Ana Sayfa Blog Sayfa 1695

Soma’da heyet değişti, Yargıtay kendi verdiği kararı bozdu

301 madencinin öldüğü Soma Katliamı davasında kendi verdiği kararı bozan Yargıtay 12. Dairesi, madenin sahibi Can Gürkan‘ın da aralarında bulunduğu dört sanığa bu kez “bilinçli taksirle ölüme ve yaralamaya neden olma” suçundan ceza verilmesini istedi.

Daire, dört ay önce sanıklara olası kastla 301 kez öldürme ve 162 kez yaralama suçundan ceza verilmesine hükmetmişti.

Bu arada 12. Ceza Dairesi’nin beş kişilik heyetinden üçü değiştirildi. Başkan Ahmet Er ve üye hakim Nadir Güngündeş koltuğunu korurken, üç yeni hakim heyete katıldı: Eski Adalet Bakanı ve Müsteşarı Kenan İpek, eski HSK Genel Sekreteri Fuzuli Aydoğdu ve eski Ceza ve Tevfikevleri Genel Müdürü Mustafa Yapıcı.

Yeni heyet ikiye karşı üç oyla önceki kararı bozdu. Kararda, Can Gürkan’ın bilinçli taksirle ceza verilmesi kararlaştırıldı. Ayrıca sanıkların infaz yasasından yararlandırılmasına hükmedildi.

En fazla 22 yıl hapis cezası alacak 

Soma davasının avukatı Murat Kemal Gündüz, bu durumda Can Gürkan’a en fazla 22 yıl kadar ceza verilebileceğini, bunda da infaz yasası ve diğer indirimlerin olacağını belirtti.

Gündüz, şunları söyledi: “Bu Yargıtay’a açık müdahaledir. Üç bürokrat, yargı üyesi ile değiştirilmiş. İktidar işverenlere diyor ki, istediğiniz kadar işçi öldürebilirsiniz. Verirsiniz para cezasını, kurtulursunuz.”

Ne olmuştu?

Manisa’da, Soma Kömür İşletmeleri Anonim Şirketi tarafından işletilen Eynez Maden Ocağı’nda 14 Mayıs 2014’te meydana gelen maden faciasında 301 işçi can vermişti. Akhisar Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen dava 2018 yılında bitti.

37 kişi beraat ederken, 14 sanık taksirle ölüme ve yaralanmaya sebebiyet vermekten cezalandırıldı. Bu çerçevede, basit taksir suçundan Soma Kömür İşletmeleri A.Ş.’nin Yönetim Kurulu Başkanı Can Gürkan’a 15 yıl; bilinçli taksirden de Genel Müdür Ramazan Doğru’ya 22 yıl 6 ay, İşletme Müdürü Akın Çelik’e 18 yıl 9 ay, Yardımcısı İsmail Adalı’ya 22 yıl 6 ay hapis cezası verildi.

Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 30 Eylül 2020’de kararı bozdu.

Bozma kararında Can Gürkan’ın yangın riskinin yüksek olduğunu bilerek havalandırmaya dair gerekli teknik altyapıyı oluşturmadan ve iş güvenliği önlemleri almadan üretimin arttırılmasını hedeflediği belirtildi. Üretim zorlaması olarak adlandırılan kusurlu hareketin bizzat Gürkan tarafından alınan karar, verilen talimat ve oluşturulan işletme politikasının sonucunda meydana geldiği ifade edildi.

Bu çerçevede Gürkan, Doğru, Çelik ve Adalı’nın 301 kez olası kastla öldürme ve 162 kez olası kastla yaralama suçlarından ceza verilmesi gerektiği vurgulandı.

İki Yargıtay savcısı, bu kararın bozularak taksirle ölüme neden olmaktan ceza verilmesi isteyince dosya Yargıtay 12. Dairesi’ne gönderildi.

Üç senedir tazminatını alamayan işçi: Ailemden uzak gece gündüz çalıştım. Yazık değil mi?

