Ana Sayfa Blog Sayfa 1218

Batman’da yangın: Üç saatte 250 dönümlük alan kül oldu

Batman‘ın Gercüş ilçesine bağlı Güzelöz köyünde çıkan yangında içerisinde üzüm bağı, badem ve incir ağaçlarının bulunduğu 250 dönümlük alan yandı.

Yangını söndürmek isterken dumandan etkilenerek bayılan bir kişi tedaviye alındı. Jandarma yangının çıkış nedeniyle ilişkili soruşturmasını sürdürüyor.

Rüzgar etkisiyle büyüdü

Güzelöz köyünde, sabah saatlerinde üzüm bağı ve meyve ağaçlarının da bulunduğu bölgede yangın çıktı. Rüzgarın etkisiyle kısa sürede büyüyen yangına, ilk önce köylüler, daha sonra da gelen itfaiye ekipleri müdahale etti.

Yaklaşık 3 saat süren çalışma sonunda yangın kontrol altına aldı. Yangında üzüm bağı, badem ve incir ağaçlarının bulunduğu 250 dönümlük alan yandı. Yangın bölgesinde itfaiye ekiplerinin soğutma çalışması devam ederken, jandarma ekipleri inceleme başlattı.

Bir kişi bayıldı

DHA’nın aktardığına göre Güzelöz köyünde söndürme çalışmasına destek veren ve ateşin ortasında kalarak dumandan etkilenen köylülerden Mehmet Doğan, bölge halkı tarafından baygın halde bulundu.

Yangın bölgesine çağırılan ambulansla Gercüş Devlet Hastanesi’ne kaldırılan Doğan, yapılan müdahalenin ardından Batman Eğitim Araştırma Hastanesi’ne sevk edildi. Doğan’ın sağlık durumunun ciddiyetini koruğu belirtildi.

Dersim’deki Çerme Deresi kurudu: Balıklar can çekişiyor

Dersim‘de yer alan ve birçok köye içme suyu sağlayan Çerme Deresi kurudu.  Derede bulunan binlerce balık, oluşan küçük su birikintilerinde yaşam mücadelesi veriyor.

Bölgede yaşayan vatandaşlar ise derede balık ölümlerinin yaşandığını ve tarım arazilerini sulayamadıkları için mahsullerinden yeterli verim alamadıklarını söylüyor.

‘Şagülan’dan gelen su tamamen kesildi’

DHA’ya konuşan Avukat Barış Yıldırım, Çerme Deresi’nin kurumasıyla birlikte binlerce balığın oluşan küçük su birikintilerinde mahsur kaldığını ve uluslararası Bern Sözleşmesi’ne göre koruma altında bulunan yaban keçilerinin dereden su içemediği için bölgeden uzaklaştığını belirtti.

İklim krizinin yol açtığı kuraklıkla birlikte Çerme Deresinin beslendiği Şagülan’dan gelen suyun tamamen kesildiğinde belirten Avukat Yıldırım, bunda bazı köylerin bilinçsiz su tüketiminin de etkili olduğunu söyledi.

‘Ekosistem ağır şekilde zedelenmiş durumda’

Derede küçük bir gölcük kaldığını ve burada binlerce balığın hapsolduğunu kaydeden Avukat Yıldırım, şunları söyledi:

“Normal şartlarda bu derenin Pülümür Çayı’na bağlantısı var. Su kuruduğu için de ekosistem burada ağır bir şekilde zedelenmiş durumda. Bir an önce gerekli tedbirlerin alınması gerekiyor. Başta Çevre Kanunu hükümleri çerçevesinde bu dere ekosisteminin bir an önce eski haline getirilmesi lazım. Bu bölge Avrupa’nın yaban hayatı ve yaşamını koruma sözleşmesi olan Bern Sözleşmesi’ne göre yüksek miktarda habitat buluyor, bu habitat bulan dağ keçileri yöre halkının anlatımlarına göre dere yatağında su bulamadığı için çekilmiş durumda. Diğer yaban hayatı canlıları da maalesef su bulamıyor.”

Zülal Kalkandelen: Hayvan özgürlüğünün ilk aşaması insanların vegan olması

Gazeteci, yazar ve hayvan özgürlüğü aktivisti Zülal Kalkandelen‘le Yeni İnsan Yayınevi‘nden çıkan Vegan Devrimi ve Hayvan Özgürlüğü kitabı üzerine bir röportaj gerçekleştirdik.

Kitabı, “Yaşadığı dönemi belgelemek isteyen bir fotoğrafçının duyduğu ihtiyaçla” yazdığını ifade eden Kalkandelen, yazmayı hayvan özgürlüğü aktivizminin bir parçası olarak gördüğünden bahsetti.

“Hayvan özgürlüğünün ilk aşaması insanların vegan olması” diyen Zülal Kalkandelen, kitabın ambargolu olduğu süreci ve sonrasında neler yaşandığını da anlattı.

‘Yazmayı hayvan özgürlüğü aktivizminin bir parçası gördüm’

Neden böyle bir kitabı kaleme aldınız? Bu kitabı size yazdıran şeyler nelerdi?

