Ana Sayfa Blog Sayfa 1659

Bakan Soylu’dan Gara Operasyonu açıklaması: İHD denen canı çıkasıca dernek

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar ve İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Gara Operasyonu‘yla ilgili Mecliste açıklamalarda bulundu.

Bakan Hulusi Akar, “TSK, PKK’ya ağır zayiat verdirmiştir” derken, Bakan Süleyman Soylu ise “Devlet üzerine düşen her görevi yerine getirmiştir” dedi.

Bugün yapılan açıklamalardan önce Bakan Akar ve Bakan Soylu, saat 12.00’de CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu‘nu, saat 14.00’te İYİ Parti lideri Meral Akşener‘i de ziyaret etti.

‘Operasyonlar devam ediyor’

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, Irak’ın kuzeyinde başlayan operasyonların devam ettiğini söyledi:

Pençe Kartal-2 kara desteği olmadan 35 kilometre derinlikte icra edildi. Kritik ve önemli operasyon, nitelik olarak diğerlerinden farklılık gösteriyor.

Karadan destek ve irtibat olmadan icra edildi. Operasyon için yoğun gizlilik tedbirleri altında geniş hazırlık süreci yaşandı.

Operasyon, kahraman personelimiz tarafından güvenlik tedbirleri alınarak çok zor şartlar altında, her ülkenin yapamayacağı şekilde icra edildi.”

‘Devlet üzerine düşen her görevi yerine getirmiştir’

Bakanı Süleyman Soylu ise , Mecliste yaptığı konuşmasında Gara’da öldürülen asker ve polislerin aileleriyle her üç ayda bir görüşme yaptıklarını söyledi.

“Devletin üzerine düşen her görevi yerine getirdiğini iddia eden Bakan Soylu ise hak örgütleri ve HDP’ye yüklendi: 

… Dedikleri şu, FETÖ ve PKK inşası, Emre Uslu denen müptezelden Avrupa’daki diğer tüm müptezellere kadar terör örgütünden merhamet, vicdan bekleyen vicdansızdır. Terör örgütünden ahlak bekleyen ahmaktır. Terör örgütünden hukuk bekleyen, ‘Acaba bir şey olur mu?’ diye ona yasalanan hain oğlu haindir.

Tam beş kere benim bakan yardımcım bir yılda görüştü ailelerle. Aileleri alıp Irak’a Erbil’e götürdüler ne oldu elleri boş döndüler. Terör örgütünün ilk katliamı mı bu hayır. 1984’ten bu yana terör örgütü, 6 bin 21 sivil katliam gerçekleştirdi.O İHD denilen canı çıkasıcası dernek, bir tanesi için bir laf söyledi mi? Orada Diyarbakır annelerinden 7 tane bunlardan vardı. Devlet burada üzerine düşen her görevi yerine getirmiştir.”

‘Şehitlerimiz onları yenecek’

Murat Karayılan’ı bin parçaya bölmezsek rahat etmeyiz” diyen Süleyman Soylu, sözlerini şöyle sürdürdü:

Bu çocuklar kaçırıldıklarında Pervin Buldan dedi ki, ‘biraz misafir edecekler sonra bırakacaklar’. 10 tane çocuğa acımayan, askerime, polisime ve oradaki kahraman jandarmama acımayan sivil vatandaşıma acır mı? Vücut bütünlüklerinin fotoğrafların hepsi burada. İçimiz kan ağlıyor; ama bu fotoğraflara baktığınız zaman Allah şahittir o Murat Karayılan’ı bin parçaya bölmezsek rahat etmeyiz.

Terörle mücadele bugün başlamamıştır fakat en yakın zamanda bu PKK’nın kökünü kazıyarak sona erecektir. Türkiye’de 300’ün altına düştü fakat İran ve Irak 5 bin terörist var. Aynı meseleyi Suriye‘ye yaptıkları için çocukları orada ailelerinden kopararak sözde askere aldıkları için orada 5 bin kişi var. İşimizin bitmediğini söylemek için söylüyorum. Allah şahittir bu PKK ve PYD terör örgütü ailelerimize karşı zafer kazanamayacak ailelerimiz onları yenecek. Terör örgütü şehitlerimize karşı zafer kazanamayacak şehitlerimiz onları yenecek.”

