Ana Sayfa Blog Sayfa 1386

Boğaziçili eski dekanlardan atanmış dekana mektup: Sorumluluğunuzu yerine getiremiyorsunuz

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından Boğaziçi Üniversitesi‘ne rektör olarak atanmış Melih Bulu tarafından Öğrenci İşleri Dekanı olarak atanan Fazıl Önder Sönmez‘e bir tepki de üniversitenin eski dekanlarından geldi.

Daha önceki dönemlerde Öğrenci İşleri Dekanı olarak görev yapmış akademisyenler, atanmış yönetim döneminde bu görevi üstlenen Fazıl Önder Sönmez’e hitaben yazdıkları mektupta, “Öğrenci İşleri Dekanlığı artık içi boş bir unvandan ibarettir” dedi.

Eski dekanlar imza attı

Mektuba 2004 ile 2021 yılları arasında Öğrenci İşleri Dekanı olarak görev yapan Doç. Dr. N. Zeynep Uysal, Prof. Dr. Biray Kolluoğlu, Prof. Dr. Naz Zeynep Atay Gök, Prof. Dr. Emine Erktin ve Prof. Dr. Ali Tekcan imza attı.

Fotoğraf: Boğaziçi Direnişi

“Öğrenci İşleri Dekanı Fazıl Önder Sönmez’in Dikkatine” diye başlayan mektupta şu ifadeler yer aldı:

Bu maili size geçmiş Öğrenci İşleri Dekanları olarak yazıyoruz. Her birimiz üniversitemizin görece zor zamanlarında bu görevi sürdürdük. Türkiye üniversitelerinde Öğrenci İşleri Dekanlığı, kavramı ve uygulaması Boğaziçi Üniversitesi’nde başlamış olup devlet üniversitelerinde ne yazık ki hala resmi olarak bulunmayan bir pozisyondur.

‘Görevin sorumluluğunu yapmıyorsunuz’

Üniversitemizde çok uzun yıllardır büyük önem verilen bir görev olan Öğrenci İşleri Dekanlığını üstlendiğiniz günden bu yana yaşananlar bu görevin gerektirdiği sorumlulukların ne olduğunun tarafınızdan yeterince anlaşılamamış olduğunu göstermekte, böyle olduğu halde bu konuda öğretim üyelerinden gelen öneri ve uyarıları dikkate almamış olmanız bu pozisyonu sadece unvanlarınıza zorunlu bir eklenti olarak üstlendiğiniz endişesine yol açmaktadır.

Öğrenci İşleri Dekanlığı üniversitemizde sadece öğrenci etkinliklerini onaylayan, öğrencilerin burs, yurt gibi ihtiyaçlarına çözüm üreten bir birim değildir. Esasen Öğrenci İşleri Dekanının bu çok önemli görevlerinin yanı sıra daha da önemli birincil görevi öğrencilerimize zarar gelmesini önlemek, sadece bizim öğrencimiz oldukları için onları koruyup kollamaktır.

Fotoğraf: Boğaziçi Direnişi

Okula kolluk kuvveti girdi

Bugüne kadar birbirinden farklı tüm yönetimler ve tüm öğrenci işleri dekanları istisnasız bu görevi layıkıyla yerine getirmek için çabaladılar. Bugüne kadar bu üniversiteye birkaç istisna hariç kolluk kuvveti girmedi. Öğrencilerimiz kolluk kuvvetleri ile karşı karşıya kalmasın diye başta Öğrenci İşleri Dekanı olmak üzere Rektörler, Rektör Yardımcıları emniyetle, gerektiğinde siyasi otoritelerle müzakerelerde bulundu.

Ama bundan da önemlisi Öğrenci İşleri Dekanları fiziksel olarak her eylemde içeriğine bakmaksızın öğrencileri gözetmek üzere eylem yerinde bulundu, gerektiğinde, en küçük bir şiddet eğilimi sezildiğinde, özel güvenliğe, kolluk kuvvetlerine karşı, elbette birçok hocamızın da desteğiyle öğrencilere siper oldu.

‘Şiddetin önüne geçmediniz’

Öğrencilerin neyi protesto ettikleri, hangi konuda eylem yaptıklarından bağımsız olarak öğrencilerle ve güvenlikle, polisle konuşmak, ortamı sakinleştirmek Öğrenci İşleri Dekanının sorumluluğundaydı, bugüne kadar. Oysa bugün, 3 Temmuz’da yaşananlar Öğrenci İşleri Dekanının, Rektörün öğrencilerin yanında olmak şöyle dursun kendi kontrolündeki üniversite güvenlik görevlilerinin öğrencilere şiddet uygulamasına engel olmayı akıllarından bile geçirmediğini bize gösterdi.

Bu yaşananlar üniversitenin gelmiş geçmiş tüm öğrenci işleri dekanları tarafından yıllarca, titizlikle korunmaya, sürdürülmeye çalışılan yazılı olmayan ilkelerin yok sayıldığını, hiçbir ahlaka sığmayan, hiçbir değerle açıklanamayacak bir düşmanlıkla öğrencilerimizin, hocalarımızın hedefe konduğunu gösterdi.