Ben uzun zamandır hayvan özgürlüğü mücadelesinin içindeyim. Hem Türkiye’de hem de dünyada bu konuda yürütülen aktivizmi çok yakından izliyorum. Elbette fırsat bulduğum her ortamda, her mecrada insan dışı hayvanlar için ses çıkarıyorum ama gazeteci olduğumdan bu konudaki yazılı arşivin öneminin de farkındayım. Sosyal medyada paylaşılan bilgiler ya da görüntüler ilk anda işlevsel ama zaman içinde çabuk unutuluyor, kaybolup gidiyor. Geriye dönüp araştırma yapmak istediğimizde ya da bu mücadele kapsamında Türkiye’de ve dünyada neler olmuş diye merak ettiğimizde elimizde Türkçe kaynakların olması gerek. Kendi kaynaklarımızı yaratmak adına kitap yazmanın şart olduğunu düşünüyorum. Ayrıca veganizmin doğru anlaşılması, sadece bitkisel beslenme ile sınırlı bir beslenme tarzı olmadığının bilinmesi için de görüşlerimi aktarmanın yararlı olabileceğini hissettim.

Yazmayı her zaman hayvan özgürlüğü aktivizminin bir parçası olarak gördüm. Çünkü toplumda değişim yaratmak için, önce gizlenen gerçekleri ve doğruları ortaya çıkarmak şart. Ancak bu sayede insanlara sorgulayıcı bir yaklaşımı benimsetilebilir. Bu nedenle yazılı literatürün gelişmesi, ayrı bir önem taşıyor.

‘Hayvan özgürlüğünün ilk aşaması insanların vegan olması’

Hayvan özgürlüğü ve veganlığın ilişkisinden bahsedebilir misiniz?

Bu çok açık ve doğrudan bir ilişkidir. Vegan olmak, hayvan özgürlüğü mücadelesinin asgari gereğidir. İnsan dışı hayvanların sömürüden uzak bir şekilde yaşama hakkını savunuyorsanız öncelikle sömürü zincirinden kendinizi çekmeniz lazım. Bir yandan insan dışı hayvanları mal, eşya, kaynak ya da köle gibi kullanırken diğer yandan onları özgürleştirmeyi savunursanız, bu kelimenin tam anlamıyla ikiyüzlülük olur. Veganizmin özündeki temel unsur etiktir.

Belki tam bu noktada veganizmin ne olduğunu söylemek gerek: Veganizm, insan dışı hayvanların da insanlar gibi bilinç ve duygulara sahip canlılar oldukları gerçeğinden hareketle, onlara uygulanan meta statüsünü ve her türlü sömürüyü reddden özgürleştirici bir etik tutumdur ve bu nedenle de toplumsal adalet mücadelesinin gereğidir. Bu etik tutumu benimsemeden hayvan özgürlüğünün gerçekleşmesi olanaklı değildir.

Vegan olmayan herkes, bir şekilde insan dışı hayvanların bedeninden faydalandığı için onları mal ya da içerik malzemesi olarak kullanır. Bu durum ortadan kalkmadığı sürece insan dışı hayvanlar, insan çıkarı için kullanılan birer köleden farksızdır. Dolayısıyla hayvan özgürlüğünün ilk aşaması insanların vegan olmasıdır.

‘Kitap, uzun süre depoda tutuldu’

Kitap bir süre ambargoluydu. O süreç nasıl gelişti, sonrasında neler oldu?

Evet, 2018’de Kült Neşriyat tarafından yayımlandığında kitabın dağıtımı yapılamadı. O sırada neredeyse tekel durumunda olan D&R, Turkuvaz grubuna geçmişti, kitaptan belli bir miktarı yayınevinden talep ettiler ama hiçbir zaman rafa çıkarmadılar, kitapları uzun süre depoda tuttular. Kitap kitapçılara giremedi. Bunun nedenini yayınevine sorduğumda, buna maruz kalan tek kitaplarının benimki olduğunu, diğer kitaplarında böyle bir sorunun yaşanmadığını belirttiler. Kamuoyuna bu konuda bir açıklama yapmalarını bekliyordum ama ilişkilerini bozmak istemediler ve ben bu sorunla baş başa kaldım. Kitabı festivallerde stant açarak okuyucuyla buluşturmaya çalıştım ama tabii bu çok sınırlı oldu. Vegan mekanlardan sadece İstanbul Cihangir’deki Vegan Dükkan destek oldu, orada satıldı. Ama sonuç olarak kitap okuyucu ile buluşamadı. Bu durum beni bir yazar olarak fazlasıyla üzdü. Çünkü kitabı yazmamın tek nedeni aktivizm. Onu insanlara ulaştıramıyorsanız yazmış olmanız bir noktada hüzün veriyor… Bunu yaşayan bilir. Kafeslerde, mezbahalarda, laboratuvarlarda, barınak denilen ölüm kamplarında ve sokaklarda yaşam savaşı veren hayvanların çığlıklarına duyarsızlaşan toplumu sarsmak, öncelikle biz vegan aktivistlerin görevi. Kitap da bunun bir parçası.