 

 

 

Kadın Üniversitesi istemeyen kadınlara gözaltı

Ankara’daki Kuğulu Park’ta “Kadın Üniversitesi İstemiyoruz” konulu açıklama yapmak isteyen kadınlara polis saldırdı. Açıklama yapmak isteyenleri parkın içerisine almayan ve pankartları yırtan polis çok sayıda kadını gözaltına aldı.

‘Üniversiteli Kadınlar Kolektifi’ sosyal medya hesaplarından yaptıkları açıklamada, gözaltına alınanların serbest bırakılmasını talep ederek, “Gözaltına alınan kadınlar arasında Boğaziçi Üniversitesi’nden bir arkadaşımız da var. Ne Boğaziçi direnişini, ne de kadınları susturamayacaksınız. Kayyum rektör de kadın üniversitesi de istemiyoruz” dedi.

Ne olmuştu?

Japonya‘daki Mukogawa Kadın Üniversitesi’nin 2019’da fahri doktora ünvanı verdiği Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan buradaki konuşmasında ülkedeki 800 üniversitenin 80’inin kadın üniversitesi olduğunu söyleyerek “Bizde böyle bir şey yok,  Japonya’daki 80 kadın üniversitesini büyükelçime görev veriyorum, incelemek suretiyle ülkemde de bunun adımını inşallah atacağız” demişti. 

Erdoğan,2019’da da YÖK‘ten konuyla ilgili çalışma yapmasını istemişti. Resmi Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanlığı’nın 2021 Programı’nda da “Kadın Üniversiteleri” kurulacağı belirtildi. 

Kadın örgütleri ise projeye karşı 16 Ocak’ta ortak bir sosyal medya hesabı oluşturarak kampanya başlatmıştı: 

“Yine AKP yine bir kadın düşmanlığı… Erdoğan’ın Japonya ziyareti sonrasında YÖK’e verdiği talimatla kadın üniversiteleri gündemleştirildi. Kadınları toplumdan izole eden, ikincilleştiren, itaatkâr kadın haline getirmeye çalışan kadın üniversitelerini kabul etmiyoruz! Bugüne kadar olduğu gibi bugünden sonra da AKP’nin haklarımıza, yaşamlarımıza saldırıları karşısında beraber mücadele ediyoruz.”

 

Boğaziçi Üniversitesi’nde rektör protestosu -6 derecede de devam etti

Eski AKP milletvekili aday adayı Melih Bulu’nun Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kararıyla Boğaziçi Üniversitesi’ne rektör olarak atanması üzerine başlayan protestolar soğuk havaya rağmen devam etti.

Üniversite dışarısından kurum özerkliğini hiçe sayarak rektör atanması protesto eden öğretim üyeleri Güney Kampüs’te Rektörlük Binası’na sırtlarını dönerek eylem gerçekleştirdi.

Boğaziçi Üniversitesi’nde öğretim üyesi Can Candan yaptığı paylaşımda havanın çok soğuk olduğunu ve hissedilen sıcaklığın -6 derece olduğunu belirtti.

‘Kabul etmiyoruz, vazgeçmiyoruz’

Yapılan paylaşımda “Bir kez daha Rektörlük Binasına arkamızı döndük ve tekrarladık: #KabulEtmiyoruzVazgeçmiyoruz” ifadeleri kullanıldı.

