Ana Sayfa Blog Sayfa 1240

ZeroBuild Türkiye’21 sona erdi

Sıfır enerji binalara dönüşümü desteklemek üzere bu yıl ikincisi düzenlenen ZeroBuild Türkiye’21 Sıfır Enerji Binalar Forumu 35 ülkeden, konularında uzman kamu,-özel sektör ve STK temsilcileri ile akademisyenlerden oluşan 110 katılımcıyla 22-26 Eylül tarihleri arasında dijital ortamda gerçekleştirildi.

Ülke ekonomisi, birey ekonomisi, enerji tasarrufu ve çevre için kaçınılmaz olan sıfır enerji binalara dönüşümün finansmandan iklime, malzemeden sertifika sistemlerine kadar tüm boyutlarıyla ele alındığı forumda, dünya çapında gerçekleştirilmiş uygulamalar paylaşıldı.

Sektör paydaşları, fikir önderleri 23-26 Mart 2022’de Yapı Fuarı TurkeyBuild İstanbul 2022 kapsamında gerçekleştirilecek Uluslararası Sıfır Enerji Binalar Zirvesi ZeroBuild Summit‘te buluşmak üzere sözleşti.

 Forumda neler konuşuldu?

Yaşanabilir bir dünya için üretilen çözümlerden biri olan ve AB’de 1 Ocak 2021 itibariyle zorunlu hale getirilen ‘Sıfır Enerji Binalar’ın tüm boyutlarıyla ele alındığı ZeroBuild Türkiye’21 Sıfır Enerji Binalar Forumu’nda Birleşmiş Milletler tarafından 2030 yılı için belirlenen “Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları”na referans verilerek dünyada ve Türkiye’de yapılan çalışmalar, hayata geçirilmek üzere olan projeler ve malzeme sektöründeki gelişmeler paylaşıldı.

22 Eylül Çarşamba günü açılışı yapılan forum, Enerji Verimli Binalar ve Yerleşkeler Uzmanı Yüksek Mimar, ZeroBuild Türkiye’21 Genel Sekreteri Yasemin Somuncu’nun açılış konuşması ile başladı.

Somuncu’nun ardından açılış oturumunda; T.C. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Mesleki Hizmetler Genel Müdürlüğü Enerji Verimliliği ve Tesisat Daire Başkanı Murat Bayram, T.C. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Enerji Verimliliği ve Çevre Daire Başkanı Abdullah Buğrahan Karaveli, T.C. MEB İnşaat ve Emlak Genel Müdürlüğü, İzleme Değerlendirme ve Koordinasyon Daire Başkanı Dr.Musa Rahmanlar ile GTALLIANCE Sürdürülebilirlik Danışmanlığı Kurucu Ortağı, Sürdürülebilirlik ve Araştırma Danışmanı Ali Gizer birer konuşma yaptı.

Açılışın ardından Çek Cumhuriyeti Brno Teknoloji Üniversitesi’nden, Cleaner Production Dergisi Baş Editörü Prof. Dr. Jiří Jaromír Klemeš ana tema sunumunu gerçekleştirdi.

Temel hedef Türkiye’de yaygınlaşmak

Forumun ardından değerlendirmelerde bulunan Enerji Verimli Binalar ve Yerleşkeler Uzmanı, ZeroBuild Türkiye’21 Genel Sekreteri Yüksek Mimar Yasemin Somuncu daha iyi bir gelecek için bir araya gelip şimdiden harekete geçen herkese teşekkür ederek şunları söyledi:

“Geniş bir ekibin, gönüllülük esası ile gerçekleştirdiği bu etkinlikte Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın tanıttığı Yes-TR (Yeşil Enerji Sertifikası-Türkiye), Enerji Bakanlığı’nın detaylarını paylaştığı Enerji Hizmeti Şirketleri’ne (ESCO) yönelik çalışmalar, Milli Eğitim Bakanlığı’nın Türkiye genelinde gerçekleştirdiği pilot projeler ile ‘1000 Okul’ projesi kapsamında mesleki ve teknik lise öğretmenlerinin dahil edildiği Akademik Günü kamu tarafında ortaya çıkan önemli noktalar bizim için. Forumda, yerelde il ve ilçe bazlı olarak belediyeler tarafından gerçekleştirilmekte olan iyi uygulama örnekleri paylaşılarak Türkiye genelinde bu çalışmaların yaygınlaştırılması hedeflendi” dedi.

Üniversite öğrencilerine çağrı

Yerli ve yabancı akademisyenlerce dirençlilik, karbon nötr gelecek ve dijitalleşmede bütün kesimleri ilgilendiren fırsatların ve risklerin masaya yatırıldığı forumda, Türkiye’den ve dünyadan pasif ev sertifikası almış veya almak üzere olan farklı bina tipolojileri örneklerinin paylaşıldığını hatırlatan Somuncu şunları söyledi:

“Forumda yerli malzeme üreticilerinin artık pasif ev komponent sertifikasını gündemlerine taşımaya başladıkları büyük dikkat çekti. İlaveten, Türkiye’nin ilk pasif ev komponent sertifikası alan yerli doğrama ürününün de takdim edildiği forumun son oturumunda Türkiye’deki bütün üniversite öğrencileri Verimlilik Elçileri (VELÇİ) olmak üzere davet edildi. Katılmak isteyenler 30 Ekim’e kadar [email protected] adresinden başvurabilecekler.”

Dünyaya nefes aldıracak çözümler

Ülkemizde ve dünyada Sıfır Enerji Binalar konusunda farkındalığı artırmak üzere ilk defa 2020 yılında düzenlenen ZeroBuild Forum, bu yıl “nasıl” sorusu etrafında şekillendirildi.

Birleşmiş Milletler’in Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’nın 10’una doğrudan, 7’sine dolaylı olarak dokunulan forumun açılış oturumunda söz alan T.C. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Mesleki Hizmetler Genel Müdürlüğü, Enerji Verimliliği ve Tesisat Daire Başkanı Murat Bayram, kendi geliştirmiş oldukları BEP TR yazılımına ve enerji verimliliği ile ilgili yapmış oldukları çalışmalara ilişkin bilgi vererek ZeroBuild Türkiye’21 forumundan elde edilecek çıktıların Bakanlık tarafından planlanan çalışmalar için önemli girdiler olacağını belirtti.

Açılış oturumunun bir diğer konuşmacısı, T.C. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Enerji Verimliliği ve Çevre Daire Başkanı Dr. Abdullah Buğrahan Karaveli, ZeroBuild Türkiye’21 forumunun zamanlamasının ve Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’na olan katkısının önemini vurguladı. Enerji verimliliği alanında yapısal dönüşümlerle birlikte davranışsal dönüşümün de çok önemli olduğuna ve dijitalleşmenin bu noktadaki önemine değinen Karaveli, Enerji Performans Sözleşmeleri’nin ticari ve kamu binalarında uygulanmasının vazgeçilmez bir unsur olduğunu belirterek Bakanlık tarafından yapılan çalışmaları ve takipleri anlattı.

‘Rol model olmak istiyoruz’

T.C. Millî Eğitim Bakanlığı, İzleme, Değerlendirme ve Koordinasyon Daire Başkanı Dr. Musa Rahmanlar, Türkiye’nin Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’nı 2012 yılından beri takip ettiğini ve 2016 yılında ‘Yüksek Düzeyli Siyasi Forum’da (HLPF) gönüllü olan 22 ülkeden biri olduğunu belirtti.

Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’nın hepsinin kendi arasında ilişki içeresinde olduğunu ve sorunların toplu bir biçimde ele alınması gerektiğini vurgulayan Rahmanlar, Millî Eğitim Bakanlığı olarak enerji verimliliği çalışmaları kapsamında hem eğitim bazında hem de binalar bazında yapmış oldukları çalışmalarla rol model olmak istediklerini ifade etti.

Kamuda Enerji Verimliliği

“Yeşil ve Dayanıklı Kentsel Dönüşümde Sıfır Enerji Bina Uygulamalarının Teşviki” konulu oturumda önce T. C. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Dış Kaynaklı Yatırımlar Daire Başkanı Esra Turan Tombak tarafından KABEV (Kamuda Enerji Verimliliği) projesi anlatıldı. Proje kapsamında minimum %20 enerji verimliği sağlanacağı belirtildi.

Bu projeye göre en önemli adımlardan birinin neredeyse sıfır enerji binaların gerekliliklerinin belirlenmesi ve bu gerekliliklere göre alınacak önlemlerin bir Maliyet-Fayda Analizi içereceği ifade edildi. Yerel yönetim temsilcilerinden Yalova Belediyesi İmar ve Şehircilik Müdürü Ömür Bayar, Türkiye’nin en önemli sorunlarından biri olan deprem ve enerji verimliliğinin kesişim noktalarında yapılabileceklerin altını çizerken, tüm güçlendirme çalışmalarının ısı yalıtım ve bina enerji sistemlerinin iyileştirilmesi aşamalarını da içerdiğini söyledi.

Kadıköy İmar ve Şehircilik Müdür yardımcısı Serhat Şahin, sıfır enerji ve yeşil bina esaslı kentsel dönüşümlerde yerel yönetimlerin rolünü ve neler yapabileceklerini aktardı. Türkiye’de sıfır enerji binaların geliştirilmesinde vergi indirimleri ve ucuz arazi sağlanması gibi finansal çözümlerin yanı sıra, gayrimenkul sektörü açısından pazarlama avantajlarının artacağı, buna göre enerji verimliliğinden kaynaklı düşük aidat kazanımlarının hızlı satış ve kiralama olanaklarının da beraberinde geleceğini belirtti.

 Yeşil tedarikte opsiyonlar ve esneklik artmalı

Forumun, “AB Standartlarına Uyum, Yeşil Mutabakat, Türkiye ve İstihdama Etkileri” oturumunda bütün konuşmacıların birleştiği ortak fikir ise Yeşil Mutabakat’ın yatırım, üretim ve istihdamda büyük değişimler yaratarak Türkiye’yi geleceğe taşıyacağı oldu.

“Yeşil Tedarik Stratejileri ve Türkiye İçin Uygulama Yol Haritası” panelinde karbon-nötr bir dünyaya ulaşmada enerji dönüşümü hızını artırırken, elektrik tüketicilerinin de yüzlerini yeşile dönerek “yeşil tedarik stratejileri” geliştirmeyi hızlandırdıkları belirtilen panelde, Türkiye’deki Yeşil Elektrik opsiyonlarının; öztüketim Çatı GES yatırımı ile kendi elektriğini üreterek tedarik etmek, Yeşil Tarife üzerinden dağıtım ve Yenilenebilir Enerji Tedarik Anlaşmaları (YETA) ile satın almak ve I-REC, YEK-G gibi sertifikasyonları kullanmak olabileceği belirtildi. Bu opsiyonların bazı artı ve eksilerinin olmakla birlikte aslında yeşil tedarikte hem opsiyonların hem de esnekliğin artmasına ihtiyaç duyulduğunun altı çizildi.

BIM uygulamaları yaygınlaştırılmalı

“Sıfır Enerji Binalarda BIM Uygulaması’”nın konu edildiği oturumda, sadece tasarım evresinde değil, tüm yaşam döngüsünde bu uygulamaların önem taşıdığı belirtilerek BIM uygulamalarının sıfır enerji binalara entegrasyonu, uluslararası yönetmeliklerin bu uygulamalar üzerindeki dinamiği ve sürdürülebilirliğe katkısı gibi konular derinlemesine ele alındı.

Oturumda özetle, küresel ısınmayı 1,5°C sınırlamak istiyorsak, bu uygulamaların büyük bir hızla yaygınlaştırılması gerektiği fikri ağırlık kazandı.

Yeşil ekonomiye geçişte kadınların rolü büyük

“Net Sıfırı Hedefleyen Kadınlar” oturumunda dört farklı ülkeden kadın konuşmacılar tarafından net sıfıra ulaşmak konusundaki uzmanlık ve deneyimler aktarıldı.

Yeşil ekonomiye geçiş ve net sıfıra ulaşmada kadınların önemli katkıları olacağının vurgulandığı oturumda, iklim değişikliğinin etkileri ile başa çıkmak konusunda etkin olacak tüm sektörlerdeki kadınların “bir ilham kaynağı olması” temennisi paylaşıldı.

Yüzde 28 tasarruf mümkün

“Sıfır Enerji Binalar ve Yalıtım” başlıklı oturumda, öncelikle Türkiye için maliyet etkin U değerlerinin hayata geçirilmesi ile 2023’e kadar yaklaşık yüzde 7, 2030’a kadar yaklaşık yüzde 14 ve 2050’ye kadar yaklaşık yüzde 28 oranında tasarruf edilebileceği vurgulandı.

Farklı yalıtım kalınlıklarının maliyetleri karşılaştırılarak çok az bir ilk yatırım maliyeti artışıyla elde edilecek orta ve uzun vadeli geri kazanımlar detayları ile aktarıldı. Ülkemizde önümüzdeki dönem Neredeyse Sıfır Enerji Bina standartları kapsamında yapılacak olan binalarda üçlü yalıtım camlarının kullanımının söz konusu olduğu ifade edilerek Türkiye için “yalıtım kalınlığı haritası” oluşturulacağı bilgisi verildi.

Önemli bir adım: Yes-TR

“Bina ve Malzeme Sertifikasyon Sistemleri ve Metodolojileri” oturumunda sıfır enerji binalarla ilgili detaylı bilgilendirme ve Türkiye’nin mevcut durumu, Yes-TR (Yeşil Enerji Sertifikası-Türkiye) isimli yerel gönüllü sertifikamız ile ilgili gelişmeler ve planlanan eğitimler, uygulama ve erişilebilirlik koşulları geniş kapsamda ele alındı.

Sıfır enerji binalara ulaşmak için tek evrensel prototip olan Pasif Ev bina ve komponent sertifikasyon süreçlerinin tüm detaylarıyla aktarıldığı oturumda ayrıca EDGE (Yüksek Verimlilik İçin Tasarımda Mükemmellik) sertifikası, çalışma prensipleri ve uygulamaları anlatılarak Bina Dirençlilik Endeksi programı ile ilgili bilgilendirmeler yapıldı.

Enerji verimliliği için finansal çözümler

“Enerji Verimliliği Finansmanı” oturumu kapsamında gerçekleştirilen panelin ilk bölümünde bankacılık sektöründeki dönüşüm, Avrupa Yeşil Mutabakatı’na uyum, enerji verimliliği uygulamalarının geliştirilmesinde, mevzuat, finans kurumları ve yatırımcı tarafında karşılaşılan zorluklardan ve yapılabilecek iyileştirmelerden bahsedildi. Panelin ikinci kısmında ise panelistler, temsilcisi oldukları finans kurumlarının bu alanda geliştirdikleri finansal çözüm ve ürünleri aktardılar.

