Ana Sayfa Blog Sayfa 1432

Son 24 saatte 1 milyon 240 binin üzerinde aşı yapıldı

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, son 24 saat içinde 1 milyon 240 bin 311 doz koronavirüs aşısı yapıldığını duyurdu.

Paylaşımında  “24 saat içinde bu kadar doz aşı, randevu alıp aşı olan bu kadar insan. Önümüzdeki günler için güven. Sağlık çalışanlarımız için tatlı bir yorgunluk” ifadelerini kullandı. 

Kaç aşı yapıldı?

Sağlık Bakanlığı tarafından paylaşılan verilere göre 13 Ocak tarihinden bu yana toplamda 35 milyon 888 bin 180 doz aşı yapıldı.

İlk dozu uygulayan kişi sayısı 21 milyon 952 bin 757 olurken, ikinci dozu da alan kişi sayısı 13 milyon 935 bin 423 olarak kaydedildi. Türkiye’de Sinovac-CoronaVac ve Pfizer-BioNTech aşıları uygulanıyor.

Uzun aşı kuyrukları

Önceliklendirme sırasına göre yapılan aşı randevusu hakkı en son 40 yaş üstü vatandaşlar için daha sonra da SGK’ya kayıtlı tüm vatandaşlar için açılmıştı. Hastanelerde uzun kuyruklar oluşmuştu.

Dünya Sağlık Örgütü tarafından paylaşılan verilere göre dünya genelinde toplamda 2 milyar 310 milyon 82 bin 345 doz koronavirüs aşısı uygulandı.

Macaristan Parlamentosu’ndan LGBTİ+ karşıtı tasarıya onay

Macaristan parlamentosu, okullarda eşcinsellik ve cinsiyet değişikliğini ‘teşvik ettiği’ düşünülen içeriklerin yasaklanması için sunulan yasa tasarısını onayladı. Aşırı sağcı Başbakan Victor Orban‘ın partisi Fidesz tarafından sunulan tasarı kapsamında, 18 yaş altı bireylerin eğitim gördüğü okullarda ve televizyon yayınlarında eşcinselliği ‘tasvir eden’ içerikler kaldırılacak.

Okullarda eşcinsellik ya da cinsiyet değiştirme ameliyatı ile ilgili bilgi ve eğitim verilmemesini isteyen Macaristan yönetimi, LGBT+ ile ilgili tüm bilgilerin okullardan uzaklaştırılmasını talep etti.

Gelecek yılki seçimlere hazırlanan Orban, özellikle göçmenler ve eşcinsellere yönelik tutumuyla Macaristan içerisinde ayrışmaya sebep olmuştu. Orban’ın partisi Fidesz, torba yasanın içine okullarda LGBT eğitiminin yasaklanmasının yanı sıra pedofiliye de çok sert cezalar getirmişti. Pedofili cezası da aynı torba yasada olduğu için muhalefet LGBT önerisini de onaylamak zorunda kaldı.

Macaristan’da eşcinsel evlilik resmi olarak tanınmıyor ve sadece heteroseksüel çiftler çocuk evlat edinebiliyor.

Tasarıyı aşırı sağcı Başbakan Orban’ın partisi Fidezs vermişti.

Harry Potter’a +18 kısıtlaması

RTL Klub isimli televizyon kanalı,  Bridget Jones’un Günlüğü, Harry Potter ve Billy Elliot gibi popüler filmlerin de sadece gece geç saatlerde ‘artı 18’ sınıflandırmasıyla gösterilebileceğini aktardı. Hıristiyan-muhafazakar eğilimli iktidar partisi Fidesz’in sunduğu tasarı, insan hakları kuruluşları ve muhalefet partilerinden sert eleştirileri beraberinde getirdi.

LGBTİ+’lar hedef alınıyor

Yasanın LGBTİ+ bireyleri hedef aldığını söyleyen Avrupa Parlamentosu‘nun Macaristan raportörü Gwendoline Delbos-Corfield, “Çocuk korumasının, LGBTİ+’ları hedef almak için bahane olarak kullanılması, tüm çocuklara zarar veriyor” dedi. Fidesz, bu tasarının çocuk istismarcılığının ‘önüne geçilmesi için’ hazırlandığını ileri sürmüştü.

Parlamentoda yapılan oylama öncesinde, Macaristan’da binlerce kişi tasarıyı protesto etti. Başkent Budapeşte’de bir araya gelen göstericiler, parlamento binasına yürüdü.

The Hatter isimli LGBTİ+ hakları kuruluşu tarafından yayınlanan açık mektupta, “Politikacılar, çocukların hayatını feda ediyor” ifadelerine yer verildi. “LGBTİ+ bireyleri, Macar toplumunda görünmez kılmaya çalışıyorlar” diyen İnsan Hakları İzleme Örgütü‘nden Lydia Gall da hakların ihlal edildiğini söyledi.

Muhalefet partisi Momentum ise, tasarıyla beraber LGBTİ+ bireylerin tehlikeye atıldığını kaydetti.

Kadın Dayanışma Vakfı, pandemi döneminde dijital şiddete yönelik başvuruların arttığını açıkladı

Kadın Dayanışma Vakfı, kadın danışma merkezine başvuru yapan kadınların erkek şiddetiyle mücadele süreçlerindeki deneyimleri, pandeminin kadınlara etkileri ve Covid-19 sürecinin kadına yönelik şiddetle mücadele mekanizmalarında yarattığı aksaklıklara dair tespitlerinden ve verilerden oluşan “Patriyarkanın Duvarları Karşısında Kadınların Erkek Şiddeti ile Mücadelesi: Ocak 2020 – Aralık 2020 Kadın Danışma Merkezi Deneyimimiz” isimli raporu açıkladı.

Raporda, dijital şiddete yönelik başvuruların pandemi sürecinde önceki yıllara kıyasla daha arttığı vurgulandı.

216 kadın başvuru yaptı

Raporda yer alan bilgilere göre, 2020 yılında 216 kadın şiddete maruz bırakıldığı için vakfın kadın danışma merkezine başvuru yaptı. Başvuru yapan kadınların yüzde 89’u psikolojik şiddete, yüzde 61’i de fiziksel şiddete maruz bırakıldığını, psikolojik şiddete maruz bırakılan 120 kadının aynı zamanda fiziksel şiddete de maruz bırakıldığını söylediği ifade edildi.

Raporda, başvuruda bulunan kadınların yüzde 47’sinin ekonomik şiddete, yüzde 28’inin cinsel şiddete, yüzde 15’inin de dijital şiddete maruz bırakıldığı kaydedildi.

