Ana Sayfa Blog Sayfa 1728

Gazeteci Metin Göktepe ölümünün 25’inci yılında mezarı başında anıldı

Polislerce gözaltına alınan ve dövülerek öldürülen Evrensel Gazetesi Muhabiri Metin Göktepe, katledilişinin 25’inci yılında, İstanbul Esenler’de bulunan Kemer Mezarlığı’ndaki mezarı başında anıldı.

“Metin Göktepe ölümsüzdür”, “Evrensel yazıyor, Metin yaşıyor”, “İnadına hepimiz birer Metin’iz”, “Tutuklu gazeteciler serbest bırakılsın”, “Metinler ölmez Evrensel susmaz” dövizleri ve Emek Partisi flamaları taşındı.

‘Türkiye ağır bir dönemden geçiyor’

Covid-19 salgını nedeniyle kısıtlı sayıda kişinin katıldığı anma etkinliğinde ilk sözü Evrensel Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Fatih Polat aldı. Evrensel’in aktardığına göre Polat şu ifadeleri kullandı:

Basın özgürlüğü açısından tutunma noktası Metin bizim için. Çok sayıda gazeteci tutuklu. Ağır bir dönemden geçiyor Türkiye. Yeni açılan bir kanal bir ay yayın hayatını sürdüremiyor. Üç renkli bir şal nedeniyle, TELE1’e en ağırından ceza veriliyor. Mesleğimiz üzerinde ağır bir kuşatma var. Metin’in haberi takip etme konusunda kararlı duruşuna sahip çıkan çok güçlü bir damar var şimdi. Metin’in şahsında, halkın haber alma hakkını savunmaya devam edeceğimizi söylüyorum.”

Fotoğraf: Eylem Nazlıer/Evrensel

‘Gazeteciler bizim umudumuz’

Geçen 25 yılda basın özgürlüğü konusunda bir adım atılmadığını aksine geriye gidildiğini belirten TGS Genel Başkanı Gökhan Durmuş ise “Medyaya ve halka düşman bir iktidar var. 70 gazeteci tutuklu. Bugün de hâlâ gazeteciler gerçeğin peşinde olmaya devam ediyor. Metin bugün de yüzlerce, binlerce gazeteciye yol gösteriyor” ifadelerini kullandı.

DİSK Basın İş Başkanı Faruk Eren de “Çeyrek asır oldu sevgili Metin’i kaybedeli. Her yıl geliyoruz. Her yıl daha ağır bir tabloyu anlatıyoruz. Çok sayıda gazeteci yargılanıyor. Bütün kurumlarıyla gazetecilere saldırıyorlar. Metin Göktepe katledildiğinde sarı basın kartı yok denilmişti. Bugün onlarca gazetecinin basın kartı yok. Van’da 4 gazeteci tutuklandı. Ayşegül Doğan hakkında, gazetecilik yaptığı için ceza verildi. Gazeteciliği devlet ya da iktidar tanımlayamaz. Her şeye rağmen haber yapan gazeteciler bizim umudumuz. Umutluyuz” dedi.

‘Metin bize güç vermeye devam ediyor’

RSF Türkiye Temsilcisi Erol Önderoğlu, “Metin Göktepe cinayetini, 25 yıl önce verdiğimiz mücadeleyi yenilemeye, Metin Göktepe cinayetinde gelen adaleti bugünkü toplumlara anımsatmaya ihtiyacımız” ifadelerine yer verdi.

Berkin Elvan’ın annesi Gülsüm Elvan da “Biz o günden buyana hep adalet dedik, hep adalet diyeceğiz. Bugün Berkin’in haberini yapanlar ceza aldı ama vuranlar ceza almadı” dedi.

Sonrasında söz alan DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu ise, “Metin gerçeğin peşinde koşarken katledildi. Gazeteciliğie başlamadan önce, üniversite gençliğinin mücadelesinde yanı başımızda, omuz başımızda olan Metin’i anmak istiyorum. Metin yaşıyor. Bugün üniversitesine sahip çıkan gençlerin mücadelesinde yaşıyor. Metin bize güç vermeye devam ediyor” açıklamasını yaptı.

Metin Göktepe ölümü

Metin Göktepe, 8 Ocak 1996 tarihinde cezaevinde öldürülen iki tutuklunun cenazesini izlemek için görevi başındayken polislerce toplu halde gözaltına alınan bin kişinin arasındaydı.

Bin kişiye yakın insanla gözaltına alınıp; “gazeteciye özel muamele” diyen polislerce dövülerek öldürülen Göktepe’nin ölümü büyük yankılar uyandırmıştı. Dönemin İçişleri Bakanı Teoman Ünüsan 11 Ocak 1996 günü 32’nci Gün programında, “Konuyla ilgili tam bilgim yok. Ancak son gelen bilgiler Metin Göktepe’nin duvardan düşerek öldüğü şeklindedir!” diye bir açıklama yaptı.