‘Görevinizi yerine getiremiyorsunuz’

Üniversitemizde 6 ay içinde yıkılmaya, ortadan kaldırılmaya çalışılanlar arasına Öğrenci İşleri Dekanlığı da girmiştir. Öğrenci İşleri Dekanlığı artık içi boş bir unvandan ibarettir. Bu unvanı taşır göründüğünüz halde görevinizi yerine getirmediğinizi büyük bir kaygıyla izliyoruz.

Öğrenci İşleri Dekanlığının eylemlerinin ve aldığı kararların hukuki sonuçlarının görülmesi için sürecin takipçisi olacağız.”

Rapor: Dünyada liderlik pozisyonlarında kadınların sayısı erkeklerden önemli ölçüde düşük

Kamu Yönetiminde Toplumsal Cinsiyet Eşitliği (GEPA) raporu, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) ve Pittsburgh Üniversitesi Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliği Araştırma Laboratuvarı (GIRL) tarafından yayımlandı.

170 ülkeyi kapsayan raporda, kadınların dünya genelinde kamu yönetiminde üst düzey liderlik pozisyonlarının yalnız üçte birini ellerinde tuttuğu kaydedildi.

Liderlik pozisyonlarında kadın sayısı düşük

Raporda, birçok ülkede kamu yönetiminde kadın temsil oranlarında ilerleme kaydedildiğini, ancak dünyanın tüm bölgelerinde liderlik ve karar pozisyonlarında kadınların sayısı erkeklerden önemli ölçüde düşük olduğu kaydedildi:

Ortalama olarak, kadınlar kamu yöneticilerinin %46’sını oluşturuyor, ancak liderlik pozisyonlarında yalnız %31, üst düzey yönetici pozisyonlarında ise %30 oranında yer alıyor.

Toplumsal cinsiyet eşitliği, kapsayıcı ve hesap verebilir kamu yönetimi için zorunludur. Rapora göre, kadınlar kamu yönetiminde liderlik pozisyonlarında yer aldıklarında, hükümetler daha duyarlı ve hesap verebilir oluyor, kamu hizmetlerinin kalitesi önemli ölçüde yükseliyor. Örneğin, verilere göre,
kadınlar yetki makamında olduklarında, kadına yönelik şiddetin ortadan kaldırılması, çocuk bakım hizmetleri ve sağlık hizmetleri gibi göz ardı edilen meseleler daha çok ilgi görüyor; ayrıca, hükümette yolsuzluk daha az oluyor ve siyasi partiler daha çok iş birliği yapıyor. COVID-19 krizi hükümetlere ve
vatandaşlara, bugüne dek görülmemiş zorluklar yaratmaya devam ederken, kamu kurumlarında etkili karar almak, kamu hizmetlerinde duyarlı ve yenilikçi olmak her zamankinden daha önemli hale geliyor.”

‘105 milyon kadın ve kız çocuğu yoksulluğa sürüklenebilir’

Rapor, birçok ülkede salgın krizi ve kadınlarla kız çocukları üzerinde
yarattığı büyük ekonomik ve sosyal etkilerle boğuştuğunu ve kadınlarla kız çocuklarına yönelik şiddetin kaygı verici ölçüde arttığına dikkat çekti:

Kadınlara ve kız çocuklarına yönelik şiddet kaygı verici ölçüde artıyor, iş ve gelir kayıpları yaşanıyor; bunların tümü, toplumsal cinsiyet eşitliği yolunda kaydedilen ilerlemeyi geriye döndürme tehlikesi yaratıyor.

UNDP’nin analizine göre, dünyadaki aşırı yoksullar içinde oransal olarak zaten yüksek olan kadınlar ve kız çocuklara ek olarak, küresel salgın nedeniyle 2030 yılına kadar 105 milyon kadın ve kız çocuğu daha yoksulluğa sürüklenebilecek.”

GEPA Raporu, kadınların ülkelerin koronavirüse yanıtı dahil olmak üzere sağlık politikası kararlarında çok sınırlı role sahip olduğunu, Sağlık bakanlıklarında çalışanların yüzde 58’inin kadın, ancak karar verici
pozisyonlardakilerin yüzde 34’ünü kadınların oluşturduğu ortaya koydu.

‘Çevresel koruma alanında cinsiyet eşitlik çok nadir’

Raporda, kadınların kamu yönetiminde belirli politika çalışma alanlarına
hapsedilmiş olmalarını, böylece cam tavana ek olarak “cam duvarlar”a da çarptıklarına değiniliyor:

Kadın sorunları, sağlık ve eğitim işleriyle uğraşan bakanlıklarda kadın sayısı en yüksek; ancak diğer politika belirleme alanlarında ise düşük.

