güney Antarktika Çevresel Akıntı Cephesi olarak bilinen hızlı hareket eden bir akıntı üzerinde taşınması umuluyor. Ancak herhangi bir parça raflara takılırsa gene de bölgedeki yerel vahşi yaşamı kesintiye uğratabilir.

Araştırmacılar tatil sezonu boyunca gidişatı değerlendirmeye devam edecek.

AstraZeneca’dan açıklama: Oxford aşısı yüzde 95 koruma sağlayacak

AstraZeneca firmasının CEO’su Pascal Soriot, Oxford Üniversitesi ile birlikte geliştirilen koronavirüs aşısının Covid-19’a karşı yüzde 95  koruyacağını ve Pfizer/BioNtech  ile Moderna aşıları kadar etkili olacağını açıkladı. 

The Sunday Times gazetesine konuşan Soriot, araştırmacıların, geniş yaş aralığında ve çeşitli etnik gruplarda aşının etkinlik göstermesini sağlayan bir “kazandıran formül” bulduğunu belirtti. 

Veriler yayımlanmadı

Ancak, İngiliz-İsveç ilaç devi AstraZeneca, bu iddiaları doğrulayan verileri henüz yayımlamadı. Geçen ay yayınlanan üçüncü aşama klinik denemelerin ara sonuçları, iki doz halinde uygulanan aşı ortalama olarak yüzde 70 etkinlik oranı göstermiş; önce yarım doz ve ardından tam doz uygulamasının ise yüzde 90 etkinlik gösterdiği belirtilmişti.  Pfizer/BioNTech aşısının koruyuculuğu yüzde 95, Moderna  aşısınınki ise yüzde 94,5 olarak açıklanmıştı.

Bu hafta acil kullanım onayı bekleniyor

Soriot, aşıya bu hafta içinde Birleşik Krallık İlaç ve Sağlık Ürünleri Düzenleme Dairesi (MHRA) tarafından acil kullanım onayı verilmesini bekledikleri belirterek, aşının Eylül ayında Londra ve güneydoğu İngiltere’de tespit edilen ve onu aşkın ülkeye sıçrayan virüsün agresif bir mutant türüne karşı “etkili” olacağını belirtti.

Soriot’un açıklamalarının ardından AstraZeneca’nın hisseleri yüzde 4 oranında yükseldi. 

Hindistan da bekliyor

Dünyanın en büyük aşı üretitici olan Hindistan’daki Serum Enstitüsü tarafından toplu olarak üretilecek olan Oxford aşısı, Hindistan hükümeti tarafından acil kullanım izni için düşünülen üç aşıdan biri.  Bunlardan diğer ikisi ise Pfizer/BioNtech ve Bharat Biotech tarafından geliştirilen Covaxin aşısı…

Pfizer/BioNtech’İN  henüz verilerini sunmadığı ve Bharat Biotech’in henüz Faz III  denemelerini tamamlamadığına dikkat çeken kaynaklar, AstraZeneca-Oxford aşısının  Hindistan’da kullanılacak ilk Covid aşısı olacağını belirtiyor. 

Depolama ve maliyet koşulları büyük avantaj

Oxford/AstraZeneca aşısı, depolama kolaylığı ve maliyet bakımında rakiplerinden daha önde görünüyor. Pfizer/BioNTech aşısının eksi 70 santigrat derecede ve Moderna aşısının  eksi 20 santigrat derece sıcaklıkta saklanması gerekirken, Oxford aşısı normal buzdolabı sıcaklıklarında – iki ile  sekiz santigrat derece arasında saklanabiliyor. Bu durum Hindistan ve diğer yoğun nüfuslu yoksul ve gelişmekte olan ülkeler için büyük avantaj yaratıyor. 

Öte yandan Oxford aşısının diğer seçeneklerden daha ucuz olması bekleniyor; Doz başına ortalama olarak  Pfizer/BioNtech aşısının 20 dolara (Yaklaşık 150 TL),  Moderna aşısının 25 dolara (yaklaşık 186 lira) , Oxford/AstraZeneca aşısının ise 2,5 dolara (yaklaşık 20 TL) mal olduğu biliniyor.

