Tekirdağ Ergene’de tarım arazisi üzerine yapılması planlanan organize sanayi bölgesi projesine ilişkin halkın katılım toplantısı yurttaşların itirazları sonucu yapılamadı.
Plastikçiler OSB Yatırım Projesi’ne gelen tepkiler üzerine sonrası şirket ile Çevre ve Şehircilik Bakanlık’ı yetkilileri toplantıyı terk etmek zorunda kaldı. Geçtiğimiz hafta projenin imar planlarına, mevzuata ve hukuka aykırı olduğunu belirten yurttaşlar itiraz dilekçesi vermişti.
Polat: Planlara aykırı
BirGün’den Gökay Başcan’a konuşan TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası Tekirdağ Şube Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Cemal Polat, “Planlanan proje Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu gereği mutlak korunması gereken 1’inci sınıf tarım arazisidir” dedi.
Projenin planlara aykırı olduğuna dikkat çeken Polat şu ifadeleri kullandı: “1/25.000 ölçekli Tekirdağ İli Çevre Düzen Plan Hükümleri’nde planlama alanı sınırı dahilinde çevresel kirleticiliği yüksek olan veya çevresel tahribe neden olan sanayi türleri ve kullanımları yer almayacaktır, hükmü yer almaktadır. OSB girişimi bu hükme de aykırıdır.”
‘Tarım alanlarının yok edilmesini istemiyoruz’
Trakya Platformu Yürütme Kurulu Üyesi Murat Sevgi, “Bölgedeki sivil toplum kuruluşları, çevre örgütleri, meslek odaları ve muhtarların itirazları sonucu toplantı yapılamadı” dedi. Projenin yapılmak istendiği alanın Trakya’nın en verimli arazileri olduğuna dikkat çeken Sevgi şu ifadeleri kullandı:
2 milyon 800 bin metrekareye yakın tarım alanının yok edilmesini istemiyoruz. Ayrıca o bölgede alanların tarım dışı kullanımının yasak olduğuna dair birçok karar mevcut. Tarım topraklarının pandemi süreci sonrasında daha da stratejik bir değer kazandığı ortadayken böyle bir tarım dışı uygulamanın gıda güvenliği açısında da yaratacağı problemler ortadadır.”
Adalet Bakanlığı‘ndan cezaevlerini ve mahpusları ilgilendiren bir hamle geldi. Bakanlık, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) torba teklife konulması için maddeler gönderdi.
Düzenlemeye göre, mahpuslara elektronik ortamda yazışma hakkı verilecek. Mahpusların mailleri kontrol edilip kaydedilecek. Bu yazışmaların ise daha çok aileler, resmi daireler ve avukatlarla yapılması bekleniyor.
Bununla birlikte, yüz yüze görüşmeler de dahil olmak üzere, tüm görüşmelerin kayıt altına alınacağı kaydedildi. Daha önce böyle bir uygulama yapılmamıştı.
Çocuk mahpusların ziyaret süresi bir saatten az olmayacak
Hürriyet‘ten Nuray Babacan‘ın haberine göre, bu yeni adımlarla birlikte cezaevi ziyaretlerine ilişkin maddelerde de yeni düzenlemelerin yapılması bekleniyor.
Çocuk yaştaki mahpusların ziyaret süreci bir saatten az, üç saatten de fazla olmayacak. Çocuk yaştaki mahpuslar için, belirtilen kişiler dışındaki ziyaretlere savcılıklar izin verebilecek.
Adana Emniyet Müdürlüğü 8 Mart Dünya Kadınlar Günü için şehirde yapılacak mitingde “Boğaziçi direnişi ve LGBTİ+’lar ile ilgili adiş, döviz, flama ve bayraklara” izin verilmeyeceğini söyledi.
Adana Kadın Platformu tarafından saat 16.30’da Uğur Mumcu Meydanı’nda yapılmak istenen eyleme Adana Valiliği onay vermişti. Ancak komite İl Emniyet Müdürlüğüne çağrıldı.
