Ana Sayfa Blog Sayfa 1230

G20 ülkelerinin yaşam tarzına dayalı karbon ayak izi nasıl azaltılabilir?

Hot or Cool Institute tarafından bugün kamuoyuna sunulan araştırma, 2050 yılına kadar küresel ısınmanın 1,5℃ ile sınırlandırılabilmesi için incelenen G20 ülkelerinin tamamının yaşam tarzına dayalı karbon ayak izini aştığını ve bu gidişatı değiştirmek için hızlı ve radikal azaltım gerektiğini ortaya koyuyor.

Rapor, hükümetlerin karbon ayak izini azaltmak üzere yeterli katkı sağlayamayan bireysel davranış değişikliklerine odaklanmak yerine, daha sürdürülebilir yaşam tarzlarının önünü açmaya yönelik uygulanabilecek politikaları inceliyor.

G20 ülkeleri analiz ediliyor

Hot or Cool Institute’ün ‘1,5 Derece Hedefiyle Uyumlu Yaşam Tarzları’ isimli raporunun güncel baskısı, dokuz G20 ülkesinin (Kanada, İngiltere, Japonya, Çin, Türkiye, Güney Afrika, Brezilya, Hindistan, Endonezya ve Finlandiya) yaşam tarzına dayalı karbon ayak izini analiz ediyor.

Raporda aynı zamanda Paris Anlaşması’nda belirlenen ve küresel ısınmayı 1,5℃ ile sınırlandırmaya yönelik iklim hedefini karşılamak üzere ne gibi değişikliklerin yapılabileceği tespit ediliyor.

Altı alanda yaşam tarzı alışkanlıkları

Raporda, altı alandaki yaşam tarzı alışkanlıkları (beslenme, konut, kişisel ulaşım, ticari mallar, eğlence ve hizmet sektörü) analiz ediliyor ve ülke özelinde güncel kişi başına yaşam tarzı karbon ayak izi belirleniyor.

Ayak izinin belirlenmesi sonrasında, 1,5 ℃ hedefiyle uyumlu bir dünya için yaşam tarzı ayak izini azaltacak seçenekler ortaya konuyor.

Gelişmiş ülkelerde yüzde 90 üzerinde düşüş gerekli

Paris Anlaşması’nın 2050 yılına yönelik iddialı hedeflerine ulaşmak için, yüksek gelire sahip ülkelerin yaşam tarzına dayalı ayak izini yüzde 90’ın üzerinde (yüzde 91-95), üst-orta gelire sahip ülkelerin ayak izini yüzde 68-86 seviyelerinde ve Hindistan gibi alt-orta gelire sahip ülkelerin ayak izini yüzde 76 seviyesinde azaltmaları gerekiyor.

Araştırma aynı zamanda, dünyanın öncü ekonomileri arasında yaşam tarzına dayalı sera gazı emisyonlarındaki büyük eşitsizlikleri ve farklılıkları da vurguluyor. Araştırma kapsamında incelenen ülkeler arasında, kişi başına en yüksek emisyona sahip ülke olan Kanada’daki bir bireyin yaşam tarzı ayak izi, Endonezya’daki birine göre altı kat daha büyük.

Değişimi sağlayacak politikalar eksik

Rapor, bireysel davranış değişikliğinin ötesine geçerek, bu azaltımı mümkün kılacak politikaların eksikliğinin, insanların 1,5℃ hedefiyle uyumlu yaşam tarzı seçimleri yapmasını ne şekilde engellediğini değerlendiriyor.

Analiz, ülkelerin toplu taşıma ve konut altyapılarında yapılabilecek değişikliklere yönelik ülke özelinde tavsiyelerden, mega yatların kullanımı gibi karbon emisyonu yoğun tüketim biçimlerinin yasaklanması talebine kadar geniş bir yelpazede, yaşam tarzına dayalı karbon ayak izini azaltmak amacıyla yerel ve uluslararası ölçekte uygulanabilecek politikaları ve piyasa müdahalelerini özetliyor.

‘Yaşam tarzlarını ele almadan mücadele edemeyiz’

Raporun baş yazarı Dr. Lewis Akenji, “Yaşam tarzına yönelik değişiklikleri dile getirmek, seçmenlerin yaşam tarzlarını tehdit etmekten korkan karar vericiler için tartışmalı bir mesele. Rapor, bu tartışmaya bilime dayalı bir yaklaşım getirerek, yaşam tarzlarını ele almadan iklim değişikliğiyle mücadele edemeyeceğimizi gösteriyor” yorumunu yaptı.