“Sıfır Enerji Binalar İçin Enerji Performans Sözleşmeleri” oturumunda Türkiye’de özellikle kamu sektöründe enerji tasarruflarına ulaşmak için oldukça öncelikli bir konu olan Enerji Performans Sözleşmeleri’nin kontratsal ve finansal boyutları ile ilgili kavramlar ve deneyimler paylaşıldı. “Ölçme ve Doğrulama” başlıklı oturumda da katılımcılar Enerji Performansı Taahhütü’ne (EPT), Ölçme ve Doğrulama Protokolü’ne, risklerden ve dikkat edilecek noktalara değindi. 

Malzemeler yerelleştirilmeli

Forumda, Sıfır Enerji ve Pasif Ev Derneği ile ortak organize edilen “SEPEV Günü”nde Türkiye’de ve dünyada gerçekleştirilmiş ve Pasif Ev sertifikası almış veya alma aşamasında olan farklı tipolojilerdeki binalar bütün detayları ile masaya yatırıldı. Oturumda, bina kabuğunda kullanılacak yüksek performanslı malzemelerin yanında, doğru detaylandırma ve işçiliğin pasif ev standartlarına ulaşmada elzem olduğu belirtilirken, kullanıcıların bilinçli tüketiciler/türeticiler olmalarının öneminin altı çizildi.

Artık geniş alanlı-kullanılmayan yapılardan daha küçük ve kullanışlı alanlara geçilmesinin öneminin vurgulandığı oturumda, karbon sıfır bir dönüşümde kullanılan malzemelerin yerelleştirilmesi de konuşmacıların ortak görüşü oldu.

Mesleki ve teknik eğitime ‘net sıfır’ dokunuşu

T.C. Milli Eğitim Bakanlığı ile “1000 Okul Projesi” kapsamında gerçekleştirilen Akademi Günü’nün ilk oturumunda binalarda ısı transferi ve ısıl konfor temelleri anlatıldı. İkinci oturumda; bina kabuğunun havayı, ısıyı ve binaya giren ışığı kontrol etmede oynadığı rol vurgulanarak, bina kabuğunu iç mekân konfor koşullarının belirlediği ifade edildi.

Üçüncü oturumda ışığın ve aydınlatmanın temel kavramları, çeşitleri, aydınlatmalarda verimliliğin uygulama aşamaları aktarıldıktan sonra iklimlendirmenin temel kavramlarından, ısıtma, soğutma ve havalandırma sistemlerinden ve enerji verimli binalar yaparken dikkat edilmesi gerekenlerin altı çizildi. “Yenilenebilir Enerji Sistemleri” oturumunda güneş enerjisi, rüzgâr enerjisi ve enerji depolama kavramları, teknolojileri ve Türkiye’deki en son gelişmeler ile potansiyeller detaylarıyla, uzmanları tarafından aktarıldı.

“İç Ortam Kalitesi” başlıklı oturumda insanı çevreleyen ve etkileyen fizik ortam öğelerinin doğru ve insana göre düzenlenmesiyle konforun sağlanacağının altı çizildi. Günün son oturumunda, iklimsel ve meteorolojik veriden yararlanmanın usullerinin geliştirilmesi, soğutma ve ısıtma derece-gün verilerinin projeye göre özel üretilmesi ve ülkemizdeki iklim (derecegün) bölgelerine ek olarak, yerelleştirilmiş, projeyi temsil edecek sınıflandırmanın yapılması ile ilgili eleştiriler ve görüşler paylaşıldı.

Verimlilik Elçileri geliyor!

Forumun son gününde gerçekleştirilen oturumlarda; pandemi ile beraber binalarda yaşanılan dönüşüm ve bu noktada sıfır enerji binalara geçişin önemi, sıfır enerji binalara dönüşüm için malzeme sektöründe yapılan çalışmalar, yüksek kaliteye ulaşmak için ihtiyaç duyulan detaylar ve metotlar paylaşıldı.

Pasif Ev Enstitüsü’nün komponent/bileşen arşivine dahil edilen ilk Türk menşeili doğrama ile ilgili bilgilerin de detaylı paylaşıldığı günün son oturumunda ZeroBuild Üniversiteler Ağı’nı temsilen gençler “Velçiler -Verimlilik Elçileri- Geliyor!” kampanyasını başlattılar.

Katılmak isteyenler 30 Ekim’e kadar [email protected] adresinden başvurabilecekler.

Kongo’da 83 yardım kuruluşu çalışanı kadınlara ve kız çocuklarına cinsel istismarda bulundu

Aralarında Dünya Sağlık Örgütü‘nün (WHO) de bulunduğu çok sayıda yardım kuruluşunda çalışan 83 kişi, Demokratik Kongo Cumhuriyeti‘ndeki ebola krizi sırasında kadınları ve kız çocukları cinsel istismara maruz bırakmakla suçlandı.

Suçlanan 83 kişiden 21’i Dünya Sağlık Örgütü’nde çalışıyordu. Örgüt, bu kişilerden dördünün hala bünyelerinde çalıştığını açıkladı ve o kişilerle yollarını ayıracaklarını söyledi.

‘Kadınlar seks yapmaya zorlandı’

Konuyla ilgili başlayan soruşturmanın ardından bağımsız bir komisyon tarafından 35 sayfalık bir rapor hazırlandı. Raporda onlarca kadın, kendilerine iş teklif edilmesi karşılığında seks talep edildiğini aktardı.

Aynı raporda, 2018-2020 yıllarındaki dokuz tecavüz suçlaması da yer alırken, Kongolu kadınların seks yapmaya zorlandığı, hastanelerde cinsel saldırıya uğradığı ve iki kadının hamile kaldığı kaydedildi.

Bağımsız komisyon raporunda, Dünya Sağlık Örgütü’nün cinsel taciz gibi olaylara karşı yapısal olarak hazırlıklı olmadığını ifade etti. Bunun nedeni olarak da, örgütün daha çok ebola virüsüne odaklanması gösterildi.

Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde 2 binden fazla kişi virüs nedeniyle hayatını kaybetmişti.

Dünya Sağlık Örgütü, ebola salgınının yayılmasını engellemek için küresel çabalara öncülük etmiş ve Haziran 2020’de salgının sona erdiğini duyurmuştu.

Dünya Sağlık Örgütü Başkanı özür diledi

Salı günü rapor hakkında bir basın toplantısı düzenleyen WHO Başkanı Tedros Adhanom Ghebreyesus, mağdurlardan özür diledi ve bunun “affedilemez” bir durum olduğunu kaydetti:

Sizleri korumak ve hizmet etmekle yükümlü çalışanların yaptıkları için özür dilerim. Bu kişilerin affedilmediğinden ve hesap verdiklerinden emin olmak bir numaralı önceliğim.”

WHO Afrika Yöneticisi Matshidiso Moeti de yaşanan istismarlar nedeniyle özür diledi.

Fransa’da Yeşiller Partisi’nin cumhurbaşkanı adayı Yannick Jadot oldu

Fransa’da 2022 yılında yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Yeşiller Partisi‘nin (EELV) adayı Yannick Jadot oldu. Yeşiller Partisi’nin eş başkanı olan Jadot, aynı zamanda Avrupa Parlamentosu‘nda milletvekili.

