Ana Sayfa Blog Sayfa 1483

Fransa’da trans kadınlar, Kadın Ragbi Ligi’nde oynayabilecek

Fransa Ragbi Federasyonu (Fédération Française de Rugby – FFR), 17 Mayıs’ta yaptığı açıklamada trans kadınların gelecek sezondan itibaren ülkedeki tüm kadın ragbi liglerinde yer alabileceğini duyurdu.

Uluslararası düzeyde en üst ragbi kurumu olan Dünya Ragbi Birliği (World Rugby) geçen yıl, trans olmayan kadınların güvenliğini tehdit edeceği gerekçesiyle trans kadınların ragbi oynamamasını tavsiye etmişti. Bu karar,  LGBT+ toplulukları tarafından ağır şekilde eleştirilmiş; spor, halk sağlığı ve sosyoloji gibi alanlardan 84 akademisyen bu hamleyi kınamıştı.

FFR Başkan Yardımcısı Serge Simon aldıkları kararı açıklarken, “Ragbi, cinsiyet, inanç, köken ayrımı yapılmayacak kapsayıcı bir spor” diyerek federasyonun her tür ayrımcılığa karşı olduğunun altını çizdi:

“Hiç kimsenin özgür iradesini kısıtlamadan ragbi yapmasını sağlamak için çalışıyoruz. Her bir oyuncumuzun, diğer herkesin haklarına saygı göstererek, tutkularının peşinden koşmasına izin vermek çok önemli.”

FFR, trans kadınların ligde oynamasına yeşil ışık yakan ilk ülke federasyonu. Ancak karar, ülkelerin federasyonları açısından bağlayıcı değil.

Trans kadınların Fransa Ligi’nde forma giymesi için en az 12 aydır hormon tedavisi gördüğünü belgelemesi ve testosteron seviyesinin 5 nanomol/litreyi geçmemesi gerekiyor.

Rugby nedir?

Ragbi, iki takım arasında, oval bir topun el ve ayaklarla kontrol edilerek sayı yapılması esasına dayalı olarak oynanan takım oyunudur. Ragbi Birliği ve Ragbi Ligi olmak üzere üzere farklı kurallara ve oyuncu sayısına sahip iki türü vardır. Anavatanı Birleşik Krallık olan oyun, daha sonra sömürgelere de yayıldı. Avustralya, Yeni Zelanda, Güney Afrika, Galler, İrlanda, İskoçya ve Fiji’de çok popüler olan oyun, diğer eski İngiliz sömürgeleri ve dünya genelinde yaygın olarak oynanmıyor.

 

Rize Ziraat Odası Başkanı Nevzat Paliç: 2021 yılı yaş çay fiyatı yeterli değil

Haber: Gençağa Karafazlı-Hüseyin Altun

AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 2021 yılı yaş çay fiyatını 4 TL olarak açıklaması üzerine, üreticiler ve bazı siyasi parti temsilcilerinden bu fiyata tepki geldi.

Açıklanan fiyatın enflasyonun altında olduğu ve üreticilerin maliyetlerini karşılamadığı belirtilerek, fiyat yeterli bulunmadı.

‘Sadece özel sektör memnun’

Rize Ziraat Odası Başkanı Nevzat Paliç, fiyat açıklanırken kendilerine hiçbir devlet yetkilisinin danışmadığını, açıklanan fiyatın da sadece özel sektörü memnun ettiğini belirterek şunları söyledi:

Bu seneki fiyattan önce geçen senenin fiyatlarına bakmak istiyorum. Geçen sene tüm tarım ürünleri verilen taban fiyatın en düşüğü çaya verilmiştir. Özel sektörde çayı ÇAYKUR fiyatından alacağını, fiyatı düşürmeyeceğini açıkladı. Ama özel sektör üç gün sözünde duramadı. Çayımızın yüzde 40’ını özel sektör düşük fiyattan satın aldı.

Yani 2020 yılında tarımda en çok çay üreticisi mağdur oldu. Şimdiki verilen fiyatlar için ise biz üreticinin göz önünde bulundurarak fiyatın 4 lira 40 kuruş olmasını istedik. Geçen seneye göre yüzde 30 bir zamma tekabül ediyordu. Bu aslında gübre zammını karşılaştırırsak, çaydaki maliyeti karşılamıyor. Dolayısıyla bu bile yeterli değil.”

