Ana Sayfa Blog Sayfa 1235

Yeşiller Partisi’nin kurucu üyelerinden Firdes Korkmaz Akova vefat etti

Birinci ve ikinci Yeşiller Partisi’nin kurucu üyelerinden Firdes Korkmaz Akova yaşamını yitirdi.

Yaşamının büyük bir bölümünü ekoloji sorunlarına karşı mücadeleyle geçiren Korkmaz-Akova, nükleer karşıtı hareket içerisindeki önemli isimlerdendi.

Firdes Korkmaz Akova, 27 Mart 1966 yılında Mersin’in Tarsus ilçesinde doğmuştu. Lise eğitimini Konya Atatürk Kız Lisesi’nde gören Korkmaz Akova, üniversite eğitimini Ankara Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’nde tamamladı.

55 yaşındaki Korkmaz Akova, Erzurum’da yaşıyordu.

Suruç Katliamı’nı tek başına protesto etmişti

Barış için mücadele eden Firdes Korkmaz Akova, Suruç Katliamı‘nı Erzurum’da tek başına yaptığı eylemle protesto etmişti.

Yeşiller Partisi’nden Akova’nın ölümüyle ilgili paylaşım

Yeşiller Partisi, Firdes Korkmaz Akova’nın ölümüyle ilgili sosyal medyadan şu paylaşımı yaptı:

Birinci ve İkinci Yeşiller Partisi’nin üyesi, nükleer karşıtı aktivist, arkadaşımız Firdevs Korkmaz Akova’nın ölüm haberini büyük üzüntüyle öğrendik. Başta ailesi olmak üzere tüm sevenlerine sabır diliyoruz. Başımız sağ olsun!

Erdoğan, Paris İklim Anlaşması’nı Meclis’e gönderdi

DHA‘nın son dakika haberine göre, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Paris İklim Anlaşması’nı onaylanmak üzere TBMM’ye gönderdi.

Erdoğan, İskoçya‘nın Glasgow kentinde yapılacak Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı öncesinde, New York‘taki BM Genel Kurulu‘nda Türkiye’nin anlaşmayı onaylayacağını duyurmuştu.Hemen ardından da anlaşmanın Meclis’in en önemli başlangıç işlerinden olacağını belirten AKP Grup Başkanı Naci Bostancı ‘Muhalefetle de görüşeceğiz. En hızlı şekilde geçirmeyi planlıyoruz’ demişti. 

Bugün (1 Ekim) yeni yasama yılına başlayan Meclis’in onaylamak üzere gündeme alacağı ilk işlerden biri Paris Anlaşması’nı onaylamak olacak. Kanun teklifi haline getirilecek anlaşma, önce İhtisas Komisyonu’nda masaya yatırılacak.

Komisyonun ardından son sözü Meclis Genel Kurulu söyleyecek. Milletvekillerinin kabul etmesi halinde Türkiye, anlaşmanın resmen tarafı haline gelecek.

Paris İklim Anlaşması

Paris İklim Anlaşması, 12 Aralık 2015’te, Türkiye’nin de aralarında bulunduğu 195 ülke tarafından küresel ısınma ve iklim değişikliğiyle mücadele yürütmek üzere imzalandı.

Yasal bağlayıcılığı olan anlaşma, 22 Nisan 2016’da imzaya açıldı. 55 ülkenin onayının ardından 4 Kasım 2016’da da yürürlüğe girdi.

Anlaşma kapsamında küresel sıcaklık artışının yüzyıl sonuna kadar 1.5 santigrat derecenin altında tutulması, karbon salımının dünya genelinde 2030’a kadar yüzde 50 azaltılması , 2050 yılına kadar ise sıfıra indirilmesi hedefleniyor.

Türkiye anlaşmayı imzalamakla birlikte, finansal çekinceleri nedeniyle Meclis onayından geçirmediği için resmi olarak taraf değildi.

Yeni vergi kanunları da Meclis’e sunuldu

AKP bugün ayrıca,  Vergi Usul Kanunu, Gelir Vergisi ve Kurumlar Vergisi’nde önemli düzenlemeler içeren 65 maddelik Vergi Usul Kanunu’nda değişiklik öngören yasa teklifini de Meclis Başkanlığı’na sundu.

Buna göre,

  • Küçük esnaftan gelir vergisi alınmayacak. Cirosu 240 bin liradan az olan esnafı kapsayacak. Berber, kuaför gibi küçük esnafı kapsayacak.
  • Mesleki eğitime staj desteği getirilecek. 250 lira işverenden aynı zamanda geri kalan da 500 lira devletten olmak üzere ücret ödeniyordu. Bunun tamamı devletten ödenecek. Kanun teklifine göre mesleki eğitime destek içeriyor.
  • – Çiftçiye mazot desteği vergiden muaf tutulacak.
  • Youtuberlara vergi düzenlemesi yapılacak. Şimdiye dek bu kişilerden vergi alınmıyor ancak defter tutmaları isteniyordu. Vergiler, youtuberların banka hesaplarından tahsil edilecek.

CHP’li Ali Öztunç: Marmara’da hayaller oksijen, gerçekler ölü balıklar

CHP Doğa Haklarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve Maraş Milletvekili Ali Öztunç, Marmara Denizi‘ndeki kirlilik ve balık ölümleri nedeniyle gündemde yer alan haberlere Çevre ve Şehircilik Bakanlığı‘nın sessiz kalmasını eleştirdi.

Milletvekili, Marmara Denizi’ndeki kirlilik sorunuyla ilgili etkin ve şeffaf mücadelenin yürütülmediğini ifade etti.