Platform: Kararı kabul etmiyoruz
Sözlü olarak yapılan beyanda gerekçe olarak LGBT+’lar için “Toplumun genel ahlak anlayışına aykırı, Boğaziçi Üniversitesi’ne atanan kayyum rektörle ilgili “konu ile alakalı değil” ifadeleri kullanıldı.
Konuyla ilgili açıklama yapan Adana Kadın Platformu, hiçbir meşru ve yasal dayanağı olmayan kararı kabul etmediklerini söyledi.
‘8 Mart’ın neyi kapsadığı bizim kararımız’
Yapılan açıklamada . “Mitingin içeriğinde nelerin yer alacağını, 8 Mart’ın hangi konuları kapsadığını belirlemek, Emniyet Müdürlüğünün değil Miting Tertip Komitesi olarak bizim kararımızdır” ifadeleri kullanıldı.
Platform, “LGBTİ+’lar vardır, var olacaktır. Hetero-patriyarkaya karşı mücadelemiz her yerde her zaman, bu 8 Mart’ta da sonra da sürecektir. Bizler homofobiye, transfobiye karşı söylemlerden, politikalardan bıktık usandık ve tüm bunlarla mücadele etmekten asla vazgeçmeyeceğiz. Gökkuşağının renkleri her yerde!”
Yeşiller: Alışın, buradayız
Emniyet tarafından yapılan kısıtlamayla ilgili Yeşiller Partisi de bir açıklama yayınladı. Açıklamada şu ifadelere yer verildi:
Adana Emniyet Müdürlüğü, 8 Mart alanına ‘LGBTİ+’lar ile ilgili döviz, flama, afiş ve bayrakların alınmasının mümkün olmadığını’ söyledi. Biz de gökkuşağının tüm renkleri yalnızca 8 Mart’ta değil, her gün burada olacak; alışın diyoruz!
Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Başkanı Rafael Mariano Grossi, nisan ayında İran ile teknik görüşmelere başlamak için Tahran yönetimiyle anlaşmaya varıldığını söyledi.
Avusturya‘nın başkenti Viyana‘da düzenlediği basın toplantısında konuşan Grossi, Yönetim Kurulu’nda İran hakkında alınacak kararın da hazirana ertelendiğini aktardı.
Şüphelerin giderilmesi isteniyor
Söz konu teknik görüşmelerin İran’ın UAEA’ya bildirmediği noktalarda bulunan nükleer materyallerle ilgili şüphelerin giderilmesi için yapılması planlanıyor.
Sputnik’in aktardığına göre Grossi, “Diğer teknik ve siyasi görüşmelerin başlangıcı olmasını umduğum bu süreci İran’da nisan ayında yapılacak teknik görüşmelerle başlatacağız” ifadelerini kullandı.
Tahran yönetimi memnun: Aklıselim galip geldi
Birleşik Krallık, Fransa ve Almanya‘nın UAEA Yönetim Kurulunda nükleer anlaşmayı ihlal etmekle suçladıkları İran aleyhinde çıkarmaya hazırlandıkları kararı ertelemesi Tahran yönetimini memnun etti.
İran’ın Birleşmiş Milletler Viyana Ofisi Daimi Temsilcisi Büyükelçi Kazım Garibabadi, basına yaptığı açıklamada, yoğun diplomatik çabalar sonucunda İran aleyhindeki kararın ertelenmesi kararı alındığını belirterek, “Yönetim Kurulunda aklıselim galip geldi” değerlendirmesinde bulundu.
Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Said Hatibzade ise yaptığı yazılı açıklamada, “Bugünkü gelişmeler İran ile UAEA’nın başlattığı diplomasi yolunu koruyabilir ve nükleer anlaşmanın tüm taraflarının anlaşmadaki yükümlülüklerini yerine getirmesini sağlayabilir.” dedi.
