Ana Sayfa Blog Sayfa 1433

NATO ilk kez iklim değişikliğiyle mücadeleyi gündemine aldı

Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO), geçen pazartesi Brüksel‘de gerçekleştirdiği zirve toplantısında üye ülkelerin personel güvenliğini veya operasyonlarının etkinliğini etkilemeyecek şekilde “askeri faaliyetlerden kaynaklanan sera gazı emisyonlarını önemli ölçüde azaltma” sözü verdi.

Zirve sonrası yapılan açıklamada, NATO’nun emisyonlarını azaltmak üzere gerçekçi iddialı ve somut hedefler geliştirmeyi ve 2050 yılına kadar net olarak sıfır emisyon ulaşmanın fizibilitesini değerlendirmeyi gündemine aldığı belirtildi. Açıklamada iklim değişikliği “zamanımızın belirleyici zorluklarından biri” olarak tanımlandı.

NATO, iklim değişikliğinin dünya güvenliğini nasıl etkileyeceğini anlama ve bunlara uyum sağlama konusunda önde gelen bir uluslararası güç olmak istiyor.

Orduların yaydığı sera gazı miktarı kamuoyuna açık değil

30 Avrupa ve Kuzey Amerika ülkesi arasındaki siyasi ve askeri ittifak olan  NATO’ya bağlı ordular,  dünyanın dört bir yanındaki birlikleriyle, zırhlı araçlar ve uçaklar gibi ekipmanı yoğun olarak kullanıyor.

Avrupa Parlamentosu‘nun bazı üyeleri tarafından bu yılın başlarında hazırlanan bir rapor, orduların genellikle sera gazı emisyonlarını kamuoyuna açık şekilde raporlamaktan muaf oldukları için, çevresel etkilerinin ne kadar büyük olduğunu doğru şekilde ölçmenin zor olabileceğine işaret etmişti.

BBC‘nin aktardığına göre, 2019’da yayınlanan bir araştırma, ABD ordusu bir ülke olsaydı, yalnızca yakıt kullanımında dünyanın en büyük 47’nci ülke olacağını göstermişti. Ancak bu yalnızca ABD’ye özgü bir sorun değil.

‘Savunma sektörü fosil yakıtların en büyük tüketicisi’

Uluslararası İklim ve Güvenlik Askeri Konseyi (IMCCS) son yıllık raporunda, savunma sektörünün dünyadaki fosil yakıtların en büyük tüketicisi olmaya devam ettiğini söylüyor.

Kıdemli askeri liderlerden oluşan ayrı bir grup olan Konsey, 2021 yıllık raporunda, savaş gemileri gibi askeri teçhizatın uzun ömürlü olmasının, savunma sektörünün gelecek yıllarda da fosil yakıtlara bel bağlaması anlamına geldiğini kaydederek şu ifadeleri kullandı:

“Teknolojideki ilerlemelerle, kara, deniz ve havadaki askeri araçlar için karbon nötr yakıtların ve sevk sistemlerinin araştırılması ve geliştirilmesine büyük yatırımlar yaparak şimdi başlamamızın zorunlu olmasının nedeni de budur. Bunun havacılık gibi sivil sektörler için de faydaları bulunmaktadır.”

NATO’dan dün (pazartesi) yapılan açıklamada, “Müttefiklerin askeri faaliyetlerden ve tesislerden kaynaklanan sera gazı emisyonlarını ölçmelerine yardımcı olacak bir haritalama metodolojisinin” geliştirileceği  ve örgütün ülkelere bu emisyonları azaltmak için “gönüllü hedefler” belirlemesine yardımcı olabileceği kaydedildi.

Reuters de bazı NATO müttefiklerinin güneş enerjisi gibi enerji kaynaklarını kullanarak silahlı kuvvetlerini daha yeşil hale getirmeye çalıştıklarına dikkat çekti.

İklim değişikliği NATO bileşenleri de zorluyor

İklim değişikliği, genellikle insani yardım gerektiren ve kitlesel yer değiştirmeye neden olabilen sıcak hava dalgaları, sel ve kuraklık gibi aşırı hava olaylarındaki artışa neden oluyor.

Uzmanlar, iklim değişikliğinden kaynaklanan çevresel değişikliklerin aynı zamanda “tehdit çarpanları” olarak da hareket edebileceğini söylüyor. Buna göre, kaynak kıtlığı mevcut gerilimleri yoğunlaştırıyor veya bölgesel istikrarsızlığa ve çatışmalara yol açıyor.

BM Mülteci Ajansı, hava olaylarının zaten yılda ortalama 20 milyon insanı yerinden ettiğini söylüyor.

Askeri uzmanlar ise ekstrem hava olaylarının, NATO üyelerinin yurtdışındaki askeri personelinin refahını veya operasyonlarının ve teçhizatının bütünlüğünü de riske atabileceği değerlendirmeleri yapıyor.

