Ana Sayfa Blog Sayfa 1748

Bursa’da ormanlık alanda önce yıkım sonra karar

Resmi Gazete’de geçen ay yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararları’yla İzmir Bayraklı ve Bursa İnegöl, Hamzabey ile Yenişehir ilçesine bağlı olan Çayırlı Mahallesi’nde yer alan bazı alanlar, orman sınırları dışına çıkartıldı.

Ancak sonrasında yapılan incelemelerde Bursa’da ormanlık alan vasfını yitirdiği öne sürülen alanların bir kısmının hali hazırda mobilyacılar sitesinin kullanımında olduğu ortaya çıktı.

Sarıbal: Sanayi için ormanlar feda ediliyor

AKP tarihinin verimli arazilerin yapılaşmaya açılmasıyla dolu olduğunu kaydeden CHP Genel Başkan Yardımcısı Orhan Sarıbal ise BirGün’e yaptığı değerlendirmede, “Müteahhitlere neredeyse sınırsız ağaç kesme izni verilerek ormanlar yok ediliyor. Tarım ve Orman Bakanı, ormanlarımızın arttığını iddia ediyor ama doğru değil. Ormanları ve tarım arazileri yağmalanan illerin başında da Bursa gelmektedir. Kamuoyunun yakından bildiği Yenişehir Kirazlıyayla’daki maden arama faaliyetleri, bu talanın sadece küçük bir örneği” dedi.

Bursa’da orman vasfı alınan alanın uzun yıllar önce bu vasfını yitirdiğini söyleyen Sarıbal, “Sanayileşmeyle etrafında yapılar oluşturulmuş ama ‘orman’ olduğu için bu parsellere dokunulmamış. Şimdi bu parseller için yapılaşma izni çıkıyor. Önceden yapılaşmanın olduğu bölge için sonradan karar alınmış görünüyor.

Sinovac aşısı için aracı firmayla anlaşılmış: Koca ‘öyle bir şey yok’ demişti

 

Çin’de Türkiye’ye gönderilmek üzere hazırlanan aşılar üzerinde adı yazan ‘aracı firma’ya dikkat çeken CHP’li Emir, “Bakan, ‘Aracı yok’ demişti. Oysa bugün gelen fotoğrafta kolilerin üzerinde Keymen yazdığını görüyoruz” dedi. 

Emir: Bir söylediğiniz de doğru çıksın 

Görüntüleri sosyal medya hesabından paylaşan Murat Emir, şu ifadeleri kullandı: 

Sağlık Bakanı’na aylardır “Çin aşısında aracı firma olacak mı?” diye soruyoruz. Keymen İlac’ın aşıyı getirdiğini söylediğimizde de Bakan, “Aracı yok” demişti.

Oysa bugün gelen fotoğrafta kolilerin üzerinde Keymen yazdığını görüyoruz. Bir kere de söylediğiniz doğru çıksın.

Aşı yarın geliyor

Öte yandan THY, Çin’den gelecek ilk parti aşının Pekin-İstanbul Havalimanı-Ankara şeklinde taşınacağını duyurdu. DHA’nın aktardığına göre Çin’den gelecek ilk uçakta 3 milyon doz aşı olacak. 

THY Basın Müşavirliği‘nden yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

Bir süredir beklediğiniz aşı taşıma detayları biraz önce paylaşıldı. Çin’den gelecek ilk parti aşı Pekin – İstanbul Havalimanı – Ankara şeklinde taşınacak.

Uçuş detayları aşağıdadır:

  • Aşılar TK6175 30 Aralık seferi ile PEK-IST,
  • TK2170 31 Aralık seferi ile IST-ESB sevk edilecektir.
  • TK6175 30 Aralık seferinin İstanbul Havalimanı’na iniş saati 30 Aralık 06:10’dur.
  • TK2170 31 Aralık seferinin icra saati ise 31 Aralık 20:05’tir.”

Almastı Çerkes Kadın Hareketi kuruldu

Bir grup Çerkes kadın, kadınların yaşadıkları şiddet, baskı ve ötekileştirme süreçlerine karşı ses çıkarmak amacıyla Almastı Çerkes Kadın Hareketi‘ni kurdu.