AYM Genel Kurulu Kavala’nın başvurusunu reddetti: Özgürlüğü ihlal edilmedi

1155 gündür tutuklu bulunan Anadolu Kültür Yönetim Kurulu Başkanı ve insan hakları savunucusu Osman Kavala‘nın, özgürlüğünün ihlal edildiği gerekçesiyle yapılan başvuru Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu tarafından reddedildi. Karar, yedi üyeye karşı sekiz üyenin oy çokluğuyla alındı.

Gezi Davası‘ndan tahliye edilen edilen ancak bu kez de 15 Temmuz Darbe Girişimi‘yle ilgili suçlanan Kavala, tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi’ne başvurmuştu.

Daha önce de başvurusu reddedilmişti

Kavala’nın avukatları, tutuklama tedbirinin hukuki olmaması, soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması ve tutukluluk incelemelerinin hakim/mahkeme önüne çıkarılmaksızın yapılması nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru yapmıştı. Ancak, Genel Kurul başvuruyu beşe karşı 1o üyenin oy çokluğuyla 22 Mayıs 2019 tarihinde reddetmişti.

Osman Kavala’nın geçtiğimiz günlerde görülen davasında ise mahkeme heyeti tutukluluğunun devamına karar verdi. Bir sonraki duruşma 5 Şubat tarihinde görülecek.

Volkswagen’in Türkiye’deki şirketini tasfiye ettiği iddia edildi

Alman menşeli otomotiv şirketi Volkswagen‘in (VW) Türkiye‘deki yatırımını tasfiye ettiği iddia edildi.

Yaklaşık 1 milyar euroluk yatırımla Manisa‘da kurulması planlanan fabrikanın yıllık 300 bin araç üretim kapasitesine sahip olması bekleniyor ve yaklaşık dört bin kişilik de bir istihdam yaratması öngörülüyordu.

Volkswagen, 2 Ekim 2019’da Manisa’da 943 milyon 500 bin TL sermayeyle Volkswagen Turkey Otomotiv Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi‘ni kurmuştu. Şirketin ticaret siciline kaydı, kurulması planlanan fabrikayla ilgili ilk adım olarak yorumlanmıştı.

Koronavirüs engel oldu

Firma, Manisa yakınlarında kurmayı planladığı fabrikayla ilgili girişimleri koronavirüs sebebiyle temmuz ayında durdurmuştu.

Şirketin Wolfsburg kentindeki merkezinden yapılan açıklamada kararın arka planında korona krizi nedeniyle küresel çapta otomobile talebin gerilemesi olduğu belirtilmiş ve projenin bir süredir askıya alındığı söylenmişti. Ancak, Volkswagen’in 17 Aralık’ta şirketi tasfiye ettiği ve ilgili kararın da Ticaret Sicil Müdürlüğü tarafından tescillendiği belirtildi.

Volkswagen firmasının yeni fabrikasını Manisa’da kurma kararının açıklanması Türkiye’nin başlattığı Barış Pınarı Harekatı‘nın Alman kamuoyunda yarattığı tepkiler nedeniyle ertelenmişti.

Erdoğan’ın aktivistleri hedef alan sözleri tepki doğurdu: Doğayı çevreciler bu hale getirmedi

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, geçtiğimiz günlerde yaptığı bir konuşmada çevre aktivistlerini hedef alarak “Türkiye’nin ve 83 milyonun faydasına olan enerji projelerimizin çevreci maskesi takmış vandallarca engellenmesine müsaade etmeyeceğiz” dedi. Erdoğan bu söylerine ise hak savunucuları ve çevre dernekleri tepki gösterdi.