Paliç, bu fiyatlardan çay sanayicilerinin memnun olduğunu, ancak 210 bin çay üreticisinin memnun olmadığını kaydetti.

‘ÇAYKUR kota uygulamadı’

Paliç, ÇAYKUR’un çay politikaları için de şu açıklamaları yaptı:

ÇAYKUR kota uygulamayarak gereğini yaptı. Fakat yıllık çay üretim kapasiteleri 9 bin 200 ton. Bu kapasite dolduğu zaman günlük kontenjana geçiyor. Kontenjanı 20 kiloya indirdiği zaman üreticinin çayını bekletme imkanı yok. Depolama imkanı yok. Böyle olunca vatandaş özel sektöre mahkum oluyor.
Özel sektörün eline böyle bir fırsat geçtiği zaman fiyatı indiriyorlar. Ya da 1 yıl vadeli alıyorlar. Bu da yine fiyatın indirilmesi anlamına geliyor. Şimdi bunlar böyle yaptığı zaman fiyat indirmek istemeyen özel sektörde indirmek durumunda kalıyor. Fiyat indirmek istemeyen sanayicilere de baskı yapıyorlar.”

‘Özel sektör fiyatları düşürmesin’

Nevzat Paliç, en büyük taleplerinin özel sektörün fiyatlarını düşürmemesi olduğunu kaydederek, üreticiye sahip çıkılması gerektiğine vurgu yaptı:

Bizim en önemli talebimizde özel sektörün fiyatları düşürmemesidir. Yüzde 40’a kadar fiyatları düşürüyorlar ya da yaş çay karşılığı kuru çay veriyorlar. Onu da farklı bir fiyattan verdikleri için yine üretici mağdur oluyor. Üretici gübreyi alıyor peşin, işçi çalıştırıyor. Vatandaş bu maliyetleri nasıl karşılasın? Benim talebim hem kaliteli çay alsınlar. Bu sektörün tabanında üretici vardır. Üretici olmazsa bunların hiçbiri olmaz. Önce üreticiye sahip çıksınlar. Tüketiciye de kaliteli ürün içirilelim. Onlar da memnun olsun. Ben hiçbir ayağın mağdur olmasından yana değilim.

Kuru çaya zam yapılmasını istiyorlar. Ama yapıldığı zamanı da gördük. Yine düşük fiyattan yaş çay aldılar. Özel sektör çok fazla para kazandığı zaman üretici az kazanıyor fiyat arttıralım diyene rastlamadım. Belki apartmanlar dikerler ama üreticiye 1 kuruş fazla vermemenin hesabını yaparlar.”

Çay konseyindeki görüşmeler

Paliç, Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi başkanlığındaki çay konseyinde neler yapıldığına dair soruya da şöyle cevap verdi:

Şu ana kadar maddeleri görüştük ama bizim elimizde bu maddelerin ne olduğuna dair yazılı bir belge yok. Görüştük ama söylediklerimizi değiştirdiler mi değiştirmediler mi, Ne kadar değiştirdiler elimizde böyle bir kayıt yok. Hem içerisindeyiz hem de bizde yok. Üreticinin aleyhine olan maddelere karşı çıktık. ÇAYKUR’un borsaya mecbur bırakılmasına karşıyım. ÇAYKUR isterse borsaya girer. Paketli çay yapanlar borsaya girmeyecek. Öyle olsa baştan karşı olurdum. ÇAYKUR kendisi satmak istiyorsa kendisi satabilir. Bu kendi yetkilerinde olmalıdır.

Komisyonda üniversite hocalar, sivil toplum örgütleri var. Bizler de bu toplantılarda bilgilenmek için gidiyoruz. Sadece Rize sınırları içerisinde 135 bin tane çay ruhsatı olan üretici var. ama ÇKS’ye kayıtlı sayısı 15 bini bulamamış. Maalesef komisyonda 2 tane ziraat odası var. sanayici ise en başta çok daha fazlaydı. İtiraz ettik, önce geri çektiler ama tekrar geri geldi. Sanayiciler bizden daha fazla. Denge olması lazım.”