Öğretim üyeleri bugün 32’ncisini düzenledikleri protestolarda üniversite senatosunun 2012 yılında kabul ettiği ilkelerin tanınmasını istiyor. Bu ilkeler şu şekilde:

  • Üniversitelerin herhangi bir kişi ya da kuruluşun etki veya baskısına maruz kalmaması ve siyaset aracı olarak kullanılmaması, bilimsel ve toplumsal gelişim açısından vazgeçilmezdir.
  • Üniversitelerde karar alma yetkisinin demokratik yöntemlerle seçilmiş kurullarda ve akademik yöneticilerde olması özerklik için şarttır. Rektör, dekan, enstitü müdürü, yüksekokul müdürü, bölüm başkanı gibi akademik yöneticiler atamayla değil seçimle belirlenmelidir.
  • Üniversitelerin, özerk anayasal kurumlar olarak, akademik programlarını ve araştırma politikalarını öğretim elemanlarınca ve/veya üniversite kurullarınca kararlaştırılarak belirlemesi, bilimsel özgürlüğün ve yaratıcılığın şartlarındandır.

 

Olay Tv yeni frekans bulamadı, 180 haberci işsiz kaldı

Kurucusu Cavit Çağlar’ın muhalif yayın politikası nedeniyle ‘rahatsızlık duyduğunu’ açıklayarak yayın hayatına başladıktan 26 gün sonra ekran karartan Olay TV, faaliyetlerini tamamen durdurdu.

Kanalın diğer ortağı Hüseyin Köksal’ın, Olay TV’nin yayın hayatına devam edebilmek üzere frekans aradığını söyleyen kanalın Genel Yayın Yönetmeni Süleyman Sarılar, dün kanal merkezinde çalışanlarla yaptığı toplantıda,  yeni kanal kurma çalışmalarının sonuçsuz kaldığını söyledi. 

Gazeteci Barış Yarkadaş toplantının içeriğine ilişkin olarak şunları yazdı: 

“Olay TV Genel Yayın Yönetmeni Süleyman Sarılar, yeni kanalın kurulması için umut içinde bekleyen arkadaşlarına ‘Hüseyin Köksal Bey’in çabaları sonuç vermedi. Frekans almamız engellendiği için kanal kuramıyoruz’ dedi. Konuştuğum arkadaşlar, Süleyman Sarılar’ın ağladığını ve ‘Size hayatının en zor konuşmasını yapıyorum’ dediğini aktardı. Hükümet, Olay TV ekibinin yeni bir kanal almasının önüne türlü engeller çıkardığı için 180 basın emekçisi işini, halkımız da haber alma hakkını kullanacağı bir yayın organını kaybetti. Çok yazık oldu. Çok üzücü..” 

Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) konuyla ilgili bir açıklama yaparak Hüseyin Köksalın girişimlerinin iktidar tarafından engellendiği ifade edildi.

TGS’nin konuya ilişkin açıklamadan bazı bölümler şöyle:

“Farklı seslere tahammül gösteremeyen iktidar bu süreçte hem yeni bir kanalın doğuşunu engelledi hem de 180 gazeteciyi işsiz bıraktı. Olay TV ekibine yayın hakkı tanınmaması, siyasi iktidarın tek sesli medya anlayışının göstergesidir. Türkiye’de tarafsız ve herkese eşit mesafede yayın yapacağını açıklayan bir kanala yaşam hakkı tanınmaması sansürdür. Demokratik bir hukuk düzeninde bu kabul edilemez. İktidar basın özgürlüğüne saygı duymak zorundadır.

Öte yandan çoğu özgürce haber yapabilmek niyetiyle çalıştıkları medya kuruluşlarından ayrılıp buraya gelen gazeteciler pandemi koşullarında işsiz bırakıldı.

Elbette bu yaşananların sorumlusu iş insanı Hüseyin Köksal değil. Ancak Sayın Köksal’ın meslektaşlarımıza ödeyeceği 2-3 aylık tazminat ile iş bulmanın çok zor olduğu bu salgın sürecinde mağduriyetleri ortadan kaldıracağını düşünüyor ve kendisinden yapıcı bir adım bekliyoruz.

Basın özgürlüğüne, çok sesliliğe tahammülü olmayan iktidar gazetecilerin ekmeğini de gasp etmiştir.

Gazeteciler Sendikası olarak 180 meslektaşımızla dayanışma içinde olduğumuzun ve ekmeğimize göz koyanlardan mutlaka hesap soracağımızın bilinmesini isteriz. ”

Ne olmuştu? 