Cumartesi günü, Eskişehir Eti Maden Lityum Karbonat Üretim Tesisleri‘nin açılış törenine canlı bağlantıyla katılan Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasında çevre aktivistleri hedef alarak şu ifadeleri kullanmıştı: “Doğa, çevre ve yeşil gibi insanlığın ortak kavramlarının, arkası karanlık birçok marjinalin operasyon aparatı haline getirilmesine izin vermedik, vermeyeceğiz. Türkiye’nin ve 83 milyonun faydasına olan enerji projelerimizin çevreci maskesi takmış vandallarca engellenmesine müsaade etmeyeceğiz.”

Hak savunucuları ise Erdoğan’ın bu sözlerinin tehdit de içerdiği belirterek bu zamana kadar 83 milyona yönelik bir projenin yapılmadığını söyledi.

‘Kazdağları’nı çevreciler bu hale getirmedi’

Yeşiller Partisi eş sözcüsü Koray Doğan Urbarlı, Kazdağları’nı, Kuzey Ormanları’nı çevreciler bu hale getirmedi diyerek şu açıklamalarda bulundu:

AKP Genel Başkanı’nın 83 milyona yönelik bir projesi, bir hareketi, bir davranışı olduğunu gördük mü şimdiye kadar? Görmedik. Bunu eleştiri olarak da söylemiyorum. Politika yapma şekli “biz ve onlar” şeklinde ilerliyor ve seçim sonuçlarına bakınca da bunun tuttuğunu da görüyoruz. Projelere geri dönersek çevrecilerin karşı çıktığı projelerin, madenlerin, barajların, santrallerin öncesini ve sonrasını yan yana koyalım. Öncesi çevreci maskesi takmış vandalların savunduğu alanlar olacaktır; sonrası da AKP Genel Başkanı’nın… Zaten fark her şeyi anlatacaktır. Kazdağları’nı çevreciler bu hale getirmedi. Kuzey Ormanları’nı çevreciler bu hale getirmedi. Hava kirliliğini çevrecilerin politikaları bu seviyeye çıkarmadı.”

‘Dışa bağımlılık arayan nükleer santrallere baksın’

Erdoğan’ın enerji projelerinin Türkiye’nin dışa bağımlılığını azaltacağı görüşüne de değinen Urbarlı şunları söyledi:

Bizim Yeşiller olarak kullandığımız tarihsel bir sloganımız var. Rüzgar, güneş bize yeter! Rüzgar ve güneşten daha dışa bağımlı olmayan enerji üretim yöntemi var mı? Güneş tüm ülkede var, rüzgar konusunda da oldukça bereketli bir ülkeyiz. Bu yüzden enerji ve dışa bağımlılık denildiğinde kimse bize yani Yeşiller’e, bu ülkenin çevrecilerine, doğa savunucularına söz söyleyemez.

Dışa bağımlılık arayanlar nükleer santrallere, ithal kömürle çalışan termik santrallere baksınlar. Baştan aşağı dışa bağımlı. Yeşiller’in savunduğu tüm kaynaklar ülkede olan kaynaklardır. Bize bağımsızlık üzerinden eleştiri getirenlerin savunduğu tüm kaynaklar ise dışarıdan gelen kaynaklardır. Bu yüzden içimiz rahat. Siz Yeşiller’in savunduğu enerji üretim biçimine geçin, geçerken de bunu hoyratça, doğayı yok edecek şekilde yapmayın o zaman sorunların çözüleceğini görürsünüz.”

‘Vandal değil, yaşam savunucularıyız’

Erdoğan’ın çevre aktivistlerini hedef alan sözleriyle ilgili Ekoloji Birliği de bir açıklama yaparak şunları kaydetti:

İktidar ve şirketler ekoloji mücadelesi verenleri kendilerince karalamaya, halkın gözünden düşürmeye çalışıyorlar, ama başaramayacaklar çünkü toprağına, suyuna, geleceğine sahip çıkan halk oldukça kararlıdır. Verilen mücadele haklı ve meşrudur. Cumhurbaşkanlığı makamında oturan bir kişinin halkının ve yaşamı savunanların yanında olması gerekir.