Duvardan düştüğü iddia edilen gazetecinin -kamuoyu baskısıyla- gözaltında dövülerek öldürüldüğü kabul edilmek zorunda kalındı. Dönemin içişleri bakanı, savunduğu bu tez çürütülünce Fadime Göktepe‘den özür dilemiş, ancak Göktepe’nin annesi bu özrü kabul etmeyerek sorumluların yargılanmasını talep etti.

Katili hakkında ceza verilen ilk gazeteci

İlden ile 4 yıl süren dava şubat 1999 yılında yapılan mahkemeyle alınan kararla 11 memurdan altısına 7 yıl 6 ay hapis cezası verilmiş, usul yönünden bozulan dava kapsamında 5 Mayıs 1999’da Yargıtay tarafından, ceza alan altı memurdan beşinin cezası onanmış sanık emniyet amirine verilen ceza esastan bozuldu.

Kamuoyunda Rahşan affı diye bilinen afla şartlı tahliyeden yararlanan polisler toplam 1 yıl 8 ay yattı. Metin Göktepe gözaltında öldürülmüş gazeteciler içinde katilleri için mahkumiyet kararı verilmiş ilk gazetecidir.

Demokrasi sığınağa kaçmak zorunda kalınca – Sedat Ergin

Bu gerçekliğin birçok boyutu var. Öncelikle, bir demokraside halkın seçilmiş temsilcilerinin bir araya geldiği, demokrasinin kalbinin attığı parlamentosunun bir toplantısı kaba güç kullanılarak engelleniyor. Bu yönüyle demokrasinin en temel kurumuna, doğrudan demokrasinin kendisine bir saldırı niteliği taşıyor. Sığınağa kaçmak zorunda kalan Kongre üyelerinin şahsında ABD demokrasisi de bir süre için ancak sığınakta koruma altına alınabilmiştir.

İkinci boyutu, birincisinin türevi aslında. Kesinleşmiş olan bir başkanlık seçimiyle ilgili Kongre’de anayasal gereklilik olarak yerine getirilmesi gereken bir prosedürün tamamlanması engellenerek, seçim sonucuna da müdahale edilmiş olunuyor. Seçmenin iradesinin yansıdığı sandık bir bakıma baş aşağı çevrilmiş oluyor.

Meselenin üçüncü boyutu daha az vahim değil. Kongre binasının saldırıya uğraması seçimi kaybetmiş olan ABD Başkanı’nın çağrısı üzerine gerçekleştiriliyor. Kongre’nin hedef olduğu baskının azmettiricisi olan kişi, ABD Anayasası’nı korumak üzere yemin etmiş Başkan’ın bizzat kendisi. Demokrasiye dönük tehdidin, saldırganlığın Washington’daki ayak izlerini sürdüğümüzde, izlediğimiz yol bizi Beyaz Saray’ın kapısına kadar getiriyor.

Hadisenin dördüncü boyutu doğrudan ABD’nin görüntüsünü, dışarıdaki algısını ilgilendiriyor. İşgale uğrayan Kongre binası Amerikan demokrasinin en yüksek sembolüdür. Başkent Washington D.C.’deki konumunda şehrin birçok açısından fark edilebilen yüksek kubbesi ile bu statüsünü hissettirir. Bu görüntüde –ABD’de en son söz bu binadaki seçilmişler tarafından söylenir- mesajı yatar. Bu sembolünün saldırıya uğraması, ABD’nin demokrasi alanındaki üstünlük iddiasının da ciddi bir hasar görmesine yol açıyor. ABD demokrasisinin itibarının bütün dünyanın gözünde çok ağır bir yara aldığı aşikâr.

*

Listeyi uzatabiliriz. Örneğin, Kongre binasından içeri giren bazı Trump fanatiklerinin 1860’lı yıllarda kısa bir süreliğine ABD birliğinden ayrılıp kendi birliklerini kuran güney eyaletlerinin -bugün ırkçı çağrışımlarla hatırlanan- ‘konfedere devletler’ bayrağını taşımaları bile, saldırıyı düzenleyenlerin kafa yapılarını, temsil ettikleri değerleri göstermesi bakımından düşündürücüdür.

Neresinden bakılırsa bakılsın, Trump’ın dört yıl süren başkanlığının sonunda ülkeyi içine soktuğu kaotik durumu bundan daha çarpıcı bir şekilde anlatan bir final olamazdı.Ortak paydalarını kaybeden, kendi içinde bölünmüş, ciddi bir kutuplaşmaya sahne olan, demokrasinin temel kurumlarının saldırıya uğradığı, kural tanımazlığın yaygınlaştığı bir ülke var karşımızda. Siyasi amaçlarla bilinçli bir şekilde izlenen kutuplaştırıcı siyasetlerin, ABD gibi bir ülkeyi bile nasıl kendi içinden çatlatabileceğini göstermesi bakımından göz açıcıdır önceki gün yaşanan hadiseler.

