Ana Sayfa Blog Sayfa 1545

Türkiye’de koronavirüs: ‘Kırmızı kod’lu alanda vaka yaşları 30’lara indi

Rize-Artvin Tabip Odası Başkanı Kazım Şahin: Hasta seçmek zorunda kalacağız

Haber: Gençağa Karafazlı

Rize‘nin koronavirüs salgınıyla ilgili durumu hakkında bilgi veren Rize-Artvin Tabip Odası Başkanı Doç. Dr. Kazım Şahin, ilde yoğun bakımlardaki doluluk oranının yüzde 100’e yaklaştığını, hem hasta sayısında hem de vaka sayısında mart ayına göre ciddi artış yaşandığını, durumun böyle devam etmesi halinde hasta seçmeye başlamak zorunda kalacaklarını ifade etti.

Rize Sağlık Müdürlüğü yetkilileri de, ildeki vaka artışları ve hastanelerin yoğun bakım ünitelerindeki hizmet yükünün artmasından dolayı yurttaşların zorunlu olmadıkça hastanelere gelmemesini istemişti.

‘Hastalananların sorumluluğu kime yüklenecek?’

Aşılama yapılmadan okulların açılmasının yanlış olduğunu ve yetkililere yaptıkları uyarıların ciddiye alınmadığını dile getiren Doç. Dr. Şahin, şu açıklamalarda bulundu:

Şubat ve Mart ayları başında defalarca yetkililere uyarı yapmamıza rağmen, aşılama olmadan okulların bazı sınıflarında yüz yüze eğitimlere başlandı.

Geldiğimiz noktada eğitime yeniden ara verildi. Bu arada hastalanan ve vefat edenlerin sorumluluğu kime yüklenecek? Canla başla çalışan sağlık çalışanlarının durumu salgının başlangıç dönemine dönmüş vaziyette. Bütün bunlar zamanında söylenen tedbirleri uygulamayan ve ‘Her şeyi biz biliriz’ mantığıyla yürütmeye çalışan yetkililerin vurdumduymazlığından kaynaklanmaktadır.”

‘Tam kapanma olmalı’

Doç. Dr. Kazım Şahin, artan koronavirüs vakalarına karşı çözümün belli bir süre için tam kapanma olması gerektiğini kaydetti:

Çözüm belli bir süre, zincir kırılana kadar tam kapanma olmalıdır. Bunu ilimiz için yapamıyorsak, Rize’ye giriş çıkışların mutlak kontrolü gerekir.

Çay için il dışından gelecek işçi ve üreticilerden PCR istenmeli, geldikten sonra da 10 gün karantinada tutulmaları gerekir düşüncesindeyim. Bu arada toplumun kendisinin de gerekli hassasiyeti göstermesi gerekir.

Zorunlu olmadıkça dışarı çıkılmamalı, zorunlu hallerde de erkenden eve dönülmelidir. Mümkün olduğunca toplu taşıma kullanılmamalı, kalabalık toplu ulaşım araçlarına binilmemeli. Maskesiz kesinlikle dışarı çıkılmamalı. Eve döndükten sonra el temizliği mutlaka yapılmalı, günde birkaç kez gargara ile boğaz temizliği yapılmalı.”

CİMER’den Yeşiller Partisi’ne ‘boş’ yanıt: Başvuru alındı belgesi bile aylardır yok

Yeşiller Partisi, kuruluş belgelerini teslim etmelerinin üzerinden aylar geçmesine rağmen İçişleri Bakanlığı‘ndan alındı belgesini alamamaları üzerine, Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi‘ne (CİMER) belgelerinin durumu için yaptıkları başvuruya 106 gün sonra cevap geldi.

Ancak, verilen yanıtın alındı belgesiyle ilgili hiçbir sorularına yanıt vermediğini söyleyen Yeşiller Partisi Eş Sözcüsü Emine Özkan, 30 günde gelmesi gereken bir cevabın 106 gün sonra gelmesini de “fiyasko” olarak tanımladı.

