Ana Sayfa Blog Sayfa 1219

Erdoğan’dan iklim krizi açıklamaları: Tüm ülkelerin elini taşın altına koyması şart

Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan‘ın BM Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi 15. Taraflar Konferansı’na (COP15) gönderdiği video mesajında iklim krizi vurgusu dikkat çekti.

İklim krizi ve çevre kaynaklı sorunlarla mücadelenin sadece belli ülkelere havale edilemeyeceğini kaydeden Cumhurbaşkanı, “Ekonomik gücü, coğrafi konumu, tarihi sorumluluğu ne olursa olsun tüm ülkelerin elini taşın altına koyması şarttır” dedi.

‘Öncelikle adım atması gerekenler tarihi mesuliyeti bulunanlar’

Erdoğan, iklim krizine karşı öncelikle adım atması gerekenlerin bu krize yol açan sıkıntıların ortaya çıkmasında tarihi mesuliyeti bulunanlar olduğunu da vurguladı:

Son dönemde dünyanın farlı köşelerinde yaşanan ve ciddi kayıplara yol açan tabii afetler bu sorunların ulaştığı vahim boyutları gösteriyor. Tabii afetler çevreye ve ekosisteme verdiği zararlar yanında insanların can ve mal güvenliğini de doğrudan tehdit ediyor. Şu gerçeği hepimiz biliyoruz; tabiattaki her şey zincirin halkaları gibi birbirine bağlıdır. Tahrip olan biyolojik çeşitlilik, kirletilen çevre, yok olan gıda ve su demektir.

Bu durum ise çatışmalara yol açmakta ve insanları göçe zorlamaktadır. Medeniyetler beşiği olan Akdeniz’i büyük bir mülteci kabristanına çeviren sebeplerden biri de çevrenin tahrip olmasıdır. Geleceğimizi etkileyen bu tehdit karşısında elbette öncelikle adım atması gerekenler iklim değişikliğine yol açan sıkıntıların ortaya çıkmasında tarihi mesuliyeti bulunanlardır. Ancak iklim değişikliği ve çevre kaynaklı sorunlarla mücadele sadece belli ülkelere havale edilemez. Ekonomik gücü, coğrafi konumu, tarihi sorumluluğu ne olursa olsun tüm ülkelerin elini taşın altına koyması şarttır.”

‘Yaşam hakkına tüm canlılar sahip’

Konferansın temasının “Ekolojik Medeniyet: Tüm Canlılar için Ortak Geleceğin İnşası” olarak belirlenmesinin isabetli olduğunu belirten Cumhurbaşkanı, sözlerine şöyle devam etti:

Türkiye ‘yaratılanı sev yaratandan ötürü’ anlayışıyla zengin biyolojik çeşitliliğini hem karada hem de denizlerinde korumakta kararlıdır. Bunu yaparken yaşam hakkına sadece biz insanların değil tüm canlıların sahip olduğu anlayışını esas alıyoruz. 2030’a kadar biyolojik çeşitlilik kaybını en aza indirmeyi temel alan, 2020 Sonrası Küresel Biyoçeşitlilik Çerçevesi sürecinin bu amaca hizmet edeceğine inanıyoruz. Üç farklı iklim kuşağı ve üç biyocoğrafi alan üzerinde yer alan Türkiye orman, dağ, step, sulak alan, kıyı ve deniz ekosistemlerine ve bunların farklı form ve kombinasyonlarına sahiptir. Dünyadaki 8 bitki gen merkezinden 3’ü Türkiye’de kesişmektedir. Anadolu buğdayın, mercimeğin, nohudun, zeytinin, elmanın, kirazın ve daha sayamadığımız yüzlerce bitkinin ana vatanıdır.”

Biyoçeşitlilik vurgusu

Erdoğan, biyoçeşitliliğin korunması, sürdürülebilirliğinin temini ve ekonomiye entegrasyonu için gerçekçi politikalar planladıklarını ve hayata geçirdiklerini de ifade etti:

Ulusal Biyolojik Çeşitlilik Envanter ve İzleme Projemiz sayesinde biyolojik çeşitlilik envanterimizi çıkardık. Envanteri yapılan türlerden 428’i yerel endemik, 3 bin 275’i de endemik tür olup bu türler dünya üzerinde sadece Türkiye’de bulunuyor. Bu kapsamda biyoçeşitliliğin korunmasını, sürdürülebilirliğinin teminini ve ekonomiye entegrasyonunu uzun vadeli ve gerçekçi politikalarla planlıyor ve hayata geçiriyoruz.

Birleşmiş Milletler Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi’ne atfettiğimiz önem çerçevesinde gelecek sene 16’ncı Taraflar Konferansı’na ev sahipliği yapacak ve 2022-2024 yıllarında sözleşme dönem başkanlığını deruhte edeceğiz. Bu süreçte yurt içinde ve yurt dışında biyolojik çeşitliliğin korunması için gerekli adımların atılmasında da öncü rol oynayacağız. Sözlerime son verirken karşı karşıya olduğumuz bütün küresel imtihanlara adil, hakkaniyetli ve vicdanlı çözümlerin bulunacağına olan inancımı tekrarlıyor, zirvenin hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum.”

TÜDAV: Gökçeada Yıldızkoy neden imara açılmamalı?