Örneğin, iklim krizinden kadınlar orantısız biçimde etkileniyor olmalarına rağmen, çevre koruma bakanlıkları, incelenen 20 politika alanında kadın temsilinin en düşük olduğu yer. Çevresel koruma alanında kadın oranı ortalaması dünyada yüzde 33, eşitlik ise çok nadir; bu da muhtemelen iklim eylemi ve yeşil toparlanmanın daha etkili olmasını engelliyor.

Benzer şekilde, sosyo-ekonomik politikaların belirlenmesi alanında da, ekonomi bakanlıklarında karar pozisyonlarındaki kadınların oranı yalnız yüzde 36.”

Konuyla ilgili öneriler

GEPA raporu, güç dengesini değiştirmek ve cam tavanlar ve duvarları kırmak için, şu beş maddeyi öneriyor:

  • Kotalar ve geçici özel önlemleri de içeren mevcut kanun, çerçeve ve politikaları güçlendirmek ve yenilerini tasarlamak; ulusal toplumsal cinsiyet bütçesi oluşturmak,
  • İşyeri reformu, kapsayıcı insan kaynakları politikaları, çalışma yaşamında cinsiyetçilik ve tacizi cezalandırma vb. yoluyla kurumsal değişim yaratmak,
  • Kamu yönetiminde toplumsal cinsiyet eşitliği ve kadınlar hakkında kaliteli veri mevcudiyetini artırmak,
  • Sivil toplum kuruluşları, kadın hareketleri ve iş dünyası ortaklıkları gibi yeni ortaklıklar kurmak ve harekete geçirmek,
  • Farkındalığı artırmak, kadınların eğitimini ve kamu hizmetinde kariyer yapmaya hazır oluşlarını desteklemek dahil toplumsal cinsiyet eşitliği gündeminin tüm ögelerinde sinerjiyi yaygınlaştırmak.

Türkiye’ye ait veriler

Türkiye’de Kamu Yönetiminde Toplumsal Cinsiyet Eşitliği’ndeki rakamlar ise şöyle:

  • 2019 verilerine göre Türkiye’de kadınların kamu yönetimindeki oranı sadece yüzde 19.
  • Türkiye’de kamu yöneticilerinin yüzde 22’si (2015), üst düzey yöneticilerin yüzde 8’i (2015) ve üst düzey liderlerin sadece yüzde 8’i (2018) kadın.
  • Türkiye’de COVID-19 görev güçlerinde kadın temsil oranı, toplumsal cinsiyet paritesinin biraz altında ve yüzde 44.
  • Türkiye’de kadınların kamu yönetimine katılımları kentlerde kırsal bölgelere göre daha yüksek. 2012 verilerine göre, kadınların kentlerdeki kamu yönetiminde temsili yüzde 17 iken kırsalda bu oran yüzde 8’e düşüyor.

Raporun tamamına buradan ulaşabilirsiniz.

Aşırı sıcak ve soğuklar her yıl 5 milyon insanın ölmesine yol açıyor

Son 20 yılın mercek altına alındığı bir araştırma, aşırı sıcak veya soğuk koşullar nedeniyle her yıl dünya çapında 5 milyondan fazla insanın öldüğünü ve ısıya bağlı ölümlerin arttığını buldu.

Dünya çapında düzinelerce bilim insanının katıldığı çalışma, her yıl küresel ölümlerin yüzde 9,4’ünün sıcak veya soğuğa maruz kalmayla ilişkili olduğunu, yani 100 bin kişide 74 ölüme eşdeğer olduğunu buldu.

Sıcağa bağlı ölümler artacak

Araştırmada daha iyi konut yalıtımı ve daha fazla güneş enerjili soğutma için çağrıların yanı sıra iklim değişikliğinin gelecekte sıcaklığa bağlı ölümleri artıracağına dair uyarılar da bulunuyor.

İklim Haber’in aktardığına göre araştırmacılar, 2000 ile 2019 yılları arasında 43 ülkedeki 750 bölgeden ölüm ve hava durumu verilerini analiz ettiler ve bu bölgelerdeki ortalama günlük sıcaklığın 10 yılda 0.26 derece arttığını buldular.

Çalışma, 20 yıl boyunca soğuk kaynaklı ölümlerin sıcaktan daha fazla olduğunu buldu. Ancak sıcağa bağlı ölümler artarken, soğuğa bağlı ölümler azalıyor.

‘Daha fazla ölüme tanık olacağız’

Araştırmanın önde gelen araştırmacılarından Monash Üniversitesi’nden Prof. Yuming Guo, iklim değişikliği nedeniyle bu eğilimin devam edeceğini ve toplam ölüm oranlarının artabileceğini söyledi.

Guo, “Gelecekte, soğuğa bağlı ölümler azalmaya devam edebilir, ancak ısıya bağlı ölümler artmaya devam edeceğinden, bu bir kırılma noktası olacağı anlamına geliyor. İklim değişikliğini azaltmak için herhangi bir önlem almazsak, daha fazla ölüme tanık olacağız” dedi.