‘İdari kurumların özensiz davranışları görünür hale geldi’

Raporda öne çıkan sonuçlardan biri de, kadınların şiddet gördükleri kişilerden uzaklaşmalarının salgınla ilgili önlemler öne sürülerek engellenmesi.

Rapora göre, şiddetle mücadele mekanizmalarında, özellikle idari kurumların baştan savma tutumları pandemi ile daha görünür hale geldi:

Raporda vurgulandığı üzere, kadınların pandemi sürecinde karşılaştıkları bir diğer sorun da halihazırda devam eden mahkeme süreçlerinin ertelenmesinin getirdiği endişe. Duruşmaların ertelenmesi ve hukuki süreçlerin belirsizleşmesi nedeniyle Vakıf kadın danışma merkezine hukuki destek talebinde bulunan çok sayıda kadın olduğu belirtiliyor. Bazı kadınlar salgından dolayı bizatihi mahkemeye gitmeye çekinerek ücretli avukat edinmek mecburiyetinde kalırken, sağlıklı bilgi edinemediklerini söyleyerek destek talep edenler de yoğunlukta.

Adli sürecin askıya alınıp belirsizleşmesi kadınların şiddetle hukuki anlamda mücadelelerini ertelemelerine neden oluyor ve tüm bu belirsizlik hali kadınları şiddete açık hale getiriyor.
Diğer yandan raporda, pandemi döneminde 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkındaki Kanunda değişiklik yapılmasının, birçok kadını kendisine şiddet uygulayan kişinin de bu değişiklikten yararlanabileceği konusunda endişelendirdiği vurgulanıyor. Bilindiği üzere, yasa değişikliği eşe karşı işlenen suçları içermese de eski eş ve partner söz konusu olduğunda yani şiddet uygulayanla kadın arasında akrabalık durumu olmadığında failler tahliye edilmişti. Kadınların, eski eşlerinin bu yasa değişikliği ile tahliye edilip edilmeyeceğini
öğrenmek için kendilerine ulaştığını söyleyen Kadın Dayanışma Vakfı, raporunda her ne kadar bu değişiklik kadına yönelik şiddet suçlarını kapsamıyor dense de şiddet uygulayan erkeklerin de tahliye edildiğini, bu tahliyeden kadınların haberdar edilmediğini belirtiyor.
Pandemi nedeniyle özellikle sığınağa gitmeye çekinme/korkma da kadın danışma merkezine başvuru yapan kadınlarda sık karşılaşılan durumlardan. Raporda, kadınların başvuruda bulundukları kolluk birimlerinde “şikâyetten vazgeç, evine git veya arkadaşına git, sığınaklar kapalı, sığınaklar daha kötü”” ifadeleriyle başvurudan vazgeçirilmeye çalışıldığı vurgulanıyor.
Halihazırda şiddetle mücadele mekanizmalarında, özellikle idari kurumların özensiz, baştan savma tutumlarının pandemi ile daha görünür hale geldiği görülüyor.”

Şiddetin failleri tanıdık

Kadın Dayanışma Vakfı, kadın danışma merkezine başvuran kadınların yüzde 54’üne şiddet uygulayan faillerin evli olduğu erkekler olduğunu açıkladı. 13 kadın eskiden evli olduğu erkek tarafından, 19 kadın sosyal çevrelerinden tanıdıkları erkekler tarafından, 20 kadın ailedeki erkekler tarafından 15 kadın tanımadıkları erkekler tarafından, 18 kadın ise sevgili olduğu ya da eskiden sevgili olduğu erkek tarafından şiddete maruz bırakıldığını açıkladı.

Başvuru dönemlerindeki farklılıklar

Rapora göre, pandeminin ilan edildiği mart ve nisan aylarında kadın danışma merkezine kadınlardan gelen başvurular ile normalleşmenin başladığı dönemde ve yeniden kısıtlılıkların getirildiği dönemde alınan başvurular arasında hem içerik hem de sayısal olarak ciddi farklılıklar var:

Kısıtlılıkların olduğu dönemlerde psikolojik şiddete maruz kaldıkları için başvuranlar ve bir yakını adına başvuruda bulunanlar öne çıkıyor. Kadınların yakınları adına başvuruda bulunma sayılarının artmasının nedeni, eve kapanma, kamu kurumlarının çalışmalarının sınırlandırılması, duruşmaların ertelenmesi gibi sebeplerle birçok kadının evden uzaklaşmaya, yasal süreçlere başvurmaya dair yaşadığı çekinceler ve belirsizlikler.

Psikolojik şiddet başvurularındaki artışın nedeni ise geleceğe dair belirsizliğin arttığı bu dönemde kadınların daha yoğun psikolojik şiddete maruz kalması.

Raporda, kısıtlamaların kalktığı dönemlerde fiziksel şiddetle mücadele ve boşanma talepleri içeren başvuruların ön plana çıkması, kadınların kısıtlılık sürecinde şiddetle mücadele mekanizmalarına başvurmayı bir süre ertelemek zorunda kaldıklarının bir kanıtı olarak görülebilir deniyor.”

Üniversiteli kadınların başvuruları arttı

Raporda, pandemi sürecinde üniversiteli kadınların kadın danışma merkezine başvurularında artış yaşandığı, ailelerinden farklı şehirlerde eğitimlerine devam eden, üniversitelerin ve yurtların kapatılması nedeniyle ailelerinin yanına dönen genç kadınların aile fertleri tarafından şiddete maruz kaldıkları ya da ev içinde şiddete maruz kalan kardeşleri, anneleri adına kadın danışma merkezine başvuruda bulundukları belirtiliyor.

Ayrıca, yine pandemi döneminde kadınların kürtaja ve jinekoloğa erişmekte zorlandıkları, kadınların ekonomik destek taleplerinin yoğunlaştığı kaydedildi.

Mülteci kadınların durumu

Mülteci kadınların deneyimlerine de yer verilen rapora göre, mülteci kadınlar bu süreçte daha da görünmez hale geldi:

Kamunun neredeyse tüm sosyal desteğini askıya aldığı bu süreçte mülteci kadınlar daha da görünmez hale geldi. Pandemi süreci ile ilgili bilgilendirilmediler.

Şiddetle mücadele mekanizmalarına başvurduklarında yaşadıkları olumsuz deneyimleri kadın danışma merkezi ile paylaşan kadınların aktardığı örnekler oldukça dikkat çekici: komşusu tarafından evi basılarak darp edildiğini aktaran bir kadın şikayetçi olmak için gittiği karakolda “git sağlık raporu al, sağlık
raporu olmadan şikayetçi olamazsın” denilerek şikayeti kayda geçirilmeden geri gönderiliyor.