Roma Kulübü (Club of Rome) Eş Başkanı Sandrine Dixson-Declève, “Bu raporda savunulan çözümler, davranış değişikliğinin ekonomik büyüme yanlısı politikalarımızdan, finansal ve ekonomik modellerimizden daha kapsamlı refah ekonomisi yaklaşımına geçişi gerçekleştirmezsek, ancak sınırlı yol kat edebileceğimizi kabul ediyor. Bu rapor, toplum ve iklim değişikliğinin kesiştiği konularda görev yapan karar vericiler için temel bir araçtır” dedi.

Japonya merkezli bir düşünce kuruluşu olan Küresel Çevre Stratejileri Enstitüsü (Institute for Global Environmental Strategies, IGES) Başkanı Dr. Kazuhiko Takeuchi, “Bu rapor, Japonya gibi net sıfır emisyon taahhüttü vermiş ülkelerin yaşam tarzlarında yapılacak değişikliklerin, bu hedefe ne şekilde katkı sunacağını gösteriyor. Rapor aynı zamanda, bu hedeflerin gelecekte toplumları nasıl şekillendireceğine ışık tutuyor” dedi.

Türkiye’de durum

Türkiye’deki yaşam tarzına dayalı karbon ayak izi, çalışma kapsamında değerlendirilen diğer iki üst-orta gelir seviyesine sahip ülke olan Çin ve Güney Afrika’ya oldukça benzer şekilde ve yıllık kişi başı 4,9 ton karbondioksit eşdeğeri.

Ancak, bu üç ülkenin ayak izlerinin bileşiminde farklılıklar görülüyor. Bu değişiklik, kültürel farklılıkların yanı sıra, kamu altyapı yatırımlarındaki farklılıkları da içeriyor.

Konutlar

Konutlar, Türkiye’nin karbon ayak izinin en büyük bileşenini oluşturuyor ve toplam ayak izinin yıllık kişi başı 1,7tCO2e kadarına denk geliyor. Konutlardan kaynaklanan ayak izi, Çin’den 0,5, Güney Afrika‘dan ise 0,7tCO2e daha yüksek.

Türkiye’nin konutlara dair göreceli daha yüksek olan ayak izinin temelinde ısıtma ve yemek pişirme amacıyla daha fazla petrol ve doğal gaz tüketilmesi yatıyor (şebekeden elde edilen elektrik dışındaki enerji kullanımı).

Gıda ve içecek tüketimi

Gıda ve içecek tüketimi, yıllık kişi başı 1,2tCO2e’lık miktarla, Türkiye’nin yaşam tarzı ayak izine en fazla ikinci katkı sağlayan sektör olarak belirleniyor. Çin ile kıyaslandığında bir miktar daha düşük olan bu sektörün ayak izi, Güney Afrika’dan ise oldukça düşük.

Bu ülkelere kıyasla daha düşük et tüketimi ve karbon yoğunluğu daha düşük olan et türlerinin (sığır eti dışındaki et ürünleri) tercih edilmesi, gıda ve içecek tüketiminden kaynaklı ayak izinin göreceli düşük gerçekleşmesinde önemli rol oynuyor.

Bununla birlikte, süt ürünlerinin tüketimi, yüksek gelirli ülkelerdekiyle karşılaştırılabilir durumda ve bu ürünlerin Türkiye’nin gıda sektörüyle ilintili ayak izinde önemli payı bulunuyor.

Ulaşım

Ulaşım sektörü, yaşam tarzı ayak izine en fazla katkı sağlayan üçüncü en büyük sektör olup, ayak izinin yıllık kişi başı 1tCO2e paya sahip. Bu miktar, Çin ve Güney Afrika’nın ulaşım kaynaklı ayak izinden biraz daha düşük.

Türkiye’de otomobil kullanımı, kişisel ulaşım kaynaklı ayak izinin yarısından fazlasına denk geliyor. Çin ve Güney Afrika’yla kıyaslandığında iki kat daha yüksek olan havayolu taşımacılığı emisyonları, ayak izine önemli katkı sunuyor.