Guo, Avrupa’da halihazırda sıcaklıklarla ilişkili ölüm oranlarında genel bir artış olduğunu söyledi.

Lancet Planetary Health dergisinde yayınlanan çalışma, farklı bölgelerde yaşayan insanlar için farklı optimum sıcaklıkları hesaba kattı.

Kalp krizi ve felç artıyor

Çalışmaya dahil olmayan Queensland Teknoloji Üniversitesi’nden Prof Adrian Barnett, hem aşırı soğuk hem de sıcak koşullarda kalp krizi, kalp durması ve felçlerin arttığını söyledi.

Barnett, “Özellikle risk altındaki insanlar, önceden bir tür kalp ve akciğer rahatsızlığı olanlardır. Sıcak ülkelerde daha az sıcaklık kaynaklı ölüm var, ancak bu muhtemelen değişecek” ifadelerini kullandı.

Barnett, daha iyi konut yalıtımı için ve elektrik kesintilerinde bile işe yarayacak şebekeden bağımsız güneş enerjili soğutma gibi emisyon azaltım stratejilerinin dikkate alınması gerektiğini söyledi.

Nesli tükendiği düşünülen geniş gagalı yeşil kuş Singapur’da görüldü

Singapur‘da 70 yıl önce neslinin tükendiği düşünülen geniş gagalı yeşil kuşa (green broadbill bird) yeniden rastlanıldı.

Ulusal Parklar Kurulu koruma grubu direktörü Lim Liang Jim, fosforlu tüyleriyle tanınan kuşun 27 Haziran’da açık denizdeki Pulau Ubin adasında görüldüğünü söyledi.

Independent’ın yerel basından aktardığı habere göre nesli çoktan tükendiği düşünülen kuş, kuş gözlemcisi Joyce Le Mesurier tarafından fark edildi.

Muhtemelen bir erkek kuş

Uzmanlar, Pulau Ubin’de görülen yeşil geniş gagalının “koyu yeşil tüyleri ve gagasının tepesindeki geniş kabarık tüy öbeği ile ayırt edilebilen muhtemelen bir erkek” olduğunu söyledi.

Erkeğin ayrıca gözlerinin arkasında belirgin bir siyah leke ve kanatlarında geniş siyah çubuklar oluyor. Dişiler de erkeklere benziyor ancak renkleri daha mat ve siyah noktaları yok.

Singapur Kuşları Projesi’ne göre ada, geniş gagalı yeşil kuşun yaşam alanıydı ancak 1941’den bu yana ülkede neredeyse hiç görülmemişti.

Açlık Virüsü Çoğalıyor: Dünyada her bir dakikada 11 kişi açlık nedeniyle ölüyor

Uluslararası yardım kuruluşu Oxfam tarafından yayımlanan “Açlık Virüsü Çoğalıyor” adlı rapora göre, dünya genelinde her bir dakikada 11 kişi açlık nedeniyle hayatını kaybediyor.

Açlıktan kaynaklı ölümler, dakikada ortalama yedi kişinin ölümüne sebep olan koronavirüs salgınını da geride bıraktı.

‘Gıda fiyatları yüzde 40 arttı’

AA‘da yer alan habere göre, raporda iklim krizi ve koronavirüs salgını sebebiyle gıda fiyatlarında yüzde 40’lık bir artış yaşandığının altı çizildi. Bunun da insanları açlık sınırına ittiği kaydedildi.

Rapor, salgının başından beri küresel ölçekli askeri harcamaların 51 milyon dolar arttığını da ortaya koyuyor.

Bu rakamın ise Birleşmiş Milletler‘in (BM) açlıkla mücadele için ihtiyaç duyduğu miktardan en az altı kat daha fazla olduğu kaydedildi.

Rapor, Birleşmiş Milletler’in açlığı önleme çalışmalarının “derhal ve tam olarak” finanse edilmesi gerektiğine vurgu yaparken, hükümetlere “çatışma bölgelerinde insani yardımların ihtiyaç sahiplerine ulaştırılması için iş birliği yapma” çağrısı da yaptı.

‘İnsani yardımların sivillere ulaşması engelleniyor’

Oxfam Amerika’nın Başkanı ve CEO’su Abby Maxman konuyla ilgili, “İstatistikler sarsıcı ama bu istatistikleri akılalmaz acılarla karşı karşıya kalan insanların oluşturduğunu hatırlamalıyız” ifadesini kullandı.

Ayrıca Maxman, Etiyopya, Günay Sudan, Suriye ve Yemen gibi çatışmaların yaşandığı ülkelerde insani yardımların sivillere ulaşmasının engellendiğini ve  açlığın bir savaş silahı gibi kullanıldığını aktardı.

Tozkoparan’daki kentsel dönüşüm için yürütmeyi durdurma kararı verildi

İstanbul‘un Güngören ilçesinde yer alan ve itirazlara rağmen kentsel dönüşüm kapsamında yıkılmak istenen Tozkoparan Mahallesi‘nde mahalle sakinlerinin mücadelesi sonuç verdi.