Tuzla Orhanlı Serbest Bölgesi‘nde bulunan CSUN solar güneş panelleri sistemi eski çalışanları firmadan tazminatlarını üç yıldır alamadı. 2018 yılında küçülmeye gittiğini öne sürerek bazı çalışanlarını işten çıkaran fabrika, daha sonra ise kapandı. Kapanan fabrika, maaşlarını ve tazminatlarını alamayan yaklaşık 400 kişiyi ardında bıraktı.

‘Muhatap kimseyi bulamadık’

Yaklaşık 2,5 yıldır çalıştığı fabrikadan 2018 yılında çıkarılan ancak tazminatını ve son üç aylık maaşını alamayan fabrikanın eski bir çalışanı yaşadıklarını Yeşil Gazete‘ye anlattı:

Bize bir kağıt verdiler. 15 eylül, 15 ekim 2018 gibi ödenecek tazminatınız dediler. Fakat söylenen tarihlerde hiçbir ödeme olmadı. Fabrikanın sahibi de bir gecede kaçtı gitti. Muhatap kimseyi bulamadık.”

İsmini vermek istemeyen işçi, fabrikanın sahibinin Avrupa Birliği ülkelerinde 16 tane fabrikasının olduğunu, ancak bütün mallarının hacizde olup 39 bankaya borcu olduğunu kaydetti. İşçi, firmanın başka bir yetkilisinin ise aynı bölgede başka bir güneş enerji sistemleri panelleri fabrikası kurduğunu da ekledi.

Sendika avukatı: ‘Üç aylık maaşlar için uğraşıyoruz’

Fabrikada üretim elemanı olan eski çalışan, işten çıkarıldıktan sonra Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu‘na (DİSK) bağlı Birleşik Metal İş Sendikası avukatlarına vekalet verdiklerini ancak olumlu geri dönüş alamadıklarını belirtti:

Biz çıktıktan sonra sendikanın avukatlarına vekalet vermiştik. Avukatlardan birine ‘Ne olacak?’ diye sorduk. O da ‘Tazminat konusunda yeşil ışık veremem size. Ama son üç aylık maaşlar için uğraşıyoruz’ dedi. İlgileniyorlar mı ilgilenmiyorlar mı günahlarına da girmek istemiyorum.”

‘Neden yürümüyoruz?’

Eski işçi fabrikanın kapanmasından sonra sendikanın tutumunu ise şöyle anlattı:

Fabrika kapandıktan sonra sendika toplantılar yaptı. Oyalama taktiği uygulandı. Herkes elini ayağını çekti oradan.

Sendika şube başkanı ‘Ankara’ya yürüyeceğiz, Çin’e yürüyeceğiz’ diyordu. Niye yürümüyoruz? Uzaktan bir iki kelime konuşmakla olmuyor bu işler.”

Geçen yıldan beri sesini duyurmaya çalıştığını anlatan firmanın eski çalışanı, buna rağmen çağrılarına kimsenin geri dönmediğini söyledi. Hatta Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi‘ne (CİMER) de konuyla ilgili bir yazı yazdığını, fakat geri dönüş olmadığını da kaydetti.

İki çocuğu olan işçi şu an çalışsa da işten çıkarıldığı zaman zorlandıklarını, ilk altı ay iş bulamadığı için işsizlik maaşıyla geçinebildiklerini anlattı. Söylediğine göre bir kısmını ödese de hala borçları var: “Param var ama kullanamıyorum. Niye kullanamıyorum? Yazık günah değil mi? Ben gecemi gündüzüme kattım. Ben eşimden, çocuğumdan, ailemden uzak geceler boyu çalıştım.”

‘Kapanırken neden devlet yetkilileri yok?’

Eski Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız söz konusu fabrikanın açılışında yer almıştı. Fabrikanın eski işçisi de konuyla ilgili şunları söyledi:

Anlatılanlara göre eski Enerji Bakanı Taner Yıldız tarafından açılan bir fabrika. Açılırken devlet yetkilileri açıyor da kapanırken neden devlet yetkilileri ortada yok? Niye biz mağduruz? Artık konuşalım, sesimizi duyuralım.”

