Ana Sayfa Blog Sayfa 1546

AYM, HDP’nin kapatılmasıyla ilgili iddianameyi gerekçesiyle birlikte Yargıtay’a gönderdi

Anayasa Mahkemesi (AYM), Halkların Demokratik Partisi‘nin (HDP) kapatılması için hazırlanan iddianameyi, dün itibariyle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı‘na iade etti. İddianamenin iade edilmesine ilişkin kararın gerekçesi de belirtildi.

AYM, iddianamede eksiklikler tespit edildiği için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na iade edilmesine karar vermişti.

‘Uygun hükümler belirlenmeli’

AYM tarafından kararın gerekçesine ilişkin yapılan açıklamada, siyasi parti kapatma davasının mahiyetine uygun hükümlerin belirlenmesi ve öncelikle Anayasa’nın 68. ve 69. maddelerinin dikkate alınması gerektiğine vurgu yapıldı:

Bir siyasi partinin 68. maddenin dördüncü fıkrası hükümlerine aykırı eylemlerinden ötürü temelli kapatılmasına, ancak, onun bu nitelikteki fiillerin işlendiği bir odak haline geldiğinin Anayasa Mahkemesince tespit edilmesi halinde karar verilir.

Bir siyasi parti, bu nitelikteki fiiller o partinin üyelerince yoğun bir şekilde işlendiği ve bu durum o partinin büyük kongre veya genel başkan veya merkez karar veya yönetim organları veya Türkiye Büyük Millet Meclisindeki grup genel kurulu veya grup yönetim kurulunca zımnen veya açıkça benimsendiği yahut bu fiiller doğrudan doğruya anılan parti organlarınca kararlılık içinde işlendiği takdirde, söz konusu fiillerin odağı haline gelmiş sayılır.”

İddianamede eksiklikler var

İddianamede geçen, parti organlarının ve üyelerinin “Devletin, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne” aykırı eylemleri nedeniyle partinin bu nitelikteki fiillerin işlendiği bir odak haline geldiğinin iddiasına da yer verilen açıklamada, kişilerin eylemlerinin belirlenmesi bakımından eksiklikler bulunduğuna vurgu yapıldı:

İddianamenin incelenmesinden, Partinin ‘Devletin, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne’ aykırı eylemlerin odağı haline geldiği iddiasının temelini, Partinin merkez teşkilatında görev alan üyeleri, milletvekilleri ve belediye başkanları ile taşra teşkilatında yönetici olarak görev yapan üyelerinin eylemlerinin oluşturduğu anlaşılmaktadır.

Söz konusu eylemlerin bir kısmına İddianamede yer verilirken büyük bir kısmına İddianamede açıkça yer verilmeksizin, sadece bu eylemleri konu alan soruşturma ve kovuşturmalara atıfta bulunulmuştur. Söz konusu yöntemle, Cumhuriyet başsavcılıklarınca yürütülen soruşturmalara ve mahkemelerce görülmekte olan kamu davalarına ilişkin dosya numaralarına yer verilerek ilgililer hakkında hangi suçtan dolayı soruşturma ve/veya kovuşturma yapıldığının belirtilmesi yoluna gidildiği görülmektedir.

Soruşturma ve kovuşturmalara ilişkin bu bilgilere listeler halinde İddianamede yer verilmesi, söz konusu soruşturma ve kovuşturmalara konu eylemlerin neler olduğunun belirlenmesini mümkün kılmadığı gibi bu eylemlerin Mahkemece değerlendirilmesine de imkan tanımamaktadır.

İddianamede, bu kişilerin Anayasa’nın 69. maddesi kapsamında olduğu ileri sürülen eylemlerinin somut olarak ne olduğu belirtilmeksizin ve eylemlerine ilişkin açıklama yapılmaksızın sekizyüzün üzerinde kamu davasına ve beş binin üzerinde soruşturmaya konu suçtan bahsedilmiştir. Kişilerin Anayasa’nın 69. maddesi kapsamında olduğu ileri sürülen eylemlerine iddianamede açıkça yer verilmeksizin, haklarında devam eden soruşturma ve kovuşturmalara atıfta bulunulması, söz konusu eylemlerin Anayasa Mahkemesince değerlendirilmesini imkansız kılmaktadır.”