Endişe yaratan rapor
UAEA Başkanı Grossi, 1 Mart’ta İran’ın nükleer faaliyetlerine ilişkin yürütülen doğrulama ve gözlem çalışmalarının yer aldığı raporu açıklamış ve İran tarafından bildirilmemiş bir yerde, nükleer malzeme veya nükleer malzemeye bulaşmış ekipmanın bulunduğunu ve bununla ilgili İran’dan ikna edici açıklama yapılmadığını belirtmişti.
İran’ın ABD’nin tek taraflı yaptırımlarına karşı nükleer programıyla ilgili aldığı kararları eleştiren ve Tahran’ı nükleer anlaşmayı ihlal etmekle suçlayan Birleşik Krallık, Fransa, Almanya ve ABD‘nin UAEA Yönetim Kurulu toplantısında İran aleyhinde karar çıkarılması için girişimlerde bulunduğu bildirilmişti.
İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ise ülkesi aleyhinde çıkarılacak herhangi bir kararın UAEA ile İran arasındaki iş birliğini bozacağı uyarısında bulunmuştu.
İnsan faaliyetleri iklimleri değiştirirken nasıl beslenilmesi gerektiğini inceleyen “İKLİMCİL: Mevsimler Sürüklenirken” hem bir sergi hem de işbirliklerine dayalı bir kamu programı olarak SALT Beyoğlu’nda gerçekleştiriliyor. Sergi 7 Nisan ile 22 Ağustos tarihleri arasında ziyarete açık olacak.
Etçil, hepçil, yerelci, vejeteryan ya da vegan beslenmeden farklı biçimde, İKLİMCİL kavramı bir ürünün içerdiklerinden ziyade, gıda üretimi ve tüketiminin seyrini etkileyen alışılmadık mevsim koşulları ve iklim olaylarıyla ilişkisi üzerinden tanımlanıyor.
Geleceği meçhul kıyılara yolculuk
Bugünün gıda altyapısı ve yeme içme alışkanlıklarını, sistemli bir sürekliliği olmayan, art arda yaşanmayan, aralarında bir bağlantı ve tutarlılık bulunmayan yeni kuraklık döngüleri, bozulmuş yağış düzenleri ve kıyı dönüşümleri şekillendiriyor.
Bu konudaki projelerinin kapsamını SALT’ın davetiyle genişleten, Londra merkezli Cooking Sections (Daniel Fernández Pascual ve Alon Schwabe), bir zamanların mevsimlerine, haritadan silinen bölgelere ve geleceği meçhul kıyılara doğru bir yolculuk sunuyor.
Beş işten oluşuyor
İKLİMCİL: Mevsimler Sürüklenirken, belirmekte olan yeni mevsimleri özellikleriyle görünür kılmaya yönelik seçili vaka araştırmalarını bir araya getiriyor. Sergi, Cooking Sections’ın bu proje için ürettiği beş işten meydana geliyor:
SALT Beyoğlu’nun giriş mekânı Forum’u, Anadolu’daki büyük kuraklık ve kıtlıklara kanıt niteliğinde materyallerle “protez bir orman”a dönüştüren Weathered [Perişan Eden Hava] (2021) ile başlıyor. Gazete kupürleri, şiirler, fosil yapraklar, ağaç halkaları ve parçalarıyla kurulu enstalasyon, meteorolojik verilerin düzenli toplanmadığı dönemlerin iklim koşulları hakkında bilgiler içeriyor.
Binlerce yıllık bir fenomenden yola çıkan Unicum [Yegâne] (2021), su sıcaklığı ve tuzluluk oranındaki değişimlerin mevcut türlerin göç etmesine ve beklenmedik habitatların ortaya çıkmasına yol açtığı Karadeniz’in Akdenizleşmesi meselesini irdeliyor.
The Lasting Pond [Kalıcı Gölet] (2021) mandaların gündelik güzergâhlarını takip ederek İstanbul çevresindeki sulak alanların nasıl azaldığına bakıyor.
Traces of Escapees [Kaçakların İzinde] (2021) balık çiftliklerinin neden olduğu kirlilik ve deniz canlılarının uğradığı genetik erozyona dikkati çekiyor.