Hareket, Çerkes toplumunda yaşanan cinsiyetçiliğe karşı sessiz kalmamak ve diğer kadınlara da güvende hissederek paylaşımda bulunacakları bir platform oluşturmak amacını taşıyor.

‘Masallar eskide kaldı’

Hareket kuruluşunu açıkladığı metinde şu ifadeleri kullandı:

Nartlar tarihten çekileli uzun zaman oldu. Kaf Dağı’nın ardında bilinmedik bir sır kalmadı. Nehrin yanında uzun saçları ile Seteney’ler dolaşmıyor. Ne var ki Çerkesler senelerdir, kadınlar hakkındaki masallara inanmaya devam ediyor!

Oysa masallar çocukların büyümesine katkı sunar. Geçmişte kalmış bu masalları inanç hâline getiren toplumlar ise büyüyemeden olduğu yerde saymaya mahkûmdur.

Bir orta sınıf milliyetçi söylemine yabancı gelecek anlattıklarımız. Anakronik bir şekilde yüz yıl öncenin Xabze’sinde kadına verilen değeri tekrar tekrar önümüze çıkarıp vicdan temizleyecekler.

‘Kadına yönelik baskı her alanda’

Hakikat ise bambaşka; günümüzde kadına yönelik toplumsal baskı, şiddet ve taciz evde, okulda, sokakta, sosyal hayatta, sosyal medyada, kısacası yaşamın her alanında!

Bugün biz Çerkes kadınlarına kalan ise: Çocuğu ölünce ağlaması yasaklanan kadınlar, kaçırılarak veya zorla evlendirilerek hayatı zindan edilen genç kızlar, pantolonla düğüne geldi diye rezil edilen ‘Pşaşe’ler, asli görevi hizmet etmek olan‘Adigenısa’lar, tacize varan Alaf/Semerkawlar, kadının suçlandığı ve erkeğin bedel ödemediği üzeri örtülmüş tacizler, tüm bunları gördüğü ve kabul etmediği için derneklere ve topluma yabancılaşan genç kadınlar…

Xabze’nin temel amacı ‘insanı ve toplumu daha iyiye götürmek, birey ve toplumun huzur ve güvenini sağlayacak mutlu bir dünya ve yaşam kurmak ve korumak’ değil miydi?

‘Sesiniz sesimiz olsun’

Çerkes kızı imgesine dair, internette kısa bir arama ile herkesin ulaşacağı sonuç budur ve oryantalist bir bakış açısına hizmet eder. Tıpkı Çerkes kadını denince Osmanlı Sarayı’nın haremlerinin akla gelmesi gibi. Bu nitelikler, Çerkes kadınının sanki kişiliği, istekleri, karşı fikirleri yokmuş gibi sadece ‘görüntü’ olarak var olmasına yol açmıştır. Ve artık duyulmayan bir sesin duyulması da zorunluluk hâline gelmiştir: Kadınların sesinin! Bir özne olarak ‘kuğu gibi süzülmeyen’ Çerkes kadınlarının sesinin! Çerkes kadınları çifte baskılanma ile karşı karşıya bugün.

Bir taraftan gelenekçi referansları ile ‘Xabze sömürüsü’, diğer tarafta ise bütünleşilen Türkiye toplumu. Her iki baskı da Çerkes kadınlarını tehdit ediyor. Cemiyetten dışlanma, psikolojik şiddet, taciz ve hatta cinayet ile… Bu yüzden soruyoruz: Hayriye Melek’ten övünçle bahsedenler, onun kendi dönemindeki ileri söylemlerini bugün için inşa etmeye kalkan kadınları şeytanlaştırmakta neden bu kadar isteklidirler? Kadınların talep ve isteklerini dile getirmesini Xabze‘sopa’sı ile engellemek, gerçekten kültürümüzü korumaya mı hizmet etmektedir? Bize bugün Xabze’yi öğretmeye çalışanlar benzer sorunları yüzyıl önce dile getiren Hayriye Melek Hunç’a aynı dersi verebilir miydi? Çerkes toplumuna: Xabze sömürüsünü bırakın. Xabze; katı, değişmeyen, özcü bir gelenek, hele hele bir ideoloji değildir. Xabze özcülüğü ile kadınları dışlayarak kurduğunuz iktidarlar yıkılmalıdır!

