Yeni İnsan Yayınevi, Fide Serisi’ne Pınar Eldem Çulhaoğlu imzalı “Nuh’un Lezzet Gemisi” başlıklı kitabı ekledi.
Dünya baş edilemeyen bir salgın hastalığın ortasında… Çözüm olarak ortaya konan şey ise belli çocukların gemiye bindirilip bir adanın yakınlarına götürülmesi. Bu çocukların, geleceği kurtarması ümit ediliyor.
Esra da bu çocuklardan biri. Esra, tüm çocuklar gibi evdeki online derslerine girip bir yandan kendilerine bakan babaannelerine yardım ederken, babasından gelen bir telefonla kendini hiç bilmediği bir yerde tanımadığı insanların arasında buluyor. Asıl hikâye burada başlıyor.
Çocuklar ekoköy kurabilir mi?
Nuh’un Lezzet Gemisi, iş birliği ve dayanışma ile zorlu koşullarla nasıl baş edilebileceğinin harika bir örneği. Gemi mürettebatının zorbalıklarıyla karşı karşıya kalıp onların hakkından gelen çocuklar feci bir kaza sonucu kendilerini ıssız bir adaya zar zor atıyorlar.
Burada ise okulları olmadan öğrenmeye ve üretime devam ediyorlar. Sonucunda kendi ekoköylerini kuruyorlar. Herkesin ilgi alanlarına göre iş bölümünün yapıldığı, bilenin bilmeyene anlattığı, eğlencenin, maceranın ve gülüşlerin eksik olmadığı bir ekoköy…
Pınar Eldem Çulhaoğlu
Mardin doğumlu olan Pınar Eldem Çulhaoğlu, ODTÜKoleji’ni bitirdikten sonra Bilkent Üniversitesi turizm bölümünden mezun oldu. Wirtschaft Viyana Üniversitesi’nde işletme yüksek lisansının ardından Muğla Üniversitesi’nde işletme üzerine doktorasını tamamladı.
Uzun yıllar turizm sektöründe farklı pozisyonlarda görev aldıktan sonra Satış Pazarlama Direktörlüğü yaptı. İşi gereği ve yeni yerleri, kişileri görme, tanıma tutkusuyla Avusturalya ve Güney Amerika kıtaları dışında bütün dünyayı gezdi. En büyük hayali bu bilgi birikimini genç nesillere kitapları aracılığıyla aktarabilmekti.
Kariyerine Tarımsal Hizmetler alanında devam eden Pınar Çulhaoğlu; kitaplarında gençlere renkli dünyaların, unutulmaz maceraların yanı sıra doğayı, toprak anayı ve tüm ekolojik sistemi korumanın önemini anlattı. “Düpdünya”“Düpdünya 23 Nisan” “Hindi Ba” ve “Nuh’un Lezzet Gemisi” kitaplarında çocuk gözüyle doğa-insan sevgisi örüntüleri içinde onların serüvenlerini aktardı.
Hâlâ İzmir Büyükşehir Belediyesi bünyesinde “Başka Bir Tarım Mümkün” vizyonu ile Can Yücel Tohum Merkezi, Terra Madre organizasyonu ve İzmir Tarımı Geliştirme Merkezi’ndeki çalışmalarda etkin görev alan ve bu çalışmalara katkı sağlayan Çulhaoğlu, doğa tutkusunu kitaplarıyla bütünleştirmeye ve gençlerle buluşturmaya devam etmektedir.
Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, ekonomik zorluklar yaşayan aileler için hazırladıkları Kara Kış Destek Paketi‘ni açıkladı.
Yavaş, başvuruda bulunan ailelere doğal gaz desteğinde bulunacaklarını, aralık ayında da 220 bin ailenin 500 TL’lik ayrıca mali destek alabilmesi için çalışmalara başladıklarını duyurdu.
