Ana Sayfa Blog Sayfa 1434

CHP’li Deniz Yavuzyılmaz, Bakan Yardımcısı Şakir Ercan Gül’ün üç maaş aldığını açıkladı

Daha önce de AKP’li üç bürokratın çift maaş aldığını ifşa eden CHP Zonguldak Milletvekili Deniz Yavuzyılmaz, çift maaş aldığını tespit ettikleri Hazine ve Maliye Bakan Yardımcısı Şakir Ercan Gül’ün üçüncü bir yerden daha maaş aldığını açıkladı.

CHP’li Yavuzyılmaz, Bakan Yardımcısı Gül’ün aylık toplam 81 bin 5 TL aldığını kaydetti.

Kaynak: Eximbank genel kurul tutanağı

Milletvekili Deniz Yavuzyılmaz, bakan yardımcılığından aylık 27 bin 917 TL kazanan Şakir Ercan Gül’ün aynı zamanda Sun Express yönetim kurulu üyesi olduğunu ve yönetim kurulu üyeliğinden aylık 3 bin 750 Euro aldığını duyurmuştu.

Yavuzyılmaz, son paylaşımında Gül’ün Eximbank yönetim kurulu başkanı da olduğunu ve bu mevkiden aylık 10 bin 370 TL ve yıllık dört maaş ikramiye aldığını açıkladı.

CHP’li Milletvekili, kaynak olarak da Eximbank genel kurul tutanağını gösterdi.

İzmir’in Çernobil’inde radyasyon normal değerin 7 bin 291 katı ölçüldü

Radyoaktif atıkların gömülü olduğu İzmir Gaziemir‘de yer alan Emrez Mahallesi’ndeki eski kurşun fabrikasının 70 dönümlük alanında, fabrikanın harabeye dönmüş binalarına girilerek, Almanya’dan getirilen cihazla radyasyon ölçümü yapıldı.

Yapılan ölçümlerde cihaz 832.3µSv/h (mikrosievert/saat) rakamını gösterdi. Bu değer normal olarak kabul edilen değerin 7 bin 291 katına denk geliyor.

‘Cihaz sınırları zorlamış’

Dokuz Eylül Üniversitesi Çevre Mühendisliği Bölümü’nden emekli öğretim Üyesi Dr. Enver Yaser Küçükgül, “Kurşun fabrikasının yıkık binalarında yapılan ölçümlerde 832 birime kadar ulaşılmış. Cihaz adeta sınırları zorlamış, 832.3 göstermiş! Yani ölçülen alanda normal değerin 7 bin 291 katı oranında radyasyon var” ifadelerini kullandı.

Küçükgül, konuyla ilgili “Yetkisi, sorumluluğu ve vatana halka hizmet borcu olan herkesi göreve davet ediyorum. Bu iş uluslararası kaçakçılık ve organize suçlar kapsamında araştırılacak bir konu olup, Interpol ve uluslararası yargıyı da harekete geçmeye çağırıyorum” çağrısında bulundu.

Ne olmuştu?

Gaziemir, 2011 yılında taşınmadan önceki adıyla Aslan Avcı Döküm Sanayi’ne ait olan arazideki nükleer atıklar nedeniyle “İzmir’in Çernobil’i” olarak hafızalara kazınmıştı.

Emrez Mahallesi’nde, 1940 yılında faaliyete başlayan Aslan Avcı Döküm Sanayi Ticaret A.Ş.’ye ait olan 70 dönümlük arazide semt sakinlerinin ihbarı üzerine Türkiye Atom Enerjisi Kurumu (TAEK) tarafından 2007 yılında yapılan araştırma sonucunda 100 bin ton radyoaktif atık gömülü olduğu rapor edilmişti.

İnceleme sonucunda yurtdışında getirilen nükleer çubukların (Europium 152) kurşun ve gümüş geri dönüştürüldüğü sonrasında da denetimsiz olarak araziye gömüldüğü ortaya çıkmıştı.

HDP’li milletvekili Murat Çepni, Yeşil Gazete yazarı ve nukleersiz.org Koordinatörü Pınar Demircan’ın gündeme getirdiği radyoaktif atıklar ile ilgili Meclis’te soru önergesi vermişti.

‘Eylemi dışarıda sürdüreceğiz’

Yaptıkları ölçüm sonucu ölçüm cihazının gösterdiği rakamlar karşısında şaşkınlığını gizleyemeyen Gaziemir Belediye Başkanı Halil Arda, “Yaptığımız ölçümlerde gördüğümüz rakamlara inanamadım. Bilim insanlarının söylediklerine göre 1 mSv/y oranı normal kabul ediliyor. Ancak kurşun fabrikasında ölçtüğümüz oran bunun 7 bin 291 katı. Buradaki nükleer atıklar tüm İzmir’i tehdit ediyor. Yetkililer bir an önce harekete geçerek tüm canlıları zehirleyen bu alandaki atıkları temizlemelidir” dedi.