Cumhurbaşkanı öncelikle iklim krizini hızlandıran karbon salımına yol açan termik santraller gibi ekolojik yıkım projelerini durdurmalı, susuzluğun ve kuraklığın iyice arttığı bu dönemde aşırı su kullanan ve hiçbir kamusal yararı olmayan ve doğayı tahrip eden metalik madencilik projelerini kapatmalı, Paris Anlaşması‘nın TBMM tarafından onaylanmasına destek vererek karbon salımını azaltıcı tüm tedbir ve önlemleri acilen yerine getirmelidir.”

‘Aynı zamanda bir tehdit’

Yeşil Düşünce Derneği’nden Sevil Turan ise bu söylemlerin tehdit de içerdiğini vurguladı:

Demokratik toplumların en önemli unsurların biri sivil toplumun varlığı. Özellikle iklim krizi gibi geri dönülemez bir noktada bulunduğumuzda hem demokratik bir sivil toplum hem de aslında hak savunuculuğu, doğa savunuculuğu yapan bu krizi önlemek için bütün yönleriyle iklim adaleti bağlamında ele alan grupların olması çok önemli. Çok büyük bir talihsizlik Sayın Erdoğan’ın bu değerlendirmesi.

Hem demokratik toplum düzenine hem de içinde bulunduğumuz kriz haline aynı zamanda da bir tehdidi içeriyor. Çünkü toplumlarda en büyük kısıtlamalar zaten otoriterleşmeye doğru sivil toplumun hedef alınmasından ya da doğa, çevre koruyuculuğu yapan grupların hedef alınmasıyla başlar. O yüzden bu alanda meseleyi toplumun ve aslında Türkiye’nin demokratik ve adil bir şekilde gelişmesi, varlığını sürdürmesi için çalışan bu grupların korunması ve bunların hedef gösterilmesini oldukça tehlikeli buluyorum. Son 12 yıl gibi bir süre kalmışken acil ve kökten politik bir değişim geçirilmesi gerekirken bütün grupların çalışması çok önemli. Bu işin aciliyetinin anlaşılmadığının önemli bir göstergesi aslında bu söylemler.”

Öte yandan, Türkiye’de sivil toplum kuruluşlarına kayyım atanmasının önünü açan “Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanın Önlenmesine İlişkin Kanun Teklifi” Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulu’nda kabul edilmesine de tepkiler gecikmedi.

‘Bu acele neden?’

Bilgi Üniversitesi öğretim görevlisi Dr. Alper Akyüz ise söz konusu düzenlemeyle ilgili, teklifin Resmi Gazete‘de henüz yayınlanmadığını hatırlattı:

İçişleri Bakanlığı Sivil Toplumla İlişkiler Genel Müdürlüğü web sayfasından hemen konuyla ilgili bir açıklama yapmış. Bu açıklama bütün düzenlemeyi özetlemiş, söylenenlerin bir kısmını eğip bükmüş özetlemek adına, olumlu bir şey olarak gösterilmiş. Ama, henüz Cumhurbaşkanı tarafından onaylanıp resmi gazetede yayınlanmış ve yürürlüğe girmiş bir kanun değil. Bu acelenin neden kaynaklandığını ben anlayamadım. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nde kuvvetler ayrılığı var deniliyor ama İçişleri Bakanlığı Genel Müdürlüğü, sanki her şey olup bitmiş yürürlüğe girmiş gibi açıklıyor. Bu durum rejimin başlı başına sakilliğini gösteriyor.”

‘İzne tabii olmalı mı?’