Ayak izinin azaltılması için öneriler

  • Birçok üst-orta gelir seviyesine sahip ülkede görüldüğü gibi Türkiye’nin yaşam tarzı ayak izinin de 2030 yılı hedefi olan yıllık kişi başı 2.5tCO2e olan karbon ayak izinin oldukça üzerinde olduğu görülüyor. Başka bir deyişle, Türkiye’nin emisyon artışında oldukça sınırlı manevra alanı bulunuyor. Düşük gelirli grupların yalnızca mütevazi emisyon artışıyla daha yüksek yaşam standartlarına ulaşmasını sağlarken, yüksek emisyona sahip grupların emisyonların azaltılması gerekiyor.
  • Yenilenebilir enerji kaynaklarının, Türkiye’nin ayak izini azaltmada önemli katkı sağladığı göz önünde bulundurularak, yenilenebilir enerjiye dayalı dönüşüm öncelik haline getirilmelidir. Bu, mümkün olduğu ve çevresel faydaların gözetilebildiği koşullarda diğer enerji kullanım alanlarında elektrifikasyonun artmasını da içermelidir. Isı pompası kullanılabilecek teknolojilere bir örnek olarak verilebilir.
  • Beslenme biçimlerinde yapılacak değişiklikler, yaşam tarzı ayak izini azaltmak açısından önemli potansiyele sahip. Bu, bitkisel beslenmeye ağırlık veren ve alternatif protein kaynaklarının tüketimine dayalı geçişi içerebilir. Ülkedeki nispeten düşük sığır eti tüketimine dayalı avantajın devamı için, geleneksel yemek kültürünün teşvik edilmesi gerekiyor. Türkiye’deki süt ürünleri tüketiminin yüksek olması göz önünde bulundurulduğunda, bitkisel beslenmeye ağırlık veren seçenekler, yaşam tarzı ayak izi üzerinde önemli olumlu etkiler yaratabilir.
  • Otomobile dayalı ulaşıma alternatifler, ele alınması gereken başka bir müdahale alanı olarak öne çıkıyor. Ulaşımda yapılacak iyileştirmeler, geliştirilmiş ve erişim ağı genişletilmiş toplu taşıma sistemleri ile bisiklet ve yürüyüş gibi emisyon salımı yapmayan alternatiflerle kentsel taşımacılığın teşvik edildiği yatırımları içerebilir.

Nijerya’da 4 milyon dolar değerinde karıncayiyen pençesi ele geçirildi

Nijerya Gümrük Servisi sözcüsü Joseph Attah, yaptığı açıklamada, Lagos‘ta yurt dışına kaçırılmak üzere ülkeye sokulan 4 milyon dolar değerinde 15 çuval karıncayiyen pençesi ele geçirildiğini belirtti.

AA’nın aktardığına göre Attah, kaçakçılıkla ilgili iki kişinin yakalandığını, ele geçirilen karıncayiyen pençelerinin Orman Koruma Müdürlüğü’ne teslim edildiğini aktardı.

Nüfusları azalıyor

Büyük karıncayiyenin popülasyonu öncelikle habitat kaybı ve insanlar tarafından aşırı avlanma nedeniyle azalıyor.

Raporlar vahşi doğada yaklaşık 5 bin ile 10 binadet kaldığını göstermekte. IUCN’ye göre tamandua ve ipeksi karıncayiyen nispeten daha yaygın ancak herhangi bir nüfus tahmini yapmak mümkün olmadı.

 

UNICEF: 10-19 yaşlarındaki her yedi kişiden birinin teşhis edilen bir psikolojik sorunu var

Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF), bu yıl ilk defa çocuk ve gençlerin ruh sağlığının incelendiği “Dünyadaki çocukların durumu hakkında rapor” hazırladı.

Örgüt, 10-19 yaşlarındaki her yedi çocuk ve ergenden birinin teşhis edilen bir psikolojik sorunu bulunduğunu kaydetti.

Psikolojik tedaviye ulaşımda zorluk

DW Türkçe‘de yer alan habere göre, UNICEF raporda depresyon, korku veya davranış bozukluklarının psikolojik rahatsızlıklar olarak değerlendirildiğini kaydetti ve koronavirüs salgını sırasında çocuk ve gençlerin ruh sağlıklarının daha da kötüleştiğini ifade etti.

Yapılan açıklamada, yaz aylarında düzenlenen bir ankette, 15-24 yaşlarındaki her beş gençten birinin kendisini sık sık depresyonda hissettiği ve motivasyonlarının düştüğü sonucuna varıldığı ifade edildi.

UNICEF, dünya çapında psikolojik tedaviye gereksinim duyan çocuk ve ergenlerin mevcut fonlara ulaşmada zorluk yaşadıklarını da belirterek, bu durumu eleştirdi.

Örgüt ayrıca, 15-19 yaşları arasındaki çocuk ve gençlerde intiharın, trafik kazaları, tüberküloz ve şiddetten sonra dördüncü en yaygın ölüm nedeni olduğuna vurgu yaptı ve dünya çapında her 11 dakikada bir gencin yaşamına son verdiğini dile getirdi.

 

Doğada pandemi etkisi: Kuşların yüzde 80’i şehir merkezlerine indi

Kanada ve ABD’den bilim insanları tarafından yapılan bir araştırmada, Covid-19 pandemisi boyunca insan hareketliliğinin az olmasının kuşların davranışlarını etkilediği ortaya çıktı.

Çalışma sonucunda pandemi öncesinde şehir merkezi yakınlarında gözlenmeyen türlerin, insanların yaşam alanlarında daha fazla görülmeye başlandığı anlaşıldı.