*

Biden’ın sınavı

Biden’ın vereceği sınav, önemli ölçüde Demokrat Parti ile birlikte ABD’nin iki büyük siyasi kurumundan biri olan Cumhuriyetçi Parti’nin kendi içinde nasıl bir yol izleyeceği sorusunun yanıtıyla da yakından ilgili. 2001-2008 yılları arasında iki dönem başkan olarak görev yapan Cumhuriyetçi George W. Bush’un bir açıklamayla Kongre’yi hedef alan saldırıyı “kınaması” ve Trump’ın adını geçirmeden “Bazı siyasi liderlerin seçim sonrasındaki pervasız davranışları ve bugün kurumlarımız ve geleneklerimize gösterilen saygısızlık karşısında dehşete düşmüş durumdayım” demesi, bu partinin geleneksel kadrolarının yaşanan olaylara bakışını yansıtması bakımından önemli.

Ancak Bush böyle konuşsa da, Cumhuriyetçi Parti bugün Trump’la birlikte merkezdeki doğrultusundan bir hayli uzaklaşan, kurumlara, kurallara meydan okuyan, ırkçılığa açık popülist bir rotaya kaymış bulunuyor.

Olayların bastırılmasından sonra 100 üyeli Senato’daki onay oylamalarında, toplam 50 Cumhuriyetçi senatör arasında Biden’a engelleme yapanların sayısının 6-7’yi geçmemesi, çoğunluğun onay vermesi, Senato tarafında sağduyu çizgisinin Trump’a rağmen baskın olduğunu gösteriyor. Buna karşılık, 435 üyenin bulunduğu Temsilciler Meclisi’nde 211 Cumhuriyetçi üyeden 121-138 aralığında engelleme yönünde oy çıkmış olması bir problemin varlığına işaret ediyor.

Muhtemelen önümüzdeki dönemde ABD iç siyasetinin en önemli konularından biri, Cumhuriyetçilerin kendi aralarında yaşayacakları çekişme olacaktır. Trump’ın parti üzerindeki nüfuzunu koruması halinde ABD’deki kutuplaşmanın sürmesi yabana atılmaması gereken bir ihtimaldir.

*

Demokrasi krizi

Hadisenin düşündürücü sonuçlarından biri, dünyanın dört bir tarafında demokrasiyi yaşam felsefesi olarak benimsemiş insanların üzerinde bıraktığı tatsız izdir. Tanıklık ettiğimiz saldırı, en güçlü görünen demokrasilerin bile aslında ne kadar kırılgan olduğunu ve korunmaları için özel bir çabanın, ihtimamın gerektiğini anlatıyor. ABD’de bu çapta bir kriz yaşanabiliyorsa, demokrasileri emekleme, gelişme aşamasında olan ülkelerde kırılganlığın ulaşabileceği boyutları insan düşünmek istemiyor.

Krizin temelinde  seçilenlerin kazanıp iktidara geldikleri gibi, sandıkta kaybettiklerinde de koltuğu centilmence bırakabilme olgunluğunu gösterebilmeleri meselesi yatıyor. Trump, iktidarı bırakmamak için yalana, kural tanımazlığa ve zorlamaya başvurmuş, sahip olduğu iktidar gücünü kötüye kullanmıştır. Bu hadisenin altını çizdiği bir sonuç, demokrasilerde seçimlerden sonra iktidarın sandıkta barışçıl bir şekilde el değiştirmesi geleneğinin güçlendirilmesi ihtiyacıdır.

ABD’nin önümüzdeki dönemde bu krizden demokrasisindeki zafiyet noktalarını gidermek anlamında ne gibi dersler çıkartacağı, bu meydan okumanın üstesinden gelip gelemeyeceği bütün dünya tarafından yakından izlenecektir. Bu durumdaki ABD’nin geçmişte başka ülkelerde demokrasiden uzaklaşan uygulamalara ve darbelere kendi stratejik çıkarları için sıkça göz yumduğunu, hatta belli durumlarda teşvik ettiğini, başka ülkelerin parlamentolarının kapılarına mühür vurulmasına seyirci kaldığını da unutmayalım. ABD’nin kendi demokrasi sorunlarına odaklanırken bu alanda günahlarla dolu kendi geçmişi ile de hesaplaşması şarttır. Önceki gün ABD’nin kendisinin de demokrasiye dönük tehditlerden azade olmadığını gördük.

İçinde bulunduğumuz yüzyılda insanlığın ne kadar ileri gideceği, birçok faktörün yanı sıra, demokrasinin ulusal sınırları aşan evrensel bir kültür olarak yerleşmesi, bu çerçevede evrensel bir demokrasi dayanışmasının gerçekleştirmesine de bağlıdır.

(Bu yazı ilk kez Hürriyet’te yayımlanmıştır.)