Akyüz, yardım toplama işlemlerinin zaten izne tabii olduğunu da belirtti:

Zaten izne ve denetime tabii bir işlem olan yardım toplama iyice sıkılaştırıldı. Burada şunu sormak lazım. Yardım toplamak ilke olarak izne tabii olmalı mı? İlke olarak yardım toplamanın izne tabii olmaması gerekir. Bu aynı gösteri hakkına benziyor. Anayasa hükmüne göre herkes izinsiz, bildirimde bulunmadan gösteri düzenleme hakkına sahiptir. Ancak, hakikatin çarpıtılması uğruna iktidarın sürekli olarak izinsiz gösteri düzenlemek diye bir suç yarattığını görüyoruz. Buna benzer bir durum şimdi yardım toplama için var.”

STK’lere kayyım atanması konusunda, hali hazırda kanuna ihtiyaç duyulmadan da bu tür faaliyetlerin yapıldığını kaydeden Akyüz, bu şekilde İçişleri Bakanlığı’nın elinin daha da serbestleştirilmesinin amaçlandığını vurguladı.

 

 

 

Lübnan’da cinsel taciz suç sayıldı, faile hapis cezası verilebilecek

Lübnan Parlamentosu, cinsel tacizi suç sayan ve failin hapis cezası almasını öngören yasa tasarısını onayladı. Yasaya göre, cinsel taciz faillerine dört yıla kadar hapis ve asgari ücretin 50 katına kadar para cezası verilebilecek.

Birleşmiş Milletler’in Lübnan’daki Cinsiyet Eşitliği Ofisi gelişmeyi Twitter’dan “Lübnan’da cinsel taciz ve istismar faillerini cezalandıran ilk yasa” paylaşımıyla duyurdu.

Yeni yasanın getirdikleri

  • Cinsel taciz faillerine 4 yıla kadar hapis ve asgari ücretin 50 katına kadar para cezası verilebilecek.
  • Failleri cezalandırmanın yanı sıra hem mağdurlara hem de sanık aleyhinde tanıklık yapanlara koruma sağlanacak.
  • Mağdurlara Sosyal İşler Bakanlığı tarafından destek ve rehabilitasyon hizmeti sunulacak.
  • Cinsel taciz konusunda farkındalık yaratmak için özel bir fon oluşturulacak.
  • Mağdurlar tazminat da talep edebilecek.
  • Fail ile mağdur arasında bir bağ varsa ceza altı ay ile iki yıl arasında hapis ve asgari ücretin 10 ila 20 katı arasında para cezası uygulanacak. Fail mesleki kıdem ve konumunu aynı yerde çalışan bir personel üzerinde kullanıyorsa ve/veya taciz devlet kurumları, üniversite, okul ve ulaşımda meydana gelmişse bu kapsamda ele alınacak.
  • Mağdur engelli veya kendini savunamayacak durumda ise, taciz suçu iki veya daha fazla kişi tarafından işlenmişse ve failler maddi, manevi veya duygusal baskı uygulamışsa 2 ila 4 yıl arasında hapis ve asgari ücretin 30 ila 50 katı para cezası verilebilecek.

‘Olumlu, ama yeterli değil’

Ülkedeki kadın hakları örgütleri yeni yasayı olumlu bir adım olarak görse de yeterli bulmadıklarını belirtti. Cinsiyet eşitliğinin önündeki bazı engellerin hâlâ varlığını sürdürdüğünü kaydeden kadın örgütleri “evlilik içi tecavüzün” halen suç sayılmadığını hatırlattı. Binlerce göçmen ev işçisi kadının iş kanunu kapsamına alınmayarak mağdur edildiğine vurgu yapıldı.

İnsan Hakları İzleme Örgütü geçen ay yayınladığı bir raporda, Lübnan’ın kadınları ve kız çocuklarını aile içi şiddetten korumak için uluslararası yükümlülüklerini yerine getirmediğini belirtmişti. Ayrıca, bu yaz, Suriye savaşında cinsel şiddetten kaçmak için Lübnan’a kaçan trans kadınların ev sahibi ülkelerde fiziksel ve psikolojik travma ile nasıl mücadele ettiklerini de belgelendi.