Türk Deniz Araştırmaları Vakfı (TÜDAV), Gökçeada‘da bulunan ve Türkiye‘nin ilk ve tek sualtı parkına ev sahipliği yapan Yıldızkoy‘u yapılaşmaya açacak imar planı değişikliğine Belediye Meclisi’nde onay verilmesine ilişkin açıklama yaptı.

Sualtı ekosistemini korumak için kıyı ekosisteminin de korunmasının elzem olduğu belirtilen açıklamada “Konunun uzmanlarına danışılmadan, imar planlaması sonucunda ortaya çıkacak olası zararlara ilişkin hiçbir çalışma yapılmadan Yıldızkoy için alınan bu karar geri dönüşü olmayan zararlara yol açacaktır” denildi.

‘Yanlıştan bir an önce dönün’

Açıklamada “Belediye Meclisi’nde alınan kararın ayrıntısına henüz ulaşamamış olsak da, bu yanlıştan bir an önce dönülmesini, Gökçeada Belediyesi’nin kamuoyuna şeffaflıkla ayrıntılı bir açıklama yapmasını ve T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Çanakkale Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’nun sağduyulu davranarak Belediye’nin aldığı bu kararı reddetmesini, ülkemiz kıyılarında bozulmamış kalan bir avuç alanın da imara açılmamasını talep ediyoruz” talepleri dile getirildi.

Açıklamada  son olarak “Türk Deniz Araştırmaları Vakfı olarak konunun her zaman takipçisi olacağımızı kamuoyuna duyururuz” ifadeleri kullanıldı.

Yapılan açıklamada sualtı parkının ne olduğu, Gökçeada Yıldızkoy’un neden korunması gerektiğine ilişkin bilgiler ise şu şekilde paylaşıldı:

Sualtı parkı nedir?

Sualtı parkları; denizin belli bir bölgesini korumak, özellikle nesli azalan türler ile endemik canlıların yaşam alanlarını garantiye almak, sualtının benzersiz ekosistemini insanlara göstermek, kitleleri çevre koruma konusunda bilgilendirmek ve denizel ortama dair bilimsel çalışmalar yapmak amacıyla kurulmaktadır.

Sualtı parklarının seçiminde özellikle biyolojik çeşitliliğe sahip, bozulmamış deniz ortamları tercih edilir. Ayrıca sualtı parkları, denizlerin korunması nedeniyle ülkelere prestij sağlamakta, turizm gelirlerini artırmakta ve denizlerin kullanılarak korunması yoluyla toplumu da bilinçlendirmektedir.

Dünyada pek çok ülkede sayısız sualtı parkı bulunmakta, bu alanlarda özellikle nesli azalan veya tükenen deniz canlılarının korunması sağlanmaktadır. 8353 km kıyı uzunluğuyla bir yarımada devleti olan Türkiye’de çeşitli ÖÇK (Özel Çevre Koruma) bölgeleri olsa da Gökçeada Sualtı Parkı dışında henüz bir sualtı parkı bulunmamaktadır.

Gökçeada Yıldızkoy neden korunmalıdır?

Gökçeada en büyük adamız olup Türkiye’nin en batısında Ege Denizi’nde bulunmaktadır. Ada özellikle son yıllarda aşırı yapılaşma ve düzensiz yerleşime bağlı olarak gerek kara, gerekse kıyı ve deniz bozulmalarına uğramıştır.

Bazı kıyıların henüz yerleşime açılmadığı adada, balıkçılık önemli uğraşların başında gelmektedir. Ada civarında Akdeniz Foku gibi nesli tükenen deniz memelileri yanında zengin bir fauna ve flora göze çarpmaktadır.

MEMELI01

Saros Körfezi ve Gökçeada aynı zamanda Karadeniz ve Akdeniz arasındaki canlıların geçiş yolu üzerinde olup, birçok deniz canlısı bu bölgede üreme ve yumurtlama dönemlerini geçirmektedir. Bir deniz müzesi gibi biyolojik zenginliğe sahip bu alan henüz bozulmayan, kirlenmeyen yerlerin başında gelmektedir.

Gökçeada‘da sualtı parkı kurmak için TÜDAV tarafından başta Tarım ve Köyişleri Bakanlığı ve Çevre Bakanlığı olmak üzere, birçok kurum ile 1997-1999 yılı içinde yazışmalar ve görüşmeler yapılmış olup, gerekli izinler alınmıştır.

21 Şubat 1999 tarih ve 23618 sayılı Resmi Gazetede Gökçeada’da Yıldız Koyu ile Yelkenkaya arasında sualtı parkı kurulduğu ilan edilmiş, koordinat değerleri verilen alan içinde av yasakları açıklanmıştır. Vakfımızın önerisi ile oluşturulan ve çalışmaların yürütüldüğü Gökçeada Sualtı Parkı’nın sınırları yine vakfımızın önerileri doğrultusunda genişletilmiştir.

037aturkiyesualti

Nesli tehlike altındaki türler yaşıyor

Gökçeada kıyıları biyoçeşitlilik açısından çok zengindir. Akdeniz’e endemik bir deniz çayırı türü olan, Posidonia oceanica, 34 tür sünger, 17 tür kafadanbacaklı, 144 tür balık, 8 tür yunus ve balina, iribaş deniz kaplumbağası ve nesli tehlike altında olan Akdeniz Foku Gökçeada’da ve çevresinde yaşamaktadır.