NATO’dan yapılan açıklamada da, “İklim değişikliği dayanıklılığımızı ve sivil hazırlığımızı test ediyor, planlamamızı ve askeri tesislerimizin ve kritik altyapımızın dayanıklılığını etkiliyor. Bunlar, operasyonlarımız için daha sert koşullar yaratabilir” denildi.

Stoltenberg faktörü

Daha önce Norveç‘te Çevre Bakanı olan ve iklim değişikliği konusunda BM özel elçisi olarak görev yapan şimdiki NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, çevre/ekoloji alanlarını ön plana almasıyla tanınıyor. Stoltenberg’in bir süredir NATO’yu da iklim değişikliğine öncelik vermeye zorladığı belirtiliyor.

Genel Sekreter, eylül ayındaki bir makalesinde şunları yazmıştı:

“Gezegen ısındıkça havamız daha vahşi, daha sıcak, daha rüzgarlı ve daha yağışlı hale geliyor, toplulukları baskı altına alıyor, çünkü gıda, tatlı su ve enerji kaynakları tehdit ediliyor.  Bugün bunu, iklim değişikliğinin göçü tetiklediği Afrika‘nın Sahel bölgesinde, buzların eridiği, jeopolitik gerilimlerin arttığı Kuzey Kutbu‘nda veya burada, rekor kıran sel ve orman yangınlarının her yıl arttığı Avrupa’da görebiliyoruz.”

ABD’de iklim krizi etkisi: Sıcaklıklar bu hafta 49 derecenin üzerine çıkacak

ABD Ulusal Hava Servisi (NWS), ülkenin batısındaki 48 milyondan fazla insanı bu hafta yaşanacak olan aşırı sıcaklar hakkında uyardı. Açıklamaya göre aşırı sıcaklık, güney ve orta Kaliforniya, Nevada ve Arizona ile birlikte Utah‘ın çoğunda hissedilecek.

Nevada ve Arizona‘da eyalet çapında sıcaklık rekorlarının kırılacağını öngören Ulusal Hava Servisi, bazı bölgelerde sıcaklıkların 49 derecenin üzerine çıkacağını bildirdi.

‘Alışılmadık sıcaklıklar’

NWS’den meteorolog Julie Malingowski, “Bu tür sıcaklıklar Haziran ayı için alışılmadık” ifadelerini kullanarak, batı ABD’yi tarihsel olarak etkileyen sıcak hava dalgalarının çoğunun Temmuz ve Ağustos aylarında meydana geldiğini ekledi.

Bununla birlikte, NWS İklim Tahmin Merkezi, sıcaklıkların yaz boyunca normalden daha yüksek olmaya devam edeceğini belirtti.

Fotoğraf: Shutterstock

Yangın tehlikesi

Diğer taraftan, ABD’nin güneybatısını etkisine alan sıcak hava dalgası, zaten bir kuraklık felaketinin pençesinde olan bölgede orman yangını endişelerini artırdı.

Ulusal İtfaiye Merkezi altı eyalette yangın çıkma tehlikesine karşı uyarı yayınladı. Saatte 65 kilometreye varan hızla esen rüzgarları olası bir kıvılcımı taşıyarak büyük yangınlara neden olabileceğine dikkat çekildi.

‘Sıcakta daha hızlı yayılıyor’

Malingowski, “Bir kuraklığın ortasındayız ve bitki örtüsü zaten stres altında. Yangınların sıcak ve kuru havalarda daha kolay başladığını ve daha hızlı yayıldığını biliyoruz” dedi.

California’da geçen yıl çıkan orman yangınları nedeniyle binlerce kişi tahliye edilmiş ve toplamda 4,2 milyon dönümden fazla bir alan yanmıştı.

Elektrik şebekesinde arıza olabilir

California eyaleti sıcak havanın elektrik şebekesinde arızaya yol açabileceğini belirterek, halkı imümkün olduğunda tasarruf etmeye teşvik etti.

California Bağımsız Sistem Operatörü (ISO) tarafından yapılan açıklamadai  “Şu anda herhangi bir kesinti veya başka bir elektrik kesintisi beklenmese de, ISO, talebi azaltmak ve ek enerjiye erişmek için bir dizi önlem alabilir” dedi.

NTV’nin aktardığına göre Vali Gavin Newsom, 24 Mayıs’ta Sacramento’da California Orman ve Yangından Korunma Dairesi Başkanı ile yaptığı görüşmede, orman yangınları ile mücadele edebilmek için 2 milyar dolarlık rekor bir bütçeye ve yangınlarla mücadele için uçak filosunun genişletilmesine ihtiyaç duyduklarını söyledi.

Mega kuraklık

Amerikan medyasında yer alan haberlerde ise geçen yıl tarihindeki en büyük orman yangınlarına maruz kalan California’da, su rezervlerinin olması gerekenden yüzde 50 daha düşük olduğuna, bu durumun orman yangını mevsiminin en kötü döneminde hidroelektrik santrallerinin kapanmasına yol açabileceğine değinildi.