 

‘Çevre davaları kamu davası sayılsın, giderler hazineden karşılansın’

Ege Çevre ve Kültür Platformu‘nun (EGEÇEP) çağrısıyla bir araya gelen 70 kurum çevre davalarının kamu davalarından sayılması ve giderlerinin hazineden karşılanması için bir imza kampanyası başlattı.

Yapılan açıklamada Anayasa’nın 17 ve 56’ncı maddelerinin sağlıklı ve dengeli çevrede yaşama hakkını güvence altına aldığı, ve bu hakkın korunması için devletin yanı sıra yurttaşa da ödev yüklediği belirtildi.

Açıklamada “Sağlıklı çevrede yaşama hakkının olmazsa olmaz unsurları; bilgi edinme, karar süreçlerine halkın katılımı ve adalete erişim hakkıdır” ifadeleri yer aldı.

‘Dava açmanın külfeti katlanılmaz hale geldi’

Çevresel Etki Değerlendirme süreçlerinin usülüne uygun yürütülmediği hatırlatılan açıklamada halkın tek çaresinin dava açmak olduğu belirtildi. Açıklamada, Ancak, mahkeme giderleri ve bilirkişi ücretleri, halkın karşılayabileceği rakamların üzerine çıkmıştır. Ayrıca davanın reddedilmesi halinde, şirketlerin lehine avukatlık ücretine hükmedilmesiyle dava açmanın külfeti katlanılamaz hale gelmiştir” denildi.

Bu durumun insanlarda dava açmaya karşı tereddüt göstermesine sebep olduğu belirtilen metinde “Zaten çoğunluğu dar gelirli olan çiftçiler, köylüler ve onları destekleyen yaşam savunucuları, mahkeme masrafları ve bilirkişi ücretleri ile davanın kaybedilmesi halinde ödemek zorunda kalacakları avukatlık ücretlerinden dolayı dava açmakta tereddüt etmektedirler” ifadelerine yer verildi.

‘Giderler hazineden karşılansın’

Adalete erişimin kolaylaştırılması gerektiği belirtilen kampanyada “Bu nedenle; doğal ve kültürel değerlerin, sağlıklı çevrede yaşama hakkının korunmasına ilişkin açılan davaların kamu davası sayılarak, mahkeme harç, keşif, bilirkişi ücretleri gibi her türlü giderlerinin hazineden karşılanmasını, bu davalarda idare lehine avukatlık ücretine hükmedilmemesini, buna ilişkin yasal düzenlemeler yapılmasını talep ediyoruz” çağrısında bulunuldu.

Altında 70 kurumun imzası bulunan kampanyaya bireysel olarak change.org üzerinden imza vermek mümkün.

Yeni yıla girerken, İstanbul’da ‘yalancı bahar’

Yılbaşına birkaç gün kala, Türkiye’de hava sıcaklıkları ortalamanın üzerinde seyrediyor. Bu yıl ortalama sıcaklıklar,küresel ısınma nedeniyle nisan ayı hariç mevsim normalleri üzerinde gerçekleşti. Ulusal ve uluslararası meteoroloji kurumlarının verilerine göre 2020, en sıcak yıllardan biri olmaya aday. 

 

‘Mayıs sıcakları yaşanıyor’

Toros şunları söyledi: “Son yıllarda bitkilerin erken çiçek açması daha sıklıkla görülmeye başlandı. İstanbul’da şu anda sıcaklık ortalaması 12-17 derece civarında. Normalde aralık ayının ortalama sıcaklığı 8-9 derecedir. İstanbul şu anda mayıs ayının ortalama sıcaklığını yaşıyor. Bu durum da ağaçların erken çiçek açmasına neden oluyor. İstanbul’da önceden aralık ayında kar yağardı ama şimdi ağaçlar çiçek açıyor ve ağaçlar ‘yalancı bahar’a inanıyor.”

2014 yılında ağaçların erken çiçek açmasının hasadı olumsuz yönde etkilediğini dile getiren Toros, erken çiçeklenmenin verimi düşürdüğünü sözlerine ekledi.