Bursa’da yerel bir kanal olmasına rağmen Türkiye çapında ismini duyuran Olay TV, 1 Kasım 2019’da kapandıktan kısa bir süre sonra 30 Kasım 2020’de ulusal bir kanal olarak İstanbul’da yeniden kurulmuştu.

26 gün yayın yapan Olay TV Genel Yayın Yönetmeni Süleyman Sarılar, 25 Aralık’ta kanalın kapandığını canlı yayında açıklamıştı. Kanalın HDP Meclis Grup toplantısını yayınlanması iktidar tarafından eleştirilmişti. Cavit Çağlar’ın bunun üzerine “Bu yayın politikası beni aştı, ismimi de frekansımı da çekiyorum” dediği iddia edilmişti.

Kenya’da kuraklıkla mücadele için 34 milyon dolarlık proje başlatıldı

Kenya, iklim değişikliğinin ülkenin kurak bölgelerinde yarattığı etkiyi hafifletmek amacıyla 34 milyon dolarlık bir proje başlattı.

Yeşil İklim Fonu tarafından desteklenen beş yıllık projede, 500 bin hektarlık meralık alanın restore edilmesi ve ülkenin 11 ilçesinde kurak alanlarda yaşayan 620 bin kişiye yardım edilmesi planlanıyor.

En savunmasız bölgelere yardım edilecek

Kenya’nın Çevre ve Orman Bakanı Keriako Tobiko, bu ilçelerin Kenya’nın kara kütlesinin yüzde 80’ini oluşturduğunu ve iklim değişikliğinden en çok etkilenen bölgeler olduğunu açıkladı.

Global Citizen’ın aktardığına göre projenin duyurusunu yapmak için düzenlenen basın toplantısında konuşan Tobiko, “Bu bölgeler ve bu bölgelerde yaşayan kırsal ve göçebe topluluklar en savunmasız durumda. Bu program en çok hak eden vakaların ele alınmasına yardımcı oluyor” ifadelerini kullandı.

Beş yılda bir ciddi kuraklık yaşıyor

Diğer Doğu Afrika ülkelerinin yanı sıra Kenya’nın da her beş yılda bir yaşadığı La Niña hava döngüsü nedeniyle bu yıl ciddi bir kuraklıkla karşılaşacağı belirtiliyordu. Bu kuraklık nedeniyle milyonlarca insanın etkileneceği ve gıdaya ulaşmada zorluk çekeceği tahmin ediliyor.

Kenya’da yaşanan son ciddi kuraklık 2017 yılında meydana geldi. Kuraklık ve beraberinde getirdiği açlık krizi nedeniyle 2,7 milyondan fazla insan göç etmek zorunda kaldı.

Ekonomiye etkisi büyük

Kenya Ulusal İstatistik Bürosu‘nun 2018 yılında yaptığı çalışmasına göre, ülke, iklim değişikliğinin etkileri nedeniyle her yıl gayri safi yurtiçi hasılasının (GSYİH) yaklaşık yüzde 2,0-2,4’ünü kaybediyor.

Çalışma ayrıca, kuraklıkların her beş yılda bir Kenya’nın GSYİH’sının yüzde 8’ine mal olduğunu buldu. Bu proje ile iklim değişikliğinin ülke üzerindeki sosyal ve ekonomik etkilerinin hafifletilmesi amaçlanıyor.

 

‘Türkiye dahil birçok ülkede homofobik ve transfobik söylem artıyor’

Avrupa ve Orta Asya‘da 54 ülkeden 600’den fazla LGBT kuruluşunu çatısı altında buluşturan Uluslararası Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Trans ve İnterseks Birliği’nin (ILGA) Avrupa teşkilatı, kıta genelinde siyasetçiler tarafından yapılan homofobik ve transfobik söylemin artış gösterdiğini bildirdi.

ILGA-Avrupa’nın yayımladığı yıllık raporda, aralarında Türkiye‘nin de olduğu Avrupa ve Orta Asya’daki 15’ten fazla ülkede, hem resmi açıklamalar hem de basında “nefret söyleminde kaydadeğer bir artış” olduğuna dikkat çekildi.