‘Kara Kış Destek Paketi’mizle çetin ayları birlikte aşacağız’
Kara Kış Destek Paketi’yle ilgili açıklamalarda bulunan Yavaş, ayrıca yılbaşı itibariyle 20 bin civarında öğrencinin servis ücretlerini ödemeye başlayacaklarını da kaydetti:
Bugüne kadar 6 milyon tek yürek olduk. Hiç kimsenin bu kentte ‘Benim hiç kimsem yok mu?’ sorusunu cevapsız bırakmadık.
Cumhuriyetimizin başkentini iyiliğin de başkenti haline getirdik. Bir yandan kuraklık, bir yandan pandemi süreci, bir yandan da ekonomik koşullar nedeniyle hemşehrilerimizin büyük bir kısmının çeşitli zorluklar yaşadığını biliyoruz. Bu sorunu aşmak için yeni bir sayfa açıyor, ‘Kara Kış Destek Paketi’mizi açıklıyoruz.
Yeni destek paketimizde bize başvuran ihtiyaç sahibi ailelerimize doğal gaz desteğinde bulunacağız. Bu desteğe başvuru durumuna göre 400 milyon lira civarında bütçe ayırırken, aralık ayında 220 bin ailemizin Başkent Kartı’na 500 liralık ayrıca destek tutarını yatırması için çalışmalarımıza başladık.
Tüm bunların yanında yılbaşından itibaren sosyal yardım alan her ailemizin Başkent Kartı’yla günlük birer ekmek ve aylık birer kilo et alabilmeleri için hazırlıklarımızı sürdürüyoruz.
Yılbaşından itibaren 20 bin civarında evladımızın da servis ücretlerini ödemeye başlayacağız. Hiçbir çocuğumuz yatağa aç girmesin, kimse aç ve açıkta kalmasın diye hazırladığımız Kara Kış Destek Paketi’mizle çetin ayları birlikte aşacağız. Güneşli günlere hep birlikte ulaşacağız.”
600 Milyon TL'lik KARA KIŞ DESTEK PAKETİMİZİ başlatıyor, Ankara ayazında dayanışmayla ısınıyoruz.
Başkent'te kimse yatağa aç girmeyecek, okumayan hiçbir çocuk kalmayacak.
İtalya‘nın önde gelen iklim değişikliği araştırma merkezi ve IPCC‘nin Ulusal Odak Noktası olan Avrupa-Akdeniz İklim Değişikliği Merkezi‘nin (CMCC) yayımladığı yeni rapora göre, emisyonları azaltmak için acil olarak harekete geçilmediği sürece, ortaya çıkacak iklim etkileri G20 ülkelerinde geri dönüşü olmayan bir yıkıma neden olacak.
Türünün ilk çalışması olan G20 İklim Etkileri Atlası, iklim etkilerinin önümüzdeki yıllarda dünyanın en zengin ülkelerinde nasıl sonuçlar doğurabileceğine dair bilimsel projeksiyonları derliyor.
Araştırma, yüksek emisyon senaryosunda, katlanarak artan iklim etkilerinin G20’de yıkıcı hasara yol açacağını tespit ediyor.
Sıcak dalgaları 10 kat uzun sürebilir
Araştırma, artan sıcaklıkların ve yoğun sıcak hava dalgalarının şiddetli kuraklıklara neden olabileceğini, tarımsal faaliyetler için gereken su kaynaklarını tehdit edebileceğini, büyük ölçekli can kayıplarına neden olabileceğini ve ölümcül yangın olasılığını arttırabileceğini göstermektedir. Bazı ülkeler için bu sonuçlar aşağıdaki gibi somutlaştırılabilir:
2050’ye gelindiğinde, sıcak dalgalarının tüm G20 ülkelerinde en az on kat, Arjantin, Brezilya ve Endonezya‘da ise 60 kat daha uzun sürme ihtimali vardır.
2050 yılına kadar, Hindistan‘da, pirinç ve buğday üretimindeki azalma, 81 milyar Euro’ya varan ekonomik kayba ve çiftçi gelirlerinde yüzde 15 düşüşe neden olabilir.
2050 itibariyle, Avustralya’da orman yangınları, kıyı taşkınları ve kasırgalar sigorta maliyetlerini artırabilir gayrimenkul değerlerinde 611 milyar Avustralya doları düşüşe neden olabilir.