Toprak ve doğurganlık hikâyelerine atıftta bulunan Exhausted [Kurak Topraklar] (2021) ise, kısırlık krizini irdelemek üzere, Neolitik Çağ’ın Bereketli Hilal bölgesinden tüp bebek turizminin patladığı günümüz İstanbul’una uzanıyor.
Eyleme geçmek için ortak platform
Sergi mekânı ve dışında şekillenen bir dizi iş birliğine dayanan program, birlikte düşünmek, araştırmak ve eyleme geçmek için ortak bir platform olmayı amaçlıyor. Mevsimler sürüklenirken ve bütün canlıların metabolizması altüst olurken bu “yeni maddesel ortam”ın içinden geçen insan bedeninin devamlılığı ve yakın geleceğin olasılıkları üzerine öngörüler geliştirmeye çalışıyor.
SALT’tan Meriç Öner ve Onur Yıldız tarafından programlanan İKLİMCİL: Mevsimler Sürüklenirken, kurumun 2018’de başlattığı Sohbetler serisinin üçüncü sergisi. Our Many Europes [Avrupalarımız] projesi kapsamında geliştirilen sergi, Prince Claus Kültür ve Gelişim Fonu ile Goethe-Institut’un sağladığı ek destekle hazırlandı.
Dünyada ve Türkiye’de tarım ürünleri ve gıda fiyatları artmaya devam edip, bununla birlikte de önümüzdeki süreçte gıda krizinin yaşanacağı öngörülürken, Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Ziraat Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi konuyla ilgili “Dünya ve Türkiye’de tarım ürünleri fiyat artışı ve açlık krizi beklentisi” isimli bir basın açıklaması yaptı.
TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Murat Kapıkıran‘ın imzasıyla yayımlanan basın açıklamasında, gıda egemenliğinin yerel üretici ve tüketiciden alındığına vurgu yapıldı.
Açıklamada, “Durdurulamayan tarım ürünleri fiyat artışları veya kıtlık beklentisi, küresel serbest piyasa koşullarına bırakılamayacak/bağlanamayacak kadar hayati sorunlar üretebilecek özellikler taşır” ifadeleri de kullanıldı.
‘Kıtlık, açlık, göç konularına odaklanılmalı’
Nobel Barış Ödülü‘nü Dünya Gıda Programı adına alan BM Dünya Gıda Programı‘nın (WFP) İcra Direktörü David Beasley‘in önümüzdeki yılların, bu yıldan daha kötü olacağına dair uyarısının ve “2021’de korkunç boyutta kıtlık olacak” cümlesinin hatırlatıldığı açıklamada, Beasley’in tespitleriyle ilgili şunlara değinildi:
Beasley, Dünya liderleri para ve teşvik paketleri sağladıkları için bu kıtlık salgınını 2020’de engelleyebildiklerini söyleyerek, salgın nedeniyle özellikle düşük ve orta gelirli ülkelerin ekonomilerinin kötüye gittiğini vurgulamıştır.
Beasley, sokağa çıkma yasaklarının üretimi durdurduğunu ifade ederek, 2020’de Dünya Gıda Programı çalışmaları için ulaşabildikleri paranın 2021’de olmayacağını tahmin ettiklerini ifade etmiştir. Karşılaşılan trajedi ve krizlerin gelecek 12-18 ayda olağandışı bir hal alacağına dikkati çeken Beasley, kıtlık, açlık, istikrarsızlaştırma ve göç konularına odaklanılması gerektiğini vurgulamıştır.
WFP’nin 2021 yılında kıtlıkla mücadele için 5, Dünya genelindeki programlarını sürdürebilmek için de 10 milyar dolara ihtiyaç duyduğunu ifade ederek, yeterli paraya erişememeleri durumunda yaklaşık 30 ülkenin kıtlık şartlarına girebileceğini belirten Beasley, ayrıca düşük ve orta gelirli ülkelerin ertelenen borç ödemelerinin zamanının gelmesiyle, 2021’in kötü bir yıl olacağı değerlendirmesinde de bulunmuştur.”