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, Anayasa Mahkemesi’nin belirlediği eksikleri tamamladıktan sonra iddianameyi tekrar Yüksek Mahkeme‘ye gönderebilecek ve İddianamenin Yüksek Mahkeme’ye ulaşmasının ardından da yeniden bir raportör görevlendirilecek. AYM Genel Kurulu da ilk incelemeyi yapacak.

İddianamede neler var?

Hazırlanan iddianamede HDP’nin temelli kapatılması istenirken, bunun yanında partinin hazine yardımlarından tamamen yoksun bırakılması, varsa banka hesabının bloke edilmesi, hazine yardımı ödenmişse hazineye iadesine karar verilmesi de talep ediliyor.

HDP’ye kayıtlarının durdurulması gerektiği de belirtilen iddianamede, aralarında Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ, Mithat Sancar, Meral Danış Beştaş gibi isimlerin de bulunduğu 687 kişi hakkında beş yıl süreyle siyasi yasak getirilmesi yönünde karar verilmesi isteniyor.

Fransa’da 15 yaş altıyla cinsel ilişki tecavüz olarak tanımlandı

Fransa Parlamentosu, 15 yaşından küçük bir çocukla cinsel ilişkiyi tecavüz olarak tanıyan ve 20 yıla kadar hapis öngören yasa tasarısını onayladı.

Rıza yaşı daha önce de 15 olarak belirlenmişti. Ancak daha önce savcılar tecavüz yargılamasının yapılabilmesi için cinsel ilişkinin rızasız gerçekleştiğini kanıtlamak zorundaydı. Yeni düzenlemeyle bu zorunluluk ortadan kalktı.

Oybirliğiyle geçti

The Guardian’da yer alan habere göre, Fransa Adalet Bakanı Éric Dupond-Moretti “Bu, çocuklarımız ve toplumumuz için tarihi bir yasa. Hiçbir yetişkin saldırgan 15 yaşından küçük bir çocuğun rızasını aldığını iddia edemeyecek” değerlendirmesinde bulundu.

Fransa Ulusal Meclisi‘nin Twitter hesabından yapılan paylaşımda, yasanın oybirliğiyle geçtiği belirtildi.

İstisna durumu

Bazı yasa koyucuların, 15 yaşının altında biri ve kendisinden birkaç yaş büyük birinin yaşayabileceği rızaya dayalı ilişkilerin de suç olarak görünebileceğine dair endişesi sonucu, yasaya bu konuda bir madde eklendi.

“Romeo ve Juliet” maddesi olarak anılan maddede yaşı küçük biri ve ondan maksimum beş yaş büyük birisi arasındaki rızaya dayalı cinsel ilişkiye izin verilecek. Ancak madde cinsel saldırı vakalarında geçerli olmayacaktır.

Pfizer: Bağışıklık için üçüncü doz aşıya ihtiyaç duyulabilir

BioNTech ile birlikte koronavirüse karşı aşı geliştiren Pfizer, virüse karşı bağışıklık sağlamak için en geç 12 ay içinde üçüncü doz aşıya ihtiyaç duyabileceklerini duyurdu.

CNBC televizyonuna konuşan firmanın CEO’su Albert Bourla, “Muhtemel bir senaryoya göre, 6 ila 12 ay arasında üçüncü bir doza ihtiyaç duyulacak ve insanların her yıl yeniden aşı olması gerekecek. Yeni virüs çeşitlerinin görülmesi bu kararı almada önemli bir rol oynayacak” dedi.

Test edilmeye başlandı

Pfizer’in verilerinin 2 binden fazla aşılanmış kişiye dayandığı ancak korumanın 6 ay sonra devam edip etmediğini belirlemek için daha fazla veriye ihtiyaç olduğu bildirildi.

Pfizer ve BioNTech, şubat ayında virüsün yeni varyantlarına karşı bağışıklık tepkisini daha iyi anlamak için Covid-19 aşısının üçüncü dozunu test ettiklerini açıklamıştı.

Johnson & Johnson CEO’su Alex Gorsky de tıpkı mevsimsel grip aşıları gibi insanların her yıl Covid-19 aşısı yaptırmaları gerekebileceğini ifade etmişti.