Bu süreçte tercüman sağlanmadığı için sağlık raporu ile ne kastedildiğini de tam olarak anlayamayan kadın, bir başka karakola başvuruda bulunuyor ancak burada da ‘İkametgahının olduğu karakola gideceksin, biz yetkili değiliz’ denilerek geri çevriliyor.”

Kobane Davası’nın üçüncü duruşmasında dört tahliye

Bugün Ankara 22. Ağır Ceza Mahkemesi’nde başlayan aralarında HDP eski Eş Genel Başkanları Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş, Akademisyen Beyza Üstün ve Cihan Erdal’ın da bulunduğu 28’i tutuklu 108 kişinin yargılandığı Kobane Davası’nın üçüncü duruşmasının ikinci oturumunda Ayhan Bilgen, Berfin Özgü Köse, Can Memiş ve Cihan Erdal’ın yurt dışına çıkış yasağı ve adli kontrol şartı ile tahliyesine karar verildi.

Kobane Davası’nın üçüncü duruşmasının üçüncü oturumu yarın da devam edecek.

Üç isim mazeret dilekçesi gönderdi

Mezopotamya Ajansı’nın aktardığına göre, Sincan Cezaevi Kampüsü Salonu‘nda görülen duruşmaya, HDP milletvekillerinin yanı sıra yöneticiler ve çok sayıda kişi katılırken, duruşmanın görüldüğü cezaevi kampüsü yine polis ablukası altındaydı.

Duruşmaya HDP eski Eş Genel Başkanları Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi eski Eşbaşkanı Gültan Kışanak, Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) eski Eş Genel Başkanı Emine Ayna, HDP Radyo Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) üyesi Ali Ürküt, HDP Dış İlişkiler Komisyonu üyesi Nazmi Gür, yerine kayyum atanan Kars Belediyesi Eş Başkanı Ayhan Bilgen, HDP eski milletvekili Gülser Yıldırım, HDP eski Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyeleri Zeynep Ölbeci, Cihan Erdal, Can Memiş, Meryem Adıbelli, tutuklu bulundukları cezaevlerinden katıldı.

Tutuksuz yargılanan İmralı Heyeti üyesi Sırrı Süreyya Önder, İstanbul’dan Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile duruşmaya bağlanırken, tutuksuz yargılanan Ahmet Türk, Gülfer Akkaya ve Altan Tan mazeret dilekçesi göndererek duruşmaya katılmadı.

Kürt siyasetçi Ayla Akat Ata, Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) eski Eş Genel Başkanı Sebahat Tuncel, HDP eski Sözcüsü Günay Kubilay, eski milletvekili Emine Beyza Üstün, İbrahim Binici, HDP yeni dönem MYK üyesi Alp Altınörs, HDP eski saymanı Zeki Çelik, HDP eski MYK üyeleri Pervin Oduncu, Ayşe Yağcı, Bircan Yorulmaz, Berfin Özgül Köse, Meryem Adıbelli, Bülent Parmaksız, İsmail Şengül, Dilek Yağlı ve Sibel Akdeniz de duruşma salonunda hazır bulundu.

Ali Ürküt ek süre istedi

Kimlik tespitinin ardından duruşma, HDP’nin tutuklu RTÜK üyesi Ali Ürküt’ün savunmasıyla başladı.

Ürküt, çok kapsamlı olan Kobane dosyasına ilişkin kısa sürede savunma hazırlamanın mümkün olmadığını, pandemi nedeniyle avukatlarıyla görüşmelerinin de kısıtlı olduğunu dile getirdi ve ek süre talebinde bulundu.

Mahkeme başkanının diğer siyasetçilerin savunmasına geçmek istemesi üzerine avukatlar, usule yönelik itirazda bulunacaklarını söyledi.

Ürküt’ün avukatı Cihan Aydın, “Ali Ürküt hakkında hazırlanan iddianamenin çok trajik komik yanları var. 2011’den başlanarak alınan bazı ANF haberleri var. Anlaşıldığı üzere bu iddianame Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından değil, ANF tarafından hazırlanmış durumda” ifadelerini kullandı.

‘Bir yargılamanın olduğunu düşünmüyoruz’

Cihan Aydın, iddianamede Ürküt’ün DBP PM üyesi olduğunun yazılı olduğu ama bugün HDP MYK’nın attığı bir tweetten dolayı bir suçlama olduğunu ifade etti:

Savcılığın araştırma gereği duymadan sadece ANF çıktıları üzerinden dosyayı hazırladığının altını bir kez daha çizen Aydın, “2021’e kadar bu iddialar neden beklendi, bunu biz biliyoruz. İkincisi altı yıl boyunca devam eden sözde soruşturma boyunca etkinlikler gerçekleşti mi gerçekleşmedi mi? Yetkililer tarafından herhangi bir suç ihbarı var mı? Yok mu? Bunların hiçbiri savcı tarafından araştırılmamış. İşin kolaylığına kaçarak, bu iddianame yığınını önümüze koydu. Ali Ürküt’ün DBP PM üyesi olduğunu yazmışlar ama bugün HDP MYK’nın attığı bir tweetten dolayı bir suçlama var. Bunları konuşmak istiyoruz. Her defasında bizi susturarak bunları engellemeyin. Bu salonda bir yargılamanın olduğunu düşünmüyoruz. Tıpkı bu iddianamenin kimler tarafından hazırlandığını bildiğimiz gibi.”

‘Nasıl bir illiyet bağı var?’

Aydın, “2011 yılında atılan tweetlerle 2014’te yaşanan olaylar arasına nasıl bir illiyet bağı kurdunuz?” diye sordu ve sözlerine şöyle devam etti:

Bu davada asıl tartışmamız gereken usul bu. Dün bu salonda konuşan müdahil vekillerin ya da katılan vekillerin ne tür bir zararla karşılaştığını biliyor musunuz? Biz bilmiyoruz sizin de bildiğinizi düşünmüyorum. 2 bin 900 müşteki koymuşlar önümüze. Bu dönemde aynı tarihler arasında yakılan yıkılan binlerce HDP binasına ilişkin olarak bir tespitiniz ya da girişiminiz var mı? Devletin var mı? Hayır yok. Başından sonuna kadar tartışmamız gereken meseleler bunlar. Ama müvekkillerimiz savunmasını yaptıktan sonra. Çabamızı başından sona etkin bir şekilde sürdürmeye çalışacağız, mikrofonlarımızı kapatmayın.”