Bu bölge besin zincirinin alt basamaklarından üst basamaklarına kadar özel ve nadir görülen birçok türün bulunduğu bir bölgedir.

 

Birleşmiş Milletler, 15 iklim aktivistinin Türkiye şikayetini karara bağladı

Birleşmiş Milletler (BM) Çocuk Hakları Komitesi, iklim aktivisti Greta Thunberg’in de dahil olduğu 15 çocuk ve gencin Türkiye, Almanya, Fransa, Brezilya ve Arjantin hakkındaki şikayetini karara bağladı.

Komite, gençlerin önce kendi ülkelerindeki mahkemelere başvurmaları gerektiğine hükmetti.

15 aktivist, 2019 yılında beş ülkeyi iklim krizine karşı yeterince önlem almadıkları için BM Çocuk Hakları Sözleşmesi’ni ihlal etmekle suçlamıştı.

Ülkelerin argümanı haklı bulundu

BM komitesi, beş ülkenin eylem ya da ihmalleri ve çocuklara ciddi şekilde zarar verildiği iddiası arasında “yeterli nedensel bağlantı” kurulduğu sonucuna varsa da, aktivistlerin önce kendi ülkelerindeki mahkemelere başvurmaları gerektiğini savunan beş devletin bu argümanını da haklı buldu.

Verilen karardaki önemli bir detay da bir ülkenin emisyonlarının neden olduğu zarardan bir başka ülkedeki çocuklar etkilenmiş olsa da BM komitesinin bu davalarla ilgilenebiliyor olması oldu.

İklim aktivistlerinin BM’ye şikayette bulunduğu dönemde, dünyadaki karbondioksit emisyonundan en fazla sorumlu olan ülke Çin‘di. Küresel Karbon Atlası‘nın (Global Carbon Atlas) verilerine göre, yüzde 27’lik paya sahip Çin‘i yüzde 14,6 ile ABD, yüzde 6,8 ile Hindistan, yüzde 4,7 ile Rusya ve yüzde 3,3 ile Japonya takip ediyordu.

Ancak, bu ülkeler BM sözleşmesinin 2014 tarihli ek protokolünü imzalayan ülkeler arasında olmadığı için şikayet edilememişti.

Bozcaada Uluslararası Ekolojik Belgesel Festivali’nde finalistler açıklandı

Bu yıl sekizincisi düzenlenecek Bozcaada Uluslararası Ekolojik Belgesel Festivali’ne (BIFED) yarın başlıyor.

13-19 Ekim tarihleri arasında online olarak gerçekleştirilecek olan festivalin ana yarışma bölümünde 15 film yer alacak. Filmler BIFED’in web sitesi üzerinden ücretsiz olarak izlenebilecek.

15 film finalde

Festivalin Fethi Kayaalp Büyük Ödülü için yarışacak finalistler belli oldu. Festivalin finalinde yer alacak 15 filmin ikisi ise Türkiye’den.

Ana yarışmada yarışacak filmlerin konuları, nükleer felaketlerden dijital kirliliğe, yöresel tarımdan küresel gıda üretimine, iklim krizi, göç ve halkların direniş öykülerine kadar geniş temalara sahip.

13 farklı ülkeden toplamda 15 filmin yarışacağı Fethi Kayaalp Büyük Ödülü için Türkiye’den, Pınar Nadide Okan’ın Anadolu’nun farklı şehirlerinde yaşayan dört çocuğun günlük hayatlarına, gelecek endişelerine odaklanan belgeseli Sıradan Birkaç Gün ve Özer Kesemen’in Anadolu topraklarının doğal güzelliklerini çerçevesine aldığı belgeseli yer alıyor.

Gaia öğrenci ödülü

Gaia Öğrenci Ödülü adı altında öğrenci filmlerini desteklemek ve farklı bir yarışma alanı sağlamak için yalnızca öğrencilere açık bir dördüncü ödül de yine festival kapsamında yer alıyor.

Gaia Öğrenci Ödülü için yarışacak yedi filmin de ikisi Türkiye’den. Türkiye’den Çiğdem Akdoğan’ın Adana’nın Yardibi köyünde yaşayan 63 yaşındaki Remziye Hanım’ın zorlu köy koşullarında verdiği mücadeleyi anlatan Yardibi ve Aziz Arga’nın Kahramamaraş’ın Afşin ilçesindeki 36 yıllık eski bir termik santrali merkezine aldığı Kül filmi öğrenci ödülü için yarışacak.

Toplamda 41 film gösterilecek

Festivalin Panorama bölümünde ise gösterime açılacak toplam 17 film var ve bu filmlerin dokuzunu Türkiye’den başvuran filmler oluşturuyor.
Büyük Ödül ve Gaia Ödülü haricinde her yıl gelenekselleşen Panorama bölümünde gösterilecek filmlerle birlikte festival süresince toplam 41 film dünyanın birçok noktasındaki izleyicilerle online olarak buluşacak.

Ayrıca bu yıl festivalin özel gösterim bölümünde Peter Greenaway’in, dünya üzerinde şimdiye kadar atılmış atom bombalarının sorumlu devletlerini ve ardından getirdikleri yıkımı dehşet verici bir şekilde açığa çıkaran Yeryüzünde Atom Bombaları yer alıyor.