‘Sorularımıza yanıt vermiyor’

Yeşil Gazete‘ye başvuru süreçlerini anlatan Emine Özkan, CİMER tarafından gelen cevabın sordukları sorulara dair hiçbir yanıtı içermediğini şöyle anlattı:

Belli yasa maddelerine dayandırarak alındı belgemizin durumunu öğrenmek için CİMER’e bilgi edinme kapsamında başvuruda bulunduk.

Normalde 30 gün içerisinde cevap gelmesi gerekiyor. Biz, 106 gün sonra cevap almış olduk.

Ama içeriğine bakarsak aslında siyasi parti kuruluş yasası maddelerini alt alta sıralayıp bunu bir yanıt olarak göndermişler. Bizim ‘Alındı belgemiz nerede, süreç nedir?’ diye sorduğumuz hiçbir soruya bir yanıt içermiyor.”

‘Olumlu bir adımı çağrıştırmıyor’

CİMER tarafından gelen cevapla aylar sonra sadece bir reaksiyon alabildiklerini kaydeden Özkan, gelen cevabı şöyle değerlendirdi:

Bu gelişme bizim açımızdan sadece 30 günde gelmesi gereken bir cevabın 106 günde gelmesi ve gelen cevabın da içinin tamamen boş olması anlamına geliyor. Dolayısıyla bize olumlu olabilecek bir adımı çağrıştırmıyor.”

‘Siyaset yapmaya devam edeceğiz’

Yeşiller Partisi Eş Sözcüsü Emine Özkan, konuyla ilgili hukuki sürecin devam ettiğini hatırlatarak, siyaset yapmaktan vazgeçmeyeceklerini şöyle dile getirdi:

Bizim hukuki sürecimiz devam ediyor. Dolayısıyla zaten bu bilgi edinme hakkında gelen cevabın kendisi, açtığımız dava hakkında da bir dayanak ya da bir içerik mahiyeti barındırmıyor.

Bundan sonraki adımlarımız hem hukuki sürecin devam etmesi hem de gelişme oldukça-olmadıkça bunu duyurmak ve yaşadığımız bu anlamsız hak ihlalinin biliniyor olmasını sağlamak.

Tabii ki siyaset yapmaktan vazgeçmemek. Yeşiller Partisi’nin siyasi alanda üreteceği sözü, politika önerilerini, muhalefetin kendisini yapmaya devam etmek.”

‘Keyfiyet söz konusu’

CİMER’den neden böyle bir cevap geldiğiyle ilgili de yorumlar da bulunan Özkan, bunun bir siyasi engelleme ya da bürokratik kriz olduğunun söylenebileceğini, ancak her ne olursa olsun hiçbir yerinden tutulamayan bir durum olduğunu dile getirdi:

Ben bir yurttaş olarak CİMER’de daha önce de farklı süreçler için başvuruda bulunmuştum. Dolayısıyla CİMER, benim genel olarak güvendiğim bir yapıydı diyebilirim.

Ama Yeşiller Partisi olarak yaşadığımız bu süreçte ‘Böyle bir sistem kurduk ve bütün yurttaşlar bu sistemden hakları bağlamında faydalanabilir’ diye uygulandığı iddia edilen bir durumun aslında tırnak içinde işine gelmediğinde nasıl keyfiyete dökülebileceğini görmüş olduk.

Bu bir kere benim devletin işleyen bürokratik yasalarına olan güvenimi temelden sarsan bir yerde duruyor. Çünkü 30 günde alınması gereken bir cevabın 106 günde gelmesi çok büyük bir fiyasko.

Buna ek olarak gelen cevabın kendisi o kadar ezbere bir nitelik taşıyor ki bu da bizim aslında bir şekilde sorduğumuz soruların esas cevaplarının verilmesinden imtina edildiğini gösteriyor.

Bunun bir siyasi engelleme olduğunu söyleyebiliriz, bürokratik bir kriz olduğunu söyleyebiliriz. Ama hangisini ele alırsak alalım, hiçbir yerinden tutamadığımız ve bir mantık çerçevesine oturtamadığımız bir süreç ve keyfiyet söz konusu.”