Partinin cumhurbaşkanı adayını belirlediği oylamanın ikinci turunda Jadot yüzde 48,97 oy alan rakibi EELV’nin eski başkan yardımcısı Sandrine Rousseau‘yu az farkla geride bıraktı ve yüzde 51,03’ün desteğini aldı.

‘İklimi önceleyen bir cumhurbaşkanı olacağım’

Jadot, oylamanın sonuçlarının açıklanmasının ardından yaptığı açıklamada, her şeyi değiştirmenin vakti geldiğini, çevre ile ilgili sorunlara çözümün bulunması gerektiğini söyledi.

Yeşiller Partisi’nin cumhurbaşkanı adayı seçimi kazanması halinde iklime öncelik veren cumhurbaşkanı olacağını belirtti.

Sosyalistlerin adayı Hidalgo

Sosyalist Parti‘nin adayı da iki kere üst üste Yeşiller Partisi’nin de desteğiyle Paris Belediye Başkanı olarak seçilen Anne Hidalgo olmuştu. Hidalgo, 15 dakikalık şehir ve yeşil alanları artırmaya yönelik başarılı projeleriyle biliniyor.

Anne Hidalgo aynı zamanda iklim değişikliğine karşın sera gazı emisyonlarının azaltılması için Ekim 2005’te Londra’da, dünya kentlerinin bir araya gelerek oluşturduğu C40 Belediyeleri ağının kuruluşunda rol oynadı ve başkanlık görevini üstlendi.

12 isim adaylığını açıkladı

Ülkede, aralarında aşırı solcu Boyun Eğmeyen Fransa Haraketinin (LFI) lideri Jean-Luc Melenchon, aşırı sağcı Ulusal Birlik Partisinin (RN) lideri Marine Le Pen, eski Avrupa Birliği (AB) Brexit Başmüzakerecisi Michel Barnier‘ın bulunduğu 12 isim, seçime aday veya aday adaylığını açıklamıştı.

Bu isimlerin henüz aday olacağını resmen açıklamayan ancak adaylığı muhtemel olarak görülen mevcut Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’a rakip olması bekleniyor.

Fransa’da seçimler

Fransa cumhurbaşkanlığı seçimlerinde iki tur var ve tüm uygun adaylar ilk turda karşı karşıya geliyor. İlk tur 10 Nisan tarihinde yapılacak. Bu turda bir adayın seçimi doğrudan kazanması için kullanılan tüm oyların salt çoğunluğu –yani yüzde 50’den fazlası– gerekli.

Hiçbir aday yüzde 50 kazanamazsa, en çok oyu alan iki aday ikinci tur oylamada karşı karşıya gelecek. İkinci tur ise 24 Nisan tarihinde düzenlenecek.

Van Gölü’nde İleri Biyolojik Arıtma Tesisi devreye girdi: 14 bin ton dip çamuru çıkarıldı

5 Haziran Dünya Çevre Günü‘nde Van Gölü‘nde İleri Biyolojik Arıtma Tesisi‘nin devreye girmesinin ardından, şu ana kadar 14 bin ton dip çamuru temizliği yapıldı.

Devreye giren tesisle, günlük 200 bin metreküp suyun arıtılması hedefleniyor. Daha önce günlük yaklaşık 105 bin metreküp suyun yüzde 20’si arıtılıp geri kalan göle veriliyordu.

‘Tesisin devreye girmesiyle artık gölümüzü muhafaza ediyoruz’

DHA‘da yer alan habere göre, Van Valisi ve Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Mehmet Fatih Çelikel dip temizliğinin yapıldığı İskele Sahili’nde incelemelerde bulundu. Çelikel, şu ana kadar yaklaşık 10 bin metreküp çamur temizlendiğini ve bu çamurun kamyonlarla şehir dışına taşındığını dile getirdi:

Yıllardan beri pis suların Van Gölü’nü doldurduğu, kirlettiği ve burada birçok hemşehrimizin çocukluğunda suya girdiği alanlarda oluşan yığınlar ve kötü kokudan kaynaklı insanlarımız sahili yeterince kullanamıyor. Tesisin devreye girmesiyle beraber artık gölümüzü muhafaza ediyoruz. Dolayısıyla 13 kilometrelik sahil bandımızda çalışmalara hızlı bir şekilde başladık. Bu çalışmalara başlamadan önce değişik illerdeki uygulamaları takip ettik. Gerek Haliç’i, gerek Kocaeli’deki çalışmalara baktık. Birçok ilimize de arkadaşlarımızı gönderdik, incelemeler yaptılar.

En sonunda şu anda başladığımız yöntem olan denizin içerisine doğru makinelerle girip, çamuru alıp tekrardan çıkabilecek şekilde bir planlamayla dip çamuru temizliğimize başladık. Takribi 10 bin metreküp kadar dip çamurunu şu an itibariyle çıkartmış durumdayız. Amacımız, en kısa süre içerisinde bu çalışmaları nihayete erdirip, hem buradaki kötü kokudan kurtulup vatandaşlarımızın kıyı şeridine daha sık gelmesini sağlamak, hem de onların çocuklukların da bize anlattığı gibi Van Gölü’nün buralarında denize girmelerini sağlamak.”

Fotoğraf: DHA

‘Öngörümüz önümüzdeki yıl bu çalışmayı bitirmek’

Katı Atık Tesisi‘ndeki ünitelerin de devreye alınmaya başladığını aktaran Mehmet Fatih Çelikel, amaçlarının katı atıkların ayrışım ve dönüşümlerinin sağlayarak aynı zamanda enerji elde etmek olduğunu kaydetti:

Yüzde 85-90 bantlarında devrede. Bir aksilik olmazsa 1,5 ay içerisinde bütün hepsi tamamlanarak katı atıkla ilgili de artık ilimizde önemli sorunlarından birisini de tam anlamıyla çözmüş olacağız. Ayrıştırma ünitelerini şu an devreye almaya gayret ediyorlar. Amacımız toplama merkezi ve bütün ilçelerimizde gelecek olan katı atıklarımızı alıp, buralarda ayrışım ve dönüşümlerini sağlayarak aynı zamanda enerji elde edeceğiz. Bu konuda Vanlı hemşehrilerimizden bizim bu gayretimize ortak olmalarını istiyoruz.

Ara ara dalgıçlarımızın eliyle buralarda temizlikler de yürütüyoruz. Van Gölü’nü temiz tutma noktasında ciddi bir kararlılık içerisindeyiz. İnşallah vatandaşlarımız da bu hassasiyetimize ortak olurlarsa daha güzel, daha yaşanılabilir, daha keyifle vakit geçirebileceğimiz bir denize sahip olacağız. 13 kilometrelik bir hatta çalışılacak. Öngörümüz önümüzdeki yıl bu çalışmayı bitirmek.”

Üsküdar Belediye Başkanı’na iki mahallenin kentsel dönüşümü için ‘sınırsız’ yetki

AKP’li Üsküdar Belediyesi Meclisi’nde Mehmet Akif Ersoy ve Yavuztürk mahallelerinin kentsel dönüşüm süreciyle ilgili bir karar alındı.

İlçe meclis gündemine gelen teklifte iki mahallenin kentsel dönüşüm süreciyle ilgili çalışmalarda başkana (Hilmi Türkmen) yetki verileceği ve başkanın yetkiyi dilediği kişiye devredebileceği belirtiliyordu. Teklif, AKP ve MHP’li meclis üyelerinin oylarıyla kabul edildi. CHP’li üyeler karara itiraz etti.