‘ÇAYKUR bölgenin sosyal güvencesi’

Nevzat Paliç, ÇAYKUR’un özelleşmesiyle ilgili soruya da şöyle cevap verdi:

ÇAYKUR’un özelleşmesi demek, Türk çayının ortadan kalması demektir. Çünkü en yakın komşumuz Gürcistan da çay üretiyor. Çayı da arazileri de bizden iyi. Onlardan beter oluruz. ÇAYKUR olmasa bu sektör ayakta durmaz. Özel sektörün kendi arasında bile anlaşma şansı yoktur. Üretici çayına sahip çıkmaz. Zaten tarlaya zor giriyor. Bu bölgede çaydan başka da bir ürün olmaz. ÇAYKUR’un daha güçlenmesi bu işin lokomotifi olması gerekiyor. ÇAYKUR bu bölgenin sosyal güvencesidir.”

AFP: AB sınırları tamamen aşılanan ziyaretçilere açılıyor

AFP haber ajansının kaynaklarına dayandırdığına göre, AB üye devletlerinin, koronavirüse karşı tamamen aşılanmış yolculara bloğun sınırlarının yeniden açılması konusunda anlaştıklarını söyledi.

Avrupa İlaç Kurumu onayı şart

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, geçen ayın sonunda The New York Times‘a verdiği demeçte,  Avrupa İlaç Kurumu (EMA) onaylı aşıları yaptıranların AB ülkelerine seyahatinin ve serbest dolaşımını mümkün olacağını ifade ederek “27 üye devletin tümü, EMA tarafından

EMA, şimdiye dek Pfizer /BioNTech, Moderna, Johnson & Johnson ve AstraZeneca/Oxford‘un aşıları onaylandı. Kurumun Çinli Sinovac firmasının ürettiği CoronaVac ve Rusya’nın Sputnik V aşılarına ilişkin incelemesi ise sürüyor.

AOÇ’deki yapılaşmaya yargı engeli

Mimarlar Odası Ankara Şubesi, Atatürk Orman Çiftliği’nde peyzaj projesi adı altında otopark ve düğün salonu gibi yapılaşmalara izin veren Çevre ve Şehircilik Bakanlığı kararına karşı açtığı davayı kazandı. Ankara 6. İdare Mahkemesi, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın Atatürk Orman Çiftliği Bahçekapı mevki 3406 adada peyzaj projesi onayı ve dayanağı olan plan değişikliğini iptal etti.

Mahkeme kararını değerlendiren Mimarlar Odası Ankara Şube Başkanı Tezcan Karakuş Candan şunları söyledi:

“Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın 31.05.2018 tarih ve 97552 sayılı oluru ile onaylanan 1/5000 ve 1/1000 ölçekli koruma amaçlı uygulama imar planlarına ilişkin dava konusu işlemler iptal edildi. Kararın tebliğinin 19 Mayıs arifesinde gelmesi, mücadelemizin bitmeyeceğinin göstergesidir. Bilirkişiler, ‘Atatürk Orman Çiftliği alanlarının en ufak parçasının dahi beton olmaması gerekmektedir. Atatürk Orman Çiftliği, taşıdığı simgesellikten ve temsil ettiği Cumhuriyet kimliğinden kopartarak ele alınamaz. Mahkeme de bilirkişi raporunu esas alarak plan değişikliklerini iptal etti. Bu karar ile rekreasyon ve peyzaj projesi aldatmacısı ile Atatürk Orman Çiftliğine düğün salonu vb yapılmasına, AOÇ’nin yollarla bölünmesine ve AOÇ’ye beton dökülmesine dur denildi.

‘Yapılmak istenen işlemler hukuka uygun değil’

Candan, mahkemenin karara ilişkin gerekçesinde ‘Bilirkişi’ raporuna dikkat çektiğini belirtti:

“Bilirkişi raporu taraflara tebliğ edilmiş olup, davalı idareler tarafından rapora yapılan itirazlar, raporu kusurlandırıcı görülmemiş, rapor hükme esas alınabilecek nitelikte bulunmuştur. Buna göre, Ankara I Nolu Kültür Varlıkları Koruma Bölge Kurulu‘nun 20.02.2020 tarih ve 7278 sayılı Kararı ile bu kararın dayanağı olan Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın 31.05.2018 tarih ve 97552 sayılı Oluru ile onaylanan 1/5000 ve 1/1000 ölçekli koruma amaçlı uygulama imar planlarının, şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına, imar mevzuatına ve kamu yararına uygun olmadığı anlaşıldığından, dava konusu işlemlerde hukuka uyarlık bulunmamaktadır. Atatürk Orman Çiftliği’ne yönelik yapılacak tüm iş ve işlemlerde, Atatürk’ün şartlı bağışı vasiyeti ve onun temsil ettiği değeri göz ardı ederek tahrip edenlere yönelik mücadelemiz devam edecek.”