Üç haftadır nükleer atık alanında sürdürdüğü 11 dakikalık “Durma eylemini” de ölçümde çıkan şok değerlerin ardından atık alanının dışına taşımaya karar verdiğini belirten Arda, “Bu değerleri gördükten sonra kimsenin sağlığını tehlikeye atmamak adına eylemimizi atık sahasının dışındaki otoparkta sürdürmeye karar verdik. Gördüklerimize halen daha inanamıyorum. Burada bir halk sağlığı katliamı var. Buranın 14 yıldır temizlenmemiş olması tam bir garabettir. Vicdansızlıktır. Artık yeter. Gaziemirlileri daha fazla zehirlemeyin ve bu alanı temizleyin” ifadelerini kullandı.

Fotoğraf: Halil Arda

Yetkililere çağrı

Dr. Enver Yaser Küçükgül de, radyasyonun görülemeyeceğini, duyulamayacağını, kokusu ve tadının alınamayacağını, dokunulamayacağını ve algılanamayacağını belirterek, “Sahada izlenenler ve görülenler kimseyi yanıltmamalıdır. Şehrimizde ve ülkemizde Nükleer Bilimler ve Teknolojisi alanında fakülte, enstitü ve benzeri kurumlar ve buralarda yetişen çok sayıda uzman akademisyen varken bir belediye başkanı ve hukukçu tüm riskleri göze alıp bu sahaya girip canları pahasına bu ölçümü yapıp halkı bilgilendirip, yetkilileri göreve çağırıyorlar” dedi.

Küçükgöl, “Bu akademisyenler bu konuyu memleket hizmeti sayıp, merak edip gelip çalışma yapamazlar mı? Bu çok üzücü bir durum, şahsen ben bu bölgede defalarca ölçüm yaptım ama can güvenliğim nedeniyle radyoaktif kaynaklara bu denli yaklaşamadım” ifadelerini kullandı.

Bandırma’da denize atık boşaltan tesisin durdurulmadığı ortaya çıktı: 50 gün ek süre

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın müsilaja karşı oluşturduğu eylem planı kapsamında yapılan denetimlerde Bandırma‘da faaliyetlerini durdurduğunu açıkladığı Bandırma Gübre Fabrikaları‘na (BAGFAŞ) “428 bin ton ihracatı yapması için” 50 gün süre verdiği ortaya çıktı.

BAGFAŞ’ın denize atık su boşaltırken çekildiği belirtilen bir görüntü dolaşıma girmiş ve çok fazla tepki toplamıştı. Bunun üzerine bakanlık bir açıklama yaparak “Çevre Kanunu’nda belirtilen yükümlülükleri yerine getirmediği tespit edilen tesisin gerekli çevresel tedbirleri alıncaya kadar faaliyetlerinin durdurulmasına karar verilmiştir” demişti.

Karara karşı çıkacak

BAGFAŞ, Kamuoyu Aydınlatma Platformu (KAP) aracılığıyla açıklama yaptı. DHA’nın aktardığı açıklamada, işletmenin 50 günlük verilen süre sonunda faaliyetini durduracağı belirtilerek, şirket yönetiminin, karara karşı yasal haklarını kullanacakları ifade edildi.

Firmanın, 19 bin 385 ton sıvı amonyağı bitirmesi ve 428 bin ton ihracatı yapması için faaliyetlerinin 50 gün sonra durdurulacağı bildirildi. Tesis, açıklamayla birlikte Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü yetkilileri tarafından kendilerine tebliğ edilen yazılı tutanağı da paylaştı.

KAP’a açıklama

BAGFAŞ’tan KAP’a yapılan açıklamada ise, “15.1 sayılı Özel Durumlar Tebliği’nin ‘Haber veya söylentilerin doğrulaması’ başlıklı 9. maddesi kapsamında yapılan açıklamadır. Şirketimiz Balıkesir ili Erdek ilçesi Bandırma- Erdek Karayolu 10’uncu kilometrede faaliyette bulunan sülfürik asit, fosforik asit, nitrik asit ve as, CAN/AN, Dap/Npk tesislerinde, Ek1’de verilen teslim tesellüm tutanağı çerçevesinde T.C. Balıkesir Valiliği Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’nün (Ek 2(a) ve Ek 2(b)) uyarınca işletmenin tüm faaliyetlerinin verilen 50 günlük sürenin sonunda durdurulacağı hususu 12.06.2021 Cumartesi günü saat 17.45’de tebliğ edilmiştir” denildi.

Açıklamada “Yönetim kurulumuzun 14.06.2021 tarihli toplantısında fabrikalarımızda gerekli lojistik ve teknik tüm tedbirlerin alınmasına ve hukuka aykırı olduğu kanaatinde olduğumuz bu işleme karşı yasal haklarımızın süresi içinde kullanılmasına oy birliği ile karar verilmiştir” ifadeleri kullanıldı.

Balıkesir Valiliği’nce perşembe günü yapılan açıklamada, işletme bünyesindeki kıyı tesisinde depolanan kükürt maddesinin denize atıldığının tespit edilmesi üzerine 1 Haziran’da 96 bin 561 lira, daha önce de biri 2018, diğeri ise 2020 yılında olmak üzere 3 kez ceza uygulandığı belirtilmişti.