Pandemiden daha fazla gelir kaybı
Raporda, karbon emisyonlarını azaltmak için bir an önce harekete geçilmemesi halinde, G20 ülkelerinde iklim hasarına bağlı GSYİH kayıplarının her yıl artacağı ve bu artışın 2050 yılına kadar yılda en az yüzde 4 oranında seyredeceği belirtiliyor. Bu oran 2100 yılına kadar yüzde 8’in üzerine çıkabilir, bu durumda, G20’nin Covid-19 nedeniyle yaşadığı ekonomik kaybın iki katı kadar bir kayıp yaşanacaktır. Bazı ülkeler çok daha kötü darbe alacak, örneğin Kanada, 2050 yılına kadar GSYİH’sinde en az yüzde 4, 2100 yılına kadar ise yüzde 13’ün üzerinde (133 milyar €’dan fazla) kayıp yaşayabilir.
Xinhua/Zhang Cheng
‘G20 hükümetlerini bilimi dinlemeye çağırıyoruz’
CMCC’de raporun koordinasyonundan sorumlu Donatella Spano, “Kuraklık, sıcak hava dalgaları ve deniz seviyesinin yükselmesinden, azalan gıda kaynaklarına ve turizme yönelik tehditlere kadar uzanan bu bulgular, derhal harekete geçmediğimiz sürece iklim değişikliğinin dünyanın en büyük ekonomilerini ne kadar şiddetli vuracağını gösteriyor” dedi.
Spano açıklamasında “Bilim insanları olarak, sadece emisyonlarla mücadele ederek ve iklim değişikliğine uyum sağlamak için hızlı bir şekilde harekete geçerek iklim değişikliğinin ağır etkilerini sınırlandırabileceğimizi biliyoruz. Önümüzdeki zirvede G20 hükümetlerini bilimi dinlemeye ve dünyayı daha iyi, daha adil ve daha istikrarlı bir geleceğe giden yola sokmaya davet ediyoruz” yorumunu yaptı.
Yüksek emisyon senaryosuna göre, Türkiye iklim etkileri nedeniyle 2050 yılına kadar GSYİH’sinin yaklaşık yüzde 2’sini, 2100’e gelindiğindeyse neredeyse yüzde 8’ini kaybedebilir. Paris Anlaşması’nın küresel sıcaklık artışını en fazla 2 derecenin altında tutma hedefi tutturulursa, bu kayıp 2100 itibariyle yüzde 0,64’e indirgenebilir.
Sıcaklık artışının 4 derece olduğu senaryoda, sıcak hava dalgaları günümüze kıyasla 2036 ila 2065’e kadar kırk iki kat daha uzun sürecek; bu süre, küresel sıcaklık artışının yaklaşık 2 derece ile sınırlandığı senaryoya kıyasla neredeyse sekiz kat, emisyonların oldukça düşük seviyede tutulduğu ve sıcaklık artışının 1,5 dereceyle sınırlandığı senaryoya kıyasla üç kat daha uzun.
Su ve besin kaynaklarının yeterli olacağı varsayılırsa ve iklim değişikliğinin zararlılar veya hastalıklar üzerindeki etkisi, sel veya fırtına gibi aşırı olaylar ve gübrelemenin yoğun CO2 etkisi dikkate alınmazsa, Türkiye’de buğday ve şeker pancarından elde edilen verim iklim ısındıkça yükselebilir, ancak mısır verimi düşecektir. Gerçekteyse, bu koşullar karşılanmayabilir, örneğin tarım sektöründe su talebinin 2050 yılına kadar yüzde 44 ila yüzde 47 civarında artması muhtemeldir, bu da büyük ölçüde verim kayıplarının yaşanacağı anlamına gelir.
Türkiye’de su tüketiminin yaklaşık dörtte üçü sulama amaçlıdır (bu durumda tarım, birincil su kullanıcısıdır); ancak, 2016 yılında, ekili arazilerin sadece yüzde 31,4’ü sulanabildi.