DİSK-AR, TÜİK istatistiklerini yalanladı: Gerçek işsizlik 10 milyona dayanmış durumda

DİSK Araştırma Merkezi (DİSK-AR) Türkiye İstatistik Kurumu‘nun (TÜİK) geçtiğimiz gün yayınladığı işsizlik istatistiklerinin ardından kendi verilerini açıkladı.

Açıklamada “TÜİK’in açıkladığı dar tanımlı işsizlik işten çıkarma yasağı sebebiyle gerçeği yansıtmaktan uzaktır. Gerçek işsizlik 10 milyona dayanmış durumda” ifadeleri kullanıldı.

TÜİK verileri ne söylüyor?

TÜİK tarafından açıklanan verilerde 2021 yılının ilk çeyreğinde mevsim etkisinden arındırılmış dar tanımlı işsizlik oranı yüzde 12,9 olarak açıklanmıştı. Atıl iş gücünün ise yüzde 27,8 olduğu belirtilmişti.

TÜİK, 2020 1. çeyrekte 4 milyon 28 bin olan mevsim etkisinden arındırılmış dar tanımlı işsiz sayısını 2021 1. çeyrekte 90 binlik bir artışla 4 milyon 118 bin olarak açıkladı.

‘İşten çıkarma yasağı hesaba katılmıyor’

DİSK-AR tarafından yapılan açıklamada ise “Yaptığımız hesaplamaya göre ise 2020 birinci çeyrekte 7 milyon 362 bin olan geniş tanımlı işsiz sayısı 2021 birinci çeyrekte 2 milyon 531 bin artışla 9 milyon 893 bin olarak gerçekleşti” denildi.

Açıklamada “TÜİK’in açıkladığı dar tanımlı işsizlik işten çıkarma yasağı sebebiyle gerçeği yansıtmaktan uzaktır. Gerçek işsizlik 10 milyona dayanmış durumda” ifadeleri kullanıldı. Raporda öne çıkan başlıklar ise şu şekilde:

  • Covid-19 salgınının işgücü piyasalarında yarattığı tahribattan gençler daha fazla etkileniyor.
  • Türkiye genç işsizliğinde dünyada ön sıralarda.
  • Türkiye Ne Eğitimde Ne İstihdamda Olan (NEET) gençlerde OECD ve AB ülkeleri içinde ilk sırada.
  • Gerçek işsiz sayısı bir yılda 2,5 milyon kişi arttı.
  • Covid-19’un yarattığı işsizlikten kadınlar daha fazla etkileniyor.

TEMA Vakfı’ndan A. Nihat Gökyiğit Biyolojik Çeşitlilik Projesi

TEMA Vakfı, Türkiye’nin biyolojik çeşitliliğinin tanınması ve korunmasına katkı sağlamak için Ali Nihat Gökyiğit Biyolojik Çeşitlilik Projesi‘ni başlattıklarını duyurdu.

Vakıf, #FarkındaMıyız sorusunu sorarak biyolojik çeşitlilik kavramının Türkiye’de bilinirliğinin artmasını amaçlıyor.

‘Biyolojik çeşitlilik hızla azalıyor’

Konuyla ilgili açıklamalarda bulunan TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Ataç, biyolojik çeşitliliğin öneminin yeterince bilinmediğini kaydederken, bu çeşitliliğin hızla yok olduğunu ve dünyadaki türlerin yüzde 25’inin neslinin tehlike altında olduğuna dikkat çekti.

A. Nihat Gökyiğit Biyolojik Çeşitlilik Projesi’yle biyolojik çeşitliliğin tanınması, farkındalığın artması ve korunmasına katkı sağlamayı amaçladıklarını kaydeden Ataç, açıklamalarını şöyle sürdürdü:

Türkiye bir kıta olmamakla birlikte bir kıtada bulunacak sayıda tür çeşitliliğine sahiptir. Tüm Avrupa kıtasında 12 bin 500 farklı tohumlu bitki türü varken, Türkiye’de bu sayı 10 bin 900’dür. Ülkemizde mantarlar ve mikroorganizmalar hariç bilinen 37 binden fazla tür bulunmaktadır. Sahip olduğumuz bitki türlerinin %38’i, hayvan türlerinin ise %18’i endemik, yani sadece ülkemizde bulunan türlerdir.