‘Böyle süreç yönetilebilir mi?’

Öztunç, süreçle ilgili yeterli bilgi paylaşılmadığını ifade ederek, şunları söyledi:

Marmara Denizi Eylem Planı’nda yer alan birçok husus, o dönemde CHP Doğa Hakları olarak sıraladığımız önerileri karşılamıştır. Birçok bilim çevresi de eylem planını olumlu karşılamıştır. Seferberlik hali deyip, toplumsal uzlaşı sağladığımızı düşündük. Peki sonuç? Sonuç her zamanki gibi. Bakan Murat Kurum, birkaç hafta ne yapıldığını paylaştı. Sonra O da sustu. Ergene desarjı halen sürüyor örneğin. Böyle süreç yönetilebilir mi? Bilgi kaçırarak, kimseyi sürece katmadan oldu bittiye getirmekten başka bir şey değil bu.”

‘Karadeniz ve Ege’yi de etkileyecek’

Ali Öztunç, Marmara Denizi’ndeki kirlilik ve müsilaj sorununun sadece bu denizle bağlantılı olmadığının da altını çizerek, açıklamalarına şöyle devam etti:

MAREM’in ‘Kütlesel Müsilaj Oluşumunun Durumu ve Marmara Denizi Ekosisteminde Bıraktığı Etkiler’ isimli çalışmasında Marmara Denizi’ndeki kirliliğin Karadeniz’i yok olma sürecine sokacağı, Ege Denizi’ni büyük bir risk altına sokacağı açıkça dile getirilmiştir. Böyle bir durumda, bu denizlere kıyısı olan devletlere karşı da sorumluluklarımız doğacak. Bakanlık, denize oksijen veriyoruz, yüzey temizliği yapıyoruz gibi görsel algı yaratmayı bırakıp, işin esasına dair çaba göstermeli.”

Kafessiz Türkiye’den Starbucks’a çağrı: Hayvanlara kafeslerde eziyet etme

Kafessiz Türkiye, kahve zinciri Starbucks‘ın Türkiye şubesinde kafes yumurtası kullanımının sona erdirilmesi için imza kampanyası başlattı.

Kahve zinciri markasının Çin ve Brezilya’da kafes sistemini terk edeceği belirtilen açıklamada “Starbucks Türkiye’ye daha kötüsünü layık görmemeli. Benimsediği standartları Türkiye’de de uygulamalı” çağrısı yapıldı.

Starbucks’ın sıradan bir kahve zinciri olmadığı belirtilen açıklamada “Tam tersine, birçok konuda duyarlı ve sürdürülebilirlik iddiasında olan; çağı yakalamaya çalıştığını söyleyen bir marka. Ancak Starbucks, Türkiye’de tedarik zincirindeki yumurtacı tavukların çektiği eziyete hiçbir duyarlılık göstermiyor” denildi.

‘Ürünlerin çoğunda eziyet gizli’

Starbucks’ın servis ettiği ürünlerin pek çoğunda (örneğin kekler, kurabiyeler ve hamur işlerinde) eziyet gizli olduğu belirtilen açıklamada şu bilgiler paylaşıldı:

“Starbucks, hayvanları daracık ve pis kafeslere hapseden tesisler ile çalışmaya devam ediyor. Bu kafeslerdeki yaşamı hayal etmek bile insana acı veriyor. Her gün uyandığınızda yalın ayaklarınızın demir tellere bastığını hayal edin. Ayak parmaklarınızın tellerin arasına sıkışmaktan büzüldüğünü… Kafes o kadar dar ki ne kollarınızı açmak mümkün ne de yerde uzanmak. Sürekli tellere sürtünmekten cildiniz kızarmış, sızlıyor. Ömrünüzde bir nefes bile temiz hava soluyamıyorsunuz. Kafesinizdeki hayvanlar stresten sizi gagalamaya başlamış ve kaçacak hiçbir yeriniz yok. Size ayrılan alan, bir A4 kağıt boyutunda. Starbucks tedarik zincirindeki bir tavuk için ‘hayat’ bundan ibaret.”

‘Starbucks Türkiye çağın gerisinde’

Türkiye’de Caffe Nero, Aslı Börek, Divan Grubu, Krispy Kreme, Burger King ve Popeyes gibi markaların kafes sistemini terk ettiği belirtilen açıklamada “Starbucks ise Türkiye’de hayvan eziyetini desteklemekte ısrarcı” denildi. Açıklamada şunlar belirtildi:

“Starbucks’ın Türkiye’de 400’den fazla mağazası var. Bunların hepsi bulundukları şehirlerin en pahalı yerlerinde. Mağazaların dekorasyonuna çok özenildiği ve buna büyük kaynakların ayrıldığı ortada. Kendi kimliğini de bu doğrultuda çağdaş bir marka olarak anlatmaya çalışıyor. Ancak hayvan eziyetine göz yuman bir markanın çağın gerisinde olduğu açıktır.”

Change.org üzerinden başlatılan kampanyaya şu ana kadar 335 binin üzerinde kişi imza verdi.

İstanbul RES projesinin iptali için imza kampanyası başlatıldı

Kuzey Ormanları Savunması, Kuzey Ormanları’nı ve göçmen kuşları tehdit eden İstanbul Rüzgar Enerji Santrali (RES) projesinin iptal edilmesi için bir imza kampanyası başlattı.

Bu kampanyayla, proje için verilen ÇED olumlu kararının iptal edilmesi ve başlatılmış olan tahribatın derhal durdurulması da talep edildi.