Tozkoparan ve Mehmet Nesih Özmen mahallelerinin 10,4 hektarlık alanı Cumhurbaşkanlığı kararı ile 20 Nisan 2020 tarihinde riskli alan ilan edilmişti. Bu karara karşı açılan davada Danıştay 6’ncı Dairesi kararın yürütmesini durdurma kararı verdi.

Neler yaşandı?

Mahalledeki 900 konut depreme dayanıklı olmadıkları iddia edilerek yıkılmak isteniyor mahalle sakinleri ise binalarının sağlam olduğunu iddia ederek bu karara karşı çıkıyordu.

Her ne kadar bu karar mahkemeye taşınmış olsa da Güngören Belediyesi polis ekipleriyle birlikte mahallelinin su, elektrik ve doğal gaz altyapısını kesmeye başlamıştı. İtiraz eden halk ise biber gazı ile polis mücadelesi ile karşılaşmıştı.

Mahalle sakinleri son olarak bekleyen davanın sonuçlanması için Ankara’ya gitmiş ve Danıştay önünde eylem gerçekleştirmişti.

Danıştay tarafından verilen yürütmeyi durdurma kararıyla birlikte binaların sağlamlık durumuna ilişkin bir rapor alınana kadar bölgede herhangi bir yıkım gerçekleştirilemeyecek.

Türkiye’de geçtiğimiz haziran ayı ortalamadan 0.5 derece daha sıcaktı

Meteoroloji Genel Müdürlüğü‘nün 2021 yılı haziran ayı sıcaklık ve yağış değerlendirmesi raporu yayınlandı.

Rapora göre uzun yıllar 21.3 derece olan haziran ayı ortalama sıcaklığı, 2021 Haziran ayında 21.8 derece olarak ortalamanın 0.5 derece üzerinde yaşandı. Böylece son 50 yılın 16’ıncı en sıcak haziran ayı oldu.

Özellikle, Akdeniz ve Ege kıyılarında, Güneydoğu Anadolu Bölgesi ile Iğdır civarlarında en yüksek değerlere ulaşarak mevsim normallerinin üzerinde seyrettiği bildirildi.

Mevsim normalleri üzerindeki iller

Rapora göre, 2021 yılı Haziran ayında ortalama sıcaklıklar Çanakkale, Bodrum, Datça, Dörtyol, Kale, Samandağ çevreleriyle Ordu, Sivas, Kahramanmaraş, Adıyaman, Şanlıurfa‘nın doğusunda mevsim normallerinin üzerinde gerçekleşti.

İstanbul, Bilecik, Yalova, Lüleburgaz, Kütahya, Uşak, Afyonkarahisar, Dursunbey, Burdur, Beyşehir, Acıpayam, Tefenni, Korkuteli, Akşehir, Yunak, Ilgın, Seydişehir, Sivrihisar, Bolu, Karabük, Tosya, Nallıhan, Beypazarı çevrelerinde mevsim normallerinin altına düştü, yurdun diğer bölgelerinde mevsim normalleri civarında ölçüldü.

14 merkezde ekstrem sıcaklık

Ekstrem sıcaklık değerlendirmesine göre en düşük eksi 0.3 dereceyle Kangal’da, en yüksek ise 45.7 dereceyle Cizre’de oldu ve haziran ayında Türkiye’deki en yüksek değer olarak kayıtlara geçti.

2021 Haziran ayında 14 merkezde yeni ekstrem (maksimum) sıcaklık gerçekleşti ve bu yerler şöyle sırasıyla Çanakkale, Bayburt, İspir, Oltu, Ardahan, Erzurum, Kars, Tortum, Horasan, Tercan, Hınıs, Solhan, Malazgirt, Ahlat oldu.

Bölgelere göre sıcaklıklar

  • Marmara’da uzun yıllar ortalaması 21.5 derece iken, geçen ay 21.2 derece oldu ve en yüksek 38.5 derece olarak Çanakkale‘de ölçüldü.
  • Ege’de uzun yıllar ortalaması 23.3 derece iken, geçen ay 23 derece oldu ve en yüksek 42.3 derece Nazilli‘de yaşandı.
  • Akdeniz’de uzun yıllar ortalaması 23.7 derece iken geçen ay da 23.7 derece oldu ve en yüksek 41.8 derece Manavgat‘ta ölçüldü.
  • İç Anadolu’da uzun yıllar ortalaması 18.8 derece, geçen ay 18.4 derece oldu ve en yüksek 33.6 derece Ereğli‘de gerçekleşti.
  • Karadeniz’de uzun yıllar ortalaması 19.3 derece, geçen ay 19.7 derece oldu ve en yüksek 38.5 derece İspir‘de yaşandı.
  • Doğu Anadolu’da uzun yıllar ortalaması 18.7 derece, geçen ay 21.3 dereceye çıktı ve en yüksek 39.1 derece Iğdır‘da ölçüldü.
  • Güneydoğu’da uzun yıllar ortalaması 26.9 derece iken, geçen ay 27.7 dereceye çıktı ve en yüksek 45.7 derece Cizre‘de tespit edildi.
  • Yağışlar yüzde 20.5 yükseldi
    2021 Haziran ayı yağışları ise Türkiye genelinde normaline göre yüzde 20.5 artış gösterdi. Türkiye geneli haziran ayı yağış ortalaması 37.1 mm ölçüldü, normali ise 30.8 mm olarak açıklandı. Geçen yılın haziran ayının ortalaması 39.5 mm’lik yağışa göre yüzde 6 azaldı.