Türkiye’nin durumu
Türkiye’de gıda konusunda yaşanan mevcut durumla ilgili de şu bilgiler paylaşıldı:
Türkiye için bu durumu, TÜİK (Türkiye İstatistik Kurumu) ve TÜRK-İŞ (Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu) 2021 Ocak ayı raporları teyit etmektedir. TÜRK-İŞ, çalışanların ‘geçim şartlarını’ ortaya koymak amacıyla otuz dört yıldan bu yana aralıksız her ay düzenli olarak yaptığı ‘açlık ve yoksulluk sınırı’ araştırmasının Ocak 2021 ayı sonuçlarını açıkladı.
Rapora göre; dört kişilik bir ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapması gereken aylık gıda harcaması tutarı (açlık sınırı) 2.651,87 TL, gıda harcaması ile birlikte giyim, konut (kira, elektrik, su, yakıt), ulaşım, eğitim, sağlık ve benzeri ihtiyaçlar için yapılması zorunlu diğer aylık harcamalarının toplam tutarı ise (yoksulluk sınırı) 8.638,02 TL olarak tespit edilmiştir.”
Fotoğraf: TMMOB
Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü‘nün (FAO) ocak 2021 raporu da dünya tarım ürünleri ve gıda fiyatlarında artışın devam ettiğini gözler önüne serdi.
FAO Gıda Fiyat Endeksi, (FFPI) ocak 2021’de aralık 2020’ye göre, 4,7 puan artışla sekiz aydır düzenli olarak artmaya devam etti ve bununla birlikte, 2014 yılının temmuz ayından bu yana en yüksek aylık ortalamasını kaydetti.
FAO, küresel gıda fiyatlarındaki artışın nedeninin, küresel ısınmayla birlikte insan faaliyetleri sonucu oluşan iklim değişikliği nedeniyle yaşanan kuraklık ve koronavirüs pandemisinin olduğunu söylüyor.
Bu iki ana neden dışında, siyasi istikrarsızlıklar, savaş ve iç savaşlar, göçler ve toplumsal olaylar da fiyat artışlarının yaşanmasına neden oluyor.
Türkiye’deki gıda fiyatları da artmaya devam ediyor
Basın açıklamasında, Türkiye’de gıda fiyatlarının artışıyla ilgili şu bilgilere yer verildi:
Türkiye’de TÜİK Ocak 2021 TÜFE endeksi ana gruplarından, ‘gıda enflasyonu’ olarak nitelenen, gıda ve alkolsüz içecekler bazında endeks, aylık yüzde 2,48 artarken, yıllık yüzde 18,11 yükselmiş, Ocak 2021 TÜFE tüm gruplar ortalama değeri olan aylık yüzde 1,68 artışa göre yüzde 47 daha fazla artmış, yıllık yüzde 14,97 artışa göre ise yüzde 21 daha fazla artmıştır.
İşlenmemiş gıda ürünleri fiyatları aylık yüzde 1,15 yükselirken, yıllık fiyat artışı yüzde 18,08 seviyesinde gerçekleşmiş, işlenmiş gıda fiyatları aylık yüzde 3,75 yükselirken, yıllık yüzde 18,11 artmıştır.”
Ekmek ve tahıl grubundaki artış yıllık yüzde 19,05
Alt gruplarda meydana gelen artışlara ise şöyle yer verildi:
Ekmek ve tahıllar grubundaki aylık artış yüzde 1,80, yıllık yüzde 19,05 olarak gerçekleşti.
Yaş meyve ve sebze fiyatları aylık yüzde 1,02 azalırken, yıllık yüzde 10,22 yükselmiş.