‘Göçmen kuşlarının güvenli geçiş yaptığı bölge’

RES projesinin yapılmak istendiği yerin leylek ve kartal gibi birçok farklı göçmen kuş türünün Türkiye’ye giriş yaptığı göç yolunun üzerinde bulunduğu ve Istrancalarda ve Trakya bölgesinde yapılan RES projeleri nedeniyle göçmen kuşların güvenli geçiş yapabilecekleri ve dinlenebilecekleri son alanlardan birisi olduğunun altı çizildi.

Almanya merkezli Dirkshof şirketinin sahibi olduğu Universal Wind Enerji Elektrik Üretim A.Ş, Kuzey Ormanları’nın İstanbul Çatalca mevkilerindeki sık meşelik alanları yok ederek kurulumuna başlanan İstanbul RES Projesinde 44 adet RES tribünü dikilmesi ve tribünleri yerleştirmek için orman alanının tıraşlanarak yok edilmesini planlıyor.

İstanbul’un doğal kalabilmiş son alanlarından biri yok olabilir

İmza metninde, RES projesinin neden yapılmaması gerektiğiyle ilgili maddeler şöyle sıralandı:

  • Proje sahası; sayıları her geçen gün azalan birçok yaban hayvanı türünün yuvası olan Çilingoz Yaban Hayat Geliştirme Sahası içinde ve çevresinde bulunuyor.
  • Proje; en az 300 yıllık kadim meşe ormanlarını ve bu ormanların içerisinde barındırdığı biyolojik çeşitliliği yok edecek.
  • Proje sahası her yıl 120 binden fazla leyleğin kullandığı göç yolu üzerinde yer alıyor. Küçük orman kartalının dünya nüfusunun yüzde 90’nı İstanbul Boğazı’ndan geçiş yapıyor. Rüzgar tribünleri kuşları girdabına alarak özellikle süzülerek göç eden kuşların ölümlerine neden olmasının yanında leyleklerin ve diğer süzülerek göç eden kuş türlerinin zorlu göç yolculuğunda dinlenme alanlarını yok edecek. Ayrıca bu alanda yaşayan en az 34 kuş türü, Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerle koruma altında bulunuyor.
  • Proje sahasının kuş uçuşu 2-20 km uzaklığında büyük yarasa kolonilerinin bulunduğu Çilingoz, Yaylacık Mağarası, Kocakuyu Mağarası, Gümüşpınar Mağarası ve İkigöz Mağarası gibi önemli mağaralar bulunuyor. Proje, aralarında küresel olarak tehdit altında olan yarasalar için doğrudan tehdit içeriyor.
  • Proje sahasının yer aldığı bölge, arıcılık faaliyetleri mutlak koruma altında bulunuyor.
  • Proje sahası, Tarihi Roma Su Yolu’na ait su galerisi hattı kalıntıları ile aynı bölgede bulunuyor.
  • İstanbul RES Projesi için verilen Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) olumlu kararı tüm bu nedenlerle, ne hukuka ne ÇED işleyişine uygun değil. Bölgedeki insanların yaşamını tehlikeye atan bu proje aynı zamanda İstanbul’un son doğal alanlarından birisini ve bu bölgede yaşayan yüz binlerce canlıyı yok edecek.
  • İstanbul RES Projesi’nin hayata geçirilmesi planlanan bölgede, yine tamamı aynı ormanlık alan içinde konumlanmış birçok başka RES projesi bulunuyor. Bölgedeki benzer faaliyetlerin çevresel etkilerinin bir bütün olarak ele alınması gerekli. Kümülatif etki değerlendirmeye tabi tutulmaksızın idarece verilen ÇED olumlu kararı hatalı.

Kampanyayı buradan imzalayabilirsiniz.

Covid-19 şüphesiyle hastaneye kaldırılan Oğuzhan Asiltürk yaşamını yitirdi

Saadet Partisi Yüksek İstişare Kurulu Başkanı ve Milli Görüş Vakfı Başkanı Oğuzhan Asiltürk, 86 yaşında hayatını kaybetti.

Asiltürk ve eşi, 13 Eylül’de İstanbul’da zatürreye bağlı gelişen nefes darlığı nedeniyle rahatsızlanarak Ankara Şehir Hastanesi’ne getirilmişti.

Covid şüphesi olan Asiltürk çiftinin bilinçlerinin açık olduğu, oksijen desteğiyle tedavilerinin sürdüğü açıklanmıştı. Burada tedavisi süren Asiltürk, bu sabah hastanede vefat etti.

Asiltürk’ün cenazesi 2 Ekim Cumartesi öğle ezanın ardından Hacı Bayram Veli Cami’nde kılınacak namazın sonrasında Cebeci Asri Mezarlığı‘na defnedilecek.

Erdoğan’dan paylaşım

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Asiltürk’ün ölümüne ilişkin “Bugün vefat haberini aldığımız, Millî Görüş Vakfı ve Saadet Partisi Yüksek İstişare Kurulu Başkanı, siyasi tarihimizin önemli isimlerinden, çok kıymetli ağabeyimiz Sayın Oğuzhan Asiltürk’e Cenab-ı Allah’tan rahmet niyaz ediyorum. Mekanı cennet olsun” dedi.

Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu ise “Yüksek İstişare Kurulu Başkanımız, yol arkadaşımız ve dava adamı Oğuzhan Asiltürk ahirete irtihal etmiştir. Milletimizin ve camiamızın başı sağolsun. Mekanı cennet, makamı âli olsun” ifadelerini kullandı.