‘Biz, sizinle delil tartışmıyoruz’

Cihan Aydın, sorgulama sırasında sözün siyasetçilerin avukatlarına da verilmesini talep etti:

Biz burada söz almak istiyoruz, dosyaya girmeyen, bulunmayan sözüm ona bir delilden dolayı sorgulama yapamazsınız. Ama Cumhuriyet Savcısı sordu. Biz elimizi kaldırdığımızda tutanağa geçiniz. Dosyaya konulan haber çıktılarının soruşturmada olup olmadığını, bilmeden müvekkilime susma hakkının olup olmadığını nasıl söyleyebilirim. Sorguya geçilmeden önce müvekkillerimize ve size ilişkin olarak yasayı hukuku hatırlatmaya çalışıyoruz. Lütfen mikrofonlarımızı açın. Biz sizinle delil tartışmıyoruz. Sadece delillerin elde edilme süreçlerine ilişkin olarak hukuka uygun davranılıp davranılmadığı konusunda hem size hem de müvekkillerimize hatırlatma yapıyoruz.”

‘SEGBİS kayıtlarının verilmesini talep ediyoruz’

Ürküt’ün avukatı Sezin Uçar da hem bugün hem de dünkü duruşmanın yönetim biçimi ve tutanağa yansıma biçimine ilişkin eleştirileri olduğunu kaydetti.

Uçar, Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun (CMK) 190. maddesine ilişkin maddeyi mahkeme heyetine bildirmek istediğini, ancak tutanağa “sanık müdafileri usulsüz söz aldı” diye geçildiğini dile getirdi ve şu şekilde devam etti:

Burası bir sınıf değil siz de öğretmen değilsiniz. Her durumda müvekkillerimize yardım etme durumumuz var. Ama biz de savunma makamı olarak yargılamaya etkin olarak katılma hakkımızı kullanmak istiyoruz. Sizden söz istediğimizde, verilmesi gerekiyor. İtiraz edeceğimiz çok fazla şey var 26 Nisan’dan bu yana. Ama bazı şeyleri özetlemek gerekiyor. Duruşma tutanaklarına burada ne olduysa olduğu gibi yazılması çok önemli. 26 Nisan’daki duruşma tutanağı var ve bu duruşmada yaşananlara aykırı bir SEGBİS çözümü var. SEGBİS kayıtlarının bize verilmesini talep ediyoruz.”

‘Çoğu kişi müşteki olarak addedildi’

Uçar, oturumlarda tutanaklara geçirilen kayıtların gerçeği yansıtmadığını kaydetti:

Makamın objektif incelemesi gerekiyor. AYM bu tutanakları baz alacak bu nedenle tutanakların SEGBİS çözümlerinin delil niteliğinin kazanılması gerekiyor. Tutanağın gerçeğe uygun bir biçimde tutulmasını istiyoruz. 26 Nisan’da iddianamenin özeti okundu ve SEGBİS tutanağında tek satır sadece ‘İddianame okundu’ diye geçildi. 26 Nisan’daki duruşmada avukatların duruşmaya alınmaması, kimlik tespitinin usulsüz yapılmasını dışarıda bırakıyorum. Sanık sorgusu yapılmadan duruşmaya devam edilemez ama dosyada herhangi bir illiyet bağı olmaksızın çoğu kişi müşteki olarak addedildi ve sanık sorgusundan önce dinlendi.”

Dosyada kendi ismini müşteki olarak gören birçok kişinin kendilerini aradığını dile getiren Sezin Uçar, sözlerine şöyle devam etti:

Sayısız telefon geldi bize ve kendini müşteki olarak görenler bizi arıyor bizim bu dosya ile ilgili ‘ne işimiz var’ diyor. Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş’ı siyasetçi olarak tanıyor ama arıyorlar. Bu dosya ile alakalarının ne olduğunu soruyorlar. Dosya bakımında hiçbir illiyet bağı olmayanlar müşteki olarak alınmış ve ifadeleri alınmış bir durumda. Müvekkillerimizin sorgusu ile devam edeceksiniz. Ama bu sorulara son vermeniz gerekiyor. Delil niteliğini söz konusu olmadığı için müvekkillerimize bu kişilerin ifadelerini sormamanız gerekiyor. Talimatla dinlenen müştekiler ve sanıklar hakkında sorulmaması gerekiyor. Savunma makamı olarak esasta CMK’de düzenlenen katılma müessesesinin geniş olarak yorumlanmasından yanayız. Ama hiçbir müştekinin bu dosyada müşteki sıfatının olup olmadığını dahi tespit etmeniz gerekiyor. Taleplerimizden birisi CMK’ye göre dinlenme, müştekiler ve tanıklar sanık sorgusundan önce dinlendi.”

‘Yeterli sürenin verilmesini talep ediyoruz’

Dünkü duruşmada, mahkeme heyetinin avukatlara “mikrofonu kapatırım” sözlerini de hatırlatan Uçar, bunun kabul edilmeyeceğini kaydetti:

Bunu kabul edemeyiz. Arkadaşlarımız AİHM kararını okuyordu. AİHM kararın tanımayan ender yargıçlardan birisiniz. Bu kadar aleni bir şekilde bu kararını uygulamayacağınızı söyleyemezsiniz. Bizim tarafımızda reddedilen bir hakimsiniz. Türkiye hakları sizin objektif karar veremeyeceğinizi biliyor. İnsanlar sizin vereceğiniz karara güvenmiyor. Ama siz şekilsel anılmada dahil bunu düzeltecek bir şey yapmıyorsunuz. Dolaysıyla biz AİHM kararını sizinle tartışacağız. Siz ısrarla hukuksuzluğa devam ediyorsunuz. Müvekkillerimizin pek çoğu yüksek güvenlikli hapishanelerde kalıyorlar ve dijital ortamda dosyaya erişimleri çok sınırlı. Dolayısıyla sanık sorguları bakımından yeterli sürenin verilmesini talep ediyoruz. Dosyaya sürekli erişmemize rağmen dosyanın tüm eklerini okuyamadık. Ayda sınırlı bir şekilde dosyaya erişen müvekkillerimizin bunu okumaları için daha fazla süre gerekiyor.”

İddia makamı, CMK’ye uygun bir şekilde davanın devam ettiğine dair taleplerin reddine, katılma talepleri bulunan müştekilerin de bu aşamada duruşmaya katılma taleplerinin kabul edilmesini talep etti.

SEGBİS kayıtlarının verilmesi talebi reddedildi

Mahkeme başkanı, iddia makamının taleplere ilişkin mütalaasını karara bağladı ve heyetteki diğer üyelere sormadan verdiği kararın oybirliğiyle alındığını belirtti.