Bununla beraber bin 284 bitki türü ile 139 hayvan türünün nesli tehlike altındadır ve bilinen türlerden 11’i tamamen yok olmuştur. Her bir yok oluş doğanın sağlığının bozulmasına sebep olmakta, bu da azalan insan refahı ve sağlığı anlamına gelmektedir. Sağlığımızın ve gıdamızın teminatı olan biyolojik çeşitliliği korumak, gelecek nesillere en önemli miraslarımızdan biri olacaktır.

TEMA Vakfı olarak biz de Kurucu Onursal Başkanlarımızdan Sayın A. Nihat Gökyiğit’in biyolojik çeşitlilik konusuna verdiği önem sebebiyle kendisinin adını verdiğimiz yepyeni projemizin çalışmalarına başladığımızı duyurmanın mutluluğu içerisindeyiz. Projemizle, ülkemizin biyolojik çeşitliliğinin tanınması, önemi konusunda farkındalığın artması ve korunmasına katkı sağlamayı hedefliyoruz.”

‘Dünyada 1 milyon türün nesli tehlike altında’

Ataç, dünyada da durumun Türkiye’den farksız olduğunu kaydederek, şöyle devam etti:

Ne yazık ki insanlık doğada yaptığı tahribatlarla, neden olduğu iklim değişikliğiyle, yaptığı aşırı yararlanma ve avlanma ile, kasıtlı olarak veya farketmeden gelişine neden olduğu işgalci türler ile biyolojik çeşitliliği yok etmektedir.

Bugün insanlar gezegenin %75’ini kullanmakta ve kullandığı alanların yapısını değiştirmektedir. Orman tahribatı, mera ve otlakların tarım alanlarına dönüştürülmesi, madencilik, su ve hava kirliliği, kentleşme, erozyon, sulak alanların kurutulması, tarım arazilerinde aşırı gübre ve zehirli tarım kimyasalları nedeniyle sebep olunan arazi tahribatı; biyolojik çeşitliliği yok eden nedenlerin başında gelmektedir.

1970 yılından günümüze memelilerde, kuşlarda, balıklarda, çift yaşamlılarda ve sürüngenlerde azalış %68’e ulaşmıştır. Dünya’da 1 milyon türün nesli tehlike altındadır ve insanlığın neden olduğu yok oluş geçmiş yılların bin katı olmuştur. Ne yazık ki böyle giderse gelecekte de bugünkü yok oluşun 10 katına çıkacaktır.”

Biyolojik çeşitliliğin insan yaşamındaki önemi

TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı, biyolojik çeşitliliğin insan yaşamında ne kadar önemli bir yere sahip olduğunu da hatırlattı:

Doğada dengeyi sağlayan canlıları ve canlı çeşitliliğini korumak, varoluşumuzu ve sağlığımızı da korumak anlamına geliyor. Gıdalarımızın %35’i başta arılar olmak üzere doğada tozlaşma sağlayan canlılara bağlıdır. Aynı şekilde kullandığımız antibiyotiklerin kaynağı toprak mikroorganizmalarıdır. Yine bugün en yaygın kullanılan 150 ilacın %57’si doğadan gelmekte, gelmeye de devam etmektedir. Bakteri, virüs ve parazitlerin neden olduğu salgınlara karşı kullanılan ilaçların %75’i doğa kaynaklıdır.

1981-2010 yıllarında onaylanan antibiyotiklerin %75’inin (104 antibiyotiğin 74’ü) kökeni doğadaki canlılardır. Kanser ilaçlarının %70’i doğa kaynaklı veya doğadan esinlenerek üretilmiştir.”

Aşıların yüzde 60’ı sadece üç ülkede yapıldı

AFP tarafından yapılan hesaplamalara göre 210 ülke içerisinde bugüne kadar 1 milyar 500 milyon 17 bin 337’den fazla bir doz koronavirüs (Covid-19) aşısı yapıldı.