Kapalı restoran ve kafelere destek ödemesi yapılacak

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan partisinin TBMM‘deki grup toplantısında koronavirüs salgını ile mücadele nedeniyle kapalı olan restoran ve kafelere destek ödemesi yapılacağını açıkladı. Erdoğan seçim için de 2023 Haziran’ının bekleneceğini belirtti.

Erdoğan’ın konuşmasından öne çıkanlar şöyle:

Reform çalışmaları çok köklü olacak: Yakında, hazırlıklarını tamamlamak üzere olduğumuz yeni reform paketlerini Meclisimizin takdirine sunmaya başlayacağız. Milletimizle paylaştığımızda, bu reform tekliflerinin ülkemizi 2023’e ve daha sonrasına taşıyacak çok köklü ve önemli düzenlemeler içerdiği görülecektir. AK Parti Grubu, Cumhur İttifakı’ndaki ortağımız MHP ile birlikte Meclis’in lokomotifidir, dinamosudur.  Biz işleri rölantiye alırsak, Meclis çok daha az verimle faaliyet yürütür.

Herkes CHP’ye dava açmalı: Bu ara bir militan lafı tutturdular. Bunlara göre cumhurbaşkanı militan, hakim, savcı, vali, kaymakam, tüm askerler militan. Diplomatlar militan. Milletin kendilerine oy vermeyen yüzde 75’i militan. Peki kendileri ne? Terör örgütü mensuplarına ‘arkadaşlar’ demek bunların meşrebinde kibarlık….Bu devletin hiçbir memuru, bu ülkenin hiçbir evladı CHP’nin hastalıklı zihniyetinin şamar oğlanı değildir. İçişleri Bakanımızın da ifade ettiği gibi bence bu ülkenin yargısı var. Kendilerine ‘militan’ diye hakaret eden bu zata, bütün bu hakarete muhatap olanların dava açma zamanı gelmiştir, geçiyor bile.

Seçim 2023’te: Bunlar yatıp kalkıp erken seçim diyorlar ki sanıyorlar buradan bir şey toplarız. Buradan size ekmek yok. Sabrın varsa Haziran 2023’e kadar kapıda bekleyeceksin. Bizim daha yapacak çok işimiz var… Aşı uygulamasının kapsamı giderek genişleyerek inşallah en kısa sürede hedef kitlenin tamamına ulaşacaktır.

Kapalı restoran ve kafelere destek: Lokanta restoran ve kafe gibi sektörlerde alınan tedbirler nedeniyle faaliyetleri kısıtlanan ve 2019 cirosu 3 milyon lira ve altı olan gerçek usulde vergilendirilen ticari işletmelere destek ödemesi yapacağız. 2 bin liradan az 40 bin liradan fazla olmamak kaydıyla destek ödemesi yapacağız

[Hayvan Hakları Yasası nerede?] Köpeği öldüresiye döven saldırgana 1.100 TL para cezası verildi

İstanbul’da bir kişi tarafından sopayla öldüresiye dövülen köpek, çöplükte kanlar içinde bulundu. Gözünde ve kafasında açık yaralar olan köpek ameliyat edildi. Kafa travması geçiren köpeğin bilincinin kapalı olduğu öğrenildi.

‘Kızgınlıkla’ dövmüş

Polis ekipleri, sahipsiz hayvana eziyet ettiği belirlenen Aziz A.’yı yakalayarak Firuzköy Şehit Ilgaz Aykutlu Polis Merkezi’ne götürdü. Aziz A.’nın, hayvanı 10 tavuğunu öldürmesine çok sinirlendiği için kızgınlıkla dövdüğünü söylediği öğrenildi.