Özel gösterim kategorisindeki ikinci film ise yine Türkiye’den Petra Holzer, Ethem Özgüven ve Selçuk Erzurumlu’nun Kum belgeseli olacak. Bu belgesel ise Türkiye’de kot kumlama işçilerinin ölümcül hastalığına karşı verilen dayanışma mücadelesinin öyküsünü anlatıyor.

10 bin TL değerindeki Fethi Kayaalp Büyük Ödülü için yarışacak filmlere verilecek ödül tasarımı bu yıl tüm dünyada etkisini sürdüren orman yangınlarını anımsatan bir yapıt olacak.

Festival ödülünü tasarımcı ve aynı zamanda Bozcaada’da tatil çiftliği işletmecisi Ülker Aral üstlendi. Festivalde ikincilik ödülü Madam Melpo ödülü için 7 bin 500 TL ve üçüncü filme ise 5 binTL ödül verilecek.

Festival jürisi belli oldu

Kadınların ağırlıkta olduğu jüri ekibinde Fethi Kayaalp Büyük Ödülü’nü kazanacak filmi seçmek için 3 yabancı ve 3 Türkiye’den olmak üzere 6 kişi bulunuyor.

Türkiye’den Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi öğretim görevlisi ve sosyal bilimci Aslı Odman, Anadolu Üniversitesi İletişim Bilimleri Fakültesi’nde belgesel ve sinema alanlarında halen dersler veren Nazmi Ulutak ve yüksek mühendis, mimar ve kent plancısı Mücella Yapıcı jüri ekibinde yer alıyor.

Ayrıca Brezilya’da Uranyum Film Festivali kurucusu Márcia Gomes de Oliveira, Belgrad Drama Sanatları Fakültesi’nde belgesel dersleri veren doçent Andrijana Stojkovic ve Barichara Green Film Festivali’nin kurucu ortağı Kolombiyalı Juliana Paniagua da jüride bulunuyor.

Gaia Öğrenci Ödülü jürisi

Gaia Öğrenci Ödülü’nü kazanacak filmi seçmek üzere ise biri Türkiye’den üç jüri bulunuyor. Marmara Üniversitesi Sinema Bölümü’nde öğretim üyesi görevini sürdüren Elif Demoğlu, 2013’ten beri belgeselleriyle birçok festivalde ödül almış ve halen Londra’da belgesel yapmayı sürdüren Benjamin Huguet ve dünyanın en büyük çevre film festivali olan Ulusun Başkentindeki Çevre Film Festivali’nde program yöneticisi olarak çalışan Sam Plakun öğrenci filmlerinin kazananını belirleyecek.

Bozcaada Belediyesi ve Kadıköy Belediyesi Sinematek Sinemaevi işbirliğiyle gerçekleştirilen festival; Demirer Holding’in ana destekçiliğinde ve Mey/Diageo, Hollanda Baş Konsolosluğu, Goethe Enstitüsü İstanbul, Avusturya Kültür Ofisi, İsviçre Başkonsolosluğu İstanbul, Şişli Belediyesi İstanbul Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi destekleriyle yapılacak.

100 ülkeden binden fazla filmin katıldığı festivalde finale kalan filmleri şöyle;

Fethi Kayaalp Büyük Ödülü

  1. Başka Bir Cennet, Olivier Magis, Belçika, 82’, 2019
  2. Arica, Lars Edman & William Johansson Kalén, İsveç / Şili / Belçika / Norveç / Birleşik Krallık, 97’ 2020
  3. Alev (Bara), Arfan Sabran, Endonezya, 76, 2021
  4. İklim Arafı, Elena Brunello & Paolo Caselli & Francesco Ferri, İtalya, 42′, 2019
  5. Tatlı Fransa, Geoffrey Couanon, Fransa, 96’, 2020
  6. Haenyeo: Denizin Bilgeliği, Lygia Barbosa, Güney Kore / Brezilya, 64’, 2018
  7. Kueka, Taşlar Konuştuğunda, Francisco Denis, Venezuela / Bolivya, 96’ 2017
  8. Güneş Hariç Hiçbir Şey, Arami Ullón, Paraguay / İsviçre / Arjantin, 75’ 2020
  9. Sonsuza Dek Nükleer, Carsten Rau, Almanya, 94’, 2020
  10. Şamanların Kabusu, Natalie Halla, Avusturya, 72’, 2021
  11.  İçteki Domuzu Yatıştırmak, Joana Vazquez Arong, Filipinler, 18’, 2020
  12. Ağaçlar Ayakta Ölür, Ronan Kerneur & Fany Fulchiron, Meksika / Fransa, 62’, 2021
  13.  Arılara Ne Oldu? Adriana Otero Puerto & Robin Canul Suárez, Meksika, 67’ 2019
  14. Sıradan Birkaç Gün, Pınar Nadide Okan, Türkiye, 66’, 2020
  15.  Bir Ömür Anadolu, Özer Kesemen, Türkiye, 30’, 2020

GAIA Öğrenci Ödülü

  1. Darling, Chrissy Liu, Birleşik Krallık / Avustralya, 23’ 2020
  2. İnsan vs Fil, Ahmad Fahmi Nur Khafifi, Endonezya, 25’, 2020
  3. Hareketli Kumlar, May Thin Kyi, Myanmar / Almanya, 15’, 2021
  4.  Teuga, Tatsuki Shirai, Tayland / Birleşik Krallık, 46’, 2020
  5. Köyümün Sahibi Kim? Christoph Eder, Almanya, 96’, 2021
  6. Yardibi, Çiğdem Akdoğan, Türkiye, 6’, 2020
  7. Kül, Aziz Arga, Türkiye, 15’, 2021

Enerji Ticaret Derneği Başkanı: Artan maliyetler nedeniyle elektriğe yüzde 40-45 zam yapılmalı

Enerji Ticaret Derneği Başkanı Burak Kuyan, artan maliyetler nedeniyle önümüzdeki dönemde elektriğe yüzde 40-45 civarında zam yapılması gerektiğini kaydetti.