Yetki devri talebi

Cumhuriyet’ten Hazal Ocak imzalı habere göre, Üsküdar Belediyesi’nin eylül ayı meclis toplantıları gündemine söz konusu iki mahallenin kentsel dönüşüm projesine ilişkin yetki devri talebi geldi.

Teklifte iki mahallede bölge sakinlerinin “kat karşılığı inşaat yöntemiyle kentsel dönüşüm projesi hazırlanması ve 6306 sayılı kanun kapsamında kentsel dönüşüm hizmetlerinin belediyece yürütülmesi için yoğun taleplerin geldiği” belirtildi.

CHP: ‘Dilediği kişi’ ifadesi kuşku verici

Belediye kanununa atıfta bulunulan teklifte “belediye başkanına yetki verilmesi ve söz konusu yetkinin belediye başkanı tarafından dilediği kişiye devri”ne ilişkin karar alınması istendi.

Yetki, AKP’li ve MHP’li meclis üyelerinin oylarıyla verildi. CHP karara muhalefet şerhi koyarak “ret” oyu kullandı. İlçe belediyesinin CHP’li meclis üyesi Nuray Kılıç karara neden “ret” oyu kullandıklarını “Teklifte geçen ‘dilediği kişi’ ifadesi kuşku verici ve dolayısıyla rahatsız edici. Yani bu şekilde her türlü ihtimal söz konusu olabilir. Yetki devri yapma ihtimalinde şahıs isimleri belirtilerek bu teklifin hazırlanması mümkündü” ifadeleriyle açıkladı.

 

Karadeniz’de yüzey suyu sıcaklığı son 60 yılda 2 derece arttı

Bilim insanları tarafından yapılan bir araştırmaya göre, iklim değişikliği nedeniyle son 60 yılda Karadeniz‘de deniz yüzey suyu sıcaklığı yaklaşık 2 derece arttı. Araştırmaya göre iklim krizine önlem alınmazsa sıcaklık artışının devam etmesi oldukça muhtemel.

”İklim Değişikliği, Ekosistem Servisleri ve Bölgesel Yönetim Stratejileri” konulu bilimsel araştırma DTÜ Deniz Bilimleri Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Barış Salihoğlu liderliğinde Ezgi Şahin Yücel, Valeria Ibello ve Mustafa Yücel‘in katkılarıyla gerçekleştirildi.

‘Yaz aylarındaki artış daha fazla’

Araştırmada, küresel ısınma nedeniyle son 60 yılda Karadeniz’de deniz yüzey suyu sıcaklığının 2 dereceye yakın arttığı ve iklim krizine önlem alınmazsa bu sıcaklığını artarak devam edeceği tespit edildi.

Karadeniz’in, iklim değişikliği ve ‘çoklu baskılar’ diye adlandırılan insan baskılarından en çok etkilenen denizlerin başında yer aldığını belirten Salihoğlu, “Karadeniz’de iklim değişikliğinin etkisiyle deniz yüzey suyu sıcaklıklarında 2 dereceye yakın artma oldu. Karadeniz’deki sıcaklık artışı mevsimsel farklılık göstermektedir. Yaz mevsiminde sıcaklık artışının kış aylarına göre daha fazla olduğu gözlenmektedir” dedi.

‘Akıntı sistemi değişecek’

Prof. Dr. Salihoğlu, AA’ya yaptığı açıklamada Karadeniz’de yüzeyin altındaki soğuk ara tabakada bir su kütlesi olduğunu anlatarak, şöyle devam etti:

“Küresel ısınma nedeniyle bu su kütlesi ısınıyor. Isınma nedeniyle su kütlesinin ortadan kaybolduğunu tespit ettik. Bu durum, dramatik sonuçlar ortaya çıkaracak. Su kütlesinin ısınması nedeniyle Karadeniz’in bütün akıntı sistemi, ekosistem yapısı değişecek. Bu durum Karadeniz’de oksijensiz suların daha yüzeye yaklaşmasına neden oluyor. Ayrıca deniz canlıları bu durumdan çok olumsuz etkilenecek. Karadeniz’de deniz canlıları yaklaşık 100 metrenin altında yaşayamıyor. Bu, Karadeniz’e özgü bir durum. Soğuk ara tabakanın kaybolması ve oksijensiz suyun yüzeye yaklaşması Karadeniz’de tehlike çanlarının çalması anlamına geliyor. Bu durumu iklim tetikliyor ve bunun önüne geçmek çok kolay değil. Bu durumun önüne geçemeyeceğimiz için başka yönlerden ekosistemi güçlendirmemiz gerekiyor.”

Okyanus asitlenmesi

Salihoğlu, iklim değişikliği nedeniyle ısınan kış havasının, Karadeniz’in Soğuk Ara Tabaka (SAT) olarak bilinen denizin oksijensiz alt tabakası ile oksijenli üst tabakası arasında bulunan orta su katmanını ısıttığını dile getirdi.

Karadeniz’de okyanus asitleşmesinin Küresel Okyanus’a göre daha hızlı ilerlediğinin altını çizen Salihoğlu, “Küresel Okyanus ile karşılaştırıldığında, Karadeniz’deki karbonat sistemi, yüzey sularındaki yüksek karbonat içeriği ve buna bağlı olarak yüksek kalsit doygunluk durumu nedeniyle atmosferden karbondioksiti emme kapasitesi yüksek.” dedi.

Anayasa Mahkemesi karar verdi: Bekara konut hakkı verilmemesi ayrımcılık yasağının ihlali

Batman Hasankeyf‘te yapılan baraj nedeniyle evlerin yeni yerleşim alanına taşınması projesinden bekar olduğu gerekçesiyle yararlandırılmayan Nuriye Arpa‘nın Anayasa Mahkemesi‘ne bireysel başvurusu sonucunda mahkeme, ayrımcılık yasağının ihlal edildiğine hükmetti.

Yüksek Mahkeme ayrıca, konuyla ilgili yeniden yargılama yapılarak ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için karar örneğinin yerel mahkemeye gönderilmesini kararlaştırdı.

‘Aile vasfı taşıma şartı’

AA‘da yer alan habere göre, Ilısu Barajı‘nın ilçe merkezini etkilemesi dolayısıyla yapılan kanun değişikliğiyle ilçe merkezinin yeni yerleşim alanına taşınması kararlaştırıldı. Bu durumdan etkilenen vatandaşlara 5543 sayılı Kanun’un geçici 8’inci maddesiyle belirlenen hususlar kapsamında mülklerinin temini sağlandı. Ancak, ilgili kanunda “aile vasfını taşıma” şartı bulunduğundan annesini 2008 yılında, babası ise 2010’da kaybeden ve bekar olan Nuriye Arpa yararlanamadı.

Arpa, bunun üzerine Batman Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü‘ne başvuruda bulundu ve olumsuz cevap aldı. İdari işlemin iptali istemiyle açtığı dava da mahkeme tarafından reddedildi. Nuriye Arpa, bunun üzerine Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yaptı.

Yüksek Mahkeme ise, mülkiyet hakkıyla bağlantılı olarak ayrımcılık yasağının ihlal edildiğine hükmetti.

Mahkemenin ihlal kararının gerekçesi

Anayasa Mahkemesi ihlal kararının gerekçesinde, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 1 numaralı protokolünün “mülkiyetin korunması” başlıklı birinci maddesini hatırlattı ve AİHS’nin 14’üncü maddesinde de hak ve özgürlüklerin hiçbir ayrımcılık gözetilmeden sağlanması gerektiğine yer verildiğini kaydetti.