Kongre Binası isyancıları, Trump’ın haziranda geçirdiği yasa ile 10 yıl hapisle karşı karşıya

ABD Başkanı Donald Trump’ın George Floyd’un polis tarafından öldürülmesinin ardından ülke genelinde başlayan Black Lives Matter protesto dalgasının ardından imzaladığı yasa tasarısı, ABD Kongresi’ni işgal eden Trump taraftarlarının cezalandırılmasına sebep olabilir.

George Floyd protestolarında heykellerin devrilmesi ve kamu mallarına yapılan saldırıların ardından Trump, haziran ayında federal mülklere zarar veren kişilerin 10 yıla yakın hapis cezası istemiyle yargılanmasının önünü açan bir yasayı imzalamıştı.

‘Eylemciler tespit ediliyor’

Fox News’in aktardığına göre Başsavcı Vekili Jeffrey Rosen, ABD Kongre Binası’nı işgal eden göstericilerin “yasalar uyarınca eylemlerinin tüm sonuçlarıyla karşılaşacaklarını” belirtti.

Rosen, Perşembe günü yaptığı açıklamada FBI, ATF, Metropolitan Polis Departmanı ve özel ajanların Joe Biden’ın başkanlığının tescil edileceği gün Kongre binasını işgal eden kişileri araştırdığını ve delil topladığını belirtti.

Başsavcı Vekili kitleyi eyleme sürükleyen kişilerin Trump tarafından geçirilen yasa ile cezalandırılabileceğini söyledi.

Polise TOMA yetmedi, tank istiyor- Mehmet Y. Yılmaz

Resmi Gazete‘de, önceki gün yayımlanan bir yönetmelik değişikliği ile MİT ve polis, Türk Silahlı Kuvvetleri’ne ait silah ve teçhizatı kullanabilecek.

Yönetmeliğe göre “milli güvenlik, kamu düzeni ve kamu güvenliğini ciddi şekilde tehdit eden terör, toplumsal olaylar ve şiddet hareketlerinin meydana gelmesi durumunda” Emniyet ve MİT, ordunun silah, mühimmat ve araç – gerecini kullanabilecek.

Yönetmelik değişikliğiyle, “dost ve müttefik” ülkelere de TSK, MİT ve Emniyet’in taşınabilir malları, yani silah, mühimmat ve araçları gönderilebilecek.

Burada durup, hep birlikte düşünelim derim: Polisin ve MİT’in, ordunun ağır silahlarına ihtiyaç duyması için nasıl bir durum ortaya çıkmış olmalı?

“Milli güvenliği ve kamu güvenliğini tehdit eden toplumsal olaylar ve şiddet hareketlerinden” kasıt nedir?

Rejimin genel tutumuna bakılırsa, kitlesel protesto gösterileri, kamu güvenliğini ciddi olarak tehdit ediyor.

Peki bu durumda polis, askerin elindeki tank, top, füze, roket ve hatta savaş uçaklarını mı kullanacak?

Türkiye’de polis, elindeki olanaklarla, toplum güvenliğini tehdit ettiği düşünülen gösterileri bastırmakta yetersiz mi kaldı?

TOMA’ların sıktığı suların yerini, şimdi bu değişiklikle tankların fırlattığı top mermileri mi alacak?

Göstericilerin üzerine biber gazı kapsülleri yerine, roket mi atacaksınız?

Göstericileri, havadan yere atılan füzelerle mi vurmak niyetindesiniz?

Polisi geçelim, bu ağır silahlar MİT’in hangi işine yarayacak?

MİT, kuruluş yasasında yazılı olan görevlerinin dışına çıkarak, savaşa mı katılacak ki ordunun ağır silahlarını canı istediğinde alıp, kullanabilsin?

Mesela CIA tank kullanabiliyor mu? MI6’in uçak gemisi mi var?

Eksiklikleri çok da olsa, Türkiye gibi bir demokratik ülkede, Anayasa’nın vatandaşlara verdiği gösteri yapma hakkını kullananların üzerine ağır silahlarla mı gideceksiniz?

Şunu bize bir açıklasanız da gerçek niyetinizi daha iyi anlasak:

Polis ve MİT, ordunun ağır silahlarına hangi gerekçeyle ihtiyaç duyacak?

*

Muhalefetin görevi gerçek gündemi tartışmaktır

Türkiye’de muhalefetin her gün bıkıp usanmadan anlatacağı ve çözüm yollarını önereceği çok ciddi sorunlarımız var.

İşsizlik en önde geleni.

Çalışabilecek nüfusun yarısının bir işi yok.

Ve üstelik bu işsiz kitlenin yarısından fazlası, artık işsiz bile kabul edilmiyor.

Adeta yoklarmış gibi, istatistiklerde bile yer almıyorlar çünkü bir iş bulabilme ümitlerini ölene kadar tüketmiş durumdalar.

Ciddi bir salgın hastalık var. Ve insanlığa ne mutlu ki, salgına neden olan virüse karşı aşılar geliştirilmiş durumda.

Kendimizi bir parçası olarak gördüğümüz Avrupa’da aşılama çoktan başladı.