Bakan Koca duyurdu: SGK’ya kayıtlı tüm çalışanlar koronavirüs aşısı olabilecek

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, dün Twitter hesabından yaptığı bir açıklamada, bugünden itibaren SGK’ya kayıtlı tüm çalışanların koronavirüs aşısı için randevu alabileceklerini duyurdu.

Türkiye’nin bugünkü aşı tablosuna göre, şimdiye kadar 34.712.985 kişi aşılandı. Bunlardan 20.912.880’i birinci dozu, 13.800.105’i ise ikinci dozu oldu.

Koca’nın paylaşımı

Bakan Koca’nın aşıyla ilgili Twitter hesabından yaptığı paylaşım şöyle:

İŞÇİ VE MEMURLARIN TAMAMI için yarın yeni bir gün başlıyor. SGK kayıtlı tüm çalışanlar… YARIN İLK İŞİMİZ aşı randevusu almak olsun!”

MHRS çöktü

Aşı grubunda yer alan kişiler, aşı randevusu alabilmek için Merkezi Hekim Randevu Sistemi‘ne (MHRS) girmek istedi. Ancak, yaşanan yoğunluk nedeniyle siteye erişilemiyor.

Aynı sorun, e-Nabızda da yaşanırken, konuyla ilgili şu ana kadar bir açıklama yapılmadı.

Aşı randevusu ALO 182 çağrı merkezini arayarak da alınabiliyor.

Soma Davasında karar çarşamba gününe kaldı

Manisa’nın Soma ilçesinde 301 madencinin yaşamını yitirmesine neden olan faciaya ilişkin açılan Soma davasında Yargıtay 12’nci Ceza Dairesi’nin üç üyesinin değişmesinin ardından dört sanık hakkında yeniden başlayan yargılamanın üçüncü duruşması bugün Aksihar Ağır Ceza Mahkemesi‘nde görüldü.

Değişikliğin ardından sanıklar hakkında verilen “olası kasıtla ölüme neden olma suçundan ceza verilmesi” yönündeki karar bozularak, sanıklara daha az ceza verilmesine neden olacak olan “bilinçli taksirle ölüme neden olma” suçundan ceza istenmişti.

Soma davasındaki sanıklar ise şu şekilde: Soma Kömür İşletmeleri A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Can GürkanHaluk Evinç, Adem Ormanoğlu ve Efkan Kurt.

Mahkemenin bugün davaya ilişkin kararını açıklaması bekleniyordu, ancak karar 16 Haziran Çarşamba gününe ertelendi.

Yağmur altında yürüyüş

Soma davasının görüleceği duruşma öncesinde madenci yakınları ve sivil toplum örgütleri Akhisar sokaklarında yağmur altında ‘Adalet İstiyoruz’ sloganlarıyla yürüyüş yaptı.

Fotoğraf: Evrensel

‘Türkiye’nin gözü Soma’da’

Akhisar Ağır Ceza Mahkemesi’nin önüne pankartlar ve dövizlerle birlikte gelen madenci yakınları kısa bir basın açıklaması yaptı. Madenci yakınlarının avukatlarından Can Atalay yaptığı açıklamada, şunları söyledi:

Davamız kimse ekmeğini kazanırken öldürülmesin, diyedir. Bunlar bu ocakta daha önceden işçilerin öleceğini görmüşler ve alabilecekleri hiçbir önlemi almamışlar. Ermenek’i, Hendek’i ve Türkiye’nin dört bir yanı Soma’ya bakıyor.”

Kimler katıldı?

Akhisar Bülent Ciğeroğlu duruşma salonunda görülen duruşmaya sanık Can Gürkan ve avukatları bulundukları kentlerden Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile katıldı.

Diğer sanıklar duruşmada yer almadı. Madenci aileleri ve avukatları ise duruşmada hazır bulundu.

Hakimler Savcılar Kurulu (HSK) tarafından yayımlanan kararname ile Akhisar Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Salih Pehlivanoğlu, Denizli Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığı’na atanmış yerine ise Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Serkan Erdoğan görevlendirilmişti. Ancak duruşma gerekli yazışmaların yetişmediği gerekçesi ile Pehlivanoğlu başkanlığında görülmeye başlandı.

Fotoğraf: Çağdaş Hukukçular Derneği

Kozağaçlı’nın katılma talebi reddedildi

Duruşmada ilk olarak ÇHD Genel Başkanı ve dava avukatlarından Selçuk Kozağaçlı‘nın Silivri 9 No’lu Cezaevinden dosyaya yolladığı SEGBİS ile duruşmaya katılma talebi okundu. Katılan vekili olarak Avukat Selçuk Kozağaçlı‘nın dinlenme talebi heyet kararıyla reddedildi.

Avukat Nergiz Tuba Aslan, “Selçuk Kozağaçlı’nın talebinin reddi hukuka aykırıdır. Kozağaçlı en başından beri bu dosyaya emek vermiştir” diyerek bu karara tepki gösterdi.