Avukatların talepleri reddedilirken, alınan kararlar ise şöyle:

Katılma taleplerini sanık savunmaları alındıktan sonra değerlendirilmesine, Ali Ürküt’ün hakkında müşteki beyanlarının yeniden alınması talebinin müştekiler şehir dışında olduğundan yeniden alınması ve eski haline getirilmesi talebinin usule uygun olmaması nedeniyle reddine, CMK’nin 201 maddesine soru sorulabilecek olarak müdafi ve vekillerin soru sorması belirtildiğinden katılmasına karar verilmezse bile müvekkil olarak duruşmaya katılan avukatların soru sorma hakları yasa gereği bulunması nedeniyle talebin reddine, Ceza Muhakemesinde SEGBİS’in kullanılması hakkında yönetmelik gereğince talep eden ilgililer tarafından izlenebileceği belirtilmiş olup bir örneğinin verilmesine dair düzenleme bulunmaması nedeniyle SEGBİS kayıtlarının verilmesi talebinin reddine oy birliği ile karar verildi.”

Mahkeme başkanı iddianamedeki sıralamaya göre sorguyu sürdürmek istedi. Tutuklu siyasetçiler ek klasörleri inceleme imkanlarının olmadığını belirtti ve süre talebinde bulunmak istedi. Mahkeme başkanı ise “Savunma yapacaksanız yapın dedi. Size ek klasörleri gönderdik bakmadınız mı?” ifadelerini kullandı.

‘Ek klasörler bize gelmedi’

Söz alan Bülent Parmaksız, savunma yapmayacağını, ancak bir şeyler söylemek istediğini kaydederek, süre talep etti:

Savunma yapmayacağım. Bugün 15 Haziran 1970 yılında büyük işçi direnişinin yıldönümü. İşçi konfederasyonu Demirel hükümetinin, işçilerin örgütlenmesine karşı Kocaeli’nde ve İstanbul’da büyük direniş sergilediler. 3 işçi yaşamını yitirdi. Örgütlenme bir haktır insanlık ve emekçi sınıflar için. Egemen sınıflar her fırsatta bunu engellemeye çalışıyorlar bu direnişi. İnsanlık için büyük bir kazanımdır. Ek klasörler bize gelmedi. Bize tebliğ edilen bir şey de yok klasörlerin bize verilmesi ve savunma için de makul bir süre talep ediyorum.”

‘Savunmama engel oluyorsunuz’

Duruşmada söz alan Alp Altınörs ise, mahkeme başkanı tarafından sözünün kesildiğini belirtti ve “Söz hakkımı kullanmak istedim buna engel olmamanızı istiyorum. Ayağa kalkmadan neden savunmama engel oluyorsunuz” dedi.

Mahkeme Başkanı ise “Söz hakkını kesmiyoruz. Söz hakkını nereden kestik Ayhan Bilgen savunma yaparken, kestik mi? Sırayla veriyorum” ifadelerini kullandı.

‘Onları dinlemiyoruz’

Mahkeme başkanı, avukatlara söz vermeden sorguyu sürdürmek isterken, araya avukatlar girdi ve “Müvekkillerimize her söz hakkı verdikten sonra bize de vermek zorundasınız. Usulen bunu yapmak zorundasınız” dedi.

Mahkeme başkanı ise avukatları dikkate almadı ve “Can Memiş buyurun sorguya geçelim” dedi.

Memiş de “Avukatlar söz istiyor bu koşulda nasıl savunma yapacağım?” diye sordu. Mahkeme başkanı “Biz sizi dinliyoruz, onları dinlemiyoruz” diye karşılık verdi.

Avukatlar “Söz hakkı verilmeyeceği nerede yazıyor?” diye sorarken, mahkeme başkanı da “Duruşmayı ben yönetiyorum” dedi.

Avukatların mikrofonu kapatıldı

Mahkeme başkanı avukatların mikrofonunu kapatırken, avukatlar seslerini duyurmak için seslerini yükseltti. Mahkeme başkanı “Söz hakkı vermiyorum savunmada istediğiniz kadar söz hakkınız olacak” dedi.

Avukatlara söz hakkı vermeyen mahkeme başkanı tutanaklara sadece, “Söz almadan konuştular” diye geçti.

Türkiye’de gelir adaletsizliği: En zenginler toplam gelirin yarısını, en yoksullar yüzde 6’sını alıyor

Türkiye‘de gelir dağılımı eşitsizliği, koronavirüs pandemisi döneminde daha da arttı. Gelir dağılımı eşitsizliği ölçütlerinden olan Gini katsayısı, 2020 yılında 0,410 olarak ölçüldü. Sıfıra yaklaştıkça gelir dağılımında eşitliği, bire yaklaştıkça gelir dağılımında bozulmayı ifaden eden katsayı, 2009’dan bu yana en olumsuz tablo olarak kayıtlara geçti.

Türkiye İstatistik Kurumu‘nun (TÜİK) ‘Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırması 2020’ sonuçlarına göre, gelir dağılımına ilişkin göstergeler, önceki yıllara göre daha ağır negatif bir tabloya işaret ediyor.

Son araştırma sonuçlarına göre; en yüksek eşdeğer hanehalkı kullanılabilir fert gelirine sahip yüzde 20’lik grubun toplam gelirden aldığı pay bir önceki yıla göre 1,2 puan artarak yüzde 47,5’e yükseldi. En düşük gelire sahip yüzde 20’lik grubun aldığı pay ise 0,3 puan azalarak yüzde 5,9’a düştü.

Ortalama yıllık fert geliri 33 bin TL

2020 anket sonuçlarına göre, Türkiye’de yıllık ortalama hanehalkı kullanılabilir geliri yüzde 15,8 artarak 69 bin 349 TL oldu. Türkiye’de yıllık ortalama eşdeğer hanehalkı kullanılabilir fert geliri de bir önceki yıla göre yüzde 17,2 artarak 28 bin 522 TL’den 33 bin 428 TL’ye yükseldi.

Yıllık ortalama eşdeğer hanehalkı kullanılabilir fert gelirlerinde en yüksek gelir, geçen yıla göre 5 bin 450 TL artarak 42 bin 712 TL ile tek kişilik hanehalklarının oldu. Çekirdek aile bulunmayan birden fazla kişiden oluşan hanehalklarının yıllık ortalama eşdeğer hanehalkı kullanılabilir fert geliri 38 bin 141 TL iken tek çekirdek aileden oluşan hanehalklarında bu değer 34 bin 577 oldu. En düşük yıllık ortalama eşdeğer kullanılabilir hanehalkı fert gelirine sahip hanehalkı tipi ise 25 bin 889 TL ile en az bir çekirdek aile ve diğer kişilerden oluşan hanehalkları oldu.