Bizde aşının ne zaman geleceği bile meçhul.

Salgının etkilerini minimuma indirebilmek için en az 120 milyon doz aşıya ihtiyacımız var, elimize geçen aşı miktarı 3 milyon doz.

Hükümet 65 yaş üstüne aşıda öncelik vereceğini açıkladı, öğrendik ki 65 yaş üstü için aşının Faz 3 deneyleri yapılmış değil.

Türkiye, hükümetin beceriksizliği ve öngörüsüzlüğü nedeniyle aşıya en geç ulaşan ülkelerden biri olacak.

Enflasyon azmış durumda.

Halkın cebini asıl ilgilendiren, gıda ve temel ihtiyaç maddelerindeki enflasyon yüzde 20’yi geçmiş bulunuyor.

Hükümetin buna karşı yapabildiği tek iş, istatistiklere yalan söyletmek.

Demokrasimiz ciddi tehdit altında, en küçük bir muhalif gösteri bile şiddetle bastırılıyor.

İktidarın, suç örgütü yöneticileriyle arasına mesafe koymayı başaramayan küçük ortağı, Anayasal haklarını kullanacak TC vatandaşlarının “başlarının ezilmesini” talep edebilecek kadar azmış durumda.

Ve böyle bir ülkede son bir haftadır tartıştığımız konulara bakın:

Kadın hakimlerin türbanı, darbe ima ettin – hayır, etmedim gevezeliği, ülkenin en iyi üniversitesine ülkedeki belki de en çapsız profesörün yönetici olması.

İktidar, trolleri ve elindeki medya gücüyle bunların üzerinde tepiniyor, asıl sorunları halkın gözünün önünden kaçırmak peşinde, muhalefet de ona cevap yetiştirmeye çalışıyor.

Türkiye’nin gerçek gündemi, rejimin tartışılmasını istediği konulardan tamamen farklı.

Muhalefet, iktidarın suni gündem tuzaklarına düşmeden, gerçek gündemi sorgulamalı.

(Bu yazı ilk kez T24’de yayımlanmıştır.)

 

 

Melih Bulu’yu rektör olarak kabul etmeyen Boğaziçi öğrencileri seçim sandığı kurdu

Boğaziçi Üniversitesi’ne AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından AKP Milletvekili aday adayı Melih Bulu’nun rektör olarak atanmasını kabul etmeyen öğrenciler protestolarına beşinci günde de devam ediyor.

Üniversitenin rektörlük binasının da bulunduğu Güney Kampüs meydanında bir araya gelen öğrenciler meydanda seçim sandığı kurdular.

‘Boğaziçi seçimle özgürleşecek’

“Boğaziçi seçimle özgürleşecek” sloganları atan öğrenciler, rektörlerinin atama usulüyle değil üniversite elemanları tarafından yapılacak bir seçimle belirlenmesini talep ediyor.

Meydana getirilen oy pusulalarında ise “Boğaziçi Üniversitesi rektörü demokratik seçimle belirlensin mi?” sorusu yer aldı.

‘Rektörlük değil kayyımlık binası’

Yüzlerce öğrencinin ve öğretim üyesinin katıldığı eylemde öğrencilerden Hüseyin Arif tarafından yapılan açıklamada “Hepimizin bildiği gibi rektörlük binası artık rektörlük binası değil. Dolayısıyla biz bu binayı tekrar rektörlük binası yapana kadar orasının ismine artık ‘kayyımlık binası’ diyoruz” denildi.

Açıklamada “İçeriden Melih Bulu çekilip oraya seçilmiş biri çıkana kadar da oraya ‘kayyımlık binası’ diyeceğiz” ifadeleri yer aldı.

İran, ABD ve Birleşik Krallık’tan aşı alınmasını yasakladı

İran‘ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Birleşik Krallık‘tan aşı satın alınmasına yasak getirdi.

Ülkede koronavirüs vaka sayısı 1 milyonu aşarken salgın nedeniyle 55 bini aşkın kişi hayatını kaybetti.

‘Kendi ülkelerinde koronavirüs fiyaskosu yaşamazlardı’

Hamaney, konuyla ilgili yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:

ABD ve İngiltere aşılarının ülkeye ithal edilmesi yasaklanmıştır. Yetkililere de söyledim, burada herkese de söylüyorum. Amerikalılar aşı üretebiliyor olsaydı kendi ülkelerinde böyle bir koronavirüs fiyaskosu yaşamazlardı.”

Fransa‘nın aşıları konusunda da pek iyimser olmadığını dile getiren Ayetullah Ali Hamaney, Birleşik Krallık ve ABD’nin bazen aşılarını diğer ülkeler üzerinde test etmek istediklerini iddia etti.

Yoksul ülkelere aşı ne zaman gelecek?