Ancak bu dozların yaklaşık beşte üçü yalnızca üç ülkeye ait. 421 milyon 900 bin ile Çin, 274 milyon 400 bin ile Amerika Birleşik Devleri (ABD) ve 184 milyon 400 bin ile Hindistan.

The Guardian’da yer alan habere göre İsrail’de her 10 kişiden altısı tamamen aşılandı. Avrupalıların ise yüzde 32’si en az bir doz aldı. 11 ülkede ise henüz hiç aşılama yapılmadı.

Dünyadaki tek kullanımlık plastik atıkların yüzde 55’inden sadece 20 şirket sorumlu

Yeni yapılan bir araştırma çevre felaketine yol açan dünyadaki tek kullanımlık plastik atıkların yarısından fazlasından yalnızca 20 şirketin sorumlu olduğunu ortaya koydu.

Kapsamlı analizlere göre plastik atık ambalajlarının yüzde 55’inden sorumlu olan işletmeler arasında hem devletlere ait hem de çok uluslu şirketler. Bazıları ise petrol ve doğalgaz ile kimya şirketlerinden oluşuyor.

Avustralya merkezli Minderoo Vakfı’nın hazırladığı The Plastic Waste Makers analiziyle ilk kez yüz maskelerinden plastik poşetlere ve şişelere kadar bir kez kullanılabilen ve sonrasında yakılan, çöp sahalarına terk edilen veya okyanusları kirleten polimerlerin sorumlularına işaret edildi.

ExxonMobil birinci sırada

Sonuçlara göre petrol devi ExxonMobil dünyadaki en büyük tek kullanımlık plastik atık kaynağı. Şirket her yıl küresel atık dağına 5.9 milyon ton katkıda bulunuyor.

Dünyanın en büyük kimya şirketi olan ABD merkezli Dow, yıllık 5.5 milyon ton plastik atık üretirken, Çin’in petrol ve doğal gaz kuruluşu Sinopec 5.3 milyon ton atığa sebep oldu.

Fotoğraf: Shutterstock

Kim finanse ediyor?

Şirketlerin 11’i Asya’da, dördü Avrupa’da, üçü Kuzey Amerika’da, biri Latin Amerika’da ve biri Orta Doğu’da bulunuyor. Plastik üretimi, Barclays, HSBC, Bank of America, Citigroup ve JPMorgan Chase başta olmak üzere önde gelen bankalar tarafından finanse ediliyor.

Analize göre, en büyük 20 küresel şirketin muazzam plastik atık ayak izi, 2019’da atılan 130 milyon metrik ton tek kullanımlık plastiğin yarısından fazlasını oluşturuyor.

Tek kullanımlık plastikler, neredeyse tamamen fosil yakıtlardan üretiliyor. Bu da iklim krizini tetikliyor ve geri dönüşümü en zor maddeler oldukları için küresel atık dağları oluşturuyorlar.  Her yıl dünya çapında tek kullanımlık plastiğin yalnızca yüzde 10 ile yüzde 15’i geri dönüştürülüyor.

‘Gelişmekte olan ülkeler için tehlike’

Raporun yazarları, “Bir çevresel felaket çağırıyor: Ortaya çıkan tek kullanımlık plastik atığın çoğu, zayıf atık yönetim sistemlerine sahip gelişmekte olan ülkelerde kirlilik olarak sonuçlanacak” dedi.

Rapor, dünya çapında plastik endüstrisinin onlarca yıldır minimum düzenleme ve sınırlı şeffaflıkla faaliyet göstermesine izin verildiğini “Bu şirketler, tek kullanımlık plastik krizinin kaynağı. Petrol, gaz ve kömür hammaddelerinden yeni ‘işlenmemiş’ polimerler üretmeleri, plastik ekonomisinin at-yap-atma dinamiğini sürdürüyor” sözleriyle anlatıyor.

Plastik atık krizi her yıl büyüyor. Önümüzdeki beş yıl içinde, tek kullanımlık plastikler için işlenmemiş polimer üretme küresel kapasitesi yüzde 30’dan fazla büyüyebilir. 2050 yılına kadar plastiğin sera gazı emisyonlarının yüzde 5-10’unu oluşturması bekleniyor.

İllere göre haftalık vaka yoğunluğu haritası açıklandı

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, illerdeki 100 bin nüfusa karşılık gelen bir haftalık toplam vaka sayısını gösteren insidans haritasını yayımladı.

