Editörün SeçtikleriHayvan HaklarıKitapManşet

Zülal Kalkandelen: Hayvan özgürlüğünün ilk aşaması insanların vegan olması

Gazeteci, yazar ve hayvan özgürlüğü aktivisti Zülal Kalkandelen‘le Yeni İnsan Yayınevi‘nden çıkan Vegan Devrimi ve Hayvan Özgürlüğü kitabı üzerine bir röportaj gerçekleştirdik.

Kitabı, “Yaşadığı dönemi belgelemek isteyen bir fotoğrafçının duyduğu ihtiyaçla” yazdığını ifade eden Kalkandelen, yazmayı hayvan özgürlüğü aktivizminin bir parçası olarak gördüğünden bahsetti.

“Hayvan özgürlüğünün ilk aşaması insanların vegan olması” diyen Zülal Kalkandelen, kitabın ambargolu olduğu süreci ve sonrasında neler yaşandığını da anlattı.

‘Yazmayı hayvan özgürlüğü aktivizminin bir parçası gördüm’

Neden böyle bir kitabı kaleme aldınız? Bu kitabı size yazdıran şeyler nelerdi?

Ben uzun zamandır hayvan özgürlüğü mücadelesinin içindeyim. Hem Türkiye’de hem de dünyada bu konuda yürütülen aktivizmi çok yakından izliyorum. Elbette fırsat bulduğum her ortamda, her mecrada insan dışı hayvanlar için ses çıkarıyorum ama gazeteci olduğumdan bu konudaki yazılı arşivin öneminin de farkındayım. Sosyal medyada paylaşılan bilgiler ya da görüntüler ilk anda işlevsel ama zaman içinde çabuk unutuluyor, kaybolup gidiyor. Geriye dönüp araştırma yapmak istediğimizde ya da bu mücadele kapsamında Türkiye’de ve dünyada neler olmuş diye merak ettiğimizde elimizde Türkçe kaynakların olması gerek. Kendi kaynaklarımızı yaratmak adına kitap yazmanın şart olduğunu düşünüyorum. Ayrıca veganizmin doğru anlaşılması, sadece bitkisel beslenme ile sınırlı bir beslenme tarzı olmadığının bilinmesi için de görüşlerimi aktarmanın yararlı olabileceğini hissettim.

Yazmayı her zaman hayvan özgürlüğü aktivizminin bir parçası olarak gördüm. Çünkü toplumda değişim yaratmak için, önce gizlenen gerçekleri ve doğruları ortaya çıkarmak şart. Ancak bu sayede insanlara sorgulayıcı bir yaklaşımı benimsetilebilir. Bu nedenle yazılı literatürün gelişmesi, ayrı bir önem taşıyor.

‘Hayvan özgürlüğünün ilk aşaması insanların vegan olması’

Hayvan özgürlüğü ve veganlığın ilişkisinden bahsedebilir misiniz?

Bu çok açık ve doğrudan bir ilişkidir. Vegan olmak, hayvan özgürlüğü mücadelesinin asgari gereğidir. İnsan dışı hayvanların sömürüden uzak bir şekilde yaşama hakkını savunuyorsanız öncelikle sömürü zincirinden kendinizi çekmeniz lazım. Bir yandan insan dışı hayvanları mal, eşya, kaynak ya da köle gibi kullanırken diğer yandan onları özgürleştirmeyi savunursanız, bu kelimenin tam anlamıyla ikiyüzlülük olur. Veganizmin özündeki temel unsur etiktir.

Belki tam bu noktada veganizmin ne olduğunu söylemek gerek: Veganizm, insan dışı hayvanların da insanlar gibi bilinç ve duygulara sahip canlılar oldukları gerçeğinden hareketle, onlara uygulanan meta statüsünü ve her türlü sömürüyü reddden özgürleştirici bir etik tutumdur ve bu nedenle de toplumsal adalet mücadelesinin gereğidir. Bu etik tutumu benimsemeden hayvan özgürlüğünün gerçekleşmesi olanaklı değildir.