Diasporaya çağrı

Diaspora kurumlarına çağrımızdır: Gelin dili birlikte değiştirelim, toplumsal cinsiyet eşitsizliği ile mücadele edelim, içinde bulunduğumuz ülkede sistematikleşen kadına karşı şiddete karşı kendi toplumumuzdan başlayarak mücadele edelim! Kadınlara: Hayatımız dahil, ne isek o olana yönelen her türlü şiddete karşı gelelim!

Son yıllarda feminist hareketlerin eleştirilerini arttırdığı ve #metoo hareketi ile iyice görünür kılınan erkeklik her yerdedir ve Çerkesler de bundan azade değildir! Ataerkil toplumların özelliklerini barındırırlar ve doğal olarak kadınların sesi daha az duyulur. Fakat artık kadınlar seslerini çıkarmaya başladılar! Amacımız; Çerkes kadınları olarak Çerkes kadınlarının sesi olmak, maruz kaldığımız her tür baskıyı ve şiddeti görünür kılabilmek ve toplumsal dönüşüm için alan açmaktır. Sesiniz sesimiz olsun!

RSF: 2020 yılında en az 50 medya çalışanı öldürüldü

Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) örgütünün yıllık basın özgürlüğü bilançosunu yansıtan rapora göre, 2020 yılı için dünya genelinde en az 50 medya mensubu meslekleri nedeniyle öldürüldü.

Örgüt tarafından Salı günü açıklanan raporda, öldürülen gazetecilerin çoğunun yolsuzluk, organize suçlar veya çevreye verilen zarar gibi konular üzerinde araştırmalar yaptıkları için hedef alındığı belirtildi.

DW’nin aktardığına göre örgütün raporunda, 1 Ocak ile 15 Aralık 2020 tarihleri arasında öldürülen gazetecilerin üçte ikisinin çatışma bölgelerinin dışında hayatını kaybettiğine dikkat çekildi.

30 yıl sonra ilk kez ölüm cezasıyla infaz

Öldürülen gazetecilerin ikisinin de kadın olduğu ifade edildi. Ayrıca, 12 Aralık’ta İranlı gazeteci Ruhullah Zem‘in idam edilmesi ile 30 yıl sonra ilk kez bir basın mensubunun çarptırıldığı ölüm cezasının infaz edildiği hatırlatıldı.

Sınır Tanımayan Gazeteciler örgütüne göre, geçen 10 yıl içinde dünya genelinde en az 937 kişi gazetecilik yaptığı için öldürüldü. 2019 yılında ise bu sayının 53 olduğu belirtildi.

Yolsuzluk ve mafya tehlikeli konular

RSF Yönetim Kurulu Sözcüsü Michael Rediske raporu, “Yolsuzluk, mafya veya çevreye verilen zarar gibi kritik konularda haber yapmak, birçok ülkede gazeteciler açısından hayati tehlike yaratıyor” sözleriyle değerlendirdi.

“Meksika, Irak veya Pakistan gibi ülkelerde suç işleyen güçlü kişiler, aşırı gruplar ve yolsuzluk yapan bazı siyasetçiler bu tür suçların ardından hiçbir ceza almayacaklarını düşünebilirler” diyen Rediske, “Her gazeteci cinayeti, özgür ve bağımsız bir şekilde bilgi almak isteyen bütün insanlara yönelik bir saldırıdır” ifadesini kullandı.

En tehlikeli ülkeler

Yıllık bilançoda, gazeteciler açısından en tehlikeli ülkelerin Meksika, Irak, Afganistan, Hindistan ve Pakistan olduğuna dikkat çekildi.

2020 yılında sekiz gazetecinin öldürüldüğü Meksika’da, 2015’ten beri her yıl sekiz ile 11 gazetecinin yaptıkları haberler nedeniyle hayatlarını kaybettiğini ifade edildi. Özellikle de uyuşturucu kartelleri ile siyaset arasındaki ilişkileri araştırmanın tehlike yarattığına vurgu yapıldı.

Sınır Tanımayan Gazeteciler örgütünün bilançosuna göre, Irak’ta düzenlenen gösterilere ilişkin haber yapmak isterken toplam altı gazeteci hayatını kaybetti. Afganistan’da beş gazeteci öldürüldü, cinayetlerin failleri bulunamadı. Hindistan’da yolsuzluk ve uyuşturucu ticareti konularında çalışan dört gazeteci cinayete kurban gitti. Pakistan’da da, uyuşturucu ticareti konusunda haberler yapan dört gazeteci öldürüldü.