‘Tamamen anayasa ihlali’

Geçen aylar boyunca süreci samimiyetle yürüttüklerini kaydeden Emine Özkan, gelinen noktada basit bir bürokratik kriz değil, bir hukuksuzluk ve anayasa ihlali olduğunu gördüklerini söyledi:

Koronavirüs var, ülke şartları dedik. Ama dava açmaya geldiğimiz noktada bunun artık böyle basit bir bürokratik kriz olmadığını, içinde bir keyfiyet, yasalara uygunsuz davranma ve bir anayasa hak ihlali olduğunu çok net bir şekilde görebiliyoruz.

Bunu tabi ki ülkenin daralan demokratik ortamından da bağımsız düşünmüyoruz. Zaten daralan bir ortam var. Bu bir gerçek. Biz de buradan nasibimizi alıyoruz gibi bir durum var.

Bir siyasi partinin kurulmasının engellemenin kendisi, tamamen anayasal bir hak ihlali.

Biz gerçekten haklılığımızın, hakkımızın bu noktada teslim edilmediğinin çok bilincinde hareket ediyoruz.”

Elazığ’dan Almanya’ya gönderilen kafile de dönmemiş: Türkiye’ye yük olacak insanlar gidiyor dedik

Malatya‘nın Yeşilyurt Belediyesi‘nin Almanya’ya seminere gönderdiği 45 kişiden sadece ikisinin geri dönmesi ve belediyeler eliyle gri pasaportlu insan kaçakçılığı organizasyonu yapıldığı iddiaları henüz gündemden düşmemişken, benzeri bir durumun Elazığ‘ın Akçakiraz İlçe Belediyesi‘nde de yaşandığı ortaya çıktı.

Sözcü’den İsmail Saymaz‘ın haberine göre, Akçakiraz’ın AKP’li  Belediye Başkanı Sebahattin Kaya yurt dışı gezisi diye Bremen‘e gönderilen kafileden çok sayıda kişinin dönmemesiyle ilgili konuşurken “Bir dostun hatırına böyle bir şey yaptık” dedi.

İddialara göre, insan kaçakçıları belediyeyle ilişkiye geçerek yurt dışındaki şirket veya kurumla ortak proje geliştireceklerini ve gezi düzenleyeceklerini bildiriyor. Böylece bu kişilere belediye üzerinden hizmet damgalı pasaport çıkarılıyor. Listeye kimi belediye yöneticileri ekleniyor. Kaçaklar bu yolla gittikleri Almanya’dan kayıplara karışıyor.

Saymaz, Malatya Yeşilyurt’un yanı sıra Van’da Tuşba, Elazığ’da Baskil, Arıcak ve Akçakiraz ilçelerinin kaçakçılıkta köprü işlevi gördüğünü, Akçakiraz Belediyesi’nin ‘Almanya ve Türkiye arasında köprü oluşturmak amacıyla’ Göçmenler Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği ile 1 Kasım 2019’da yaptığı protokolün nasıl insan kaçakçılığı organizasyonuna döndüğünü yazdı. Akçakiraz Belediyesi üzerinden giden 48 kişiden sadece üç kişinin geri döndüğü öne sürüldü. Belediye Başkanı Kaya, 48 kişinin yarısında pürüz çıktığını, bu sebeple ’20 kişi civarı’nda insanın gidebildiğini iddia etti.

‘Karı zararından fazlaysa helaldir, hoştur’

Kaya’nın Saymaz’ın sorularına verdiği yanıtlar şöyle:

Projeyi kim getirdi? Almanya’da yaşayan Elazığlı bir hemşehrimiz. Buralar dar bir alan, kapalı bir alan. 2-3 üniversitemiz, organize sanayimiz yok. Vatandaş işsiz güçsüz… Dedik buradan giderler, iş güç sahibi olurlar. Bana makul geldi. Burada Türkiye Cumhuriyeti’ne yük olacak insanlar gidiyor. Euro, altın ve dolar gönderiyor. Annesini babasını rahatlatıyor. Bir şeyin kârı zararından fazlaysa doğrudur, helaldir, hoştur. O mantıkla baktım.