Toplam gelir içerisinde en yüksek payı, yüzde 47,1 ile bir önceki yıla göre 0,4 puan artan maaş ve ücret geliri aldı. İkinci sırayı yüzde 21,8 ile önceki yıla göre 0,1 puanlık azalış gösteren sosyal transfer geliri alırken üçüncü sırayı yüzde 17,7 ile 2019 yılı anket sonuçları ile aynı paya sahip müteşebbis geliri oluşturdu.

Tarım geliri azalıyor

Tarım gelirinin müteşebbis geliri içindeki payı 2019 yılı anket sonuçlarına göre 1,7 puan azalarak yüzde 20,9 olurken, emekli ve dul-yetim aylıklarının sosyal transferler içindeki payı 0,1 puan azalarak yüzde 91,7 olarak gerçekleşti.

En yüksek gelir artışı okul bitirmeyenlerle okur yazar olmayanlarda

Yıllık ortalama esas iş gelirleri sırasıyla yükseköğretim mezunlarında 63 bin 085 TL, lise ve dengi okul mezunlarında 41 bin 855 TL, lise altı eğitimlilerde 32 bin 838 TL, bir okul bitirmeyenlerde 22 bin 936 TL ve okur-yazar olmayan fertlerde 16 bin 785 TL olarak hesaplandı. Geçen yıla göre yıllık ortalama esas iş gelirinde en yüksek artış yüzde 25,5 ile bir okul bitirmeyen en düşük artış ise yüzde 18,8 ile okur-yazar olmayan fertlerde oldu.

Yıllık ortalama esas iş gelirleri sırasıyla işverenlerde 125 bin 698 TL, ücretli maaşlılarda 42 bin 006 TL, kendi hesabına çalışanlarda 33 bin 207 TL ve yevmiyelilerde 17 bin 577 TL olarak hesaplandı. Geçen yıla göre en yüksek artış yüzde 31,6 ile işverenlerde en düşük artış ise yüzde 19,0 ile yevmiyelilerde gerçekleşti.

Yoksulluk oranı yüzde 29’a yükseldi

Eşdeğer hanehalkı kullanılabilir fert medyan (ortalama) gelirinin yüzde 50’si dikkate alınarak belirlenen yoksulluk sınırına göre, yoksulluk oranı 2020 yılında 0,6 puan artarak yüzde 15,0 oldu. Medyan gelirin yüzde 60’ı dikkate alınarak belirlenen yoksulluk sınırına göre yoksulluk oranı ise son yılda 0,6 puan artarak yüzde 21,9 olarak gerçekleşti.

Eşdeğer hanehalkı kullanılabilir fert medyan gelirinin yüzde 40’ı dikkate alınarak belirlenen yoksulluk sınırına göre, yoksulluk oranı bir önceki yıla göre 0,6 puanlık artış ile yüzde 8,9 olarak gerçekleşti. Medyan gelirin yüzde 70’i dikkate alınarak belirlenen yoksulluk sınırına göre ise yoksulluk oranı bir önceki yıla göre 0,5 puanlık artış ile yüzde 29,0 oldu.

Maddi yoksunluk oranı yüzde 27,4

Eşdeğer hanehalkı kullanılabilir fert medyan gelirinin yüzde 50’si dikkate alınarak hesaplanan yoksulluk oranına göre; okur-yazar olmayan fertlerin yüzde 26,7’si, bir okul bitirmeyenlerin yüzde 25,7’si yoksul iken, bu oran lise altı eğitimlilerde yüzde 14,0, lise ve dengi okul mezunlarında ise yüzde 8,3 oldu. Yükseköğretim mezunları ise yüzde 3,2 ile en düşük yoksulluk oranının gözlendiği grup oldu.

Finansal sıkıntıda olma durumunu ifade eden maddi yoksunluk; çamaşır makinesi, renkli televizyon, telefon ve otomobil sahipliği ile ekonomik olarak beklenmedik harcamaları yapabilme, evden uzakta bir haftalık tatil masrafını karşılayabilme, kira, konut kredisi ve faizli borçları ödeyebilme, iki günde bir et, tavuk, balık içeren yemek yiyebilme ve evin ısınma ihtiyacını karşılayabilme durumu ile ilgili hanehalklarının algılarını yansıtıyor.

Bu dokuz maddenin en az dördünü karşılayamayanların oranı olarak tanımlanan ciddi maddi yoksunluk oranı 2019 yılında yüzde 26,3 iken 2020 yılı anket sonuçlarında 1,1 puan artarak yüzde 27,4 olarak gerçekleşti.

Dört yıllık panel veri kullanılarak hesaplanan sürekli yoksulluk oranı, eşdeğer hanehalkı kullanılabilir fert medyan gelirinin yüzde 60’ına göre son yılda ve aynı zamanda önceki üç yıldan en az ikisinde de yoksul olan fertleri kapsamaktadır. Buna göre, 2020 yılı anket sonuçlarında sürekli yoksulluk oranı bir önceki yıla göre 1,0 puan artarak yüzde 13,7 oldu.

Konforsuz konutlarda, kötü çevre koşullarına maruz kalma oranları

Oturulan konuta sahip olanlar geçen yıla göre 1,0 puan azalarak 2020 yılında yüzde 57,8 hesaplanırken, kirada oturanların oranı yüzde 26,2, lojmanda oturanların oranı yüzde 1,2, kendi konutunda oturmayıp kira ödemeyenlerin oranı ise yüzde 14,7 olarak gerçekleşti.

Kurumsal olmayan nüfusun yüzde 36,7’si konutunda izolasyondan dolayı ısınma sorunu, yüzde 34,7’si sızdıran çatı, nemli duvarlar, çürümüş pencere çerçeveleri vb. problemleri yaşarken yüzde 22,6’sı trafik veya endüstrinin neden olduğu hava kirliliği, çevre kirliliği veya diğer çevresel sorunlarla karşılaştı.

Tatil, gıda, beklenmedik harcamalar karşılanamıyor

Geçen yıla göre konut alımı ve konut masrafları dışında borç veya taksit ödemesi olanların oranı 12,8 puan azalarak yüzde 58,3 oldu.  Nüfusun yüzde 7,0’ına bu ödemeler yük getirmezken yüzde 18,8’ine çok yük getirdi. Hanelerin yüzde 59,3’ü evden uzakta bir haftalık tatil masraflarını, yüzde 37,3’ü iki günde bir et, tavuk ya da balık içeren yemek masrafını, yüzde 32,2’si beklenmedik harcamaları, yüzde 20,3’ü evin ısınma ihtiyacını, yüzde 58,0’ı eskimiş mobilyaların yenilenmesini ekonomik olarak karşılayamadığını beyan etti

[Hayvan Hakları Yasası nerede?] Kedileri fırında ‘pişirerek’ öldürdüğü söylenen zanlıya para cezası

İstanbul‘un Küçükçekmece ilçesinde yaşayan bir kişinin sokaktan topladığı yavru kedileri fırına atıp, pişirerek öldürdüğü iddia edilen bir kişiye para cezası uygulandı.