Bir süredir bu sorunu aşmam gerektiğini, bunun insan dışı hayvanlar için sorumluluğum olduğunu yoğun bir şekilde hissediyordum. Sonunda kitaba birçok yeni bölüm ekledim; türcülüğün ne olduğunu örneklerle anlattım, aradan geçen zamanda yaşanan önemli olayları, veganizme dair dünyadaki gelişmeleri ve ALF’nin kurucusu Ronnie Lee ile yaptığım röportajı da dahil ettim. Kapsamlı bir güncelleme yapılmış oldu. Yeni yayınevi aramaya başladım. Yeni İnsan Yayınevi çok olumlu karşıladı. Bu aşamada Akif Pamuk’un heyecanlı tepkisi beni çok teşvik etti. Sonuçta kitap, “Türkiye’den ve Dünyadan Mücadele Örnekleriyle” alt başlığı ile hak ettiği özenle Yeni İnsan Yayınevi etiketiyle basıldı ve ambargo aşılarak kitapçılara girdi!

‘Hayvancılığın iklim üzerindeki etkisi konuşulmak istenmiyor’

Hayvancılığın iklim krizi üzerinde de çok büyük bir etkisi var. İklim krizi artık dünyanın gündeminde. Peki sizce hayvan endüstrisinin iklim krizine etkisi sebebiyle bir aksiyon alınır mı?

Ne yazık ki bu konu görmezden gelinmeye devam ediyor. Kendisini çevreci olarak tanımlayanlar arasında bile hayvancılığın iklim üzerindeki etkisi konuşulmak istenmiyor. Yaptıkları etkinliklerde bu konuyu gündeme getirmek isteyenlere söz vermiyorlar. Çünkü kendileri de hayvansal tüketime devam ediyorlar. Bir yandan çevreciyim demek, diğer yandan doğaya çok büyük zararlar veren bir sektörü desteklemek, açıklanamayacak bir çelişki. Hayvancılık, ormansızlaşmanın bir numaralı nedeni; sera gazı ve metan gazı salımı, topraksızlaşma, su, hava ve topraktaki kirlenme, bitki ve hayvan türlerinin yok olması, kuraklık, okyanuslardaki ölü bölgeler… Hepsi ile doğrudan ilgili.

Ne yazık ki dünya liderleri de aynı tutum içinde. Hayvancılığın sağladığı geliri düşünüyor, birçok insanın bu yolla geçindiğini söyleyip bu sektörü desteklemeyi sürdürüyorlar. Tarımda dönüşümün sağlanması için devletin bu yönde katkı sağlaması şart ama bu aşamada bunu ancak ekonomisi güçlü olan ülkeler gündemine alabilir. Nitekim Danimarka hükümeti, bu ay “bitki bazlı eko-plan” politikasını duyurdu. Yaptığı açıklamayla bitkisel ürün geliştirilmesi ve bunların tanıtımı için 9 yıl içinde 90 milyon Euro, çiftçilere de bitki bazlı üretime geçmeleri için 5 yıl içinde toplam 78 milyon Euro yardımda bulunacağını açıkladı. Yeryüzünün ve onun üzerinde yaşayan her canlı için öncelikli hedef tarımı bitki bazlı üretime dönüştürmek olmalı.

‘İnsanlar bir aşamada dönüşüme mecbur kalacak’

Hayvan hakları, veganlık konusunda gelecekten umutlu musunuz? Sizce bir dönüşüm olacak mı?

Umutlu olmasam yıllardır zamanımın büyük bölümünü bu konudaki aktivizme ayırmazdım. İnsan dışı hayvanlara yönelik sistematik şiddeti etik olarak sorgulayıp buna son veren insanlar zamanla artacak elbette ama kendi konfor alanından çıkmak istemeyenlerin sayısı çok daha fazla. Ancak dönüşümü hızlandıracak etkenler de var. Hayvansal tüketimin küresel iklim krizi, virüsler ve insan sağlığı üzerindeki olumsuz etkileri, her gün yeni bilimsel araştırmalarla daha net olarak ortaya konuyor. Doğal afetler, felaketler arttıkça, susuzluk ve kuraklık baş gösterdikçe, sera gazı salımını azaltmak hayati bir önem kazandıkça, insanlar bir aşamada dönüşüme mecbur kalacak. Tabii önemli olan insanın kendisini etik açıdan dönüştürüp şiddeti finanse etmemesi ama küresel ısınma sorunu bunu yapmayı reddeden çoğunluğu da doğa önemli ölçüde dize getirecek gibi görünüyor.

Sonuçta belki bizim kuşak bu dönüşümün yaygın olarak yaşandığını göremeyecek ama inanıyorum gelecek bugünden çok farklı olacak. Herkesin vegan olduğu bir dünya şu anda bir ütopya olarak görünse de geleceğin “etinin” bitkisel olacağını tahmin etmek bugünden olanaklı.

Hayvan özgürlüğünü savunan aktivistler olarak hayvanların sesini duyurmak için mücadelemiz sürecek. Gün gelecek, bu sesi duymayan kalmayacak. Gün gelecek, insanlar için adaleti savunanlar, hayvanlar için de adalet isteyecek. Gün gelecek, her bilinç sahibi, duyarlı canlının yaşam hakkını herkes kabul edecek. İşte o gün dünya daha yaşanılabilir bir gezegen olacak.