BBC‘nin aktardığı raporun Türkiye ile ilgili kısmında, Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş‘ın nisan ayında verdiği Cuma hutbesinde yaptığı değerlendirmeler hatırlatıldı; “Covid-19 pandemisi nedeniyle LGBT+ topluluğunu sorumlu tutan” açıklamalar olduğuna yer verildi.

Raporda, Onur Yürüyüşü‘ne katılanlara yönelik soruşturmaların devam ettiğini ancak geçen yıl içerisinde üç mahkemenin Onur Yürüyüşü ile ilgili konulan yasağı geçersiz kılan karar alması da “olumlu bir gelişme” olarak nitelendirildi.

ILGA-Avrupa, Avrupa Komisyonu’nun Türkiye ile ilgili son İlerleme Raporu’nda da “LGBTİ+ bireylerle ilgili durumun çok ciddi bir hal aldığına” vurguladığına dikkat çekti.

Boğaziçi protestoları da raporda

ILGA-Avrupa İdari Direktörü Evelyne Paradis, Reuters haber ajansına yaptığı değerlendirmede, özellikle Boğaziçi Üniversitesi’ndeki protesto eylemleri sonrasında iktidar kanadının LGBT+ topluluğuna yönelik söylemlerinin “raydan çıkmaya başladığını” söyledi.

Paradis, “LGBTİ toplulukları, en başta günah keçisi ilan edilen gruplar arasında yer alıyor… Özellikle trans bireyleri hedef alan nefret söylemi artıyor. Durumun iyiye gitmekten çok daha kötüleşeceğine dair ciddi kaygılarımız var” dedi.

Avrupa ve Orta Asya’daki 17 ülkede siyasilerin 2020 boyunca LGBT+ topluluğunu hedef alan saldırgan açıklamalar yaptığı değerlendirilmesine yer verilen raporda, Avrupa Birliği (AB) üyeleri Polonya ve Macaristan‘daki gelişmelerle ilgili kaygılar da dile getirildi. Raporda ayrıca, Bulgaristan ve Romanya gibi ülkelerde de 2021 yılı içerisinde LGBT topluluğuna yönelik baskıların artması ve durumun kötüleşmesi kaygısı taşındığı belirtildi.

Yüzme sorunu yaşayan Japon balığına özel can yeleği tasarlandı

Birleşik Krallık’taki bir hayvan barınağında, yüzme sorunu yaşayan bir Japon balığı için ekipman tasarlandı.

Yüzme kesesindeki tedavi edilemeyen rahatsızlık sebebiyle yüzemeyen balığa Stacey O’Shea isimli görevli balığın batmaması için can yeleği hazırladı.

 

Ancak, Garden Sanctuary barınağı ekipmanı sayesinde akvaryumun tamamında yüzebilen balığın, kısa süre önce yaşamını yitirdiğini duyurdu.

Balığın öncesinde akvaryum dibinde baş aşağı yaşadı belirtilen açıklamada “Burada yaşam kalitesinin arttığına eminiz” denildi.

Dondurucu soğuklar Teksas’ta 4 milyon kişiyi elektriksiz bıraktı

Haftalardır dondurucu soğuk etkisi altındaki Amerika Birleşik Devletleri’nin Teksas eyaletinde halkın elektriğe artan talebi nedeniyle dönüşümlü elektrik kesintisi uygulanmak zorunda kalındı.

Elektrik kesintilerinin takibini yapan poweroutage.us internet sitesinde 4 milyon 113 bin Teksas müşterisinin salı günü kesinti yaşadığı belirtildi.

Devlet Başkanı Joe Biden sıcaklıkların -2 ile -22 derece arasında değiştiği eyalette federal yardımın önünü açmak için acil durum ilan etmişti.

Bir kişi soğuk nedeniyle öldü

Şu ana kadar soğuk nedeniyle bir kişinin yaşamını yitirdiği belirtildi. Polis tarafından yapılan açıklamada kişinin ani bir şekilde soğuk havaya maruz kalması nedeniyle öldüğü aktarılmıştı.