Koca aşı olup olmadığı sorularını yanıtsız bıraktı

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca ise ölüm sebebine ilişkin “Son dönemde coroner arter hastalığı ve kalp yetersizliği tanımlarıyla takip ediliyordu. Sabah 09.00’da kardiyak arrest sonucunda kaybetmiş bulunuyoruz” bilgisini paylaştı.

Asiltürk’ün aşı olup olmadığı sorulan Bakan Koca, “Bu konu ve genel bir takım bilgilerin hasta yakınlarının rızası olmadan söylemenin doğru olmadığı kanaatindeyim” cevabını verdi.

Oğuzhan Asiltürk

Malatya‘nın Hekimhan ilçesinde 1935 yılında dünyaya gelen Asiltürk, ilk ve ortaöğretimini memleketinde tamamladı. İstanbul Teknik Üniversitesi İnşaat Fakültesi’nden mezun olan Asiltürk, bir süre serbest mühendis olarak çalışma hayatında yer aldı.

Milli Selamet Partisi (MSP) ile siyasete atılan Asiltürk, 15. ve 16. dönem Ankara, 19, 20. ve 21. dönemde de Malatya Milletvekili seçilmişti.

Oğuzhan Asiltürk, 1970’li yılların başından itibaren, “siyasi yasaklı” dönemleri hariç, yaşamı boyunca “milli görüş” çizgisinin temsilcisi olarak aktif siyasetin içinde yer aldı.

İstanbul Sözleşmesi karşıtıydı

Oğuzhan Asiltürk, son dönemde İstanbul Sözleşmesi’ne karşı açıklamalarıyla gündeme gelmişti. İstanbul Sözleşmesi’nden çıkma kararını ilk duyuran isim olan Asiltürk, Erdoğan ile görüştüğünü söylemiş ve çekilme kararında destek istemişti.

Asiltürk’ün “Erdoğan çekilmeyi istiyor. Ama parti içinde cahiller var, kadın hakları falan diyenler” ifadeleri tepki toplamıştı.

Erdoğan ile birlikte Kıbrıs ziyareti

Cumhur ittifakı görüşmeleri

Erdoğan ile birlikte Kıbrıs’ta yurtdışı gezisine çıkan ve onun dışında da Türkiye’de sık sık görüşen Asiltürk, Saadet Partisi’nin Cumhur İttifakı‘na dahil olması gerektiği görüşü yüzünden Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu ile karşı karşıya gelmişti.

Saadet Partisi’nin Millet İttifakı içinde yer almasına karşı çıkan Asiltürk, aynı zamanda dünürü olan Temel Karamollaoğlu’na  “kongre resti” çekmişti. Ayrıca partinin ilk kongresinde genel başkanlığa aday olacağını açıklamıştı.

İktidarın tam kapanma döneminde aldığı “alkol yasağının” da kulislerde “Milli Görüşçülere yönelik bir hamle olduğu” iddia edilmişti.

 

 

Rekabet Kurumu, Trendyol için geçici tedbir kararı aldı

Rekabet Kurumu, DSM Grup Danışmanlık İletişim ve Satış Ticaret A.Ş (Trendyol) hakkında 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 4. ve 6. maddelerinin ihlal edilip edilmediğinin tespiti amacıyla ön araştırma yapıldığı ve bu araştırma sonucunda da bazı ayrımcılıklar yapıldığının tespit edildiğini ifade etti.

Kurum, şirket hakkında geçici tedbir kararı verdi.

‘Pazaryerinde satış yapan satıcılar arasında ayrımcılık’

Konuyla ilgili yapılan açıklamada, şirketin kendi ürünlerine haksız avantaj sağlayacak şekilde listeleme algoritmasına müdahale ettiği, kendi markalarının pazarlama stratejisinin oluşturulmasında pazaryeri faaliyetleri kapsamında elde edilen verileri kullandığı kaydedildi:

Ön araştırma sürecinde algoritmalar ve bilişim sistemlerinde yer alan veriler üzerinde yapılan yerinde inceleme sonucunda; Trendyol’un, hem 3. taraf satıcıların satışlarına aracılık ettiği hem de TrendyolMilla, TrendyolMan ve TrendyolKids gibi kendi markalarının satıcısı olduğu aynı platform üzerinde, kendi ürünlerine haksız avantaj sağlayacak şekilde listeleme algoritmasına müdahale ettiği, kendi markalarının pazarlama stratejisinin oluşturulmasında pazaryeri faaliyetleri kapsamında elde edilen verileri kullandığı, yine algoritmaya yapılan müdahalelerle pazaryerinde satış yapan satıcılar arasında ayrımcılık yaptığı tespit edilmiştir.

Bu deliller ile birlikte, çok kategorili pazaryeri platformları pazarında Trendyol’un, özellikle son yıllarda, başta moda olmak üzere, tüm kategorilerde önemli pazar payı elde ettiği dikkate alındığında söz konusu uygulamaların nihai karara kadar ciddi ve telafi olunamayacak zararlar doğurma ihtimalini haiz olduğundan 4054 sayılı Kanun’un 9. maddesi çerçevesinde geçici tedbir alınmasına karar verilmiştir.”

Açıklamada, “Bu kapsamda, Trendyol’un, algoritma ve kodlama aracılığıyla yapılan müdahaleler de dâhil olmak üzere kendi ürünlerini kayırmaya, satıcılar arasında ayrımcılık yapmaya ve pazaryeri faaliyetlerinden elde ettiği verileri kendi markaları lehine paylaşımına ve kullanımına yönelik tüm davranışlardan kaçınması ve bu kararların denetlenebilirliğini teminen gerekli her türlü teknik, idari ve organizasyonel tedbirleri alması gerektiğine karar verilmiştir” de denildi.