Kararda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine göre farklı muamelenin nesnel ve makul bir gerekçeye sahip olunmaması halinde “ayrımcı” olarak nitelendirileceği belirtilerek, Anayasa’nın 35’inci maddesinde de mülkiyet hakkının tanımlandığı ve Anayasa’nın 10’uncu maddesine göre de herkesin kanun önünde eşit olduğu aktarıldı.

Devlet organları ve idarenin bütün işlemlerde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun hareket etme zorunluluğunun bulunduğu belirtilen kararda, başvurucunun bölgedeki mülkiyeti nedeniyle hak sahibi olduğu, anılan haktan yararlanamamasının tek sebebinin ise “aile olma vasfını taşımaması” olduğu bildirildi.

Baraj projesi nedeniyle evleri sular altında kalan kişilere hak tanınmasının sebebinin mağduriyetin giderilmesi olduğu belirtilen kararda, “Anayasa’nın 10. maddesinde düzenlenen eşitlik ilkesi Anayasa’da güvence altına alınan hak ve özgürlüklerden yararlanılırken nesnel ve haklı bir neden olmaksızın aynı veya benzer durumda bulunan kişilere farklı muamelede bulunulmasını yasaklamaktadır” denildi.

Somut olayda, kardeşi olmayanların ve bekar olanların haktan mahrum kaldıkları ifade edildi ve farklı muamele yapıldığının açık olduğu kaydedildi.

İdarenin ve mahkemenin kararında, farklı muamelenin sebebine ilişkin açıklamanın bulunmadığı belirtilen kararda, “Bu durumda başvurucunun 5543 sayılı Kanun’un geçici 8’inci maddesinin (3) numaralı fıkrasıyla getirilen konut yardımı hakkından yararlanılması bakımından maruz bırakıldığı farklı muamelenin nesnel ve haklı bir temelin bulunmadığı sonucuna ulaşılmaktadır. Farklı muamelenin haklı bir sebebinin bulunmadığı sonucuna ulaşıldığından orantılılık yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 35’inci maddesinde düzenlenen mülkiyet hakkıyla bağlantılı olarak Anayasa’nın 10. maddesinde güvence altına alınan ayrımcılık yasağının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir” denildi.

Greta Thunberg dünya liderlerini taklit etti: Elimizde 30 yıldır söylenen ‘falan filanlar’ var

Henüz 15 yaşındayken İsveç parlamentosu önünde yaptığı iklim için okul greviyle dünya çağında bir hareketin başlamasına öncülük eden iklim aktivisti Greta Thunberg, kasım ayında Glasgow‘da düzenlenecek BM İklim Değişikliği Konferansı COP26 öncesinde bir konuşma yaptı.

İtalya‘nın Milano kentinde düzenlenen Youth4Climate etkinliğinde söz alan 18 yaşındaki genç, hükümetlerin ve dünya liderlerinin iklim krizinin önüne geçmede verdiği sözleri tutmadığını dile getirdi.

Thunberg konuşmasında dünya liderlerinin sözlerini tekrar ederek alaya aldı ve bu sözlerin çoğunun boş olduğunu ve gerçek eylem görmediklerini belirtti.

Falanlar filanlar

ABD Başkanı Joe Biden’ın konuşmalarında söylediği “İklim değişikliği dediğimde aklınıza ne geliyor? Ben işleri düşünüyorum. Yeşil işler” sözlerini;  Fransa Başbakanı Macron’un da “Düşük karbon ekonomisine doğru yumuşak bir geçiş yolu bulmalıyız. Gezegen B yok” sözünü kullandı ve şöyle devam etti: “Başka gezegen yok, başka gezegen falan, falan, falan, falan, falan, falan filan.”

Birleşik Krallık Başbakanı Boris Johnson’ın konuşmasını da taklit eden Thunberg”Bu, siyaseten doğru pahalı bir yeşil hayvanseverlik veya falan falan filan değil, daha iyiyi yeniden inşa etmek, falan filan, yeşil ekonomi, falan filan meselesi değil” dedi.

https://twitter.com/GretaThunberg/status/1442860615941468161

Konuşmasının tam metni

Açık Radyo için Nil Sarrafoğlu tarafından yapılan çeviriye göre Greta Thunberg’in konuşmasının tam metni şu şekilde:

Merhaba, hepinize teşekkür ederim.

İklim değişikliği sadece bir tehdit değil. Her şeyden önce, hepimize fayda sağlayacak daha sağlıklı, daha yeşil ve daha temiz bir gezegen yaratmak için bir fırsat. Bu fırsatı değerlendirmeliyiz, hem ekolojik koruma hem de yüksek kaliteli kalkınma konusunda bir kazan-kazan durumu elde edebiliriz. İklim değişikliğiyle mücadele, dünyanın ihtiyaç duyduğu değişiklikleri yapmak için yenilikler, iş birliği ve irade gerektirir.

Söylemimizle eylemimizin bir olması gerekir. Bunu birlikte yaparsak başarabiliriz. İklim değişikliği dediğimde, aklınıza ne geliyor? Benim aklıma işler geliyor. Yeşil işler, yeşil işler.

Düşük karbon ekonomisine doğru yumuşak bir geçiş yolu bulmalıyız. Başka gezegen yok, başka gezegen falan, falan, falan, falan, falan, falan filan. Bu, siyaseten doğru pahalı bir yeşil hayvanseverlik veya falan falan filan değil, daha iyiyi yeniden inşa etmek, falan filan, yeşil ekonomi, falan filan meselesi değil.

2025’e kadar “Net Sıfır”, falan filan. 2050’ye kadar “Net Sıfır” falan filan filan, net sıfır falan filan. “İklim Nötr” falan filan.

Sözde liderlerimizden duyduğumuz tek şey bu laflar işte, kulağa harika gelen laflar. Ama bugüne kadar hiçbir eyleme, umuda ya da hayallere yol açmamış laflar ya da onların boş söz ve vaatlerinde boğulmuş laflar. Elbette yapıcı diyaloga ihtiyacımız var, ama şu anda elimizde 30 yıldır söylenen “falan filanlar” var. Peki bu bizi nereye götürüyor?

Tüm karbon emisyonlarımızın yüzde 50’sinden fazlası 1990’dan bu yana meydana gelmiş durumda. Üçte biri de 2005’ten bu yana! Bütün bunlar olurken medya, liderlerin gerçekte ne yaptıklarını haber vermek yerine ne yapacaklarını söylediklerini aktarıp durdu. Ve sonra da liderleri eylemlerinden, daha doğrusu eylemsizliklerinden zerrece sorumlu tutmadılar.

Beni yanlış anlamayın, bunu hâlâ yapabiliriz, değişim sadece mümkün değil, aynı zamanda acilen gerekli, ama bugünkü gibi devam edersek, olmaz. Sözümona liderlerimiz “çözüm” istediklerini söylüyorlar ama tam olarak anlamadığınız bir krizi çözemezsiniz. Bütün rakamları dahil etmezseniz bir bütçeyi dengeleyemezsiniz. Hakkaniyeti ve tarihî emisyonları görmezden geldiğimiz sürece, ithal malların tüketimini, biyokütle yakılmasını vb. hesaba dahil etmediğimiz ve “muhasebe oyunları” emisyon azaltmanın en etkili yollarından biri olmaya devam ettiği sürece, hiçbir yere varamayız.