Beyaz ve kırmızı et, balık, süt, yumurta, bakliyat vb. ürünler aylık yüzde 2,38 artmış, yıllık yüzde 22,89 artmış. İşlenmiş Et ve Süt Ürünleri, Katı-Sıvı Yağlar, Şeker, Reçel, Bal, Çikolata ve Şekerlemeler, Kahve, Çay ve Kakao, Alkolsüz İçecekler ve Meyve-Sebze Suları vb. aylık artış yüzde 4,83 olurken, yıllık yüzde 17,55 olmuştur. Pirinç ve un fiyatları aylık yüzde 1 artarken yıllık yüzde 32,5 artmıştır. Kuru fasulye fiyatı 2020 yılı ocak ayı fiyatlarına göre yüzde 34,1 artarken, mercimek fiyatı yüzde 59, nohut yüzde 17 ve diğer bakliyatlar yüzde 39 artmıştır.
Son bir yılda; dana eti yüzde 12,5 artarken, kuzu eti yüzde 19,5 artmış, tavuk eti ise yüzde 29,3 artmıştır. Balık fiyatlarındaki artış yüzde 36 düzeyinde gerçekleşmiş. Yumurta fiyatları aylık yüzde 4,3 gerilemiş fakat yıllık fiyat artışı yüzde 67 düzeyindedir.
Bitkisel yağ fiyatlarında aylık yüzde 2,5-4 düzeyinde artış olurken son bir yılda ayçiçek yağı yüzde 53,7, mısırözü yağı yüzde 53, margarin yüzde 50,7 ve zeytinyağı yüzde 31artmıştır.
Bal yüzde 2,5 aylık, 28,7 yıllık artarken pekmez yüzde 4,3 aylık, 22,1 yıllık artmıştır.
Son bir ayda süt fiyatı yüzde 14 artarken yıllık artış yüzde 17 olmuştur.”
Türkiye’de fiyat artışının birçok nedeni var
Türkiye’deki fiyat artışının nedenleri kuraklık ve pandeminin yanında, başka nedenlere bağlı olduğuna da değinildi:
Kuraklık, sel, don vb. gibi nedenlerin yanı sıra plansız tarımsal üretim ve su kullanımı, kendine yeterliliğe göre üretim planlaması yapılmaması, girdiler bakımından kur, küresel tarım ve gıda tekellerine bağımlılık, kur artışının durdurulamamış olması, çözümlenmemiş tedarik zinciri ve lojistik, artan kur etkisi ile beraber ithalat bağımlılığı, tarım dışına çıkan tarım arazilerinin artışı, destekleme politikalarının zamansız, yetersiz ve etkisizliğiyle beraber tarımsal kredi koşullarının uygun olmaması, çiftçiye icra takibi uygulanması, KDV, ÖTV gibi vergi muafiyetlerinin sağlanmaması, taban alım fiyatlarının yetersizliği, zamanlamasında yaşaman problemler, arazi toplulaştırmanın yapılamamış olması, tedarik zincirinde aracı sayısının fazlalığı ile zincir marketlerin fiyat belirleme tekeli oluşturması, üretici ve tüketicinin örgütsüz oluşu, kooperatifleşmenin artırılması için gerekli düzenlemelerin yapılmaması olarak sıralayabiliriz.
Ayrıca dünyanın birçok ülkesinde, tarımsal üretim üzerindeki olumsuz etkileri, uygun planlama ve zamanında alınan uygun önlemlerle giderilen pandemi, ülkemizde, üretimden tüketime kadar tüm aşamalarda spekülasyonlara ve fiyat artırıcı etkisine devam ediyor.”
“Yerel üretimi ve üreticiyi koruyan, yurttaşın gıda güvencesi ile gıda egemenliğini sağlayacak ve koruyacak kamucu tarım politikaları yerine, dışa bağımlı, özelleştirmeci, neoliberal tarım politikaları uygulanmaya, temel insan haklarından olan sağlıklı ve yeterli beslenme hakkının ihlal edilmesine neden olmaya devam ediliyor” denilen açıklamada, Türkiye’de geçtiğimiz yıl içinde meydana gelen iklim krizi kaynaklı afetler nedeniyle 57 ilde, 163 bin 850 üreticiye ait 4 milyon 328 bin 685 dekar alanın etkilendiği de kaydedildi.