Sınır Tanımayan Gazeteciler örgütü, 2020 yılında çok sayıda gazetecinin Covid-19 nedeniyle yaşamını yitirdiğini, ancak bu gazetecilerin kaçının işlerini yaparken enfekte olduğunu tespit etmenin zor olduğunu belirtti.

387 medya mensubu cezaevinde

Sınır Tanımayan Gazeteciler örgütünün basın özgürlüğü raporunun ilk bölümü 14 Aralık’ta açıklanmıştı. Raporda, 1 Aralık itibarıyla dünya genelinde 387 medya mensubunun mesleği nedeniyle cezaevinde olduğu belirtildi.

Bu gazetecilerin 61’inin Çin, Suudi Arabistan, Mısır, Vietnam ve Suriye‘de olduğu kaydedildi. Rapora göre, Türkiye‘de ise 13 gazeteci meslekleri nedeniyle cezaevinde bulunuyor.

ABD’de Temsilciler Meclisi, ailelere iki bin dolarlık koronavirüs yardımını onayladı

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Donald Trump tarafından talep edilen ailelere koronavirüs sebebiyle gönderilecek 2 bin dolarlık yardım çeki Temsilciler Meclisi‘nde kabul edildi. Demokratların çoğunlukta olduğu mecliste 134’e karşı 275 oyla kabul edilen tasarının Senato‘dan geçip geçmeyeceği ise belirsiz.
Başkan Trump, kongrenin geçtiğimiz hafta kabul ettiği yaklaşık 900 milyar dolarlık koronavirüs yardım paketindeki 600 dolarlık yardıma rezalet diyerek bu yardımın 2 bin dolar olmasını istemiş ve yardım paketinin içeriğinde değişiklikler yapılmasını istemişti. Ancak, Trump Cumhuriyetçilerin ve Demokratların baskısıyla kongreden geçen yasayı imzalamıştı.

Senato’da neler olacağı belli değil

Şimdi tasarının Senato’da nasıl oylanacağı merak ediliyor. Birçok Cumhuriyetçi Senatör, yardım miktarlarının arttırılmasının maliyeti milyarlarca dolar arttırmasına dikkat çekti.

Senato ise salı günü toplanacak.

Koronavirüs sebebiyle bir doktor daha hayatını kaybetti

Bursa Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi‘nde görevli Radyoloji Uzmanı Dr. Yavuz Durmuş koronavirüs sebebiyle hayatını kaybetti.

Durmuş, Bursa Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde Girişimsel Radyoloji ve İnme Merkezi‘nin kurulmasında büyük rol almasından dolayı 14 Mart Tıp Bayramı’nda yılın hekimi seçilmişti.

Dr. Yavuz Durmuş’un ölümünün ardından görev yaptığı hastanenin başhekimliği tarafından şu açıklama yapıldı:

Gece gündüz fedakarca çalışan, meslek etiğini her şeyin önünde tutan, Covid 19 mücadelesinde en önde yer alırken, hastalığa yakalanan değerli meslektaşımız Radyoloji Uzmanı Dr. Yavuz Durmuş’u kaybetmenin derin üzüntüsü içerisindeyiz. Değerli meslektaşımıza Allah’tan rahmet ailesine, yakınlarına ve sevenlerine başsağlığı diliyoruz.”

Yavuz Durmuş kimdir?

Dr. Yavuz 1995 yılında Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun olduktan sonra aynı yıl dil eğitimi için Amerika’ya gitti. Daha sonra 1997 yılında Lüleburgaz SSK Hastanesi’nde pratisyen hekim olarak göreve başladı.

2005 yılında Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde Radyoloji asistanı olarak görev yaptı. 2011 yılında Bursa Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde göreve başladı ve girişimsel radyoloji alanında hizmet verdi.

Aşırı yağış ve sel Lut Çölü’ne hayat getirdi: Çölün Mucizesi

İran‘da yer alan ve 72 derece santigrat ile yerkürenin en sıcak bölgesi olan Lut Çölü‘nde, 2019 ilkbaharındaki seller neticesinde doğal göl oluştu.