Kuyan, “1 Temmuz’da yüzde 15 zam yapıldı. Ekim ayında yüzde 15’lik bir zam daha bekliyorduk. Ama bu zammın olmaması özellikle perakende ve tedarik şirketlerini oldukça zora soktu. Ocak ayında ise yüzde 25’lik biz zam bekliyorduk. Artan maliyetleri göz önünde bulundurduğumuzda elektriğe yüzde 40-45 bandında bir zam yapılmasına ihtiyaç var” ifadelerini kullandı.

‘Perakende şirketlerinde çok ciddi sıkıntılar oldu’

Bloomberg HT‘de yer alan habere göre, Burak Kuyan yapılmayan zamların ileride daha büyük sorunlara yol açacağının altını çizdi:

Yapılmayan zamlar, zamanında alınmayan önlemler ve halının altına süpürdüğümüz sorunlar ilerde daha büyük problemlerle karşımıza çıkıyor. Üretim şirketlerinde çok fazla sıkıntı yaratmasa da özellikle perakende şirketlerinde çok ciddi sıkıntılara sebebiyet verdi. Artan gaz ve ithal kömür maliyetleri iki kat yansıyor ve piyasadan alınıyor.”

Kuyan, sanayi sektörünün elektriği çok düşük fiyatlardan aldığını da hatırlatarak, “Sanayicimiz çok ciddi miktarda düşük fiyatla elektrik kullanıyor. Bunu söylediğimizde tepki çekiyoruz ancak bu bir gerçek. Burada ciddi bir sübvansiyon var ve bu ne kadar sürdürülebilir cevabını vermek zor. Piyasadaki dengeler tutmuyor. Bu da kar marjları daralan üretim santrallerinin borçlarını ödeyememesi, bankacılık sektörünün üzerine yük binmesi gibi sorunları doğurabiliyor. Bu yüzden zincirleme halkada mutlak süratle doğru adımların atılması gerekiyor. Bu adımlar atılmazsa Türkiye için zor süreçler olur” dedi.

‘Elektrik üretiminde ithal kömür fiyatlarının büyük rol oynadı’

Elektrik Üreticileri Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Cem Aşık ise, elektrik üretiminde ithal kömür fiyatlarının büyük rol oynadığını, ithal doğal gaz ve maliyetlerle birlikte tarifelerin maliyetlerin altında kaldığını kaydetti:

İthal kömürde spot fiyatlara baktığımızda ton başına 237 dolarlara çıktığını görüyoruz ki bu Nisan ayında 80 dolardı. Elektrik ürettiğinizde buradan çıkan maliyet elektrik piyasası tavanına tehlikeli ölçüde yakın ve daha üstünde. Yani santraller kömür stokları bitince kömür maliyeti nedeniyle çalışamaz hale gelebilirler.

İthal doğal gaza baktığımızda burada durumlar biraz daha farklı. Bu sene su az olunca doğal gaz tüketimimizde doğal olarak arttı. Öncelikli olarak son çeyrek için 15-18 milyar metreküp doğalgaz bulmamız gerekiyor. Maliyetler içerisinde bu gazı ne şekilde tedarik edeceğimiz çok önemli.

Tarifelere baktığımızda mesken tarifesi Ekim ayı için 1488 lira olduğunu görüyoruz ve bu da 166 dolara geliyor. Sanayiye baktığımızda 2.358 lira 263 dolara denk geliyor. Elektrik üretimi için kullanılan doğalgaz baktığımızda da 2.724 lira yani 303 dolara denk geliyor. Genel hatlarıyla baktığımızda tüm tarifelerin yapılan zamlara rağmen maliyetlerin altında kalacağını görüyoruz.”

Pandeminin enerji talebindeki etkileri iklim hedeflerine ulaşmayı nasıl etkiliyor?

Uluslararası Uygulamalı Sistem Analizi Enstitüsü’nün (IIASA) Enerji, İklim ve Çevre Programı kapsamında bir grup araştırmacı, enerji talebindeki değişikliklerle ilgili kapsamlı bir analiz yaptı.

Nature Energy dergisinde yeni yayımlanan makale, Covid-19 sonrası toparlanma sürecinde, enerji talebinin düşük devam etmesi durumunda karbon emisyonları üzerindeki vergi yükünün yüzde 19 azaltılabileceğini ve 2030 yılına kadar enerji arzında 1,8 trilyon ABD doları tutarında tasarrufa gidilebileceğini belirtiliyor.