Savcılıkta ifadesi alınan şüpheli serbest bırakılırken, hakkında 5 bin 199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu’nun 14/A maddesindeki “Hayvanlara kasıtlı olarak kötü davranmak, acımasız ve zalimce işlem yapmak, dövmek, aç ve susuz bırakmak, aşırı soğuğa ve sıcağa maruz bırakmak, bakımlarını ihmal etmek, fiziksel ve psikolojik acı çektirmek” hükmü uyarınca 1100 lira para cezası uygulandı.

Ameliyat edildi ama durumu ağır

Köpek Avcılar’daki İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Veteriner Fakültesi Hayvan Hastanesi’ne götürüldü. Gözünden ameliyat edilen köpek, İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) ekibine teslim edildi.

Köpeği teslim alan görevli, şunları söyledi: “Şimdi gider gitmez görevlimiz tekrar müdahale edecek. Gözünde ve kafasında açık yaralar var. Onlar tekrardan tedavi edilecek. Durumu şu an gayet ağır. Kafa travması geçiriyor. Ağzında içten kaynaklı kanamalar var. Kafasında açık yaralar var. Şiddetli darp uygulanmış. Şuuru, bilinci kapalı. Yerinden çıkan bir gözü tekrar burada dikildi. Geri kalan tedavisi İBB’ye ait Kemerburgaz Sahipsiz Hayvan Geçici Bakımevi’nde yapılacak.

İsveç’te iklim krizinin etkilediği ren geyikleri için 12 köprü inşa edilecek

İsveç’te küresel ısınma nedeniyle besin bulmakta zorlanan ve yaşam alanlarını değiştirmek zorunda kalan ren geyikleri için 12 köprü inşa edilmesine karar verildi. İsveç hükümeti, köprüleri, yerel Sami halkından çobanların sürülerini ülkenin kuzeyindeki tren yollarından ve otobanlardan güvenli şekilde geçirmesi için inşa edeceğini açıkladı.

Hükümetin Norrbotten ve Västerbotten bölgelerinde inşa edeceği köprülerin geyiklerin ölümüyle sonuçlanabilen bu güvensiz geçişleri bir ölçüde çözmesi hedefleniyor. İsveç yetkilileri de ülkenin kuzeyi ile güneyini bağlayan E4 otobanını bir sürü geçerken bundan böyle kapatmak zorunda kalmayacaklarını kaydetti.

Guardian‘ın aktardığına göre, köprülerin ilki bu yıl doğudaki Umea kentinin yakınlarına inşa edilecek. Köprülere ren geyiği ile viyadük sözcüklerinden türetilen ‘renodük’ adı verilecek.

Beslenme alanları iklim değişikliği yüzünden zarar gördü

İsveç’te şu an 250 bin ren geyiği bulunduğu düşünülüyor. Yerli Sami halkından 4 bin 500 kişinin onları yetiştirme izni bulunuyor. Ancak küresel ısınma nedeniyle, ren geyiklerinin geleneksel beslenme alanları zarar görmüş durumda ve sürülerin besin bulabilmek için modern yaşamın ‘etrafından dolanarak’ yer değiştirmesi gerekiyor.

Geyiklerin kışlık otlaklarının bazıları da ülkede yaşanan görülmemiş kuraklık ve yangınlar nedeniyle zarar gördü.  Aynı zamanda, bir tür su yosunu olan ve geyikler için kilit önemde olan likene ulaşmanın da zorlaştığı belirtiliyor. Uzmanlar, daha sıcak yazların likenin daha kolay yetişmesi anlamına gelse de, daha sıcak geçen kış aylarında kar yerine yağmur yağmasının, likenin üzerinde don tabakası oluşmasına yol açtığına dikkat çekiyor. Bu da, geyiklerin likenin kokusunu almasını veya buz tabakasını kazarak ona ulaşmasını engelliyor.