Yeni ‘Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’ ismi hakkında kim ne düşünüyor?

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, yaptığı açıklamada Çevre ve Şehircilik Bakanlığı‘nın adını Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı olarak değiştireceklerini duyurdu.

Aynı zamanda Tarım ve Orman Bakanlığı‘na bağlı olan Meteoroloji Genel Müdürlüğü ile Çölleşme ve Erozyonla Mücadele Genel Müdürlüğü de Çevre, Şehircilik İklim Değişikliği Bakanlığı’na bağlanacak.

Peki bu değişim ne anlama geliyor ve aktörler tarafından nasıl karşılandı? İklim alanında faaliyet gösteren aktivistlere, akademisyenlere, sivil toplum kuruluşu ve örgüt temsilcilerine sorduk.

‘Şehircilik kelimesi oraya uymuyor’

Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği ve Politikaları Uygulama ve Araştırma Merkezi’nden Prof. Dr. Murat Türkeş:

“Nasıl ki Türkiye’nin Paris Anlaşması’na çok geç olsa da taraf olmak için sunulan kanun teklifini Meclis’ten geçirmesi olumlu bir adımsa Çevre Bakanlığı’na İklim Değişikliği isminin eklenmesi de olumlu bir gelişme. Türkiye’nin Paris Anlaşması’na uyum göstermesi ve ulusal katkı beyanını güçlendirmesi için işleri kolaylaştıracaktır.  Ancak, ‘şehircilik’ bakanlığının uygun düşmediğini düşünüyorum. Birbirine ters kararlar aynı bakanlıktan çıkabiliyor.”

‘Önemli olan eylemleri’

Greenpeace Akdeni İklim ve Enerji Proje Sorumlusu Onur Akgül:

“Paris Anlaşması’nın onaylanmasının ardından Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın adına “iklim değişikliği” ibaresinin eklenmesi ilgi çekici bir gelişme. Hükümet Paris Anlaşması’nı onaylayarak açtığı olumlu kulvarı, kentsel emisyon azaltım politikaları, kömürlü termik santrallerin kapatılması ve yenilerinden vazgeçilmesi gibi etkili eylemlerle geliştirmeli.

Bakanlığın ismi fark etmez, hatta karbon salımını artıran; iklim değişikliğine adaptasyonu zorlaştıran kentleşme politikaları devam ettikçe yanıltıcı da olabilir. Önemli olan, geliştireceği iklim dostu politika ve onun eylemidir.”

‘Genel müdürlük seviyesine çıkarılmalı’

İstanbul Politikalar Merkezi Kıdemli Uzmanı ve İklim Değişikliği Çalışmaları Koordinatörü Ümit Şahin:

“Hükümet Paris’in onaylanmasının ardından iklim politikalarının yönetiminde de iddialı olduğuna kamuoyunu ikna etmeye çalışıyor. Ama aynı yönetsel yapıda, iklim değişikliği konusu aynı bakanlığın bir daire başkanlığının yetkisinde kaldığı sürece isim değişikliğinin fazla bir anlamı yok. En azından iklim konusunun genel müdürlük seviyesine çıkarılması gerekir. Koordinasyon kurulundan da anlaşılan hava kalitesi çıkarılmış, bu da eskiye dönüş sadece. Koordinasyon kurulunun uzmanlara ve sivil topluma açılması gerekir.

Ben bu isim değişikliklerinin vitrin dışında fazla bir önemi olduğunu sanmıyorum şimdilik. Ama eğer yeni ve iddialı bir NDC ilan edilip, mutlak azaltım hedefi ve kömürden çıkış takvimi verilip, bütün ekonomi ve enerji politikaları iklim krizinin önceliklerine göre değiştirilmeye ve eskiden beri iklim politikalarında enerji ve ekonomiyle ilgili bakanlıklara göre daha ilerici pozisyon takip eden Çevre bakanlığının bu ‘yeni’ haline daha fazla yetki verilmeye başlanırsa o zaman bir anlamı olduğunu düşünmeye başlayabilirim.”

‘Gülünç bir durum’

Su Politikaları Araştırmacısı Gökçe Şencan:

“Bence gülünç bir durum. Çevre bakanlığı şehircilik bakanlığına bağlandıktan sonra çevrenin nasıl yıkıcı projelere kurban edildiğini gördüysek iklim konularında da aynı durumu göreceğimizden endişeleniyorum. İklim değişikliği gibi varoluşsal bir sorunu şehircilik bakanlığının altına sıkıştırmak da duruma gereken aciliyetle yaklaşmadığımızı kanıtlıyor. Türkiye’deki mevcut hükümetin de ne iklim değişikliğini anladığını ne de iklim değişikliğiyle mücadele edecek beceriye sahip olduğunu gösteriyor.”