Avukat Can Atalay da “Selçuk Kozağaçlı’nın savunma talebini reddetme gerekçeniz olarak Adalet Bakanlığı genelgesini gösterdiniz. Adalet Bakanlığı genelgesi sizi bağlamaz, savcılığı bağlar” dedi.

‘Tezgah çok büyük’

Evrensel’in aktardığına göre Atalay, “Binlerce sayfalık dosyayı artık yeni bir yargıç görmesin. Tezgâh çok büyük. Can Gürkan’ın kurucu olduğu Abdurrahman Gök’ün ortak olduğu bu tezgah büyük. Bu sizi aşar. Siz üç buçuk yıldır öyle ya da böyle bu dosyayla ilgilenmek zorunda kaldınız, kararı siz verin. Üç buçuk yıldır bir kez olsun kararı siz verin” dedi.

Mahkeme Başkanı’nın geçen duruşmada reddedildiğini hatırlatan Atalay, “Dosyada itimadınız kalmadı. Siz bu sanıklarla ilgili ‘Madencilik yapamaz’ diye karar verdiniz ve karar kalktı. Sermayenin yaptığı bir iş bu. 301 madencinin ölümünün yargılanmasındansa madencilik faaliyetinin aksamaması daha kritik görüldü” ifadelerini kullandı.

‘Adil yargılanma hakkı günü Türkiye’ye ithaf edildi’

Avukat Nergiz Tuba Aslan da dosyada dönen tezgahların, oyunların hepsinin farkında olduklarını dile getirdi. Heyeti de bunlardan ayrı tutmadıklarının altını çizen Aslan, “Sizin tarafsız ve bağımsız olmadığınızı düşündüğümüzü açık açık söyledik” dedi.

Heyetin hukuka uygun ve adli bir karar vereceğine güven olmadığını dile getiren Aslan, “Bugün 14 Haziran Uluslararası Adil Yargılanma Hakkı Günü. O da Soma Katliamı davasının karar duruşmasına denk geldi. Bu yıl Türkiye’ye ithaf edildi Adil Yargılanma Hakkı Günü. Tarihsel olarak böyle bir günde karar vereceğinizi bilin” ifadelerini kullandı.

‘Aileler mi yargılanıyor burada?’

Davanın ideolojik bir dava olduğunu, bu davanın işçi sınıfı ile sermaye sınıfı arasında geçtiğini söyleyen Avukat Mürsel Ünder boş sanık sandalyelerini işaret ederek şu cümleleri kurdu:

Siz sanıklar Haluk’un, Adem’in, Can’ın burada yargılandığını söyleyebilir misiniz? Kimse yok burada. Kimi yargılıyoruz biz burada? Biz sanık müdafii miyiz? Aileler mi yargılanıyor burada? Biz mi yargılanıyoruz? Can Gürkan bize göre sermayeyi temsil ediyor. Burada en çok korunan kişi Can’dır. Bu da sınıfsal konumundandır. Biz biliyoruz Can’a, Adem’e bilinçli taksir vereceksiniz. Burada meslektaşlarımız olası kast için çok açık deliller sundular. Bunlara bakmadınız bile.

‘Hesabı sorulacak’

Avukatların ardından sözü yaşamını yitiren işçilerin aileleri aldı. Çağdaş Hukukçular Derneği tarafından yapılan paylaşımda bir işçi babasının “Biz bu tiyatroyu da, sizi de, bu işin fıtratında var diyenleri de , atılan tekmeyi de, aba altından sopa gösteren sanık avukatlarını da unutmayacağız. Hesabı sorulacak” dediği aktarıldı.

Başka bir işçi babası ise “Selçuk Kozağaçlı’yı buraya bağlamamanızı protesto ediyorum. Ben sizin verdiğiniz karara inanamıyorum, güvenmiyorum. Ama bilin ki siz de hesap vereceksiniz. Işık görünüyor” dedi.

Neler yaşandı?

Soma’da 13 Mayıs 2014’te meydana gelen patlamada ölen 301 madencinin ardından başlayan adli süreçte “olası kasıtla öldürme” suçundan işverenler yargılandı.

Mahkeme heyeti, aralarında Soma Kömür İşletmeleri A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Can Gürkan’ın da bulunduğu tutuklu beş sanık için 15 yıldan 22 yıla kadar, dokuz tutuksuz sanık için de altı yıldan on yıla kadar hapis cezası verilmesine karar verdi.

Beş üyesinden üçü değiştirilen Yargıtay 12. Ceza Dairesi, Gürkan’ın ‘yangın riskinin yüksek olduğunu bilerek, havalandırmaya dair gerekli teknik altyapıyı oluşturmadan ve iş güvenliği önlemleri almadan üretimin arttırılmasını hedeflediği’ sonucuna vararak, 30 Eylül 2020’de kararı bozdu.

Sanıkların, ‘bilinçli taksirle ölüme neden olma’ suçundan Akhisar Ağır Ceza Mahkemesi’nde yeniden yargılanmasına kanaat getirildi.

 

Validebağ Bakım ve Rehabilitasyon Projesi’ne tepki: Validebağ’a dokunmayın, yeter

Üsküdar Belediye Başkanı Hilmi Türkmen tarafından başlatılacağı duyurulan Validebağ Bakım ve Rehabilitasyon Projesi‘ne, Validebağ Savunması‘ndan tepki geldi.