Dünya Sağlık Örgütü, Covid-19 Aşıları Küresel Erişim Programı (COVAX) kapsamında ihtiyaç duyan yoksul ülkelere aşı tedarik etmeyi hedeflerken yaptığı son açıklamasında yoksul ülkelerin ilk dozları ocak sonu, şubat ortası gibi almaya başlayabileceklerini söyledi.

ABD, Birleşik Krallık AB ülkeleri ve Kanada gibi gelişmiş ülkelerde aşılama çoktan başlamış durumda.

Salgın ve Toplum: Türkiye’de ve dünyada kadın

İstanbul Politikalar Merkezi (İPM) “Salgın ve Toplum” isimli çevrimiçi söyleşi serilerinde bu kez “Türkiye’de ve dünyada kadın” konusunu merkeze alıyor.

Etkinlik 12 Ocak Salı günü saat 15.00’de Ayşe Betül Çelik, Doğu Durgun, Senem Aydın-Düzgit ve Zeynep Gülru Göker’in katılımıyla gerçekleşecek. Oturumun kolaylaştırıcılığını ise Senem Aydın-Düzgit sağlayacak.

‘Sorunlara birlikte çözüm bulmak için’

İPM tarafından yapılan çağrıda “Koronavirüs salgını sebebiyle yaşanan sorunlara karşı birlikte çözüm bulmak, olası ortak zeminleri analiz etmek ve akademik çalışmalarla desteklenen fikir alışverişi için herkesi webinarımıza bekliyoruz” denildi.

Etkinliğe katılmak isteyenler bu adres üzerinden verilen formu doldurarak kayıt yaptırabilir.

İPM hakkında

İPM 2001 yılından bu yana küreselleşmenin çoklu krizlerinin tartışılması amacıyla iklim değişikliğinden kutuplaşmaya, göçten çatışma çözümüne demokratikleşmeden translantik ilişkilere kadar birçok alandaki soru ve sorunları ele almak amacıyla nitelikli ve kanıta dayalı araştırmalar yürütüyor.

Bu çalışmalar ışığında akademisyenler, uzmanlar, STK’lar ve öğrencilere yönelik bir tartışma platformu sağlamak, topluma ve karar alıcılara sağlam politika önerileri sunmak için bağımsız çalışmalar yürütüyor.

Dünya’nın nazar boncuğu olarak bilinen Meke Gölü haritadan silinme tehlikesiyle karşı karşıya

Konya‘nın Karapınar ilçesinde bulunan ve Dünya’nın nazar boncuğu olarak bilinen Meke Gölü, yaşanan kuraklık sebebiyle haritadan silinme tehlikesiyle karşı karşıya geldi.

27 yıldır TEMA Vakfı‘nın temsilciğini yapan Musa Ceyhan “Eğer Meke Gölü’nün eski canlılığına kavuşmasını istiyorsak suların muhakkak eski seviyesine gelmesi gerekiyor. Konya kapalı havzada yüzbinlerce su kuyusu var. Sular çekildikçe de haliyle burası da kurudu.” dedi.

Meke Gölü’nde daha önce 12 metre derinliğinde su varken 2000’li yılların başından beri gerek kuraklık gerekse bilinçsiz tarımsal sulama sebebiyle yer altı su seviyesinin azalması sonucu kurudu.

‘Yer altı sularımızın yükselmesi gerekiyor’

Karapınar’da yaşayan ve TEMA Vakfı’nın 27 yıldır gönüllüğü temsilciliğini yapan, aynı zamanda da bölgeye gelen turistlere de gönüllü rehberlik yapan Musa Ceyhan, buradaki yer altı sularının muhakkak yükselmesi gerektiğine vurgu yaparak şunları söyledi:

Dünyanın gözü ve nazar boncuğu olarak adlandırılan Meke Gölü, yer altı suları çekilmeden önce masmavi bir gölümüzdü. Çeşitli kuş türleri gelir, yerli ve yabancı turistlerin uğrak yeriydi. Ancak, Meke Gölü kurumaya yüz tuttukça kuşlar da gelmez oldu, yerli ve yabancı turistler gelmez oldu. Burada yer altı sularımızın muhakkak yükselmesi gerekiyor. Eğer Meke Gölü’nün eski canlılığına kavuşmasını istiyorsak suların muhakkak eski seviyesine gelmesi gerekiyor. Konya kapalı havzada yüzbinlerce su kuyusu var. Sular çekildikçe de haliyle burası da kurudu.”

‘Göl, haritadan silinecek noktaya geldi’

Meke Gölü’nün eski canlılığına kavuşmasını istediklerinin altını çizen Ceyhan, şu açıklamalarda bulundu:

Meke Gölü haritadan silinecek noktaya geldi. Gölümüzün kurumasına çok üzülüyoruz. Meke Gölümüz dünya harikası bir göldü. Bu bölgede çok sayıda su kuyusu var. Tabi ‘Hazıra Hasan Dağı dayanmaz’. Yer altı sularını yükseltmek için dış havzalardan su getirilmesi gerekiyor. Buraya gelip Meke Gölü’nün halini gördükçe çok üzülüyoruz. Bütün Karapınar halkı üzülüyor. Meke Gölü’nün eski canlılığına kavuşmasını istiyoruz.”