Yağış en çok Zonguldak’ta, en az Şırnak’ta

Yağışlar Datça, Mersin‘in güneyi ve Adana-Kars hattının doğusunda kalan tüm kesimlerde normaline göre yüzde 80’den fazla arttı.

İl geneli en fazla yağış 114 mm ile Zonguldak, en az 0.2 mm ile Şırnak‘ta kaydedildi. Yağışlarda normaline göre en fazla azalma yüzde 98 ile Şırnak, Bitlis ve Van‘da gerçekleşti.

Haziran ayındaki yağışlı gün sayısı ise, Siirt çevrelerinde 1 güne kadar düştü. Ege ve Akdeniz Bölgesi sahil kesimi ile Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde de 5 günün altında yağışlı gün yaşandı.

Doğu ve Güneydoğu’da yağış azaldı

Bölgesel yağışlara göre ise Doğu ve Güneydoğu’da azalma, diğer bölgelerde artış kaydedildi. En fazla azalma yaklaşık yüzde 90 ile Güneydoğu Anadolu’da gerçekleşirken, Ege normalinin iki katından fazla yağış aldı.

Havzalara göre Haziran ayı yağışlarında Asi, Ceyhan, Fırat-Dicle, Doğu Karadeniz, Çoruh, Aras ve Van Gölü havzalarında normaline göre azalma olduğu açıklandı. Diğer tüm havzalar ise normaline göre artış kaydetti.

En fazla yağış 87.4 mm ile Burdur havzasında, en az yağış 3.2 mm ile Asi havzasında oldu. Normaline göre en fazla azalma yüzde 84 ile yine Asi Havzası’nda gerçekleşti.

‘Ekstrem hava olaylarının sayısı artıyor’

İklimin başta tarım, su kaynakları, enerji ve ulaştırma olmak üzere hemen tüm sektörlerin faaliyetlerine etki eden belirleyici bir faktör olduğunu belirten Meteoroloji Genel Müdürü Volkan Mutlu Coşkun, “Değişen iklime bağlı olarak ekstrem hava olaylarının sayısı ve şiddeti her geçen ay ve yıl artmaktadır” dedi.

Coşkun bu raporla kamuoyunun bilinçlendirilmesi, hava ve iklim olayları konusunda hazırlıklı olmaları, sektörel planlama faaliyetlerinde iklim faktörünün dikkate alınması, tarım ve gıda güvenliği ile afet risklerinin azaltılmasına yönelik uyum ve zarar azaltma çalışmalarında karar alıcılara faydalı olunmasının amaçlandığını anlattı.

Adıyaman’da tütün eylemlerine katıldıkları gerekçesiyle 50’ye yakın kişi gözaltına alındı

Adıyaman‘da tütüne getirilen yetki belgesi şartı sebebiyle yapılan eylemlere katıldıkları gerekçesiyle 50’ye yakın kişinin bu sabah evleri basıldı ve gözaltına alındı.

Gözaltına alınan kişilerin Adıyaman İl Emniyet Müdürlüğü ve İl Jandarma Komutanlığı‘na götürüldüğü belirtildi.

Kente çok sayıda asker konumlandırıldı

Mezopotamya Ajansı‘nda yer alan habere göre, Tarım ve Orman Bakanlığı, yetki belgesi almadan veya bildirimde bulunmadan tütün ticareti yapılmasını yasaklamasına karşı Adıyaman ve ilçelerinde birçok protesto gösterisi meydana gelmişti.

Eylemlere katıldıkları gerekçesiyle çok sayıda tütüncü, jandarma ve polislerce kent merkezi ve ilçelerde düzenlenen ev baskınlarında gözaltına alındı.

Kentin farklı noktalarına da, zırhlı araçlar ve çok sayıda asker konumlandırıldı.

TEMA Vakfı ile Avcılar Belediyesi anlaştı: İlçedeki okullarda doğa eğitimi verilecek

Avcılar Belediyesi ve Türkiye Erozyonla Mücadele, Ağaçlandırma ve Doğal varlıkları Koruma Vakfı (TEMA) arasında iş birliği protokolü imzalandı. İmzalan protokol doğrultusunda, okullarda doğa eğitimi verilmesi ve yeni evlenen çiftlerin fidan bağışlarıyla “Umut Ormanı” oluşturulması planlanıyor.