Validebağ Savunması tarafından bugün yapılan basın açıklamasında “Validebağ’a dokunma yeter” denildi.

‘Sürekli ismi değişen projeleri açıklamanızın sebebi nedir?’

Validebağ Savunması, bugün saat 12.00’de Abdülaziz Av Köşkü‘nde Nefes Nöbeti için buluştu. Savunma, saat 16.00’da da bir basın açıklaması yaptı.

Açıklamada, Türkmen’in yaptığı çelişkili ifadeler hatırlatıldı ve şu sorular soruldu:

Geçtiğimiz hafta Üsküdar Belediye Başkanı Hilmi Türkmen’in ‘Bir yıl içerisinde tamamlanması planlanıyor’ dediği projeyi Validebağ Korusu Yenileme ve Rehabilitasyon Projesi adıyla yapacaklarını okuduk.

Şimdi kendisine soruyoruz:

1- Zaten bakım ve temizliğini yapmakla yükümlü olduğunuz koruma bandına verdiğiniz inşaat izniyle kurutulan ağaçları kesmek dışında hiçbir şey yapmadığınız halde sürekli ismi değişen projeleri açıklamanızın sebebi nedir?

2- Değişik adlarla açıkladığınız projelerin hangi koruma kurulundan, hangi tarihte onay almıştır?

3- Bir ay önce 500 araçlık otopark, 176 aydınlatma direği, fitness ve çocuk oyun alanlarının yapılacağını söylerken bu hafta 1 metreküp bile beton dökmeyeceği beyanatınız hangi projeye göredir?

4- Bir kamu kuruluşu olarak resmi web sayfanızdan ilgili projeyi tüm teknik detaylarıyla mimari proje çizimleriyle yayımlamak yerine neden medya üzerinden ‘Şunu yapacağız, bunu yapmayacağız’ diye birbiriyle çelişen açıklamalar yapmaktasınız?

‘Korunun ölüm fermanı’

Basın açıklamasında, Validebağ Bakım ve Rehabilitasyon Projesi ismiyle açıklanan son projenin aslında Millet Bahçesi Projesi olduğu ve bu projenin korunun ölüm fermanı olacağının bilirkişi raporlarıyla açıklandığı ifade edildi:

Biz cevap verelim: Çünkü elinizde 2018’de onaylanmış Millet Bahçesi Projesi’nden başka proje yok ve bu projenin korunun ölüm fermanı olacağı da bilirkişi raporlarıyla açıklandı. Sizin ise ranttan başka amacınız yok. Konunun siyasal rantı bir yana ön görülen 30 milyon TL’nin büyük olasılıkla birkaç katına mal olacak projeyle yine birilerine para aktarılacak.

Pandemi döneminde sıkıntı içindeki halka hiçbir destek birilerinin servetine servet katılacak.

‘Hiç beton dökmeyeceğiz, 7 bin ağaç dikeceğiz’ diyerek ve Validebağ Korusu Yenileme ve Rehabilitasyon Projesi adıyla açıkladığınız projenize gelince, Validebağ Korusu 1. derece sit alanıdır. Topografyası, ağacı, kuşu, kelebeği, çalısı, açık alanlarıyla doğal bir ekolojik bütündür. Doğayı yenileyemezsiniz. Doğa, kendi döngüsü içinde kendini yeniler.

Doğayı rehabilite edemezsiniz. Ancak bütüncül bir yaklaşımla insan ve betonlaşma baskısına karşı korursunuz.

7 bin ağaç dikmenin korunun ekosistemine, göçmen kuşların konaklama alanlarına etkilerini açıklamaya gerek duymuyor, sizi öncelikle görevinizi yapmaya davet ediyoruz. Önce korudaki her bir ağaç için bakım planı yapın, anıt ağaçları doğal çitle çevreleyerek korumaya alın, ağaçların kırılan dallarını ve tepe çökmesine neden olan su sürgünlerini alın.

Korudaki köpek saldırılarından şikayet edeceğinize hayvan gönüllülerini kısırlaştırma için yakalama çalışmalarına kaç senedir vermediğiniz desteği verin.

Çöp kutularını koymak için bir projeye ihtiyacınız yok. Koruya yeterli sayıda çöp kutusu koyun ve düzenli olarak çöpleri toplayın. Elbette tahsise gerekçe olan temizlik ve bakım görevleriniz bunlarla sınırlı değil.

Sz işinizi yapmaya başlayın, biz size anlatmaya devam ederiz.”

Hilmi Türkmen, projeyle koruya 7 bin ağaç dikileceğini, projede beton kullanılmayacağını, korunun temizliğinin ve rehabilitasyonunun yapılacağını ileri sürmüştü.

Bursa Su Kolektifi: Derenin ölümünün sorumlusu vatandaş değil sermaye

Bursa Su Kolektifi, Marmara Denizi’ne dökülen Nilüfer Çayı‘nın Uludağ bölgesindeki otellerin atık suları ile kirletilmesine tepki gösterdiği bir basın açıklaması gerçekleştirdi.