Teksas Valisi Greg Abbott ise Twitter üzerinden yaptığı paylaşımda “Teksas elektrik şebekesi tehlikede değil. Güç üreten bazı şirketlerin üretimi dondu. En kısa zamanda elektrik vermek için çalışıyorlar” ifadelerini kullandı.

Petrol fiyatları tavan yaptı

Öte yandan ABD’deki soğuk hava dalgasının Teksas’taki üretim tesislerini etkilemesi nedeniyle petrol fiyatları 13 ayın zirvesine çıktı.  Vadeli kontratlar, Londra Piyasasında pazartesi günü yüzde 1,4 yükseldikten sonra varil başına 64 dolara doğru yükseldi.

1 milyon varilden fazla petrol üretimi dururken boru hatları mücbir sebep ilanında bulundu. Avrupa’da ise Kuzey Denizi petrol piyasası pazartesi günü son bir yıldaki en büyük yükselişlerinden birini kaydetti.

19’uncu Feminist Gece Yürüyüşü için kadınlardan Taksim çağrısı

Her yıl 8 Mart Dünya Kadınlar Günü için İstanbul Taksim’de bir araya gelen kadınlar bu yıl da “18 yıldır olduğumuz yerdeyiz” diyerek 19’uncu Feminist Gece Yürüyüşü’ne hazırlanıyor.

8 Mart Feminist Gece Yürüyüşü ekibi, sosyal medya üzerinden 8 Mart’ta Taksim’de olacaklarını duyuran bir metin yayımlayarak 19’uncu Feminist Gece Yürüyüşü’ne çağrıda bulundu.

‘Geceler de sokaklar da bizim’

“19’uncu 8 Mart Feminist Gece Yürüyüşü’nde 18 yıldır olduğumuz yerdeyiz” diyen kadınların çağrı metni şöyle:

Geçen sene Taksim’de onbinler olarak bir araya gelip Karaköy’e yürüdüğümüz, sokak sokak meydan meydan sesimizi yükselttiğimiz, birbirimize temas ederek birbirimizden güç aldığımız günden bu yana hem çok şey değişti hem pek bir şey değişmedi. Patriyarkanın, baskının, bıkkınlığın, krizlerin binbir biçimi üzerine bir de pandemi eklenirken bizler bu zor günlerde umutsuzluğa kapılmamak için feminist mücadelemizden güç aldık. Birlikte coşkuyla, öfkeyle en çok da dayanışmayla yan yana durduğumuz anları hatırladık, dayanışmamızın gücünü hatırladık.

Bu yıl da feminist gece yürüyüşümüzde bir araya geleceğiz. Birbirimizi korumak için mesafeli duracağız fakat biliyoruz ki kalabalığımız sokaklardan taşacak. 19’uncu yılda aynı yerde, aynı kalabalıkla; patriyarkaya, nefeslerimizi kesmeye, bizi sürekli baskı altına almaya çalışanlara, bize sürekli neyi yapıp neyi yapamayacağımızı salık verenlere, karşı feminist isyanla buluşuyoruz. Geceler, sokaklar da, meydanlar da, hayatımız da bizim!”

Artvin ve Rize’deki HES projelerine karşı karar duruşması yarın 

Rize İdare Mahkemesi‘nde yarın Artvin ve Rize‘deki hidroelektrik santral (HES)  projelerine ilişkin karar duruşması görülecek.

Artvin Şavşat‘ta bölge halkının ve çevre örgütlerinin tüm itirazlarına rağmen yapımı tamamlanan, ancak halkın hukuk mücadelesi sonucu HES projesine verilen olumlu karar Danıştay İdare Davalar Kurulu tarafından iptal edilmişti.

Bölgedeki ilk HES’lerden biri

Birgün‘den Gökay Başcan‘ın haberine göre, 10 yıl önce 2 M Enerji isimli şirket tarafından Şavşat Çayı üzerine HES yapılacağını öğrenen bölge sakinleri, konuyu mahkemeye taşıdı.