4,3 milyon kuşun kaydı incelendi

Manitoba Üniversitesi ve Cornell Ornitoloji Laboratuvarı‘ndan iki araştırma ekibi, 2017 ile 2020 yıllarının mart ve mayıs ayları arasında yaklaşık 4,3 milyon kuşun kayıtlarını inceledi.

Sonuç olarak pandemi sırasında incelenen 82 türün yüzde 80’inin, pandemi öncesi seviyelere kıyasla şehirlerin, ana otoyolların ve havaalanlarının 100 kilometre yakınına, özellikle insanların yaşadığı alanlara daha da yaklaştığı ortaya çıktı.

Azalan trafik birçok türü etkiledi

Manitoba Üniversitesi’nden Nicola Koper, ‘’Çok fazla tür, insanların yaşadıkları alanlarda pandemi boyunca çok daha sık görülür oldu. Sokağa çıkma kısıtlamaları boyunca azalan trafik ve hareketlilikten ne kadar türün etkilendiğine çok şaşırdım’’ ifadelerini kullandı.

Araştırma, şehirlerdeki sıkı karantina boyunca şehirlerde kel kartalın (Kuzey Amerika’da bulunan başı beyaz, gövdesi ve kanatları siyah olan bir kartal türü) ve yakut boğazlı sinek kuşunun havaalanı yakınlarında görülme olasılığının üç kat fazla olduğunu gösterdi.

Kuş gözlemciliği arttı

İncelenen verilerin gönüllülerin gözlemlerine dayandığını hatırlatan araştırmacılar, pandemi boyunca kuş gözlemciliğinin artmış olmasının da verilere yansımasının mümkün olduğu söylediler. Ayrıca gözlemleriyle çalışmaya katkı sunanlara da teşekkür ettiler.

Cornell Ornitoloji Laboratuvarı’ndan çalışmanın yazarlarından Alison Johnston, ‘’İnsanlar sonunda kuşların sesini trafik gürültüsü olmadan duyabildikleri için mi bu kadar fazla bildiriyorlar? Yoksa kuşların sayısında gerçekten ekolojik bir değişme mi meydana geldi?’’ diye sordu.

Eğer bu ihtimal dikkate alınırsa, bilim insanları amatör kuş gözlemcileri tarafından kolaylıkla gözlenebilen kartal gibi büyük türlerin daha fazla, sinek kuşu gibi küçük türlerin daha az fark edilmesini beklediklerini hatırlattı.

NTV’nin aktardığına göre vunun aksine, sokağa çıkma kısıtlamalarının olduğu dönemde, 82 türden 66’sının pandemi süresince görüldüğü tespit edildi.

Bazı türlerin görülmesi ise insan hareketliliğinin azalmasıyla azaldı. Örneğin kızıl kuyruklu şahin önceki yıllardan daha az görülmeye başladı.

Türkiye’de geçici koruma statüsündeki Suriyeli sayısı 3 milyon 715 bin olarak açıklandı

Göç İdaresi Genel Müdürlüğü Türkiye’de yaşayan geçici koruma statüsünde bulunan Suriyelilere ilişkin güncel istatistikleri yayınladı.

Buna göre şu anda Türkiye’de yaşayan Suriyeli sayısı 3 milyon 715 bin 913 oldu. Daha önce ise bu sayı, 2012’de 14 bin 237, 2014’te 1 milyon 519 bin, 2016’da 2 milyon 834 bin olarak kayıtlara geçmişti.

Suriyelilerin en çok yaşadığı üç il ise sırayla 532 bin 726 ile İstanbul, 457 bin 890 ile Gaziantep ve 436 bin 861 ile Hatay. Bu üç şehri sırayla Şanlıurfa, Adana ve Mersin takip ediyor.

Genç nüfus fazla

Göç İdaresi’nin yayınladığı verilere göre Türkiye’deki Suriyelilerin çoğunluğunu 0-9 yaş grubu çocuklar oluştururken, çocuklardan sonra 19-24 yaş arası gençler geliyor.

Genç nüfus olarak tanımlanan 15-24 yaş aralığında 757 bin 609 kişi bulunuyor. Suriyeli genç nüfusun toplam Suriyeli sayısındaki oranı yüzde 20,4. Doksan yaş üzerinde bin 868 Suriyeli de geçici koruma kapsamında Türkiye’de yaşıyor.

Yine Göç İdaresi’nin aktardığına göre Suriyeli erkekler, toplam Suriyeli sayısının yüzde 53,8’ini oluşturuyor. Suriyeli kadınların oranı ise yüzde 46,2.

Geri dönen Suriyeli sayısı

15 Eylül 2021 tarihinde İçişleri Bakanlığı tarafından ülkesine dönen Suriyeli sayısının 462 bin 26 olduğu açıklandı.

Bu sayı en son 6 Aralık 2020 tarihinde açıklanmış ve ülkesine dönen Suriyeli sayısının 419 bin 40 olduğu belirtilmişti. Yaklaşık olarak son 1 yıl içerisinde 42 bin 986 kişi ülkesine geri dönüş sağlamış.