‘Uzun süren anlaşmazlık çözülebilir’

Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği ve Politikaları Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Levent Kurnaz:

“Şu anda bildiğimiz sadece isim değişikliği. Birkaç güne ortalık durulduğunda daha fazla şey anlamış oluruz. Bu değişiklik ile eskiden Tarım ve Orman Bakanlığı altındaki iki genel müdürlük yeni isimli bakanlığa bağlanmış görünüyor. Bu da çok uzun süredir devam eden bir anlaşmazlığın bir kısmının çözülmüş olması gibi görülebilir.”

‘Çelişkiye yenisi eklendi’

Yeşiller Partisi Eş Sözcüsü Koray Doğan Urbanlı:

“Çevre ve Şehircilik Bakanlığı vardı ve ismindeki çelişkiyle aslında tüm bakanlıklar arasında parlıyordu. Şimdi bu çelişkiye bir de İklim Değişikliği eklendi. Bir makam düşünün hem bina yapacak, hem çevreyi koruyacak hem de iklim kriziyle mücadele etmeye çalışacak, bu sadece AKP’nin hayal edebileceği ve gerçekleştirebileceği bir durumdu. Yine de böyle bir Bakanlık olması en azından kavramın yaygınlaşması açısından ilk adımda yararlı olacaktır.”

‘Türkiye samimiyet testinden geçecek’

Yeşiller Partisi Eş Sözcüsü Emine Özkan:

İçinde bulunduğumuz başkanlık sistemi ülkeyi öyle bir hale getirdi ki tek kişinin ağzından dökülenler yıllarca mücadelesi verilenleri birkaç günde gerçek kılıyor. Hal böyleyken elde edilenlerin gerçekliği de tarafımızca sorgulanıyor, bir illüzyondan ibaret olması ihtimali hep hatırımızda duruyor. Durmaya da devam edecek.

İklim meselesinin bakanlık çalışmaları kapsamında ele alınacak olması Paris’in onaylanması haberinin ardından ikinci olumlu gelişme. Şimdi bakanlık altında kurulan ilgili kurullar aracılığıyla ulusal katkı beyanına dair bir çalışma yürütülmesi gerekiyor. Bu çalışma 1.5 derece hedefini tutturmak için fazlasıyla istekli ve atik bir Türkiye resmi çizebilmeli. Yani iddialı bir hedef koymalı Türkiye. Sonrasında olumlu olacak adımlar; doğalgaz aramalarını durdurmak, kömürlü termik santrallerden çıkış planını açıklamak ve bir ekokırım projesi olan Kanal İstanbul’daki vazgeçmek. Bu dönemde iklim siyaseti bağlamında içeride hükümet, dışarıda ise Türkiye  samimiyet testinden geçecek.”

‘Plastik üretimi hala destekleniyor’

Çukurova Üniversitesi’nde Doç. Dr. Sedat Gündoğdu:

“Bir yandan iklim krizinin baş sorumlularından biri olan plastik ve petrokimya üretimini  destekleyerek yeni yatırımlar yaparak bir yandan da bakanlık ismini iklim değişikliği bakanlığı diye değiştirmek oldukça anlamlı olmuş.”

‘Birçok ülkede farklı bakanlıklarla birlikte’

Yeşil Düşünce Derneği Genel Direktörü Sevil Turan:

“Birçok ülkede iklim bakanlığı farklı bakanlıklarla birlikte oluşturuldu. Avusturya’da bu alan iklim eylemliliği, çevre, enerji hareketlilik, inovasyon ve teknoloji olarak düzenlenmiş ve Bakanlığını Avusturya Yeşiller Partisi’nden Leonore Gewessler yürütüyor.

Danimarka’da ise ilgili Bakanlık İklim, Enerji ve Kamu hizmetleri olarak düzenlenmiş. Kanada’da  ise Çevre ve İklim Değişikliği Bakanlığı olarak düzenlenmiş.

İklim krizi ile mücadelenin yönetsel kısmında mekanizmalar ve yetkili organlar kurmak, bunları tanımlamak önemli bir adım. Ancak yönetsel duruma, tüm aktörleri ve alanları sürdürülebilir, şeffaf,  katılımcı bir şekilde bakılması ve planlanması kritik olan noktayı oluşturmaktadır. Çünkü iklim krizi çok katmanlı, doğanın ve insanların selametini ilgilendiren tüm politika adımlarını içeren bir süreç.

‘Tüm aktörleri kapsamalı’

Bu nedenle ilk olarak yönetsel yapının tüm karar süreçleri dahil ulusal ve yerel düzeyde tüm aktörleri kapsayıcı şekilde planlaması önemli. İkinci olarak da  iklim krizinin sadece çevre politikaları ile sınırlı olmayan geniş bir sektörel ve politik alanı kapsadığının farkında olarak yönetsel yapıyı şekillendirmek gerekli. Bunun içine enerji, ulaşım, yapı, tarım gibi farklı bakanlıklarının yetki alanındaki bir çok alan girmekte.

Örneğin dünyada olduğu gibi Türkiye’de de sera gazı emisyonlarında en büyük pay enerji sektörüne ait. Türkiye’de ise İklim Bakanlığı, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı bünyesinde oluşturuldu. Eğer uygulanacak politikalar tek bir alanda kalırsa ve kurumlar arası eş güdümü etkin politika ve izleme süreçleri ile planlanmazsa bu değişiklik sadece bir isim düzenlenmesi olarak kalıcaktır.