Vegan olmayan herkes, bir şekilde insan dışı hayvanların bedeninden faydalandığı için onları mal ya da içerik malzemesi olarak kullanır. Bu durum ortadan kalkmadığı sürece insan dışı hayvanlar, insan çıkarı için kullanılan birer köleden farksızdır. Dolayısıyla hayvan özgürlüğünün ilk aşaması insanların vegan olmasıdır.

‘Kitap, uzun süre depoda tutuldu’

Kitap bir süre ambargoluydu. O süreç nasıl gelişti, sonrasında neler oldu?

Evet, 2018’de Kült Neşriyat tarafından yayımlandığında kitabın dağıtımı yapılamadı. O sırada neredeyse tekel durumunda olan D&R, Turkuvaz grubuna geçmişti, kitaptan belli bir miktarı yayınevinden talep ettiler ama hiçbir zaman rafa çıkarmadılar, kitapları uzun süre depoda tuttular. Kitap kitapçılara giremedi. Bunun nedenini yayınevine sorduğumda, buna maruz kalan tek kitaplarının benimki olduğunu, diğer kitaplarında böyle bir sorunun yaşanmadığını belirttiler. Kamuoyuna bu konuda bir açıklama yapmalarını bekliyordum ama ilişkilerini bozmak istemediler ve ben bu sorunla baş başa kaldım. Kitabı festivallerde stant açarak okuyucuyla buluşturmaya çalıştım ama tabii bu çok sınırlı oldu. Vegan mekanlardan sadece İstanbul Cihangir’deki Vegan Dükkan destek oldu, orada satıldı. Ama sonuç olarak kitap okuyucu ile buluşamadı. Bu durum beni bir yazar olarak fazlasıyla üzdü. Çünkü kitabı yazmamın tek nedeni aktivizm. Onu insanlara ulaştıramıyorsanız yazmış olmanız bir noktada hüzün veriyor… Bunu yaşayan bilir. Kafeslerde, mezbahalarda, laboratuvarlarda, barınak denilen ölüm kamplarında ve sokaklarda yaşam savaşı veren hayvanların çığlıklarına duyarsızlaşan toplumu sarsmak, öncelikle biz vegan aktivistlerin görevi. Kitap da bunun bir parçası.

Bir süredir bu sorunu aşmam gerektiğini, bunun insan dışı hayvanlar için sorumluluğum olduğunu yoğun bir şekilde hissediyordum. Sonunda kitaba birçok yeni bölüm ekledim; türcülüğün ne olduğunu örneklerle anlattım, aradan geçen zamanda yaşanan önemli olayları, veganizme dair dünyadaki gelişmeleri ve ALF’nin kurucusu Ronnie Lee ile yaptığım röportajı da dahil ettim. Kapsamlı bir güncelleme yapılmış oldu. Yeni yayınevi aramaya başladım. Yeni İnsan Yayınevi çok olumlu karşıladı. Bu aşamada Akif Pamuk’un heyecanlı tepkisi beni çok teşvik etti. Sonuçta kitap, “Türkiye’den ve Dünyadan Mücadele Örnekleriyle” alt başlığı ile hak ettiği özenle Yeni İnsan Yayınevi etiketiyle basıldı ve ambargo aşılarak kitapçılara girdi!

‘Hayvancılığın iklim üzerindeki etkisi konuşulmak istenmiyor’

Hayvancılığın iklim krizi üzerinde de çok büyük bir etkisi var. İklim krizi artık dünyanın gündeminde. Peki sizce hayvan endüstrisinin iklim krizine etkisi sebebiyle bir aksiyon alınır mı?