Fransız moda devi Kering, hayvan kürkü kullanımına son veriyor

Fransız moda endüstrisinin en büyüklerinden biri olan Kering şirketler grubu hayvan kürkü kullanımına son verdiğini açıkladı.

Yves Saint Laurent, Gucci, Balenciaga ve Alexander McQueen gibi lüks moda markalarının bağlı olduğu ana şirket, 2022’den itibaren marka koleksiyonlarının hiçbirinde hayvan kürküne yer vermeyecek.

Vegan Derneği‘nin haberine göre Bottega Veneta, Boucheron, Girard-Perregaux, Qeelin, Pomellato, Ulysse Nardin ve Brioni de Kering’e bağlı markalar arasında.

‘Dünya değişti’

Tüketicilerin etik ve sürdürülebilir giyim ve aksesuar taleplerine yanıt vermek için bu kararı aldıklarını belirten Kering CEO’su François-Henri Pinault, “Kürkü koleksiyonlarımızdan tamamen çıkarmak yapılacak en doğru şey. Bunu etik sebeplerle ve çağdaş adımlar atma hevesimiz doğrultusunda derin bir inançla yapıyoruz” dedi.

Pinault, “Grubumuz lüks moda sektöründeki uygulamaları geliştirmeye istekli olduğunu gösterdi. Artık tüm koleksiyonlarımızda kürk kullanımına son vererek bir adım daha atmanın zamanı geldi. Müşterilerimizle birlikte dünya da değişti. Doğal olarak lüks modanın da buna uyum sağlaması gerekiyor” ifadelerini kullandı.

Gucci’nin ardından diğerleri geldi

Geçtiğimiz yıl 13,1 milyar euro gelir elde eden Kering, 2017’den bu yana hayvan kürkü kullanımına son vermek için irili ufaklı adımlar atıyor.

100 yıl önce kurulan Gucci’nin kürk kullanmayı bırakmasıyla birlikte Kering çatısı altında birleşen diğer pek çok marka da yıllar içinde koleksiyonlarından hayvan kürkünü çıkardı.

Şimdi Yves Saint Laurent ve Brioni’nin de harekete geçmesiyle birlikte moda devinin tamamı kürk karşıtı bir tutum benimsemiş oldu. Sonbahar 2022 koleksiyonlarından başlayarak bundan böyle Kering markalarının hiçbiri kürk kullanmayacak.

Ancak grubun markaları, günümüzde zulüm içermeyen çok sayıda seçenek olmasına rağmen henüz yün ve deri gibi ağır istismar ve şiddet içeren ürünlere çözüm bulmuş değil.

Bilinçli tüketiciler markalara yön veriyor

Dünyanın dört bir yanındaki tüketiciler, iklim değişikliği ve sosyal eşitsizlikle mücadele konusunda işletmelerden ve markalardan daha fazla girişimde bulunmalarını talep ediyor. Çin, Bileşik Krallık ve ABD’de 3 bin katılımcıyla gerçekleştirilen bir ankete göre;

  • Her 10 kişiden 8’i (yüzde 86) artık işletmelerin bu büyük sorunları çözmek için “üzerlerine düşeni yapmasını” istiyor.
  • Yüzde 88’i sürdürülebilirliğin standart bir iş uygulaması olarak görülmesi gerektiğini belirtirken, yüzde 82’si şirketlerin önceliği kâr elde etmeye değil, gezegene ve insana vermesi gerektiğini kabul etti.

Zulüm içermeyen modanın giderek daha popüler hale gelmesiyle uzmanlar, hayvan içermeyen deri, ipek ve kürk seçeneklerinin veya “yeni nesil” malzemelerin artacağını ve sektörleşeceğini öngörüyor. 22 Haziran’da yayımlanan bir rapor, bu yeni sektörün 2026 yılına kadar 2,2 milyar dolarlık bir pazar olacağını tahmin ediyor.

Hopa’daki sahil dolgusuna yürütmeyi durdurma kararı

Rize İdare Mahkemesi, Hopa’da yapılmak istenen sahil dolgusu davasında yürütmeyi durdurma kararı verdi.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı‘nın 6 Mayıs 2020 tarihli oluru ile onaylı “Artvin ili Hopa ilçesi Kıyı ve Sahil Düzenlemesi Amaçlı” 1/5000 ölçekli Nazım İmar Planı ile “Artvin ili Hopa ilçesi Kıyı ve Sahil Düzenlemesi Amaçlı” 1/1000 ölçekli Uygulama İmar Planı’nın durdurulması için dava açılmıştı.

Açılan davada planın hukuka aykırı olduğu, üst ölçekli planlarla uyuşmadığı, kamu yararından daha çok özel yarara hizmet ettiği, halkın denize erişimin engelleneceği, dolguların afet riskleri içerdiği ve ulaşım sorunlarına yol açtığı belirtilmişti.