İmza törenine Tema Vakfı Başkanı Deniz Ataş, Tema Vakfı Genel Müdürü Başak Özçağdaş ve Tema Vakfı Avcılar Sorumlusu Songül Çağışlar katıldı.

Doğa eğitimi verilecek

Protokol kapsamında yeni eğitim- öğretim döneminin başlaması ile birlikte hayata geçirilmesi planlanan “Doğa Eğitimi” ile Avcılar’daki okullarda doğa ve doğa koruma bilincini artırmak ve farkındalık yaratmak hedefleniyor.

İlkokul seviyesinden lise seviyesine kadar her kademedeki öğrenciye ulaşmayı amaçlayan Doğa Eğitimi, Türkiye’de bir ilk olma özelliği taşıyor.

Evlenen çiftler adına ‘Umut Ormanı’

Protokolün imza törenine dair açıklama yapan Avcılar Belediye Başkanı Avukat Turan Hançerli “Yeşil, toprak konuları gündeme geldiğinde ilk akla gelen vakıf olan TEMA Vakfı ile iş birliği protokolü imzalıyoruz. Protokolümüzle ülkemize yeni ormanlar kazandırmak için bir iş birliğimiz söz konusu. Avcılar’da evlenen çiftler adına, onların bağışladıkları fidanlarla ülkemizin bir köşesinde ‘Umut Ormanı’ oluşturacağız. Türkiye’ye bir orman hediye edeceğiz” dedi.

Öğrencilere verilecek eğitim üzerine de konuşan Hançerli, “Ayrıca öğrencilerimizin doğa konusunda bir eğitim alabilmesi için bu kentteki tüm okullarda doğayı korumak konusunda farkındalıklarını artıracak eğitimi TEMA Vakfı, Milli Eğitim Müdürlüğümüz ve belediyemiz ortaklığında bir proje ile gerçekleştirmeyi hedefliyoruz. TEMA, çevre ve ekoloji alanında çalışıyor. TEMA ile yapacağımız iş birliği ile çevrenin daha fazla korunması için çabalıyoruz. Avcılar halkına hayırlı olsun” ifadelerini kullandı.

Sonbaharda eğitimler başlayacak

Hançerli’nin ardından konuşan Tema Vakfı Başkanı Deniz Ataş ise “Burada olmaktan çok mutluyuz. Bu protokolle iki önemli projeyi hayat geçirmiş oluyoruz. Bir tanesi yeşillendirme ağaçlandırma Türkiye’nin orman varlığını artırmaya yönelik. Öbür taraftan da diğer fidanlarımız çocuklarımız” dedi.

Ataş konuşmasının devamında “Biz TEMA olarak önemli ölçekte eğitim faaliyetleri yürütüyorduk fakat bir belediye ile birlikte ilçe sınırlarındaki tüm okullarda doğa eğitimi vermeye ilk defa Avcılar Belediyesi ile başladık. Umuyoruz ki sonbaharda bütün değişik seviyelerdeki okullarda bu eğitimleri bütün çocuklarımıza ileteceğiz. Bize bu fırsatı verdiği için Belediye Başkanımız Turan Hançerli’ye teşekkür ederiz” ifadelerine yer verdi.

Plastik sektörünün lobi faaliyeti sonuç verdi: Atık ithalat yasağının kalkması için uzlaşıldı

Ticaret Bakanlığı’nın etilen polimer atık ithalatını yasaklama kararı uygulamaya geçtikten sonra plastik sektörünün yoğun lobi faaliyetleri sonucunda yalnızca altı gün dayanabildi.

Türkiye’de büyüyen plastik atık sorununa çözüm bulmak amacıyla 18 Mayıs tarihinde yayınlanan kararla atıkların neredeyse yüzde 75 gibi büyük bir oranını oluşturan etilen polimerin ithalatı yasaklanmıştı.

Karar, 2 Temmuz günü yürürlüğe girdi. Ancak uygulamaya konulmasının üzerinden çok süre geçmeden Bakanlık ile sektör temsilcileri arasında uzlaşma sağlandığı açıklandı.

Bakanlıklarla görüşme

Ticaret Bakan Yardımcısı Mustafa Tuzcu’nun ev sahipliği yaptığı, Sanayi ve Teknoloji Bakan Yardımcısı Hasan Büyükdede ile Çevre ve Şehircilik Bakan Yardımcısı Mehmet Emin Birpınar’ın yer aldığı toplantıda; Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB), Ankara Sanayi Odası (ASO), Türk Plastik Sanayicileri Araştırma Geliştirme ve Eğitim Vakfı (PAGEV), Plastik Sanayicileri Federasyonu (PLASFED), Plastik Sanayicileri Derneği (PAGDER) ve Geri Kazanım Derneği gibi STK’ler ve  sektör temsilcileri plastik atık ithalatını düzenleyen taslağın son halini konuştu.