Fakat, köylülerin ilk davası Rize İdare Mahkemesi tarafından zaman aşımı öne sürülerek reddedildi. Bununla birlikte, yıllar sonra Danıştay İdari Dava Daireler Kurulu bölge sakinlerinin haberi olmadan yapılan ve bölgedeki ilk HES’lerden biri olan Susuz HES‘i hukuka aykırı buldu.

Faaliyete geçen HES dereyi kuruturken, kurulun kararı üzerine yargılama yeniden başladı.

Danıştay İdari Dava Daireler Kurulu’ndan bölge halkının lehine karar çıktı ancak verilen karar HES projesinin ardından gelmiş oldu. Faaliyette olan HES’in davası Rize İdare Mahkemesi’nde tekrar görülmeye başlandı.

Saka I-II adlı HES’e karşı mücadele sürüyor

Davası görülecek olan bir diğer proje de Artvin İl Genel Meclisi’nde AKP ve MHP Meclis üyelerinin imar planlarını onayladığı ve AB Enerji Üretim LTD. ŞTİ. tarafından yapılacak olan Saka I-II adlı HES olacak.

Pilarget olarak adlandırılan ve Arhavi’nin Üçırmak, Balıklı, Ulukent, Sırtoba, Derecek köylerini kapsayan havzada HES projesine karşı köylülerin mücadelesi sürüyor.

 

‘Geç gelen adalet, adalet değildir’

Davaların avukatı ve Şavşat Dernekleri Federasyonu Başkanı Halis Yıldırım ise mahkemelerin yürütmeyi durdurma kararı vermediği için HES’lerin geri dönüşü olmayan zararlar verdiğini kaydederek “Proje bittikten sonra iptal kararının bir anlamı almıyor. Geç gelen adalet, adalet değildir. Dereyi kurutan HES’e 10 yıl sonra iptal kararı çıkıyor” ifadelerini kullandı.

Bilirkişi raporuna da değinen Yıldırım, şöyle konuştu:

HES’in yapılacağı derenin ilerisinde ve gerisinde beslediği havzalar, yaşam alanları görülmüyor. Sen bir suyu kestiğin zaman sadece oranın civarına zarar vermiyorsun. Suyun geçtiği her yerdeki yaşamı etkiliyorsun.”

‘Bilirkişi raporları hukuka aykırı bir şekilde hazırlandı’

Halis Yıldırım, davaların süreciyle ilgili de şunları söyledi:

Susuz HES’te su cebir borulara alınarak vadi değiştirildi. Şavşat HES ve Susuz HES’in bilirkişi raporları eksik ve hukuka aykırı bir şekilde hazırlandı. Davada sorduğumuz 26 sorunun büyük bir bölümü hiç değerlendirilmedi. Bazı soruların yanıtları ise eksikti. 28 köyü ilgilendiren kadim su hakları esas sorunken, yokmuş gibi davranılarak hukuken gerçeği tespit etmek durumunda olan bilirkişiler nedense bariz gerçeği göremedi.”

Rize de HES’lere karşı mücadele ediyor

Artvin’in yanı sıra Rize de HES’lere karşı mücadelesini sürdürüyor. Güneysu Köyü‘nde yapımı devam eden HES projesinin duruşması yarın Rize İdare Mahkemesi’nde görülecek.

‘Rize’nin geleceği tehlikede’

Davanın avukatı Remzi Kazmaz, Güneysu HES projesinde olumsuz bir kararın çıkması durumunda bölgedeki diğer projelerin de önünün açılacağına dikkat çekerek şunları söyledi:

Rize’nin içme suyunu borulara hapsetmek istiyorlar. Rize’nin geleceği tehlikede. Dünya bankası, uluslararası su kartelleri bizim gibi geri kalmış ülkelerde kendine buldukları ortaklarla 99 yıllığına devletten kullanım hakkını alarak suyu ticari bir meta gibi kullanıyorlar. Vadileri mülkiyetine geçiren şirketler kuraklaşan ve çölleşen ülkemizde suyumuzu gasp ediyorlar.”