Gidenleri tanıyor musunuz? Üçünü tanıyorum.

Hepsi Akçakirazlı mı? Elazığlı. İlçemizden iki kişi var.

Yani siz çalışmaları için izin verdiniz? Evet. Bu insanlar gidecek, gezecek, imkanı olursa çalışacak. Sonradan duyduk ki bu iş bir sektör ve meslek grubu haline gelmiş. Üç dört defa daha böyle teklif geldi. Gündemimize almadık.

Dönmeyeceklerini biliyor muydunuz? Bunlar bize dedi ki: “Gideceğiz, alanı göreceğiz, Güzel bir alan çalışmasından sonra gidebilirsek gideceğiz.” Yani gelecekler, anne babalarından izin alacaklar. Benim yardımcım ve meclis üyem de gitti. Onlar da belki gelmeyebilirdi.

Nasıl gittiler? Uçakla. Aynı otelde kalmışlar. Vahşi depolamayı ve çöp arıtma tesisini gezdirmişler.

Bu dernek nerede? Bilmiyorum.

Ama protokol yapmışsınız? Yaptık ama kimdir, nedir, necidir; çok içinde değilim.

Elazığ’da mı? Yok, Almanya’da.

Hemşehrinizle sonradan konuşabildiniz mi? Konuştum. “Otelden kaçtılar” dedi. Ben daha üzerine düşmedim.

İki görevliniz anlamamış mı? Anlamamışlar. Bizimkiler birkaç gün uzattılar. Eş dost akrabaları gezeceğiz demişler. Son iki üç gün onlardan ayrılmışlar.

Sizi aradılar mı? Yok. “Pasaportların hepsi geri gelecek” dediler, gelmedi.

Listeyi kim yapmıştı? Ben hiç karışmadım.

Listeyi kim yaptı? Almanya’daki hemşehriniz mi? Evet.

Bu kişiye çok güvenmediniz mi? Diyorum ya işte, öyle bir süreçti, bir anda böyle geldi, bir haftalık bir görüşmeydi, yoğunluktan geldi geçti.

Belediye kasasına bir şey girdi mi? Evet, bir araç aldılar.

Ne aldılar? Bir kamyon.

Fiyatı ne kadar? 100 bin TL.

Yeni mi? İkinci el, canım.

Siz aslında kamyon karşılığında izin verdiniz? Bana da cazip geldi. Nasıl olsa benim personelim de gidecek. Fakat sektör haline gelmiş.

ABD polisi bir haftada biri çocuk üç siyah vatandaşı gözaltına alırken öldürdü

ABD Minneapolis’de 25 Mayıs 2020’de, gözaltına alınırken boğularak öldürülen George Floyd‘un davası devam ederken, bir hafta içinde üç siyah vatandaş daha, gözaltına alınmak istenirken polis tarafından öldürüldü.

Chicago polisi 13 yaşındaki Adam Toledo isimli çocuğun vurularak öldürüldüğü görüntüleri paylaştı. 29 Mart’ta gerçekleşen olaya ait görüntülerde çocuğun ellerini kaldırarak polise döndüğü sırada polisin bir el ateş açtığı görülüyor.

Olayın ardından polis, çocuğun elinde silah olduğunu iddia etmişti. Toledo ailesinin avukatı Adeena Weiss Ortiz ise videoda Toledo’nun polisin emrine uyarak silahını yere attığını ve polise doğru döndüğünü dile getirdi. Ortiz, “Polis silahı olmayan birini vurmamak için eğitim alıyor” dedi.