Yeni Zelanda’da dün meydana gelen üç büyük deprem sonrasında yapılan tsunami uyarısı nedeniyle evlerini boşaltmak zorunda kalan binlerce kişinin evlerine dönmesine izin verildi.
Yeni Zelanda Doğal Afet Yönetim Kurumu (NEMA), yerel saat ile öğlen 1 sularında “en büyük dalgaların geçtiğini ve plajlar ile okyanustan uzak durdukları sürece insanların evlerine dönebileceklerini” söyledi.
NEMA, tsunaminin tehdit seviyesini de düşündüklerini ve artık karanın plajlar dışında güvenli olduğunu açıkladı.
Dün Yeni Zelanda’da önce 7.3, ardından 7.4 ve son olarak da 8.3 büyüklüğünde bir deprem meydana gelmişti. Bu depremlerin ardından 5 büyüklüğünde birçok artçı deprem de yaşanmıştı.
Sarsıntı, ülkenin en büyük kentleri olan Auckland, Wellington ve Christchurch‘te hissedilmişti. Ülkenin doğusundaki birçok bölgede insanların tsunami tehditi nedeniyle okyanustan olabildiğince uzaklaşması istendi.
Bingöl‘den Bitlis‘e giden askeri helikopter, Bitlis‘in Tatvan ilçesinde yere düştü. Milli Savunma Bakanlığı kaza sonrası ilk açıklamada dokuz askerin hayatını kaybettiğini, dört askerin de yaralandığını söyledi.
Ancak daha sonra gelen açıklamada hastaneye kaldırılan askerlerden ikisinin daha yaşamını yitirdiği belirtildi. Hayatını kaybeden askerler arasında, 8’inci Kolordu Komutanı Korgeneral Osman Erbaş da bulunuyordu.
Hayatını kaybeden 11 askerin Bitlis Tatvan Devlet Hastanesi’ndeki otopsi işlemleri tamamlandı. Sabah saatlerinde ise Elazığ’da bir tören düzenleneceği öğrenildi. Törenin ardından da hayatını kaybeden askerler memleketlerine uğurlanacak.
Fotoğraf: DHA
Akar: Sebep olumsuz hava şartları olabilir
Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, beraberinde Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Güler ve Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Ümit Dündar ile Tatvan’da askeri helikopterin kaza kırıma uğramasına ilişkin incelemelerde bulunmak üzere bölgeye gitti.
Hulusi Akar, “İlk bilgilere ve görgü tanıklarının ifadelerine göre kazanın ani değişim gösteren olumsuz hava şartları nedeniyle meydana geldiği değerlendirilmektedir” bilgisini paylaştı.
Erdoğan’dan taziye
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Tatvan’da askeri helikopter kazasında yaşamını yitiren Korgeneral Erbaş’ın oğlu Yiğitalp Erbaş ile telefonda görüşerek taziyelerini iletti.
Cumhurbaşkanlığı’ndan yapılan açıklamada, “Cumhurbaşkanı Erdoğan, görüşmede, ülkeye ve millete önemli hizmetlerde bulunan Korgeneral Osman Erbaş’ın elim bir kazada hayatını kaybetmesinden büyük üzüntü duyduğunu ifade ederek, şehit komutana Allah’tan rahmet, ailesine ve sevenlerine başsağlığı diledi” denildi.
Cougar helikopterlerinde dördüncü kaza
MSB tarafından yapılan açıklamada helikopterin Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na ait Cougar tipi helikopter olduğu söylendi. Kara Kuvvetleri’nde 1996’dan bu yana görev yapan Fransız-Alman ortak tasarımı AS532 Cougar helikopterleri daha önce de kaza yapmıştı.
Bu tip helikopterlerin ülkemizde daha önce karıştığı üç kazada 28 asker şehit olmuştu. Bugünkü kazayla birlikte bu sayı 39’e yükseldi.