Ayrıca, küresel sıcaklık artışının 4 derece olacağı senaryoda, tarımsal kuraklık 2036-2065 itibariyle yüzde 88 daha sık görülen bir durum haline gelecektir. 2 derece senaryosunda (Paris Anlaşması’nın kabul ettiği azami sıcaklık artışı) söz konusu oran yüzde 58’e düşer ve Paris Anlaşması’nın sıcaklık artışını 1,5 dereceyle sınırlandırma dayalı ana hedefi tutturulsa bile, tarımsal kuraklık görülme sıklığı hâlâ yüzde 33 daha fazla olacaktır.
Yüksek emisyon senaryolarında, şiddetli kuraklık olasılığı yüzde 43’e yaklaşırken düşük emisyonlarda bu olasılık yüzde 21’e düşecektir.
Türkiye’nin su stresi risk kategorisi 2040 yılına kadar ‘yüksek’ten ‘son derece yüksek’e çıkacak.
Türkiye’nin kumsallarla kaplı kıyıları 2050’ye kadar yaklaşık 23 metre geri çekilerek turizmi etkileyebilir.
Türkiye’de yangınlar nedeniyle yanan alanların yüzölçümü, yüksek emisyon senaryosunda 2050 yılına kadar yılda 718 kilometrekare, düşük emisyon senaryosundaysa ise yılda 558 km2 artacak.
Genellikle klimalarla karşılanan artan soğutma ihtiyacı, artan ısıtma ihtiyacından daha ağır basacak ve orta seviye emisyon senaryosunda, 2050 yılına kadar elektrik talebinde 119 milyar KWh’lik bir artışa neden olacaktır.
Kıyıların korunması için alınan tedbirlerde iyileştirmeler yapılmazsa, yüzyıl ortasına kadar deniz seviyesinin yükselmesiyle ortaya çıkacak zararın büyüklüğü, yüksek emisyon senaryosunda, 19,8 milyar Türk lirası (₺), düşük emisyon senaryosundaysa 12 milyar lira olacaktır. Yüzyılın sonuna kadar ortaya çıkacak zarar ise sırasıyla 26,4 ve 29,3 milyar Türk lirasına (₺) yükselmektedir.
Türkiye, G20 ülkeleri arasında sera gazı emisyonlarında 16. sıradadır ve emisyon seviyesi düzenli olarak artmaktadır. Paris Anlaşması’nı 2021’de onaylayan Türkiye, anlaşmayı onaylayan son G20 ülkesi olmuştur.
Ölümler artacak
İklim değişikliğinin kıyı erozyonundan tropikal hastalıkların yayılmasına kadar çeşitlilik gösteren etkilerinden dolayı, her G20 ülkesi risk altındadır. Araştırmaya göre:
Yüksek emisyon senaryosunda, Avrupa’da, aşırı sıcakların sebep olduğu ölümler, 2100’e kadar, yılda 2 bin 700’den 90 bine yükselebilir.
2050’ye kadar, avlanabilecek balık miktarı Endonezya’da beşte bir oranında düşebilir ve yüz binlerce kişinin geçim kaynağını ortadan kaldırabilir.
Deniz seviyesinin yükselmesiyle, kıyılardaki altyapı 30 yıl içinde yok olabilir. Yüksek emisyon senaryosunda, Japonya 2050 yılına kadar 404 milyar €, Güney Afrika ise 815 milyon € zarara uğrayabilir.
Hızlı harekete geçmeli
Bununla birlikte, G20 ülkeleri düşük karbonlu politikaları ne kadar hızlı benimserse, iklim etkileri o kadar az katlanacak ve daha yönetilebilir hale gelecek.
Küresel sıcaklık artışı 2°C ile sınırlandırılırsa, iklim etkilerinin maliyeti, 2050 yılına kadar G20’nin toplam GSYİH’sinin sadece yüzde 0,1’ine ve 2100 yılına kadar yüzde 1,3’üne karşılık gelecek şekilde düşebilir.