Vali: Adam’a sahip çıkamadık

Chicago Valisi Lori Lightfoot ise düzenlediği basın toplantısında soruşturmanın sürdüğünü belirterek görüntüleri izlemenin “acı verici olduğunu” söyledi. Lightfoot, “Kısaca söylemek gerekirse, Adam’a sahip çıkamadık. Şehrimizde birini daha kaybetmeyi göze alamayız. Uzun zamandır polis şiddeti ve görevi kötüye kullananlar yüzünden travmaya uğramış bir şehirde yaşıyoruz” dedi.

Hastanede öldürüldü

Ohio eyaletinde de bir parkta bayılan ve hastaneye kaldırılan Miles Jackson isimli siyah genç ise  hakkında arama emri olduğu için hastaneye gelen polislere direnince vurularak öldürüldü.

 

Eyaletin Columbus kentinde parkta bayılan Miles Jackson hastaneye kaldırıldığında hakkında arama emri olduğu anlaşılınca hastaneye kolluk kuvveti çağırıldı. Polislerden biri üst arama esnasında arkadaşına Jackson’ın silahı olduğu uyarısında bulundu.

Jackson’ın polislerin aramasına karşı koymasının ardından polislerden biri elektroşok tabancasını kullandı. Polisle direnen Jackson, vurularak öldürüldü. Jackson’ın hayatını kaybettiği anlar polisin vücut kamerasına yansıdı.

Trafik çevrilmesinde vuruldu

20 yaşındaki Daunte Wright da 11 Nisan’da Minneapolis’in kuzeyinde Brooklyn Center beldesindeki Orchard Bulvarı‘nda trafik çevirmesinde  durdurularak hakkındaki tutuklama kararı gerekçesiyle gözaltı işlemi sırasında polis tarafından vurularak öldürüldü.

Wright’ın polis kurşunuyla hayatını kaybettiğinin duyulmasının ardından şehirde protesto gösterileri başladı. Olaylar sırasında bazı polis araçları zarar görürken, şehirdeki yaklaşık 20 iş yerine yönelik yağma olaylarını gösteren videolar da sosyal medyaya yansıdı.

Washington Bölgesi Başsavcısı Pete Orput, Wright’i öldüren Kim Potter’ın 2. dereceden adam öldürme suçlaması ile dün Minnesota Ceza Tutuklama Bürosu polisleri tarafından gözaltına alındığını duyurdu. Minnesota kanunlarında 2. derece adam öldürme suçlaması, risk oluşturmayan bir kişinin kusurlu ihmal nedeniyle ölümüne neden olmayı kapsıyor. Zanlının suçlu bulunması halinde 10 yıla kadar hapis ve/veya 20 bin dolar para cezası öngörülüyor.

 

48 yaşındaki 26 yıllık polis memuru Potter, Wright’i kazayla vurduğunu söylemiş ve olaydan birkaç gün sonra Brooklyn Center Polis şefi Tim Gannon ile birlikte istifa etmişti.

 

Alaska’daki Muldrow Buzulu normalden 100 kat daha hızlı hareket ediyor

Alaska’da yer alan yaklaşık 67 kilometre uzunluğundaki Muldrow Buzulu normalden daha hızlı hareket etmeye başladı. Araştırmacılar buzulun günde 27,4 metre yol kat ettiğini açıkladı. Bu da normal hızının 100 katına çıktığı anlamına geliyor.

Normalde buzullardaki bu ani hızlanma yalnızca birkaç ay sürüyor. Çoğu da uzak buzullarda meydana geliyor ve ancak sona erdikten sonra tespit edilebiliyor. Ancak Muldrow, Denali Milli Parkı ve Koruma Alanı içerisinde olduğu için çok daha önce tespit edilebildi.

Değişikliği bir pilot fark etti

Uçaklar düzenli olarak Kuzey Amerika’nın en yüksek dağına tırmanmak isteyen dağcıları götürmek amacıyla buzul üzerinden uçuyor. Mart ayının başında bu tarz bir uçuşta pilotluk yapan Chris Palm buzulların kenarında biriken kayalık enkaz alanlarında bir farklılık gözlemledi.

New York Times’ın aktardığına göre Palm bu değişikliği “Hepsi parçalanmış görünüyordu” sözleriyle açıkladı.