Ne yazık ki bu konu görmezden gelinmeye devam ediyor. Kendisini çevreci olarak tanımlayanlar arasında bile hayvancılığın iklim üzerindeki etkisi konuşulmak istenmiyor. Yaptıkları etkinliklerde bu konuyu gündeme getirmek isteyenlere söz vermiyorlar. Çünkü kendileri de hayvansal tüketime devam ediyorlar. Bir yandan çevreciyim demek, diğer yandan doğaya çok büyük zararlar veren bir sektörü desteklemek, açıklanamayacak bir çelişki. Hayvancılık, ormansızlaşmanın bir numaralı nedeni; sera gazı ve metan gazı salımı, topraksızlaşma, su, hava ve topraktaki kirlenme, bitki ve hayvan türlerinin yok olması, kuraklık, okyanuslardaki ölü bölgeler… Hepsi ile doğrudan ilgili.

Ne yazık ki dünya liderleri de aynı tutum içinde. Hayvancılığın sağladığı geliri düşünüyor, birçok insanın bu yolla geçindiğini söyleyip bu sektörü desteklemeyi sürdürüyorlar. Tarımda dönüşümün sağlanması için devletin bu yönde katkı sağlaması şart ama bu aşamada bunu ancak ekonomisi güçlü olan ülkeler gündemine alabilir. Nitekim Danimarka hükümeti, bu ay “bitki bazlı eko-plan” politikasını duyurdu. Yaptığı açıklamayla bitkisel ürün geliştirilmesi ve bunların tanıtımı için 9 yıl içinde 90 milyon Euro, çiftçilere de bitki bazlı üretime geçmeleri için 5 yıl içinde toplam 78 milyon Euro yardımda bulunacağını açıkladı. Yeryüzünün ve onun üzerinde yaşayan her canlı için öncelikli hedef tarımı bitki bazlı üretime dönüştürmek olmalı.

‘İnsanlar bir aşamada dönüşüme mecbur kalacak’

Hayvan hakları, veganlık konusunda gelecekten umutlu musunuz? Sizce bir dönüşüm olacak mı?

Umutlu olmasam yıllardır zamanımın büyük bölümünü bu konudaki aktivizme ayırmazdım. İnsan dışı hayvanlara yönelik sistematik şiddeti etik olarak sorgulayıp buna son veren insanlar zamanla artacak elbette ama kendi konfor alanından çıkmak istemeyenlerin sayısı çok daha fazla. Ancak dönüşümü hızlandıracak etkenler de var. Hayvansal tüketimin küresel iklim krizi, virüsler ve insan sağlığı üzerindeki olumsuz etkileri, her gün yeni bilimsel araştırmalarla daha net olarak ortaya konuyor. Doğal afetler, felaketler arttıkça, susuzluk ve kuraklık baş gösterdikçe, sera gazı salımını azaltmak hayati bir önem kazandıkça, insanlar bir aşamada dönüşüme mecbur kalacak. Tabii önemli olan insanın kendisini etik açıdan dönüştürüp şiddeti finanse etmemesi ama küresel ısınma sorunu bunu yapmayı reddeden çoğunluğu da doğa önemli ölçüde dize getirecek gibi görünüyor.

Sonuçta belki bizim kuşak bu dönüşümün yaygın olarak yaşandığını göremeyecek ama inanıyorum gelecek bugünden çok farklı olacak. Herkesin vegan olduğu bir dünya şu anda bir ütopya olarak görünse de geleceğin “etinin” bitkisel olacağını tahmin etmek bugünden olanaklı.

Hayvan özgürlüğünü savunan aktivistler olarak hayvanların sesini duyurmak için mücadelemiz sürecek. Gün gelecek, bu sesi duymayan kalmayacak. Gün gelecek, insanlar için adaleti savunanlar, hayvanlar için de adalet isteyecek. Gün gelecek, her bilinç sahibi, duyarlı canlının yaşam hakkını herkes kabul edecek. İşte o gün dünya daha yaşanılabilir bir gezegen olacak.