Ve iklim krizi, elbette, çok daha büyük bir krizin belirtilerinden sadece birisi. Sürdürülebilirlik krizi, sosyal kriz, ta sömürgecilik döneminden ve hatta onun bile öncesinden gelen bir eşitsizlik krizi… Bazı insanların diğerlerinden daha değerli olduğu ve bu nedenle diğer insanların topraklarını ve kaynaklarını sömürme ve çalma hakkına sahip olduğu fikrine dayanan bir kriz. Bu krizin köklerine inmeden onu çözebileceğimize inanmak büyük saflık olur.

Şu anda, hâlâ tam ters yönde hızlanarak koşmaya devam ediyoruz. 2021 yılının şimdiye kadarki en yüksek ikinci emisyon artışını yaşayacağı öngörülüyor. Hükümetlerin kurtarma harcamalarının sadece yaklaşık yüzde 2’si temiz enerji önlemlerine ayrıldı. BM tarafından hazırlanan yeni bir rapora göre, küresel emisyonların 2030 yılına kadar 2010 seviyelerine kıyasla yüzde 16 artması bekleniyor! Liderlerimizin kasıtlı eylemsizlikleri, tüm mevcut ve gelecek nesillere ihanettir. İktidardakiler çabaladıklarını iddia edemezler, çünkü yeni kömür madenleri, petrol sahaları ve boru hatları açmaya devam ederken bunu yapamazlar. İddialı iklim politikaları varmış gibi yaparken, bir yandan da yeni petrol lisansları veriyorlar; geleceğin devasa yeni petrol sahalarını keşfe çıkarlarken ve utanmadan bunun için kendilerini tebrik ederken, en savunmasız ülkelerin iklim krizinin etkileriyle başa çıkmalarına yardımcı olmak için uzun süredir gecikmiş asgari fonları bile bulamazlarken bunu yapamazlar. İklim eylemi olarak gördükleri buysa, o zaman biz bunu istemiyoruz. Bizi dinliyormuş gibi yapmak için cımbızla seçtikleri gençleri bu tür toplantılara davet ediyorlar ama dinlemiyorlar. Bizi dinlemedikleri apaçık –asla dinlemediler ki zaten. Rakamlara bir göz atın yeter: istatistiklere bakın, emisyonlar hâlâ artmaya devam ediyor. Bilim yalan söylemez.

Ama elbette bu gidişatı tersine çevirmemiz hâlâ mümkün. Bu tamamen mümkün. Dünyanın daha önce hiç görmediği şekilde, ciddi yıllık emisyon kesintileri yapmamız gerekecek. Ve bu boyuttaki hedeflere ulaşmayı tek başına sağlayabilecek teknolojik çözümlere sahip olmadığımız için bizim değişmemiz de gerekecek.

Artık neyin siyasi olarak mümkün olup olmadığına iktidardakilerin karar vermesine izin veremeyiz. Artık umudun ne olduğuna iktidardakilerin karar vermesine izin veremeyiz. Umut pasif bir şey değildir. Umut laga luga filan değildir. Umut doğruyu söylemektir. Umut harekete geçmektir ve umut daima halktan gelir.

Ve biz, biz insanlar ve halklar güvenli bir gelecek istiyoruz. Gerçek iklim eylemi ve iklim adaleti istiyoruz. Beni duydunuz mu?

Ne istiyoruz?

İklim Adaleti!

Ne zaman istiyoruz?

Şimdi!

Liderler “Biz bunu yapabiliriz” demeyi severler. Belli ki “yapabiliriz”i kast etmiyorlar, ama biz bunu kast ediyoruz. Biz bunu yapabiliriz. Yapabileceğimize kesinlikle inanıyorum. Ama bu halkla başlar, durumun gerçekliğiyle yüzleşmek ne kadar rahatsız edici olursa olsun onunla yüzleşmekle başlar, harekete geçmekle başlar ve işte şimdi başlıyor.

Bir kez daha: Ne istiyoruz? İklim Adaleti

Ne zaman istiyoruz? Şimdi.

Teşekkür ederim.

Türkiye’de İklim Değişikliği Algısı: Üç kişiden ikisi iklim krizine karşı kırılgan hissediyor

Yuvam Dünya Derneği, Konda Araştırma ve Danışmanlık desteğiyle hazırladığı “Türkiye’de İklim Değişikliği Algısı” araştırmasının sonuçlarını duyurdu.

Araştırmada iklim değişikliğiyle mücadele konusunda toplumun halihazırdaki durumu; farkındalık, kırılganlık ve sorumluluk olmak üzere üç ana başlık altında 10 farklı soru soruyla incelendi.

Üçte ikisi kendini kırılgan hissediyor

Rapora göre, her üç kişiden ikisi iklim değişikliğinden dolayı meydana gelebilecek bir olay veya durumda başkalarına kıyasla daha fazla zorlanacağını belirtiyor ve daha kırılgan hissediyor.

Araştırmada cinsiyetlere göre bakıldığında kadınların erkeklere göre daha kırılgan olduğu görülüyor. Kadınların yüzde 23’ü iklim değişikliğinin etkilerine uyum sağlayabileceğini söylerken, erkeklerde bu oran yüzde 38.

Sağlık problemleri ve susuzluk en büyük korku

Toplumun yüzde 72’si iklim değişikliğinin olası etkilerinin başında gelen gıdaya erişimde zorlanmaktan endişe ediyor. Araştırmanın bir diğer çarpıcı sonucu da halkın en çok sağlık problemleri ve susuzluk yaşamaktan korkması.

Önümüzdeki iki yılda başlarına gelebilmesi en olası iki olay seçmeleri istediğinde, toplumun en tedirgin olduğu olay olarak yüzde 54 ile sağlık problemi yaşamak geliyor ve bunu yüzde 38 oranıyla susuzluk çekmek takip ediyor.

Sorumlu kim?

Araştırmaya göre toplum iklim değişikliğiyle mücadele konusunda yüzde 82 oranıyla en fazla devleti sorumlu görüyor. Devleti ise yüzde 67 oranıyla vatandaş takip ediyor. Özel sektör ise diğer ikisinin oldukça gerisinde kalıyor ve yüzde 20 ile ancak her 5 kişiden biri öncelikli olarak özel sektörü sorumlu görüyor.

Gruplandırılmış olarak sorulduğunda ise devlet-vatandaş ikilisi yüzde 55 oy oranıyla ilk tercih oluyor. Bunu yüzde 14 oy alan devlet-özel sektör ikilisi takip ediyor.

Mücadelede öne çıkan başlıklar

İklim Değişikliği Algısı Araştırması’nda, İklim değişikliğiyle mücadele yollarına bakıldığında; enerji tasarrufu, sade yaşam sürme, geri dönüşüm ve tek kullanımlık ürünlerinden kaçınmanın oldukça yaygın davranışlar olduğu görülürken, çevreye duyarlı markaların ürünleri tercih etmek o kadar yaygın olamayan ama desteklenen bir davranış olarak karşımıza çıkıyor.

Buna karşılık şahsi araçtan kaçınıp toplu taşımayı tercih etmenin toplumun önemli kısmını yanaşmayacağı bir davranış olduğu dikkat çekiyor.

Araştırmada kişilerin bireysel olarak iklim değişikliğiyle mücadeleye yönelik aldığı önlemler yüzde 83 oranında evde veya işyerinde enerji tüketimini azaltmak yönünde öne çıkarken, bu oranı yüzde 45 ile çevreye duyarlı markaların ürünlerini tercih etmek takip ediyor.