Derhal telefonuyla görüntüler alan Palm, fotoğrafları araştırmacılarla paylaştı. Uydudan gelen görüntüler de buzulun son yıllara kıyasla daha hızlı ilerlediğini doğruladı.

Helikopter indirecek yer zor bulundu

Bu kütledeki bir buzulun hareketi buzul üzerinde deformasyona ve kırılmaya neden oluyor. Bölgede gözlemler yapan Alaska bölge jeoloğu Chad Hults, “Bütün buzul çok çatlamış durumda” ifadelerini kullandı.

20 yıl önce de Muldrow’a araştırma yapmak için gittiğini ifade eden Hults, bu sefer buzun çok fazla parçalanmış olduğunu ve helikopteri indirecek yer bulmanın dahi zor olduğunu söyledi. Taşıtın motor gürültüsüne rağmen buzun kırılmasından ve düşmesinden kaynaklanan patlama sesleri duyulabiliyordu.

Nadir görülen bir olay

Buzul hızlarındaki bu dalgalanma dünya çapındaki buzulların yalnızca yüzde 1’inde meydana geliyor. Bu durumun nadir olması nedeniyle de bilim insanları sebebini araştıracak ya da iklim değişikliğinden nasıl etkileneceğini ölçecek kadar inceleme gerçekleştiremedi.

Alaska Fairbanks Üniversitesi‘nden bir buzulbilimci olan Mark Fahnestock, buzulun üstü ve altı arasındaki kütle dengesindeki değişikliklerin dalgalanmalarda kritik bir rol oynadığını söyledi. Zamanla, buz daha yüksek ve daha soğuk alanlarda birikiyor ve daha düşük, daha sıcak olanlardan kayboluyor.

Küresel ısınma dalgalanmaları artırabilir

Dr. Fahnestock, “Üst kısımlar kalınlaşır ve alt kısımlar tekrar erir. Dalgalanma da dengeyi yeniden sağlar ve kütleyi hızla alt kısımlara kaydırır” ifadelerini kullandı.

Küresel ısınma daha az buz birikimine ve daha fazla erimeye neden olduğu için dalgalanmalarda etkisi olabileceği görüşünde olan Fahnestock, ısınma nedeniyle kitle kaybı çok olduğu için Alaska’da etkilerinin görüleceğini düşünüyor.

Hareketli buzun seslerini yakalamak için kurulmuş bir ses kaydedici
Fotoğraf: National Park Service

Neyin tetiklediği bilinmiyor

Muldow buzulu bu tarz bir hızlanmayı 1956-57 yıllarında yaşamıştı. Bölgede yapılan araştırmalar ise buzulun bunu her 50 yılda bir yaptığını gösteriyor. Yani bilim insanları bir noktada buzulun yeniden harekete geçmesini bekliyordu.

Ancak bu hızlanmayı gerçekte neyin tetiklediği henüz tam olarak anlaşılamadı.

Eriyik sudan kaynaklanıyor olabilir

Alaska Fairbanks Üniversitesi‘nden bir buzulbilimci olan Martin Truffer, buzulun tabanındaki tortu ve diğer kayalık döküntülerin arasında hapsolmuş eriyik suyun bu hızlanmanın bir etkeni olabileceğini söyledi.

Buz ve ana kaya arasındaki sürtünme ısısı ve atmosferdeki ısıdan oluşan bu eriyik su tuzağa düşürülmüş bir alanda birikiyor. Bir noktada su basıncı o kadar yükseliyor ki bu da buz ile ana kaya arasındaki sürtünme azalıyor ve buzul hızlanıyor.

Muldrow, büyük bir fay olan Denali boyunca uzanıyor ve engebeli arazisi depremlerle parçalanmış ve erozyona uğramış durumda. Dolayısıyla buzulun altında eriyik suyu hapsedebileceği çok sayıda parçalı yapısı bulunuyor.