Çalışmanın başyazarı Jarmo Kikstra, “Birçok insan Covid-19 salgını ve kapanmalarla birlikte toplumsal yaşamda görülen büyük değişikliklerin iklim değişikliği için ne anlama geldiğini merak ediyor. Toplumlar eski uygulamalara geri dönerse, yaşanan bu değişimin neredeyse hiçbir etkisi olmayacaktır. Bununla birlikte, enerji kullanım biçimlerinde görülen bazı değişiklikler devam ederse, iklim etkilerini azaltma sürecinde yaşanacak zorluklar farklılaşabilir” dedi.

Vergi yükünü yüzde 19 azaltabilir

Araştırma, enerji talebindeki değişikliklerle yönelik olarak, seyahat, çalışma, tüketim ve üretim alanlarındaki yeni düzenin iklim değişikliğinin etkilerini azaltmadaki etkisini dört farklı senaryo ile ortaya koyuyor.

Paris Anlaşması’nın küresel ısınmayı 1,5°C ile sınırlama hedefine ulaşma yolunda olan bir senaryo için, enerji talebinin düşük olduğu bir toparlanma sürecinin tüm karbon emisyonları üzerindeki varsayımsal vergi yükünü yüzde 19 azaltabileceğini gösteriyor.

Bu senaryo aynı zamanda 2030 yılına kadar enerji arzına 1,8 trilyon ABD doları daha az yatırım yapılmasını sağlayacak ve yenilenebilir enerji teknolojilerini hızla uygulama baskısını yumuşatacak.

‘Fırsatı kaçırırsak işimiz daha zor’

Araştırmanın yazarlarından Adriano Vinca, “Araştırma kapsamında edindiğimiz temel bulgu, günlük yaşamımızda ve iş dünyasında düşük enerjili uygulamaları sürdürme fırsatını kaçırmamız halinde, enerji dönüşümünün daha da zorlaşacağı yönündedir” dedi.

Vinca, “Ekonomik toparlanma sürecine ve iklim etkilerini azaltma politikalarımıza, düşük karbonlu şehir içi ulaşım ve telekonferans gibi salgın sırasında gözlenen enerji talebi düşük uygulamaları devam ettirmek için stratejiler yerleştirmelidir” görüşünü paylaştı.

Ulaşım sektörü

Araştırmacılar bunun özellikle ulaşım sektörü için geçerli olduğu görüşünde. Ulaşım sektörünün enerji talebine ilişkin farklı toparlanma senaryolarının öne sürdüğü tahminler, CO2 emisyon eğilimlerinin ne denli etkilenebileceğini gözler önüne seriyor.

Araştırmacılar, Covid-19 salgınını takip eden toparlanma sürecinde, binalar ile ulaşım ve sanayi sektörlerinin enerji talebindeki değişime ilişkin tutarlı varsayımlar içeren dört farklı senaryo üzerinde çalıştı.

Eskiye dönüş senaryosu

“Eskiye dönüş” senaryosunda, özel araç kullanımıyla hava taşımacılığındaki yoğunluk seviyesi salgın öncesi duruma getirildi.

Aynı şey endüstriyel faaliyetler, tedarik zincirleri, çalışma hayatı ve günlük yaşamımızdaki alışkanlıklarımız için de yapıldı.

Bireysel kaynaklara dayanma senaryosu

“Bireysel kaynaklara dayanma” senaryosunda, sağlık riskleriyle ilgili kaygılar uzun süre devam ederken, bireyler kalabalık toplu taşıma seçeneklerini bırakıp kendi araçlarına yönelmeye başlıyor.

İş yerleri ve yaşam alanları devam eden sosyal mesafe uygulamaları nedeniyle daha da genişliyor. Buna ek olarak, özellikle yeniden canlanan otomobil üretimi ve inşaat sektörü nedeniyle çelik talebi giderek artıyor.

Akıllı kullanım senaryosu

“Akıllı kullanım” senaryosunda, insanlar evden çalışmanın yarattığı koşullara daha iyi ayak uyduruyor ve uzaktan çalışmaya doğru orta seviyede bir geçiş var.

Bunun sonucunda ev ortamı daha çok kullanılan bir alan haline geliyor ve motorlu taşıtlara dayanan ulaşımdaki büyüme, salgın öncesi döneme kıyasla azalıyor. Bununla birlikte internetten alışverişte görülen artış, karayolu taşımacılığının da genel olarak artmasına sebep oluyor.

Yeşil yükseliş senaryosu

Araştırmacıların “yeşil yükseliş” olarak adlandırdığı son senaryoda, mekanların farklı kullanımlar için yeniden tahsis edilmesi ve özel araçlarla ulaşımın azalmasıyla birlikte enerji kullanımındaki en fazla düşüş elde ediliyor. Örneğin, daha önce araba ile yapılan bazı gezilerin yerini yürüyüş veya bisiklete binmek alıyor ve boş ofisler yeni amaçlarla kullanılıyor.

Araştırmacılar, “yeşil yükseliş” senaryosuna kıyasla “eskiye dönüş” senaryosunun, 1,5 derece hedefine ulaşmak için yapılması gereken enerji yatırımlarını yüzde 9 veya bir diğer ifadeyle 1,8 trilyon ABD doları arttıracağı sonucuna vardı.

Aradaki fark, bir nebze de olsa, “eskiye dönüş” senaryosunda elektrikli ulaşıma geçiş hızının arttırılmasına ve daha büyük ölçekli rüzgar ve güneş yatırımlarına duyulan ihtiyaçtan kaynaklanıyor.