“Yıllardır sistematik olarak kirletilen ve yağmalanan bu denizi, sizler fosseptik çukuru olarak tanımladınız ve kullandınız” denilen açıklamada bu durumun Marmara Denizi’ni etkisi altına alan müsilajın başlıca sebebi olduğu belirtildi.

Açıklamada “Gerekli arıtmalar yapılmadan deşarj edilen evsel ve endüstriyel atıksular, derin deniz deşarjları, denize dökülen nehirlerimizdeki kirlilik, gemilerden kaynaklanan balast ve sintine suları, dip taramaları, kıyı kumullarının yok edilmesi, plansız sanayileşme ve kontrolsüz kentleşmenin nüfus baskısı yani özetle kapitalizmin ekolojik çöküş etmenleri içerisinde bulunduğumuz bu sorunun sebepleridir” ifadeleri kullanıldı.

‘Derenin ölmesine sebep oluyor’

Şu an Nilüfer Çayı’nın Uludağ’ın pınarlarından doğduğu belirtilen açıklamada “Kar sularının erimesiyle oluşan Nilüfer Çayı daha şehrin içerisine girmeden, Uludağ Bölgesi’ndeki otellerin atık suları ile kirletilmekte adeta ilk hançerini almaktadır. Şehrin içerisinde kilometrelerce yolu katederken büyüklü küçüklü birçok sanayi kuruluşunun zehirli suları Nilüfer Çayı’na deşarj edilmekte yani bu berrak derenin ölmesine sebep olmaktadır. Kronik bir sorun haline gelen bu durum yetkililer tarafından da kabul edilmiştir” ifadeleri kullanıldı.

Bursa Su ve Kanalizasyon İdaresi verilerine göre 2020 yılı boyunca yapılan tüm gözlemlerde; Nilüfer Çayı’nın Kocasu’ya karışmadan öncesinde ve karıştıktan sonra ki denize dökülmeden önceki kontrol noktalarında su kalitesinin dördüncü sınıf olarak belirlendiği belirtilen açıklamada “Sermaye tarafından katledilen sularımıza idari kurumların hangi müdahalesi olmuş buradan tüm yetkililere sesleniyoruz, cevap bekliyoruz” denildi.

‘Sorumlusu biz değiliz’

İçerisinde bulunduğumuz durumun bir diğer failinin ise bilim insanlarının da söylediği gibi derin deniz deşarjları olduğu belirtilen açıklamada “Bugün; Mudanya’dan, Gemlik’ten, Kumla’dan ve Kurşunlu’dan sadece fiziksel arıtma yapılarak denizimize atık sular deşarj edilmekte… Bakanlık tarafından yayımlanan il çevre ve durum raporlarından elde ettiğimiz verilere göre yıllık ortalama 22.5 milyon metre küp atık su deşarjının gerçekleştiğini biliyoruz” ifadeleri kullanıldı.

Yurttaşların ödedikleri vergilerle ve atıksu bedelini ödeyerek sorumluluklarını yerine getirdiği belirtilen açıklamada “Bu sınırsız pislikten, doğa katliamından atık sularını kaçak olarak derelerimize denizlerimize deşarj eden işletmeler, fabrikalar ,gerektiği gibi arıtma yapmadan sularını deşarj eden atıksu arıtma tesisleri ve bütün bunlara göz yuman tüm yetkili devlet kurumları, çevre bakanlığı ,Valilik ve belediyeler sorumludur” denildi.

Açıklama “Bursa Su Kolektifi olarak yaşamı savunmaktan; denizlerimizin, göllerimizin ve nehirlerimizin sesi olmaktan vazgeçmeyeceğiz. Tüm yurttaşları suyun sesi olmaya davet ediyoruz” ifadeleriyle son buldu.

 

Biyokütle santraline karşı çıkan Çöçelli halkına tazyikli su ve joplarla müdahale

Maraş’ın Pazarcık ilçesinde yer alan Alevi Çöçelli mahallesi yakınlarına kurulan iki çimento fabrikasının ardından kurulmak istenen Biyokütle Enerji Santrali‘ne karşı çıkan köylüler yeniden asker müdahalesi ile karşılaştı.

Çöçelli köylülerin çağrısıyla 12 Haziran Cumartesi günü bir araya gelen yüzlerce kişi, yaşam alanlarını olumsuz etkileyen fabrikanın yapıldığı alana yürüyerek yol kapatma eylemi gerçekleştirdi.

PİRHA’nın aktardığına göre eylem alanına gönderilen askerler yolu kapatan köylülere tazyikli su ve joplarla sert bir şekilde müdahale etti.

‘İfade vermeye çağrıldılar’

Mezopotamya Ekoloji Hareketi tarafından bugün yapılan paylaşımda ise “Çöçelli köylüleri yıllardır biyokütle santraline ve taş ocaklarına karşı direniyor, yaşanan eylemselliklerden ötürü karakola ifade vermeye çağırmışlar” bilgisi paylaşıldı.