Meteoroloji Genel Müdürlüğü, sıcak havanın yıl sonuna kadar süreceğini açıklamıştı.

 

TTB’den siyah kurdele: İki günde dokuz, toplam 302 sağlık çalışanını yitirdik

Türk Tabipleri Birliği (TTB) bugün (28 Aralık) koronavirüs nedeniyle yaşamını yitiren sağlık çalışanı sayısının 302’ye çıktığını duyurdu. Birliğin açıklamasına göre, en çok ölümler İstanbul‘da yaşandı. Bunu Ankara, İzmir ve Diyarbakır izledi.

Bir günde beş kayıp

Covid-19 nedeniyle bugün beş sağlık çalışanı yaşamını yitirdi. TTB, Denizli’de çalışan Halk Sağlığı Uzmanı Dr. Hakan Türkoğlu, Trabzon Akçaabat Haçkalı Baba Devlet Hastanesi’nde Acil Servis Hasta Kayıt Memuru Hakkı Durna, Mersin’de özel bir hastanede çalışan Ameliyathane Cerrahi Teknisyeni Ramazan Ak, Adana Ceyhan’da görev yapan Eczacı Ömer Gürkan,Bursa Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde görev yapan Radyoloji Uzmanı Dr. Yavuz Durmuş’un bugün Covid-19 nedeniyle yaşamını yitirdiğini duyurdu.

TTB, akşam saatlerinde 300 sağlık çalışanının meslek grubunu ve şehirlerini paylaştı. 

Dün dört sağlık çalışanının yaşamını yitirmesinin ardından bugünkü ölümlerle iki günde dokuz  sağlık çalışanı Koronavirüs nedeniyle yaşamını yitirdi.

Yaşamını yitiren sağlık çalışanlarının 274’ünün erkek 28’inin kadın olduğu belirtildi.

 

Kadıköy’de Ulu Cami’ye mahkeme izin vermedi

Kadıköy rıhtımında Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından yapılması planlanan ‘Ulu Cami’ projesi İstanbul 3’üncü İdare Mahkemesi tarafından iptal edildi.

Diyanet İşleri Başkanlığı, 2015 yılında Haydarpaşa Garı‘nın da yer aldığı 1/5000 ölçekli Nazım İmar Planı’nda İSKİ artıma tesisi olarak görülen ve fiilen otopark olarak kullanılan alana cami yapılması için Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na bağlı Mekansal Planlama Müdürlüğü‘nden talepte bulunmuştu.

Diyanet talep etti

Dolgu alanı olan tescil dışı araziye yapılacak caminin adı “Ulu Cami” olarak belirtilmiş, o dönem bakanlık da görüş almak üzere projeyi İstanbul Büyükşehir Belediyesi‘ne (İBB) ve Kadıköy Belediyesi‘ne göndermişti.

Diyanet’in talebinde “Ulu Cami” olarak adlandırılan dini tesis alanının ilk katlarında kütüphane, sergi ve konferans salonları da yer alıyordu. Zemin altına ise katlı otopark yapılması düşünülüyordu.

‘Hukuka uyarlılık bulunmuyor’

Kadıköy Belediye Başkanlığı’nın açtığı ve Mimarlar Odası’nın müdahil olduğu davada İstanbul 3. İdare Mahkemesi’nden, İstanbul V Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’nun 9 Kasım 2017 tarihinde almış olduğu 4963 sayılı kararı ve eki projenin hukuka aykırılığı nedeniyle iptali istenmişti.

Kadıköylife’ın aktardığına göre mahkeme de “İstanbul ili, Kadıköy ilçesi, Rıhtım mevkiinde yapılması planlanan; cami, şadırvan, kültür merkezi ve diğer hizmetler yapısı ile yeraltı otoparkı yapısına ilişkin kararı ve eki projenin hukuka uyarlılık bulunmadığı” gerekçesiyle dava konusu işlemlerin iptaline karar verdi.