3.022 kişiyle görüşüldü

Saha çalışmaları 10-11 Nisan 2021 tarihlerinde gerçekleştirilen Yuvam Dünya Derneği İklim Araştırması, Türkiye’de 74 ilin merkez dahil 372 ilçesinde 15 yaş üstü yetişkin nüfusu temsil eden 3022 kişiyle yapılan görüşmelerle ele alındı.

Araştırma kapsamında görüşüne yer verilen kişilerin yüzde 4’ü 15-17 yaş aralığında iken, 18 yaş üstü nüfusu eşit olarak üç kümeye ayırınca yüzde 32’si 18-32, yüzde 32’si 33-48 yaş aralığında, yüzde 32’si ise 49 yaş ve üzerinde.

Basın toplantısıyla duyuruldu

Konda Araştırma ve Danışmanlık ile birlikte gerçekleştirilen araştırmanın sonuçları basın lansman toplantısı ile duyuruldu.

Toplantıya Effect BCW Ajans Başkanı ve Yuvam Dünya Yönetim Kurulu Üyesi Gonca Karakaş’ın moderatörlüğünde, Yuvam Dünya Derneği Bilim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Levent Kurnaz, KONDA Araştırma ve Danışmanlık Genel Müdürü Bekir Ağırdır ve Yuvam Dünya Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Kıvılcım Pınar Kocabıyık katıldı.

KONDA Araştırma ve Danışmanlık’ın Genel Müdürü Bekir Ağırdır, “Pandemi hepimizi eve kapatırken aynı zamanda Türkiye’yle birlikte bütün dünyada da yangın alarmı aynı anda çalmış oldu. İklim değişikliği konusu da pandemi vesilesiyle bütün insanlığın ve dünyada yeniden zihni seferberlik üretme gereği doğurdu” dedi.

‘İklim değişikliğini deneyimleyen bir coğrafya’

Araştırmanın temel bulgularına değinen Ağırdır, “Türkiye’nin 60 milyon yetişkin nüfusunu temsil eden 15 yaş üstü örneklemle, özellikle farkındalık konusuna dikkat çekecek sonuçlara vardık. Türkiye’deki insanların iklim değişikliğini kavramak ya da böyle bir problematiğin varlığından haberdar olmak konusunda temel sorunu olmadığını bu araştırmaya dayanarak söyleyebiliriz” ifadelerini kullandı.

Ağırdır, konuşmasının devamında “İklim değişikliğinin hangi olayları tetiklediğini sorguladığımızda, yüzde61’i olağandışı mevsim olaylarının çoğalmasına, yüzde59’u hava kirliliğine, yüzde 57’si ise suya erişimin zorlaşmasına dikkat çekiyor. Bu araştırmaya dayanarak benim gördüğüm sonuçlar Türkiye iklim değişikliğini de, kuraklığı da, çevre problemlerini de birebir yaşayarak, deneyimleyerek yaşayan bir coğrafya. Toplum da aynı şekilde bu bilinçte ve farkındalığa sahip. Ancak toplumumuz iklim değişikliğiyle mücadele konusunda yeni bir hikaye ve bir seferberlik bekliyor. Bu anlamda herhangi bir çalışma yapıldığında da toplumumuzun davranışlarını buna uyum sağlamak anlamında çok hevesli olduklarını görüyoruz” dedi.

‘İnsanlar harekete geçmeye hazır’

Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği ve Politikaları Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Levent Kurnaz da “Yıllardır değişmeyen ve Türkiye’nin neresine gidersek gidelim konuştuğumuz konulardan biri iklim değişikliği. Sadece iklim değişikliğine sebepleri konusunda ayrışıyoruz” yorumunu yaptı.

Yuvam Dünya Derneği İklim Araştırması’nın sonuçlarında kendisini en çok etkileyen konunun insanların bir seferberlik oluşturulduğunda harekete geçmeye ve üzerlerine düşen görevleri yapmaya hazır olması olduğunu belirten Kurnaz, “Yolumuz zor ve uzun. İklim değişikliğinin etkilerine karşı uyum sağlama konusuna önem vermeliyiz. Kendi problemlerimize yerelde çözümler oluşturmak durumundayız. Bu anlamda benim görüşüm sırt sırta durmayı ve kendi aramızda bir seferberlik yaratarak bu felaketlere karşı koyabilmemiz yönünde” dedi.

‘Fırsat pencereleri aralıyor’

Yuvam Dünya Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Kıvılcım Pınar Kocabıyık, “Çözümün bir parçası olmak adına atacağımız adımları oluşturacak yol haritalarına katkı sağlaması adına Yuvam Dünya Derneği olarak Konda Araştırma ve Danışmanlık ile birlikte ülkemizdeki iklim değişikliği algısı araştırmasına imza attık. Derneğimizin bu ilk kapsamlı araştırmasını Nisan 2021 döneminde gerçekleştirdik. Ortaya çıkan tablo bizi düşündürdüğü kadar, bazı fırsat pencerelerini de araladığı için yüreklendirdi” dedi. Kocabıyık konuşmasının devamında şunları söyledi:

“Uzun yıllardır varlık amacını iklim kriziyle mücadele olarak ortaya koyan kurum ve bireylerin çabaları büyük oranda bu mesele için farkındalık yaratmaya odaklamışken bu araştırma son derece net bir şekilde aslında toplumsal olarak kritik eşiği geçtiğimizi ve temelde iklim krizinin var olup olmadığına dair toplumun da aklında herhangi bir soru işareti kalmadığını gözler önüne seriyor. Araştırmaya göre, her 3 kişiden 2’si iklim krizinden dolayı meydana gelebilecek herhangi bir olay veya durumdan dolayı başkalarına karşı kırılgan hissediyor.İmkanlar azaldıkça , çaresizlik hissi artıyor. İklim krizi sosyal adaletsizlikleri de ortaya koyuyor. Karşımızdaki kriz çok büyük ve bu krizi de dünyadaki 8 milyar insanın yol haritası ve tercihleri belirleyecek. Bu araştırma bize neslimizin hikayesini değiştirebileceğimize ve bunun için toplumsal dönüşümün zemininin oluşmakta olduğuna, yuvamız dünyamızı iklim krizinin etkilerine karşı güçlendirmeye yönelik büyük bir umut verdi.”

Ekvador’da hapishanede çete kavgasında 24 kişi öldü, 48 kişi yaralandı

Güney Amerika ülkesi Ekvador‘un Guayaquil kentindeki Litoral Hapishanesi‘nde, çeteler arasındaki liderlik mücadelesinden dolayı çatışma çıktı.

Çatışmada ilk belirlemelere göre 24 kişi öldü, 48 kişi de yaralandı. Olayları kontrol altına almak için cezaevine çok sayıda polis ve askeri birliğin gönderildiği kaydedildi.

Bölge sakinleri videoya çekti

Bölge sakinlerinin sosyal medyada paylaştığı videolarda, çok sayıda mahkumun çatılara çıktığı ve cezaevinden silahla birlikte patlama seslerinin geldiği duyuluyor.

Yerel basında çıkan habere göre, çatışma Los Lobos ve Tiguerones çetelerine mensup üyelerin bulunduğu 8 ve 9 numaralı koğuşlarda başladı.

Yaklaşık 38 bin tutuklu ve hükümlünün bulunduğu Ekvador cezaevlerinde, çeteler arasında çıkan olaylar bazen isyanla sonuçlanırken, ülkede 24 Şubat’ta üç şehirde aynı anda çıkan isyanlarda 80 mahkum ölmüştü.