 

Hastanelerde uzun aşı kuyrukları oluştu

Türkiye’de koronavirüs aşısı uygulamasının SGK’lı tüm işçi ve memurlara açılmasıyla birlikte bugün hastanelerde uzun aşı kuyrukları oluştu.

SGK kayıtlı tüm çalışanlar ile 40 yaş ve üzeri vatandaşlar koronavirüs aşısı olmak için birçok ilde hastanelerin yolunu tuttu.

Aşılamada son durum

Sağlık Bakanlığı’nın paylaştığı verilere göre 15 Haziran salı günü saat 13.27 itibariyle 35 milyon 65 bin 14 doz aşı uygulandı.

Birinci doz uygulanan kişi sayısı 21 milyon 202 bin 545 oldu. İki dozu da tamamlayan kişi sayısı ise 13 milyon 862 bin 469.

İstanbul’da aşı sırası

İstanbul’da Bayrampaşa Devlet Hastanesi‘ne gelenlerin girdiği aşı kuyruğu hastane dışına taştı. Bahçede uzun kuyruklar oluşturan vatandaşlardan sırası gelenler içeriye alınarak, aşı oldu.

Aşı olan Orhan Katırcı, DHA’ya yaptığı açıklamada “Memnunuz. Özel sektör çalışanıyım. Sıra bekledim. Kalabalık olduğu için 20 kişilik gruplar halinde içeriye alıyorlar. Yoğunluk var. Mesafe kuralına uyulmadı. İnsanımız yükleniyor, mesafe bırakmıyor. Aşımı oldum, işime gideceğim” ifadelerini kullandı.

Fotoğraf: DHA

Kalabalık nedeniyle aşı yaptırmaktan vazgeçen Suat Aksoy ise “Aşı olmadım. Aşı olmaya gelmiştim, bu kalabalığa girmek istemedim. Çok talep var, yoğunluk var. Biraz zaman geçsin, müsait bir zamanda gelip aşı olacağım” açıklamasını yaptı.

Bodrum’da yoğunluk gece de devam etti

Aşılama programına 40 yaş ve üzeri vatandaşlarla farklı meslek grupları dahil olunca, sırası gelenler Bodrum Devlet Hastanesi‘nde yoğunluğa neden oldu.

Uluslararası İstanbul Vegfest 2021 3-4 Temmuz’da çevrimiçi

Türkiye’de veganlık bilincinin geliştirilmesi için çalışmalarını sürdüren Vegan Derneği Türkiye (TVD), 3-4 Temmuz’da video konferans uygulaması Zoom üzerinden Uluslararası İstanbul Vegfest’i düzenliyor.

Covid-19 önlemleri sebebiyle bu yıl bir kez daha internet üzerinden ücretsiz gerçekleştirilecek olan Uluslararası İstanbul Vegfest 2021, festival ile özdeşleşmiş olan #YaşamaŞansVer sloganı ile veganizmi anlamak ve hayvan hakları mücadelesine katkıda bulunmak isteyen herkese bir kez daha kapılarını açıyor.

Kimler düzenliyor?

Bu yıl dördüncüsü düzenlenen festival; Türkiye’den Yunuslara Özgürlük Platformu, VEGvorous, Burak Özgüner Hayvan Hakları Çalışma Merkezi (BurHak), YTÜ Vegan ve Vejetaryen Topluluğu, Vegan Kortej, Hayvanlara Adalet Derneği (HAD), Hayvan Hakları İzleme Komitesi (HAKİM) ve Hayvan Hakları ve Etiği Derneği’nin paydaşlığında gerçekleştirilecek.

Yurtdışından da ilk kez  Animal Rebellion, PETA, Rights for AR Advocates (RARA), Plant-Based Health Professionals ve Sorumlu Tıp Doktorları Komitesi (PCRM) organizasyonda yer alacak. Sponsorlar ise  V-Label ve VegFund.

İki günlük festival

İki gün boyunca Türkiye’den ve dünyadan ilham veren pek çok ismi internet üzerinden ağırlayacak olan festivalde tüm oturumlar profesyonel tercümanlar aracılığıyla eşzamanlı olarak Türkçe ve İngilizce’ye çevrilecek.

Oturumlar arasında paylaşılacak anketler aracılığıyla izleyiciler geribildirim yapabilecek ve oturum sonunda konuşmacılara soru sorabilecek.

Veganizm felsefesini geniş kitlelere ulaştırarak toplumsal adalet çemberini genişletmeyi hedefleyen festival, Türkiye ve dünya çapından vegan aktivistleri, yönetmenleri, tıp doktorlarını, sanatçıları, akademisyenleri, hukukçuları ve sporcuları bir araya getirerek etkili çalışmaları, örnekleri ve deneyim paylaşımlarını yaygınlaştırma imkanı sunuyor.

Kimler katılıyor?