2015 yılında imzalanan Paris Anlaşması’nda, ülkeler küresel sıcaklık artışını “2 derecenin epey altında” tutmayı kabul ettiler. Ancak mevcut politikalar ve taahhütlerle dünya yaklaşık 3 derecelik bir sıcaklık artışı yoluna girmiş durumda.
‘Karar vermek zorundalar’
Paris Anlaşması’nın mimarlarından Laurence Tubiana: “Harekete geçmek için fırsat penceresi hızla kapanıyor. G20 ülkeleri bir taraftan Covid-19’un ardından ekonomik toparlanmayı teşvik edip diğer taraftan COP26 öncesinde iklim planlarını hazırlarken acil bir karar vermek zorundalar. Ya küresel ekonomi korunup düşük karbonlu bir geleceğe hızlı bir geçiş yapılacak; ya da kirletici politikalar takip edilerek küresel ekonomi raydan çıkarılacak. G20’nin ekonomik gündemini bir iklim gündemine dönüştürme getirme zamanı geldi” diyor.
Rapor hakkında
G20 İklim Riski Atlası, mevcut literatür ve verileri kullanarak ve ülkeye özgü bilgileri homojen ve esnek bir yapıda birleştirerek G20’deki tarihsel iklim eğilimlerinin ve gelecekteki değişikliklerin kapsamlı bir analizini sunuyor.
Bilgiler, modelleme çalışmalarından, veri analizlerinden ve hakemli makaleler, teknik raporlar ve Horizon 2020 projelerinin erişime açık materyalleri de dahil olmak üzere en son bilimsel araştırma ve göstergelerden yararlanılarak elde edilmiştir.
İklim Riski Atlası, her bir G20 ülkesi için iklim etkileri hakkında 11 göstergeye göre bilgi sunar. Bu göstergeler, iklim, okyanuslar (denizler), kıyılar, su, tarım, ormanlar ve yangınlar, kentler, sağlık, enerji, ekonomik etkiler ve politikalardan oluşuyor.
Resmi Gazete‘de yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı‘na göre, sağlık çalışanları yıl sonuna kadar toplu taşıma hizmetlerinden ücretsiz yararlanacak.
Karara göre, koronavirüs salgınının yayılmasının önlenmesine yönelik tedbirler kapsamında, sağlık hizmeti veren kamu ve özel sektöre ait tüm sağlık kurum ve kuruluşlarında çalışan personel, ilgili belediye tarafından karar verilmesi şartıyla belediyeler ve bağlı kuruluşları ile bunların kurdukları birlik, müessese, işletme ve şirketlerce yürütülen toplu taşıma hizmetlerinden, Başkentray, Marmaray ve İzban seferlerinden 31 Aralık 2021’e kadar ücretsiz yararlanabilecek.
Türkçimento Başkanı Fatih Yücelik, kömüre eylül ayında yüzde 15, geçen hafta da yüzde 22 oranında zam geldiğini açıkladı.
Yücelik, “Küresel piyasada zaten çok yüksek olan kömür fiyatları Çin ve Hindistan‘daki talebin artması ile daha da yükselebilir” ifadelerini de kullandı.
‘Endişeyle takip ediyoruz’
Bloomberg HT‘de yer alan habere göre Fatih Yücelik, kömür fiyatlarını endişeyle takip ettiklerini kaydetti:
Küresel piyasada zaten çok yüksek olan kömür fiyatları Çin ve Hindistan’daki talebin artması ile daha da yükselebilir. Bu kısmı sektör olarak endişe ile takip ediyoruz. Hem kömür fiyatları hem de navlunlar sektörümüz için sürdürülemez noktada, bu iki konuda ülkemizin de çeşitli teşviklerle reel sektörü desteklemesi hem enflasyonla mücadele, hem de yurtdışı rekabet gücümüz için çok önemli.”