Hayvanların Yaşam Hakları Konfederasyonu (HAYKONFED), Başkan Yardımcısı Nihal Erkoç, “Evde fırından kötü kokular geldiğini duymuşlar fakat kişi fırının kapağını açtırmamış. Olay tespit edilerek idari işlem uygulandı. Para cezası kesildi” dedi.

‘Mahalleli ihbar etti’

Cumhuriyet gazetesinden Samed Balçık’ın haberine göre Erkoç, olayın kendilerine ihbar edildiğini ve konfederasyondan bir temsilcinin konuyu takip ettiğini söyledi.

Olayı anlatırken “Adam yavru kedileri tabiri caizse dışarıdan meyve toplar gibi toplamış götürmüş evine” diyen Erkoç, mahallelilerin yavru kedilerin kaybolduğunu farketmeleri üzerine ilgili kurumlara haber verdiklerini ve bunun üzerine gelen kurum temsilcilerinin de söz konusu şahsın evini aradığını ifade etti.

‘Hapis cezası gelmeli’

Hayvan Hakları Yasası’nın gelmesi gerektiğini savunan Erkoç, “Sürekli bastırarak belirttiğimiz; Hayvana şiddete, vahşete, tecavüze hapis cezası gelmesi, cezaların en az 2 yıl 1 aydan başlaması. Aksi halde paraya çevrildiği için herhangi bir yaptırımı olmuyor” dedi.

Belediyelerin de ceza kapsamına alınması gerektiğini ifade eden Erkoç, “İnsanlar 3 tane 5 tane öldürürken belediyeler yüzlercesini katlediyor. Barınaklarda kalplerine şırıngalarla çamaşır suyu veriliyor, iğnelerle öldürülüyor. Toplanıyor dağlara taşlara otobanlara atılıyor. Çöplüklere atılan hayvanlar yazın güneşte, kışın yağmurda karda korunaksız alanda çöplerdeki asitli sulardan içerek yavaş yavaş ölüyorlar. Yani ilk isteğimiz hapis cezası gelmesi” diye konuştu.

49’uncu İstanbul Müzik Festivali açık havada dinleyicileriyle buluşmaya hazırlanıyor

İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından, 18 Ağustos – 16 Eylül tarihleri arasında düzenlenecek 49. İstanbul Müzik Festivali konserlerinin tümü festival tarihinde ilk kez açık hava mekanlarda gerçekleşecek.

Festival, bir ay boyunca 14 farklı mekânda Türkiye ve yurtdışından 30’un üzerinde solist, topluluk ve orkestrayı ağırlayacak. Festival, teması, repertuvarı ve yan etkinlikleriyle, “Başka bir dünya mümkün mü?” sorusuna müziğin diliyle yanıt arayacak.

Kimler yer alacak?

21 konserde Tekfen Filarmoni Orkestrası, Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası, Accademia Bizantina, Festival Orkestrası, Modigliani ve casalQuartet gibi toplulukların yanı sıra Fazıl Say, İdil Biret, Khatia Buniatishvili, Anna Vinnitskaya, Alexander Rudin, Hande Küden, Paul Meyer, Simon Ghraichy, Martynas Levickis ve Ufuk-Bahar Dördüncü gibi birçok yıldız isim dinlenebilecek.

Festival konserleri bu yıl Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu, Sakıp Sabancı Müzesi Fıstıklı Teras, UNIQ İstanbul Açıkhava Sahnesi, Fransız Sarayı, Venedik Sarayı, ARTER Arka Bahçe, Rahmi M. Koç Müzesi, Four Seasons Hotel İstanbul at the Bosphorus ve Saint Benoît Fransız Lisesi Avlusu’nda pandemi önlemleri altında düzenlenecek.

Ücretsiz hafta sonu konserleri

İstanbul Müzik Festivali kapsamında Atatürk Kent Ormanı, Fenerbahçe Parkı ve Yıldız Parkı’nda düzenlenecek ücretsiz hafta sonu konserlerine tüm İstanbullular davetli.

Festivalde çocuklara ve gençlere yönelik doğa yürüyüşleri, atölye çalışmaları ve aktiviteler de yine ücretsiz olarak, pandemi önlemleri altında gerçekleştirilecek.

Konserlerden önce farklı alanlardan isimlerle yapılan Konsere Doğru söyleşileri bu yıl da devam ediyor. Ücretsiz düzenlenecek söyleşiler İKSV Spotify ve Apple Podcasts hesaplarından podcast olarak da dinlenebilecek.

Festival biletleri, İKSV Lale Kart üyeleri için 22 Haziran Salı günü saat 10.30’da indirimli olarak satışa çıkıyor. Lale Kart üyelerinin ardından, 25 Haziran Cuma günü saat 10.30’da ise genel satışlar başlayacak.

IMF: Türkiye pandemide vatandaşlarına en az doğrudan destek sağlayan ülkelerden

Rapora göre, pandemide Türkiye’nin vatandaşlara, şirketlere ve çalışanlara sağladığı doğrudan desteklerin tutarı Gayri Safi Yurtiçi Hasıla‘nın (GSYH) yüzde 2’si ile sınırlı kaldı. Bu oran, gelişmekte olan ülkeler arasında Meksika, Arnavutluk, Mısır ve Pakistan’dan sonra en düşüğü.

Grafik: Gelişmekte olan ülkelerde likidite desteği (GSYH’nin yüzdesi)

Tayland, Brezilya, Şili gibi ülkeler ise pandemide vatandaşlarına ve firmalara, GSYH’larının yüzde 10’una yaklaşan destekler sağladılar.

Raporda, bu sayede pandemiye rağmen Türkiye’de bütçe açığının 2020 yılında milli gelirin sadece yüzde 0.5’i oranında arttığı vurgulandı.

Kredi desteğini en çok kullanan ülkelerde ikinci sırada

IMF, buna karşılık Türkiye’nin pandemide kredi desteğini en çok kullanan ülkelerden biri olduğuna dikkat çekti. Buna göre, Türkiye, firmalara yönelik kredi geri ödeme ertelemeleri, kredi garantilerinden oluşan finansal desteklerin milli gelire oranında, gelişmekte olan ülkeler arasında Peru’dan sonra ikinci sırada yer alıyor.