Kirman‘ın Shahdad bölgesinde, çölün kalbinde ortaya çıkan göle bölge halkı, genç göle “Çölün Mucizesi” adını verdi.

Güney Horasan’ın yükseklerinden doğan Shur nehrinin taşmasına yol açan seller, ülkenin en az yağış alan Lut Çölü için görülmemiş bir durumdu. O zamandan bu yana su akımı devam ediyor ve gölü besliyor.

Gölün ortaya çıkmasıyla birlikte Kirman’da yeni bir ekosistem oluştuğu belirtiliyor.  Shahdad ve Nahbandan arasındaki 40 km’lik yol da göl sayesinde suyla örtülmüş durumda.  İran Kültürel Miras Bakanı’na göre, göl artık çölün kalıcı bir oluşumu.

Buğday Derneği: 2020’de dayanışma kazandı

İnişli çıkışlı günleriyle bir yılı arkada bırakırken, Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği 2020 yılına ilişkin kazanımlara dair bir açıklama yayınladı.

Türkiye’nin bu yıl boyunca gıdadan yaban hayatına kadar pek çok noktada hak ihlalleri ve yıkım tehdidi ile karşılaştığı hatırlatılan açıklamada “Farklı alanlarda çalışmalarını sürdüren sivil toplum kuruluşları, 2020’de yan yana gelerek pek çok sorunla ilgili birlikte çalıştı ve bu birliktelikler kamuoyunun da desteğiyle başarının yolunu açtı” denildi.

Bu yılda dayanışma ile gerçekleşen kazanımlar ise şu şekilde aktarıldı:

Sofralar 25 tarım zehirinden kurtuldu

Buğday Derneği’nin öncülüğünde 100’ü aşkın kurum ve inisiyatifin oluşturduğu Zehirsiz Sofralar Sivil Toplum Ağı, insana ve çevreye zarar veren tarım zehirlerinin yasaklanması için 23 Kasım 2019’da Zehirsiz Kampanya’yı başlattı.

Kampanya kısa sürede kamuoyunda yankı buldu ve kampanyanın talepleri ile ilgili TBMM’de 3 soru önergesi, 1 araştırma önergesi verildi. Kampanyaya 146 bin kişi imza vererek destek oldu.

Kampanya olumlu sonuç verdi. Tarım ve Orman Bakanlığı 25 pestisit etken maddenin yasaklanmasına, 7 etken maddenin de kısıtlanmasına karar verdi. Zehirsiz Kampanya’nın olumlu sonuçlarından biri de “tarım ilacı” olarak bilinen pestisitlerin aslında zehir olduğuna dair farkındalık yaratılmasıydı.

Kampanya mesajı sosyal medyada toplam 13 milyon kişiye ulaştı; yazılı, dijital ve görsel basında 830 kez haber yapıldı. Zehirsiz Sofralar Sivil Toplum Ağı, gıda güvenliğini ilgilendiren farklı konularda da çalışma ve platform olarak yoluna devam etme kararı aldı.

Türkiye Organik Ağı kuruldu

Türkiye’de organik üretimi geliştirmek için çalışan kurum ve kuruluşlar Türkiye Organik Ağı’nda bir araya geldi.

Organik ürünler ve girdilerinin üretiminden tüketimine tüm aşamalarda faaliyet gösteren kurum ve kuruluşların arasında dayanışma ve işbirliğini sağlamak amacıyla kurulan Türkiye Organik Ağı (TORA), yerel ve ulusal düzeyde yapılacak faaliyetler ile organik tarıma yönelik farkındalığı artırmak için çalışacak.

Gıdada sansür içeren kanun maddeleri geri çekildi

Gıdayla ilgili yayınlara yönelik sansür içeren maddeler barındıran “Gıda, Tarım ve Orman Alanında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Teklifi” başlıklı torba yasanın TBMM gündemine gelmesinin ardından, bu yıl bir araya gelen Gıda Hareketini Birlikte Büyütmek oluşumu bir kampanya başlattı. Kampanya ile gıdaya yönelik sansür içeren maddelerin geri çekilmesi talep edildi.

Kampanyaya kısa sürede pek çok STK destek verdi ve imzacı kurum sayısı 80’e ulaştı. Yan yana gelen kurumlar konuyla ilgili kamuoyu yaratmak için bir strateji hazırladı ve sosyal medyayı kullanarak mesajlarını kısa sürede pek çok insana ulaştırdı.