Ücretsiz izin desteği kapsamına yeni sektörler de eklendi

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) görüşmeleri devam eden torba kanun düzenlemesinde, koronavirüs salgınıyla mücadele etmek adına kapanan iş yerlerinde çalışan kişiler için verilen ücretsiz izin desteğinin kapsamının genişletildiği duyuruldu.

Son çıkarılan genelgeyle, faaliyetleri durdurulan sektörlerdeki personel için de 2021 yılı nisan-mayıs aylarına ilişkin, ücretsiz izne ayrıldıkları dönem kapsamında günlük 50 TL ödeme yapılacak.

Yeme-içme sektörüyle sınırlıydı

Teklifin ilk halinde, yiyecek ve içecek sektöründe faaliyet gösterip, 2021 yılı mart ayında hizmet akdi bulunan ve ücretsiz izne ayrılan, nakdi ücret desteğinden faydalanmayanlara, 2021 yılı nisan ve mayıs ayları için ücretsiz izne ayrıldıkları dönemi kapsayarak günlük 50 TL ödeme yapılması öngörülüyordu.

Hangi sektörlere de destek verilecek?

Yeni düzenlemeyle birlikte, destek verilecek sektörler şöyle sıralandı:

  • İnternet kafelerin faaliyetleri
  • Form tutma ve vücut geliştirme salonlarının faaliyetleri
  • Eğlence parkları ve lunaparkların faaliyetleri
  • Bilardo salonlarının faaliyetleri
  • Düğün, balo ve kokteyl salonlarının işletilmesi
  • Oyun makinelerinin işletilmesi
  • Güzellik salonlarının faaliyetleri (-Sağlık bakım hizmetleri hariç- Cilt bakımı, kaş alma, ağda, manikür, pedikür, makyaj, kalıcı makyaj ve benzeri uygulamarın bir arada sunulduğu salonlar)
  • Hamam, sauna ve benzeri yerlerin faaliyetleri
  • Kaplıca, ılıca, içmeler, spa merkezleri ve benzeri yerlerin faaliyetleri (Konaklama hizmetleri hariç.)
  • Zayıflama salonu, masaj salonu, solaryum ve benzeri yerlerin işletilmesi faaliyetleri (Form tutma salonlarının ve diyetisyenlerin faaliyetleri hariç.)

Kripto para ile ödeme işlemleri yasaklandı

Türkiye’de kripto paraların düzenlenmesine yönelik Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) yönetmeliği Resmi Gazete‘de yayınlandı.

Yönetmelik ile kripto paralarla dolaylı veya doğrudan ödeme yapılamayacağı duyuruldu ve kararın 30 Nisan tarihinde yürürlüğe gireceği duyuruldu.

Yönetmelikte ne yazıyor?

Kripto varlığın “Dağıtık defter teknolojisi veya benzer bir teknoloji kullanılarak sanal olarak oluşturulup dijital ağlar üzerinden dağıtımı yapılan, ancak itibari para, kaydi para, elektronik para, ödeme aracı, menkul kıymet veya diğer sermaye piyasası aracı olarak nitelendirilmeyen gayri maddi varlıkları ifade eder” şeklinde tanımlandığı açıklamada şu ifadeler kullanıldı:

  • “Ödeme hizmeti sağlayıcıları, ödeme hizmetlerinin sunulmasında ve elektronik para ihracında kripto varlıkların doğrudan veya dolaylı olarak kullanılacağı bir şekilde iş modelleri geliştiremez, bu tür iş modellerine ilişkin herhangi bir hizmet sunamaz.
  • Ödeme ve elektronik para kuruluşları, kripto varlıklara ilişkin alım satım, saklama, transfer veya ihraç hizmeti sunan platformlara veya bu platformlardan yapılacak fon aktarımlarına aracılık edemez.”

Merkez Bankası: Risk barındırıyor

TCMB’den yapılan açıklamada, kripto varlıkların herhangi bir düzenleme ve denetim mekanizmasına tabi olmaması, merkezi bir muhatabın bulunmaması, piyasa değerlerinin aşırı oynaklık göstermesi, anonim yapıları dolayısıyla yasadışı faaliyetlerde kullanılabilmesi, cüzdanların çalınabilmesi veya sahiplerinin bilgileri dışında usulsüz kullanılabilmesi, işlemlerin geri dönülemez nitelikte olması gibi nedenlerle ilgili taraflar açısından önemli riskler barındırdığı vurgulandı.