İsveç Üniversitesi‘nden çevrebilimci Per Sandström “Değişen iklim ve zorlu hava koşullarında, alternatif otlaklar bulmak daha da önemli hale gelecektir” dedi

Üstü açık köprüler

Geyik çobanı Tobias Jonsson, köprülerin yeri ve tasarımı konusunda kendilerine danışıldığını söyledi: “Köprülerin üstünün açık olmasını sağladık. Kenarlarında 2 metre yüksekliğinde çitler olacak, böylece ren geyiği atlayamayacak. Onlar için, tünele giriyormuşuz gibi hissetmemeleri önemliydi. Hapsedilmek istemiyorlar”

 

Sinovac aşısının Türkiye’deki Faz 3 çalışmaları tamamlandı

Çin menşeili koronavirüs aşısı CoronaVac’ın Türkiye‘de devam eden Faz-3 çalışması tamamlandı.  Çalışmaya gönüllü katılanlara gerçek aşı olup olmadığına yönelik bilgilendirme mesajı gitti.

Bilgilendirme mesajında gönüllülerin bir yıl süreyle takip edileceği bildirildi. Gerçek aşı olmayanlar ise deneye katılma sırasına göre gerçek aşı olmak için çağrılacak.

Faz-3 çalışmaları sonucunda aşının sağladığı koruyuculuk oranı ise henüz bilinmiyor.

Ne kadar koruyor? 

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, 24 Aralık’ta çalışmalar devam ederken yaptığı açıklamada aşının koruyuculuğunun yüzde 91.25 oranında olduğunu belirterek şunları söylemişti: “Bu erken dönem ve giderek artacak. Çünkü normalde 40 enfekte olan kişi olduğunda açıklamayı düşündüğümüz bir durumdu. Şu an 29 kişi söz konusu, o nedenle 40 kişi enfekte olduğu döneme kadar bu çalışma devam ediyor olacak. Ve giderek bu oranın daha da yukarı doğru çıkacağını söyleyebiliriz.”

Aşının Brezilya‘daki denemelerde elde ettiği sonuçlara ilişkin yapılan ilk açıklamada, yüzde 78 koruma sağlandığını açıklansa da ikinci bir açıklamayla  aşının ‘genel koruma oranı’nın yüzde 50.38 olduğu duyurulmuştu.

Faz-3 çalışmalarını sürdüren bir diğer ülke olan Endonezya‘da ise ileri aşama denemelerinin ara sonuçlarına göre etkinlik oranının yüzde 65. 3 olduğunu açıklamıştı.

Aşılananlar 1 milyon 400 bine yaklaştı

Sağlık Bakanlığı,  CoronaVac’ın yaygın uygulamasına 14 Ocak’ta başlamıştı. İlk  olarak sağlık çalışanlarına, huzurevleri ve bakımevlerindekilere, sırasıyla 90, 85 ve 80 yaş üzerindekilere, eczane çalışanlarına aşı yapıldı.

Bakanlığın internet sitesinde, Türkiye’de kaç kişiye aşı yapıldığı görülebiliyor. Bu sayı şu sıralarda 1 milyon 400 bine yaklaştı.

 

Çilek ve mantar gibi bazı sebze ve meyveler artık açık alanda satılamayacak

Ticaret Bakanlığı, sebze ve meyvelerin ambalajlanması, taşınması, depolanması, perakende satışa sunulması sırasında uyulması gereken standartlara ilişkin tebliğ değişikliği taslağı hazırladı. Taslağın, sektörden gelen taleplerin de dikkate alınarak düzenlendiği öğrenildi.

Milliyet‘in haberine göre, bazı ürünlerde üretim yerinden itibaren soğutularak muhafaza sıcaklığına ulaştırılması, bu sıcaklığın da tüketiciye ulaşana kadar muhafaza edilmesi sağlanacak.

Soğutulduktan sonra palet kullanımına uygun frigorifik araçlarla taşınacak. Ürünlerin taşınması için kapalı veya tenteli taşıma araçları kullanılacak.