Festivale katılacak yabancı isimler arasında “Etin Cinsel Politikası: Feminist Vejetaryen Eleştirel Kuram” gibi çığır açan pek çok kitaba imza atan feminist vegan aktivist, yazar Carol J. Adams, Netflix’te halen gösterimde olan “Seaspiracy: Denizlerdeki Komplo” gibi ses getiren belgesellerin yapımcısı aktivist ve yazar Kip Andersen ve Hayvan Kurtuluşu Cephesi’nden (ALF) Ronnie Lee ve Roger Yates gibi ilk kez Türkiye’deki bir festivalde izleyiciyle buluşacak isimler dikkat çekiyor.

Hem iklim hem de hayvanlar için adaleti savunan Animal Rebellion’dan James Özden, hayvan özgürleşmesi hareketinde sosyal medya örgütlenmelerini inceleyen gazeteci, teknik yazar ve dijital medya uzmanı Christopher Sebastian, her beden ve her yaşta sağlık mottosuyla bitkisel beslenmeye odaklanan pediatrist Dr. Yami Cazorla-Lancaster, PETA’nın türcülük karşıtı çalışmalarını Doğu Avrupa’da sürdüren Petya Petrova ve Sorumlu Tıp Doktorları Komitesi’nden (PCRM) bitkisel beslenmenin sağlığa faydaları konusunda dünya çapında örnek gösterilen çalışmalar yapan Dr. Hana Kahleova ile uzman diyetisyen Susan Levin de programda yer alıyor.

Türcülük karşıtı mücadele

Türkiye’den katılacak konuşmacılar da çok geniş bir yelpazede türcülük karşıtı mücadeleyi büyütmeyi amaçlayan oturum formatları ve konu başlıklarıyla festivalin temelini oluşturuyor.

İklim akvizminin önemli isimlerinden yazar, akademisyen, gazeteci ve Açık Radyo’nun kurucusu Ömer Madra, veganlık ve sağlık arasındaki ilişkiye dair ürettiği ilgi çekici bilimsel içerikleriyle tanınan göğüs hastalıkları uzmanı Dr. Suat Erus, bitkisel beslenmenin fiziksel ve ruhsal sağlığa faydalarını her fırsatta dile getiren Prof. Dr. Hakan Şentürk ve hak temelli adalet mücadelelerinde bütüncül bir yaklaşımı benimseyen Vegan Kortej’den Arzum Kalfa, yarım saatlik oturumlarla festivalde yer alacak.

Yemek atölyeleri

Hande Semercioğlu ve Nihan Semercioğlu “Dünyayı Yedik”, Anıl Ercan da “Vegan Tariflerim” yemek atölyeleriyle pratik, lezzetli ve uygun fiyatlı vegan mutfaktan örneklerle izleyicilerle buluşurken, Aslı Alpar, Bengisu Akyürek ve Arel Talu da söyleşi ve atölye formatında aktivizmi resmetmeyi konuşacak. Panel oturumlarında izleyicilerle buluşacak konuşmacılar ise şöyle:

  • Hak Mücadelelerinde Türcülüğün Yansımaları: Emre Özfetiş ve Sezen Kutup
  • Vegan Sporcular / Etik ve Beslenme: Ahmet Yeşil, Meryem Polat Güratan ve Rojda Sezer
  • Veganizm, Hayvan Özgürlüğü ve Marksizm: Doğukan Dere, Gizem Haspolat ve Pınar Kayışoğlu
  • Çocuk Edebiyatı ve Filmlerinde Türcülük: Sara Adakan ve Tuba Büdüş
  • Hayvan Hakları Hukuku / Sömürüsüz Düzeni Savunmak: Barış Karlı, Elçin Aybek ve Tuğçe Berber
  • Türcü Tarih Yazımı / Şehrin ve Çeviri Bağlamında Dilin İnşası: Doç. Dr. Ayten Alkan, Arş. Gör. Dr. Fulya Marmara, Aleyna Doğan
  • Sosyal Medyada Vegan Aktivizm: Melike Dirikoç, Melih Kosif ve Elif Taştekne
  • Üniversite Vegan Toplulukları / Sorunlar, Çözümler ve Aktivizm: Hatice Akça (YTÜ VVT), Serenay Sabırlı (İEÜ Yaşam Kolektif) ve Zeynep Çakıcı (Hacettepe Vegan)

Vegan Çiftlik ve 73 inek ile vegan organik tarım

Yakın zamanda son filminin yapım aşamasında Rooney Mara ve Joaquin Phoenix gibi vegan oyuncular ile çalışan yönetmen Alex Lockwood, bütçesiz çektiği BAFTA ödüllü 73 İnek (73 Cows) belgeseliyle festivalin söyleşi ve film gösterimi kısmında yer alacak.

Vicdanıyla savaşı sonunda yıllardır yaptığı hayvancılığı geride bırakıp vegan organik tarıma yönelen belgeselin ana karakterleri Jay ve Katja Wilde da söyleşiye katılarak deneyimlerini aktaracak.