Açıklamada “Bu varlıkların ödemelerde kullanılmasının, yukarıda bahsedilen sebeplerle işlemin tarafları açısından telafisi mümkün olmayan mağduriyetler yaratma ihtimali bulunduğu ve bu alanda mevcutta kullanılan yöntem ve araçlara karşı güven zafiyeti meydana getirebilecek unsurlar içerdiği değerlendirilmektedir” ifadeleri kullanıldı.

 

128 milyar dolara neler satın alabilirsiniz?

Muhalefet partilerinin Merkez Bankası döviz rezervlerinden 128 milyar doların eksildiği iddiasıyla başlattığı “128 milyar dolar nerede?” kampanyası bir internet sitesine ilham oldu.

128milyardolar.net adresini ziyaret eden kullanıcılara bir alışveriş sepetiyle birlikte 128 milyar dolarlık bütçe veriliyor. Ziyaretçiler de aralarında Covid-19 aşısı, ekmek, soğan gibi ürünlerin ve Osmangazi Köprüsü ile otoyol gibi projelerin yer aldığı markette bu parayı harcamaya çalışıyor.

Sitede uygulama “128 milyar dolar aniden ortadan kayboluyorsa ya çok başarılı bir sihirbazın gösterisindesiniz ya da Türkiye’de yaşıyorsunuz” sözleriyle tanıtılıyor. Sitenin en altında ise “Merkez Bankası rezervleri gibi tüm hakları saklıdır” ifadeleri kullanılıyor.

Ne yaşandı?

Berat Albayrak’ın kasım ayında Hazine ve Maliye Bakanlığı görevinden “affını isteyerek” istifa etmesiyle başlayan tartışmalarda muhalefet partileri, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası‘nın (TCMB) döviz rezervlerinden 128 milyar doların satıldığını ve bu miktarın nereye gittiğinin bilinmediğini öne sürüyor.

AKP’li siyasetçiler ise bu iddianın gerçeği yansıtmadığını paranın herhangi bir yere gitmediğini iddia ediyor.

CHP afişleri toplatıldı

CHP ise aylardır “128 milyar nerede?” isimli bir kampanya yürütüyor. CHP öncülüğünde İstanbul Büyükçekmece, Bursa Mudanya, Kırşehir ve Ardahan gibi bazı kent ve ilçelerde bulunan reklam panolarına ‘128 milyar dolar nerede?’ yazılı afişler asıldı.

CHP logosuyla basılan afişlerin savcılıklar tarafından vinçle toplatıldı. Büyükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan açıklamada, Beylikdüzü ilçesinde bir siyasi parti ismi ve logosuyla ilan ve reklam panolarına asılan afişlerin içeriğinin, TCK’nin 299. maddesi uyarınca “Cumhurbaşkanına hakaret” suçunu oluşturduğu iddiasıyla soruşturma başlatıldığı kaydedildi.

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, özel tiyatrolar için destek projesi başlattıklarını duyurdu

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı Ekrem İmamoğlu, koronavirüs salgını sebebiyle ekonomik olarak zor zamanlar geçiren özel tiyatrolar için destek projesi başlatacaklarını açıkladı.

İBB Başkanı İmamoğlu, kendilerine başvuruda bulunan tiyatrocuların, İBB’nin tahsis edeceği belirli alanlarda ya da dijital mecralarda performanslarını sergileyebileceklerini kaydetti.

‘Perdeler kapanmasın’

Ekrem İmamoğlu, Twitter hesabından yaptığı çağrıda pandemi nedeniyle büyük zorluklar yaşayan tiyatro sanatçılarının durumuna dikkat çekerek, belediye olarak kendilerine destek olmak istediklerini ifade etti:

Sevgili İstanbullular, değerli tiyatro sanatçıları; İstanbul yüzyıllardır sanatın merkezi olmuş, yalnızca Türkiye’nin değil, dünyanın en önemli tiyatro festivalleri ve performansları şehrimizde hayat bulmuştur. Ancak pandemi nedeniyle uzunca bir süredir tiyatrolar seyircilerle buluşamıyor ve ne yazık ki tiyatro sanatçılarımız büyük zorluklar içinde yaşıyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi olarak salgın döneminde zor zamanlar geçiren özel tiyatrolarımıza önemli bir destek projesi başlatıyoruz.