48 bin üniversite öğrencisi Suriyeli

Milli Eğitim Bakanlığı tarafından Haziran 2021’de yapılan açıklamada 2021-2022 Eğitim-Öğretim döneminde üniversitelerde okuyan Suriyeli öğrenci sayısının 48 bin 192 olduğu aktarıldı.

Çalışma izni verilen sayısı arttı

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından 31 Mart 2019 tarihinde yapılan açıklamada Türkiye’de çalışma izni verilen Suriyeli sayısının 31 bin 185 kişi olduğu duyuruldu.

İçişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada Türkiye vatandaşlığı verilen Suriyeli sayısının 110 bin olduğu belirtildi. Bu kişilerin 53 bini yetişkin, 57 bini ise çocuklardan oluşuyor.

Rönesans Holding’ten Pandora Papers açıklaması: Herhangi bir fon transferi yapılmadı

Rönesans Holding, Pandora Papers’ta ortaya çıkarılan bağış adı altında vergi cennetine 210 milyon dolar aktardığına yönelik iddialar hakkında bir açıklama yaptı.

Holding, “İlgili içeriklerde bahsi geçen şirketlerden hiçbirisi Ilıcak ailesi üyeleri haricinde hiçbir kimseye veya kuruma bağış, karşılıksız edinim ya da her ne nam ya da şekil altında olursa olsun bir fon aktarımı yapmamıştır” dedi.

‘Herhangi bir fon transferi yapılmadı’

Holding açıklamasında bugüne kadar yaptığı çalışmalardan övgüyle bahsederken, belgedeki iddiaları da yalanlamakla yetindi:

Rönesans, 1993 yılında Dr. Erman Ilıcak tarafından yurt dışında kurulmuştur. O günden bu yana grup şirketleriyle beraber 50’yi aşkın farklı ülkede inşaat-taahhüt ve yatırım projeleri gerçekleştirmiştir. 28. yılında bugün Rönesans, Avrupa’nın en yüksek binasını, Avrupa’daki dünyanın en uzun demir yolu tünelini, kuzey kutbunda petrokimya tesislerini, Türkmenistan’da dünyanın en büyük doğal gazdan benzin üretim tesisini, Sri Lanka’da su arıtma tesislerini, Karayipler’de hastaneleri, Kuzey Kutbu Denizi’nde 650 bin tonluk betonarme yüzer doğal gaz platformunu, Hollanda’nın en uzun kara yolu tünelini ve Türkiye’de dünyanın en büyük deprem izolatörlü yapısını inşa edip ENR mühendislik ödülünü de alarak Türk mimari ve mühendisliğinin yeteneklerini tüm dünyada gururla sergilemektedir.

Rönesans, 2006 yılından bu yana ilk 100 şirket içinde bulunduğu Engineering News Record tarafından yayınlanan dünyanın en büyük uluslararası müteahhitlik firmaları listesinde Avrupalı müteahhitler arasında 9. sırada, dünyada ise 28. sırada yer almaktadır. Rönesans 2012 yılında Türkiye’de taahhüt işlerine başladığında Rönesans’ın yurt dışındaki faaliyetleri neticesinde yarattığı cirosu toplam 15 milyar Amerikan dolarının üzerindeyken o günden bu yana Rönesans’ın toplam cirosunda Türkiye faaliyetlerinin payı ortalamada yüzde 19’un altında kalmıştır. Ne yazık ki bugüne kadar bunlarla ilgili birçok yanlış ve yanıltıcı haber yayınlanmıştır. Öncelikle bu durumun, toplam 40 milyar doları aşkın değerdeki yüzlerce projeyi yurt dışında teslim etmiş, Türkiye’nin yurt dışındaki gelmiş geçmiş en büyük müteahhitlik şirketi olan Rönesans’a ve onun 75 bini aşkın çalışanına büyük bir haksızlık olduğunu düşünüyoruz. Türkiye’deki faaliyetleri başladıktan sonra Rönesans, Türkiye’nin en çok istihdam yaratan şirketleri arasında yer almış ve Rönesans’ın ana hissedarı olan Erman Ilıcak, yıllardır Türkiye’nin vergi rekortmenleri arasında bulunmuştur. Rönesans’ın bugün 75 bini aşkın çalışanı ve Türkiye’de yarattığı tüm bu katma değere rağmen Türkiye’den elde ettiği ciro, toplam cirosunun ortalama yüzde 19’unu aşmamıştır.