Film gösteriminden hemen önce, İzmir-Foça’da vegan ve ekolojik prensiplerle işletilmeye başlanan Vegan Çiftlik’in ve insan sömürüsünden kurtarılmış olan tavuk, horoz, kaz, hindi ve bıldırcın gibi kuşların bilinmeyen öykülerini Elif Telciler ve Yusuf Ünay anlatacak.

Caz molası ve blues eşliğinde masal dinletisi

Yoğun festival programının öğle molalarında müzisyen ve solist Rana Bulut canlı caz performansıyla, vegan aktivist Onur Tekşen ile yazar Öykü Tekşen de müzikli masal dinletisiyle festivali zenginleştirecek.

3 ve 4 Temmuz’da 10.00- 22.00 saatleri arasında internetten gün boyu ücretsiz izlenebilecek festivalin katılımcıları ve detaylı program akışı festival web sitesi https://vegfest.istanbul adresinde.

 

Thodex’in kurucusunun da kaçmadan önce bakanlığa çağrıldığı iddia edildi

Organize suç örgütü lideri Sedat Peker‘in açıklamalarıyla yeniden gündeme gelen Thodex vurgununda yeni bir iddia ortaya atıldı. Thodex’in reklamlarında yer alan ‘shiftdelete.net’ internet sitesinin kurucusu Hakkı Alkan, Thodex kurucusu Faruk Fatih Özer‘in yurtdışına kaçmasına ilişkin açıklamalar yaptı.

Bir yıl önce kendisine firma için reklam teklifi geldiğini anlatan Alkan, Thodex vurgunundan ve Özer’in kaçmasından önce bir bakanlıktan kendisine ‘sinyal’ geldiğini söyledi. Alkan, “Sinyal üzerine bakanlıktan Thodex’in kurucusu hakkında iletişim bilgisi talebinde bulundular bana. Tanışıklığım zaten yok. Bilgileri buldum, teslim ettim. Ondan sonra toplantıya çağırdılar. O hafta ne olduysa kaçtı gitti” dedi.

400 bin kişiyi dolandırmıştı

Sedat Peker, SBK Holding Yönetim Yönetim Kurulu Başkanı Sezgin Baran Korkmaz‘ın İçişleri Bakanlığı’na çağrıldıktan bir gün sonra yurtdışına çıktığını öne sürmüş, Thodex için de benzer iddialarda bulunmuştu. Her iki isim hakkında da şu anda tutuklama kararı bulunuyor. Ayrıca 132 bin 222 kişiyi dolandırıp, topladığı 1 milyar 139 milyon lirayla kaçan  Çiftlik Bank CEO’su Mehmet Aydın olayında da üst düzey isimler gündeme gelmişti.

Türkiye’nin ‘en büyük üçüncü kripto para borsası’ olarak bilinen Thodex’in sahibi Faruk Fatih Özer, siteyi kapatıp 20 Nisan 2021’de yurt dışına kaçmıştı. Yaklaşık 400 bin yatırımcının 2 ila 10 milyar dolar arasında olduğu belirtilen parası dolandırılmıştı.

Sağlıklı araziler için restorasyon çalışmaları şart

Birleşmiş Milletler tarafından her sene 17 Haziran’da kutlanan Dünya Çölleşme ve Kuraklıkla Mücadele Günü’nde bu yıl tahrip olmuş arazileri eski sağlığına kavuşturacak restorasyon çalışmalarına odaklanılıyor.

Bu önemli günde, arazi restorasyon çalışmalarının, sadece çölleşme ile mücadele açısından değil, insanlığın maruz kaldığı en büyük sorunlar olan iklim değişikliğinin azaltılması ve biyolojik çeşitlilik kaybının önlenmesi açısından önemi vurgulanıyor.

Konuyla ilgili görüşlerini paylaşan TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Ataç, restorasyon çalışmaları olmaksızın 2030 yılı Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’ne ulaşılamayacağını ve insanlığın daha büyük sorunlarla karşı karşıya kalacağını ifade etti.

‘Çölleşme dünya nüfusunun üçte birini etkiliyor’

Çölleşmenin iklim değişikliği, erozyon, toprak bozulumu, biyolojik çeşitlilik kaybı ve tarım arazilerinin tahribatı gibi birçok konu ile doğrudan ilişkili olduğunu belirten Ataç şunları söyledi:

Çölleşme, bugün dünya nüfusunun üçte birinin yaşadığı, dünya karasal alanının yüzde 42’sini, tarım alanlarının yüzde 44’ünü ve dünya hayvancılık stoğunun yüzde 50’sini barındıran kurak bölgelerde, arazi tahribatı anlamına geliyor. Biyolojik çeşitlilik kaybına yol açan arazi tahribatı aynı şekilde iklim değişikliği, küresel ısınma gibi birçok büyük sorunun da en önemli nedenlerinden biridir. Dünyada her 1 dakikada 3.5 futbol sahası orman yok ediliyor, her yıl 12 milyon hektar tarım arazisi bozuluma uğruyor. Aynı şekilde tarım arazilerinin yüzde 23’ü ise verimliliğini kaybetmiş durumdadır.