Bilirkişi: Kamu yararı yok

Evrensel’in aktardığına göre Rize İdare Mahkemesi tarafından görevlendirilen bilirkişi heyeti yaptığı incelemeler sonucu şu tespitlerde bulundu:

  • Davaya konu imar planları ile öngörülen dolgu alanlarının üst ölçekli meri ÇDP’ye uygun olmadığı ve ÇDP’nin temel hedeflerine aykırı olduğu,
    Gerek plan raporunun kapsamı gerekse yapılan analizlerin düzeyi ve aktarılan bilgilerin derinliği, planlamanın kıyı alanında yapılacak olması ve deniz dolgusuna konu olacağından son derece kapsamlı çalışmalar, kıyıya yönelik hassas bir yaklaşım ve denetime dönük detaylı hükümler getirmesi gerekirken bu içerikten yoksun olduğu,
  • Plan bütünü kapsamında, dava konusu işlemde sadece ilgili kurumlardan uygunluk görüşü alındığı, kurum verileri bir araya getirilerek ve kurum görüşleri ile çakıştırılarak planlama alanının bütününe yönelik kapsamlı bir etüt yapılmadığı,
  • Yakın çevre – uzak çevre analizi yapılarak planlama sınırları içindeki kararların çevresi ile uyumunun sağlanması gerekmesine karşın bu nitelikte analizlerin yapılmadığı,
  • Jeolojik-jeoteknik etüt raporunda dolgu yapılacak alanda “sıvılaşma” probleminin beklendiği ancak planda bu hususta bir karar üretilmediği,
    Genel hükümlerin 8. Maddesinde alınacak çevresel önlemler plan notlarına açıkça yazılması gerekli iken hüküm getirilmediği,

  • Plan hükümlerinde “gerekli tedbirlerin alınması gibi” normatif ifadelerin kullanıldığı ve bir açıklık getirmediği gerekçesiyle de planlama esaslarına aykırılık oluşturduğu,
  • Yapılacak olan dolgu miktarının hacminin belli olmadığı, dolguda kullanılacak malzemenin nereden hangi yolla temin edileceğinin belirtilmediği,
  • Kıyı alanlarının, Anayasa’nın 43. Maddesi’ne göre herkesin eşit ve serbest kullanımına açık olan ve kamu yararı doğrultusunda kullanılması zorunlu olan alanlar olduğu,
  • Davaya konu imar planları ile yapılacak dolgu alanında planlanan “Fuar Alanı” ve “Park Alanı” kullanımlarının faaliyetlerinin özelliği gereği kıyıdan başka yerde yapılmaları mümkün olmayan yapı ve tesisler kapsamına girmediği, kentin farklı bölgelerinde de yer seçebileceği,
  • Kıyı ve Sahil Düzenlemesi Amaçlı imar planları ile dolgu alanında yapılması planlanan “Fuar Alanı” ve “Park Alanı” kullanımları için alternatif bir uygun yer arayışına gidilmediği, alternetif yer olmadığına daire bilimsel ve teknik hiçbir gerekçe gösterilmediği, sentez ve eşik analizinin yapılmadığı, plan raporlarında alternetaif alanların olup olmadığına yönelik açıklamaya yer verilmediği,
  • Dolgu alanı yapılması için belirtilen gerekçenin tek başına yeterli olmadığı, bilimsel–nesnel ve teknik gerekçelere dayandırılmadığı ve 3621 sayılı Kıyı Kanunu ile Kıyı Kanunun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğine uygun olmadığı, gerekçeleriyle, dava konusu 1/5000 ölçekli nazım imar planı ile 1/1000 ölçekli uygulama imar planının meri ÇDP’ye, şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına, plan yapım tekniğine, yöresel koşullara ve kamu yararına uygun olmadığı görüş ve kanaatine varmıştır.

Bilirkişi raporu esas alındı

Rize İdare Mahkemesi bilirkişi raporunun mahkemenin vereceği hükme esas alınabilecek nitelikte bularak, mevzuat hükümleri ve bilirkişi raporunda belirtilen tespitler doğrultusunda karar verdi. Kararda plan değişikliğine ilişkin şunlar söylendi:

“Planların kademeli birlikteliğine aykırı olduğu, gerek plan raporunun kapsamı gerekse yapılan analizlerin düzeyi ve aktarılan bilgilerin derinliği, planlamanın kıyı alanında yapılacak olması ve deniz dolgusuna konu olacağından son derece kapsamlı çalışmalar, kıyıya yönelik hassas bir yaklaşım ve denetime dönük detaylı hükümler getirmesi gerekirken bu içerikten yoksun olduğu, davaya konu imar planları ile yapılacak dolgu alanında planlanan ‘Fuar Alanı’ ve ‘Park Alanı’ kullanımlarının kıyıda olmalarının zorunlu olmadığı, kentin farklı bölgelerinde de yer seçebileceği, dolgu alanında yapılması planlanan ‘Fuar Alanı’ ve ‘Park Alanı’ kullanımları için uygun yerlerin olup olmadığı konusunda bir çalışmanın yapılmadığı, analiz çalışmalarında uygun yer olmadığına dair bir çıkarımın olmadığı, sentez ve eşik analizinin yapılmadığı, plan açıklama raporlarında bu duruma ilişkin hiçbir açıklamaya yer verilmediği, dolayısıyla, planlama esaslarına ve plan yapım tekniğine uygun olarak hazırlanmadığı sonuç ve kanaatine varılmıştır.”

‘Plan hukuka aykırı’

Mahkeme kararında “Bu durumda, dava konusu imar planlarında imar ve kıyı mevzuatına, şehircilik ilkelerine, plan yapım tekniğine, planlama esasları ile kamu yararına uygunluk bulunmamaktadır” denildi ve şöyle devam etti:

“Öte yandan, hukuka aykırılığı ortaya konulan dava konusu imar planlarının uygulanması halinde, planlar doğrultusunda dolgu alanının yapılmaya başlanabileceği, plana dayalı olarak yatırım kararları alınıp yapılaşmaya gidilebileceği ve bu yönde önemli masraflar yapılabileceği, dolayısıyla kamu kaynaklarının israf olabileceği göz önünde bulundurulduğunda telafisi güç zararların doğacağı sonucuna varılmıştır.”