Rönesans’ın tüm dünya üzerindeki haklı repütasyonuna rağmen doğru-yanlış vakıalarla görüşlerini birbirinden ayırmaksızın birbiriyle nedensellik ilişkisi olmayan bilgileri yanıltıcı bir biçimde sıralayarak kamuoyunu yanıltacak ve Rönesans’ın çalışanları, hissedarları, iş ortaklarının ticari itibarını zedeleyecek şekilde hazırlanan içerikleri ülkemizde yıllardır üzülerek takip ediyoruz. Rönesans ve hissedarları, 28 senedir yurt dışında yürüttükleri faaliyetleri neticesinde elde ettikleri gelirleri yine yurt dışında tüm yerel ve uluslararası mevzuata uygun ve şeffaf bir biçimde yatırım amacıyla değerlendirmiş ve ilgili içeriklerde bahsi geçen şirketlerden hiçbirisi Ilıcak ailesi üyeleri haricinde hiçbir kimseye veya kuruma bağış, karşılıksız edinim ya da her ne nam ya da şekil altında olursa olsun bir fon aktarımı yapmamıştır. Rönesans, hiçbir zaman yurt içinden yurt dışına yerel ya da uluslararası mevzuata aykırı herhangi bir fon transferi yapmamıştır. Bu konularla ilgili tüm beyan, bildirim ve açıklamalar ilgili yerel ve uluslararası mevzuata uygun olarak ilgili makamlara yapılmıştır. Rönesans’ın kendisinin ve 75 bin çalışanının, hissedarlarının, iş ortaklarının ve tüm bu kişilerin ilişkili taraflarının ticari itibarlarını zedeleyen, asılsız, mesnetsiz ve spekülatif yayınlara karşı yasal haklarını kullanmayı tüm çerçevesiyle değerlendirdiğini kamuoyunun bilgisine sunarız.”

Ne olmuştu?

Uluslararası Araştırmacı Gazeteciler Konsorsiyumu‘nun (ICIJ) paylaştığı ve 117 ülkeden 600’den fazla gazetecinin incelediği yaklaşık 12 milyon Pandora Belgeleri‘nde, dünya liderleri, siyasetçiler ve milyarderlerin gizli servetleri ve anlaşmaları ortaya dökülürken, Türkiye’den Rönesans Holding’in de adı geçmişti.

İktidara yakınlığıyla bilinen holdingin kamu projeleriyle elde ettiği karların bir kısmını vergiden kaçınmak için Britanya Virjin Adaları‘na aktardığı ifade edilmişti.

Belgelerde Rönesans Holding’in kurucusu, Erman Ilıcak‘ın annesi Ayşe Ilıcak’ın da ismi geçmişti. Ayşe Ilıcak’ın kurduğu, Covar Trading Ltd.’nin hesaplarına 2015 yılında 105,5 milyon ABD doları girdiği ve aynı yıl 105,4 milyon doların ise bağış adı altında şirket hesabından çıktığı, bağışın ise nereye yapıldığının bilinmediği kaydedilmişti.

Ilıcak’ın bir diğer firması Dolmine International Ltd.’nin mali raporunda ise yine 2015 yılında 105,2 milyon doların şirketin İsviçre’deki Banque Pictet & Cie hesabına yattığı, sadece 2015 yılı için nakit benzeri varlıkların faiz geliri olarak firmaya 491,6 milyon ABD dolarının girdiğinin görüldüğü açıklanmıştı.

Petrol sızıntısı nedeniyle Kaliforniya sahilleri kapatıldı

Amerika Birleşik Devletleri‘nin (ABD) Kaliforniya eyaletinin güney kıyılarını kaplayan petrol sızıntısı nedeniyle bölgedeki sahiller ve balık çiftlikleri kapatıldı.

Yetkililer, yaklaşık 27 kilometrelik petrol hattının kapatılarak boşaltılmasından sonra sızıntının durduğunu tahmin ettiklerini ancak kaynağı belirleme çalışmalarının sürdüğünü açıkladı.

Bölge halkına, okyanus suyuna temastan kaçınmaları tavsiye edildi.

3 bin varilden fazla petrol

3 Ekim akşamı düzenlenen basın toplantısında, Huntington Beach Belediye başkanı Kim Carr, 3 bin varilden (409 ton) fazla ham petrolün 33 kilometrekarelik bir alana yayıldığını duyurmuştu.

Toplantıda, 14 temizlik botunun 70 varilden fazla petrolü temizlediği ve sızıntının yayılmasının önlenmesi için 1,5 kilometrelik koruyucu bariyer oluşturulduğu aktarıldı.

Müdahale geç geldi iddiası

Eyaletin güneyinde bulunan Huntington Beach ve Newport Beach kıyılarından yaklaşık 8 kilometre açıkta ve 30 metre derinliğindeki petrol hattındaki sızıntı 2 Ekim sabahı fark edilmişti.