‘Çin, maliyet seviyesini korumaya çalışıyor’
Çin’in kömüre tavan fiyat uygulaması ile ilgili de değerlendirmelerde bulunan Yücelik, ülkenin maliyet seviyesinin korunması için böyle bir uygulamaya gidildiğini kaydetti:
Çin’in lokal piyasada kömür fiyatları için üst limit koyması kendi enerji sektörünü ve sanayisini korumak için attığı önemli bir adım, sanayisinin ihracat gücünü ve maliyet seviyesini korumak için bu tarz bir uygulamaya gidildi. Bu konuya ek olarak Avustralya’dan uzun süreden sonra kömür alımına izin verildi.”
Yeni indirimle beraber Ankara‘da ortalama 8,75 TL’den satılan benzinin litre fiyatı 8,50 TL’ye, İstanbul’da ortalama 8,67 TL olan benzin 8,42 TL’ye ve İzmir’de ortalama 8,75 TL olan benzin 8,50 TL’ye inecek.
Bugün İzmir’in Kanal İstanbul’u olarak bilinen ve ayrıntıları kamuoyundan sır gibi saklanan Çeşme Turizm Projesi’ne ilişkin meslek, çevre ve sivil toplum örgütleriyle, İzmir ve Çeşmelilerin açtığı ikinci davanın bilirkişi keşfi yapıldı.
Yarımada’dan uzak durun platformuyla, meslek örgütlerinin yaptığı çağrılar sonucu çok sayıda İzmirli ve Çeşmeli keşfi yakından izledi. Keşfi izleyenler arasında İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin eski başkanı Aziz Kocaoğlu da vardı.
Uzmanlar dinlendi
Danıştay tarafından dava için atanan bilirkişiler Prof. Dr. Melih Ersoy, Prof. Dr. Cemal Can Bilgin, Prof. Dr. Necibe Aydan Sat, Doç.Dr. Mücahit Taha Özkaya ve Doç. Dr. Koray Kamil Yılmaz turizm bölge sınırlarını değiştiren karara karşı açılan dava nedeniyle yapılan keşfin ilk bölümünde; bazıları türleri tehlike altında olan 168 tür kuşa ev sahipliği yapan Alaçatı Azmak’ta davacı avukatları ve onların getirdiği uzmanları dinlediler.
Ayrıca dava ile ilgili çok sayıda uzman görüşünü içeren dosya keşif hakiminin onayı ile dosyaya eklendi. Daha sonra Çeşme yarımadasının değişik noktalarında keşif davacı avukatlarının da katılımıyla bilirkişi tarafından sürdürüldü.
Özer Akdemir/Evrensel
Detayları bilinmiyor
Bilindiği gibi ‘Çeşme Turizm Projesine’ ait detaylar tam olarak kamuoyu tarafından bilinmiyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı proje ile ilgili ayrıntıları kısmen işadamları ve yerel yönetimlerle paylaşıyor.
Bu toplantılardan kamuoyuna yansıyan bilgilere göre Çeşme’deki kamu arazilerinin yüzde 55’i proje alanında kalıyor. Turizm geliştirme bölgesi olarak belirlenen alan çok sayıda parsele bölünerek turizm yatırımcılarına verilecek.
Bölge nüfusu 5-6 kat artacak
Böylece kamu malı olan dönümlerce arazi sermayeye aktarılacak. Proje ile bölgede yapılması planlanan çok sayıda otel, marina, alış-veriş merkezleri, havaalanı ve bir tane de kanal var. Proje tamamlandığında bölgenin nüfusunun 5-6 kat katlanarak çoğalacağı hesaplanıyor.
Tüm bunlar düşünülünce proje ile Çeşme yarımadasına ve İzmir’e yaşatılmak istenen tehdidin gerçek boyutu ortaya çıkıyor. Bilirkişi raporunun 3-6 ay arasında çıkması bekleniyor
Rekabet Kurulu, Fenerbahçe-Kalamış Yat Limanı’nın işletme hakkını 40 yıllığına Koç Holding’in bağlı ortaklığı Tek-Art Kalamış ve Fenerbahçe Marmara Turizm Tesisleri A.Ş tarafından devralınmasını onayladı.