Tatvan’da askeri helikopter kaza yaptı. Fotoğraf: DHA
21 asker taşıyabiliyor
Fransa’da imal AS532 tipi helikopterlerden ilk aşamada 1993’te 20 adet alındı.Kara Kuvvetleri’ne 1996’dan itibaren teslim edilmeye başlandı. Bunu 1995’teki ikinci alım anlaşması izledi. Ankara’da TAI tesislerinde üretilen 30 adet AS532’nin 20’si Hava Kuvvetleri’ne arama kurtarma, kalanlar ise Kara Kuvvetleri hizmetine verildi.
Toplam 21 tam teçhizatlı asker taşıyabilen AS532 Cougar’lar, 842 kilometre menzile sahip. Saatte 278 kilometre hıza çıkabilen çift motorlu helikopterin uçuş ekibinde iki pilot ve bir teknisyen görev yapıyor.
Yeni Zelanda‘nın Kuzey Adası‘nda şiddetli bir deprem meydana geldi. ABD Jeolojik Araştırmalar Merkezi depremin büyüklüğünü önce 7.3 olarak verirken, sonradan 6.9 olarak revize etti. Yeni Zelanda basını ise depremin 7.2 büyüklüğünde olduğunu yazdı. Şu an için can kaybı ya da hasar bilgisi yok.
Depremin, yerin 10 kilometre derinliğinde, Kuzey Adası’nın kuzeyindeki Te Araroa’nın yakınlarında meydana geldiği belirtildi. Sarsıntı, ülkenin en büyük kentleri olan Auckland, Wellington ve Christchurch‘te de hissedildi. İlk büyük sarsıntının ardından, 5.4, 5, 5.2 ve 4.7 büyüklüklerinde en az dört artçı yaşandı.
Deprem, ülkenin neredeyse tamamında hissedildi.
Tsunami uyarısı
Pasifik Tsunami Uyarı Merkezi, depremin ardından 300 kilometre yarıçapında bir alanda tsunami uyarısı yaptı. Halka kıyıdan uzaklaşma çağrısı yapıldı.
AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan‘ın kararıyla Boğaziçi Üniversitesi’ne Melih Bulu‘nun rektör olarak atanmasının ardından başlayan protestolara tiyatro sanatçılarından destek geldi.
Metin Genco Erkal, Rutkay Aziz, Füsun Demirel, Ezel Akay, Levent Üzümcü, Tilbe Saran ve Caner Cindoruk gibi isimlerin de olduğu 262 tiyatro emekçisi tarafından imzalandı.
Açıklamada “Mücadele eden öğrencilerin ve akademisyenlerin yanındayız. Bu kez onlar sahnede, direnişin sahnesinde ve biz onları alkışlıyoruz.” ifadeleri yer aldı. Bildirinin tamamı ise şu şekilde:
Biz aşağıda imzası olan tiyatrocular,
Üniversitenin bilim, düşünce ve sanat üreterek topluma katkı sağlayacağına inanıyoruz. Boğaziçi Üniversitesi, sahip olduğu değerler ve demokrasi kültürü sayesinde ülkemizin kültürel ve bilimsel birikimine son derece değerli katkılar sunmuş bir kurumdur. Bu atmosfer sayesinde Boğaziçi Üniversitesi’nde birçok tiyatrocu, sinemacı, müzisyen ve edebiyatçı yetişmiştir.
Bu süreçte öğrencilerin ve akademisyenlerin itirazlarının, başlattıkları eylemlerin en doğal hakları olduğunu düşünüyoruz.
‘Kabul edilemez’
Öğrencilerin ve akademisyenlerin eylemlerinin polisiye yöntemlerle bastırılmaya çalışılması, üniversitenin kapısına kelepçe vurulması, öğrencilerin gece yarısı operasyonlarıyla derdest edilip tutuklanması ve sorumsuzca terörist ilan edilmesi, değerli akademisyenlerimizin itibarsızlaştırılmaya çalışılması, LGBTİ+’ların olmadık hakaretler ile aşağılanması kabul edilemez uygulamalardır.
Mücadele eden öğrencilerin ve akademisyenlerin yanındayız.Bu kez onlar sahnede, direnişin sahnesinde ve biz onları alkışlıyoruz.”