Oy birliğiyle alındı

Dava konusu işlemin uygulanması halinde telafisi güç sonuçlara neden olacağını belirten mahkeme, bu sebepten dolayı “teminat alınmaksızın yürütülmesinin durdurulmasına” oy birliğiyle karar verildiği belirtildi.

Kararın tebliğinden itibaren yedi gün içerisinde Samsun Bölge İdare Mahkemesi’ne itiraz sunulabilecek.

CHP’den Tarım Kalkınma Zirvesi-1: Toplumun tamamına yararlı tarım politikasına ihtiyaç var

Haber: Dilan KARACAN

*

CHP’li belediyelerin tarıma verdiği desteklerin değerlendirilmesi, kamuoyuna tanıtılması ve bundan sonraki yol haritasının belirlenmesi amacıyla düzenlenen CHP’li Belediyeler Tarımsal Kalkınma Zirvesi başladı.

160 CHP’li belediyenin yanı sıra 300’un üzerinde tarım kooperatifinin katıldığı ve üç gün boyunca tarımsal alanda yapılan çalışmaların, projelerin ve kentlere özgü değerlerin paylaşılacağı zirvenin ilk gününde CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun yanı sıra, İstanbul Büyükşehir belediye başkanı Ekrem İmamoğlu, CHP genel başkan yardımcıları, parti meclisi üyeleri, milletvekilleri, büyükşehir belediye başkanları, il ve ilçe belediye başkanları, çok sayıda çiftçi ve üretici katıldı. Zirvede, CHP’nin 2024-2028 yıllarındaki tarım politikaları vizyonu kamuoyuyla paylaşıldı.

Zirvenin açılış konuşmasını yapan İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, İstanbul’un 16 milyonluk nüfusuyla Avrupa’nın en kalabalık metropolü olduğunu belirtti. Zirvenin, son yıllarda yerel yönetim anlayışında yaşanan çok önemli bir değişimin en net ifadesi olduğunu vurgulayan İmamoğlu, “Tarımsal Kalkınma Zirvesi, bu belediyelerin ve üreticilerin birlikte neler başardıklarını ve neler başarabileceklerini bu güzel buluşmada ortaya koyacak. Bu zirvede paylaşılacak her fikir Türkiye’nin geleceğini ekilen sağlıklı tohumlardır” dedi.

Hükümeti tarımsal politika yoksunluğu ve plansızlıkla eleştiren CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu “Bir arkadaşımız dedi ki, ‘Ülkeyi yöneten iktidarın tarım politikası yok.’ Bir politikanın olması için önce bir planlama olması lazım. Eğer bir planlamanız yoksa zaten bir politikanız olamaz. O nedenle politikası olmayan bir siyasal iktidarın tarımı bu hale getirmesini de doğal karşılamak lazım” diye konuştu.

Sıkıntıyı çiftçilerin kaydeden Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti: “Vergi ödüyorsunuz her biriniz, hak ettiğiniz desteği alamıyorsunuz, o destek başka yerlere gidiyor. O zaman yapmamız gereken, var olan düzeni değiştirmektir. Bu düzeni değiştirmek için de çiftçisi, işçisi, emeklisi, taşeron işçisi hepimizin bir araya gelmesi lazım. Düzeni kimden yana değiştireceğiz? Halktan, üretenden, alın terinden, çalışandan yana değiştireceğiz. Havadan malı götürenlerden yana var olan düzeni değiştirmek bizi elimizde. Eğer varsanız, biz hazırız. Beraber bu düzeni hep beraber değiştireceğiz.”

CHP lideri, mevcut ekonomik koşullar ve tarım politikaları sebebiyle çiftçinin zor günler geçirdiğini vurguladı. “Çiftçinin ister bankalardan ister tarım kredi kooperatifinden aldıkları kredilerin faizlerini ilk bir haftada sileceğiz. Bitti, faiz yok, anaparayı da makul bir şekilde alacağız. İki, hiçbir çiftçinin üretim araçları asla ve asla borcu ne olursa olsun haczedilmeyecek. Yüreğimi yakan şu fotoğraf var. Çiftçi haczedilen ve kamyona yüklenen traktörünü arkadan seyrediyor. Bu büyük bir insanlık dramıdır.”

 Zirvenin ilk gününde,  CHP Bursa milletvekili, Genel Başkan Başdanışmanı Orhan Sarıbal ve Parti Meclisi üyesi Doç. Dr. Gökhan Günaydın, Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar, Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi Tarımsal Hizmetler Daire Başkanı Hasan Bayram, Ankara Büyükşehir Belediyesi Kırsal Hizmetler Daire Başkan Ahmet Mekin Tüzün ile uzmanlar; Prof. Dr. Hilal Elver, Prof. Dr. Mustafa Koç ve Doç. Dr. Bülent Şık birer sunum yaptı.

Bülent Şık: Entegre bir tarım politikasına ihtiyaç var

Bülent Şık, Hilal Elver ve İBB Tarım ve Şu Ürünleri Müdürü Naki Çetin ile Yeşil Gazete için konuştuk.

Hükümet tarafından uygulanan tarım ve gıda politikalarını yorumlayan Doç. Dr. Bülent Şık  “Şu anki durumda eğer bana iktidarın uyguladığı bir tarım politikası var mı diye sorarsanız; evet var fakat bu tarım politikası ne genel olarak kamu refahına uygun ne de çiftçileri destekler bir tutumda” dedi ve ekledi:

Aksine Türkiye’de yıllardan beri gıdanın metalaştırılmasını amaçlayan ve tarımı bütünüyle şirketlerin hegemonyasına sokan bir gıda/tarım politikası uygulanıyor.”