‘Hedefe ulaşmak mümkün görünmüyor’

Bugünkü üretim ve tüketim anlayışıyla 2030 yılında Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’ne ulaşmak mümkün görünmediğini belirten Ataç, “Bugün insanların tüketimini karşılamak için 1.6 büyüklüğünde bir dünyanın gerekmesi bunun en açık örneğidir. Yaşanan arazi tahribatı, deniz ve kara ekosistemleri dahil tüm ekosistemleri etkiliyor” dedi.

Ataç, “Dünyamız küresel ısınma, biyolojik çeşitlilik kaybı, gezegendeki azot ve fosfor döngüsünde sürdürülebilirlik eşiklerini çoktan geçmiş durumdadır. Gelecekte kuraklık, su sıkıntısı ve gıda krizi ile yüzyüze kalmamak için bugün vakit kaybetmeden arazi tahribatının önlenmesi ve ekosistem restorasyonu çalışmalarının başlatılmasının büyük önemi bulunuyor” ifadelerini kullandı.

‘Yasal düzenlemelere ihtiyaç var’

Türkiye’nin yaklaşık yüzde 80’inin orta ve yüksek derecede çölleşme riski taşıdığını söyleyen Ataç “Ülkemizde kentleşme, alt yapı yatırımları vb. nedenlerle 3.5 milyon hektar tarım toprağı yok olmuş durumda. Kalan tarım topraklarının yüzde 39’u ve mera alanlarının yüzde 54’ü ise erozyon tehlikesi altında. Ne yazık ki yasalarımızda, doğanın sağladığı ekosistem kayıpları dikkate alınmadan, tek yanlı verilen kamu yararı kararlarıyla, tarım topraklarının, ormanların ve meraların çeşitli amaçlar için tahsisine olanak sağlanıyor. Arazi tahribatının yasalarda karşılığının olmadığı gibi, tam tersine arazi bozulumunu kolaylaştıran düzenlemeler mevcut” diyerek acil olarak arazi tahribatını engellemek için yasal düzenlemelere ihtiyaç bulunduğunu belirtti.

Toprağa olan borcumuzu ödemek için her bir bireye, özel sektöre, kamuya ve STK’lara büyük sorumluluklar düştüğünü de ifade eden Deniz Ataç, restorasyon çalışmalarında harcanacak her bir yatırımın 30 kat getirisi olacağını söylerken, bozulan ekosistemleri sağlığına kavuşturmanın çocuklarımızın ve gelecek kuşakların hakkını korumak olduğunun da altını çizdi.

CHP’li Gökhan Zeybek: Sazlıdere’de kurulan şantiye alanının Kanal İstanbul ile ilgisi yok

CHP İstanbul Milletvekili Gökhan Zeybek, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan‘ın “26 Haziran’da temellerini atacağız” dediği Kanal İstanbul projesi için Sazlıdere’de kurulduğu iddia edilen şantiye alanına ilişkin açıklama yaptı.

Yeşil Gazete’ye konuşan Zeybek söz konusu inşaatın Kanal İstanbul ile alakası olmadığını ve “Kuzey Marmara Otoyolu’na ait bir bağlantı yolu için yapılacak köprünün temeli” olduğunu ifade etti.

‘İSKİ’nin engellemesi söz konusu değil’

Köprünün tırların yarattığı ulaşım yükünü azaltmak için üçüncü ile ikinci köprü arasında yapılacağını dile getiren Zeybek, “Çatalca Nakkaş’tan başlayıp Başakşehir’de bitmesi planlanan yol için yapılıyor” dedi.

Arazinin İSKİ’ye ait olduğunu da belirten CHP’li vekil, “Orada İSKİ’nin Sazlıdere barajı var. Sağında ve solundaki arazide de İSKİ güvenlik elemanları barajın güvenliğini sağlıyor. İSKİ bir devlet kurumu ve bu inşaatı engellemesi söz konusu olamaz” bilgisini paylaştı.

‘Algılarla yönetilen bir ülkeyiz’

Kanal İstanbul projesinin yapılma ihtimali olmadığını dile getiren Zeybek, “’Kanal İstanbul’a başladık’ demek için Sazlıdere’deki köprünün yüksekliğini gemilerin geçiş yüksekliğinde tutmaya çalışacaklar. Zaten arazi de buna uygun” dedi.

Temel atma töreni diyerek de bu köprü inşaatını göstermeye kalkacaklarını ifade eden Zeybek, “Algılarla yönetilen bir ülkedeyiz” yorumunu yaptı.

Şantiye alanında da incelemede bulunduklarını belirten CHP’li Zeybek, “Jandarma ile görüştük. Onlar da nazik bir dille bize durumu anlattılar” ifadelerini kullandı.