Bütünsel politikalar tasarlamak önemli

IIASA Enerji, İklim ve Çevre Programı Direktörü ve araştırma yazarlarından Keywan Riahi, “Sonuç olarak, iş sebebiyle uçağa binmeyi ve işe gidip gelmeyi azaltmak amacıyla evden çalışmayı ve telekonferans yöntemini destekleyen “yeşil yükseliş” senaryosu, iklim etkilerini azaltma yolundaki zorlukların üstesinden gelmede yararlı sonuçlar doğurabilecektir” dedi.

Yazarlar ayrıca, “ofis alanlarının yeni amaçlarla kullanılması ve şehirlerde yürüme veya bisiklete binme imkanlarının ve işe gidip gelirken toplu taşıma kullanımının artması” da dahil olmak üzere bütünsel politikalar tasarlamanın önemli olduğunu da ekliyorlar.

Araştırma yazarlarından Charlie Wilson‘ın da belirttiği gibi, “küresel ısınmayı 1,5°C ile sınırlamak son derece zor olacaktır. Covid-19 felaketinin tek olumlu tarafı, kapanmalar sebebiyle mecbur kaldığımız bazı düşük karbon uygulamalarını sürdürmemiz halinde, 1,5 °C hedefinin biraz daha ulaşılabilir hale gelmesidir.”

Bakanlık ismi artık Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı olacak

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Kabine Toplantısı sonrası yaptığı açıklamada Çevre ve Şehircilik Bakanlığı‘nın adını Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı olarak değiştireceklerini duyurdu.

Tarım ve Orman Bakanlığı‘na bağlı olan Meteoroloji Genel Müdürlüğü ile Çölleşme ve Erozyonla Mücadele Genel Müdürlüğü de Çevre, Şehircilik İklim Değişikliği Bakanlığı’na bağlanacak.

‘İklim değişikliği herkesi ilgilendiriyor’

Paris İklim Anlaşması‘nın onaylanmasının ardından Türkiye’nin net sıfır emisyon hedefi koyacağı ‘2053 vizyonu’ çerçevesinde iklim değişikliğiyle mücadele konusunda adımlar atmaya başladığını belirten Erdoğan, şunları söyledi:

“Bir süredir dünya devletleri bir araya gelerek iklim değişikliğinin ağır sonuçlarını hafifletmek için çözüm arıyor. İklim değişikliği herkesi ilgilendiriyor.”

‘Destek bekliyoruz’

“Önümüzdeki dönem için yeşil kalkınma devrimini tüm çalışmaların merkezine yerleştirerek öncü ve etkin rol üstlenmekte kararlıyız” diyen Erdoğan, hükümet olarak üzerlerine düşeni yaptıklarını belitti ve “Yeşil Kalkınma devrimini de aynı samimiyetle milletimizin tavrına sunuyoruz” ifadelerini kullandı.

İklim değişikliği ve göç konusunda hayata geçirmeye planladıkları yeni yapısal düzenlemeleri paylaşmak istediğini belirten Erdoğan, “Her kesimden sürecin ülkemize külfetlerini asgari düzeyde tutacak bir yaklaşımla yürüteceğimiz bu tarihi projeye destek vermesini bekliyoruz” dedi.

Bakanlık ismi değişiyor

Erdoğan açıklamasında “Çevre ve Şehircilik Bakanlığımızın ismini Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı olarak değiştiriyoruz ve bünyesinde İklim Değişikliği ve Koordinasyon birimi kuruyoruz” duyurusunu yaptı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İçişleri Bakanlığı’na bağlı olarak faaliyet gösteren, Göç İdaresi Genel Müdürlüğü‘nün statüsünü yükselterek, Göç İdaresi Başkanlığı olarak yapılandırılacağını açıkladı.

Dekan Hayvan Hakları Kulübü’nü hedef aldı: Bu alçakları ifşa etmeye devam edeceğim

Çorum Hitit Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Özer Şenödeyici, kişisel Instagram ve Facebook hesabından üniversitenin Hayvan Hakları Kulübü’nü hedef aldı.

Şenödeyici, bir yorumunda “Senaryo hep aynı. Ağaç, köpek… Bu alçakları ifşa etmeye devam edeceğim” dedi.

‘Hayvan hakları adı altında ideolojik söylemler’

“Kulüpten ayrılın” çağrısı yapan Şenödeyici, üniversitenin resmi kulübüyle ilgili şu ifadeleri de kullandı:

Üniversitemizin adını kullanan bu hesap yalan haberler paylaşmaktadır. Üye iseniz ayrılmanız ve hayvan hakları adı altında ideolojik söylemlere alet olmamanız rica olunur. Sahiplerine ben ulaşamadım, siz ulaşırsanız kendilerini ikaz ediniz.”

Dekanın Instagram hesabı üzerinden yaptığı paylaşım

Öğrencilerden Rektöre mail

Kulübe üye öğrenciler ise Fen Edebiyat Fakültesi ve Şenödeyici’nin Instagram hesabından engellendiklerini ve bu sebeple de dekanla iletişime geçemediklerini ifade etti.

Öğrenciler, üniversitenin rektörlüğüne bir mail atarak, “Tüm fakültelerde besleme faaliyetlerimiz sorunsuz gerçekleşirken Fen Edebiyat Fakültesinde karşılaştığımız tablo bizleri son derece üzmüştür” dedi.