Bakan Koca, koronavirüs vaka sayılarında düşüş hızının azaldığını, ancak vaka sayılarının düşüş eğiliminin devam ettiğini kaydetti.

Vakaların en çok azaldığı iller

8-14 Mayıs tarihlerini kapsayan haritada, vaka sayının en çok azaldığı iller Kastamonu, Tekirdağ, İstanbul, Bayburt ve Zonguldak oldu.

Haritaya göre, Erzurum, İstanbul, Ağrı, Rize ve Bilecik 100 bin kişide en çok vakanın görüldüğü iller arasında yer aldı.

100 bin kişideki vaka sayısı Erzurum’da 192,28, İstanbul’da 184,78, Ağrı’da 182,84, Rize’de 167,27 ve Bilecik’te 156,37 oldu.

En az koronavirüs vakası görülen iller

100 bin kişide en az koronavirüs vakası Şırnak, Adana, Hatay, Osmaniye ve Maraş illerinde görüldü.

Vaka sayısı her 100 bin kişide, Şırnak’ta 26,96, Adana’da 28,69, Hatay’da 32,54, Osmaniye’de 35,91 ve Kahramanmaraş’ta 43,06 olarak açıklandı.

Ayrıca, koronavirüs vaka sayısı her 100 bin kişide İstanbul’da 184,78 Ankara’da 152,63 ve İzmir’de 93,86 olduğu bilgisi paylaşıldı.

Türkiye’de şu ana kadar toplam 5 milyon 139 bin 485 koronavirüs vaka sayısı tespit edildi. Virüs kaynaklı ağır hasta sayısı 2 bin 232 olurken, bugüne kadar virüs sebebiyle 45 bin 186 kişi hayatını kaybetti.

Rapor: Her yıl 4,5 milyon hektarlık ormanlık alan yasa dışı yollarla yok ediliyor

Amerika Birleşik Devletleri‘ndeki (ABD) doğayı koruma örgütü Forest Trends, yağmur ormanlarında meydana gelen tahribatla ilgili bir rapor yayımladı.

Rapor, her yıl çikolata, sığır eti, soya ve palmiye yağı üretimi için yaklaşık 4,5 milyon hektarlık ormanlık arazinin yasa dışı yollarla yok edildiğini ortaya koydu.

Ormansızlaştırma, en çok Brezilya ve Endonezya‘da meydana geliyor. Bu ülkeleri Bolivya, Kolombiya, Meksika ve Malezya izliyor.

Forest Trends tarafından hazırlanan rapor, 2013-2019 yıllarında yok olan ormanların yüzde 70’inin yasa dışı yollarla yok edildiğini ortaya koydu.

‘Ormansızlaştırılma derhal durdurulmalı’

Raporun yazarlarından Arthur Blundell, konuyla ilgili şu açıklamalarda bulundu:

Yasa dışı ormansızlaştırmayı derhal durdurmazsak insanlığın karşı karşıya olduğu üç krizi – iklim değişikliği, biyoçeşitliliğin kaybı ve yeni oluşan pandemileri – yenme şansımız da olmayacak.”

‘Yasal düzenleme getirilmeli’

Yasa dışı ormansızlaştırmaların başlıca sebepleri arasında Endonezya’daki palmiye yağı üretimi, Brezilya’daki soya ekimiyle büyükbaş hayvancılık olduğu belirtiliyor.

Honduras ve Batı Afrika‘da kakao ve Arjantin‘de mısır üretimi de yasa dışı ormansızlaştırmaların başlıca sebepleri arasında gösteriliyor.

ABD, Avrupa Birliği (AB) ve Birleşik Krallık‘taki çevre aktivistleri, bu arazilerde üretilen ürünlerin market raflarından kaldırılmasını sağlayacak yasal düzenlemelerin gelmesi gerektiğini savunuyor.

Bolsonaro’nun olumsuz etkileri

Rapor, Bolsonaro‘nun devlet başkanlığına geldiği 2019 yılından beri Brezilya’da yapılan tıraşlamanın yüzde 95’inin yasa dışı gerçekleştiğini söylüyor.

Amazonlar’daki sömürüyü de savunan Bolsonaro, tarım arazilerinin açılmasını teşvik eden ve çevre kurumlarını zayıflatan siyasi iklim oluşturmakla suçlanıyor.