Meclis’te oluşturulan iklim komisyonunda farklı bakanlıkların iklim değişikliğine yönelik ve eylem ve uygulamalarına dair yaptıkları sunumlarda da kurumsal eşgüdümün olmadığını gördük. Burada da kilit noktayı kararlılık, kurumlar arası eşgüdüm ve etkin ve katılımcı bir yönetsel mekanizma oluşturuyor.”

‘Küresel gelişmelerle paralel’

change.org İklim Ekibi’nden Deniz Bayram:

“Paris İklim Anlaşması’nın 2015 yılında yürürlüğe girmesinden itibaren, iklim değişikliğiyle mücadelede küresel alanda birçok gelişme mevcut. Bu gelişmelerden biri de iklim değişikliği alanında politikalar üretmek üzere spesifik bakanlıkların, kamu kurumlarının kurulması.

Örneğin, bölgesel bir birlik olan Avrupa Birliği nezdinde 2010 yılından itibaren İklim Eylemi Delegesi var. Belçika’da Çevre, İklim, Sürdürülebilir Kalkınma ve Yeşil Anlaşma Bakanlığı, Fransa ve İtalya’da Ekolojik Dönüşüm Bakanlığı, Hollanda’da Ekonomik İlişkiler ve İklim Politikası Bakanlığı, Yunanistan, İrlanda, Danimarka, Portekiz, Romanya gibi birçok Avrupa Birliği ülkesinde Çevre ve İklim Değişikliği Bakanlığı veya Çevre, İklim ve Enerji Bakanlıkları mevcut. Avustralya’da Enerji ve Emisyon Azaltım Bakanlığı, Malezya’da Bilim, Çevre, Teknoloji ve İklim Bakanlığı aktif bakanlıklar olmasının yanı sıra, Pakistan’da ayrı bir bakanlık birimi ile birlikte iklim değişikliğinden sorumlu başbakanlık danışmanlığı mevcut.

Bu yıl Ekim ayı sonunda gerçekleştirilecek 26’ncı Taraflar Konferansı, ülkelerin güncel azaltım hedeflerini ve net sıfır politikalarını sunmaları açısından kritik önemde görülüyor.

İklim krizinin etkilerine karşı kırılgan ve savunmasız olan genç iklim aktivistleri, küresel iklim grevi ile birlikte Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, TBMM ve tüm yerel yönetimlerden İklim Acil Durumu İlan Edilmesini talep eden bir kampanya başlattı. Bu kampanya, artık diğer karar vericiler ile birlikte, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na yönelik devam edecek.”

Bolsonaro’nun bedava ped ile tampon dağıtılmasına karşı çıkmasına halk tepkili

Brezilya Devlet Başkanı Jair Bolsonaro, bedava ped ile tampon dağıtılmasına karşı çıktı, halk tepki gösterdi.

Ülkede, her dört öğrenciden birinin adet döneminde gerekli ürünleri alamadıkları için okuldan mahrum kalıyor.

‘Adet sırasında kağıt kullanmayı düşündünüz mü?’

Devlet Başkanı, vekiller tarafından onaylanan bir yargı paketindeki öğrenciler, evsizler, mahkumların da aralarında olduğu belirli grupları içeren 5,6 milyon kişiye bedava ped ve tampon dağıtılmasını öngören kısmı “kamu yararına aykırı” iddiasıyla veto etti.

Lise öğrencilerinin birliği UBES’in başkanı Rozano Barroso, kararla ilgili, “Bu veto tuhaf ve insanlık dışı” dedi ve çok sayıda öğrencinin ped alacak imkanı olmadığı için okuldan uzak kaldığını bir kez daha vurguladı. Barroso, açıklamasını şöyle sürdürdü:

Adet sırasında kağıt, gazete kullanmak zorunda kaldığınızı düşündünüz mü hiç? Bu çok acı bir gerçek özellikle de gençler için. Pandeminin ortasında, sosyal eşitsizlik artarken durum daha da kötü oldu.”

Demokratik İşçi Partisi’nden Tabata Amaral ise devlet başkanının “zor ve hassas durumdaki kadınların itibarını hor gördüğünü” kaydetti ve vetodan dönülmesi için kampanya başlattı.

Espírito Santo eyaletinin vali yardımcısı Jacqueline Moraes ise “Yoksul kadınların tampon kullanması bir ayrıcalık mı? Hayır! Bu kamu sağlığı, sosyal politika” diyerek tepki gösterdi.

Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) ve Nüfus Fonları’nın mayıs ayında yayınladığı rapora göre, Brezilya’da 713 bin kız çocuğunun evinde banyo yok. 4 milyon kişinin de okulunda yeterli sayıda sabun, ped gibi hijyen için gerekli şeyler bulunmuyor.

ABD’de boynunda iki yıldır lastikle dolaşan geyik, lastikten kurtarıldı

Amerika Birleşik Devletleri‘nin (ABD) Colorado eyaletinde iki yıldır boynunda lastikle dolaşan bir geyik, yaban hayatı görevlileri tarafından kurtarıldı.