Soğuk hava depolarında depolanacak bu ürünler, alışveriş merkezlerinin, büyük mağazaların perakende satış yerlerinin kapalı alanlarında satılacak. Bu ürünlerin seçilmesine izin verilmeden satışı gerçekleşecek.

Çilek, şeftali ve kayısı da bu ürünlerin arasında

Bu uygulamalar için bahsi geçen ürünler ise şöyle: “Ahududu, böğürtlen, çilek, dut, erik, frenk üzümü, incir, kabak çiçeği, kayısı, kızılcık, kiraz, kuşkonmaz, mango, mangostan, mantar, yaban mersini, nektarin, passion fruit, pitahaya, soya filizi, şeftali, cennet elması, beyaz üzüm, çekirdeksiz üzüm, vişne, Malta eriği ve zerdali.”

Hangi ürünler açık alanda satılabilecek?

Taslakta yer alan bilgilere göre, alışveriş merkezleri, büyük mağaza ve zincir mağazalardaki perakende satış yerlerinde yıl boyunca açık alanda balkabağı, beyaz lahana, karpuz, kavun, kestane, mısır, muz, nohut, taze patates, sarımsak, kuru soğan, kuru tatlı patates, üvez, yer elması, yeşil kabuklu fındık ve zencefil satılabilecek.

Kasım ve mart ayları arasında da açık alanda greyfurt, limon, mandalina, nar, portakal ve turunç satılabilecek.

16 haftalık performans sona erdi: Yok olan türler önce çizildi sonra silindi

Lucienne Rickard 2019 yılından bu yana Hobart’taki Tazmanya Müzesi ve Sanat Galerisi’nde kayıp türlerin ayrıntılı eskizlerini çizdiği ve daha sonrasında sildiği yaratıcı performansının sonuna geldi.

Sanatçının son eseri ise nesli tükenmekte olan bir papağanın büyük ölçekli bir karakalem eskizini çizdiği performansı oldu. Rickard, silgisini eline aldı ve izleyicilere “Yakın zamanda bir şey yapmazsak olacak olan bu” diyerek beş hafta boyunca çizdiği resmi silmeye başladı.

‘Cenazeye tanık olmak gibi’

Galeride 16 hafta geçiren Risckard bu süre zarfında daha nice türü yok etti: Geyik, kerevit, iri kulaklı zıplayan fare, kaplumbağa, yarasa…

Performans sırasında Rickard, papağanın tüylü kuyruklarından başlayarak canlı kâğıttan tamamen yok olana kadar silmeye devam etti. İzleyicilerden birisi fısıldayarak “Bu, bir cenazeye tanık olmak gibi” dedi.

Fotoğraf: Jesse Hunniford

‘Yıl sonunda hiçbir şey üretmemiş olacağım’

Lucienne Rickard çalışmasına başladığı 2019 yılının eylül ayında performansını Instagram hesabından yaptığı paylaşımda şu sözlerle anlatmıştı:

Önümüzdeki yıl için haftanın beş günü burada bulunabilirim. Her gün yeni nesli tükenmiş bir türü çizeceğim, sonra aynı gün sileceğim. Tüm yıl boyunca aynı kağıdı kullanacağım. Yıl sonunda fiziksel ve duygusal olarak çok büyük yatırımlar yapmış olacağım ve hiçbir şey üretmemiş olacağım. Sanat yapma sürecim tıpkı yok olma gibi israf ve kayıpla ilgili olacak.

Fotoğraf: Fraser Johnston

Söylediği gibi proje boyunca IUCN Tehdit Altındaki Türlerin Kırmızı Listesi’ndeki flora ve faunayı tasvir eden toplamda 38 sanat eseri yarattı. Eserlerden geriye ise sadece beyaz bir sayfa kaldı.

Mavi kelebeğin doğumu ve ölümü

Sanatçı The Guardian’dan Stephanie Eslake’e verdiği röportajda onu en çok etkileyen çalışmalardan birinin Xerces mavi kelebeğinin doğumu ve ölümü olduğunu söyledi.