Önceki hızlanmada 4 kilometre ilerledi

Bu hızlanmalar genel olarak kış aylarında başlayıp yazın sona eriyor. Dr. Truffer ve diğer araştırmacılar Muldrow’un çok hızlı hareket ettiğini bu yüzden de kütle dengesindeki değişimin önümüzdeki birkaç ay içerisinde kendisini göstereceğini ve on yıllarca süre boyunca tekrar yavaşlamaya geçeceğini düşünüyor.

1956-57 yıllarında yaşanan hızlanma buzulun 4 kilometre ileriye taşınmasına yol açmıştı. 20 yıl önce yapılan Muldrow araştırmasını yöneten park hizmeti bilimcisi Guy Adema buzulun o zamandan bu yana durgun olduğunu ve büyük bir bölümünün tundra ile kaplandığını söyledi.  Ancak Adema’ya göre buzulun bu sene kat edeceği mesafe çok daha fazla olacağa benziyor.

Reuters’e ilk kadın genel yayın yönetmeni

Uluslararası haber ajansı Reuters, Alessandra Galloni’nin yeni genel yayın yönetmeni olarak atandığını açıkladı. Galloni, 170 yıllık tarihinde küresel haber ajansının başına geçen ilk kadın olacak. 

Stephen Adler‘in 10 yıllık görev süresi sonunda bu ay emekli olmasının ardından göreve başlayacak Galloni 47 yaşında. Adler’in yönetiminde Reuters, yüzlerce ödül aldı, bu ödüller arasında sektörün en önemli ödülleri arasında gösterilen yedi de Pulitzer bulunuyor.

‘Dünya standartlarında bir haber merkezine liderlik etmek onurdur’

Dört dil bilen, İtalyan Galloni, kariyerine Reuters’ın İtalyanca servisinde başladı. 2013 yılında ajansın Güney Avrupa bürosunun editörü olan Galloni, daha sonra küresel yönetici editörü oldu.

19 Nisan’da yeni görevine başlayacak olan Galloni, “Reuters, 170 yıldır, bağımsız, güvenilir ve küresel habercilik yapıyor. Yetenekli, kendini işine adamış ve ilham veren gazetecilerle dünya standartlarında bir haber merkezine liderlik etmek bir onurdur” ifadelerini kullandı.

Thomson Reuters başkanı ve CEO’su Steve Hasker da atamayla ilgili “Dünyanın bağımsız, tarafsız gazeteciliğe şiddetle ihtiyaç duyduğu bir zamanda, tüm müşterilerimiz için sınırları zorlama ihtiyacını ciddiye alıyoruz. Alessandra tam da bunu yapacak.” ifadelerini kullandı.

İTÜ CinsArı’dan dil atölyesi çağrısı

İstanbul Teknik Üniversitesi Cinsiyet Kimliği ve Cinsel Yönelim Çalışmaları Kulübü CinsArı, 17 Nisan Cumartesi günü saat 20.00’de eril, mizojinik, homofobik ve transfobik dilin ayrıştırıcılığını ve bunların dilden nasıl çıkarılacağını tartışmaya çağırıyor.

Çevrimiçi ortamda yapılacak etkinliğin katılım linki CinsArı’nın instagram sayfasından paylaşılacak.

‘Nasıl kapsayıcı olacağımızı tartışalım’

CinsArı tarafından yapılan çağrıda, şu ifadelere yer verildi:

Gelin hep birlikte sıkça kullanılan eril, mizojinik, homofobik, transfobik ve ayrıştırıcı dili görelim. Günlük dilimizden bu öğeleri nasıl çıkarıp, nasıl daha kapsayıcı olabileceğimizi tartışalım.”

Lice’de askeri operasyon gerekçe gösterilerek ağaçlar kesiliyor

Mezopotamya Ekoloji Hareketi bir açıklama yayınlayarak Diyarbakır’ın Lice ilçesinde gerçekleşen ağaç kesimlerini gündeme taşıdı.