Operasyon sonrası görevliler, 4.5 yaşındaki hayvanın sağlıklı göründüğünü açıkladı.

Boynuzları kesilmek zorunda kaldı

Hayvan, önce uyuşturucu tabanca ile sakinleştirildi ve sonra da boynuzları kesilerek lastikten kurtarıldı.

Kurtarmaya katılan ekipten Scott Murdoch, geyiğin boynunda küçük bir yara ile tüy kaybı olduğunu söyledi.

Neden lastiğin değil boynuzların kesildiğini de açıklayan Murdoch, lastiğin kenarında bulunan çelik bölümün, keserek çıkarmaya izin vermediğini söyledi.

Murdoch, “Boynuzları bırakarak, çiftleşme zamanında tos atmaya devam etmesini isterdik” dedi.

Lastik 16 kiloya ulaşmış

Görevliler, lastiğin içinin çam iğnesi ve toprakla dolu olması nedeniyle ağırlaştığını ve 16 kiloya ulaştığını da söyledi.

Yaban hayatı görevlileri, lastikli geyiği ilk kez 2019 yılında bölgedeki yaban keçisi nüfusuna dair verileri incelerken görmüş, daha sonra da sık sık görülen bu geyik, kış sezonlarında uzun süreler ortadan kaybolmuştu.

Greenpeace’ten elleri petrole bulanmış Boris Johnson heykeli ile protesto

Birleşik Krallık‘taki Greenpeace üyeleri, ülkenin kuzeyindeki Shetland Adası‘nda bulunan Cambo‘da petrol çıkarılmasını protesto etti.

Başkent Londra‘da Başbakanlık ofisinin önüne gelen Greenpeace üyeleri üzerinde “Boris Cambo’yu durdur” yazılı pankart ile sokağı trafiğe kapattı.

Eylemde, ofis binasının önüne adada petrol çıkarılmasına onay veren Başbakan Boris Johnson‘ın elleri ve vücudu petrole bulanmış bir heykelini yerleştirildi.

Kendilerini yanlarında getirdikleri petrol varillerine kelepçeleyen göstericiler, Cambo’da petrol çıkarılmasının iptalini istedi.

Greenpeace Kampanyacısı Sam Chetan Welsh yaptığı açıklamada Boris Johnson’ın bir yandan iklim liderliğine oynarken bir yandan da Cambo’da yeni petrol keşifleri için onay verdiğini söyledi.

Bu yeni petrol sahasının yılda 18 kömürlü termik santrale eşdeğer karbon emisyonuna neden olacağını belirten Welsh, “Fosil yakıtlara bağımlılık kaos yaratır ve iklimin çöküşüne neden olur” ifadelerini kullandı.

Gözaltına alındılar

Polisin ikna çabaları sonuç vermeyince, variller polisler tarafından kesilerek eylemciler gözaltına alındı. Eylem sonunda Johnson’ın heykeli polis tarafından bir araca konularak götürüldü.

 

AB ülkeleri değneğin öbür ucunu uzattı: Nükleer enerjiyi ‘yeşil yatırım’ olarak sınıflandırın

Elektrik üretimlerinde nükleer santrallerin önemli yer tuttuğu 10 Avrupa Birliği (AB) üyesi ülkenin ilgili bakanlıkları AB Komisyonu‘na ortak imzalı mektup gönderdi.

Fransa, Macaristan, Polonya, Finlandiya, Bulgaristan, Hırvatistan, Çekya, Romanya, Slovakya ve Slovenya‘nın ilgili bakanları tarafından yazılan mektupta son dönemde enerji fiyatlarının artış gösterdiği anımsatılarak, enerjide üçüncü ülkelere bağımlılığı hızla azaltmanın önemine işaret edildi.

‘Nükleer enerji çok önemli’

Yenilenebilir kaynakların enerji dönüşümünde kilit rol oynadığı belirtilen mektupta, “İhtiyaçları yeterli ölçüde karşılamak için diğer karbonsuz enerji kaynaklarına ihtiyacımız var. Nükleer enerji çok önemli” ifadeleri kullanıldı.

Nükleer enerji kaynaklarının Avrupa’nın karbonsuz elektrik üretiminin yaklaşık yarısını sağladığı anımsatılan mektupta, nükleer sanayinin 60 yıldan uzun süredir Avrupa’da güvenli biçimde faaliyet gösterdiği kaydedildi.

‘Yenileri inşa edilebilir’

Avrupa’da 14 ülkede 126 nükleer reaktör bulunduğu hatırlatılan mektupta, sektörün benzersiz teknolojilere sahip olduğu, üye ülkeler arasında iş birliğinin artması halinde yakın zamanda modern reaktörlerin inşa edilebileceği belirtildi.

AA’nın aktardığına göre mektupta, AB üyesi ülkelerin kendi enerji kaynak çeşitlerini belirleyebileceklerine işaret edilerek, burada nükleer teknolojilerin de adil biçimde değerlendirilmesi gerektiği vurgulandı.