Meke Gölü meydana nasıl geldi?

Meke Gölü, beş milyon yıl önce volkanik patlamayla meydana gelen kraterin, zamanla suyla dolması, 9 bin yıl önce de gölün ortasında ikinci patlamanın olması ve buranın da suyla dolması sonucu oluştu. Yer altı su kaynaklarıyla beslenen ve suyu tuzlu olan gölün ortasında 50 metre yüksekliğinde volkan konisi bulunuyor.

34 baro başkanı: Boğaziçi protestosuna karşı hukuk dışı uygulamaları kınıyoruz

34 baro başkanı, Boğaziçi Üniversitesi’ne rektör atanan AKP Milletvekili aday adayı Melih Bulu’ya yönelik protesto düzenledikleri gerekçesiyle öğrencilerin evleri basılarak gözaltına alınmasını ve gözaltı süresince maruz kaldıkları şiddeti kınadıklarını belirten bir açıklama yayınladı.

Yapılan ortak açıklamada baro başkanları, Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerinin ve akademik kadrosunun yanında olduklarını belirtti.

Açıklamada, “Demokrasinin vazgeçilmezi olan katılımcılığı ve çoğulculuğu yok sayan üniversitelere rektör atama biçimi; ülkemizi sadece bilimsel açıdan çoraklaştırmamakta, demokratik değerlere olan inancımızı da ortadan kaldırmaktadır” ifadeleri kullanıldı.

‘Öğrenciler serbest bırakılmalı’

Öğrencilere yönelik hukuk dışı müdahalelerde bulunulduğu belirtilen açıklamada “Barışçıl ve demokratik protesto haklarını kullanan bazı öğrencilerin evlerine duvar, kapı kırılarak girilmesini, öğrencilerin gözaltına alınmalarını, gözaltına alınan öğrencilerin çıplak aramaya maruz bırakılmalarını ve bu kapsamdaki iddiaları ulusal ve uluslararası hukuk açısından endişe verici ve kabul edilemez bulmaktayız” denildi.

Açıklamada şu taleplerde bulunuldu

Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerine yönelik hukuk dışı uygulamaları kınıyor ve demokratik haklarını kullandıkları için gözaltına alınan tüm öğrencilerin derhal serbest bırakılmasını, öğrencilerin demokratik protesto haklarına yönelik güç kullanımından vazgeçilmesini, asıl görevi özgür düşüncenin kaynağı olmak suretiyle bilim üretmek olması gereken üniversitelerin ; rektörlerini, dekanlarını kendi bünyelerinde seçmelerini, rektör atamalarındaki anti demokratik usulün terk edilmesini ve Cumhurbaşkanı tarafından atanma sisteminden vazgeçilmesini talep ediyoruz.

Açıklamada imzası olan baro başkanları şöyle:

  1. Adana Barosu Başkanı  Av. Veli Küçük
  2. Amasya Barosu Başkanı  Av. Ahmet Melik Derindere
  3. Ankara Barosu Başkanı  Av. R.Erinç Sağkan
  4. Antalya Barosu Başkanı Av. Polat Balkan
  5. Artvin Barosu Başkanı  Av. Ali Uğur Çağal
  6. Aydın Barosu Başkanı Av. Gökhan Bozkurt
  7. Balıkesir Barosu Başkanı  Av. Erol Kayabay
  8. Bolu Barosu Başkanı Av. Sabri Erhendekçi
  9. Burdur Barosu Başkanı Av. Ramazan Gedik
  10. Bursa Barosu Başkanı Av. Gürkan Altun
  11. Çanakkale Barosu Başkanı Av. Bülent Şarlan
  12. Denizli Barosu Başkanı Av. Müjdat İlhan
  13. Diyarbakır Barosu Başkanı Av. Cihan Aydın
  14. Düzce Barosu Başkanı Av. Azade Ay
  15. Eskişehir Barosu Başkanı Av. Mustafa Elazgöz
  16. Gaziantep Barosu Başkanı  Av. Bektaş Şarklı
  17. Hatay Barosu Başkanı  Av. Ekrem Dönmez
  18. İstanbul Barosu Başkanı Av. Mehmet Durakoğlu
  19. İzmir Barosu Başkanı  Av. Özkan Yücel
  20. Kayseri Barosu Başkanı Av. Cavit Dursun
  21. Kocaeli Barosu Başkanı Av. Bahar Gültekin Candemir
  22. Malatya Barosu Başkanı Av. Enver Han
  23. Manisa Barosu Başkanı Av. Ali Arslan
  24. Mardin Barosu Başkanı Av. İsmail Elik
  25. Mersin Barosu Başkan  Av. Bilgin Yeşilboğaz
  26. Muğla Barosu Başkan Av. Cumhur Uzun
  27. Ordu Barosu Başkanı Av. Haluk Murat Poyraz
  28. Samsun Barosu Başkanı Av. Pınar GÜRSEL Yıldıran
  29. Şanlıurfa Barosu Başkanı  Av. Abdullah Öncel
  30. Tekirdağ Barosu Başkanı  Av. Sedat Tekneci
  31. Trabzon Barosu Başkanı Av. Sibel Suiçmez
  32. Tunceli Barosu Başkanı Av. Kenan Çetin
  33. Van Barosu Başkanı Av. Zülküf Uçar
  34. Yalova Barosu Başkanı Av. Fedayi Doğruyol