Kampanya hem medyanın hem de kamuoyunun ilgisini çekti ve gündem yarattı. Sansürü ifade eden sosyal medya postları yüz binlerce kişiye ulaştı ve kısa sürede 27 bin 781 kişi kampanyayı imzaladı. Sosyal medyanın etkin kullanılması sonucu kampanyanın beşinci gününde güzel haber geldi ve gıdada sansür içeren maddeler torba yasadan çıkarıldı.


Madde 6, torba yasa teklifinden çıkarıldı

5 Ekim’de Meclise getirilen Elektrik Enerjisi Kanunu ve Bazı Diğer Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, maden ve enerji şirketlerinin doğayı tahrip etme pahasına faaliyetlerine devam edebilmelerine olanak tanıyordu. Bu nedenle 107 kurum ve topluluk torba yasanın geri çekilmesi için bir araya geldi ve bir imza kampanyası başlattı.

Özellikle şirketlere ruhsat sahası dışında geçici tesis kurmalarına izin verecek olan Madde 6, orman ve tarım alanlarının madenciliğe açılabilmesi açısından büyük bir risk taşıyordu. Sosyal medyada #TorbaYasayıGeriÇek ve #Madde6yıGeriÇek etiketleriyle paylaşımlar yapıldı. İmzalar TBMM Başkanlığına teslim edildi. 42 bin 899 kişinin destek olduğu kampanyayla ilgili Meclis’ten iyi haber geldi: Madde 6 yasadan çekildi. Ancak, ilgili teklifin geriye kalan maddeleri yasalaştı.

5 kömürlü termik santral kapatıldı

Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği’nin de iletişim desteği verdiği Temiz Hava Hakkı Platformu’nun yürüttüğü #TemizHavaHaktır kampanyasında 100.000 imza toplandı ve 1.000.000’a yakın sosyal medya paylaşımı yapıldı.

Kampanyanın kamuoyunda etki uyandırmasının ardından güzel haber geldi. Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez birlikte bir açıklama yaparak Sivas, Zonguldak, Kütahya ve Kahramanmaraş’ta bulunan 5 kömürlü termik santralin tamamen kapatıldığını duyurdu.

Çevre yatırımı yapmayan kömürlü termik santrallerine çalışma izni verilmemesi için yürütülen kampanya devam ediyor. Çünkü söz konusu santraller “geçici izin belgesi” ile çalışmalarını sürdürüyor.

Yüzlerce yaban hayvanı kurtarıldı

2019 yılında başlayan ve nesli tehlike altındaki kuş türlerinin av listesinden çıkarılmasını hedefleyen Yaşasın Kuşlar kampanyası, 2020 yılında avcılığın tamamen yasaklanmasını hedefleyen yeni bir kampanyaya dönüştü.
Avcılık Yasaklansın hareketine 234 kurum ve 72 bin kişi destek verdi.

Kampanya çerçevesinde oluşturulan kamuoyu pek çok noktada işe yaradı. Tunceli, Isparta ve Antalya’daki keçi, Eskişehir’deki kızıl geyik, Şanlıurfa’da ceylan avı ihaleleri iptal edildi; yaban hayvanları avlanmaktan kurtarıldı.


Paris Anlaşması’nın onaylanması için çağrı

Türkiye son 10 yılın en kurak yılını yaşadı. Yaşanan kuraklık, aşırı yağış ve fırtına gibi iklim anomalileri tarımsal üretimi de etkiledi. Yağışsız geçen kış ve kurak yaz yüzünden yeraltı su seviyesi de düşünce kuyularla birlikte mahsuller de kurumaya başladı. Üretim takvimi, girdi ve ürün miktarı büyük oranda olumsuz etkilendi.

12 Aralık 2015’te kabul edilen Paris iklim Anlaşması’nın 5. yıldönümünde Türkiye’de iklim alanında çalışan sivil toplum örgütleri ortak bir açıklama yaparak Türkiye’nin Paris Anlaşması’nı onaylamasını ve ulusal katkı hedeflerini iyileştirmesini talep etti. Türkiye 2021 yılına, Paris Anlaşmasını imzalamasına rağmen hala onaylamayan 7 ülkeden biri olarak giriyor.