Güvenli olduğu iddia edildi

Nükleer enerjinin Avrupa’da yeşil yatırım sınıflandırma çerçevesine dahil edilmesi gerektiği belirtilen mektupta, nükleer enerjinin iklim değişimi ile mücadelede etkili, güvenli ve rekabetçi bir kaynak olduğu öne sürüldü.

Mektupta ekonominin karbonsuzlaştırılması için enerji üretim ve tüketim kalıplarının değiştirilmesi ve kapsamlı dönüşüm yapılması gerektiğine dikkat çekildi.

Karar henüz verilmedi

AB Komisyonu, doğal gaz ve nükleer enerjiyi yeşil yatırımlar kategorisine dahil edip etmemek konusunda henüz karar vermedi. Komisyonun birkaç ay içinde yeşil yatırımları içeren son listesini açıklaması bekleniyor.

AB ülkelerinin elektrik üretiminde nükleer enerjinin payı yaklaşık yüzde 25 seviyesinde bulunuyor.

Çizgi roman yayımcısı DC Comics duyurdu: Yeni Superman karakteri Jon Kent biseksüel

Çizgi roman yayımcısı DC Comics, yeni Superman karakteri Jon Kent‘in, serinin devamında arkadaşı Jay Nakamura ile homoseksüel ilişki yaşayacağını söyledi.

DC Comics bu duyuruyu, Amerika Birleşik Devletleri‘nde (ABD) her yıl 11 Ekim’de kutlanan LGBT Medeni Farkındalık Günü‘nde (Coming Out Day) yaptı.

‘Bugünün Superman’i nasıl olmalı?’

Serinin son romanı önümüzdeki ay piyasaya çıkacak. “Superman: Kal-El’in Oğlu” isimli bu seride Jon, babası Clark Kent‘ten Superman pelerinini devralıyor. Serinin yayımlanmaya başladığı Temmuz ayından beri Jon Kent karakteri orman yangınları, silahlı okul saldırıları ve mülteci karşıtlığı gibi güncel durumlarla mücadele ediyor.

Serinin yazarı olan Tom Taylor, BBC’ye yaptığı açıklamada, işin kendisine ilk teklif edildiğinde “bugünün Superman’i nasıl olmalı?” diye düşündüğünü anlattı ve “Eğer yine Clark Kent gibi beyaz heteroseksüel bir erkek güzeli kullanırsak, bir fırsatı tepeceğimizin farkına vardım” ifadelerini kullandı.

Tom Taylor sürpriz bir şekilde, kendisi biseksüel Superman karakteri teklifini DC Comics’e iletmeden önce, firmanın da bu yönde fikirleri değerlendirdiğini öğrendi.

‘Yayımlanan her çizgi roman, bir anlamda politik’

Hikayenin büyük çoğunlukla olumlu karşılandığını ifade eden Taylor, “Bugün haberi aldıktan sonra gözyaşlarına boğulduğunu söyleyen insanlar oldu. Bu insanlar, hayatlarında hiçbir zaman, en bilinen ve güçlü süper kahraman olan, Superman’de kendilerini bulabileceklerini düşünmediklerini söylediler” dedi.

Taylor, açıklamalarının devamında şu ifadeleri de kullandı:

Her zaman, o bildik, ‘Bari çizgi romanlara politika karıştırmayın’ diyen insanlar olacaktır. Ama bunlar yayımlanan her çizgi romanın, bir anlamda politik olduğunu da unutuyorlar. Bu insanlar Marvel serisi olan X-Men’in, bir sivil haklar hareketi analojisi olduğunun farkında değil.

Biz o insanları da yanımıza çekmeye çalışıyoruz. Ama biz bunu, ‘Bu Superman benim gibi. Bu Superman benim endişe duyduğum şeylerle mücadele ediyor’ demeleri için yazıyoruz.”

Avrupa İklim Eylem Ağı, düzenleyeceği iklim forumları için anket başlattı

Avrupa İklim Eylem Ağı (CAN Europe) ekim ayında düzenlenecek biz dizi webinar/forum için çalışmalara başladı.

CAN Europe, planlanacak webinarlar ile iklim hareketinde aktif olan ve olmak isteyen grupların, yerel hareketlerin ve iklim alanında yaşanan gelişmeler ile tartışmaları takip etmek isteyenlerin ilgilendikleri alanlarda ön bilgilenme fırsatı ve ortak bir tartışma alanı oluşturulmasını hedefliyor.

Konular anket ile belirlenecek

Sivil Alan’ın paylaştığı bilgilere göre başlangıç olarak 15 konu başlığı altında derlenen webinar önerileri bir anket ile paylaşıldı. Anket sonucu tercih edilen konulardan ilk etapta 5 webinar organize edilecek, ardından gelen önerileri de dikkate alarak yenilenecek webinar konuları yeni bir anketle tekrar paylaşılacak.

Ankete katılanlara tercih edilen konu başlıklarında webinarlar/forumlar planlandıkça davet gönderilecek. Video konferans uygulaması Zoom üzerinden düzenlenecek sunumların İngilizce olması durumunda anlık çeviri desteği sağlanacak.

Ankete ulaşmak için tıklayınız.