İstiyoruz ki, bu kadim şehirde perdeler kapanmasın. İstiyoruz ki, sanatçılarımız oyunlarını İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin tahsis edeceği güvenli alanlarda veya dijital mecralarda sergileyebilsin. Buna karşılık olarak da belediyemiz kendilerine destek olabilsin. Bu projeyle binlerce yıldır insan medeniyetinin önemli bir parçası olan tiyatroya destek olabilirsek, ne mutlu bize.”

İmamoğlu, oyunlarını İstanbullularla paylaşmak isteyen tiyatroculara hitaben, “Hemen sitemize girin ve kriterlerimize uygun şekilde başvurunuzu yapın. Güzel İstanbulumuzda alkış sesleri yeniden yükselsin. İster açık havada ister sanal mecrada” ifadelerini kullandı.

‘Ölümleri durdurun’ diyen sağlık çalışanlarına polis müdahale etti

Koronavirüs salgınında vaka sayılarının artmasının ardından ülkenin dört bir yanındaki sağlık çalışanları “Yaşam hakkımızdan vazgeçmiyoruz, ölümleri durdurun” demek için sokağa çıktı.

İstanbul’da düzenlenmek istenen basın açıklamasına ise polis müdahale etti. Polis, açıklamanın Kaymakamlık tarafından yasaklandığı öne sürerken, sağlık çalışanlarının İstanbul İl Müdürlüğü önüne geçmesine izin vermedi.

Fotoğraf: İstanbul Tabip Odası

‘Önlemler ölümleri durdurmayacak’

Polis müdahalesinin ardından sağlık emekçileri basın açıklamasını Çemberlitaş‘ta yaptı. Yapılan açıklamaya demokratik kitle örgütleri de katıldı.

Basın açıklamasını İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Güray Kılıç okudu ve alındığı söylenen önlemlerin ölümleri durdurmayacağını ifade etti:

13 Nisan Çarşamba günü Cumhurbaşkanı tarafından açıklanan iki haftalık ‘kısmi kapanma’ 1 Mart’tan bu yana uygulanan ‘kontrolsüz normalleşememe’ halinin ne denli başarısız olduğunun ifadesidir. Yeni kısıtlamalar adı altında alınan önlemler de iktidarın pandemi sürecine dönük bilim dışı bir anlayışın ürünüdür. Alındığı söylenen önlemler, ölümleri durdurmayacak, sağlık çalışanlarının karşılaştığı zorlu koşulları değiştirmeyecektir.

Pandemi yoksulları ve işçileri vurmaktadır. Her gün bir uçak dolusu yurttaşımızı toprağa veriyoruz. Her gün ortalama bir ilimizin nüfusu kadar yurttaşımızı hasta eden pandemiyle ve pandeminin kötü yönetimiyle karşı karşıyayız. İktidar bilimin, meslek örgütlerinin sesine kulağını tıkamakta, sermayenin çıkarlarına uygun kararları uygulamaktadır. Bu tedbirler paketi halkı oyalama paketidir.

Yaşadıklarımız, Gabriel Garcia Marquez’in “Kırmızı Pazartesi” romanındaki gibi her şeyin herkesin gözü önünde olmasını andırıyor. Böyle olacağını başta Sağlık Bakanlığı olmak üzere bütün yönetenler biliyordu. Ancak tüm uyarılarımıza rağmen gereken önlemleri almak yerine tabloyu seyretmekle yetindiler. Baştan beri yaptıkları gibi hala SALGINı yönetmek yerine ALGIyı yönetmeye çalışıyorlar; ‘aşı umudu tacirliği’ yaparak insanları oyalıyorlar. Mızrak çuvala sığmayınca da ‘Maske, Mesafe, Hijyen’ tekerlemesiyle suçu vatandaşlara atıyorlar.”

‘Tüm hastalar mağdur oluyor’

Basın açıklamasında, hastanelerde yaşanan yoğunluk nedeniyle koronavirüs hastaları dışındaki hastaların da mağdur olduğu kaydedildi:

Bugün geldiğimiz noktada, eksik, yanlış, tutarsız politikalar, başarısız salgın yönetimi neticesinde kontrol altına alınamayan COVID-19 pandemisi üçüncü ve en büyük pikini yapıyor. Günlük vaka sayıları 60 bine dayandı, can kayıpları gerçek rakamların ancak üçte birini yansıtan resmi rakamlarda bile 250’yi aştı.