Geçtiğimiz ay liman için ihale yapılmış ve ihaleye Tek-Art Kalamış ve Fenerbahçe Marmara Turizm Tesisleri A.Ş, Kiler Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı A.Ş ve Cey Ortak Girişim Grubu (Ceynak Lojistik ve Ticaret AŞ- Ceyport Terminal Lojistik ve Ticaret AŞ) katılmıştı.
Limanın özelleştirilmesine tepki gösterilmişti
Yat limanının özelleştirilmesiyle ilgili karar 2013’te Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girmiş, bununla birlikte de Kadıköy Belediyesi, mahalle sakinleri ve Mimarlar Odası ve Şehir Plancıları Odası kararın iptali için Özelleştirme Yüksek Kurulu’na itirazda bulunmasına rağmen itirazlar reddedilmişti.
Danıştay da benzer yönde başvuruları reddederken, son dönemde Kadıköy belediyesi yat limanının özelleştirilmesi yerine kendilerine satılması yönünde kampanya başlatsa da sonuç değişmemişti.
Kadıköy Belediyesi Başkanı Şerdil Dara Odabaşı, konuyu Anayasa Mahkemesi’ne götüreceklerini kaydetmişti.
1987 yılında hizmet vermeye başlayan Fenerbahçe Kalamış Yat Limanı, 7 Mart 2011’de özelleştirme kapsam ve programına alındı.
Limanın 1291’i denizde, 220’si karada olmak üzere toplamda 1511 yat bağlama kapasitesi bulunuyor. Fenerbahçe-Kalamış Yat Limanı, Türkiye’nin ikinci, İstanbul’un ise en büyük yat limanı. Liman, İstanbul’un toplam kapasitesinin yüzde 23,8’ini, Türkiye’nin ise yüzde 6’sını temsil ediyor.
İklim krizine karşı karbon ayak izini azaltmak üzere alınacak bireysel önlemler sık sık konuşulurken seks hayatına dair atılabilecek çeşitli adımlar da gündeme geliyor.
Vegan prezervatif ve atıksız doğum kontrol hapı gibi ürünler son yıllarda giderek popülerleşiyor.
BBC’nin derlediği haber, “çevre dostu seks” kavramının ne olduğuna, nasıl mümkün olabileceğine ışık tutuyor.
Yılda 10 milyar prezervatif üretiliyor
Nijerya’dan çevresel sürdürebilirlik uzmanı Dr. Adenika Akinsemolu “Bazıları için çevre dostu seks, gezegene daha az zarar veren oyuncaklar, yatak ürünleri, prezervatifler seçmek anlamına gelirken bazıları için ise porno üretiminin çalışanlardan çevreye yarattığı tahribatı azaltmak anlamını da kapsıyor” dedi.
Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu her yıl 10 milyar erkek lateks prezervatifi üretildiğini ve çoğunluğunun çöplere atıldığını tahmin ediyor. Prezervatiflerin çoğunun sentetik lateksten üretilmesi ve kimyasallar içermesi nedeniyle geri dönüştürülemeyeceği biliniyor.
Su bazlı ve organik ürünler
Seks hayatında kullanılan çok sayıda yağın da fosil yakıtlar içerdiği bilinirken çevre dostu olması amacıyla su bazlı ve organik ürünlere yönelim artıyor.
TikTok’ta cinsel sağlık üzerine videolar paylaşan Dr. Tessa Commers’ın en çok izlenen videosu evde yapılabilecek bir yağ tarifi verdiği video olmuştu.
Dr. Akinsemolu “Su bazlı kayganlaştırıcılar, vegan ve organik prezervatifler sürdürülebilir bir seks hayatı için iyi seçim” dedi.
Duş seksinden kaçınmak
Öte yandan daha “yeşil” ürünler seçerken koruyuculukları konusunda dikkatli olmak gerektiği de belirtiliyor.
BBC’nin derlemesinde, çevre dostu seks için çeşitli öneriler sunuluyor. Bu öneriler arasında etik bir şekilde üretilmiş iç çamaşırları satın almak, duş seksinden kaçınmak, daha az sıcak su harcamak, seks sırasında ışıkları kapatmak gibi yöntemler yer alıyor.