Öte yandan ABC kanalında, bölge halkının okyanus yüzeyindeki yağlı tabakayı ve petrol kokusunu 1 Ekim’de fark ettiği, ancak petrol hattının 2 Ekim gecesi kapatıldığı belirtilerek, yetkililerin harekete geçmekte geç kalmış olabilecekleri iddia edildi.

Fotoğraf: Gabrielle Canon/The Guardian

Ekolojik koruma alanı tehdit altında

CNN’e konuşan Orange County yetkilisi Katrina Foley, bölgedeki ekolojik koruma alanı Talbert Marsh‘ın petrolle kaplı olduğunu ve ekiplerin hayvanları kurtarmak için çalıştıklarını söyledi.

Ölen kuş ve balıkların kıyıya vurmaya başladığını aktaran Foley, felaketin gerçek boyutunun anlaşılmasının haftalar alacağını, etkilerinin giderilmesinin ise yıllar sürebileceğini belirtti.

Doğal hayat uzmanları, sızıntıdan etkilenen bölgede karlı cılıbıt kuşu, Kaliforniya deniz kırlangıcı ve kambur balina gibi tehdit altındaki türlerin bulunduğuna dikkati çekti.

Yakın tarihin en büyük sızıntılarından

Elly Petrol Kulesi‘ne bağlı bir yarık nedeniyle sızıntının yaşandığı bildiriliyor. AA’nın haberine göre sızıntının yaşandığı hattı işleten Amplify Energy Corp, bölgedeki faaliyetlerini durdurduğunu açıkladı. Şirketin hisseleri pazartesi sabahı yüzde 44 değer kaybetti.

Sızıntının, Kaliforniya yakın tarihindeki en büyük petrol sızıntılarından biri olduğu düşünülüyor.

İlk sızıntı değil

2015 yılında Santa Barbara açıklarında yaşanan yaklaşık 2500 varillik Kaliforniya’da açık deniz petrol sondajına 1969 yılında Santa Barbara sahilinde yaşanan ve okyanusa 80 bin varil petrolün karışmasıyla sonuçlanan sızıntı sonrasında kısıtlamalar getirilmişti.

1990’lardan sonra uygulanan katı çevre politikaları petrol üretimin etkilenmesine neden olsa da sızıntılar hâlâ gündemde. Kaliforniya’nın 2045’e kadar petrol üretimini sonlandırma niyeti var.

Etkisi onlarca yıl sürdü

Ancak 2015 yılında yine Santa Barbara‘da meydana gelen sızıntıyla birlikte 2 bin 400 varil petrol okyanus suyuna karışmıştı. Refugio petrol sızıntısı 160 kilometrelik sahil şeridini etkilemişti. Sızıntının temizlik maliyeti 96 milyon dolara, toplam maliyeti ise 257 milyon dolara ulaşmıştı.

Çevre yetkilileri, sızıntının yaban hayata etkisinin hiçbir zaman tam olarak saptanamayacağını, okyanus tabanındaki canlı nüfusunun eski haline dönmesinin ise on yıllar süreceğini tahmin ettiklerini açıklamıştı.

 

Ümraniye’de palet imalathanesinde yangın çıktı

İstanbul Ümraniye‘de Esenşehir Mahallesi, Barajyolu Caddesi üzerinde bulunan ahşap palet imalathanesinde sabah saat 06.00 sıralarında yangın çıktı.

İş yerine Dudullu, Ümraniye, Sultanbeyli ve Sancaktepe‘den çok sayıda itfaiye ekibi sevk edildi ve yangın büyümeden kontrol altına alındı.

DHA‘da yer alan habere göre, imalathanenin bahçesinde bulunan paletler alev alev yandı ve ciddi hasarlar meydana geldi. Polis olayla ilgili soruşturma başlattı. Yangının neden çıktığı ise henüz bilinmiyor.

Bülent Şık: Türkiye’de tarımda yasaklanan birçok pestisit kullanılmaya devam ediyor

Gıda Mühendisi Bülent Şık, bianet için kaleme aldığı yazıda yasaklı olan ancak Türkiye’de tarımda kullanılmaya devem eden zehirli kimyasal maddeleri listeledi.

Avrupa Birliği‘ne (AB) ihraç edilen ürünlerde pestisit kalıntı analizleri yapıldığını belirten Şık, “Bir sorun tespit edildiğinde, örneğin üründe kullanılması yasak olan bir pestisit kalıntısı çıktığında o ürün tüketime sunulmuyor ve ihracatçı ülkeye geri gönderiliyor” ifadelerini kullandı.