‘Ekolojik yaşam birlikte mümkün’

Covid -19 ile birlikte insanlar elini ayağını çekince, doğanın kendini ne kadar kısa sürede yenileyebileceğine tanık olduk. Pek çok insan evinde ilk defa ekmek yapmaya, mutfak atıklarını kompost gübreye dönüştürmeye, saksıda domates yetiştirmeye başladı. Gıda topluluklarına olan ilgi arttı, yeni gıda toplulukları kuruldu. Dernek tarafından yapılan açıklama şu ifadeler ile sona erdi:

Sürdürülebilir bir geleceğin ve ekolojik yaşamın sivil toplum ve vatandaşların işbirliğiyle ve dayanışmayla gerçekleşebileceğini düşünen Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği, 2021 yılında da gıda güvenliği konusunda STK’lar arasındaki işbirliğini geliştirmek için çalışmalarını sürdürecek. İklim krizi, biyoçeşitliliğin korunması konularında da var olan işbirliklerine ve kampanyalara olanakları ölçüsünde destek vermeye devam edecek.

Oyun firması yöneticisi, çalışanı tarafından zehirlenerek öldürüldü

Çin merkezli oyun firması Yoozoo‘nun üst düzey yöneticisi (CEO) olan Lin Çi‘nin şirketindeki bir çalışan tarafından zehirlenerek öldürüldüğü bildirildi.

AA‘nın aktardığına göre, 16 Aralık’ta ülkenin Şanghay kentinde aracıyla işten evine dönen Lin, aniden rahatsızlandı ve hastaneye kaldırıldı.

Yoozoo firması Lin Çi’nin durumunun önce stabil olduğunu aktarmıştı ancak firma, önceki gün CEO’nun öldüğünü duyurdu.

Şü soyadlı biri tarafından zehirlendi

Çi’nin kaldırıldığı hastanenin polise zehirlendiği yönünde bilgi vermesi sonrası olayla ilgili soruşturma başlatıldı. Soruşturma sonucunda 39 yaşındaki Lin’in zehirlendiği, şüphelinin ise şirket personellerinden Şü soyadlı biri olduğu açıklandı.

Lin’in, söz konusu çalışanıyla sorun yaşadığı, işten çıkmaya zorlamak için maaşını düşürdüğü, bu nedenle de Şü’nün yöneticisini zehirlediği iddialar arasında.

Çin’in en zenginlerini duyuran “Hurun China Rich List“e göre 39 yaşındaki iş insanı Lin Çi “Dijital ekonomi liderleri” listesinde yer almış, 1 milyar doları aşkın şahsi servetiyle son yıllarda ülkenin dolar milyarderleri arasına girmişti.

Yoozoo en çok Game of Thrones: Winter Is Coming isimli oyunla tanınıyordu.

‘Bursa’da 22 dağ köyünün kanalizasyon suyu kentin içme suyuna karışıyor’

Bursa’da 22 dağ köyünün foseptikleri, kentin içme suyu ihtiyacını karşılayan Nilüfer ve Doğancı barajlarına aktığını tespit eden Bursa Doğayı ve Çevreyi Koruma Derneği (DOĞADER), “Bursalıların sağlığı tehdit altında uyarısında bulundu.

DOĞADER Genel Sekreteri Sedat Güler, “Nilüfer ve Doğancı baraj havzasında bölgedeki 22 dağ köyünün evsel ve kanalizasyon atık suyu borular ile barajı besleyen derelere, oradan da barajlara gidiyor” dedi.

‘Depolar Taşmış, Arıtmalar Çalışmıyor’

K2 Haber’in aktardığına göre bazı köylerde yapılmış atık su depolarının taşmış olduğunu gördüklerini söyleyen Sedat Güler, “Atık su deposu olmayan köylerin boruları da derelere verilmiş. Bazı köylerde yapılan arıtmalar da çalışmıyor” ifadelerini kullandı.

Var olan kuraklık nedeni ile barajları besleyen azalmış su varlıklarının da bu atıklarla kirlendiğini dile getiren Güler, “Bursa’yı yöneten kurumların, Bursa halkının sağlığı için acilen barajı besleyen derelerimizi koruma altına alması gerekiyor” dedi.