Çocuk sahibi olmanın etkisi
2017 yılında yapılan bir araştırma, gelişmiş bir ülkede arabasız yaşamanın yılda 2.3 ton karbondioksit üretimini engelleyeceğini, bitki bazlı beslenmenin ise 0.8 ton engelleyeceğini belirtiyor. Öte yandan çocuk sahibi olmamanın ise 58.6 ton karbondioksit üretimini engelleyeceğini gösteriyor.
Her geçen zaman daha fazla kişi çocuk sahibi olma konusunda çekimser hale geliyor. Sussex Dükü Prens Harry, Meghan Markle ile “en fazla” iki çocuk sahibi olacaklarını, bunun temel nedenlerinden birinin de çevre olduğunu söylemişti.
İklim yüzünden çekince
ABD Temsilciler Meclisi Üyesi Alexandria Ocasio Cortez de C40 Dünya Belediye Başkanları Zirvesi 2010’da iklim ve çevre endişeleri nedeniyle çocuk yapmaktan çekildiğini söylemişti.
Bu yıl gerçekleştirilen bir ankete katılan 10 bin genç kişinin dörtte üçü iklim değişikliği nedeniyle “gelecekte çocuk sahibi olma konusunda çekinceleri olduğunu” söyledi.
Önümüzdeki yılın Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programı‘nda yer alan bilgiye göre sadece kadın öğrencilerin kabul edildiği kadın üniversiteleri kurulacak.
Resmi Gazete’de yayımlanan “2022 Yılı Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programı”nın “eğitim” başlığı altında yükseköğretim sistemindeki yeni hedeflere yer verildi. Belirlenen hedefler arasında, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan‘ın ilk olarak Japonya’da duyurduğu ve daha sonra 2019-2023 dönemini kapsayan 11. Kalkınma Planı‘nda yer alan kadın üniversitelerine ilişkin yeni hedefler yer aldı.
Buna göre, Japonya örneği incelenerek, sadece kadın öğrencilerin kabul edildiği kadın üniversiteleri kurulacak. Yıllık programda şu ifadeler yer alıyor:
“Japonya örneği incelenerek sadece kadın öğrencilerin kabul edildiği kadın üniversiteleri kurulacaktır. Japonya’daki kadın üniversiteleri incelenerek bir rapor hazırlanacaktır. Kız öğrencilerin ülkemizde farklı derecelerde yükseköğretime katılımları değerlendirilecek, sorun bulunan alanlar saptanacak ve buna yönelik çözüm önerileri geliştirilecektir. Kurulması planlanan kadın üniversitesinin akademik birimlerinin oluşturulmasına yönelik çalışmalar başlatılacaktır.”
Ne olmuştu?
Japonya‘daki Mukogawa Kadın Üniversitesi, 27 Haziran 2019 Perşembe günü Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a Fahri Doktora Unvanı verdi. Erdoğan buradaki konuşmasında şunları söyledi:
“Japonya’da 800 üniversitenin 80 tanesi kadın üniversitesi. Bu bizler için çok anlamlı. Bizde böyle bir şey yok, olması halinde de neler olur o ayrı bir soru işareti. Japonya bu noktada çok önemli bir örnek. Japonya’daki 80 kadın üniversitesini büyükelçime görev veriyorum, incelemek suretiyle ülkemde de bunun adımını inşallah atacağız.”
Cumhurbaşkanı, 3 Temmuz 2019’da konuştuğu uUluslararası öğrenciler mezuniyet töreninde de YÖK’e görev verdi:
“G20 Zirvesi‘nde gördüm, Japonya’daki 800 üniversitenin yüzde 10’u kadın üniversitesi. Sadece kızlardan oluşuyor. YÖK başkanına hatırlatıyorum. Çalışmanı buna göre yap. Çok önemli bir şey. Türkiye’de benzer bir adımı atmalı. Japonya’daki kızların oluşturduğu üniversite örneği ilginç. Lise yıllarında ülkemizde kız ve erkek liseleri vardı. Sonra karıştırdılar.”