Grafik: Gelişmekte olan ülkelerde likidite desteği (GSYH’nin yüzdesi)

Kamu bankalarının pandemide verdiği düşük faizli kredilere de dikkat çeken IMF, bunun sonucunda Türkiye’nin toplam kredi büyümesinde gelişmekte olan ülkeler arasında birinci, para arzı büyümesinde ise Arjantin’in ardından ikinci sırada yer aldığını kaydetti.

Grafik: G20 üyesi gelişen ülkelerde M1 para arzı ve toplam kredi büyümesi, 2020 3. Çeyrek (Yüzde büyüme)

 

 

Anayasa Mahkemesi, HDP kapatma davasında ilk incelemeyi 21 Haziran’da yapacak

Halkların Demokrasi Partisi‘ne (HDP) yönelik açılan kapatma davasında Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) ilk incelemesi önümüzdeki hafta yapılacak. Görevlendirilen raportörün ilk incelemeye ilişkin raporunu tamamlamasının ardından heyet, 21 Haziran Pazartesi günü  iddianamenin kabul edilip edilmediğine karar verecek.

Genel Kurul, ilk inceleme sırasında, partinin kapatılmasına beyan, faaliyet ve eylemleri ile neden olan ve iddianamede belirtilen kişiler hakkındaki siyasi yasak talebi ile partinin hazine yardımlarının bulunduğu banka hesabına tedbiren bloke konulmasına karar verilmesi yönündeki talebi de ele alacak.

Süreç nasıl ilerleyecek?

İddianame kabul edilirse, ilk olarak ön savunma için HDP’ye gönderilecek. Ardından Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Bekir Şahin esas hakkındakini görüşünü sunacak. Savcının sözlü açıklama, HDP’nin de sözlü savunma yapmasından sonra , davaya ilişkin bilgi ve belgeleri toplayacak raportör esas hakkındaki raporunu hazırlayacak. Bu işlemler sürerken, gerek Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı gerekse davalı HDP ek delil veya yazılı ek savunma verebilecek.

Raporun, 15 Yüksek Mahkeme üyesine dağıtılmasının ardından Başkan Zühtü Arslan toplantı için bir gün belirleyecek, üyeler belirlenen günde bir araya gelerek kapatma istemini esastan görüşmeye başlayacak.

Görüşmede, Anayasa’nın 69. maddesinde sayılan hallerden ötürü, partinin kapatılmasına veya dava konusu fiillerin ağırlığına göre devlet yardımından kısmen ya da tamamen yoksun bırakılmasına, toplantıya katılan üyelerin 3’te 2 oy çokluğuyla yani 15 üyenin 10’unun oyuyla karar verilebilecek.

Siyasi parti kapatma davası sonucunda verilen karar, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ile ilgili siyasi partiye tebliğ edilecek ve Resmi Gazete‘de yayımlanacak.

 

Araştırma: Bakteriler plastik krizine lezzetli bir çözüm sunuyor

Dünyanın önde gelen üniversitelerinden Edinburgh Üniversitesi’nden bilim insanları plastik atıkları vanilya aromasına çevirerek her geçen gün büyüyen soruna yeni bir çözüm geliştirdiler.

İklim Gazetesi’nden İrem Karakaş tarafından haberleştirilen yeni bir araştırma, yaygın E. coli bakterisinin, kullanılmış plastiği vaniline dönüştürmekte sürdürülebilir bir şekilde kullanılabileceğini ortaya çıkardı.

Vanilin

Vanilin, özütlenmiş vanilya çekirdeklerinin birincil bileşeni ve vanilyanın karakteristik tadı ve kokusundan sorumlu.

Uzmanlar, dönüşümün atıkları ortadan kaldırmayı, ürün ve malzemeleri kullanımda tutmayı ve sentetik biyoloji için olumlu etkileri olan döngüsel ekonomiyi destekleyebileceğini söylüyor.

Plastik krizi

Dünyanın plastik krizi, polietilen tereftalatı (PET) – petrol ve gaz gibi malzemelerden elde edilen ve meyve suları ve su gibi gıdaları ambalajlamak için yaygın olarak kullanılan güçlü, hafif plastik – geri dönüştürmek için yeni yöntemler geliştirmeye acil bir ihtiyaç duyulduğunu gösteriyor.

Yılda yaklaşık 50 milyon ton PET atığı üretilerek ciddi ekonomik ve çevresel etkilere neden olunuyor. PET geri dönüşümü mümkün, ancak mevcut süreçler, dünya çapında plastik kirliliğine katkıda bulunmaya devam eden ürünler yaratıyor.

Görsel: İklim Gazetesi

Lezzetli bir çözüm

Bu sorunu çözmek için Edinburgh Üniversitesi’nden bilim insanları, PET’ten türetilen bir molekül olan tereftalik asidi bir dizi kimyasal reaksiyon yoluyla yüksek değerli bileşik vaniline dönüştürmek için laboratuvarda tasarlanmış E. coli’yi kullandılar.

Ekip ayrıca, bozulmuş plastik atıklara E. coli ekleyerek kullanılmış bir plastik şişeyi vaniline dönüştürerek tekniğin nasıl çalıştığını da gösterdi. Araştırmacılar üretilen vanilinin insan tüketimine uygun olacağını ancak daha ileri deneysel testlerin gerekli olduğunu söylüyorlar.

‘İlk örnek’

Çalışmanın yazarı Edinburgh Üniversitesi Biyolojik Bilimler Okulu’ndan Joanna Sadler “Vanilin, gıda ve kozmetik endüstrilerinin yanı sıra herbisitlerin, köpük önleyici maddelerin ve temizlik ürünlerinin formülasyonunda yaygın olarak kullanılıyor. Vanilin için küresel talep 2018’de 37 bin tonu aştı” dedi. Sadler şu ifadeleri kullandı:

Bu, plastik atıkları değerli bir endüstriyel kimyasala dönüştürmek için biyolojik bir sistem kullanmanın ilk örneği ve bunun döngüsel ekonomi için çok heyecan verici etkileri var. Araştırmamızdan elde edilen sonuçların plastiğin sürdürülebilirliği alanı için önemli etkileri var ve sentetik biyolojinin gerçek dünyadaki zorlukları ele alma gücünü gösteriyor.

Edinburgh Üniversitesi Biyolojik Bilimler Okulu’ndan Dr. Stephan Wallace ise “Çalışmamız, plastiğin sorunlu bir atık olduğu algısına meydan okuyor ve bunun yerine yüksek değerli ürünlerin elde edilebileceği yeni bir karbon kaynağı olarak kullanımını gösteriyor” ifadelerini kullandı.