Bilim Akademisi uyarmış: Marmara’daki ölümcül bozulma, bilimi ve aklı gözardı etmenin vahim sonucu

Bilim Akademisi‘nin Şubat 2020’de yayınlanan Kanal İstanbul Raporu, Marmara Denizi’ndeki müsilaj (deniz salyası) kirlenmesi hakkında uyarılarda bulunulduğunu ortaya koydu. Raporda, “Marmara’da görülen ölümcül bozulma bilimi, aklı ve kanıtları göz ardı etmenin vahim sonuçlarının en iyi göstergesi; yanlış politikaların sonuçları hakkında doğanın verebileceği en açık mesajdır” ifadeleri yer aldı.

Su ekosisteminin ölümüne neden olabilir

“Karadan gelen besin maddelerinin artması, plankton ve alglerin aşırı çoğalması ve sudaki çözülmüş oksijenin azalmasıdır; su ekosisteminin ölümüne neden olabilir” uyarısının yer aldığı raporda şu saptamalar yer alıyor:

“Denize verilen evsel ve endüstriyel atıklar, atıkların farklı arıtım seviyeleri, dip tarama malzemelerinin derin kesimlere aktarılması, yoğun gemi trafiği, aşırı avcılık, yeni kıyı dolgu alanlarının yaratılması gibi etkenler, su kolonu ve deniz tabanı ekosistemlerinde hasarlar oluşturmuştur.

‘Bu projeler basit ÇED mantığıyla yapılamaz’

Üst tabakadaki üretimden kaynaklanan döküntüler alt sulara çökerek orada oksijen tüketimine neden olmaktadır. Canlılardan kaynaklanan tüketimi dengeleyebilecek tek oksijen kaynağı atmosfer olmasına rağmen, üst tabakada yoğun biyolojik tüketim ve her iki tabaka arasındaki keskin yoğunluk farklarının karışımı sınırlaması sonucunda, oksijen yüzeyden alt tabakaya girememektedir. Bu durumda derin suları besleyen tek oksijen kaynağı, Çanakkale Boğazı’ndan Marmara Denizi’ne ulaşan alt tabaka akımıdır. Dip sulardaki oksijen dengesi son yıllardaki tüketimdeki artışla bozularak oksijenin giderek azalmasına ve hatta derin çukurlarda yok olmasına yol açmıştır.

Bölgesel ölçekteki etkiler, mutlaka aynı ölçekte uzun dönemli bütünsel gözlem ve analizleri gerçekleştirebilecek iklim ve denizbilim araştırmaları ile ortaya konulmalıdır. Bu araştırmalar yapılmadan basit ÇED mantığıyla bölgesel büyük etkilere sahip projelerin yapımına karar verilmemelidir. ÇED raporunda da zaten bu etkilere hiç değinilmemiştir.”

 

Erdoğan ve Biden’ın ilk yüz yüze görüşmesi: Ermeni Soykırımı konusu gündeme gelmedi

Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, ABD Başkanı Joe Biden ile göreve gelmesinin ardından ilk yüz yüze görüşmesini dün gerçekleştirdi.

Brüksel’de NATO Zirvesi kapsamında gerçekleşen görüşmede Erdoğan, Biden’ın Ermeni Soykırımı ifadelerini de gündeme getireceği söylemişti.

Ancak Erdoğan, görüşmede soykırım kelimesinin gündeme gelip gelmediği sorusuna “Hamdolsun hiç gündeme gelmedi” dedi.

‘İşbirliğimizi artıracağız’

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 90 dakika süren görüşmenin ardından bir açıklama yaptı.

Erdoğan’ın görüşmeyle ilgili açıklaması şöyle:

Önümüzdeki dönemde işbirliğimizi artıracağız, çözülemeyecek hiçbir mesele olmadığını, tam tersi işbirliği alanlarının daha zengin bir görünüm sergilediğini düşünüyoruz”

Ermeni Soykırımı konusu

Erdoğan, Brüksel’e gitmeden önce havalimanında yaptığı basın toplantısında Biden’ın Ermeni Soykırımı ifadelerini gündeme getireceğini söylemiş ve “Bu yaklaşım bizi ciddi manada üzmüştür. Bunu gündeme getirmeden geçmemiz doğru değildir. Türkiye rastgele bir ülke değildir” demişti.

Fakat, bu konunun konuşulup konuşulmadığı sorusuna Erdoğan, “Hamdolsun hiç gündeme gelmedi” dedi.