Bir müze mikroskobunun altında bir kanadı görüntülediğini belirten Rickard, “Ayrıntıları akıllara durgunluk veren, sonsuz bir orman veya manzara gibiydi” ifadelerini kullandı.

Fotoğraf: Detached Cultural

Kelebeği çizmesi üç ay alan Rickard, resmi 113 bin ölçeğinde bütün detaylarıyla çizdi. Çalışma sonunda onun çizimini takip eden kişiler ve ailesi kelebeğin silinmemesi ve performansta bir istisna olması için sanatçıya baskıda bulundu.

Bu taleplere rağmen kelebek de diğer birçok tür gibi yok oldu. Silme anını anlatan Rickard, “Sildiğimde odada yüksek bir atmosfer vardı ve ben de neredeyse çatlamıştım” dedi. Sanatçı, performansının asıl amacının silme işleminin verdiği rahatsızlık hissi olduğunu söyledi.

Kazma Bırak: Kirli enerji projeleri yürüten devletlere karşı birlikte mücadele edelim

Kazma Bırak Kampanyası‘nın her bir ülkede oluşturulmuş uluslararası koordinasyonları, 26 Ocak 1996 tarihinde Türkiye ve Yunanistan arasında meydana gelen Kardak/Imia Krizi‘nin yıl dönümünde tüm bölge haklarını barış ve iklim adaleti için mücadeleye etmeye çağıran geniş katılımlı ortak bir basın açıklaması düzenledi.

Kampanya bileşenleri, yaklaşık beş yıl aradan sonra 25 Ocak’ta Yunanistan ve Türkiye arasında başlayan istikşafi görüşmelerinin hemen ardından bu toplantıyı düzenledi.

Bileşenler, basın açıklamasında halklar arasında kışkırtılan milliyetçilik, yıkıcı kapitalist madencilik, iklim krizi, savaş ve bölgesel siyaset konularında ortak tutumlarını vurguladılar.

‘Enternasyonal mücadele zorunlu’

İlk olarak Türkiye’den Onur Yılmaz ülkenin bileşenleri adına açıklamayı yaptı. Yılmaz, eko-kırım projelerine karşı enternasyonal bir mücadelenin zorunlu olduğunu belirtti:

Ekonomik, politik, ideolojik, toplumsal, sebepleri ve sonuçları iç içe geçmiş tüm bu derin krizlerin belki de en keskin ve belirleyici olanını ise, şu an için günlük yaşam pratiklerimizi kökten değiştiren koronavirüs salgınının da bir sonucu olduğu küresel ekolojik çöküş oluşturuyor.

Yok olan canlılar, tahrip edilen deniz tabanı, ısınan hava, kirlenen su, artık daha az ürün veren topraklar işte bu sınır tanımaz eko-kırım projelerine karşı enternasyonal bir mücadeleyi zorunlu kılıyor.

AB bir yandan sahte azaltım planlarıyla dolu bir yeşil yıkama programı olan Yeşil Mutabakatı kabul etmiş, diğer yandan ise fosil yakıt boru hattı EastMed projesine kaynak ayırmaya devam etmektedir. Kazma Bırak kampanyası sermayenin kurallarına göre işleyen bu uluslararası emperyalist patronajı ve siyaseti reddederek doğanın ve onun bir parçası olan toplumun hakkını savunuyor.”

‘Temiz bir gezegende barış içinde yaşamak’

Yunanistan bileşenleri adına açıklama yapan Emmanuela Terzopoulou, Türkiye ve Yunanistan hükümetlerini kastederek şunları söyledi:

En büyük deniz altı doğal gaz boru hattı olan EastMed’den kar payı almaya çalışıyorlar.
Münhasır Ekonomik Bölgelerin kontrolü, yani Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon rezervlerini işletmek için neredeyse bir savaş çıkartıyorlardı!
Bizleri bilinen ve henüz bilinmeyen rezervlerin işletilmesinin Akdeniz’deki halkların refahını sağlayacağına ikna etmeye çalışıyorlar. Bizleri bu rezervlerin kontrol edilip işletilmesinin her ülkenin “ulusal çıkarı” olduğuna ikna etmeye çalışıyorlar. Yalan söylüyorlar. Petrol hiçbir petrol üreten ülkenin halkına refah getirmemiştir. Tersine çevresel felaketlere, yolsuzluklara ve otoriter yönetimlere neden olmuştur.
Akdeniz halkları olarak hidrokarbonların çıkartılmasından kazanacağımız hiçbir şey yok. Çıkarımız temiz bir gezegende barış içerisinde bir arada yaşamaktır. Çıkarımız çevrenin korunması, insana ve doğadaki tüm canlılara karşı saygı, aramıza inşa edilmeye çalışılan milliyetçilik duvarlarını yıkmak, dayanışma ve barışın savunulmasıdır.”

‘Doğal gaz çevresel bir fayda sağlamaz’

Kıbrıs için ise açıklamaları Myrto Skouroupathi ve Murat Kanatlı yaptı. İlk sözü alan Myrto Skouroupathi, doğal gazın daha çevreci bir fosil yakıt olarak sunulduğunu ancak durumun hiç de öyle olmadığını anlattı:

Kıbrıs’ta, enerji açısından izole bir ada olduğu için fosil gazı, teorik olarak daha kirletici ağır petrol ithalatına olan bağımlılığımızdan kurtulmanın ve böylece aynı zamanda emisyonlarımızı azaltmanın bir yolu olarak sunuluyor.
Oysa teorik olarak daha kirletici çünkü hükümetler çok rahatlıkla fosil gazı emisyonlarını yalnızca yanma sırasında hesaplamayı seçiyorlar. Gerçekte, gazın %5’inden fazlası çıkarma ve nakliye sırasında sızabilir. Sızan metan elbette karbondioksitten çok daha güçlü bir sera gazıdır. Bu nedenle, yaşam döngüsü boyunca doğal gaz herhangi bir çevresel fayda sağlamaz.”

‘Barış için gaz illüzyondur’

Murat Kanatlı ise açıklamasında şunları söyledi:

Yeni doğal gaz yataklarının keşfi ile beraber, bazı kesimler buradan elde edilecek finans ile çözüm sürecinin mali olarak desteklenebileceğini iddia etmektedir. Barış için gaz tamamıyla bir illüzyondur… Doğal gaz aramalarındaki süreç askeri gerginliği artırmakta, artan gerginlik de milliyetçiliği büyütmekte, toplumlararası güveni ortadan kaldırmaktadır, diğer birçok gerekçe yanında bu nedenle de doğal gaz aramalarına son verilmelidir.
Bu bir slogan veya basit bir kaygıya dayanan altı boş talep değildir.

Konuşmacılar, tüm bölge halklarını kirli enerji projeleri yürüten devlet ve şirketlere karşı birlikte mücadele etmeye ve kampanyayı büyütmeye çağırdı. Bir sonraki sempozyum ise şubat ayında düzenlenecek.

Kazma Bırak Kampanyası nedir?

Kazma Bırak Kampanyası 2020 yılında Doğu Akdeniz ve Karadeniz’de fosil yakıt arayışının sonlanması talebiyle 25 Eylül’de 6. Uluslararası İklim Grevi gününde başladı.

Kısa sürede Türkiye, Yunanistan ve Kıbrıs’ın politik yapıları ve çevre örgütlerinin desteğini kazandı. Eylül ayından beri kampanyanın çevrimiçi etkinlikleri devam ediyor.

Dr. Akgün İlhan: Su krizinde mesele sadece barajlar değil

Su Yönetimi Uzmanı Dr. Akgün İlhan’a göre, Türkiye’nin su sorununu barajların doluluk oranlarıyla sınırlı gören yaklaşım doğru değil, krizi çözmek için su yönetimini öğrenmek ve doğru uygulamak şart.