Hastanelerimiz COVID-19 hastalarıyla doldu, yeni açılan servisler dahi ihtiyacı karşılamaya yetmiyor, yoğun bakımlarda yer bulunamıyor. Her gün çaresizlik içinde yeni ölümlere tanıklık etmekten tükeniyoruz. Bu tablodan sadece COVID-19 hastaları değil, COVID-19 dışı hastalarımız da mağdur oluyor, ertelenemez sağlık sorunları için gereken hizmete ulaşamıyorlar.

Bu süreçte veteriner hekimler; halk sağlığı, hayvan sağlığı, çevre sağlığı ve gıda güvenliği alanında tüm sağlık çalışanları gibi özveriyle çalışmışlardır. Ancak Sağlık Bakanlığı veteriner hekimleri sağlık personeli olarak kabul etmemiş, riskli gruba dahil etmemiştir. Veteriner hekimler aşılamada öncelikle gruba alınmamıştır. Bu durum sağlık meslek grubunda bulunan veteriner hekimler için incitici olmuştur.”

Fotoğraf: İstanbul Tabip Odası

‘Daha fazla tahammülümüz kalmadı’

Bilim insanlarına da çağrı yapılan açıklamada, yanlış sağlık politikalarında ısrar edilmesinin sosyal cinayet anlamına geldiği ifade edildi:

Türk Tabipleri Birliği olarak bugün, bu saatte sağlık çalışanları olarak iktidarı uyarmak, topluma çağrıda bulunmak için “YAŞAM HAKKIMIZDAN VAZGEÇMİYORUZ! Ölümleri Durdurun!” diye haykırmak için Ankara’da Ulus Meydanı’ndayız ve Türkiye’nin bütün illerinde de Sağlık Müdürlükleri önündeyiz.

Bilim insanlarına çağrımızdır: Verilerin kamuoyu ile paylaşılmadığı, bağımsız bilimsel çalışmaların engellendiği şartlarda sınırlı sayıda da olsa eldeki mevcut verileri ile ülkenin, bölgelerin, risk gruplarının özgün durumlarının gösterilmesi gerekir. Bilim insanları yayın üretme konusunda Bakanlığın çizdiği çerçevenin dışına çıkmalıdır; TTB bilimsel sorumluluğu almaya hazırdır.

Topluma çağrımızdır: Sosyal haklarımızın korunması; temel gıda, su, ısınma, barınma, temizlik ihtiyaçlarınızın karşılanması salgınla mücadelede iktidarın görevidir. Temiz hava, güneş ve fiziksel hareketliliğinizi sağlayacak alanlar ve düzenlemeler organize etmek yine iktidarın sorumluluğundadır. Ekonomik çıkarlar için sağlığımızı hiçe atarak çalıştırıldığımız işyeri ortamlarına gitmemeyi talep etmek en doğal sağlık hakkı talebimizdir. Hareketliliği azaltıp bulaşı önlememiz için ekonomik destek, zamanında aşılanma, şeffaf bilgi edinme yurttaşlık haklarımızdır.

Uyarılarımıza rağmen yanlış sağlık politikalarında ısrar edilmesi, sosyal cinayettir. Toplumun ve sağlık çalışanlarının canını ve sağlığını riske atan vurdumduymazlığına daha fazla tahammülümüz kalmamıştır. Siyasi ve ekonomik çıkarları değil insanı önceleyin! Artık tükendik, söylenecek sözümüzü tükettik. Çığlığımızla buradayız! Bu çığlık hepimizin!”

Fotoğraf: İstanbul Tabip Odası

Sağlık çalışanlarının talepleri

Sağlık çalışanları, koronavirüs yönetimi için gerekli talepleri şöyle sıraladı:

  • Mevcut sağlık politikalarının başarısız olduğu artık kabul edilmeli; sağlığa bütüncül bakan toplum ve sağlık örgütlerinin katılımıyla dayanışma içerisinde yeni bir sağlık sistemi kurulmalıdır.
  • Pandemi ile mücadele, derhal geniş katılımlı yerel pandemi kurullarına devredilmelidir. Bu kurullara yerel yönetimler, sağlık emek ve meslek örgütleri ve toplum dahil edilmelidir.
  • Bilimsel kriterlere uygun filyasyon çalışmalarına hızla başlanıp salgının ilk kaynağına ulaşılmalı, bireyler hastalanmadan veya hastaneye gelmeden gerekli adımlar atılmalıdır.
  • Çalışanlar sosyal ve ekonomik hiçbir kayba uğratılmadan; AVM, fabrika, lokanta, atölye, şantiye gibi kalabalık ve kapalı alanlar derhal kapatılmalıdır. En az 14 gün, tercihen 28 gün zorunlu üretim alanları dışında çalışanlar hiçbir şekilde mağdur edilmeden çarklar durdurulmalıdır. Zorunlu üretim alanlarında çalışanlar için işyerine ulaşmada ve işyerlerinde fiziksel önlemler alınmalı, dönüşümlü çalışma modelleri ile çalışma ortamlarında bulunan sayısı azaltılmalıdır.

  • Uluslararası dolaşım en aza indirgenmeli ve yalnızca çok gerekli şartlarda olmalı, yurtdışı seyahatlerinde 14 gün karantina uygulanmalıdır.
  • Aşılamada hedef toplumsal bağışıklık olmalıdır. Etkili bir aşılama programı uygulanmalıdır. Aşı temini ile ilgili süreç şeffaf bir biçimde kamuoyu ile paylaşılmalı, toplumun önüne net bir aşı takvimi konulmalıdır. Mevcut durumda hızlı aşılama salgınla mücadelenin en önemli parçasıdır. Aşıda patenti ortadan kaldıracak uluslararası adımlar atılmalıdır.
  • Sağlık çalışanlarının mevcut pandeminin yükü yetmezmiş gibi iktidarın vurdumduymazlığıyla daha da tükendiği görülmelidir. COVID-19’un meslek hastalığı kabul edilmesi gibi basit bir adımın bile atılmaması halen bir ayıp olarak ortada durmaktadır. Halen atanmayı bekleyen ve KHK ile gerekçe gösterilmeden ihraç edilmiş tüm sağlık çalışanları hızla salgınla mücadelede yerlerini almalıdır. Sağlık çalışanları artık dinlenebilmelidir.

Kuşadası’nda kıyıya vuran ölü denizanaları incelemeye alındı

Aydın Kuşadası‘nda bulunan Kadınlar Plajı’nda kıyıya vuran çok sayıda denizanası gören kişi, durumu Ekosistemi Koruma ve Doğa Sevenler Derneği’ne bildirdi.

Bölgeye gelerek inceleme yapan Dernek Başkanı Bahattin Sürücü ve ekibi, mor haleli denizanalarının ölü olduğunu tespit etti. Ekipler, sahildeki tüm denizanalarını toplayarak incelenmesi için Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi’ne gönderdi.

‘Sık görülmeyen bir tür’

AA’nın aktardığına göre Sürücü, yaptığı açıklamada, denizanalarının bölgede sık görülmeyen “aequorea forskalea” türüne ait olduğunu tahmin ettiklerini belirtti.

Son yıllarda iklim değişikliğiyle farklı türlerin Kuşadası kıyılarında görülebildiğini kaydeden Sürücü, “Bu tür denizanalarına kesinlikle çıplak elle dokunulmamalı, çocukları ellememeleri konusunda ebeveynleri uyarmalıdır. Çünkü alerjisi olan kişilerde tenle teması halinde yakabilir ve canını acıtabilir. Kıyılarda yoğun görüldüğü takdirde bilgi verilmelidir” ifadelerini kullandı.

 

Kadınlar vazgeçmiyor: İstanbul Sözleşmesi bizim [Foto Galeri]

Gece yarısı yayınlanan Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan imzalı bir kararname ile İstanbul Sözleşmesi’nden çıkma kararı verilmesine tepki gösteren kadınlar İstanbul’un dört bir yanını pankartlarla kapladı.

İstanbul Sözleşmesi’ni Uygula kampanya grubu tarafından asılan afişlerde “İstanbul Sözleşmesi bizim, vazgeçmiyoruz” mesajı paylaşıldı. Farklı ilçelerde asılan afişler şu şekilde:

Okmeydanı
Esenyurt

 

Avcılar
Bağcılar Koşuyolu
Haliç Köprüsü
Beşiktaş