‘Yasak kalkacak, denetimleri artacak’

Dünya Gazetesi’nden Merve Yiğitcan’ın haberine göre hazırlanan taslakta yasağın kaldırılacağı ancak denetimlerin artırılacağı belirtildi.  Tedbirlerin başında mevcut 1350 geri dönüşüm firmasının tüm lisanslarının yeniden gözden geçirilmesi geliyor.

Atık ithalatında suistimalin önüne geçebilmek için de teminat mektubu zorunluluğu geliyor. Ton başına 100 TL şartının olacağı iddia edilen teminat mektubu ile aynı zamanda merdiven altı firmaların da engellenmesi planlanıyor.

Çiple takip edilecek

Taslaktaki bir diğer düzenlemeye göre, firmalar daha çevreci geri dönüşüm yapılması için gerekli makine- ekipmanları bulundurmak zorunda olacak.

İthal edilen atığın takibi için ise tehlikeli atık taşımacılığında Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın kullandığı Mobil Atık Takip Sistemi’ne (MoTAT) ithal plastik atık da dahil edilecek. Böylece ithal plastik atık limandan fabrikaya gidene kadar çipli sistemle takip edilecek.

Adana Dedepınarı’nda geri dönüştürülmek yerine yol kenarında yakılan plastik atıklar

Gündoğdu: Ciddi bir lobi faaliyeti yürüttüler

Plastik kirliliği üzerine araştırmalar yapan Çukurova Üniversitesi’nden Doç. Dr. Sedat Gündoğdu Yeşil Gazete’ye yaptığı açıklamada “Plastik atık yasağının kaldırılması yönündeki çalışmalar, belirleyicinin tüccarlar olduğu anlamına geliyor” yorumunu yaptı.

Yasağın konulmasının ardından plastik sektörünün ciddi bir lobi faaliyeti yürüttüğünü ifade eden Gündoğdu, “Lobi için milyonlarca para harcadılar. Şimdi de meyvesini topluyorlar” dedi.

Plastik atık sektöründe 20-30 büyük firma olduğunu dile getiren Gündoğdu, “Denetimleri artırmaktan kasıt büyük ihtimalle küçük firmaların lisanslarının kaldırılması. Diğer büyük firmaların çalışabilmesi için bir düzenleme yapılacak” dedi.

‘Tamamen yasaklamadıkça sorun çözülmez’

“Plastik atıklar kontrol edilecek” ifadesinin de sorunlu olduğunu belirten Gündoğdu’ya göre bu ifade geçmişte gerekli kontrollerin yapılmadığının itirafı.

Tamamen yasaklanmadığı müddetçe plastik krizi ile başa çıkmanın yolu olmadığını belirten Gündoğdu, “Siz istediğiniz kadar kısıtlama koyun. Tamamen yasaklamadıkça farklı etiketler ve yanlış beyanlarla atıklar gelmeye devam eder” ifadelerini kullandı.

Sedat Gündoğdu, “Bu işin kontrol edilmesi mümkün değil. Hiçbir ülke kontrol edemiyor. Çöplerini göndermek isteyen ülkeler sevinmişlerdir. Yana yakıla nereye göndereceğiz diye düşünüyorlardı” ifadelerini kullandı.

Atıklar farklı etiketlerle getiriliyor

Nitekim Birleşik Krallık Çevre Ajansı, Türkiye’ye ihraç edilen plastik atıklarda farklı etiketler ve beyanlar kullanılarak yasaklı ürünlerin de gönderilmesine ilişkin bir soruşturma başlatmıştı.

ENDP’nin aktardığı bilgilere göre sene başında Türkiye’nin belirli ürünlere getirdiği kısmi yasağın ardından ihracatçıların yeniden işlenmiş plastik malzeme olduğunu iddia ettiği ve bu nedenle yasak kapsamında olmayan kaplarda artış görüldü.

EA, atığın farklı bir ürünmüş gibi tanımlanmasının “yeni olmadığını” söyledi. Ancak raporda 1 Ocak’ta getirilen kısmi yasağın atıkları yanlış tanımlanmasını daha da teşvik etmiş olabileceği belirtildi.

10 yılda yüzde 7 bin 300 artış

Türkiye’de son 10 yılda çöp ithalatı yüzde 7 bin 300 oranında arttı ve yıllık 600 bin tona çıktı. Avrupa Birliği İstatistik Ofisi (Eurostat) verilerine göre Türkiye, Avrupa’dan yapılan atık ihracatının en büyük alıcısı konumunda.

AB ülkelerinde plastik paketlerin yüzde 78,5’i ayrıştırıp toplanıyor fakat bunların yalnızca yüzde 41,5’u AB sınırları içinde geri dönüştürülüyor.

AB ülkelerinden yapılan atık ihracatı 2004 yılından bu yana yüzde 75 arttı. Yıllık 32,7 milyon tonu bulan AB’nin atık ihracatının 13,7 milyon tonu Türkiye’ye gidiyor.