Öğrencilerin Dekana attığı mailde şu ifadeler yer aldı:

Üniversitemiz bünyesinde faaliyetlerimizi sürdürdüğümüz Hitit Üniversitesi Hayvan Hakları kulübü ile birçok sosyal faaliyetlere imza attık. Fakültemizde bakımını üstlendiğimiz üç adet köpek kaldı. Diğer köpeklerin beslemesi dışarda yapılmakta. Ancak Fen Edebiyatı Fakültesi dekanı Özer Şenödeyici’nin kulübümüze karşı tutumu kulüp üyelerimiz ve fakültedeki arkadaşlarımız tarafından kötü yaklaşımlara neden oldu. Instagram gönderisinde alenen öğrencilerin kulüpten uzak durulması ve üye olanların üyelikten çıkması talep edildi. Bahsi geçen kulüp resmi bir kulüptür. Bizimle görüşmek yerine sürekli olarak sosyal medya üzerinden paylaşımlar yapılmakta. Fakülte öğrencisi olarak dekan bey görüşmeyi reddederek kendi sosyal medya hesapları üzerinden kulübümüzü lekelemeye hatta alçaklıkla itham ederek kulübümüze hakarette bulunmakta.”

1 Nokta 5 yayın hayatına başladı: İklim krizi psikolojimizi nasıl etkiliyor?

Yeşil Gazete ve Gezegen ortaklığıyla ve Podfresh‘in teknik alt yapı desteğiyle hazırlanan 1 nokta 5 bugün itibariyle yayın hayatına başladı.

İlk bölümde Merve Özçelik, Klinik Psikolog Melek Saltıkalp ile beş soruda iklim krizinin psikolojik etkileri üzerine konuştu.

Endişe, suçluluk, stres…

İklim krizinin insan psikolojisi üzerinde doğrudan ve dolaylı etkileri olduğunu söyleyen Klinik Psikolog, krizin endişe, suçluluk, travma sonrası stres bozukluğu hatta depresyon gibi sonuçlara yol açabileceğini söyledi.

“İklim krizi ve artan psikolojik problemlerin doğru orantılı” diyen Melek Saltıkalp, psikolojik problemlerin geri çekilme ve inkar etmeye değil, yıkıcı uygulamalara karşı hayır diyebilmeye ve yaratıcı düşünmeye de teşvik edebileceğini ifade etti.

1 nokta 5

CHP’li Erbay: Sandras ölürse Muğla ölür

Sandras Dağı’nda doğayı ve ekolojik yaşamı katledecek maden sahalarına yönelik verilen “ÇED Gerekli Değildir” kararına karşı CHP Muğla Milletvekili Avukat Burak Erbay‘ın açtığı davada bilirkişi heyeti maden sahasında keşif yaptı.

Bilirkişi heyetinin keşfini inceleyen CHP’li Burak Erbay, sonrasında açıklama gerçekleştirdi. Açıklamaya Eğitim-Sen Köyceğiz Şubesi, Köyceğiz Doğa Derneği, CHP Köyceğiz Kadın Kolları, ADD Köyceğiz Şubesi, MUÇEP ve Sandras Platformu temsilcileri katıldı.

‘Doğal güzelliklerimiz peşkeş çekiliyor’

“Doğamıza ve yaşam hakkımıza sahip çıkmak için buradayız” diyen Erbay, “İktidar sahipleri doğal güzelliklerimizi peşkeş çekmek için ellerinden geleni yapıyorlar. Biz de buna karşı direniyoruz. Bu bölgede bir maden sahası için verilen ÇED Gerekli Değildir kararına karşı açtığımız bir dava vardı. Bu davanın keşfi yapıldı. Biz de keşfi yakında takip ettik. Bu konunun takipçisi olmaya da devam edeceğiz” şeklinde konuştu.

Yazın yaşanan orman yangınlarında eşsiz güzellikteki ormanların büyük oranda tahrip olduğunu hatırlatan CHP’li vekil, “Ağaçlarımız yanmış, yaban hayatımız yok olmuştu. Şimdi de bu maden ruhsatlarına izin verilirse daha fazla ağaç kesilecek ve en önemlisi de bölgemizin yaşam kaynağı olan yeraltı ve yer üstü su kaynaklarımız büyük zarar görecektir. Bölgemiz kuraklığa teslim olacak, doğal güzelliklerimiz yok olacaktır” ifadesini kullandı.

‘Daha önce kazandık yine kazanacağız’

Doğaya ve topraklarına sahip çıkmak için mücadele verdiklerini belirten Erbay, “Bugün burada olan, bu mücadeleye destek veren herkese teşekkür ediyorum. Hep birlikte doğamızı, topraklarımızı ve sularımızı savunuyoruz. Bu topraklar bize atalarımızdan miras kaldı. Bizim görevimiz, aldığımız bu mirası çocuklarımıza ve bizden sonra gelecek kuşaklara daha güzel bir şekilde bırakmaktır” dedi.

Erbay açıklamasında “Daha önce de doğamızın katledilmesine karşı mücadele etmiş ve başarılı olmuştuk. Şimdi de bütün doğasever hemşerilerimizle birlikte mücadele ederek bu katliama izin vermeyeceğiz. Biliyoruz ki Sandras ölürse Muğla ölür” ifadelerini kullandı.