‘Pozitif bir görüşme oldu’

Biden da görüşmenin ardından bir basın toplantısı gerçekleştirdi ve görüşmenin pozitif ve verimli geçtiğini ifade etti:

Erdoğan’la görüştüm. Pozitif bir görüşme oldu. Detaylı bir görüşme yaptık. Ülkelerimiz büyük gündemlere sahip. Ekiplerimiz tartışmaları sürdürecek. Eminim ki Türkiye-ABD olarak anlamlı bir çalışma yürüteceğiz”

‘Şu an itibariyle bir mutabakat söz konusu’

Erdoğan, Afganistan konusuyla ilgili de şu açıklamayı yaptı:

Afganistan konusundaki düşüncelerimizi net olarak Biden’a ifade ettik. Türkiye olarak eğer Afganistan’dan çıkmamız istenmiyorsa, özellikle belirli bir desteğin verilmesi isteniyorsa diplomatik mali konularda ABD’nin vereceği destek önem arz ediyor. Taliban gerçeğini kenara koymak mümkün değil. Bir diğer konu yine Afganistan’da biz Pakistan’ı da Macaristan’ı da yanımıza alma düşüncemizi kendilerine söyledik. Şu an itibariyle bir mutabakat söz konusu. Bir sıkıntı söz konusu değil.”

Biden ise, bugün bir gazetecinin kendisine yönelttiği Cumhurbaşkanı Erdoğan ile dünkü görüşmenizde Türkiye’nin Afganistan’daki varlığı hakkında mutabakata vardınız mı? Bu konuyu görüştünüz mü?” sorusuna “Uzun görüşmelerimiz oldu. Toplantımız hakkında iyi şeyler hissediyorum” şeklinde cevap verdi.

Fosil yakıtların enerji tüketimindeki payı 10 yılda neredeyse hiç azalmadı

Yayınlanan bir rapor iklim değişikliği ile mücadele için gösterilen küresel çabalara ve yenilenebilir enerji yatırımlarında görülen hızlı artışa karşın fosil yakıtların enerji tüketimindeki payının 10 yılda neredeyse hiç değişmediğini ortaya koydu.

Uluslararası yenilenebilir enerji araştırma ve politika belirleme grubu REN21’in yayınladığı 2021 yılı Küresel Yenilenebilir Enerji Durumu Raporu’na göre nihai enerji tüketiminde fosil yakıtların payı 2009’da yüzde 80,3 iken, 2019’da yalnızca yüzde 80,2’ye gerileyebildi.

Yenilenebilir enerji kaynaklarının payı ise 2009’daki yüzde 8,7 seviyesinden 2019’da yüzde 11,2’ye çıkabildi.

Fosil yakıtlara destek altı kat daha fazla

Yeşil Ekonomi’nin aktardığı raporda son 10 yıldaki eğilime benzer şekilde 2020’de de dünya hükümetlerinin fosil yakıtları desteklemeye devam ettiğine dikkat çekildi.

Raporda göre Çin, Japonya ve Güney Kore gibi ülkelerin net sıfır hedefleri belirlemesine ve yeşil ekonomik toparlanma fonu duyurularına karşın, dünya hükümetleri Covid-19 döneminde fosil yakıtlar için yenilenebilir enerjiye sağladıklarından altı kat daha fazla fon sağladı.

Fotoğraf: Shutterstock

Rapor hakkında değerlendirmede bulunan REN 21’in Yetkili Müdürü Rana Adib “Hükümetler sadece yenilenebilir enerjileri desteklemekle kalmamalı; aynı zamanda fosil yakıt kapasitesini de hızla kullanımdan çıkarmalıdır. Gelişmeyi hızlandırmanın iyi bir yolu da yenilenebilir enerjinin her bir ekonomik aktivite, bütçe ve kamu alımı için temel bir performans göstergesi olarak kabul edilmesidir. Böylece, her bir bakanlığın yenilenebilir enerjiye geçiş için kısa ve uzun vadeli hedef ve planlarıyla birlikte fosil yakıtlarını sonlandırmak için net tarihleri de bulunmalıdır dedi.

Türkiye’de durum

Raporda Türkiye hakkında paylaşılan bilgilere göre geçtiğimiz yıl rüzgar enerjisi gücünün 1,2 GW artıran Türkiye böylelikle bu alanda kurulu gücünü en fazla artıran ilk 10 ülke arasında girdi ve dokuzuncu oldu.

Bununla birlikte Türkiye hidroelektrikte 2,5 GW’lık yeni kapasite devreye alarak bu alanda geçtiğimiz yıl ikinci olurken, jeotermalde ise 99 MW devreye alarak ilk sırada yer aldı.

Türkiye termal güneş enerjisi pazarında Çin’den sonraki konumunu sürdürdü ve 1,35 GWt yeni kapasite ile 2020 itibarıyla küresel termal güneş enerjisi kapasitesinin yüzde 4’lük bölümünü oluşturdu.

Jeotermalde ikinci sırada

Jeotermal ısıtmanın doğrudan kullanımında Çin’den sonra ikinci sırada yer alan Türkiye, bu alanda İzlanda ve Japonya’dan ileride oldu.

Türkiye 50 GW’a ulaşan yenilenebilir enerji gücü ile 2020 sonu itibarıyla bu alanda 12’inci sırada yer alırken, kişi başı yenilenebilir enerji güç ortalamasının 0,2 MW olması nedeni ile bu alandaki sıralamada 38’inci sırada yer aldı.