Yıllardır yasak ama kullanılıyor

AB üyesi ülkelerde yapılan analizlerin kayıtlarına erişmenin mümkün olduğunu ifade eden Şık, sistemdeki iki yıllık kayıtları gözden geçirince ülkemizdeki tarımda kullanılması yıllardır yasak olan ama buna rağmen kullanılan pestisitlere ulaştığını söyledi. Liste ise şu şekilde:

Klorpirifos etil

Listeye göre analiz sonucu uygunsuz çıktığı için geri çevrilen gıda örneklerinde en fazla tespit edilen tarım zehri klorpirifos etil. 2020 yılında uygunsuz çıkan örneklerin yaklaşık yüzde 10’u ve 4 Ekim 2021 tarihine kadar uygunsuz çıkan örneklerin yüzde 12‘sinin ise klorpirifos etil içerdiği belirlenmiş.

Çocuk sağlığına oldukça zararlı klorpirifos etilin 2016 yılında yasaklandığını ve bu pestisitin piyasadan toplatılması kararı alındığını hatırlatan Şık,  “Ancak klorpirifos kullanımı yasak ve toplatma kararına rağmen yıllarca devam etti. Bu zehri piyasadan toplatma işlemi yapılmadı ya da yaptırılmadı. Bu konuda Meclis’te verilen soru önergeleri yanıtsız kaldı” dedi.

Neden hala kullanılıyor?

“Çocukların sinir sistemine ve bilişsel gelişimine zarar verdiği için kullanılması AB ülkelerinde yıllardır yasak olan klorpirifos Türkiye’de neden hala kullanılıyor?” sorusunu soran Şık şu ifadeleri kullandı:

“Bu zehirli maddeyi hangi şirketlerin ithal ettiği ya da Türkiye’de ürettiği, hangi şirketlerin pazarladığı ve aradan geçen yıllar içinde hangi şirketlerin bu pis işten kar ettiği sorularına yanıt aramak gerekiyor.”

Yanıt bekleyen sorular

Pestisitlerin yalnızca klorpirifos etil ile sınırlı kalmadığını ifade eden Bülent Şık, “Yaptığım hesaplara göre (30 Eylül 2021’de yasaklananları dikkate almadım) AB ülkelerine Türkiye’den ihraç edilen gıda ürünlerine yapılan analizlerde, 2020 yılında uygunsuz çıkan örneklerin yaklaşık dörtte birinin, 2021 yılında ise beşte birinin tarımsal üretimde kullanılması yasaklanmış pestisit içerdiğini söyleyebilirim” dedi.

Bülent Şık yazısını “Üstelik bazı pestisitlerin yasaklanmasına yönelik kararın üzerinden on yıl geçmesine rağmen, bu pestisitlerin neden piyasadan toplatılmadığı, eğer toplatıldılarsa nasıl hala kullanılabildikleri soruları yanıt bekliyor. Tarım ve Orman Bakanlığı yetkililerinin verecekleri bir yanıtları varsa elbette…” ifadeleriyle sonlandırdı.

Facebook, WhatsApp ve Instagram’a altı saatlik aranın ardından erişim sağlanıyor

Sosyal medya uygulamaları Facebook, WhatsApp ve Instagram‘a altı saatlik erişim engelinin giderildiği açıklandı.

Uygulamalara erişim engelinin hatalı bir konfigürasyondan kaynaklandığı belirtildi.

Bazı güvenlik uzmanları da erişim engelinin içeriden biri tarafından yapılan sabotaj sonucunda yaşanmış olabileceği ihtimali üzerinde duruyor.

Facebook’tan açıklama

Konuyla ilgili açıklamada Facebook, Instagram ve WhatsApp sunucularında yaklaşık 6 saat devam eden problemin giderildiği belirtti.

Açıklamada, kullanıcı bilgilerinin çalındığına dair bir delil bulunmadığı belirtildi ve bu yöndeki haberler yalanladı.

Facebook, hizmetlerin çalışmaya başladığını ancak eski haline dönmesinin biraz daha zaman alacağını duyururken, Facebook’un altyapı direktörü Santosh Janardhan da “Platformlarımızda bugün yaşanan kesintiden dolayı tüm dünyada bize güvenen kişi ve şirketlerden özür dileriz” açıklamasında bulundu.

İnternet erişim gözlem grubu Downdetector verilerine göre, Facebook’un kesintisi bu zamana kadar kayda geçen en büyük kesinti oldu.

Borsada yüzde 5’in üzerinde değer kaybetti

Yaşanan bu erişim sorunu ve Facebook eski çalışanlarından Frances Haugen‘ın şirketle ilgili ifşası şirketin borsada yüzde 5’in üzerinde değer kaybetmesine neden oldu.

Haugen, Facebook’un platformunda nefret, şiddet ve yanlış bilgiler paylaşan içeriklerle mücadelede kaydettiği ilerlemeyi abartarak halka ve yatırımcılarına yalan söylediğini öne sürerken, iddialarını desteklemek için on binlerce sayfalık belgeyi de kanıt olarak sunduğunu söyledi.