Açıklamada “Çöçelli köylüleri yalnız değildir , İkizdere’den, Çöçelli’ye direnen köylülerin yanındayız” ifadeleri kullanılarak köylülere yönelik sert müdahale protesto edildi.

Uydudan izlenen Caretta ‘Likya’ 296 gün sonra Tunus’a ulaştı

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü‘nün “Deniz Kaplumbağalarını İzleme Projesi” kapsamında Patara, Belek, Göksu ve İztuzu kumsallarından bırakılan sekiz kaplumbağadan birisi olan “Likya”, 296 günlük yolculuk sonunda Tunus kıyılarına ulaştı.

“Akdeniz’in Deniz Ortamı ve Kıyı Bölgesinin Korunması Sözleşmesi” kapsamında yaklaşık 32 yıldır özel çevre koruma bölgelerinde, İribaş Deniz Kaplumbağası (caretta caretta), Yeşil Deniz Kaplumbağası (chelonia mydas) ve Nil Kaplumbağası (trionyx triunguis) korunup izleniyor.

Geçtiğimiz yıl başlandı

Kaplumbağaların, göç sırasında uğradıkları ve üreme dönemi dışında kalan dönemlerde hangi alanları, ülkeleri ziyaret ettiklerinin bilinmesi, o habitatlarının korunması ve koruma önlemlerinin alınması çalışmaların sürekliliği açısından önem taşıyor.

Buna bağlı olarak Bakanlık, geçen yıl ilk kez kaplumbağalara uydu cihazı takarak izlemeye başladı. Uydu izleme cihazları ile takip çalışmaları, deniz kaplumbağası araştırmacıları tarafından sürdürülüyor.

Likya, Belkıs ve Patara

Patara Özel Çevre Koruma Bölgesi’nde 19 Ağustos 2020’de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum‘un katılımıyla deniz kaplumbağalarına uydu cihazı takıldı ve “Likya”, “Belkıs” ve “Patara” isimleri verilen kaplumbağalar denize bırakıldı.

Proje kapsamında ayrıca Belek Özel Çevre Koruma Bölgesinde “Belek” ve “Kadriye” isimli iki deniz kaplumbağası 21 Ağustos 2020’de, Göksu Deltası Özel Çevre Koruma Bölgesinde “Göksu” ve “Mersin” 29 Ağustos’ta, Köyceğiz Dalyan Deltası Özel Çevre Koruma Bölgesinden de “Uğurlu” isimli kaplumbağa 23 Ağustos’ta doğal alanları ile buluştu.

Türkiye’yi kışlama alanı olarak kullanıyorlar

AA’nın aktardığına göre proje kapsamında elde edilen bulguların sonucuna göre, izlenen sekiz deniz kaplumbağasının altısının Türkiye kara sularını yuvalama dönemi sonrasında beslenme ve muhtemel kışlama alanı olarak kullandıkları belirlendi.

Hedefine ulaşan ve batimetrik verileri incelenen kaplumbağaların 50 metreden daha sığ ve ağırlıklı olarak 20 metrenin altındaki alanları tercih ettiği görüldü.

En uzak mesafeyi ‘Likya’ katetti

Uydu cihazı takılan sekiz deniz kaplumbağasından en fazla yolu 25-30 yaşlarındaki “Likya” aldı. Yapılan izlemeler ile Likya’nın, göç yolu ve yazı geçireceği kalış rotası takip edildiğinde, diğer kaplumbağalardan daha farklı bir rota izlediği görülüyor.

3 bin 84 kilometre yol giderek Tunus’ta 4 ila 16 metre derinliğe sahip sığ bir körfez özelliğindeki Boughrara Lagünü’ne ulaşan Likya; Patara’dan Fethiye kıyılarına, Akdeniz açıklarına, daha sonra Libya’nın Bengazi kıyılarına, ardından sırasıyla Sirte, Mısrata, Trablus’a giderek Tunus kıyılarına vardı.

Beslenme bölgesinde alan kullanımının yaklaşık 40 kilometrekare olduğu tespit edilen Likya’nın diğer kaplumbağalara göre en uzak mesafeyi katettiği, çok daha fazla dalış yaptığı, en geniş alanı kullandığı ve en düşük sıcaklığa sahip alanı yuvalama beslenme alanı olarak tercih ettiği tespit edildi.

En yaşlı kaplumbağa Dalyan kıyılarına ulaştı

Patara sahilinden bırakılan kaplumbağalardan biri olan ve 8 kaplumbağadan en yaşlısı, 40-45 yaşlarındaki “Belkıs” da 924 kilometre yol alarak gittiği Dalyan kıyılarına ulaştı.

Yine aynı sahilden bırakılan “Patara” ise 524 kilometre yol alarak Kaş kıyılarına vardı.

Belek sahilinden bırakılan ve Türkiye’den ayrılan ikinci kaplumbağa olan “Kadriye” ise 1206 kilometre yol aldı ve Girit Adası’nın güneyinde yer alan Kufosini Adası’nı nihai nokta olarak beslenme alanı olarak seçti.

Aynı sahilden bırakılan “Belek” isimli kaplumbağa da önce Fethiye kıyılarına ardından 1186 kilometre yol alarak Akdeniz kıyılarına ulaştı.