Bu günlerde hükümet politikalarının toplumsal sonuçlarını yaşadığımızı söyleyen Şık, gıda fiyatlarındaki aşırı artışın, üreticilerin önemli bir kısmının çiftçilikten vazgeçmesinin, kentlere ve başka iş alanlarına yönelmesinin izlenen bu politikaların bir sonucu olduğunu söyledi.

“Bu noktadan artık bir çıkış sağlamak zorundayız” diyen Şık ülkenin refahını, doğal yaşamın dengesini koruyan, üreticilerin verdiği emeğin tam karşılığını aldığı, birbiri ile ilişkilendirilmiş ve entegre bir tarımsal politikaya ihtiyacımız olduğunu kaydetti: “Yalnızca üreticiler için değil toplumun bütünü için yarar sağlayacak bir tarımsal politikaya ihtiyacımız var.”

‘Mega yatırımlar yapıp bunları kalkınma olarak sunuyorlar’

Türkiye’nin önemli bir gıda ithalatçısı olduğuna dikkat çeken Şık, tahıldan baklagile gıda güvenliğini açısından önem arz eden ürünlerin büyük bir kısmının dışarıdan ithal edildiğine dikkat çekti.

“Çok karmaşık meseleler mevcut. Yıllar önce çıkarılan büyük şehir yasasının köylerdeki hayat üzerinde çok olumsuz etkilerini olduğuna ilişkin bir kanaat içerisindeyim” diyen Şık yapılan mega projeler ile doğal tarım alanlarının ve habitatların yıkıma uğratılması, tahrip edilmesi, sulak alanların kirletilmesi, şu varlıklarına zarar veren politikaların izlenmesi gibi birçok uygulamanın nihai sonuçlarından birinin de gıda üretiminde daralma ve geriye gitme olduğunu kaydetti. Şık, “Mevcut sorunlar hükümetin yalnızca tarım politikaları ile ilgili değil, iktisat politikalarıyla da ilgili. Hükümettekiler korunması gereken alanlara mega yatırımlar yapıp bunları kalkınma olarak sunuyorlar” dedi.

Bülent Şık, tarımsal politikalarda dikkat edilmesi gereken en önemli unsurları şöyle anlattı: “Agro ekolojik bir perspektif ile ülke genelinde tarım yapamazsak, mekanizasyon ve aşırı enerji kullanımına dayalı mevcut sistem ile eninde sonunda tekrar aynı sorunlarla karşılaşacağız. Toprak, şu ve biyolojik çeşitliliği korumak, kollayabilmek tarımsal üretimde devamlılığın aslı koşuludur.”

Hilal Elver: Her şeyden önce adil bir politika gerekiyor

İstanbul’un gıda stratejisine dair sorularımızı yanıtlayan Prof. Dr. Hilal Elver de Biz stratejimizi hazırlarken bir takım prensipleri göz önünde bulundurduk. Her şeyden önce adil bir politika olması gerekiyor” şeklinde konuştu. Elver, uygulanacak tarım/gıda stratejisinin hem üreticinin gerektiği kadar kar edebileceği ve üretimin devamlılığını sağlayabileceği hem de tüketicinin sağlıklı gıdaya erişilebilir koşullarda sahip olabileceği bir sistem yaratması gerektiğini belirtti.

İstanbul gibi büyük şehirlerdeki devasa gelir eşitsizliğine dikkat çeken Elver,  enflasyon ve Covid-19’un yarattığı iş kayıpları ile birlikte yıpranan topluma adil erişim koşullarında bir gıda sistemi kurulması gerektiğini, bunu yaparken yeşili koruyan bir tavrın önemine değindi:

Tüketici ve üretici odaklarının yanında doğaya saygı da temel prensiplerden biri. Devamlılık adına çok önemli bir nokta. Çok fazla kimyasal, çok fazla su tüketimi ve endüstriyel tarımla çok fazla üretim yapabilirsiniz ama bu üretimi adil ve sağlıklı olarak dağıtamazsınız.”

Naki Çetin: İnsanlar arazisini ranta kurban vermektense tarıma tahsis etsin

“İstanbul şimdiye kadar bir tüketim topluluğu ve tüketim merkezi olarak düşünülüp öyle ele alınmış. Biz İstanbul Belediyesi olarak bunun tersine bir bakış açısına sahibiz. İstanbul’un tarımsal üretim için uygun olan her metrekaresinde tarımsal üretim yapılmasını düşünüyoruz” diye konuşan  İBB Tarım ve Şu Ürünleri Müdürü Naki Çetin ise tarımsal destek programları planladıklarını, insanlardan arazilerini ranta kurban vermektense tarıma tahsis etmesini istediklerini ifade etti.

Çetin İstanbul’da yapılan çalışmaları şöyle anlattı: “Bu amaçlar uğrunda çabalıyoruz ve birçok uygulamayı hayata geçiriyoruz. Sulama alanlarını kapalı sisteme çevirme girişimlerimiz oluyor. Bunlar dışında tarım için, hayvancılık için, yem desteğinden tutun da daha başka birçok yenilikçi ve teknik uygulamaya yer veriyoruz. Tarımsal örgütlere, kooperatiflere sahada gelişmiş teknik desteğimizle yardımcı oluyoruz. Sürekli üreticinin yanında olmaya çalışıyoruz. Daha önce de söylediğim gibi asıl amacımız İstanbul’un uygun olan her m2’sini tarıma seferber etmek.”