Salgında özel okulların durumu: 936 kolej kapandı, 300 bin öğrenci kaybedildi

Koronavirüs salgını birçok sektörü olumsuz etkilediği gibi eğitim sektörünü de vurdu. Salgında özel okullar 300 bin öğrencisini kaybetti, 936 kolej de kapandı. Türkiye Özel Okullar Derneği (TÖZOK) Başkanı Zafer Öztürk, velilere teşvik verilmesi içn Milli Eğitim Bakanlığı‘na (MEB) bir rapor sundu. Ancak, Bakanlık bütçe sıkıntısından teşvik veremeyeceğini açıkladı.

Gelecek yıl neler olacağını Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk‘a sorduklarını belirten Başkan Öztürk, yetkinin Maliye Bakanlığı‘nda olduğu cevabını aldıklarını söyledi.

‘Kapanmalar binli sayıları geçecek’

Sözcü‘den Sultan Uçar‘ın haberine göre, hazırlanan raporun ayrıntılarını Başkan Öztürk şöyle anlattı:

Salgın tüm sektörler gibi özel okulları ve velilerimizi de çok zorladı. Ekonomik nedenlerle 300 bin öğrenci gitti. Son 1 yılda 936 kolej kapanırken, çok sayıda okul devredildi. Kapanmalar, binli sayıları geçecek. Her şeye rağmen önümüzdeki yıl planlanmalı. Okullar açılmalı, 8. ve 12. sınıflar yüz yüze eğitime acil alınmalı.”

‘Yetki Maliye Bakanlığı’nda’

Gelecek yıl özel okullarla ilgili neler olacağını Bakan Selçuk’a sorduklarını söyleyen Öztürk, Selçuk’un yetkinin Maliye Bakanlığı’nda olduğunu söylediğini şöyle anlattı:

Velilerin ödeme yükünün azaltılması için öğrencilere teşvik verilmesini istedik. Devlet, yüzde 8 KDV uygulamasını salgında yüzde 1’e indirdi. Gelecek yıl ne olacağını Bakan Selçuk’a sorduk. Yetkinin, Maliye Bakanlığı’nda olduğunu bildirdi. KDV konusu hızla netleşmeli. Çünkü, mayısta bütün özel okullar yeni ücretlerini yasaya göre açıklamak zorunda ama kimse ne yapacağını bilmiyor.”

‘Devlete yüzde 30’u aşkın vergiler kesintisiz ödendi’

Zafer Selçuk, köklü özel okulların da dahil olmak üzere zarar etmeyen okul olmadığını, okullar kapalı olsa dahi devlete yüzde 30’u aşkın vergilerin kesintisiz ödendiğini hatırlattı:

40-50 yıllık ortalama 500 öğrencisi olan köklü okullar dahil borcu olmayan veya zarar etmeyen okul yok. Okullar kapalı olsa da, stopaj, sigorta primi ödemeler için devlete yüzde 30’u aşkın vergiler kesintisiz ödendi. Okullar, ortalama 4 milyon lirayı kötü gün parasından harcarken, içeri girdi. Birikimi olmayan, kiralık binada ve banka kredisi kullananlar battı ve daha da batacak.”

Veliler, bazı okul ücretlerini geri alabilir

Başkan, ayrıca yönetmeliğe aykırı oranda zam yapan eğitim kurumlarını velilerin MEB’e şikayet etmesi tavsiyesinde bulunuyor.

Uzaktan eğitim kararını devlet aldığı için bu durum mücbir sebep kabul ediliyor ve öğrenim ücreti iade edilmiyor. Ancak, velilerin yemek, servis ve yüzde 7 KDV fazlasını koşulsuz alma hakkı var. Bunun yanında uzaktan eğitim dönemi için indirim de talep edebilirler.

Salgında özel okulların durumu

Türkiye’de son dört yılda özel okul sayısı 13 bini geçerken salgın döneminde son bir yılda 936 okul kapanınca bu sayı 12 bin 164’e indi.

Özel okullardaki öğrenci sayısı da 1,5 milyondan 1 milyon 221 bin 147’ye geriledi. Kapanan okulların açtığı zararın 10 milyar TL olduğu belirtildi.

Özel okullar için 2021-2022 eğitim-öğretim yılı kayıtları başladı ve okul ücretlerine ortalama yüzde 20 oranında zam yapılması bekleniyor.