10 deniz kaplumbağası daha denizlerle buluşacak

Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğünce izleme çalışmalarının daha kapsamlı gerçekleştirilmesi, eldeki verilerin çoğaltılarak değerlendirme alanlarının genişletilebilmesi ve iklim değişikliğinin kaplumbağalar üzerine etkisinin tespit edilmesi için bu yıl 10 deniz kaplumbağasına daha uydu takip cihazı takılarak izlenecek.

Ağustos ayında Patara Özel Çevre Koruma Bölgesindeki Patara kumsalından 2, Belek Özel Çevre Koruma Bölgesindeki Belek kumsalından 2, Göksu Deltası Özel Çevre Koruma Bölgesindeki Göksu Deltası kumsal alanından 2, Köyceğiz Dalyan Özel Çevre Koruma Bölgesinde İztuzu kumsalından 3, Fethiye-Göcek Özel Çevre Koruma Bölgesindeki İztuzu kumsalından 1 kaplumbağa doğal ortamıyla buluşacak.

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, Veysi Ateş’in savunmasını istedi

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Yönetim Kurulu, suç örgütü lideri Sedat Peker‘in hakkında ortaya attığı iddialardan sonra üyesi Gazeteci Veysi Ateş‘ten savunma istedi.

Cemiyet, Ateş’ten siyaset mafya ilişkileri içinde adının geçtiğine ve mesleğin itibarını sarsacak oluşumlar içinde bulunduğuna yönelik şikayetler nedeniyle bu savunmayı talep etti.

Karar, oy birliğiyle alındı

10 Haziran’da yapılan toplantıda Veyis Ateş’le ilgili yapılan şikayetleri de değerlendiren Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Yönetim Kurulu, Ateş hakkında TGC Tüzüğü ve Türkiye Gazetecileri Hak ve Sorumluluk Bildirgesi’ne aykırı davrandığı gerekçesiyle disiplin soruşturması açılmasına oy birliği ile karar verdi.

Kararda şu ifadeler yer aldı:

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin 4315 sicil numaralı üyesi Veyis Ateş’in ülke gündemine oturan siyaset -mafya ilişkileri içinde adının geçmesinden ötürü, Türkiye Gazetecileri Hak ve Sorumluluk Bildirgesi’ne aykırı davrandığına, mesleğin itibarını sarsacak oluşumlar içinde bulunduğuna dair çok sayıda şikayet olmuştur. Tüzüğümüzün 11. maddesinde ifadesini bulan ‘Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin amacıyla ve Türkiye Gazetecileri Hak ve Sorumluluk Bildirgesi’nde belirtilen ilkelerle, bu bildirgede yer alan ‘Gazetecinin doğru davranış kuralları, hak ve sorumluluklarıyla bağdaşmayan tutum ve davranış içinde olmak’, ‘Gazeteci, çıkar ve nüfuz sağlayacak habercilikten kaçınmalıdır. Mesleğini gölgeleyecek, itibarını sarsacak türden oluşumlar içerisinde yer almamalıdır’ hükümleri dikkate alınarak Veyis Ateş hakkında disiplin soruşturması açılmasına oybirliği ile karar verilmiştir.”

Ne olmuştu?

Suç örgütü lideri Sedat Peker, hem Türkiye’de hem Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) aranan Sezgin Baran Korkmaz‘ın sahip olduğu Bodrum’daki Paramount Otel‘de kaldığına dair elinde kayıtların olduğunu söylemişti.

Peker’in Ateş hakkında ortaya attığı iddialar ise şöyleydi:

Sağlık Bakanlığı’ndaki hikayeni anlatmayacağım. Para konusunda biriyle ters düştün ya, onun ailesi benim sevdiğim bir aile. Şimdi seni patlatınca onu da patlatacağım. Sağlık Bakanlığı’nda sorun yaşadınız ya onunla, parayı sen aldın. Siz ne pislik insanlarsınız. Utanmadan TV’lere gidip şu hırsıza operasyon yapıldı diyorsunuz. İnsanlar güvenip sizi dinliyorlar. Bir ulusu manipüle ediyorsunuz, hırsız.

Bodrum’da Paramount Otel var. Sahibi Sezgin Baran Korkmaz. Bu arkadaş Türkiye’de de aranıyor ABD’de de aranıyor. Otelinde kimler var? Veyis Ateş. Sizin aranan adamın otelinde ne işiniz var? Sizin maaşınız kaç para? Hani fatura? Bu bile suç. Daha da çıkacak. Veysi. Senin kayıtlar da çıkacak.

28 Aralık’ta operasyon yapılıyor. 29 Aralık 45 milyon doların ödenmesi gereken tarih. Sezgin Baran’ın karısını gözaltına alıyorlar. Bu Veysi… Ben olayı toparlayayım diye arayan bu Veyis… Aranan adamın oteline gidiyorsun, kalıyorsun, on binlerce yüz binlerce Euro hesap ödemiyorsunuz. Sonra da adamı gasp ediyorsunuz. Kayıtlar var.”