Lice’de dün sabah saatlerinde askeri operasyon başladığı hatırlatılan açıklamada “Dibek, Hüseyni ve Pena kırsalındaki köylerde yaşayan yerel halkın aktardığına göre ağaç kesiminin başladığı öğrenilmiştir” denildi.

Açıklamada köylülerin ağaçların kesildiğini be kamyonlarla alandan götürüldüğünü söylediği aktarıldı.

‘Tek bir ağaçtan vazgeçecek lüksümüz yok’

Türkiye’nin tamamında maden aramaları ve barajlar gibi projeler sonucunda doğanın katledildiği belirtilen açıklamada Şırnak, Lice, Van, Mardin gibi Kürt halkının bulunduğu yerlerde ise her askeri operasyon öncesi ve sonrası yangın çıkarıldığı ya da ormanların kesildiği söylendi.

Açıklamada “Yanan tek bir ağaç bile nefesimizken, bu durum orman ekosistemindeki canlıların da yok edilmesi anlamına geliyor ve bir tükeniş yaşadığımızı gösteriyor. Bu sebeple tek bir ağaçtan dahi vazgeçecek lüksümüz yoktur” ifadeleri kullanıldı.

‘Askeri operasyon ile neden ağaç kesiliyor?’

HDP Milletvekili Dersim Dağ da konuyu TBMM gündemine taşıyarak Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli‘nin cevaplanması istemiyle Meclis Başkanlığına soru önergesi verdi. Şu sorular yöneltildi:

  •  Lice ilçesine bağlı Dibek ve Arıklı köyleri arasında bulunan ormanlık alanda devam eden ağaç kesiminin gerekçesi ve hukuki dayanağı nedir?
  • Bölgede gerçekleştirilen ağaç kesimi güvenlik gerekçesi ile mi yapılmaktadır?
  • Ağaç kesiminin büyük bir askeri operasyon kapsamında yapılmasının gerekçesi nedir?
  • Köylülerin hayvanlarını otlatmak için mera bölgelerine girişi neden engellenmektedir?
  • Bölgede gerçekleştirilen ağaç kesimi için köy sakinlerine haber verilmemesinin ve rızalarının alınmamasının gerekçesi nedir?
  • Bakanlığınız; köy sakinlerinin haberi ve isteği dışında gerçekleştirilen bu kesimi durduracak mıdır?
  • Son 5 yılda güvenlik gerekçesi ile hangi bölgelerde kaç ağaç kesilmiştir?”

HDP Diyarbakır İl Eş Başkanı Hülya Alökmen Uyanık yeniden tutuklandı

22 Ekim tarihinde gözaltına alınıp tutuklanan ve beş aylık tutukluluğunun ardından 23 Mart’ta serbest bırakılan HDP Diyarbakır il Eş Başkanı Hülya Alökmen Uyanık, hakkında kesinleşen hapis cezası nedeniyle yeniden tutuklandı.

Demokratik Toplum Kongresi (DTK) davasında “örgüt üyesi” olmak suçlamasıyla yargılanan Alökmen-Uyanık’a, Diyarbakır 9’uncu Ağır Ceza Mahkemesi‘nde görülen duruşmada üst sınırdan, 10 yıl 6 ay hapis cezası verdi.

HDP’li siyasetçi Mardin E Tipi Cezaevi’ne götürüldü.

Ne yaşandı?

Hülya Alökmen Uyanık, 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında KHK ile hemşirelik mesleğinden ihraç edilmişti.

2012 yılında Sağlık Emekçileri Sendikası Diyarbakır Şube Eş Başkanı olan Uyanık, o tarihlerde Demokratik Toplum Kongresi kapsamında yapılan kongre ve toplantılara katıldığı ve DTK’nın sağlık delegesi olduğu için hakkında “örgüt üyesi” olduğu iddiasıyla dava açılmıştı.

Uyanık, 2018 yerel seçimlerinde Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkan adayı olarak seçime girdi, Büyükşehir Belediyesi meclis üyesi olarak seçildi ama KHK ile kamu görevinden ihraç edildiği için mazbatası verilmedi.